gebe
  1. Angel_tears

    Angel_tears Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    25 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    1.794
    Beğenilen Mesajlar:
    11
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul

    Ağıza Kaçan Yılan

    Konu, 'Kişisel Gelişim' kısmında Angel_tears tarafından paylaşıldı.

    en çirkin yılan ayağıyla yılan yakalayan adam en çirkin yılanlar dünyanın yılanı süt sever mi Akili birisi, atina binmiş geliyordu. Uyumakta olan birisinin agzina da bir yilan kaçmak üzereydi. Atli onu görüp adamcagizi kurtarmak yilani ürkütüp kaçirmak için koşmaya başladi. fakat firsat bulamadi. Akli kendisine yardim ettiginden pek akili kişi oldugundan o uyumakta olan adama şiddetlice birkaç topuz vurdu. O şiddetlice vurulan topuzun acisi, adami bir agaç altina kadar kaçirdi.
    Ortaya bir hayli çürük elma dökülmüştü. Adama “ Ey dertli kişi bunlari ye” dedi. “ Beyim, ben sana ne yaptım, bana ne kastın var? Eğer bana hakikaten bir kastın varsa vur kılıcı, birden kanını dök! Sana çattığım saat ne menhus saatmiş. Ne mutlu senin yüzünü görmeyene! Dinsizler bile kimseye suçsuz günahsız, az çok bir şey yapmadan böyle sitem etmezler, bu sitemi caiz saymazlar” diyordu.

    Söz söylerken ağzından kan geliyordu “ yarabbi cezasını sen ver!” diye bağırmakta, her an ona kötü söylemekte, lanet etmekteydi. Atlı ise “ bu ovada koş”diye onu dövüyordu. Adam, topuz acısıyla atlının korkusundan yel gibi koşmağa başladı. Hem koşuyor, hem yüzüstü düşüyordu. Karnı toktu, uykulu ve gevşemiş bir haldeydi. Ayağında, yüzünde yüz binlerce yara vardı.

    Atlı o adamı akşam çağına kadar çekiştirip durdu. Nihayet, adamın safrası kabardı, kusmağa başladı. İyi, kötü yediklerini kustu. Bu kusma esnasında yılan da içinden dışarı çıktı. O yılanı görünce kendisine iyilik eden atlıya secde etti. O kapkara çirkin ve heybetli yılanı görünce bütün dertlerini unuttu. Dedi ki: “ Sen, bir rahmet cebrailisin, yahut da velinimet Tanrısın ne kutlu saatmiş ki beni gördün.

    Ölüydüm, bana yeni bir can bağışladın. Sen beni analar gibi aramaktayken, ben eşekler gibi senden kaçıyordum. Eşek sahibinden eşekliği yüzünden kaçar. Halbuki sahibi, iyiliğinden dolayı onun peşine düşer. Onu bir fayda elde etmek bir ziyandan kurtulmak için aramaz. Kurt, yahut yırtıcı bir canavar paralamasın diye arar. Ne mutlu yüzünü görene, yahut ansızın senin bulunduğun yere ulaşana!

    Pak ruh bile seni övmüş. Halbuki ben sana ne kadar kötü ve saçma şeyler söyledim. Fakat efendim, padişahlar padişahı sultanım onları ben söylemedim, bilgisizliğim söyledi. Bir parçacık olsun bu hali bilseydim böyle abes sözler söyleyebilir miydim? Ey iyi ruhlu eğer bana bu hali kinaye ile bile olsa çıtlatsaydın seni bir hayli överdim. Fakat sükut ederek kızgın göründüm. Hiçbir şey söylemeksizin kafama vurmaya başladın başım sersemleşti, aklım gitti. Hele benim bu başım zaten aklı da kıt!

    Ey yüzü de güzel işi de güzel adam affet, deliliğimden söylediğim sözleri bağışla. Atlı “ eğer ben bunu biraz çıtlatsaydım derhal yüreğin su kesilir ödün patlardı. Yılanı anlatsaydım korkudan canın çıkıverirdi. Mustafa “ canınızdaki düşmanı size olduğu gibi anlatsam. Yiğitlerin bile ödü patlar ne yol yürümeğe ta katları kalır, ne bir işin tasasına düşerler! Ne kimsenin gönlünde niyaz etmeğe kudret kalır, ne tenin de oruç tutmaya, namaz kılmaya kuvvet” buyurdu.

