10 KASIM...Atatürk'ü Anma Günü...

Konu, 'Site Duyurularımız' kısmında Gül Hanım tarafından paylaşıldı.

  1. 10 KASIM 1938 [​IMG]ATATÜRK'Ü[​IMG] ANMA...


    Yine 10 kasım geliyor...
    saat 9.05'te sessizlikle bütünleşiyorsunuz, siren seslerinin inadına bağırmalarına rağmen... yine de sessizsiniz...
    lütfen bir 10 kasım sabahı şöyle yüksek bir yere çıkın ve ayaklarınızın altındaki kenti bir gözleyin. zamanın durduğuna tanıklık edeceksinizdir, evet, bu çok özel bir andır.
    o sabah okula giden küçüklere bakın, ellerinde rengarenk kasımpatları göreceksinizdir. çiçeğin boyutu elleri kadardır, ufacık elleriyle hazinelerini kavrarlar, son derece ciddidirler. ata'larına saygıyla ve sevgiyle tüm dünyanın zenginliklerini içeren armağanlarını verirler.
    saat 9.05'te sessizsiniz, dünyanın keşmekeşliğine rağmen...
    tören alanlarında ellerinde baston olan dedeler göreceksinizdir, göğüslerindeki madalyalardan tanıyacaksınızdır onları. ha, bir de başlarındaki kalpaklarından. onlar ulu önder'le beraber savunmuşlardır vatanlarını, birlikte gericilik hareketlerini ve ülkenin parçalanmasını engellemişlerdir. söylemeyi unutuyordum, gözlerindeki birkaç damla yaştan da tanırsınız onları...
    sessizsiniz, sessizlik boğuyor adamı... kalın ve yağlı bir urgan gibi...
    özlüyorsunuz mustafa kemal'i, görmemenize rağmen onun siluetini. sanki boğazınızda bir şeyler düğümleniyor, bir anda haykırmak istiyorsunuz, zayıf bir ses geliyor gırtlağınızdan. siluetin ne denli anlamsız, fikirlerinse ne denli önemli olduğunu fark ediyorsunuz...
    sessizliğin sesi kulaklarınızda büyüyor, yanınızdakinin sessizliğini kokluyorsunuz...
    özlem kokuyor...
    hafif de bir burukluk...
    ülkenizin dört bir yanı... hakkari'den trakya'ya, kars'tan muğla'ya...
    susuyor! sessizlik onları boğuyor.
    niye ata'yı bu denli özlemle anıyorlar, niye ata'yı bu denli özlemle arıyorlar?
    niye bu denli özlüyorlar?
    aslında savaştan çıkmış, her tarafı yıkık bir ülkeden bahsediyoruz. eğitim düzeyi yerlerde, okuma yazma oranı sadece %10 ve işin en kötü tarafı bu okuyan kısım da savaşta yok olmuş. istanbul tıp fakültesi'nin 1915'te mezunu yok, ki bir savaşta cepheye sürülecek en son kişiler doktorlardır. varın yokluğu, çaresizliği siz anlayın. sonra dağ gibi osmanlı borçları, halifelik, saltanat ve abd mandası isteyenler, eskiye bağlı kalmış, daha doğrusu kalmaya zorlanmış bir millet var elinizde. ve de jeopolitik coğrafyanızdan ötürü de korkunç önemlisiniz, etrafınızda akbabaların dolandığını rahatlıkla görebiliyorsunuz. bu ana ait nasıl bir varlık özlenebilir ki?
    siren sesleri devam ediyor. vapurlar, itfaiye araçları bir arada feryad figan...
    insanlar kuva-yı milliye ruhunu özlüyorlar. yokluk içinde var olmayı, o dönemdeki gururlu, tüm dünyaya kafa tutan genç türkiye cumhuriyeti'ni özlüyorlar. mustafa kemal'in bütünleştirici etkisini, insanların ırklarını, dillerini ve dinlerini gözetmeksizin tek bir çatı altında tek yumruk olmasını özlüyorlar. etraflarındaki bu yabancı, bozulmuş ve özgül olmayan ortamı görüp kendi benliklerini özlüyorlar.
    ve kendi benliklerini mustafa kemal'de buluyorlar.
    siren sesleri gittikçe azalıyor, kulaklara yine gürültüler akın ediyor...
    saat dokuzu altı geçiyor, hayat “devam” ediyor. bana kalırsa hayat asıl şimdi duruyor.




    [​IMG]ATAMIZIN[​IMG] ÖLÜMÜNDEN KARELER...
    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]
    [​IMG]

    [​IMG]


    Atatürk sevgisi bilgi ve birikime dayalı bir sevgi olmalıdır. Derinliği olmayan sevginin de, gerekçesi olmayan saygınında kimseye yararı yoktur. Türk milletini önce irade, sonra halkından aldığı destek ve kararlılıkla yeniden dirilişini ve modern Türkiye'nin doğuşunu, içte ve dışta sağladığı barış ortamını yarattığı güç ile ayakta tutup, hazırladıkları Türkiye Cumhuriyeti'ni bizlere emenet edenleri ve bu kahramanların Yüce Önderi Mustafa Kemal Atatürk'ü saygıyla,rahmetle, minnetle anıyorum.

