gebe
  1. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.234
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul

    Afyonkarahisar Şehir Tanıtımı

    Konu, 'Ege Bölgesi' kısmında PaSikA tarafından paylaşıldı.

    afyon tanıtımı afyon şehri afyonkarahisar tanıtımı tanıtım nasıl bir şehir Afyonkarahisar denildiğinde ilk aklan gelenler kaymak ya da sucuktur. Oysa meraları, temiz havası, açık hava müzesi görünümündeki doğası, zengin tarihi, mermer ocakları, kalesi, maden sodası, kaymağı, vişneli ekmek kadayıfı ve tabii insana hayat veren kaplıcaları var. Yani burada hayat var!
    Afyonkarahisar doğadan torpilli. Son olarak bir de Cumhurbaşkanı çıkaran Afyonkarahisar'a şöyle bir bakacak olursanız yok yok! Sıkılmazsanız sayayım. İlk akla gelen sucuk. Çünkü etrafta mera çok, hava temiz, etler leziz, sucuklar da öyle. İşi biliyorlar. Kentin çevresinde ise doğa adeta açıkhava müzesi... Mermer ocakları da var. İnanılmaz renkte, güzellikte damarlara sahip mermerler dilim dilim kesilmiş, pahalı banyoları süslemeye hazırlanıyorlar.

    Ya Afyon çiçekleri... Kaymak onda, keçe onda, vişneli ekmek kadayıfı onda. Tepede kalesi var, maden sodası, kaplıcası... Afyonkarahisar evleri, Ulu camisi, müzesi, zafer anıtı, lokumu... Ulu önder Atatürk Afyonkarahisar'ın ilçeleri Şuhut ve Bolvodin'de çalışıp, bugün Antalya kavşağı olarak bilinen yerde Başkomutan Milli Parkı'nda hareket emrini vermiş: "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz" demiş. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, peri bacaları, mağaralar, kaya kütle şekiller ve akıllara durgunluk verecek oluşumlar burada da var. Niye Ürgüp, Göreme gibi tanınmıyor? Çünkü bilinmiyor, çünkü yolu bozuk, her otomobil gidemiyor. 4x4 yolu.

    Aslanlıkaya, Aslantaş ve İhsaniye'den biraz ilerdeki Üçler kayası, dudak uçuklatır cinsten. Neden daha önce gelmemişim, yazıklar olsun bana diye dövündüm. Köyde gençler var ve kahvede turist görünce "Gezdirelim mi?" diye soruyorlar. Orhan Tepe'nin rehberliğinde yola çıktık. O kanıksamış, kayaları görünce "Bizim burada bunlardan çok var..." deyip geçiyor. Oysa ben dağ-tepe dolaşıp yıllardır Türkiye'nin ilginç kaya yapısı envanterini çıkarıyorum. Ayazini köyünü sonra gezeceğiz, önce hedef Gazlıgöl kaplıcası diyerek yola çıktım. Çocuk sahibi olmak için adakta bulunan, çocuğu olunca kurban kesermiş. Koltuk değneklerini atıp yürüyerek giden, yılan gibi deri değiştirip tertemiz bir ciltle dönenlerin çok olduğunu söylüyorlar. Köyün ortasında bir şadırvan var. Bir çeşmesi soğuk, diğeri sıcak akıyor, suyu içiliyor. Bildiğimiz Kızılay sodasının sıcağını düşünün, böbrek taşlarına iyi geliyor. Özellikle de taşları şua tedavisi ile kırdırıp dökmeye gelenler, fayda görüyor. Etrafta çeşitli havuzlar, bir restoran, Ali Baba'nın mütevazı lokantası, bir de pideci var. Otele yerleştim. Tok karnına havuza girilmez derler. Bir çoban salata bir yoğurt yiyip, attım kendimi suya. Tüm gün süren şoför yorgunluğunu anında aldı götürdü. Mağmadan ısınıp gelen iyonlu, mineralli sıcak su dolaşımı, metabolizmayı canlandırdı. Bu suda hayat var!

     
  2. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.234
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Tarihçesi
    Efsaneye göre Kral Midas'ın tüm yalvarış ve yakarışlarının sonunda, bir kız çocuğu olmuş. Ne var ki, genç kızlık döneminde tüm vücudunu yaralar sarmış ve hiçbir hekimin iyileştiremediği hastalık yüzünden ağrılara, acılara dayanamayıp yollara düşmüş, dağ tepe dolaşır olmuş. Kral Midas da biricik kızını kollamaları için, peşine gözcüler yollamış. Afyonkarahisar il sınırları içinde şimdi Gazlıgöl'ün bulunduğu yeşillik bölümde su içmek için duran genç kız, yaz aylarının sıcağının etkisiyle, bataklığa aldırmadan koşmuş. Suyu kana kana içmiş ve kendini çamurlu suya bırakmış. Ağrıları hafiflemiş ve günlerin yorgunluğu ile oracıkta uyuyakalmış. Uyandığında ise ağrı ve sızılarının yok olduğunu fark etmiş. O suyun yanında bir hafta kalmış ve iyileşerek saraya geri dönmüş. Kızını merak edip gece gündüz yas tutan Kral Midas, iyileşen kızını tekrar görünce çok sevinmiş ve iyileştiren hekimin adını söylemesini, onu hekimbaşı yapacağını söylemiş. Genç kız kendisini iyileştirenin hekim değil, sıcak su olduğunu söyleyince, Kral Midas sıcak suyun bulunduğu yere bir hamam yapılmasını emretmiş. Bu kaplıcanın, Frigyalılar zamanından bu yana kullanıldığı belirtiliyor.
    Kimyasal sınıflandırması bikarbonat, sodyum, karbondioksit ve hidrojen sülfürü olarak yapılan Gazlıgöl kaplıca suyunun içinde; klorür, iyodür, bromür, florür, sülfat, nitrat, nitrit, hidrofosfat, karbonat, bikarbonat ve hidroarsenat gibi iyonlarla, gazlar bulunuyor. Kaplıcanın sıcaklığı ise 64 derece.

    Şifa özellikleri
    Gazlıgöl kaplıcasında içme ve banyo tedavilerinden başka, suyun bulunduğu kapalı ortamlarda oluşan nemli ve buharlı havayı solumak da tedavi edici özellik taşıyor. Genellikle romatizmal hastalıklar, dolaşım sistemi sendromları adı altında, karaciğer, safrakesesi, mide, bağırsak ağrıları, nevralji, nevrit, saboreik deri hastalıklarında etkili olan kaplıca suyu, kür uygulandığında fayda sağlıyor. Kaplıcada beş adet umumi havuzlu hamam bulunuyor. Biri tarihi ve şifalı içme suyu, diğeri cilt hamamı olarak özel kaynak suyuna sahip. Kalan üç hamamda ise sondaj suyu ve içilebilir şifalı su bulunuyor.

    Kaplıcadan yararlanmanın 10 altın kuralı:
    1- Kaplıca tedavisi öncesi doktor kontrolü yapılmalı.
    2- Kaplıca kürü en az 15, en çok 20 banyo olmalı.
    3- Günde sadece bir banyo alınmalı.
    4- Banyo suyunun ısısı 37-38 dereceyi geçmemeli.
    5- Banyoda kalış süresi 15 dakikayı aşmamalı.
    6- Banyo sonrasında 45 dakika yatıp dinlenilmeli.
    7- Tok karnına banyoya girilmemeli ve en uygun zaman olan sabah tercih edilmeli.
    8- Kaplıca kürü süresince ağır, etli, hamur ve yağlı yememeli. Bol meyve, taze sebze, ızgara, haşlama ve az yağlı yemeli.
    9- Kaplıca dışındaki zamanlarda yürüyüş ve egzersiz yapılmalı.
    10- En iyi program doktorun tavsiyesini uygulamak olmalı.

    Not: Sağlık amaçlı gelenlere, tedavinin etkisini azaltmamak için suyun vücudun üzerinde kalması öneriliyor. Bu nedenle fazla sabunlanmaması tavsiye ediliyor.

    M.Ö. 3000 yılından günümüze kadar 5000 yıldır yerleşim merkezi olan Gazlıgöl kaplıcası, asıl önemini M.Ö. 7. ve 6. yüzyıllarda Frigler zamanında Frig kralı Midas'ın cilt hastalığına yakalanan kızının iyileşmesiyle kazanmış. Kaplıcanın 10 km doğusunda Ayazini, Bayramaliler, Demirli, Üçlerkayası köyleri ile Döğer Belediyesi'nin bulunduğu kesimlerdeki doğal kaya oluşumlar hayranlık uyandırıyor. Kaya kütleleri üzerinde eşi benzeri görülmeyen Frig dönemi tanrıça figürleri Aslankaya, Kapıkaya, Maltaş açık hava kaya tapınakları, Aslantaş ve Yılantaş kaya mezarları ilgi çekiyor.


    [​IMG]

    Ayazini
    Afyonkarahisar'dan 28 km uzaklıkta Eskişehir devlet karayolundan 4 km kadar doğuda dere yatağının iki yanında yer alan bir kasaba Ayazini. Bölge jeolojik yapı olarak tüf kayalık. Yani yanardağ lavlarından oluşmuş yüzey aşınımıyla, kumlu, mikalı toprak araziyi kaplamış. Seydiler köyünden başlayıp, Döğer bucağına kadar uzanan bu doğal kuşak, Peri Bacaları ile kaplanmış. Hititler'den günümüze gelen tarih birikimi, Ayazini köyünde görülebiliyor. Roma, Bizans dönemlerinde Metropolis (Büyük şehir) adını alan dini merkezde, kaya oluşumları içinde oyularak yapılmış büyük kilise, mezar odaları ve kaleye rastlanıyor. Birbirine bağlantılı çok katlı kaya oyma yapılara en güzel örnek, Ayazini köyü içinde yer alan "Avdalaz Kalesi".

    Oyma kilise
    Ayazini stilinde muntazam planlı oldukça büyük ölçekli oyma kilisede, hamam tipinde ve yıkılmış 6 direk var. Kemer biçimli kilisenin planını çıkaran Amerikalı arkeologlar bir yana, ziyaretçiler de köyü sık sık geziyorlar. Aydınlatma amacıyla kullanılan meşalelerin isiyle simsiyah bir görünüm sergileyen tavan kubbeleri ve kemerlerde, haç kabartma ve yazılara rastlanıyor. Dünyada örneğine sadece Konya, Mersin ve Ayazini'nde rastlanan kilisenin ses akustiği ise tek kelimeyle muhteşem. Ayazini köyünde kaya oyma mezar odaları ve kaya kütleleri ilgi çekerken, son 3 yıldır 21 Mayıs tarihinde Ayazini turizm şenlikleri yapılıyor ve büyük ilgi görüyor.

    NASIL GİDİLİR?
    İstanbul'dan çıkanlar otoyol ile Adapazarı'nın Bilecik ayrımını kullanarak Bilecik'e, sonra da trafik yükünü kaldırmakta zorluk çeken Bilecik-Bozüyük bölümünü geçip Kütahya çevreyolundan Afyonkarahisar'a ulaşabilirler. Afyonkarahisar kavşağından kent merkezi girişinde, sağınızda Kolaylı Elf akaryakıt istasyonu ve marketi var. İstanbul'dan doldurduğunuz depoyu, bu bölümde yinelemek gerekiyor. Kent merkezinden Seyitgazi-Eskişehir karayolunun 25. km'sinde Gazlıgöl yer alıyor. Tren yolunu atlayıp kaplıcaya ulaşabilirsiniz. Devamında İhsaniye ve Üçkayalar köyü bulunuyor. Ancak tabela yok ve kaya kütleleri isimlendirilmemiş. Döğer yolu üzerinde Aslankaya görülüyor. Eskişehir yoluna Gazlıgöl'den dönüp çıkanlar, bu kez karşı yönde 4 km içeri girip, Ayazini'ne ulaşıyorlar. Ayazini içi asfalt, Avdalas Kalesi yolu ile ulaşım sağlanıyor. Yine aynı yola çıkıp Eskişehir yönünde ilerlerken, solda Göyniş Vadisi (Frigya vadisi) tabelası ile karşılaşacaksınız. Aslantaş anıtı, Yılantaş anıtı ve Maltaş anıtı, 2'şer km uzaklıkta yerlerini alıyorlar. Bozuk olan yol asfaltlanmış. İstanbul'dan trenle 7 ekspres sefer var. İstasyon Gazlıgöl'ün önünde olduğu için 10 adımda kaplıcaya ulaşabiliyorsunuz.
     