    Bunu duyan kedi önündeki sıçan gibi yok olur; kurt önündeki kuzu gibi mahvolur. Ne uyku uyuyabilir ne yemek yiyebilir. Onun için ben sizi bunu söylemeden terbiye etmekte, yetiştirmekteyim. Ebu Bekr-i Rebabi gibi susmakta, Davut gibi demire el vurmaktayım. Bu suretle de olmayacak şey, benim elimde mümkün olur, bir hale yola girer, kanadı yolunmuş kurşun bile kanadı çıkar. Çünkü Tanrının eli insanların ellerinden üstündür. Tek tanrı da bizim elimize “ Benim elim” demiştir.

    Şu halde şüphe yok ki benim kolum uzundur,her yere erişir. Ta yedinci kat gökten bile aşar. Elim gökte bile hünerler göstermiştir. Ey Kuran okuyan “İnşakkal Kamer” ayetini okuyuver! Bu övüş de akillar zayif oldugu içindir. Zayif olanlara kudreti anlatmaya imkan mi var* uykudan başkaldirirsan anlarsin.

    Bu iş böyledir işte dogrusunu Tanri daha iyi bilir. Eger sen içinde ki yilani bilseydin ne elma yemege kuvvetin kalirdi, ne yol yürümeye ne de kusmaga1 sen beni sövüyordun, ben de seslenmiyor, fakat atimi sürüyordum. Gizlice de Yarabbi, sen işimi kolaylaştir demekteydim. Sebebi söylememe izin yoktu, fakat seni kendi haline birakmaya da kaadir degilim.

    Her an gönlümdeki dert yüzünden Yarabbi, kavmime yolu sen göster çünkü onlar bilmiyorlar, demekteydim” dedi. Derdinden kurtulan adam, secdeler etmekte “ Ey bana saadet, ikbal ve hazine olan! Ey yüce kişi Tanridan hayirlar bul! Bu zayifin sana şükretmeye kudreti yok. Mükafatini Tanri versin. Agzim dilim sana şükretmekte aciz” demekteydi. İşte akıların düşmanlığı bu çeşittir. Onların zehirleri bile cana neşe verir. Ahmağın dostluğu ise eziyettir, sapıklıktır. Misal olarak birde hikayeyi dinle.

    Bir ejderha bir ayıya yakalamıştı. Yiğidin biri giderken ayının bağırmasını duydu. Alemde düşkünlere yardımcı erler vardır. Onlar, mazlumlar feryat ettiler mi derhal yetişirler. Mazlumların seslerini her yerden işitirler, Hak rahmeti gibi o tarafa koşarlar. Alemin sarsıntılarına, yıkıntılarına direk, destek olan gizli dertlerin tabibi bulunan o erler; muhabbetin, adaletin rahmetin ta kendisidirler.

    Onlar, hak gibi illetsiz, rüşvetsiz kişilerdir. Onlardan birine “ can ve gönülden ettiğin bu yardım için, neden yardım ediyorsun?” denilse ancak “ yardım isteyenin gamından, çaresizliğinden” der erin avı merhamettir. İlaç alemde dertten başka bir şey aramaz. Nerede bir dert varsa deva oraya gider. Su neresi alçaksa, oraya akar. Sana da rahmet suyu gerekse yürü, alçal da sonra rahmet suyunu iç sarhoş ol. Ta başa kadar rahmet içinde rahmet var. Oğul bir tek rahmete dalma, bir tek rahmete kani olma.

    Ey yiğit, gökyüzünü ayak altına al, feleğin üstünden nağme seslerini duy! Kulağından vesveseler ayıp kılından arıt ta gayp selviliğini gör. Burnundan beyninden nezleyi gider de Tanrı kokusu burnuna gelsin. Sıtmadan, safradan hiçbir eser bırakma da alemden şeker lezzetini bul. Sen yüz türlü güzel yüzlü evlat olması için erlik ilacını kullan, erlikten kesilmiş olarak koşup tozma.

    Can ayağından ten bukağısını çıkar da meclis etrafında dönüp dolaşsın. Hasislik zincirini elinden boynundan at eski felekte yeni bir baht bul. Lütuf kabesine uçmaya kanadın yoksa çare bulana arz et. Ağlayıp inleme kuvvetli bi sermayedir, külli rahmet pek güçlü bir dadıdır. Dadı ve ana çocuk ne vakit ağlayacak diye bahaneler ararlar.