    Bu vatan, bu ulke adına göstermis oldugu engin özveri icin O'na şükranlarımı sunuyorum.

    Asaletin Simgesi, İdealist Yapının Temsilcisi, Cumhuriyet'in Kurucusu Mavi
    Gözlü Dev, Mekanın Cennet, Ruhun Sad Olsun!
    [​IMG]


    Bugün on kasım
    Dış güçlerin bayram,
    Planların seyran,
    Emellerine ikram ettiği gün

    Bugün on kasım
    Düşünceleri beyin kütüphanemize,
    sözleri kulak teybimize,
    Bedeni maalesef anıtkabire girdiği gün



    [​IMG]

    [​IMG]

    Bugün on kasım
    Savunduğu laikliği,
    Kurduğu Türkiye Cumhuriyetimizi
    Bayrağımızla koruduğumuz gün

    Bugün on kasım
    Saatler dokuzu beş geçiyor
    Yine ağla*****
    Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e,
    Vatanımızın toprağına
    Yepyeni evlatlar yeşerttiği gün.


    [​IMG]

    Bugün on kasım
    Yıldızların düştüğü,
    Bulutun toprağa ağladığı,
    Toprağın kavuştuğu gün

    Bugün on kasım
    Bayrakların yarıya indiği,
    Düşmanların sevindiği,
    Milletimizin minnet yaşını döktüğü gün



    [​IMG]


    ATAM mezarında rahatmısın bilinmez ama bizler seni çok seviyoruz ! Ve sevenlerinin dua’ları, senin için dökülen göz yaşları ile rahat uyu ATAM. Gün gelecek, Mustafa Kemal izinden gidenler yönetecek bu ülkeyi ve artık biz seninle değil eskisi gibi sen bizimle gurur duyacaksın.
    Allah gani gani rahmet eğlesin, hep kalbimizdesin
    .


  2. ATATÜRK'ün GENÇLİĞE HİTABESİ


    Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.
    Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.
    İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.
    Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetln imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!
    Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.
    İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
    Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dagıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
    Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.
    Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.
    Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
    Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!


    K. ATATÜRK 20 Ekim 1927.
  3. Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:

    Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.

    Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)

    I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)

    II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)

    Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)

    Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)


    Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.


    23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'yla yönetim bağları koparıldı. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta barış cihanda


    barış" temelleri üzerinde yükselmeye başladı.



    Atatürk Türkiye'yi "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:
    1. Siyasal Devrimler:
    · Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
    · Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
    · Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

    2. Toplumsal Devrimler
    · Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)
    · Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)
    · Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
    · Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)
    · Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)
    · Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)

    3. Hukuk Devrimi :
    · Mecellenin kaldırılması (1924-1937)
    · Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)

    4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:
    · Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)
    · Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)
    · Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)
    · Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
    · Güzel sanatlarda yenilikler

    5. Ekonomi Alanında Devrimler:
    · Aşârın kaldırılması
    · Çiftçinin özendirilmesi
    · Örnek çiftliklerin kurulması
    · Sanayiyi Teşvik Kanunu'nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması
    · I. ve II. Kalkınma Planları'nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması


    Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934'de TBMM'nce Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadı verildi.

    Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk'ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.

    Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.

    15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku'nu okudu.

    Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923'de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.

    1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox'a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği'ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı. Fransızca ve Almanca biliyordu.



    ATATÜRK'ÜN SON YILLARI VE ÖLÜMÜ



    Atatürk'ün ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında Yalova'da bulunduğu sırada, ciddî olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara'ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu. Bu tarihlerde Hatay sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana'ya geziye çıktı. Kızgın güneş altında askerî birliklerimizi teftiş edip tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü. Ülkü edindiğimillî dava uğruna kendi sağlığını hiçe saydı. Güney seyahati hastalığının artmasına sebep oldu. 26 Mayıs'ta Ankara'ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul'a gitti. Doktorlar tarafından, siroz hastalığı teşhisi kondu.



    Deniz havası iyi geldiği için, Savarona Yatı'nda bir süre dinlendi. Bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul'a gelen Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. 4 Temmuz 1938'de Hatay Antlaşması'nın yürürlüğe girmesi Atatürk'ü çok sevindirip moralini düzeltti. Temmuz sonlarına kadar Savarona'da kalan Atatürk'ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı'na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O'nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938'de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı. Ekim ayı ortalarında durumu düzelir gibi oldu. Fakat, çok arzuladığı hâlde, Ankara'ya gelip cumhuriyetin on beşinci yıl dönümü törenlerine katılamadı.



