Topraklarının bir bölümü Akdeniz Bölgesi’nde, bir bölümü de Ege Bölgesi’nde yer alan Muğla, kuzeyde Aydın, doğuda denizli ve Burdur, güneydoğuda Antalya, güneyde Akdeniz, batısında da Ege Denizi ile çevrilidir. Şehir merkezi Karadağ, Kızıldağ, Masa Dağı, Hamursuz Dağı ile çevrelenmiş olup, Hisar Dağı’ndan ovaya doğru yayılır. Ege Bölgesi’nin güneyinde, Anadolu’nun güneybatı köşesinde yer alan Muğla ilinin kıyıları girintili ve çıkıntılıdır. İç kesimlere doğru yüksekliği artan il topraklarını kuzeyinde, kuzeybatı-güneydoğu, doğu ve güneydoğusunda kuzeydoğu-güneybatı yönünde uzanan dağlar engebelendirir. Oyuklu Dağı (1.892 m.), Sandras dağı (Çiçekbaba Tepesinde 2.295 m.), Boncuk Dağı (2.265 m.) ve Akdağ’ın zirvelerinden birini oluşturan Salur Dağı (2.569 m.) bu dağların başlıcalarıdır.
İl topraklarının düzlük kesimleri oldukça azdır. Muğla, Milas, Gökova, Köyceğiz ve Dalaman Ovaları ilin başlıca düzlükleridir. Eşen Ovasının batı kesimi il sınırları içerisindedir. Tamamı küçük olan bu düzlüklerden Muğla Ovası bir gölovadır. İl kıyılarındaki girintiler Güllük Körfezi, Gökova Körfezi ve Fethiye Körfezi’dir. Çıkıntılar ise Bodrum, Reşadiye (Datça) ve Bozburun yarımadalarıdır. Bu kıyı göllerinin yer aldığı kesimlerin açıklarında tersane Adası, Karaada ve Salih Adası yer alır.
İl topraklarını Büyük menderes Irmağı’nın kollarından Akçay ve Çine Çayı, Akdeniz’e dökülen Dalaman Çayı ve Eşen Çayı (Kocacay) sulamaktadır. Bafa Gölü’nün doğusu, Akçay üzerindeki Kemer Baraj Gölü’nün güneydeki küçük bir bölümü ve Köyceğiz Gölü il toprakları içerisinde yer alır. İlin yüzölçümü 12.851 km2, 2000 Yılı Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu da 715.328’dir.
Bir dizi Fay hattı ile tektonik çöküntünün bulunduğu kalkerlerden oluşan bir alanda yer alan il topraklarının güneydoğu kesimi önemli bir deprem kuşağı üzerindedir.
İlin bitki örtüsü makidir. Geniş yer tutan kızılçam ormanları bazı kesimlerde kıyıdan itibaren başlar. Zeytinliklerinde geniş alanlar kapladığı ilin yüksek kesimlerinde karaçam ormanlarına zaman zaman sedir ve ardıç ağaçları da karışır. Merkez ilçe, Marmaris, Köyceğiz ve Fethiye’de sığla ağacı topluluklarına sıkça rastlanır.
Muğla’da Akdeniz iklimi etkisinde kalan kara iklimi hüküm sürmektedir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Yağışlar genellikle Kasım ve Mart ayında yoğundur. Yıllık sıcaklık ortalaması 14.9’dur.
İlin ekonomisi turizm, tarım, hayvancılık, ticaret, ormancılık ve inşaata dayalıdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler, buğday, arpa, mısır, susam çiğit, fasulye, patates, şeker pancarı, pamuk, tütün, zeytin, üzüm, kavun, karpuzdur. Bunların yanı sıra sebze de yetiştirilmekte olup, öncelikli olarak, dolmalık biber, patlıcan, pırasa, hıyar, sakızkabağı yetiştirilmektedir. İlin ikinci bir gelir kaynağı olan hayvancılık turizmin gelişmesi ile gerilemiştir. İl ormanlarındaki ağaçlandırma, kesim ve bakım çalışmaları orman işçilerinin gelir kaynağıdır. Bu ormanlardan elde edilen defne yaprağı, adaçayı, reçine ve sığla yağının bir bölümü yurtdışına ihraç edilmektedir. Yaygın biçimde arıcılık da yapılmakta olup, Türkiye’de en çok bal üreten ve balı ile ünlenen illerden biridir. Süngercilik eski önemini yitirmiştir. Turizmin gelişmesine paralel olarak balıkçılık önem kazanmıştır. Bafa ve Köyceğiz göllerinde de tatlı su balıkçılığı yapılmaktadır.