    Son düzenleme: 3 Temmuz 2008
  3. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.234
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Konumu

    Yüzölçümü 14570 Km2 olan Afyonkarahisar ilinin büyük bir bölümü Ege Bölgesinin iç batı olarak adlandırılan kesiminde bulunur. İlin doğusunda kalan topraklar İç Anadolu Bölgesinin özelliklerini gösterir. Güneybatıda kalan çok küçük bir parçada Akdeniz karakteristiğini görmek mümkündür. Afyonkarahisar ili, kuzeyden güneye doğru uzanarak, Batı Anadolu ile İç Anadolu Bölgelerini birleştiren yüksek alanın güney parçasını oluşturmaktadır. Bu doğal konumu ile Kuzeybatı Anadoluya bağlayan önemli bir merkezdir. Merkez ilçe Afyonkarahisar'la birlikte, 16 ilçe, 19 Merkeze bağlı belde, 78 ilçelere bağlı olmak üzere beldeleriyle 490 köylük bir il merkezidir. Afyonkarahisar, Çobanlar ve İsçehisar bucaklarıyla 62 köyün bağlı olduğu merkez ilçeyi oluşturur.

    Afyonkarahisar, Türkiye'nin coğrafi bölgelerinden üçü üzerinde (Ege, Akdeniz, İç Anadolu) yayılan bir ildir. Büyük kısmı Ege bölgesinin İçbatı Anadolu bölümünde bulunur. Güneyde bulunan Başmakçı, Dazkırı, Dinar ve Evciler ilçelerinin bazı toprakları Akdeniz Bölgesi sınırları içine girer. İlin doğu ve kuzeydoğu kısımlarındaki bazı topraklar da İç Anadolu Bölgesine taşar. Önemli merkezleri birbirine bağlayan kara ve demiryolları Afyonkarahisar'dan geçer. Bu özellikleri sebebiyle Afyonkarahisar, yolların kesiştiği, bölgelerin birbirine bağlandığı bir merkez konumundadır.

    Afyonkarahisar Doğuda Konya, batıda Uşak, kuzeybatıda Kütahya, güneybatıda Denizli, güneyde Burdur, güneydoğuda Isparta ve kuzeyde Eskişehir illeri ile komşudur. Denizden yüksekliği l.034 m. olup, 37o 45 ve 39o17 kuzey enlemi, 29o40 ve 31o43 doğu boylamı üzerinde yer almaktadır. Afyonkarahisar İli arazisinin % 47,5'nı dağlar, % 32,6' sını plâtolar ve %19,9' unu ovalar oluşturur.

    TARİHİ ;
    Afyonkarahisar ilinin bulunduğu toprakları ilkin Hitit İmparatorluğu'nun sınırları içinde görüyoruz. Sonra Frig ve Lidya'lılara geçen bölge, M.Ö.6. Yüzyılda tüm Anadolu ile birlikte Pers egemenliğine geçiyor. Büyük İskender ile Makedonya İmparatorluğuna katılan topraklar, onun ölümünden sonra parçalanıyor. İskender'in generalleri Anadolu'ya paylaşmak için savaşa girişiyorlar.

    Bundan sonra Afyonkarahisar topraklarında Selevkos ve Bergama Krallığı hüküm sürmekte. Roma İmparatoru I.Kanstantin zamanında, yöre Roma'ya bağlanıp halkı Hıristiyanlaştırılmaya çalışılıyor. Roma'nın ikiye ayrılmasından sonraki dönemde bölgeyi Bizans'ın egemenliğinde buluyoruz. M.S. 5. Yüzyılda Bizans İmparatoru Zenon, Afyonkarahisar yöresinde, Sasani'lerle savaşa tutuşuyor. 7. Yüzyılda Müslümanlığın birleştirdiği Arapların gözü Bizans'ın başkenti İstanbul'da. Bizans başkenti almak için yola çıkan Araplar, 739 yılında Afyonkarahisar kapılarına kadar geliyorlar. İslam inanışına göre; Battal Gazi, Bizans'la yapılan bu savaşlar sırasında şehit düşmüştür.

    1071 zaferinden sonra Anadolu Türklere açılmış, Kutalmış oğlu Süleyman Şah emrindeki Türkler, tüm Batı Anadolu'yla birlikte Afyonkarahisar yöresini de fethetmişlerdir. Bizansı korumak ve kutsal toprakları geri almak isteyen Batı devletlerinin orduları, I. Haçlı seferiyle kısa bir süre yeniden Türklere katılması Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat dönemine rastlar. Keykubat, Afyonkarahisar'a ayrı bir değer vermiş, kenti onarttırıp, kalesini yeniden düzenletmiştir.

    13. yüzyılın sonlarına doğru Afyonkarahisar, Türk beylikleri arasında güçlü bir durumda bulunan Germiyanoğulları'nın buyruğuna girmiştir. Yıldırım Beyazıt'ın 1390 yılında Osmanlı topraklarına kattığı Afyonkarahisar, O'nun 1402'de Timur'a yenilmesinden sonra yeniden Germiyanoğullarına verildi. Osmanlıların kısa sürede kendilerini toparlayıp, güçlenmeleri Germiyanoğulları'nın barışçıl yollar aramasına neden oldu. Devrim Sultan, Osmanlı sarayına gelin verildi. Germiyanoğlu 2. Yakup'un ölümünden sonra da, bu beyliğin tüm topraklarıyla birlikte Afyonkarahisar da Osmanlılara katıldı. O yıllarda adı Karahisar-ı Sahip olan Afyonkarahisar ve yöresi, İmparatorluğun 14 sancağından biri durumuna girdi. Anadolu beylerbeyliğine bağlı olan sancağın merkezi Kütahya idi. Tanzimattan sonra Hüdavendigar Valiliği kurulunca beş sancakla birlikte Afyonkarahisar'da bu merkeze bağlandı. 1971'edeğin Bursa'ya bağlı mutasarrıflık olan Afyonkarahisar, bu tarihte, bağımsız mutasarrıflığa dönüştürüldü.

    XVII. yüzyılda Celali isyanları, 1833 yılında Kavalalı Mehmet Ali Paşa istilasıyla kara günler yaşayan Afyonkarahisar, en karanlık günleri 1921'deki I. Dünya Savaşı sonuyla, Kurtuluş Savaşı sonu arasında yaşadı. I. Dünya Savaşı sonrasında bütün Batı Anadolu kentleri gibi Afyonkarahisar da Yunanistan tarafından istila edildi. 28 Mart 1921'de kente giren Yunan birlikleri bilinemeyen bir nedenle 10 gün sonra çıkıp gittiler. 13 Temmuz 1921'de yeniden girdikleri kentte 1 yıl 1 ay 25 gün kaldılar. Afyonkarahisar, Büyük taarruzun ikinci günü 27 Agustos 1922'de düşman işgalinden kurtuldu. İşgal sırasında harabeye çevrilen kent, bozguna uğramış düşman ordular tarafından iyice yakılıp, yıkıldı. Büyük Taarruzun en büyük savaşları Afyonkarahisar ve Kütahya illerinin sınırlarında yapılmıştır. Mustafa Kemal'in yönettiği, Kocatepe Savaşı olarak bilinen ve Türk ordularına zaferi müjdeleyen, ünlü savaş da Afyonkarahisar ili sınırları içinde gerçekleştirildi. Türklerin 1. ordusuyla 2. ordusu arasında sıkıştırılan düşman birlikleri burada yok edildiler. Bu nedenle Afyonkarahisar, Kurtuluş Savaşımızın simgesi olmuş kentlerimizden biridir.
     
  4. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.234
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Termal ve mermerin başkenti afyonkarahisar

    İç Batı Anadolu ortasında kara, demir, hava yollarının kesiştiği kavşak noktasında bulunan İlimiz Afyonkarahisar önemli bir merkezdir.

    MÖ. 3000 yılından itibaren yaklaşık 5000 yıllık bilinen tarihimizde Hitit, Frig, Yunan, Roma ve Bizans egemenliğinden sonra yaklaşık 1200 yılından beri bize yurt olmuştur. Ayrıca ; Kurtuluş Savaşımızı kesin Zafere ulaştıran, Türk milletinin inancı , bağımsızlık aşkı ve mücadele azmini tarih sayfalarına altın harflerle yazdıran Ulu Önder Atatürk ve Silah Arkadaşları ile Kahraman Mehmetçiğin Kocatepe' de gerçekleştirdiği Büyük Taarruza ev sahipliği yapmış ve dolayısıyla Türkiye Cumhuriyetinin temelleri Afyonkarahisar ilinde atılmıştır.

    Tarihsel ve Kültürel Zenginlikleri yanında Akdağ gb. doğal güzellikleri ve zengin jeotermal kaynakları bulunan Afyonkarahisar son 10 yılda "Termal Turizm" alanında önemli gelişmeler katetmiştir. Kaplıcalarımızda bulunan üç, dört, beş yıldızlı otellerimize her yıl yenileri eklenmektedir. Mevcut eski tesislerimiz de ise iyileştirme ve restorasyon çalışmaları sürmekte Kaplıcalarımıza çok fonksiyonlu termal Tatil köyü kapsamında düzenlemeler getirilmektedir. Yılın oniki ayı hizmet verebilen bir sektör olan Termal Turizm de ayrıca çok sayıda ikinci konut türende yapılaşmalar hızla devam etmektedir.

    Jeolojik bir oluşum olan İscehisar, Döger, Seydiler bölgesindeki peri bacaları bu yörelerdeki Frig kaya anıtları, mezarları İlimiz merkezindeki Karahisar Kalesi ve eski evler camiler , arkeoloji müzesi görülmeye değer kültürel varlıklarımızdır. Tokalı Kanyon ile Akdağ Tabiat Parkı özellikle dağcıların rabet ettiği doğal güzelliklerimizdir.

    İlimizin, doğal kültürel ve tarihsel zenginliği ile birlikte kavşak noktasında olması da ekonomik gelişmesinde yararlı olmaktadır. Şekercilik, sucukçuluk, Afyonkarahisar'a iyi gelir getirmektedir. Ayrıca İscehisar ilçemizdeki zengin mermer yataklarını işletmek üzere o bölgede irili ufaklı çok sayıda atölye vardır. Bunun yanında Alkoid, Şeker, Selüid, Un, Yağ, Yem, Çimento gibi sanayi yatırımları yanında son yıllarda Turizm gelirinin payı artmıştır.

    Afyonkarahisar ilinin tarihi Hitit'lere kadar uzanmaktadır. Hititlerden sonra bölgeye yerleşen Frig'ler zamanında yazılı belgelere geçiyor. İlk kez Frig'ya krallığından Akroneos kente adını veriyor. Eski Yunan metinlerinde Akronio şeklinde geçen isim Romalılardan kalan eski paralar ve latince yazılarda Akronium olarak görülmektedir. Bizans egemenliği sırasında dilsel gelişimler sonucu Akroenos olarak adlandırılmaktadır.

    Karahisar-ı Sahip, Karahisar-ı Delve, Sahibin Karahisarı ve Saipkarasker... Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından sonra kente Afyonkarahisar bileşik ismi verilmiştir. Bir süre böyle kullanılan isim, gerek resmi ve ticari yazışmalarda uzun görüldüğünden ve gerekse halk dilinde kısaltılarak Afyonkarahisar denildiğinden dönüşüme uğramıştır. Afyonkarahisar, bilindiği gibi gelincikgillerden haşhaş adındaki bitkinin, olgunlaşmamış ürününden elde edilen koyu renkli bir maddedir. Bayıltıcı kokuya sahip bu madde, tıpta ilaç yapımında kullanılabildiği gibi, uyuşturucu madde olarakta gizlice tüketilir.
     
  5. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.234
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Afyonkarahisar adı nereden gelmiştir
    Afyonkarahisar Kalesi , şehrin güneyinde, çok yüksek ve yalçın bir dağın tepesindedir. Adını dünyanın oluşumunun dördüncü zaman diliminde bir yanardağ ağzında meydana gelen sarp kayalar üzerine kurulan kaleden (Karahisar) ve ilk defa "Synnada" antik kenti sikkelerin de karşımıza çıkan haşhaş (Opıum-Afyonkarahisar)'dan alan Afyonkarahisar M.Ö. 2.000 yıllarına kadar uzanan bir tarih şeridi yaşatır.

    İlk yerleşim izine, II. Murşil'in Arzava seferinde kullanıldığından bahsedilen ve Hapanova (Yüksek Tepe) olarak adlandırılan Kale'de rastlamaktayız. Günümüze kadar ulaşan Hitit sur parçalarından da burasının Hititlerce ilk defa kullanıldığını öğrenmiş oluyoruz.