    Tanrı da sizin hacet çocuklarınızı ağlasın da süt meydana gelsin diye yarattı. “Tanrıyı çağırın” dedi, ağlayıp inlemeyi bırakma ki Tanrının merhamet sütleri coşsun. Rüzgarın sesi de bizim gamımızı teskin etmek içindir. Bulutun süt yağdırması da. Hele bir an sabret. “ Rızkınız gökyüzündedir” ayetini duymadın mı? Neden bu aşağılık yere saplanıp kaldın? Korkunu, ümitsizliğini gul sesleri bil. Onlar, seni aşağılıkların ta dibine kadar çekerler. Seni yücelere çeken her ses, bil ki yücelerden gelmektedir. Sana hırs veren her sesi de adamları paralayan bir kurt sesi bil. Bu yücelik, mekan bakımından değildir. Bu yücelikler, akıl ve can yücelikleridir. Her sebep eserinden yücedir.

    Çakmak, kıvılcımdan üstündür. Birisi azametli birinin alt yanına otursa bile hakikatte üst tarafına oturmuş sayılır. Çünkü orasının üstünlüğü şeref bakımındandır. Baş köşeden uzak olan yer alçaktır. Kıvılcım çıkarmak için taş ve demir gerek. Bunların varlığına lüzum olduğundan bu ikisi kıvılcımdan üstün sayılabilirse de.

    Çakmaktan maksat taş ve demirden meydana gelen kıvılcım olduğundan, kıvılcım onlardan çok ileridedir. Taş ve demir evvel, kıvılcım sonra. Fakat bu ikisi ten, kıvılcım can. Kıvılcım, zaman itibariyle çakmaktan sonra ise de değeri bakımından ondan üstündür. Zaman bakımından dal, meyveden öncedir, fakat hüner bakımından daldan üstün. Çünkü ağaçtan maksat meyvedir; şu halde meyve evveldir, ağaç sonra gelir. Ayı, ejderhadan feryat edince o er ayıyı onun pençesinden kurtardı.

    Hile ile babayiğitlik birleşti, er de ejderhayı bu kuvvetle alt edip öldürdü. Ejderhanın gücü vardır ama hilesi yoktur. Senin hilen var ama hilenden üstün hile de var! Hile ve tedbirini görünce yürü, o hile, o tedbir nereden geldi? O başlangıç tarafına dön, o tarafa yönel. Aşağılık alemde bulunan her şey yücelikten gelmiştir. Haydı, var, gözünü yüceliklere dik. Yücelere bakmak önce gözü alır, kamaştırır ama sonra bakışa bir aydınlık bağışlar. Gözünü aydınlığa alıştır.

    Yok eğer yarasaysan karanlıklara baka dur! Akıbeti görme, nurunun nişanesidir, bu şehvete düşmense senin mezarın. Yüz türlü oyun görüp, yüz türlü tecrübe geçirip akıbeti gören kişi, bir tek oyun görene benzemez. Bir oyun gören, o tek ona öyle mağrur oldu ki ululanması yüzünden üstatlardan uzak kaldı. Samiri gibi o, kendisinde bir hüner görünce ululanıp Musa’dan baş çekti.

    Halbuki o hünerini Musa’dan öğrenmişti. Öyle olduğu halde öğretmeninden gözünü yumdu. Hulasa Musa’da başka bir oyun etti de onun oyununu kapiverdi, kendisini de! Başta dönüp dolaşan nice hünerler, nice bilgiler vardir ki insan onlarla baş oluncaya kadar elden gider! Başinin gitmemesini istersen ayal ol, rey ve tedbir sahibi Kutb’a sığın! Şah bile olsan kendini ondan üstün görme.

    Bal bile olsan onun otundan başka bir şey devşirme. Senin fikrin surettir, onun ki can . senin paran kalptir, onunki maden. O, sensin. Kendini onda ara “Ku, Ku- Nerede, nerede?” diye onun civarında bir üveyik ol! Sefa ehline hizmet etmek istemezsen ejderha ağzına düşen ayıya benzersin. Belki bir üstat seni kurtarır, tehlikelerden çekip çıkarır. Madem ki gücün kuvvetin yok ağlayıp inle! Madem ki körsün yol görenden baş çekme. Ayıdan daha aşağı mısın ki derdinden ağlayıp inlemiyorsun.? Ayı feryat ettiği için dertten kurtuldu. Ey tanrı, bizim taş yüreğimizi mum gibi yumuşat, kerem et de feryadımıza acı!