Turizmin gelişmesi ile birlikte inşaat sektöründe de büyük hareketlilik ve canlılık olmuştur. Muğla’da sanayii pek fazla gelişmemiştir. SEKA’nın Dalaman Müessesesine ait kağıt fabrikası ilin en büyük sanayii kuruluşudur. Diğer önemli sanayii kuruluşları ise,; çırçır, yün iplik ve halı atölyeleri, zeytinyağı, sabun, deterjan, çimento, tarım alet ve makineleri, kireç, yem ve süt ürünleri fabrikalarıdır. Küçük sanayiinde metal eşya, dokumacılık, orman ürünleri ve zeytinyağı üretimi yapan kuruluşlar vardır. İlin kıyı kesimlerinde tekne yapım yerleri bulunmaktadır.
Muğla yer altı kaynakları bakımından zengin olup, mermer yatakları çok yer tutmaktadır. Merkez ilçede asbest, zımpara taşı ve linyit; Datça’da magnezit, Fethiye’de krom ve magnezit; Milas’da diyasporit, çimento hammaddesi, dolomit, zımpara taşı, demir ve linyit, Yatağan’da diyasporit, çimento hammaddesi, zımpara taşı ve linyit yatakları bulunmaktadır.
Muğla’daki ilk yerleşimin İlk Tunç Çağında (MÖ.3500-200) kurulduğu sanılmaktadır. Batı ve kuzeybatıda denizcilik, tarım ve balıkçılıkla geçinen Anadolu kökenli Karialılar, güneydoğuda ise denizci bir halk olan ve korsanlıkla geçinen Lukalar yaşamakta idi. İlin bilinen tarihi Hititler ile başlamaktadır. MÖ.XIV.yüzyıldan günümüze ulaşan Hitit kaynaklarına göre yöre Ahhiyava adı ile anılıyordu. Antik Çağda yörenin batısı Karia, güneydoğusu da Lykia bölgesinin sınırları içerisindeydi.
Antik Karya Bölgesinin en eski yerleşim alanlarından olan Muğla, sırasıyla Karia, Mısır, İskit, Asur, Dor, Med, Pers (MÖ.546), Makedonya (MÖ.334), Pergamon Krallığı (MÖ.189) Roma (MÖ.133) ve Bizans egemenliğinde kalmıştır. Muğla’nın eski ismi, çeşitli kaynaklarda “Mobella, Mobolia, Moğola” olarak geçmektedir.
M.Ö. 3400 tarihinde bölgeye gelen kavmin başında “Kar” adında bir önder bulunmakta idi. Bu sebeple bölge “Karia” olarak anılmaya başlanmıştır. Karia kuzeyden Lidya, batıdan Frigya ve güneyden Lykia ile çevrilidir. Karia’nın toplu yerleşim merkezleri Muğla ve Milas’tır.
Bu dönemde Karia bölgesi, Ege Denizi’nden gelen Yunan sömürge dalgalarına sahne olur. Birinci sömürge dalgası sonunda Datça üst ve alt Knidoslarla Bodrum yerleşim birimleri kurulmuştur. Bunların başlıcaları İassos, Halikarnassos, Knidos, Keramos, Mylasa, labranda, Telmessos, leton, Pınara Dalaman (Daldala), Fethiye (Telmessos, Tlos, Xhantos-Kınık, Patara-Minare, Tlos-Eşen) Stratoneika-Eskihisar, Nakrasa-Karakuyu ve Akassos-Bozüyük ve Tlos’ur.
Anadolu’ya geçen Büyük İskender, M.Ö. 334’te Karia’ya Bodrum-Gümüşlük kapısından girmiştir. Büyük İskender’in Karya’ya girişinde, Karia Satrapı Ada, kardeşi Piksodaros’un isyanı üzerine Alinda’ya çekilmiştir. Ada, Alinda’da iken topraklarına giren Büyük İskender’e Alinda’nın anahtarlarını göndermiş, İskender’den kendisini “anası” olarak kabul etmesini istemiştir.Büyük İskender, Adanın bu isteğini kabul ederek Onu hem analığa, hem de Karia Satraplığı’na tekrar getirmiştir. Adanın Karia Satraplığı uzun sürmemiş, İskender’in Lykia’ya çekilmesi üzerine, kardeşi Piksodaros Adaya isyan ederek onu öldürmüş ve kendisi Karia Satrabı olmuştur (M.Ö. 333). İskender, Piksodaros’un ölümünden sonra haznedarı Philotas’ı Karia Satraplığı’na getirmiş, ancak İskender’in ölümünden sonra Karia karışıklık içine düşmüştür. Karia’da İskender’in komutanlarından Seleukos Nikator ve Pergamon Krallığı egemenliğine kadar sürecek karanlık bir dönem başlamıştır. Bu dönemden sonra Karia, Pergamon Krallığı’nın ardından da Roma egemenliği altına girmiş (M.Ö. 133), M.S. 395’te Büyük Roma İmparatorluğu ikiye ayrılmasından sonra da Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu sınırları içerisinde kalmıştır.
Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra tüm Anadolu gibi Muğla yöresi de Selçukluların egemenliği altına girmiştir. Bölge, Uç Beylerinden Menteşe Bey tarafından 1284’de ele geçirilmiştir. Menteşe Bey Karia’nın içlerine uzandıkça, Bizans nüfusunun önemli bölümünün kıyılara ya da adalara kaçtığını gördü. Batı Anadolu’nun en büyük oymak reisi Germiyan Bey’e mektup yazarak, Karia topraklarına Germiyan boylarından topluluklar istemiştir. Bu isteği uygun bulan Germiyan Bey, yeni fethedilen Karia topraklarına çok sayıda tirler ve topluluklar göndermiştir. Böylece, yörenin ilk nüfusu Germiyan Türklerinden oluşmuştur. Karia adı bırakılmış, yöreye Menteşe Bey’den dolayı “Menteşe” verilmiştir.
Yörede bir beylik kuran Menteşeoğulları yaklaşık 200 yıl boyunca burada egemenliklerini sürdürmüşlerdir. Yıldırım Beyazıt tarafından 1391’de Osmanlı topraklarına katılmış ancak, Ankara Savaşı’nın (1402) ardından Timur’un hakimiyetine girmiştir. Timur bu yöreyi tekrar menteşe Beyliği’ne vermiş, daha sonra II.Murat zamanında 1425’te yeniden Osmanlı topraklarına dahil olmuştur. Menteşeoğulları zamanında Yunanistan, Muğla kıyıları ve adalarına çıkmış, Rodos adasını bir süre egemenlikleri altına almışlar. Bu dönemde Rodos adasına yerleşen St. Jean Şövalyeleri Osmanlılar ve Menteşeoğulları ile savaşmışlar, Bodrum kalesini de bir süre ellerinde tutmuşlardır. Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1522’de Rodos Adası ve Bodrum Kalesi kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştır.
XIX.yüzyıl sonlarında Aydın vilayetine bağlı Menteşe (Muğla) sancağının yönetiminde idi. Zengin krom ve zımpara taşı yataklarını o yıllarda Avrupalıların işlettiği yöre I.Dünya Savaşı’ndan sonra 11 mayıs 1919-5 Temmuz 1921 tarihleri arasında İtalyanların işgaline uğramıştır. Kurtuluş savaşı sırasında İtalya, Yörük Ali Efenin Muğla’dan , Demirci Mehmet Efenin de Nazilli’den yönlendirdikleri ulusal direniş çalışmaları karşısında silahlı bir çatışmayı göze alamamıştır. Tüm Anadolu’da mitinglerin düzenlenip direnme örgütlerinin kurulması için İzmir’den gelen telgrafa, Muğlalı Kocahan Mitingi’ni düzenleyerek cevap vermiştir. Aldığı kararların ardından Vatan Müdafaa-i Cemiyeti, Serdengeçtiler Müfrezesi, Muğla Kuvayı Milliye’si gibi direniş komiteleri kurulmuştur. Muğlalılar, oluşturduğu direniş gruplarında yer alan gönüllerini Yunanlılara karşı Aydın cephesine göndermiş. Ege’de 57. Tümenden kalanlarla birleşen gönüllüler, Aydın çarpışmalarında düşmana ağır kayıplar verdirmişler.
Ege illeri arasında Muğla işgal sırasında en fazla şehit veren il olmuş. İç durumun karışıklığı, Yunanlılar ve işgal ettiği yörelerde ekonomik egemenlik kurma düşüncesine dayanan İtalyan politikasını Muğla halkı işgal süresince kurnazca değerlendirmiş, iki ateş arasında kalmaktan kurtulmuştur. Anadolu’daki durumun kötüye gittiğini anlayan İtalya, 2. İnönü Zaferi kazanıldıktan sonra ülkesindeki iç siyasal dalgalanmalarını öne sürerek 5 Temmuz 1921’de geri çekilmiş ve Muğla da bu işgalden kurtulmuştur.
Cumhuriyetin ilanından sonra tüm sancaklarla birlikte il yapılan Menteşe’nin adı Muğla olarak değiştirilmiştir.
Muğla’da günümüze gelebilen tarihi eserler: , Bargylia, Halikarnassos, Herakleia, Latmos, İassos, Köyceğiz (Kaunos), Keramos, Knidos, Milas (Mylasa), Labranda, Letoon, Pınara, Telmessos ve Tlos İlkçağ Kent Kalıntıları, Beçin kalesi, Bodrum Kalesi, Kadızade Köprüsü, Muğla Ulu Camisi (1344), Kurşunlu cami (1494), Şeyh camisi (1565), Pazar yeri Camisi (1843), Şahidi Camisi (1848), Milas Ulu Camisi, Ahmet gazi Medresesi, Mustafa Paşa camisi, Tepecik Camisi, Hacı İlyas Camisi, Firuz Bey Camisi, Ağa Camisi, Belen Camisi, Gümüşkesen Anıtı bulunmaktadır. Ayrıca Muğla'da Türk sivil mimari örneklerinden evler vardır. Gökova, Kızıldağ, Uslu Koyu, Katrancı Koyu, Küçükkargı, Değirmenbaşı, Ölüdeniz, Gemiler Koyu, Oyuktepe, Çabucak, Günnücek, Çetibeli, Bucak, Pamucak ve Aşı İskelesi Orman İçi Dinlenme Yerleri ilin belli başlı doğal güzellikleri arasındadır.