    Hititlerden sonra Anadolu'da uygarlık kurmuş olan Frigler'in izlerine, sarp kayalık üzerinde tespit ettiğimiz Frig mihrabı, sunu çukurları, Frig basamaklı sunağı gibi kayalığın zirvesinde bulunan Frig kaya tapınağında rastlamaktayız. Sarp kayalık üzerinde günümüze kadar korunarak gelmiş dinî amaçlı yapılanmadan, burasının Frigler döneminde dinî bir merkez olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.

    Roma ve Bizans döneminde Asya ve Anadolu eyaletine bağlı bir yerleşim yeri olan ilimizin adı, Akronıum (Yüksek Tepe)'dir. Bu dönemde, kaplıcaları, Frigya Salutaris (Şifalı Frigya) adıyla ün yapmıştır. Afyonkarahisar, asıl önemine "Selçuklular" döneminde kavuşmuştur. Milâdî 1147-1157 yılları arasında Sultan I. Mesud'un emri ile "Karahisar" adı ile tanınan kalenin eteklerine, bir Türk boyu olan Karaşar' lar yerleştirildiler. Stratejik yolların kavşağında çok çetin bir kalesi bulunması dolayısıyla, kale ile Hıdırlık (kalenin güneyinde bulunan tepe) tepesi arasındaki yerleşim alanı çok kısa sürede genişlemiştir. Bu gelişmeyi hızlandıran diğer bir olay da, Sultan I. Alâaddin Keykubat'ın tahta çıkar çıkmaz başlattığı yurt kalelerinin onarımı sırasında Afyonkarahisar Kalesi'nin de onarılmasını buyurmasıdır.

    Sultan I.Alâaddin Keykubat, 1231 yılında lalası ve mimarı Bedrettin Gevhertaş'ı kale dizdarı olarak Afyonkarahisar'a gönderir. Gevhertaş, kalenin burç ve bedenlerini onardıktan sonra, yukarı Kale'de küçük minareli mozaik çini mihraplı bir mescit ve onun doğu yanına da bir saray yaptırır. Ayrıca Alâaddin Medresesi adlı Hisarardı Medresesi'ni yaptırır. Sarp kayalar üzerindeki kalesi sağlam ve güvenilir olan Afyonkarahisar'da Selçuklu Devleti'nin hazineleri saklanır olmuş ve adına da "Karahisar-ı Devle" denilmiştir.Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 Kösedağ Savaşı sonrasında Moğolların hâkimiyetine girmesiyle Afyonkarahisar'da Sahipata Beyliği kurulmuş, daha sonra sırayla Eşrefoğulları, Germiyanoğulları ve Karamanoğulları Beylikleri egemenliğinde kalmıştır.

    Şehir, Osmanlı İmparatorluğu döneminde genişleyerek büyümüştür. Fatih Sultan Mehmet'in sadrazamlarından Gedik Ahmet Paşa, Karaman Seferi sırasında Afyonkarahisar'da konaklamış ve 1472-1477 yılları arasında yapımı tamamlanan Gedik Ahmet Paşa Külliyesi'ni(sübyan mektebi, medrese, hamam, imaret ve camii'den müteşekkil) yaptırmıştır. Bunun yanında çok sayıda mescit, cami, medrese yapılmıştır. Mevlevîlik tarikatının yayıldığı merkez olan Afyonkarahisar'daki Mevlevi Tekkesi'nin 19.yy.'da yanmasından sonra dönemin padişahı II. Abdülhamid Han tarafından yaptırılan Mevlevî Tekkesi (Bugün cami olarak kullanılmaktadır.) önemli mimarî eserlerdendir.

    İstiklâl Savaşı yıllarında Afyonkarahisar, Başkomutanlık Karargâhı olmuş, Millî Mücadeleyi zafere ulaştıran Başkomutanlık Meydan Savaşı, Afyonkarahisar'da da verilmiştir. Kurtuluş Savaşında, Büyük Taarruzdan bir gün sonra 27 Ağustos 1922 günü, saat:17.oo'de Türk orduları Afyonkarahisar'a girmiş bundan sonra Başkomutanlık ve Garp Cephesi Karargâhı Afyonkarahisar'a taşınmış ve karargâh olarak kullanılmıştır. Atatürk, 28 Ağustos1922 günü Afyonkarahisar'daki karargâhına gelmiş, büyük zafere kadar çalışmalarını buradan idare etmiştir.
     
  6. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.234
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Afyonkarahisar kalesi

    “Düzlükte, gelip geçse de yol, Afyonkarahisar'dan
    Ey yolcu, görünmez Afyonkarahisar, istasyondan
    Şayet vaktin olursa tırman Kale'ye
    Bak Afyonkarahisar'a gökyüzünde bir balkondan”

    Diyor Ozan Arif Nihat Asya dizelerinde. Gerçekten de bir kentle, şairlere, alimlere, sanatçılara, mescitlere, mahallelere adını veren , destanlarda, efsanelerde, türkülerde, manilerde kuşaktan kuşağa aktarılan, yerden tam 226 metre yükseklikteki trakit bir kaya kütlesi üzerine kurulmuş bulunan Karahisar Kalesi için “Gökyüzünde bir balkon” dan başka nasıl bir nitelendirme yapılabilir ki?

    Öyle sanıyoruz ki, Afyonkarahisar deyince Karahisar Kalesi'ni, Karahisar deyince de Afyonkarahisar'ı hatırlamamak mümkün değildir. Afyonkarahisar şehri ile özdeşleşen Karahisar Kalesi'nin günümüzden yaklaşık 3 bin 340 yıl önce, İsa'dan Önce 1340'lı yıllarda Arzava ülkesine sefer düzenleyen Hitit Kralı II.Murşil tarafından, askerlerinin kışı geçirmeleri amacıyla yapıldığı sanılmaktadır.Kale'nin o zaman ki adı Hapanuva, yani “ Yüksek Tepe Şehri “ dir. Daha sonra Mira Kuvalya Krallığı'nın egemenliğine bırakılan Hapanuva eteklerine Frigler zamanında köy kurulur ve “Akronio” ya da “Akroniom” adını alır. Sırasıyla Lidyalılar, Persler ,Helenler, Bergama Krallığı,Pont krallığı, Romalılar ve Bizanslılar'ın egemenliğinde kalan Kale, Hicret'ten sonra İstanbul'u fethetmek amcında olan Emevi Halifelerinin ,Anadolu'ya yaptıkları seferler sırasında birkaç kez el değiştirdikten sonra , Alparslan'ın oğlu Melikşah zamanında Selçuklu topraklarına katılmıştır. Daha sonra Devlet Hazineleri2nin Kale ‘de saklanmasından dolayı “Karahisar-ı Devle” yani “Devletin Karahisarı” adını alır. Anadolu Beylikleri döneminde Sahipoğulları ve Germiyanoğulları'^nın hüküm sürdükleri Karahisar-ı Devle ,1392 yılında Yıldırm Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katılır. Ankara Savaşı'ndan sonra Timur ordularının hakimiyetine giren Karahisar-ı Devle, Timur'un beylere, topraklarını geri vermelri üzerine Germiyanoğulları'na, daha sonra vasiyet yoluyla 1428 yılında Osmanlı Türk Birliği'ne katılır. Anadolu'daki diğer karahisarlarla karışamamsı için “ Karahisar-ı Sahib” yani “ Sahibinin Karahisarı” adını alır. Mevcut Şeriye Sicillerine göre Karahisar'ın başına Afyonkarahisar kelimesi ilk kez 1651 yılında gelmiş ve o günden bu yana Afyonkarahisar adı ile anılır olmuştur. Burada yeri gelmişken bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Karahisar kalesi, Selçuklu hakimiyetinden başlayarak içinde bulunduğu kente adını vermiş hatta bu ad, Cumhuriyet 'in ilk yıllarında da kullanılmıştır.Ne yazık ki, daha sonra resmi bir karar olmamasına rağmen, Afyonkarahisar adı, uzunluğu nedeniyle kısaltılmış ve karahisar adı atılarak “Afyonkarahisar” biçiminde kullanılmaya başlanmıştır. Oysa ki şehrimizin gerçek adı Afyonkarahisar'dır. Dünyada ülkeler ve şehirler kendi asları üzerine tarih yaratmaya çalışırken, baştan başa tarih olan “Karahisar”ın şehrimizin adından kaldırılmış olması üzücüdür.

    Efsanelerde Karahisar Kalesi 3 bin 340 yıllık bir geçmişe sahip olan Karahisar kalesi, defalarca el değiştirmiş, öyle sanıyoruz ki her defasında yeni bir efsane, yeni bir destana mekan olmuştur. Yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi yerden 226 metre yükseklikteki trakit bir kaya kütlesi üzerinde kurulu bulunan Kale'yi fethetmenin öyle kolay bir iş olmadığı tartışmasız bir gerçektir. İşte bu nedenle Battal Gazi'den Hazreti Ali'ye ,Beyböğrek'ten Çavuşbaşı'na ,Horoz Dede'ye kadar pek çok efsane anlatılır Karahisar Kale'si için İlginçtir ki, anlatılan bu efsanelerin izleri, günümüzde bile varlığını korumaktadır. Halk arasında anlatılan Hazreti Ali ya da Düldül'ün ayak izleri efsanesine göre, İslam halifelerinden Hazreti Ali, atı Düldül'ün üzerinde dağdan dağa uçarak sefer yapmaktadır. İşte böyle seferlerin birinde Afyonkarahis'a gelen Hz. Ali, Hıdırlık Dağı'nda konaklamak için sertçe yere basınca, buradaki bir kaya üzerinde ayağının izi kalır. Daha sonra Hıdırlık'tan Kale'ye atlayan Düldül, burada da dizginlenince bu kez ön ayağının izi bir kayanın üzerinde kalır. Hz. Ali, Düldül'ü sulamak için su yalağına vardığında, atı bağlayacak bir yer bulamaz ve dört parmağı ile yalağın yanındaki bir taşa vurarak taşı deler ve atı buraya bağlar. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Afyonkarahisar Kalesi'nde bugün Düldül'ün ayak izi ile atın bağlandığına inanılan kaya üzerinde delik, hala varlığını korumaktadır. Karahisar Kalesi ile ilgili bir başka efsane ise Battal Gazi ile ilgilidir: Afyonkarahisar'da 740 yılında öldüğü konusunda tarihçilerin birleştiği Battal Gazi ile yakın arkadaşı Ahmet Tarhan kaleyi ele geçirmek için sıkı bir kuşatma yapar, içeridekilerin dışarısı ile bütün bağlantılarını keser. Kale komutanı, bunun üzerine Bizans İmparatoru' na haber salar ve 100 000 kişilik bir ordu yardım için yola çıkar. Kalenin burçlarından Battal Gazi'yi görerek aşık olan komutanın güzel kızı O'na bir kötülük gelmemesi için çimler üzerinde uyumakta olan Battal Gazi'ye bağırır, ancak duyuramaz. Sonra bir kağıt yazar, taşa sararak üzerine atar. Battal Gazi, bir iki kıpırdandıktan sonra hareketsiz kalır. Battal'ın uyunmadığını gören kız telaşlanır, babasına Türklerin komutanının çayırda uyuduğunu söyler ve güya O'nu öldürmek için zehirli bir hançer ister. Battal Gazi'nin yanına gelen kız onu ölmüş olarak bulur. Çünkü attığı taş, Battal'ın kulağına gelmiş ve ölümüne neden olmuştur. Kız üzülür ve hançeri kendi kalbine saplayarak hayatına son verir. Bizans ordusu kalenin eteklerine geldiğinde amansız bir savaş başlar, Ahmet Tarhan askerleriyle birlikte şehit olur. Ahmet Tarhan Karahisar Kalesi'nin eteklerinde, şu anda Ulu Camii ‘nin karşısındaki mezarına gömülür. Yenilgiden sonra çok şiddetli bir fırtına başlar ve Battal'ın cesedini Eskişehir dolaylarına atar. Böylece Bizanslılar, Battal Gazi'nin öldüğünü anlayamaz ve daha uzun süre onun korkusuyla yaşarlar. Şu andaki Olucak Çeşmesinin, Çavuşbaş mahallesinin ve Çavuş Dede mezarının doğuşu ile ilgili olarak anlatılan Çavuşbaşı ya da Çavuş Dede efsanesi ise şöyledir: Afyonkarahisar sancağı Türk egemenliğine girmeden önce burada valilik yapan kişiye Türk hükümdarı elçiler göndererek kalenin Türklere teslimini ister. Her defasında ret cevabı alınması üzerine hükümdar en güçlü Çavuş Başını Karahisar Kalesi'nin alınması için görevlendirir.Çavuşbaşı askerleriyle birlikte birkaç gün içinde Muttalıp bağlarına gelir. Bunu haber alan kale komutanı, kaleye kapanarak savunma düzeni alır. Ertesi sabah Türk askerleri Karakuyu'ya ulaşır. Su stoku tükenen askerler, Karakuyu'da su içmek isterler ama su sağlığa zararlı olduğu için vazgeçerler.Bunun üzerine çevrede su aramaya başlarlar ancak bulamazlar. Durum Çavuşbaşına bildirilir. Çavuşbaşı, yanına birkaç kişi alarak Yağdan denilen kayalıklara doğru gider. Çok yüksek bir kayanın önünde bazı dualar mırıldanır ve “Burada bir su olacak” diye bağırıp kılıcını kayaya vurur. Kılıç darbesiyle yarılan kayadan su fışkırır. Çok güzel ve şifalı olan su askerlerin yorgunluğunu giderir. Dinlenen ordu bir Cuma günü kaleye saldırır ve kale zapt edilir. Şehitler arasında Çavuşbaşı da vardır. Bugün Afyonkarahisar'ın Çavuşbaş mahallesindeki Olucak suyu güzel bir memba suyu olarak vatandaşlarca içilmektedir. Olucak çeşmesinin karşısındaki Çavuş Dede mezarı dertlilerin derman aradıkları, adaklar adadıkları küçük bir türbe olarak varlığını korumaktadır.

