gebe
  1. AuSSie-AnGeL

    AuSSie-AnGeL Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    15 Şubat 2009
    Mesajlar:
    6.965
    Beğenilen Mesajlar:
    780
    Ödül Puanları:
    113
    Şehir:
    aNKaRa

    1500lede ingiltere - Gerçekler bunlar. Kim demiş tarih sıkıcıdır diye.

    Konu, 'Dünya Tarihi' kısmında AuSSie-AnGeL tarafından paylaşıldı.

    1500´lerde İngiltere - Çoğunu okurken inanmak istemedim ama doğruolsa gerek... Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere’de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün.
    1500´lerde İngilterede işler şöyle yapılıyordu:
    İnsanların çoğu Haziranda evleniyordu Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziranda hala çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.
    Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak da bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. Ingilizcedeki banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın? (Don´t throw the baby out with the bath water) deyimi buradan gelmektedir.

    Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunmuyordu. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizcedeki kedi-köpek yağıyor (It´s raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.

    Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.

    Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden yapılmıştı. Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır. Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığı zaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı "thresh hold" (saman tutan; Türkçesi "eşik") idi.

    Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu. Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akşam yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu. Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük (peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin menşei budur. Bazen domuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı. Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birisinin eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı. Buna yağ çiğnemek
    (chew the fat) adı veriliyordu.


    Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu. Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü. Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı. Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında "tabak ağzı" (trench mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu.

    Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı. Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yapıyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. Buna "uyanma" nöbeti deniyordu.

    Ingiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir "kemik evi"ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı. Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü. Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık nöbeti "graveyard shift" denirdi.

    Bazıları zil sayesinde kurtulur ("saved by the bell") bazıları da "ölü zilci" (dead ringer) olurdu.

    Gerçekler bunlar. Kim demiş tarih sıkıcıdır diye. :laugh:





     
1500lede ingiltere - Gerçekler bunlar. Kim demiş tarih sıkıcıdır diye. konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Kadınlar Hakkında kim ne demiş!!

    Kadınlar Hakkında kim ne demiş!!

    Kadınların en yanıldıkları nokta, erkeklere benzemek istemeleridir. De Maistre Krallar gibi kadınlar da kendileri için yapılan her şeyin esasen bir borç teşkil ettiğine inanırlar. Balzac Pek az kadın vardır ki değeri güzelliğinden ömürlü olsun. La Rochefoucauld Kadınlar sade bal değil, zehir tesiride yaparlar. Halide Edip Adıvar Kişiye imandan sonra verilen şeylerin en hayırlısı saliha...
  2. Kim demiş meksikalılar bir tek yemeyi ve uyumayı bilir diye

    Kim demiş meksikalılar bir tek yemeyi ve uyumayı bilir diye

    Meksikalı güzel Lili Brillanti, rüyalarınızı süslemeye geldi… Bu güzelin sloganı bu “Rüyalarınızı süslemek”… Çünkü Lili, Meksikalıların yemeyi ve uyumayı çok sevdiğini biliyor… Ama bir de iddiası var… Meksikalılar dünyanın en ateşli insanlarıdır diyor Lili…
  3. Kim Demiş Türkler İngilizce Özürlü Diye[İngilizce'yi Böyle Kullanan Var mı?.

    Kim Demiş Türkler İngilizce Özürlü Diye[İngilizce'yi Böyle Kullanan Var mı?.

    kim demiş Türkler ingilizce konusamıyo diee işte Türkler ingilizceyi bu kadar güzel konusuyoo hıhhh İşte güzel insanımın güzel sallama yeteneğiyle ingilizceyi geliştirme yollarındaki çalışmaları My mother to be my wife....: Anam avradım olsun... Come with ball my brother, come with ball...: Topla gel abicim , topla gel... Chicken translation...: Piliç çevirme... Leave the door...
  4. Kim demiş ağlamaz diye

    Kim demiş ağlamaz diye

    Bazen insanı çileden çıkartıyolar ama bunlar ağlayıncada pek fena oluyo insan için gidiyo erkeklerde ağlar melekler hemde nası ... Bir erkeği normalde de ağlatması zordur. Bir erkek duygularını göstermez belli etmez onları. Kendi içine atar orada sindirir bitirir. Kendi duygularının kendi paratoneridir bir nevi. Ama bir erkek ağladığında asla sahte olmaz gözyaşları. Bir erkek ağladığında...
  5. Kim inanır bunlar peçeteliktir diye??

    Kim inanır bunlar peçeteliktir diye??

    Melekler ben inanmadım :) Ama biraz daha dikkatli bakınca inanmak zorunda kaldım.Maharetli eller değince sıradan peçetelik bile olur nobel ödüllü peçetelik buyrun :)

Sayfayı Paylaş