Muğla tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzanır. İlk çağlarda bu bölgeye Karia''lılar yerleştiği için Karia adı verilmiş. İlin bilinen tarihi ise Hitit''ler ile başlar. Hitit''ler bu bölgeye Lugga derlermiş. İmparatorluğun parçalanmasından sonra Frig''ler egemen olmuş, daha sonra Lydia''lılar bölgeyi ele geçirmişler, bu arada Dor''lar ve Ion''lar da yöreye göç etmişler. Bölge M.Ö. 546 yılında Pers''lerin, M.Ö. 334 yılında (Halikarnassos/Bodrum ve civarı) Makedonya Kralı Büyük İskender’ in, M.Ö. 189 da Bergama Krallığının, M.Ö. 133 de Roma İmparatorluğu''nun, Roma''nın ikiye bölünmesiyle de, Doğu Roma İmparatorluğu''nun hakimiyetine girmiş. Türklerin eline geçmesi Uç Beylerden Menteşe Bey tarafından 1284 de gerçekleşmiş. Bölge 1391 yılında, Yıldırım Bayezit, tarafındarı Osmanlı topraklarına katılmış, 1402 de Timur’un hakimiyetine geçmiş, Timur bu yöreyi tekrar Menteşe Beyliği''ne vermiş, daha sonra 1425 de II Murat zamanında, Menteşe Bölgesi tümüyle Osmanlı İmparatorluğu''nun egemenliğine geçmiş. Menteşe oğulları zamanında Yunanistan, Muğla kıyıları ve adalarına çıkmış, Rodos adasını bir süre egemenlikleri altına almışlar. Bu dönemde Rodos adasına yerleşen Sait Jean şövalyeleri Osmanlılar ve Menteşe oğulları ile savaşmışlar, Bodrum kalesini de bir süre ellerinde tutmuşlardır. Ancak 1522 de Kanuni Sultan Süleyman tarafından hem Rodos adası hem de Bodrum Kalesi Osmanlı İmparatorluğu’na katılmış.
Muğla ilinin merkezi Menteşe Beyliği zamanında Milas''tı; Muğla, Osmanlı İmparatorluğu döneminde merkez olmuş.
“Muğla” adının nereden geldiği konusunda çeşitli söylentiler bulunur. En yaygın söylentiye göre ilin adı, Selçuklu Sultanı Kılıçarslan’ın komutanlarından “Muğlu” Beyi adından gelmekte. Büyük olasılıkla burayı Muğlu Bey fethettiği için bu komutanın adı verilmiş, "Muğlu" zamanla Muğla''ya dönüşmüş. 1889 Aydın Vilayet salnamesinde rastlanan "Mobella" adı ise kentin ortaçağdaki adıdır
Kurtuluş savaşı sırasında, Muğla ve yöresini 11 Mayıs 1919 tarihinden itibaren işgale başlayan İtalya, Menderes''in güneyinde filizlenen ulusal güçlerle pazarlık ve anlaşma yapmak zorunda kalmış. İtalya, Yörük Ali Efe''nin Muğla''dan , Demirci Mehmet Efe''nin de Nazilli''den yönlendirdikleri ulusal direniş çalışmaları karşısında silahlı bir çatışmayı göze alamamış. İşgal üzerine tüm Anadolu''da mitinglerin düzenlenip direnme örgütlerinin kurulması için İzmir''den gelen telgrafa, Muğlalı Kocahan Mitingi''ni düzenleyerek cevap vermiş. Aldığı kararların ardından Vatan Müdafaa Cemiyeti, Serdengeçtiler Müfrezesi, Muğla Kuvayi Milliyesi gibi direniş komiteleri kurulmuş. 1920''de Ankara''da açılan 1. Dönem BMM''nde 6 milletvekiliyle ulusal mücadelede üzerine düşeni layıkıyla yapan Muğlalı, oluşturduğu direniş gruplarında yer alan gönüllerini Yunanlılara karşı Aydın cephesine göndermiş. Ege''de 57. Tümenden kalanlarla birleşen gönüllüler, Aydın çarpışmalarında düşmana ağır kayıplar verdirmişler. Ege illeri arasında Muğla işgal sırasında en fazla şehit veren il olmuş. İç durumun karışıklığı, Yunanlılar ve işgal ettiği yörelerde ekonomik egemenlik kurma düşüncesine dayanan İtalyan politikasını Muğla halkı işgal süresince kurnazca değerlendirmiş, iki ateş arasında kalmaktan kurtulmuş. Anadolu''daki durumun kötüye gittiğini anlayan İtalya, 2. İnönü Zaferi kazanıldıktan sonra ülkesindeki iç siyasal dalgalanmalarını öne sürerek 5 Temmuz 1921''de Muğla''dan ayrılmış. Muğla özgürlüğüne böylece kavuşmuş.
