Bilim adamları araştırdı. Genetiği değiştirilmiş organizmalı ürünlerle beslenen anne-babadan olan fare yavrularının tümü öldü. Bu yavrular normal ağırlıklarının da çok çok altındaydı… İnsanlar üzerinde yapılan bir araştırma henüz yok. Ama, bilim adamlarının yaptığı çarpıcı bir uyarı var:
İŞTE SOFRALARIMIZDAKİ TEHLİKE

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ın (GDO) Türkiye’ye girişinin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı genelgesine göre yasak olmasına rağmen bu konu ile ilgili kesin bir veri yok. Çünkü yurtdışından gelen hammaddeler ve işlenmiş gıdalar bakanlığın açıklamasına göre “mevzuat eksikliği nedeniyle Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ın Türkiye’ye girip girmediği resmi olarak” bilinmiyor. Ama GDO’ya Hayır Platformu’nun geçen yıl Arjantin’den ithal edilen mısırda ve yerli bir bebek mamasında yaptırdığı analizler, GDO’lu olduklarını kanıtladı.

GDO’ya Hayır Platformu bileşenlerden Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin Başkanı Ahmet Atalık, GDO’lu ürünlere karşı tüketicilere bezdirme politikası uygulaması çağrısında bulundu. Tüketicilerin içinde özellikle mısır ve soya olan şüphelendikleri gıda maddelerini tarım il müdürlüklerine götürmelerini isteyen Atalık, şöyle konuştu:

“Ben ne yediğimi bilmek istiyorum. İçinde GDO var mı yok mu bilmek istiyorum… diyerek analiz yapılmasını istesinler. Tarım İl Müdürlükleri bu analizi yaptırmak zorunda. Tarım İl Müdürlükleri’nde bu ürünler yığılmaya başladığında halkımız bize de yardımcı olur. GDO’lar suçsuzlukları ispat edilene kadar suçludurlar. Suçsuzlukları ispat edilene kadar hayatımızdan uzak tutmalıyız.” Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Atalık, platform olarak yakında “Ulusal Biyogüvenlik Yasamızı İstiyoruz” kampanyası başlatacaklarını da sözlerine ekledi

Atalık, Genetiği Değiştirilmiş Organizma’lu tohumların ve işlenmiş ürünlerin, patent hakkını almadan çok ucuz fiyata piyasaya girerek çiftçilere cazip bir alternatif oluşturduğuna dikkat çekerek çiftçilerin de para kazanacağı mekanizmayı tercih ettiğini belirtti. Atalık, üreticilerin; Dünya Bankası ve IMF’ye borcu olan çiftçinin geçimini sağlayamadığı, Türkiye gibi 3. dünya ülkelerinde bu yöntemi uygulayarak çok rahat GDO’lu tohum satabildiğine vurgu yaptı

Zirai madde kalıntısı nedeniyle ihraç ettiğimiz birçok ürünün ya imha edildiğini ya da geri gönderildiğini ifade eden Atalık, “Sıkı bir denetim olsa bunlar yaşanmaz. Zirai madde kalıntılı bir ürün nasıl yurtdışına çıkabiliyorsa GDO’lu tohumlar da aynı şekilde ülkemize giriyor” dedi. Dışarıdan gelen tüm ürünlerin denetlenmeden halkın tüketimine sunulmasını eleştiren Atalık şu bilgileri verdi:

“Geçen yıl ABD’den sonra en geniş GDO’lu ekim alanlarına sahip Arjantin’den 110 bin ton mısır ithal edildi. Platform olarak o mısırlardan numune alarak analiz ettirdik ve ürünler GDO’lu çıktı. Bakanlık mevzuat olmadığı için denetim yapılmadığını söylüyor. Ama Türkiye Cartagena Biyogüvenlik Sözleşmesi’ne üye. Uluslararası sözleşmeler, anayasaya göre kanun hükmündedir ve en kısa sürede iç düzenlemelerin o yasaya uygun hale geterilmesi gerekir. Bunu yapmıyorsanız da sözleşme sizi bağlar. Mevzuat yok diye bu ürünlerin ülkeye girişi meşru değildir.”

Bir ürüne neyin aktarıldığı bilinmediği için aktarılan organizmaya karşı alerjisi olanlar reaksiyon gösteriyor. Çeresel açıdan biyoçeşitliliği bitiriyor. GDO’lar tozlaşma yolu ile yabani türleri de kendine çevirerek tek tip ürün oluşmasına yol açıyor. Bir mısırın poleni 35 kilometreye kadar taşınabiliyor. GDO’lu bitkilerde bulunan özellikle zararlı ot ve bözcek öldürücü genler ile terminatör teknolojisi gereği aktarılmış olan genler de toksin üreterek çalıştıklarından, dokularda birikme durumunda, önemli riskler oluşturuyor.

GDO’lu bitkilerin doğrudan ve dolaylı olarak kanserojen etkisinin olabileceği bir çok araştırcı tarafından ortaya kondu. Özellikle, herbisitlere dayanıklı GDO’lu pamuk, soya, mısır ve kolza çeşitlerinde kullanılan bazı kimyasal maddelerin doğrudan kanser yapıcı oldukları biliniyor. GDO’lu bitkinin orijinal yapısında bulunan bazı kalite öğelerinde önemli azalmalar oluyor. Kalp hastalıklarına ve kansere karşı önemli bir koruyucu madde olan X”phytoestrogen” bileşikleri, klasiklere oranla Genetiği Değiştirilmiş Organizma’lı bitkilerde daha az…

Genetiği Değiştirilmiş Organizma’lı ürünler en çok soya, mısır, kanola ve pamuk olarak karşımıza çıkıyor. Soya ve mısır Türkiye’de çok yaygın kullanılıyor ve aynı zamanda en çok ithal ettiğimiz ürünlerin başında geliyor. GDO’lardan uzak durmak için soya ve mısır yememek de çözüm değil! Çünkü, mısır ve soya 1600 gıda maddesi içinde katkı maddesi olarak kullanılıyor. Özellikle mısır nişastası, bebek mamaları ve tatlılarda yoğun olarak kullanılıyor.