    Bir kör vardı, derdi ki: “Ey zamane ehli, elaman, benim iki körlüğüm var. Şu halde bana iki kat acıyın. Çünkü iki kat körüm, bu iki körlüğe birden müptelayım” Birisi “ bir körlüğünü görüyoruz. Öbür körlüğün nedir? Göster dedi. Kör dedi ki; “ sesim çirkin, avazım bed. Ses çirkinliği ve körlük iki kat körlüktür çirkin sesim halka keder vermekte. Halkın acıması, sesim yüzünden azalmakta. Kötü sesim nereye varırsa hiddet, gam ve kin meydana gelmekte. İki körlüğe siz de iki kat acıyın. Böyle hiçbir yere sığmayan kişiyi gönlünüze sığdırın, hoş görün” bu şikayet, bu sizlanma yüzünden sesinin çirkinligi kalmadi. Halkin hepsi ona acimaya başladi.

    Sirrini söyleyince gönlünün güzel sesi sesini güzelleştirdi, sesindeki çirkinlik gitti. Fakat birisinin gönül sesi de çirkin olursa o adamda üç ebedi körlük vardir. Fakat sebepsiz illetsiz hacetleri reva edenler, olabilir ki onun çirkin başina bir el korlar. O dilencinin sesi hoş ve acinacak hale gelince taş yüreklilerin yüregi bile muma döndü.

    Kafirin sesi çirkin oldugundan icabete eş olamaz. “ susun” emri kötü ses hakkındadır. Çünkü o ses, halkın kanından köpek gibi sarhoş olmuştur. Ayının feryadı bile acındıracak bir ses olur da senin feryadın olmazsa bu çok kötü bir şeydir! Bil ki sen Yusuf’a kurtluk etmişsin, yahut bir suçsuzun kanini içmişsin. Tövbe et içtigini kus. Eger yara eskidiyse yürü, dagla!

    Ayi ejderhadan kurtulup o babayigit erden o keremi görünce, Eshab- Kehf’in köpeği gibi onun peşine takıldı. O Müslüman hastalanıp yastığa baş koyunca da ayı ona bağlanmış, gönül vermiş olduğundan bırakmadı, başın da beklemeye başladı. Birisi oradan geçerken “ halin nasıl? Kardeş, bu ayıyla ne işin var” dedi.

    Er ejderha hikayesini nakletti. O adam “ ayıya güvenme be ahmak. Ahmağın dostluğu düşmanlıktan beterdir. Ne suretle olursa olsun sürülmesi gerek” dedi. Er dedi ki; “Vallahi bunu hasedinden söyledin, yoksa sen ayıya ne bakıyorsun, sevgilisini gör!” adam “ ahmakların sevgisi aldatıcı bir sevgidir, benim bu hasedim, onun sevgisinden iyidir. Be adam gel benimle bir ol da o ayıyı sür, defet.

    Hemcinsini bırakıp ayıya güvenme” dediyse de Er, “git, git hasetçi herif, kendi işine bak” dedi. Adam “İşim buydu ama sana nasip değil. Yüce kişi ben bir ayıdan daha aşağı değilim ya onu bırak da eşin dostun ben olayım. Başına bir şey gelecek diye yüreğim titriyor. Böyle bir ayı ile ormanlığa gitme. Yüreğim asla olmayacak şeyden titremedi. Bu seziş Tanrı nurundandır, saçma değil.

    Ben müminim “ mümin tanrı nuruyla bakar” sırrına mazharım. Kendine gel, kendine! Bu ateşgedeyi bırak!” dedi. Bu sözler erin kulağına girmedi. Suizan adama kuvvetli bir seddir. Ayının elini tuttu adamın elini bıraktı. Adam da “ senin aklın başında değil, gidiyorum” dedi. Er dedi ki: “ git benim kaydıma kalma. Boş boğaz herif, o derece bilirlikten dem vurup durma” adam tekrar “ Ben senin düşmanin degilim. Peşimden gelirsen kendine lütfetmiş olursun” dedi.