1927 yılından, son nüfus sayımının yapıldığı 2000 yılına kadar, Türkiye'nin nüfusu yaklaşık beş kart artış göstermiş ve 67.803.927'ye ulaşmıştır. Muğla ilinin nüfusu yaklaşık 4 kat artış göstererek, 2000 yılında 715.328'e yükselmiştir.
Muğla ilinin nüfus artış hızı, yakın yıllara kadar Türkiye'nin nüfus artış hızının altında kalmıştır. 1985 yılından itibaren, il ekonomisinin lokomotif sektörü olan turizmin gelişmesi ile birlikte artan göçler sonucu, nüfus artış hızı Türkiye'nin üzerinde olmuştur.
Muğla ilinde okuma ve yazma bilen nüfusun oranı, ülke genelinde olduğu gibi, her iki cinsiyet için sürekli artış göstermektedir.
2000 Genel Nüfus sayımı verilerine göre Muğla ilinde issizlik oranı %4,3'tur. İssizlik oranı ilce merkezlerinde il merkezinden yüksektir. İssiz nüfusun büyük çoğunluğunu, genç nüfus oluşturmaktadır.
Muğla ili Anadolulun güney-batısındadır. Güney-batisi, Fethiye körfezinden Mandalıya körfezi'ne kadar olan sahilleri kapsar. Muğla ilinin doğusunda Antalya, Burdur ve Denizli illeri, kuzeyinde Aydın ili, batısında Güllük, Gök ova ve Datça körfezleri'nin yer aldığı Ege Denizi ve güneyinde Akdeniz uzanmaktadır. Muğla ili en uzun sahil şeridine sahip olan ildir.
Muğla'nın yaklaşık %20'si tarım arazisi olup geri kalan alanlar dağlık ve engebeliktir. Dağlar, ormanlar, süngerciliğe ve balıkçılığa son derece elverişli koylar, turistik potansiyeli yüksek ve görülmeye değer tarihsel eserleri olmasına rağmen, kara ve deniz ulaşımı yetersizliğinden sahil ilçeleri dışında kırsal karakterde bir ilimizdir.
DAĞLAR
Marmaris Karaağaç koyuna kadar doğu-bati uzanışlı Muğla Menteşe yöresi dağları, Ege ve Akdeniz coğrafi bölgelerinin de ayrıldığı doğal sınırlar olan Karaağaç Koyu doğusunda, Bati Toroslar'in genel çizgilerine uyarak kuzeydoğu-güneybatı yönünde uzanırlar. Kırıklı arazide horst görünümündeki, çok dik yamaçlarla ovalardan ayrılan dağların başlıcaları Akdağ, Göktepe Dağı, Sandras Dağı, Oyuklu Dağı, Kavak Dağı, Beşparmak ve Gökbel Dağlarıdır.
PLATOLAR
Muğla'da geniş alanlı platolar yoktur. Geçirimli karstik arazi nedeniyle akarsular tarafından kazınmış az engebeli düzlükler olan plato alanlarını, sadece çöküntü ve kolye ovaları kenarlarını dağlardan ayran yamaçlarda küçük araziler durumunda görmek mümkündür. Bati ve Doğu Menteşe dağları eteklerinde, Menteşe platosu ve Bacın (Milas) platosu parçalı bir görünüm taşır.
OVALAR-VADİLER
Muğla'da bulunan baslıca düzlükleri, kıyı çöküntü alanlarına genç alüvyonların dolmasıyla oluşmuş kıyı ovaları, karstik yapıdaki kolye ovaları (gölova) ve akarsu vadi tabanları olarak uç gruba ayırmak mümkündür:
Esen ovası
Selci ovası (Mandan)
Fethiye ve Kargı ovası
Kemer ovası
Dalaman ovası
Diğer kıyı ovaları (Ortaca ve Dalyan, Köyceğiz-Kargıncık, Gök ova, Marmaris-Değirmen yanı, Milas-Ören, Bodrum-Bitez, Bodrum-Akçaalan dir).
Milas Ovası
Muğla Ovası
Yeşilyurt (Pisi) ovası
Yatağan-Bozüyük ve Turgut ovası
GÖLLER VE BARAJLAR
Muğla ili sınırları içerisinde Köyceğiz golü, Baba (Camici) golü, Hacet (Tuzla) golü, Denizcik, Sulundur ve Koca gol doğal golleri ile sulama amaçlı Mumcular ve Geyik barajları, küçük alanlı Ula ve Kazan göletleri vardır.