    Dilek Yeri Karahisar Kalesi
    Karahisar Kalesi, tarihi boyunca, evlenmek isteyen kızların iyi bir kısmet diledikleri, kısmeti bağlı olanların kısmetlerinin açıldıkları yer olmuştur. İnanışa göre, taliplisi çıkmayan yada evlenme zamanı gelmiş kızlar yanlarında yaşlı bir kadınla birlikte Cuma günü Karahisar kalesinin yolunu tutarlar. Ancak yanlarına birde asma kilit alırlar, kilit kaleye çıkılmadan önce kilitlenir. Kaleye çıkıldıktan sonra, yaşlı kadın kaleye çıkılmadan önce kilitlenmiş olan kilidi kızların başlarında açarak, inanışa göre bahtlarını açar. Daha sonra kızlar Kız Kulesi'nden

    “Bahtım bahtım
    Altın tahtım
    Evlenecek vaktım”

    Diyerek bağırırlar. İnanılan odur ki tahminen bir hafta sonra bu kızlara hayırlı birer nasip çıkar ve nişanlanırlar.
    Bu gelenek, Hıdırellez ‘de daha çok ilgi görmekte ve Hıdırellez sabahı erken saatlerde kaleye çıkan kızlar, Kız Kulesi'nden dileklerini bağırmaktadırlar. Kimi zaman kadınların ya da erkeklerinde Kız Kulesi'nden

    “Çocuğum olacak vaktım”
    “Okulu bitirecek vaktım”

    gibi dileklerde bulundukları da gözlenmektedir.
    Kaledeki Kız Kulesi'nin yanında bir şarapnel oyuğu gibi insan boyunda olan taşın içine yatan kadınlar çeşitli dileklerde bulunurlar.

    Kalenin kapısının kemerinde bulunan bir oyuğa, bir dilek tutulup 3 taş atılmaktadır. Eğer taşların 3'üde oyuğa girerse dileğin yerine geleceğine inanılmaktadır.

    Yine kalenin kapısının önündeki uçmak ağacına insanlar üzerlerinden bir bez ya da ip parçası kopararak bağlamak suretiyle dilekte bulunmaktadır.
     
  7. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.234
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Manilerde Karahisar Kales
    Yörelerin coğrafi yapılarındaki önemli varlıklar, o merakının folkloüne 1. derecede yansımaktadır. Söz gelimi:Sıradağlar, ovalar, akarsular, göller, yaylalar, kaleler ve diğerleri...Afyonkarahisar şehrinin de yerden 226 metre yükseklikteki bir kaya kütlesi üzerine kurulmuş olan kalesi de önemli bir tarihi yapı olmasının yanı sıra, coğrafi özelliği nedeniyle halk folklorünün en yaygın biçimlerinden biri olan manilerde geniş biçimde yer almıştır.

    Afyon dağlar içinde
    Gül yapraklar içinde
    Afyon'u Allah korusun
    Kalesi var içinde
    Saçım uzun öreyim
    Göz yaşımı sileyim
    Eğil Afyon kalesi
    Ben yarimi göreyim
    Diye mani yakan diller, bazen sevdiklerine sitemlerini manilerle gönderirken Karahisar Kalesi'nden söz etmeden geçememişlerdir:
    Hisarın ardı diken
    Yaktın beni gül iken
    Allah da seni yaksın
    Üç günlük gelin iken
    Kaleden indim iniş
    Mendilim dolu yemiş
    Yare saldım yememiş
    Kendisi gelsin demiş
    Afyon'un kalesine
    Kuş konmuş tepesine
    Sırçadan saray yapsan
    Varmam senin gibisine
    Kalenin ardındayım
    Saatin dördündeyim
    Eller derin uykuda
    Ben yarin derdindeyim
    Genç kızların atışma manilerinde de Karahisar Kalesi'ni bulmak mümkündür:
    Kaleden attım kazı
    Ayakları kırmızı

    Senin varacağın oğlan
    Ayakkabı hırsızı
    Kalenin altı tandır
    Yandır Allahım yandır
    Senin varacağın oğlan
    Hem bıyıklı, hem kambur
    Türkülerde Karahisar Kalesi
    Halkın duygularının, özlemlerinin, dileklerinin, acılarının, aşklarının, sevilerinin, hasretlerinin, kahramanlıklarının saza ve söze döküldüğü türkülerde yöreye ait folklorik özellikler, mahalli motifler ağır basmaktadır. Afyonkarahisar halkı da içinde yaşadıkları şehir ile özdeşleşen Karahisar Kalesi üzerine türkü yakmadan edememiştir.
    Af(i)yon'un (aman aman) ortasında kalesi
    Üzerinde vardır kızlar kulesi
    Sözleriyle başlayan türkü, Afyonkarahisar'ın en tanınmış türkülerinden biri olarak Türkiye Radyolarında çalınıp söylenmektedir.
    Bir başka türküde ise Karahisar Kalesi'nden
    Karahisar Kalesi bükülür gelir
    Zülüfler gerdana dökülür gelir
    Dizeleriyle söz edilmektedir.
    Çemberin Dalda Kaldı türküsünde geçen
    Kalenin ardı pınar
    Elimi soksam donar
    Ne kız oldum ne gelin
    Yüreğim ona yanar
    Kalenin ardı bostan
    Yıkılsın Arabistan
    Arabistan kızları
    Ne don giyer ne fistan
    Dörtlüklerinde de kaleden söz edilmekte ve bu türkü aynı zamanda bir kadın oyun havası olarak çalınıp söylenmektedir.
    Her ne kadar Karahisar Kalesi ile ilgisi olmasa da Kara Hüseyin adlı Emirdağ türküsünde geçen
    Karasar damını yardımda kaçtım
    Su vermez yoluna sar(ı) altın saçtım
    Filiğin Hatça'yı aldımda kaçtım
    Dizelerindeki “Karasar” kelimesi , Karahisar'ın halk arasında söylenen bir biçimi olması nedeniyle dikkat çekicidir. Kimi köylerde de Karahisar “ Kareysar” olarak söylenmektedir. Halk arasında söylendiği gibi almak gerekirse buna “ Garasar ”
    Ya da “ Gareysar ” demek daha doğru olacaktır.
     
  8. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.234
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    İsimlerde Karahisar Kalesi

    Afyonkarahisar'da yetişen birçok alim, sanatçı, şair, mutasavvıf, kumandan ve devlet adamları “Karahisari” lakabını gururla taşımız ve bununla meşhur olmuşlardır.
    -Ahter-i Kebir adlı Arapça-Türkçe lugatıyla tanınan Muslihiddin Mustafa bin Şemseddin Karahisari (AHTERİ),
    -Şamil-ül Lüga adlı Farisiçe-Türkçe lugatıyla tanınan İmadoğlu Hasan Karahisari,
    -Ünlü mutasavvıf Abdurrahman Karahisari ( Mısırlıoğlu-Mısri Sultan ),
    -Alim,Mevlana Hattat Haydar bin Ebilkasım Karahisari,
    -Ünlü Hattat Ahmed Şemseddin Karahisari,
    -Hattat Karahisari Derviş Mehmet
    Karahisari adıyla ün kazanmış Afyonkarahisarlılardır.
    Bu arada Afyonkarahisar şehrinde şu anda bazı duvarları ayakta kalabilmiş olan Kale Mescidi adlı bir camii, Kale ve Hisarardı adlarıyla anılan iki de mahalle bulunmaktadır
     
  9. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.234
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Karahisar Kalesi ile İlgili Diğer İnanışlar

    Halk arasında Karahisar Kalesi'ne bir kez tırmanan bir kişinin 7 yıl Afyonkarahisar'dan ayrılmayacağına ilişkin bir inanç vardır. Bu inanç ne kadar doğrudur bilemeyiz ama yüzyılların deneyimine dayanan ve bilimsel olarak açıklaması da yapılabilen bir diğer inanç vardır ki o da “ Karahisar Kalesi'nin ardı kararınca Afyonkarahisar'a yağmur yağdığıdır.” Olayı bilimsel yönden şöyle açıklamak mümkündür: Yurdumuza yağışlar genellikle Kuzeybatıdan ve güneybatıdan, yani Balkanlarla Orta Akdeniz üzerinden gelmektedir. Yağış sistemleri Ege, Orta Anadolu ve Doğu Anadolu üzerinden yurdumuzu terk etmektedir. İşte Karahisar Kalesi'de Afyonkarahisar kentinin batısına yakın bir yerde kurulu bulunduğundan yağmur bulutları sürekli olrak kalenin arkasından gelmekte ve Karahisar Kalesi'nin arkası kararınca Afyonkarahisar'a yağmur yağmaktadır.
     
  10. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.234
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Doğal ortam

    Afyonkarahisar ili, ortalama yüksekliği 1000-1500 metre olan ve tektonik hareketlerin oluşturduğu vadilerle yarılmış bir yayla görünümündedir. İl dağları bu yaylalar üzerinde sürekli olmayan sıralar biçiminde yükselir ve iki yönde uzar giderler. Güneydoğudan kuzeybatıya uzanan Sultandağları Çay yöresinde ulaştıkları 2581 metre ile ilin en yüksek noktasını oluştururlar. Bu dağların hemen kuzeyinde yükseltisi 2241 metreye ulaşan Emirdağ vardır. İlin batı yarısındaki Sandıklı dağlarında yükseklik 2250 metredir. Afyonkarahisar'ın en ilginç yüzey şekli, üzerinde bir de kale bulunan kentin içindeki Sivritepe'dir. Yüksekliği 1200 metre olan Sivritepe, ovadaki volkanik oluşum sonucu ortaya çıkmış kaya kütlesidir.

    Afyonkarahisar, Çay ve Bolvadin ovaları ilin kuzeybatısından, güneydoğusuna uzanır. Kuzeyden başlayarak birbirini takip eden Sincanlı, Sandıklı, Şuhut, Dinar ovaları, Acıgöl çukurunda ilin en güney kesimini oluştururlar.

    Akarsuların, çevre illere su taşıdığı gibi, il sınırları içinde kalan küçük gölcükleri de beslerler. Akarçay sularını Eber gölüne boşaltır. Sular yükselip göl çukuru dolduğu zamanlar, bu göl de fazlasını Akşehir gölüne akıtır. Kaynağı Kocatepe'deki, Kali Çayının suları da Ebere akar. Emirdağ yöresinin suları, Sakarya'yı ilin batı kesiminden çıkan akarsular Küçükmenderes'i beslerler. Afyonkarahisar, denizden çok yüksekte olmasına rağmen, suyu bol bir ildir. Akşehir gölünün yarısı Afyonkarahisar'dadır. Denizden yüksekliği 990 metreyi bulan bu gölün hemen batısında ve tamamı il sınırları içinde kalan Eber gölü vardır. Güneybatıda Çapalı gölü, Karamık gölü ve Denizli ile paylaştığı Acıgöl diğer önemli göllerdir. Dazkırı'nın güneyine düşen Acıgöl'ün denizden yüksekliği 635 metredir.

    1- Ahır Dağları : 1940 m. yüksekliktedir. Sincanlı ile Sandıklı ilçeleri arasındadır. Dağın eteklerindeçamlıklar görülür.

    2- Akdağ : 2449 m. yüksekliktedir. Sandıklı ve Dinar ilçeleriyle Denizli'nin Çivril ilçeleri arasındadır. Çevresi ormanlıktır.

    3- Burgazdağı : 1754 m. yüksekliktedir. Hocalar ile Uşak ilinin Banaz ilçesi arasındadır.

    4- Emirdağları:
    2307 m yüksekliği olan bu dağlar, Bolvadin ilçesi ile adını verdiği Emirdağ ilçesi arasındadır.