    Er “ Uykum geldi. Bırak beni işine git”dedi. Adam “ yahu, ne olur bir dosta uy da,akıllı birisinin himayesinde, gönül sahibi bir dostun civarında uyu” dedi. Babayiğit, o adamın ısrarından hayallenip kızıverdi, yüzünü çevirip, “ bu galiba bir katil bana kastetmeye geldi, yahut bir şey umuyor, dilenci ve külhani herifin biri.

    Yahut da beni bu ayiyla korkutma hususunda evvelce dostlariyla bahse girişmiş olmali” dedi, İçinin kötülüğünden hatırına iyi bir şey gelmedi. Bütün hüsnü zannı ayıyaydı. Sanki ayıyla aynı cinstendi! Bir köpek uğruna bir akılıyı itham etti, ayıyı muhabbet ve merhamet sahibi bir dost bildi!

    Musa bir hayal sarhoşuna dedi ki: “ Ey kötülükten sapıklıktan fena düşüncelere saplanmış kişi, Benden bunca bürhan görmene ne benim bu derece güzel huyuma rağmen peygamber olup olmadığıma dair yüzlerce şüphen vardı. Benden yüz binlerce mucize gördüğün halde hayalin yüz kat artmakta, o derece şüpheye.

    Zanna düşmekteydin. Hayalden, vesveseden daraldın, peygamberliğime ta’nedip durmaya başladin. Seni Firavuna uyanlarin şerrinden kurtarmak için denizden apaçik toz kopardim. Gökten kirk yil kaselerle yemek geldi, duam bereketiyle taştan irmak coştu. Bu ve buna benzer nice yüzlerce mucize senin vehmini azaltmadi, eksiltmedi. Fakat sihirli bir buzagi ses verdi.

    Tanrim sensin diye derhal secde ettin. O vehimlerini Nil götürdü, o soguk anlayişin uykuya daldi. Onun hakkinda da niye kötü bir zanna düşmedin? Ey kötü suratli, onun önüne nasil baş koydun? Niçin onun hilesinden şüphelenmedin, onun ahmaklari aldatan sihrinden niye işkillenmedin? Be aşagilik kişiler, samiri kim oluyor ki alemde bir Tanri düzüp koşsun. Onun bu hilesine nasil oldu da kapildin, nasil oldu da ona uydun, onunla ayni fikirde bulundun?

    Nasil oldu da bütün şüpheleri attin,kurtuldun? Sence öküz, bir lafla Tanriliga layik oluyor da sonra benim peygamberligimde şüpheye düşüyorsun ha? Bir öküze eşeklikten secde ettin aklin Samirinin sihrine av oldu. Ululuk sahibi Tanrinin nurundan göz yumdun. Işte sana adamakilli bilgisizlik, işte sana sapikligin ta kendisi! Yuf olsun sendeki akla, irfana. Senin gibi bilgisizlik madenini öldürmek gerek.

    Altindan yapilan öküz ses verdi de ne dedi ki, ahmaklar ona bu derece ragbet ettiler? Ben size daha ziyade şaşilacak pek çok şeyler gösterdim. Fakat aşagilik kişiler nasil olur da hakki kabul ederler? Batillari ne cezbede bilir? Ancak batil! Tembellere ne hoş gelir tembellik! Çünkü her cins, kendi cinsini çeker. Öküz nasil olur da erkek aslana yüz tutar? Kurt neden Yusuf’a aşik olacak? Ancak hile ile onu sever görünür, sonra da onu parçalayip yer. Fakat kurt, kurtluktan kurtulursa Yusuf’a mahrem olur.

    Eshab-ı Kehf’in köpeğin gibi ademoğullarından sayılır. Ebubekir, Muhammet’ den bir koku alınca “Bu yüz yalancı yüzü değil” dedi. Fakat Ebu cehil, dert sahiplerinden olmadığı için yüzlerce Şakkı Kamer gördü de yine inanmadı. Leğeni damdan düşen, şöhreti aleme yayılan dertliden Hakk’ı gizledik, fakat gizlenmedi gitti. Cahil olan ve Tanrı derdinden uzak bulunan kişiye de hakikat sırlarını nice defalar gösterdiler de o görmedi. Gönül aynası saf olmalı ki orada çirkin suratı güzel surattan ayırt edebilsin”