BİTKİ ÖRTÜSÜ
Muğla ilinin iklim ve toprak koşullarına göre şekillenen doğal bitki örtüsü çok çeşitli ve zengin bir flora oluşturur. İlimizin geniş alanlarında Akdeniz iklimi özellikleri egemendir. Kıs aylarında aşırı düşük sıcaklık ve kuraklık olmaması bitkilerin gelişimi için elverişlidir. Yüksek dağlık alanlar iğne yapraklı ormanlar bulunmaktadır.
Muğla ilinde, ekonomik değer taşıyan cam ormanları, kuzugöbeği mantarı, orkide, tavsan topu gibi bitkilerden bilinçsiz bir şekilde yararlanma yoluna gidilmiştir.
AKARSULAR
Menteşe yöresinde kalkerli karstik arazi çok geçirimli olduğundan, yüzünden akan akarsu gelişemez. Karamuğla ve Kanderisi gibi sel rejimli derelerin yataklarında ancak kıs aylarında su bulunur.
İKLİMİ
Muğla ili Akdeniz iklimi etkisinde kalmaktadır. 800 m yüksekliğine kadar olan alanlarda «Asil Akdeniz İklimi » ve daha yüksek alanlarda « Akdeniz Dağ İklimi » hissedilir. Sıcaklık değerleri, nemlilik, yağış miktarı ve hakim rüzgar yönleri yerel coğrafi koşullara göre değişmektedir.
Açık ön sofalar, avlu girişlerindeki kuzulu kapılar, ocaklar, bacalar, uzun ve geniş saçaklar, tavan süslemeleri, ahşap süslemeli verandalar, duvarlara gömülmüş dolap biçimli banyolar... Muğla evlerinin tipik birkaç özelliği.
Özellikle Hisar dağı eteklerine doğru yoğun bir şekilde yer alan bu evler, kentsel silueti kırmızı kiremit çatı-beyaz duvar ve üzerlerinden taşan yeşil ağaçlar üçlüsü ile oluşan armoni içinde, geleneksel kunun özünü oluşturan yapılardır. Büyük çoğunluğu avlulu ve iki katlı olur. Bazılarının sofaları sonradan kapatılmış, yakın devirde inşa edilenler ise, doğrudan kapalı sofalı olarak yapılır.
GENEL ÖZELLİKLERİ
Genel özellikleri, aile mahrumiyeti anlayışının bir ürünü olarak içe dönük olmaları. Özellikle zemin katlarında sokağa penceresi olan ev yok denecek kadar azdır. Buna Karşılık avluya bakan pencerelerin çokluğu dikkat çeker ve açık, yarı açık yaşam mekanlarıyla, geniş saçaklarla zenginleştirilir. Bu nedenle, ön cephe özelliği avlu tarafından ortaya çıktığından manzara ve güneş hakimiyetini de dengelemek üzere, evler parsellerin yukarı köşelerine ve kuzeye sağır, güneye açık olarak yerleşirler. Plan tipleri, sofa ile bunun etrafında yer alan odaların bulundukları konuma ve üst kata çıkan merdivenin yerine göre değişiklikler gösterir. Üzerlerinde yer aldıkları parsellerin biçimi ve komşu binaların konumu da planların oluşumunda etkili olabiliyor. Ancak, genel hatlarıyla merdivenlerin, sofa içindeki yerlere göre ortadan ve yandan merdivenli tipler olarak sınıflama yapmak da mümkün. Ortadan merdivenlerde, üst kata çıkış binayı simetrik olarak ikiye ayırdığı gibi, farklı şekillerde de bölebilir. Ancak her iki durumda da yaygın olan uygulama, merdivenin geriye doğru sokulan bir orta sofadan çıkması ve binanın arka duvarına yaslanmış olmasıdır. Merdiven ahşaptır. Altı depo olarak kullanılır. Her iki yanında simetri hakimse birer veya ikişer oda yer alır. Sofalardan odalara girişte 45 dereceli kırılmalar bulunur. Sofalar, avlu cepheleri boyunca uzandığı gibi sadece merdivenin açıldığı ve oda girişlerinin bulunduğu orta kısımda da yer alabilir.