    5- Kumalar Dağları :
    2447 m. yüksekliği olan bu dağımız, Sandıklı-Şuhut arasında yer alır. Kurtuluş Savaşı'nın burada başlamış olması bakımından önemlidir.

    6- Paşa ve Bey Dağları : Paşa ve Bey dağları 1750 m. yüksekliktedir. Bolvadin ve Bayat ilçeleri arasında yükselen tepeye Paşa dağı, batı ve kuzey yönünde Eskişehir iline kadar uzanan dağlara da Bey dağları denilir.

    7-Maymun Dağları :
    1622 m. yükseklikte olan bu dağ batı bölgesindedir.

    8-Bozdağ : 1250 m. yüksekliğinde olup batı bölgesindedir.

    9-Söğüt Dağları : 1919 m. yüksekliğindeki bu dağ, Dinar ve Dazkırı ilçelerimiz arasındadır.

    10- Sultandağları : 2519 m. yüksekliği olan bu dağlar, adını verdiği Sultandağı ilçesi ve Akşehir yönünde uzanmaktadır.

    OVALAR
    1- Afyonkarahisar Ovası: Tamamı kapalı bir havza durumundadır. Akarçay'ın Kuzeybatı -Güneydoğu yönünde katettiği geniş düzlükler halindedir. Kuzeyinde Eynihan dağları (Beydağı 1750 m., Şamdağ 1500 m., Emirdağları 2066 m.) ve batıda Kalecik tepelerinin yer aldığı Kumalar dağları vardır. Akarçayın sağında ve solunda uzanan ova, Eber ve Akşehir göllerine çok az bir eğimle alçalmaktadır.

    2- Dinar Ovası: Dinar Ovası, Dinar'dan doğarak (Suçıkan) akan Büyük Menderes'in Samsun dağları ile Karadağ arasında geçtiği vadide daralıp tekrar genişleyerek il sınırlarına kadar devam eder.

    3- Dombay Ovası: Akdağ, Kumalar ve Samsun dağları ile çevrilidir. Bu ova güneye doğru alçalan bir tekne gibidir. Güneyinde Çapalı bataklığına yer veren ova, kuzeyinde Sandıklı-Dinar arasındaki arızalı sahayı meydana getirir.

    4- Sandıklı Ovası : Kufi çayının kolları olan Hamam çayı ile Sandıklı'nın içinden geçen (şimdi bu çay üzeri kapalı bir kanalla ilçe merkezinden geçer) Beylik deresinin birleştiği yerde yükselti 1000 m. den aşağı düşmektedir. Ova, Kufi çayının akışı yönünde uzanarak Akdağ ile Burgaz dağları arasındaki vadide son bulur.

    5- Büyük Sincanlı Ovası: Kuzeyinde İlbudak dağları (1563 m.) güneyinde Ahır dağları, batısında Murat dağları (2312 m.) bulunmaktadır. Bu ova, doğuya doğru çok hafif bir meyille uzanarak Afyonkarahisar ovası ile birleşir.

    6- Küçük Sincanlı Ovası: Büyük Sincanlı ve Sandıklı havzalarının arasında bulunan Küçük Sincanlı Ovası, küçük bir çöküntü ovasıdır. Ortalama yükseltisi 1190 m. olan ovanın etrafı dağlarla çevrilidir. Küçük Sincanlı Ovası, Başağaç Boğazı ile Sandıklı Ovası'na, Damlalı Boğazı ile Büyük Sincanlı Ovasına bağlıdır.

    7- Şuhut Ovası: Doğusu bir plâto ile sınırlıdır. Batısı derin vadilerle yarılmış dik ve çıplak Kumalar dağlarıyla, güneyi ise Kocakal (1675 m.) ve Kayrak dağı ile çevrilidir.

    8-Çöl Ovası :
    Geneli ve Çamurca Ovaları: Bu küçük ovalar, Sultan dağlarının kuzey etekleriyle Kumalar dağlarının güney etekleri arasında sıralanır.

    9-Emirdağ Ovası: Güneyde Emirdağlarıyla (2066 m.) çevrilidir. Doğu-batı yönünde uzun, kuzey-güney yönünde dardır. Tabanlarında geniş çayırlıklar bulunur.
     
  11. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.234
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Turizm

    İlimiz, binlerce yıllık medeniyetlerin kültür ve sanatını yansıtan arkeolojik kalıntılarıyla, asırlık yapılarıyla, milyonlarca yılda oluşmuş mağaralarıyla, termal zenginlik ve tabiat güzellikleriyle, ören yerleriyle yüzyıllardır alın teri ve göz nuru ile süre gelen el sanatlarıyla, peri bacalarıyla, açık hava tapınaklarıyla ve mutfağıyla turizm potansiyeli fazla olan bir yöremizdir. İlimiz, yerli ve yabancı turistler için "deniz dışında" aranan pek çok tarihî ve tabiî güzelliklerin bulunduğu bir turizm cenneti konumundadır. Ancak İlimizin çağdaş turizm sektörünün yaratmış olduğu imkânlardan tam anlamıyla yararlanabildiğini söyleyemeyiz. Bunun başlıca sebeplerinden biri, İlimizin geçici tur güzergâhı üzerinde olmasıdır. İkinci sebep ise toplumda turizm bilincinin tam olarak oluşmaması, çağdaş turizm sektörünün ihtiyaç duyduğu yatırımlara yönelinmemiş olunmasıdır. Son yıllarda turizmin yıl boyunca yoğunluk kazanması için Turizm Bakanlığınca, turizmi çeşitlendirme politikası uygulanmıştır. Turizm çeşitlerinden en önemlisi olan "TERMAL TURİZM" faaliyetini yıl boyu sürdürebilmektedir. Afyonkarahisar, Türkiye'de kaplıca ve ılıca yönünden sayılı iller arasındadır. Bu sebeple son yıllarda fertler ve şirketler ve kooperatifler termal turizme yönelik yatırımlara yönelmişlerdir. Yapılan ve yapılacak olan bu yatırımların sonunda Afyonkarahisar turizmde hak ettiği yerini alacaktır. Kaplıcaları, zengin Tabiat yapısı, tarihî eserleri, alternatif turizm çeşitliliği, kültür ve inanç turizmi festival ve şenlikler gibi çeşitli turizm değerlerine sahip olan Afyonkarahisar, Anadolu'nun batı yakasında bir kavşak noktası olup, doğuyu batıya, kuzeyi güneye bağlayan tabiî bir kapı konumundadır. Bu yüzden turizm potansiyeli yönüyle ülkemizin sayılı illeri arasındadır.

    Afyonkarahisar ilinin turizm potansiyelini aşağıdaki başlıklar altında toplayabiliriz:

    A- Turizm Merkezleri
    B- Termal ve Kaplıca Turizmi(Sağlık Turizmi)
    C- Kültür Turizmi
    D- Tabiat Turizmi ve Tabiî Güzellikler
    E- Festival ve Şenlikler
    F- Alışveriş Merkezleri
    G- Turizm İşletmesi Belgeli Tesisler ve Seyahat Acentaları

    TERMAL TURİZM MERKEZLERİ ;
    İlimizde, Turizm Bakanlığı tarafından Turizm Merkezi ilân edilmiş 4 adet Turizm Merkezi vardır.

    1- Gazlıgöl Termal Turizm Merkezi
    2- Sandıklı-Hüdai Termal Turizm Merkezi
    3- Ömer-Gecek Termal Turizm Merkezi
    4- Bolvadin-Heybeli Termal Turizm Merkezi

    AFYONKARAHİSAR MÜZESİ ;
    Afyonkarahisar Tarihine ve Turizmine büyük katkı ve ışık tutan müzemiz 1927 yılında kurulmuş ve 1933 yılında müze müdürlüğü olarak hizmete açılmıştır.

    M.Ö. 3 binden Bizans Dönemine kadar olan eserlerin sergilendiği yerdir. Eski Tunç, Hitit, Frig, Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait bir çok eser bulunmaktadır.

    Örneğin: Kusura kapları, Bavurdu Testisi Çıkrık İdolü, Hitit Heykel ve Baba Tanrısı, Tatarlı Frig Tümülüsüne ait ahşap parçalar, Çavdarlı Roma Dönemi Adak Heykelleri, Orta Bizans mimare parçaları, yerel kent sikkeleri, kronolijik sıra içinde teşhir edilmektedir.

    Bölgenin özelliklerini yansıtan Roma ve Bizans dönemine ait Frig kapı tipi mezar taşları, anıt yazıtları, Pazar fiyat listeleri, sütunlar, sütun başlık ve altlıkları, mimari parçalar, mermer ve pişmiş toprak lahitleri, Küpler, İsçehisar mermer ocaklarından çıkmış yarı işlenmiş antik parçalar ve büyük boy Herakles (Herkül) Heykeli açık ve yarı açık mekanlarda sergilenmektedirler. Eser çokluğu ve pek çok çeşitli eser bulundurması nedeniyle Arkeoloji Müzemiz, dünyanın önemli müzeleri arasında sayılmaktadır.

    HIDIRLIK YAZ AKŞAMLARI
    TARİHİ
    Her yılın Haziran - Temmuz - Ağustos ayları arasında
    İLİ / İLÇESİ
    Afyonkarahisar Merkez
    NİTELİĞİ (Ulusal / Uluslar Arası )
    Ulusal
    KAÇ YILINDAN BERİ DÜZENLENDİĞİ
    1998 Yılından Beri
    DÜZENLEYEN KURULUŞ
    Afyonkarahisar Belediyesi
    TELEFON / FAKS
    0272 214 42 55 / 212 09 74
    YURTDIŞINDAN KATILIMCI ÜLKE VE KİŞİ SAYISI
    -
    ETKİNLİĞİN KONUSU VE AMACI
    Halka Yönelik Eğlence
    GERÇEKLEŞTİRİLECEK AKTİVİTELER
    Konser Ve Gösteri Sanatları

    ULUSLARARASI ZAFER FESTİVALİ
    TARİHİ 26-30 Ağustos Zafer Haftası
    İLİ / İLÇESİ Afyonkarahisar Merkez
    NİTELİĞİ (Ulusal / Uluslar Arası )Uluslararası
    KAÇ YILINDAN BERİ DÜZENLENDİĞİ 1998 Yılından Beri
    DÜZENLEYEN KURULUŞ Afyonkarahisar Belediyesi
    TELEFON / FAKS 0272 214 42 55 / 212 00 74
    YURTDIŞINDAN KATILIMCI ÜLKE VE KİŞİ SAYISI Folklor Ekipleri ve Fuara Katılan Yabancı firmalar
    ETKİNLİĞİN KONUSU VE AMACI Afyonkarahisar'ın Kurtuluşu ve Zafer Haftasının Anlamına Yakışır Bir Şekilde Kutlanması
    GERÇEKLEŞTİRİLECEK AKTİVİTELER Konser-Sergi Fuar-Folklor Festivali

    TAŞPINAR ŞİİR & HİKAYE AKŞAMLARI
    TARİHİ Her Yıl Mayıs Ayında Belediye Kültür Merkezi
    İLİ / İLÇESİ Afyonkarahisar Merkez
    NİTELİĞİ (Ulusal / Uluslar Arası )Ulusal
    KAÇ YILINDAN BERİ DÜZENLENDİĞİ 1999 Yılından Beri
    DÜZENLEYEN KURULUŞ Afyonkarahisar Belediyesi
    TELEFON / FAKS 0272 214 42 55 / 212 09 74
    YURTDIŞINDAN KATILIMCI ÜLKE VE KİŞİ SAYISI -
    ETKİNLİĞİN KONUSU VE AMACI Şiir ve Hikayelerin Özendirilmesi
    GERÇEKLEŞTİRİLECEK AKTİVİTELER Şiir Ve Hikaye Sunulması ve Kitaplaştırılması

    SULTAN DİVANİ' Yİ ANMA VE AŞURE GÜNÜ
    TARİHİ Her Yıl Hicri Yılın 10.Muharrem Günü
    İLİ / İLÇESİ Afyonkarahisar Merkez
    NİTELİĞİ (Ulusal / Uluslar Arası ) Ulusal
    KAÇ YILINDAN BERİ DÜZENLENDİĞİ 1990 Yılından Beri
    DÜZENLEYEN KURULUŞ Afyonkarahisar Belediyesi
    TELEFON / FAKS 0272 214 42 55 / 212 09 74
    YURTDIŞINDAN KATILIMCI ÜLKE VE KİŞİ SAYISI -
    ETKİNLİĞİN KONUSU VE AMACI Afyonkarahisar'ın Manevi Şahsiyetlerinden Mevlana'nın Torunu Sultan Divani Hazretlerinin Tanıtılması Afyonkarahisar'da Yaşayanların Birlik ve Beraberliğinin Sağlanması
    GERÇEKLEŞTİRİLECEK AKTİVİTELER Aşure Dağıtımı, Bilimsel Toplantılar, Sema Gösterileri
     
  12. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.234
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Ulaşım

    Dört yönden gelen demiryollarının birleştiği kavşakta, bir merkez durumunda olan Afyonkarahisar, ulaşım açısından büyük önem taşır. Bu demiryollarından biri Konya üzerinden Adana'ya, dolayısıyla Akdeniz'e ulaşır. Bir diğeri Kütahya üzerinden İç Anadolu ve Marmara'ya gider. Batıya yönelik iki hattan ilki Uşak, Manisa'dan İzmir'in Basmahane garına varırken, ikincisi Aydın'a uğrayıp, İzmir Alsancak istasyonuna girer. Bursa'dan 289, Zonguldak'tan 525 ve Rize'den 1116 Km. uzaklıkta bulunan Afyonkarahisar, karayolu bakımından da önemli bir konuma sahiptir. İç Anadolu, Akdeniz, Marmara ve Ege gibi, yurdun çeşitli yönlerinden gelen karayollarının birleştiği bir nokta görünümündedir. İller arasındaki karayolları, asvalt kaplı yollardandır. Öte yandan düzgün bir havaalanına sahip olup, havadan ulaşıma da açıktır.