    29 Ekim 1938'de kahraman Türk Ordusu'na yolladığı mesaj, Başbakan Celâl Bayar tarafından okundu. "Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!" sözü ile Türk Ordusu'nun önemini belirtmiştir. Yine aynı mesajda "Türk vatanının ve Türk'lük camiasının şan ve şerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır" diyerek Türk Ordusu'na olan güvenini belirtmiştir.



    Atatürk 1 Kasım 1938'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılış töreninde de bulunamadı. Hazırladığı açılış nutkunu Başbakan Celâl Bayar okudu. Atatürk bu nutkunda ülkenin imarı, Sağlık hizmetleri ve ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı. Bundan başka eğitim ve kültür konularına da temas edip gençliğin millî şuurlu ve modern kültürlü olarak yetişmesi için İstanbul Üniversitesi'nin geliştirilmesi, Ankara Üniversitesi'nin tamamlanması ve Van Gölü civarında bir üniversitenin kurulması için çalışmaların yapıldığını belirtti. Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu memnuniyeti açıkladı. Ayrıca Türk gençliğinin kültürde olduğu gibi spor sahasında da idealine ulaştırılması için Beden Terbiyesi Kanunu'nun uygulamaya konulmasından duyduğu memnuniyeti belirtti. Atatürk, ölümüne kadar memleket meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı.



    Atatürk'ün hastalığı tekrar şiddetlendi. 8 Kasımda sağlığıyla ilgili raporlar yayımlanmaya başlandı. Bütün memleketi tekrar derin bir üzüntü kapladı. Her Türk'ün kalbi onun kurtulması dileğiyle çarpıyordu. Ancak, kurtarılması için gösterilen çabalar sonuç vermedi ve korkulan oldu. Dolmabahçe Sarayı'nda 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beş geçe, insan için değişmez kanun, hükmünü uyguladı. Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrıldı. Bu kara haberle, yalnız Türk milleti değil, bütün dünya yasa büründü. Büyük, küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler. 16 Kasım günü Atatürk'ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı'nın büyük tören salonunda katafalka konuldu.


    Üç gün üç gece, gözü yaşlı bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve bağlılığını ifade etti. Cenaze namazı 19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. On iki generalin omzunda sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top arabasına konularak, İstanbul halkının gözyaşları arasında Gülhane Parkı'na götürüldü. Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyük Ada açıklarına kadar, donanmamız ve törene katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı cenazeyiİzmit'e getirdi. Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak Ankara'ya getirilmek üzere hareket edildi.



    Atatürk'ün vefatı üzerine cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bakanlar, Genelkurmay Başkanı, milletvekilleri ile ordu ve devlet ileri gelenleri tarafından karşılanan cenaze, Türkiye Büyük Mîllet Meclisi önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü, sivil ve askerî yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı büyük bir tören yapıldı. Daha sonra Atatürk'ün tabutu katafalkta alınarak. Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre kondu. Türk milleti daha sonra, bu büyük insana lâyık, Ankara Rasattepe'de bir Anıtkabir yaptırdı. 10 Kasım 1953'te Etnografya Müzesinden alınan Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e getirildi. Burada yurdun her ilinden getirilmiş olan vatan topraklan ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına yerleştirildi.

  4. 10 KASIM TÜRKÜSÜ


    Atatürk! Anıtkabir devrimlerini söyler,
    Bozkır ovalarına, Erciyes'e Ağrı'ya,
    Ulusun egemen olduğunu
    Özgür olduğunu
    Haykıracağım haykıracağım işte,
    Senin sustuğunca!

    Yolunda yürüyeceğim Atatürk;
    Ana baba oğul kız,
    Dere tepe bucak köy,
    Yeryüzü yaşamalarımla değil
    Oralarda, Senin gittigince!

    Atatürk, taşıyacağım
    Çanakkale'de, Sakarya'da, Çankaya'da, al al,
    Senin taşıdığını;
    Yurdun gök ülküsü
    Dalgalanırken,
    Senin bayrağını yücelteceğim.
    Senin çıktığınca.


    F. Hüsnü DAĞLARCA

    ATATÜRK'E GÖRE ATATÜRK


    İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!


    ***

    Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.


    ***

    Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir.
    [​IMG]
  5. [​IMG]


    NUR İÇİNDE YAT ATAM.....................
  6. [​IMG]

    [​IMG]
  7. [​IMG]
  8. [​IMG]
  9. Açtığın yolda, Gösterdiğin Hedefe, Durmadan Yürüyeceğime and İçerim..!!!
  10. [​IMG]


    Ben hiç 10 Kasım'a
    “Günaydın” demem ki
    Ben sensiz 23 Nisan'a
    Hoş geldin diyemem ki

    Seni özlesek bile
    Elden ne gelir ki
    Bir daha senin gibi
    Gelecek mi ne belli

    Bak 10 Kasım yine geldi
    Gözlerde yaşlar tükendi
    Aradan 78 yıl geçse bile
    Senin hatıran hiç bitmedi

    Sabahlar her zaman güzeldir
    Seni hatırlatmadıkça
    Günaydın denir ama
    10 Kasım olmayınca