Bu tiplerde de yaygın olan uygulama orta sofanın bina cephe hattının ilerisine doğru beşgen şekilde çıkma yapmasıdır. Ortadan çıkan merdivenin yapı kütlesine simetrik olarak ayırmadığı durumlarda ise sofanın bir tarafında odalar yer almakta, diğer tarafında ise yine sofanın devamı olan bir yan çık olan mekan bulunmakta. Genellikle, avluya bakan cephelerinde boydan boya sofa bulunan evlerde ise, üst kata merdivenle çıkılır. Sofanın genişliği binanın yanından çıkan merdivenin iki kolunun genişliği ile uyum içindedir. Odalar sofanın gerisinde ve yapının arka duvarına yapılmış olarak yan yana sıralanırlar. Her biri doğrudan sofaya açılır. Bu tiplerde merdiven altındaki hacmin bahçeye yakın olmasının da etkisiyle hele olarak yaygındır. Evlere, sokaklardan kuzulu kapı ile girilir. Bu kapı geniş iki kanadı olan ve bunlardan genellikle girişe göre sağ taraftakinin içinden ikinci bir küçük kapı açılan, 2.30 m. yükseklikteki avlu duvarının yüksekliği ile orantılı, çoğunun üzerinde küçük iki tarafa meyilli. kiremit örtülü, ahşap çatısı bulunan kapılardır. Avlular, yılın yedi sekiz ayı boyunca yaşanılan, evin kapalı mekanları ve sofalarıyla kullanım bütünlüğü içinde olan, genellikle kayrak taşı ile kaplı bir çoğu havuzlu iç bahçeler şeklindedir, Duvarlara yakın yerlerde ağaçlar yer almaktadır. Evin bir duvarına bitişik olarak veya yarım bir konumda tek katlı müştemilat bulunur. Müştemilat içinde evin asıl mutfağı, ocağı, kileri ve bazen de banyo yer alır. Ayrıca, temiz su havzaları da bu binanın içinde veya dışındadır. Yapılar genellikle taş veya ikinci derecede ahşaptır. Tüm taşıyıcı duvarlar, avlu duvarları, özellikle zemin katlar kireç harcı, kırma-moloz taş duvarlarla inşa edilmiştir. Çatı örtüsü olarak alaturka kiremit kullanılır. Çatı dışında duvar üstleri, ocak çıkıntılarının baca halinde daraldığı girintilerin üstleri de yağmurdan korunacak tüm çıkıntılar bu kiremitle örtülüdür. Ayrıca, bugün Muğla’nın sembolü olarak kabul edilen karakteristik bacadan alaturka kiremitlerle yapılan kendine özgü bir şapka ile kapatılmıştır.
Muğla evlerini, temel olarak ikiye ayırmak mümkündür :
Türk Evleri: Özellikle Hisar dağı eteklerine doğru bir şekilde yer alan bu evler, kentsel silüeti kırmızı kiremit çatı beyaz duvar ve üzerlerinden taşan yeşil ağaçlar üçlüsü ile oluşan armonisi içinde, geleneksel dokunun özünü oluşturan yapılardır. Avlu içindeki Müştemilatlarıyla bir kullanım ve form biçimini oluştururlar. Bazılarının sonradan kapatılmış bazı yakın devirde inşa edilenler ise doğrudan kapalı sofalı olarak yapılmışlardır.
Rum Evleri: Kentte Rum tüccarlarının yerleşmeye başlaması ile Rum aileler Konakaltı ve Saburhane semtleri çevresinde yerleşerek kendi kültürlerine göre biçimlenen Taşevleri inşa etmişlerdir. Bu evleri Türk Evlerinden ayıran temel özellik içe kapanmış olmaları, avlu yerine sokakla bütünleşen bir cephe ve kütle nizamı göstermeleridir. Diğer ayırt edici özelliği ise
kesme taş yapı olmalarıdır.
Mugla evleri; ahsap iscilikleri ve tavan islemeleri ile diger evlerden cok farklidir. Eksi bir gelenek olan bu mimari yapilarin gunumuzde az da olsa Mugla yaylasinda yapimlari devam etmektedir.
Zengin bitki örtüsünün oluşturduğu Muğla mutfağı, doğada yetişen her tür sebzeyi kullanmayı başarmış. Genellikle zeytinyağlıların ağırlıkta olduğu bu mutfakta zengin et yemeklerine de rastlamak mümkün.
Ege beslenmesinin genel özelliklerini Muğla mutfağında da görmek mümkündür. Sebze ve yabanıl bitkiler, zeytinyağlılar yöre beslenmesinde önemli bir yer tutar. Bölge nüfusunun büyük bir kısmını oluşturan Yörükler arasındaysa beslenmenin temel öğeleri et ve süttür. Sebze kurutma, pekmez, reçel, tarhana, keşkek yapımına dayalı ev içi beslenme geleneği, toplumsal değişime koşut bir süreç izler. Seracılığın yörede yaygınlaşmasının ardından, meyva ve sebze üretimi pazara yönelik bir nitelik kazanmıştır.
Muğla mutfağında sebzeler yaygın olarak tüketilir...
Baklagiller ve sebze çeşitleri Muğla mutfağının en sık rastlanan yemeklerini oluşturur. Patlıcan en yaygın kullanılan sebzedir. Kızartma, salata ve tatlılarda sık sık kullanılır. Genellikle akşam yemekleri için hazırlanan yumurtalı patlıcanda; soğan, domates önce yağda kavrulur. İçine ince ince doğranmış patlıcan eklenir. Üstüne yumurta kırılır ve ateşten alınır. Ekşili biber de yörenin özgün kızartma yemeklerinden biridir.