    İl merkezi ile ilçeler ve bucaklar arasındaki ulaşım genellikle karayolundan yapılır. Bu yolların tümü iyi vasıflı yollardır. Ham toprak yol dahi olsa bütün köyleriyle de karayolu bağlantısı vardır.

    1802 yılında bir İngiliz mühendisi tarafından yapılan, buhar gücüyle raylar üzerinde hareket eden araba demiryolu fikrinin doğuşunu hazırlamış, ancak 1825 yılında demiryolu ulaşım olarak hayata geçmiştir. Anadolu topraklarında demiryolu inşaatı 1856 yılında bir İngiliz şirketine verilen imtiyazla İzmir-Aydın arasında 132 km'lik yolun yapımı ile başlamış, 1866 yılında biten bu demiryolundan sonra 1888 yılında Haydarpaşa'dan başlayan demiryolu hattı, önce Ankara, sonra Eskişehir-Afyonkarahisar-Konya-Ulukışla-Pozantı-Yenice-Fevzipaşa hatlarıyla 20 yılda tamamlanmıştır. İlk demiryolu hattı İzmir-Uşak- Afyonkarahisar (Şimdiki Afyonkarahisar Şehir İstasyonu) 1906 yılında tamamlanmıştır. 1892 yılında Eskişehir-Kütahya- Afyonkarahisar arası, 1896 yılında Afyonkarahisar-Konya arasındaki demiryolu güzergâhı tamamlanmıştır. Şimdiki 7. Bölge Müdürlüğü binası 19 Temmuz 1939 yılında işletmeye açılmıştır.

    Afyonkarahisar Gar, demiryollarının önemli kavşak noktasında olması ve Afyonkarahisar ilinin zengin yer altı kaynakları sebebiyle gerek transit, gerekse Afyonkarahisar Gar'dan sefere başlayan trenlerle yük ve yolcu taşımacılığı açısından büyük önem arz etmektedir.

    Demiryolu : İlimiz merkezi, Ülkemizde dört ayrı demiryolu hattının birleştiği noktada bulunan tek il merkezi olma özelliğini taşımaktadır. Afyonkarahisar avantajlı konumu ve geçmişte yapılan yatırımlar sonucu demiryolu yönünden çok sanşlıdır. Ülkemizin her yönüne demiryolu ile ulaşım sağlanmakta olup, Afyonkarahisar Gar'ından günde ortalama 18 tren geçmektedir. İl merkezimiz demiryolları ile komşu illerden Konya, Isparta, Denizli ve Kütahya illerine doğrudan, Eskişehir, Uşak'a Kütahya, Burdur'a Isparta illeri topraklarından geçmek suretiyle bağlanmaktadır. Demiryolu hatlarından, Afyonkarahisar-Konya hattının 72 km'si, Afyonkarahisar-Kütahya hattının 66 km'si, Afyonkarahisar-Uşak hattının 50 km'si ve Afyonkarahisar-Denizli hattının 206 km'si İlimiz hudutları içerisindedir. Toplam demiryolu uzunluğu 394 km'dir. İl merkezi içindeki demiryolu hatları uzunluğu 35 km'dir.
     
  13. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.234
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Afyonkarahisar'lı Ünlüler

    Ahmet Necdet SEZER ;
    13.09.1941 Tarihinde Afyonda doğdu. 1958 yılında Afyon Lisesinden, 1962'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Mezun oldu.Aynı yıl Ankara Hakim adayı olarak göreve başladı. Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet SEZER Semra KÜRÜMOĞLU ile evlendi. Askerliğini Kara Harp Okulunda Yedek Subay olarak yaptı. Sırası ile; Dicle Yerköy Hakimlikleri ve Yargıtay Tetkik Hakimliği görevlerinde bulundu. Medeni Hukuk alanında 1977-1978 de Ankara Hukuk Fakültesinde Yüksek Lisans (Master) öğrenimini yaptı. 07.03.1983 Tarihinde Yargıtay üyeliğine seçildi. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi üyesi iken Yargıtay Genel Kurulunca belirlenen 3 aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından 27.09.1988 Tarihinde Anayasa Mahkemesi asil üyeliğine atandı. 6 Ocak 1998 de Anayasa Mahkemesi Başkanı seçildi. Evli ve 3 çocuk babasıdır.

    Ahmet Necdet SEZER, Nisan 2000 TBMM sinde gurubu bulunan 5 partinin Genel Başkanı tarafından Cumhurbaşkanlığı için aday gösterildi. Ahmet Necdet SEZER TBMM sinde yapılan 3. Tur oylama sırasında toplam 330 oy alarak 5 Mayıs 2000 Tarihinde Türkiye Cumhuriyetinin 10. Cumhurbaşkanlığına seçildi. Ahmet Necdet SEZER'in Cumhurbaşkanlığına seçilmesinden sonra Afyon Şehir Merkezinde büyük bir coşku yaşandı. Afyon Belediyesince düzenlenen kutlamalar 1 gün boyunca sürdü. Ahmet Necdet SEZER'in Cumhurbaşkanlığı dünyada da büyük yankı buldu. İlk Hukuk Cumhurbaşkanımız olan 10. Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet SEZER; çocukluk ve okul arkadaşları başta olmak üzere toplumun tüm kesimleri tarafından çalışkan, dürüst, ailesine bağlı, haksızlığa dayanamayan, Cumhurbaşkanlığı koltuğuna layık değerli bir Hukuk ve Devlet Adamı olarak tanındı. 16 Mayıs 2000 Tarihinde TBMM sinde yemin ederek görevine başlayan 10. Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet SEZER TBMM sinde yaptığı ilk konuşmasında Meclis'in saygınlığının korunacağını, Laiklik ilkesinden asla ödün verilmeyeceğini, polis devleti çağrışımlarının terk edileceğini, hiç kimsenin inanç ve emeğinin sömürtülmeyeceğini demokratik kuralların ödünsüz uygulanacağını, hiç kimsenin hukukun üstünde olamayacağını ve hedefinin toplumsal barışı sağlamak olduğunu vurguladı.

    Cumhurbaşkanlığı sırasında bile şatafat istemeyen A. Necdet SEZER'in Cumhurbaşkanlığı sırasında almış olduğu kararlar ve uygulamaları büyük takdirde karşılanıyor.

    Ali ÇETİNKAYA ;
    Afyonkarahisarlı Şerşifoğlu Ahmet Ağa'nın oğlu olan Ali Bey 1878 yılında Afyonkarahisar'da doğdu.İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Bu günlerdeki lider davranışları yüzünden arkadaşları o'na “Vezir Ali” demeye başladılar. Babasını küçük yaşta kaybetti. Anası Fatma Hamın çabası ile Bursa Askeri Lisesi'ne gönderildi. Oradan Harp Okulu'na geçti ve tam 20 yaşında iken, 1898 yılında teğmen rütbesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri safına katıldı. Yüzbaşı oluncaya kadar geçen süre içerisinde Makedonya ve Arnavutluk dağlarında çetecilere karşı Osmanlı varlığını savundu. 1907 yılında Manastır'da örgütlenen “İttihat Terakki” içinde yer aldı.Hareket Ordusu ile İstanbul'a girdi. 1919'da Trablusgarp Cephesi'ne gönderildi. Burada Mustafa Kemal'in yanında bulundu. O sırada Enver Paşa da Bingazi'de idi. Balkan ve 1. Dünya Savaşlarında cephelerde savaştı. Mondros Mütarekesinin yüz kızartan sonuçları gelmeye başladığı günlerde Ayvalık'ta 172. Alayın Kumandanlığını yapıyordu. 15 Mayıs 1919'da İzmir'e asker çıkaran Yunanlılar, 28 Mayıs'ta Ayvalık'a çıkmak istediler. İstanbul'dan gelen emir, “bırakın çıksınlar!” biçiminde olmasına rağmen Ali Bey, Yunan'a ilk kurşunu atarak, mukavemeti ve böylece Milli Mücadeleyi resmen başlatıyordu. Ali Bey 1919 yılında yapılan seçim sonunda Afyonkarahisar Mebusu olarak, Osmanlı Mebusan Meclisi'ne girdi. Ancak kısa bir süre sonra İngilizler tarafından tutuklanarak, birçok vatansever aydın gibi Malta'ya sürüldü... Malta'dan kurtulup yurda döndüğünde TBMM açılmıştı ve Atatürk O'nu ve bazı arkadaşlarını bekliyordu. Doğal olarak Ali Bey'de birinci mecliste Afyonkarahisar Milletvekili olarak yerini aldı.

    Ali Bey, fikir ayrılıkları dolu olan bu birinci mecliste, 1. gurupta yer aldı. 2. Mecliste Atatürk'ten yana olanların büyük çoğunluk sağlamalarında Ali Bey'in büyük payı oldu. 2. Mecliste Cumhuriyet Halk Partisi Programı ile Anayasa taslağının hazırlanmasında Kazım Karabekir, Ziya Gökalp, İsmail Canbolat, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu ve Celal Bayar ile birlikte görev aldı. Uzun yıllar Halk Partisinin Gurup Başkanlığı görevini sürdürdü... Doğudaki kürt isyanlardan sonra kurulan Ankara İstiklal Mahkemesi Başkanlığına getirildi.

    16 Şubat 1934 Tarihinde Bayındırlık Bakanlığına seçildi. Ulaştırma İşlerinin Bayındırlıktan ayrılması üzerine oluşturulan Ulaştırma Bakanlığının, 3 Nisan 1939 Tarihinde İlk Bakanı oldu. Her iki Bakanlıkta da büyük işler başardı. Bir çok yabancı kuruluşun millileştirilmesini sağladı.

    Memleketin demir ağlarla örülmesinde onun payı büyük oldu. Soyadı Kanunu çıkınca Atatürk ona ‘ÇETİNKAYA' soyadını verdi. Zira Ayvalıkta düşman karşısında, gerçekten Çetin bir kaya olmuştu. Sonraları, adıyla, soyadıyla Ali Bey, yurdun çeşitli yerlerinde yaşatıldı.

    Ali Bey zaman zaman halkevi tarafından Afyonkarahisarda yayımlanan Taşpınar dergisine mukaleler yazdı. O arada Hans kohn tarafından yazılan ‘Türk Milliyetçiliği' adlı eseri Türkçe'ye çevirerek kitap bütünlüğünde yayımlanmasını sağladı. Aralıksız 1946 yılına kadar Afyonkarahisar Milletvekilliği yapan Ali Çetinkaya, çok partili sisteme geçilip, Demokrat Partinin seçimleri kazanması üzerine o yıl seçilemedi ve Milletvekilliği sona erdi. 21 Şubat 1949 Tarihinde İstanbul'da vefat etti. Aziz naşı Afyonkarahisar'a getirildi ve Afyonkarahisar Belediyesi tarafından Asri Mezarlık içersinde inşaa edilen Anıt Mezar'a defnedildi. Her yıl, Afyonkarahisar Valiliği tarafından düzenenlenen törenle, ölüm yıldönümlerinde anılmaktadır.