Bu ürünlerin çoğu hemen her yıl GDO’lu tohum üretiminde birinci olan ABD ve 2. olan Arjantin’den ithal ediliyor. 2005 yılında Arjantin9′den Türkiye’ye soya getiren bir gemi Greenpeace tarafından Brezilya açıklarında durdurulmuştu. Soyaların GDO’lu olup olmadığının analiz edilmesi istenmiş ve analiz sonucunda bir gemi dolusu soyanın GDO’lu olduğu ortaya çıkmıştı.

“Mısırı, genetiği değiştirilmiş olarak ülkenize soktuğunuz andan itibaren bütün hayatınıza GDO’lu ürünler girmiş oluyor. Mısırdan nişasta yapıyorsunuz, nişasta baklavadan sütlü tatlılara, bebek mamalarına kadar her yerde kullanılıyor. Gündelik yapantınımıza süt olarak da girebiliyor. Köylüler, ‘mısır silacı’ denen bir yem yapıyorlar hayvanlar için. Yemi yiyen inek, koyun aracılığı ile GDO süt olarak bize dönüyor. Mevsiminde olmayan gıdaları tüketmeyin. Dondurulmuş gıdaları kullanmayın. Mevsiminde oldığınız sebzeleri derin donduruculara koyarak daha sonra kullanmak mümkün. Organik ürünlere yönelin. Tüketici aldığı ürünleri sorgulamalı…”
Türkiye’de “parmak çocuk” vakalarında gözle görülür bir artış var… Peki, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı (GDO) ürünler Türkiye’de yaygın olarak nelerde var? Cevap: Mısır, soya, pamuk ve kolza… GDO’lu pamuk, soya, mısır ve kolza çeşitlerinde kullanılan bazı kimyasal maddelerin doğrudan kanser yapıcı oldukları ise öteden beri biliniyor… Şimdi dikkat! Bu besinler sütten, bebek mamasına kadar 1600 gıda maddesi içinde katkı maddesi olarak kullanılıyor!
GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMA DENEYLERİ
Cumhuriyet Gazetesi’nden Özlem Güvenli’nin haberi şöyle:
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ın (GDO) Türkiye’ye girişinin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı genelgesine göre yasak olmasına rağmen bu konu ile ilgili kesin bir veri yok. Çünkü yurtdışından gelen hammaddeler ve işlenmiş gıdalar bakanlığın açıklamasına göre “mevzuat eksikliği nedeniyle Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ın Türkiye’ye girip girmediği resmi olarak” bilinmiyor. Ama GDO’ya Hayır Platformu’nun geçen yıl Arjantin’den ithal edilen mısırda ve yerli bir bebek mamasında yaptırdığı analizler, GDO’lu olduklarını kanıtladı.
Genetiği Değiştirilmiş Organizma’lı ürünlerin zararlarını ortaya koymak için insanlar üzerinde yapılmış bir deney henüz yok. Dünyada bu konuda analizler yapan 2 bilim adamı var. Bunlardan biri yaptığı analizlerin sonuçlarını kamuoyuna açıkladığı için görev yaptığı Rowett Araştırma Enstitüsü’ndeni görevinden kovuldu.
İskoç doktor Arpad Pustza, GDO’nun zararlarını ortaya çıkarabilmek için fareleri genetiği değiştirilmiş patateslerle besledi. Farelerin sindirim sistemlerinde bozulma , bağışıklık sistemlerinde çökme, kan yapılarında bozulma, tüm iç organlarında küçülme belirledi. Pustza, bu deneyini enstitü müdürü ile paylaştı. İkisi de insanları bu konuda bilgilendirmek gerektiği noktasında birleşti. Pustza, halkı bilgilendirdikten bir gün sonra işinden oldu…
Diğer araştırma da da Rusya Bilim Akademisi’nden Dr. İrina Ermakova tarafından yapıldı. Üç grup fare üzerinde deney yapan Ermakova, bir gruba GDO’lu soya, bir gruba normal soya, bir grubu da normal gıdalar verdi. Bu denemesini 3 kez yineledi. Çünkü şoke edici sonuçlara ulaşmıştı. 3 denemenin sonucunda da benzer sonuçlar çıkınca 2005 yılında bilimsel bir konferansta deneyinin sonuçlarını kamuoyu ile paylaştı.
Bu deneyden çıkan sonuçlara göre;
GDO’lu soya ile beslenen anne-babalardan olan farelerin yüzde 56’sı doğumdan 3 hafta sonra öldüler.
Normal soya ile beslenen anne-babadan doğan farelerin ölüm oranı yüzde 9,
Normal gıdalarla beslenen farelerde ölüm oranı ise yüzde 6 oldu.
Yani GDO’lu soya ile beslenen farelerin yavruları 10 kat daha fazla öyüyordu. Ayrıca GDO’lu soya ile beslenen anne-babaların yavrularının yüzde 36’sı normal ağırlığının çok altındaydı. (Not: Bugün Türkiye’de de “parmak çocuk” doğumlarında gözle görülür bir artış var.