Salatalarda radika, devetabanı, "gelingülü" de denen gelincik, ebegümeci gibi yabani otlar yaygın biçimde kullanılır. Bu bitkilerden bazıları ise kurutulur ve kış için saklanır. Bölgede yaygın olarak kullanılan bitkilerden biri de bakladır. Öyle ki çiçek açmadan toplanan baklanın yapraklarından dahi salata yapılır. bakla yaprakları önce tuzla iyice oğulur, sonra döğülmüş sarmısak, yağ, limon ya da korukla karıştırılır.
Yabani otlar daha çok kavrularak yenir. Kimi zaman bunların birçoğu bir arada kavrulur. Bu tür yemekler genel olarak "ot kavurması" olarak adlandırılır. Kazayağı, turp otu, tekesakalı, kuşyüreği, sığırdili, tereotu, dalgan, devetabanı, ebegümeci, ıspanak, kişkincik, kuzukulağı, kapçık, ballık gibi bitkiler kavurmanın dışında da değişik biçimlerde tüketilir. Ya yağ, soğan ve salçayla hazırlanan sosla; ya da bulgur veya pirinçle pişirilir. Kimi zaman da üzerine ekşilik katılır.
Sebze yemeklerinin başında bamya, börülce "karnıkara", nohut ve fasulye gelir. Bunlar genellikle zeytinyağlı olarak tüketilir. Baklagiller genel olarak etle birlikte pişirilir.
Et yemeklerine gelince...
Kıyı kenti olmasına karşın Muğlada balığa dayalı bir beslenme biçimi yaygın değildir. Tavuk, ciğer, "biryan" denen kuzu kapama, et kavurması ya da çiftlik kebabı Muğla mutfağında sık rastlanan et yemeklerini oluşturur. Özellikle Marmaris ilçesinde yaygın üretimi olan çam balı, yörenin özgün besin kaynaklarındandır. Kahvaltı ve öğle yemekleri arasında kullanılan baldan "çıtırmak" denen bir tatlı da yapılır. Bu tatlıda kaynatılmış bala kavrulmuş susam konur ve kalıp kalıp kesildikten sonra yenir.
Muğla yemekleri
Tarhana, ara ve dutmeş (çorbalar); çopur, döş, çızdırma, gürlen kebabı, sura, ballık kavurma, dövme köfte ve karın-kumbar dolması (et yemekleri); her tür balık ızgara ve buğulama, pirinçli balık (balık); hardal haşlaması, börülce kavurma, sirken otlaşı, ekşili biber, galli patlıcan (sebze); ballı kabuk, üzüm köftesi, hoşmerim, pekmez reçeli, üzüm, domates, patlıcan ve kabak reçeli (tatlılar) yöreye has mutfak kültürü ürünleri olarak tadılmaya değer lezzette yiyeceklerdir.
Ahtapotlu pilav
1 ahtapot
3 su bardağı pirinç
5 su bardağı su
1/2 çay bardağı zeytinyağı
Tuz
Karabiber
Ahtapotu döverek temizleyip, haşlayın. Küçük parçalar halinde doğrayıp, az yağda kavurun.
Kalan zeytinyağında pirinci kavurun. Ahtapotun haşlama suyunu, tuz ve karabiberini ilave edin. Ahtapotları da ekleyip pişmeye bırakın. Pilav demlendikten sonra servis yapın.
Çökertme
400 gr dana bonfile
8 orta boy patates
2 çay kaşığı karabiber
2 çay kaşığı kimyon
2 çay kaşığı kırmızı biber
400 gr süzme yoğurt
6 diş sarmısak
100 gr tereyağı
Tuz
Sarmısağı dövün ve süzme yoğurt ile karıştırın.
Patatesleri rendeleyin ve kurutun. Kızgın yağda kızartın.
Kevgirle patatesleri alın. Geniş bir tabağa yerleştirin ve yayın. Üzerine süzme yoğurdu dökün.
Bir tavada tereyağını eritin ve tuz ekleyerek bekletin.
Etleri kömür ızgarasında pişirin. Parmak patates şeklinde kesin ve ılık bekleyen tereyağının içine atın.
Baharatları da ilave ederek 8 dakika pişirin.
Etleri süzme yoğurdun üstüne yerleştirin.
Sıcak servis yapın.
Balıklen
1 kg dana ciğeri
2 su bardağı sıvıyağ
4 yemek kaşığı un
Sos için:
1.5 yemek kaşığı margarin
10 diş sarmısak
4 yemek kaşığı un
1.5 yemek kaşığı salça
1.5 yemek kaşığı limon suyu
Dana ciğerini küçük parçalar halinde doğrayın. Una bulayıp tavada kızdırdığınız sıvıyağında kızartın.
Ayrı bir kapta margarin, iri doğranmış sarmısak, un, salça ve limon suyunu kavurun. Sosunuzu hazırlayın.
Kızarmış ciğerleri servis tabağına alın. Üzerine hazırladığınız sosu dökerek servis yapın.