    Abdurrahhim MISRİ ( Karahisari )
    1 5 Yüzyıl ünlü mutasavvıflarındandır. Afyonkarahisar'da doğmuştur. Akim bir kişi olan Mevlana Alaaddin'in oğludur. Zengin bir ailenin oğlu oluşu nedeniyle iyi bir tahsil görmüş, maddi bir sorunu olmadığından, durmadan gezmiş ve yazmıştır. Doğum ve ölüm tarihleri kesinlikle bilinmemekle beraber 15. yüzyılın ilk yıllarında doğmuş ve vakfiyesini yazdırmış olduğu 1483 yılından kısa bir süre sonra öldüğü sanılmaktadır. Abdürrahim Karahisari 1437 yılında Beypazarında, Fatih'in hocası Akşemsettin'le buluşmuş bundan sonra her yerde ve her zaman birlikte görülmüşlerdir. Giderek, Akşemsettin halife olarak kendisine Abdurrahim'i tayin etmiştir. Bu iki dost, İstanbul'un fethinde, Fatih Sultan Mehmet'in yanında bulunmuşlardır. Tüm tarihçiler, birinden söz ederken, ötekinide anmışlardır. Beraberlikleri Akşemsettin'in Fatih'e küsüp İstanbul'u terkedişine değin sürmüştür. 1453 yılında İstanbul'un alınışından 1 ay sonra, Abdurrahim Afyon'a dönmüş ve en ünlü eseri olan ‘Vahdetname' yi yazmaya başlamıştır.

    Abdürrahim birkaç kez evlenmiştir. Birçok da çocuğu olduğu muhakkak. Ancak, bunlardan sadece Niyaz adlı kızı bilinmektedir. Niyaz, babasının yakın dostu olan Kasım Paşa'nın oğlu olan Sofi Çelebi ile evlenmiştir. Mısri Sultan, Afyonkarahisar halkının herşeyi idi. Kent halkının tüm sorunlarını çözümlerdi. Kendi adını verdiği bir camii yaptırmış, Gedik Ahmet Paşa Medresesinde Müderrislik yapmıştı... Ölümünden sonra tüm vakviyesine kızı Niyaz mütevelli olmuştur. Bugün halk ağzında ‘Mısri Sultan Camii' adını alan, Kasım Paşa Camiinde damadı Sofi Çelebi ile yanyana yatmaktadır...

    Abdürrahim'in en önemli, eseri, ‘Vahdetname' dir. Aşık Paşa'nın ‘Garipname' si tarzında ahlaki ve tasavvufi mahiyette yazılan bu mesnevi ‘Failatün, Failatün, Failün' vezninde tertip edilmiştir. 3030 beyitten ibaret olan ‘Vahdetname'nin bir nüshası Afyonkarahisar Gedik Ahmet Paşa Kütüphanesinde bir nüshasıda İstanbul'da Üniversite kütüphanesindedir. (Tasavvuf No:253) kimi nüshalarıda kişilerde olduğu sanılmaktadır. Dinle Zat-ı Can-ı Pakdn Kadem-i Peyda Kılubdur Hakden Hamd İden Ol Zate Canı Pak Olan Kim Hilafet Buldı Anda Hak Olan dizeleri ile başlayan ‘Vahdetname' nin 1460 yılında yazıldığı şu dizelerden anlaşılmaktadır.

    Çün Muin oldı vü yarı kıldı Rab

    Ahır oldı bu mübarek name heb

    Hicret idelden o Sultan-ı harem

    Mefhar-i kevneyn me'mul-i ümem

    Bil sekiz yüz dahi altmış beş idi...

    Abdürrahim Karahisari'nin Vahdetname'den başka bilinen büyük eserleri şunlardır. ‘Münyetül Ebrar ve Günyetül Ahyar' ve ‘Tercümei Kasidei Bürde (manzum) ‘dir.

    Eserlerin tümü Türkçe'dir. ‘Münyetül Ebrar ve Günyetül Ahyar' ın yazma bir nüshası İstanbul'da Molla Murat Kütüphanesinde, ‘Düğümlü baba' kitapları arasında 376 numarada kayıtlıdır. Bir nüshası da Ali Emiri Kütüphanesinde Reşit Efendi kitapları arasında 485 numarada kayıtlıdır. Ayrıca bir nüsha da Afyonkarahisar Gedik Ahmet Paşa Kütüphanesinde bulunmaktadır... Mısri Sultan'ın öteki eseri ‘Kasidei Bürde' nin bir nüshası İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanesinde, bir nüshası da merhum Edip Ali Bakı Hoca'nın özel Kütüphanesindedir.

    Sarhoşoğlu Ömer Vehbi PAŞA ;
    Vehbi Paşa Ömer Vehpi Paşa, Afyonkarahisar Ulu Camii (Bedrik) Mahallesi'nden Sarhoşoğulları'ndan Tabak Ağa'nın oğludur. İlk ve (medrese) öğrenimini memleketinde yaptıktan sonra askerliği heves ederek Harbiye'ye girdi. Harbiye okulunu birinci derecede bitirdi. Harbiye'yi 1-10. olarak bitirenlerin Kurmay Okulu'na alınması sebebiyle Kurmay Okulunu da Birincilikle bitirerek subay oldu.

    Ömer Vehpi Paşa, Sivastopal savaşlarında Kurmay olarak bulundu. Sonra 1861 yıllarında Bosna-Hersekte Karadağ ayaklanmalarında görev aldı ve Bosnada evlendi. R.1312-1314 (M.1894-1896) yıllarında Tesalya Kıtası komutanı Müşhir Ethem Paşanın Lavazım Amiri (Ordonat) olarak Yunan savaşlarına katıldı. 2 yıl sonra Yani 1898-1899 yıllarında şark vilayetlerindeki ayaklanmaya karşı Serdar olarak atandı. Burada güvenliği sağlayarak başarılar kazandı. Bunun üzerinde bir üst derece ile İstanbul da Saray-ı Hümayum muhafızlığına getirildi. Genel Kurmay Başkanı oldu. 2. Abdülhamitin güvenini kazanarak bu görevinde uzun süre çalıştı. Hürriyet Devrimi (23 Temmuz 1908) olmadan az önce vefat etti. Padişah 2. Abdülhamit Han tarafından verilen bir irade ile Fatih Sultan Mehmet Han Türbesi mezarlığında, Pilevne kahramanı Gazi Osman Paşa mezarı yanına gömüldü. Ömer Vehbi Paşanın Asım, Kazım, Kamil ve Tahsin adında 4 oğlu ve 1 Kızı olmuştur. Oğullarından 3'ü babaları mesleğinde asker Tahsin Bey ise Hariciyeyi oldu. Ömer Vehbi Paşa ölümünden 6 yıl önce Karahisardaki Baba mirası evlerini 3 kardeşi Mehmet Ali, Hüseyin ve Abdullah ile Kız kardeşinin yetimlerine bağışladı. Bu sırada Karaman mahallesinde Çeşme bitişiğindeki ev kız kardeşinin yetimlerine verildi.

    Ömer Vehbi Paşanın Karahisardaki Sarhoşoğlulları ailesi ‘Mayatepek' soyadını aldılar.

    Prof.Kamil MİRAS ;
    Büyük Kamil Miras, 1874 tarihinde Afyonkarahisar'da doğmuştur. Ahmet Efendi'nin oğlu olup, Mirasoğlu sülalesindendir. İlk ve orta öğrenimini Afyonkarahisar'da tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi'ne girmiş ve Ulum-i Aliye-i Diniyye Bölümünden mezun olmuştur. Bayezid Camiinde ders okutuyor iken, II. Meşrutiyetin ilanının müteakip yapılan şeçimlerde, Afyonkarahisar Mesubu olmuş ve Osmanlı Mebusan Meclisi'nde ilimizi temsil etmiştir.

    Bir din bilgini olarak, bu alanda hizmetler yapmakta iken, 1923 yılında, Aftonkarahisar Mebusu seçilmiş ve TBMM'ne girmiştir. İkinci TBMM'nin açılışında Kur'an'dan Ayet okuyup, dua eden Kamil Miras, Ankara'nın başkent oluşu ile ilgili kanun teklifine de ilk imzayı koyanlardandır. Prof. Miras, bir dönem Mebusluk yaptıktan sonra bir daha aday olmayıp, dini ve ilmi çalışmalara yönelmiştir.

    Prof. Miras, 26 Haziran 1940 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı müşavirliğine atanmış, bu görevde üç yıl bulunduktan sonra, 24 Nisan 1943 tarihinde emekliye ayrılmıştır.

    Miras, 30 Nisan 1957 tarihinde İstanbul'da vefat etmiştir. Kur'an'ı Kerim'in Türkçe'ye tercüme ve tefsir edilmesi fikrini ilk kez ortaya koyan Prof. Miras'tır.Nitekim, Mebusluğu döneminde Meclise verdiği bir kanun teklifi kabul edilmiş ve oybirliğiyle alınan bu karar gereğince Elmalılı Hamdi Yazır tarafından “ Halk Dini Kur'an Dili” adıyla hazırlanan dokuz ciltlik tefsir Diyanet İşleri Başkanlığı tarafıdan yayımlanmıştır. Bunun yanısıra Buhari Tercümesi de TBMM tarafından kabul edilmiş, bu muhteşem eserin ilk üç cildi Ahmet Naim, dokuz cildi ise Kamil Miras tarafından tercüme edilerek basılmıştır.

    Arapça ve Farsçayı çok iyi bilen Miras, ülkemizin yetiştirdiği en büyük muhaddislerden biridir. Beyzavı, Hazin, Medarik, İbn-i Abbas gibi ünlü eserlerle Ahkamul'l-Kur'an-ı yayına hazırlamıştır. Anılan eserlerden başka şu eserlere de imzasını koymuştur:

    1- Din-i İslam Tarihi'nin Emevi ve Abbas devirlerine ait kısmı

    2- Tarih-i İlm-i Fıkıh

    3- Kur'an ve Tefsir Tarihi

    4- Ahlak-ı Ser'iyye

    5- Kur'an'ın Cem'i

    6- İlm-i Kelam Tarihine Ait Tetkikler

    7- Ramazan Musahabeleri

    Kamil Miras'ın Talat, Emin ve Sedat adında üç erkek çocuğu dünyaya geldi. Bunlardan Talat Miras uzun yıllar Dışişleri Bakanlığı bünyesinde Büyükelçilik görevlerinde bulundu. Merhum, aynı zamanda şairdi. Bursa'daki Yeşil Camiin içindeki şadırvanda olan şu mısralar O'nundur:

    “Ey Müslüman! Şu şadırvan, sanma sade bir çağlayan Tanrı'mızın rahmeti bu, su değildir ondan coşan Köyelerinden fışkıran, hüzme bir nurdan direk Gönülleri hoş etmede dökülürken süzülerek.”

    Ömer Faruk ATABERK ;
    1933 Yılında Afyonkarahisar'da doğdu. İlk ve Lise öğrenimini doğduğu ilde tamamladı. 1957 yılında da “İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümünden” mezun oldu. Akademi öğrenim yıllarında ‘Şark Süsleme Atölyesine' devam ederek hüsn-i hattı Mustafa Halim ÖZYAZICI'dan, Tezhip minyatürü Muhsin DEMİRONAT ve Rikkat KUNT'tan öğrendi., ayrıca Topkapı'da Prof. Dr. A. Süheyl ÜNVER'İN atölyesinde devam etti; Ressam Şeref AKDİK, Nezihe BİLGÜTAY ve Hüseyin Tahirzade BİHZAD'dan yararlandı. Necmettin OKYAY ve oğlu Sacit OKYAY'dan ebrü, cilt ve kat'ı sanatlarını öğrendi, vatani görevini Askeri Müze'de yaptı; kurulmasında emek verdi, Ankara'da Tabiat Tarihi Müzesi ve Manyas Kuş Cenneti müzelerinin kurulmasında hizmet verdi. 1991 yılında Konya Selçuk Üniversitesinden hüsn-i hat dalında sanatta yeterlik aldı. 1947 yılında almış olduğu ilk ödül sanat hayatının başlangıcı oldu. Üç kez ‘Devlet Türk Süsleme Sanatları yarışmasında birincilik ödülü alan ATABEK kuruluş, dernek ve kurumlardan almış olduğu başarı ödüllerine sahiptir. Afyon'da Mısri, Hacı Nuh, Yeşil Camii, Yarenler Camii, Ankara'da Çiğdemtepe Camii kubbe, kuşak, mihrap ve kapı üzerinde hat sanatına ait, Antalya Hotel Arinnada da kalemişi Kubbe tezyinatı, mimari yapılarda yer alan eserleridir. Hüsn-i hat, tezhip ve minyatür dalında çok sayıda kişisel sergi açmış (Yurt içi ve yurt dışında), kırktan fazla karma sergilere katılmıştır. Fakültede öğrenim görevlisi iken Kültür Bakanlığı'nın isteği üzerine usta sanatçı yetiştirme görevini üstlenmiş, Turkuaz Sanat Merkezinde de minyatür hocalığı yapmıştır. Atabek'in en önemli sanat özelliği aynen tekrar ve taklit etmekten kaçınmasıdır.

    Geleneksel sanatımızın asaletini koruyarak onlara yeni boyutlar getirmiştir, yeni ufuklar açmış bu konuda çok başarılı olmuştur.

    Yetiştirmiş olduğu usta sanatçılar Atabek'in açmış olduğu bu yolu benimseyerek severek ve ilhamlarını ondan alarak yapmış oldukları özgün çalışmalarıyla Atabek tarzı bir ekol haline gelmiştir.

    Ömer Faruk Atabek 20.12.1999 yılında Ankara'da vefat etmiştir. Arzusu üzerine Afyon'daki Aile Kabristanı'na defnedilmiştir .

    Prof. Dr.Mazhar Paşa ;
    Doktor olarak memleketimizin de ve Avrupa'da ün salmış seçkin insanlarımızdan biridir. H.1261 (M.1845) yılında Afyonkarahisar'da doğmuştur.Babası Refik Binbaşı emeklisi Süleyman Efendi'dir. Süleyman Efendi, oğlunun doğumundan 5 yıl önce (1840) Harbiyede öğrenci iken Babası Bayatlı Hamza oğlu Hacı Ali ölmüş ve mirası bir yedd-i emine teslim edilmiş olması nedeni ile Mazhar Paşa soyunun Bayat bucağın'dan olduğu anlaşılmaktadır. Süleyman Efendi Karahisarda ölmüştür. Mazhar Paşa İlk ve Orta Öğrenimini Memleketimizde yaptıktan sonra Tıbbıye'ye gitmiş ve H.1285 (M.1869) ‘de Yüzbaşı olarak Tıbbıyeyi bitirmiş, H.1287 (M.1871)'de fen-cerrahi öğrenimi için Fransa'ya gönderildiğinde memleketimizde teşrih (anatomi) ilimin yetersiz olduğunu bildiği için teşrih (anatomi) profesörü Sappely ‘den ders almaya başlamış ve kısa bir sürede sınıf 2. si olarak diploma almayı başarmıştır.

    Paristen döndükten sonra Karadağ ve Sırp Muharebelerinde doktor olarak Semiceye gönderilmiş, savaş sonunda ise İstanbul'a dönmüştür.

    İstanbulda Tıp okulunda teşrih (anatomi) ilmi üzerine Yardımcı Muallim, biraz sonrada Muallim olmuştur. ( H.1295, M.1879)

    Doktor Mazhar Paşa gece gündüz durmadan çalışarak ‘Külliyat-ı Teşrih (Anatomi) adıyla iki cilt olarak A.Jamin den çevrilen, daha sonra ‘Renkli Teşrih Atlası' (Anatomi Atlası), 7 cilt olarak ‘Teşrih-i Topografı (Anatomi Topograf Yazısı' ile son olarak ‘Mebhas-ul Asab (Asab-Sinir İlmi) adlı eserlerini bizlere kazandırmıştır. Yarım yüzyıla yakın hocalığı sırasında büyük hizmetlerde bulunmuş ve ‘Lugat-ı Tab (Tıp Sözlüğü) hazırlanmasına yardımcı olmuş ve yol göstermiştir.

    Bir ara ‘Mekatibi Askeriye Nezareti' Nazır Vekilliğine atanan Ord. Prof. Dr. Hasan Mazhar Paşa ilk tıp akademisinin kurucusu olarak da tıp tarihine adına yazdırmıştır. Modern Anatomi Tedrisatını yerleşmesini sağlayan da O dur.

    İyi huylu, güleryüzlü, şen ve musıki hayranıdır. Çok güzel kanun çalıp, kemandan hoşlanan biridir. Ferikliye (Korgenaralliğe) kadar yükselmiş ve emekli olmuştur. Emeklilikte de yine ders vermeyi sürdürmüş olup, 30 Aralık 1920'de yılı sonunda hayata gözlerini yummuştur. Karacaahmet mezarlığına gömülmüştür.

    İsmail Şükrü Hoca ;

    Afyonkarahisar'ın ünlü müderrislerinden İzzet Efendi'nin oğlu olan İsmail Şükrü 1874 yılında Afyonkarahisar'da dünyaya geldi. Türk Kurtuluş Savaşı'nın en kahraman simalardan biridir. Oluşturduğu Alay'a kumandanlık etmiş ve Dumlupınar'da Yunan harekatını dokuz ay durdurarak ordumuzun hazırlanmasına imkan sağlamıştır. Bu büyük kahramanlıklardan dolayı Alayına “ Çelikalay” adı verilmiş ve bu ad, Soyadı Kanunun'nun çıkmasından sonra O'nun soyadı olmuştur. Ayrıca kırmızı-yeşil kurdelalı İstiklal Madalyası ile taltif edilmiştir. Bilindiği üzere Kurtuluş Savaşı'nda cephede kahramanlık gösterenlere kırmızı, cephe gerisinde yararlı olanlara yeşil kurdelalı madalya veriliyordu. Hem cephede, hem de cephe gerisinde yararlı olanlara ise kırmızı-yeşil kurdelalı verilmiştir ki, böyle madalya alanların başında İsmail Şükrü Hoca gelmektedir.

    Şükrü Hoca Afyonkarahisar'da vaizlık ederken birinci TBMM'ne Afyonkarahisar Milletvekili olarak katıldı. Mecliste büyük bir rekorun sahibi olan Hoca, birinci meclisin üç yıl dört aylık döneminde tam 103 soru önergesi vermiştir. Çok güçlü bir hatip, gerçek bir alim olan Şükrü Hoca, inandığı prensiplere hayatı boyunca bağlı kalmıştır. “Hilafetin Kaldırılması'na” karşı çıkmış, bu husustaki önergenin görüşülmesinden 8 gün önce “Hilafet-i İslamiye ve Büyük Millet Meclisi” adıyla bir broşür yayımlamıştır. Bu broşür Mecliste büyük gürültülere sebep olmuş karşı görüşte olanlardan Siir Mebusu Hoca Halil Hulki, Muş mebusu Hoca Elhac İlyas Sami ve Antalya Mebusu Hoca Rasih (Kaplan) Şükrü Hoca aleyhinde “Hakimiyet-i Milliye ve Hilafet-i İslamiyye” adıyla cevabi bir broşür neşretmişlerdir. Doğal olarak Şükrü Hoca, ikinci meclise giremedi. Çeşitli cemiyetlerde, bu arada “Büyük Doğu”da inandıklarını yazmaktan ve söylemekten sakınmadı.

    Yeni bir Hac dönüşü, 25 Aralık 1950 tarihinde vefat etti.

    Bayatlı Yrb. Arif Bey ;
    Afyon çevresinde Milli Direnişin öncülerinden olan ve milli mücadelenin en buhranlı günlerinde iç isyanların bastırılmasında büyük emeği geçen Arif Bey 1875'de Harput'ta doğdu. Binbaşı Osman Bey'in oğludur. 1883'te Harp Okuluna girerek 1895'te subay çıktı. Sicil numarası 1311-C piyade 27'dir. Balkan Harbinde 32. Alayın 1. Tabur Komutanı olarak görev yaptı. 1. Dünya Savaşında 12 Alay Komutanı olarak Çanakkale'de Arıburnu'nun sol cenabında görev yaptı. Daha sonra 12. Alayla Diyarbakır ve Bitlis'te bulundu. Yarbay rütbesi ile İzmir Merkez Komutanlığına atandı. Yunanlıların İzmir'e çıkışında düşmana karşı il direnişi başlatan odur. İzmir'in işgali üzerine yalnız olarak Bursa'ya kaçtı. Yanına birkaç subay ve er alarak kıyafetini de değiştirerek Seyit Gaziye geldi. Arif Bey bu yörede bir taraftan da asker toplamaya başladı. İstanbul Hükümeti Arif Bey'in yok edilmesi için harekete geçti. Yrb. Arif Bey komutasında oluşturulan askeri güce ‘Karakeçili Milli Alayı denmektedir. ‘1. ve 2. Bozkır ayaklanmalarının bastırılmasında büyük rol oynayan Karakeçili Milli Alayı daha sonra Bolu Düzce ayaklanmalarının bastırılmasında da fevkalede yararlıklar gösterdi. Fakat Alayın kahraman komutanı Arif Bey 11-12 Mayıs 1920 gecesi Kızılcahamam'da çadırında uyurken bir mevzer kurşunu ile öldürüldü. Arif Bey'in Bayat'taki aile lakabı Hacı Mustafa oğullarıdır. 2 defa evlenmiştir.

    1. Eşi Ferik (Ömer Lütfi Paşanın) kızıdır. Bu evlilikten kızı Kaderiye Hanım (Alpsan) ve oğlu Lütfe Bey (Emekli Albay Lütfe Güngör) dünyaya gelmişlerdir. Kaderiye Hanım İstanbul da Lütfe Bey İzmir'de oturmaktadırlar. 2. Hanımı Diyarbakır'ladır. Çok yakın bir süre önce yüz yaşında öldü. Bundan da Zekiye Cahide isimli iki kızı vardı.
     
  14. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.234
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Afyonkarahisar Resimleri

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]
     
Afyonkarahisar Şehir Tanıtımı konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Niğde İli Şehir Tanıtımı

    Niğde İli Şehir Tanıtımı

    niğde şehir merkezi niğde şehri ili tanıtımı niğdenin tanıtımı Yüzölçümü:7312 km² Nüfusu:331.677 İl Trafik No.:51 Telefon Alan Kodu:388 İlçeleri :Niğde (merkez), Altunhisar, Bor, Çamardı, Çiftlik, Ulukışla. Başlıca Dağları :Demirkazik tepesi, Hurç tepesi Sıcaklık:En düsük -27,5 C en yüksek 38,6 C Yağış Oranı:Yillik ortalama 347 mm. İlgi Çekici Yerleri:Güzelyurt, Çiftehan ve Ziga Kaplıcaları,...
  2. Karaman İli Şehir Tanıtımı

    Karaman İli Şehir Tanıtımı

    karaman ili karaman şehir merkezi şehri nerededir nerde 70 KARAMAN ( Kod : 338 ) Vali Fatih ŞAHİN Valilik 213 10 12 İl Emn. Md. 213 10 79 İl Jn. Kom. 212 95 00 Bld. Bşk. 213 88 88 İlçe Sayısı 5 Belediye Sayısı 16 Köy Sayısı 158 Yüzölçümü 9.163 Nüfusu 243.210 Dil Seç Choose the tongue GENEL BİLGİLER Karaman, İç Anadolu Bölgesi'nin güneyinde, Konya-İçel-Antalya illeri arasında...
  3. Nevşehir İli Şehir Tanıtımı

    Nevşehir İli Şehir Tanıtımı

    nevşehir tanıtım nevşehir ili tanıtımı nevşehirin tanıtımı ilinin özellikleri Genel Bilgiler Yüzölçümü: 5.467 km² Nüfus: 309.914 (2000) İl Trafik No: 50 Nevşehir, tarih ve doğanın iç içe geçerek, bütünsel bir güzellik sergilediği beldeleri ve bölgede yaşamış uygarlıkların zenginleştirdiği kültürel birikimi ile Türkiye’nin eşsiz turizm...
  4. Osmaniye Şehir Tanıtımı

    Osmaniye Şehir Tanıtımı

    osmaniye şehri osmaniye şehir merkezi tanıtımı osmaniyenin tanıtımı Yüzölçümü: 974 km²Nüfus: 154.629Yukarı Çukurova’da, Ceyhan Nehri’nin doğu yakasında yer alan, alabildiğine geniş hinterlandıyla Osmaniye; Ceyhan Nehri, Hamıs, Karaçay, Kesiksuyu ve Sabun Çayları nedeniyle sulak, hem de Çukurova’yı doğuya bağlayan yolların kavşağında olması nedeniyle işlek bir bölgededir. Çukurova'ya has...
  5. Afyonkarahisar İlçeleri Bilgiler ve Tanıtımı

    Afyonkarahisar İlçeleri Bilgiler ve Tanıtımı

    afyon ilçe nüfusları afyon ilçeleri nüfusu sinanpaşa arası kaç km sinanpaşa arası kaç km Afyonkarahisar ilinin ilçelerini merak edenler tanımak isteyenler için buyrun arkadaşlarım ilin ilçeleri nelerdir ilçelerin özellikleri nelerdir hepsi burada:) Başmakçı İlin en güney ucunda yer alan ilçe il merkezine 129 km. uzaklıkta söğüt dağlarına yaslanmıştır. Afyon-Burdur karayolundan 23 km....

Sayfayı Paylaş