    O Müslüman, kızarak ve içinden “ La havle” diyerek ahmağı bırakıp gitti. “ Benim ona ciddiyetle nasihat vermemden, üstüne düşmemden, gönlündeki hayaller atti, büsbütün vehimlendi. Demek ki nasihat yolu kapandi” dedi. “ fa!rıd anhum” emrine bağlandı. Verdiğin ilaç derdi arttırırsa sen de sözü isteyene söylet. Abese suresini okusana. Tanrı “ kör, Hakk’ı diliyorsa onun yoksulluğu yüzünden gönlünü kırmak yaraşmaz. Sen halk ulularından öğrensin diye uluları irşat etmek istiyorsun ama Ey Ahmet, büyüklerin bir kısmı seni dinlemeye koyulunca hoşlandın,belki, bu ulular, dine güzelce yardımcı olurlar, bunlar Arab’a Habeş’e reistir. Bunların yüzünden İslam dininin şöhreti Basra’yı Tebük’ü aşar. Çünkü halk padişahlarin dinindendir. Diye düşündün, bu yüzden de hidayet isteyen körden yüz çevirdin, onun sohbetinden sikildin. “ Bunlar her vakit ele geçmez. Sen dostlarımızdansın, vaktin de geniş. Bu dar vakitte işime mani olma.

    Bunu sana darılarak kızarak söylemiyorum, nasihat yollu söylüyorum” dedin. Fakat Ey Ahmed , Tanrı indinde bu bir tek kör, yüzlerce Kayserden, yüzlerce vezirden yeğdir. İnsanlar madenlerdir sözünü hatırına getir. Öyle maden olur ki yüz binlerce madenden daha değerlidir. Gizli kalmış lal ve akik madeni, yüz binlerce bakır madeninden değerlidir. Ey Ahmed, burada malın faydası yok.

    Aşkla derle dumanla dolu gönül lazım. Gönlü aydın kör gelince kapıyı kapama. Ona nasihat ver nasihat onun hakkıdır. İki üç ahmak seni inkar etse neden acılaşırsın, sen zaten şeker madenisin. İki üç ahmak seni itham etse bile Hak, sana tanıklık eder” dedi. ( Muhammed dedi ki[​IMG] “ Alemin ikrarından fariğim. Birisine Tanrı tanık olursa gayrı ona ne gam! Yarasa, güneşi göremez.

    Görüyorum dese bile gördüğü güneş değildir. Yarasaların nefretinden de anlaşılıyor ki ben ulu Tanrının parlak bir güneşiyim. Bir gül suyuna bokböcekleri rağbet etseler bu, onun gül olmadığına dalalet eder. Kalp akça mehenk istese mehengin mehenk oluşun da şüphe hasıl olur. Bil ki hırsız geceyi ister, gündüzü değil.

    Ben gece değilim, cihanda parıldayan gündüzüm. Bey ayırıcıyım. Benden bir saman çöpü bile geçmesin diye kalbur gibi her şeyi eler ayıt ederim. Bunların nakışlarından, suretlerden ibaret olduğunu, onlarınsa can bulduğunu göstermek üzere unu kepekten ayırırım. Ben dünyada Tanrı terazisiyim.

    Hafif olan her şeyi ağırdan tefrik eder, gösteririm. Öküz elbette bir buzağıyı Tanrı tanır. Eşek müşteri olup bir şey alsa elbette ham kavun alır. Ben öküz değilim ki beni buzağı satın alsın. Ben, diken değilim ki beni deve yesin! O, bana cevrettim sanır, halbuki hakikatte adeta aynamı siler, cilalar.”

    Calinus, eshabı na “ Bana filan ilacı verin” dedi. İçlerinden birisi dedi ki: “ Ey her fenni bilen üstat, bu ilacı delilik için verirler. Delilikse, senin aklından uzak. Bu sözü bir daha söyleme!” Calinus, “ bana bir deli baktı. Bir müddet güzelce yüzümü seyretti. Bana göz kırptı, sonra yenimi yakamı yırttı. Eğer benim, onunla bir münasebetim olmasaydı o çirkin suratlı nasıl olur da bana yüz çevirirdi?

    Eğer bende kendisiyle bir cinsiyet, bir münasebet görmeseydi nasıl olur da bana gelip çatardı? Nasıl olur da kendi cinsinden olmayana musallat olurdu? İki kişi birbiriyle uzlaştı., birbirine sataştı mı, hiç şüphe yok, aralarında bir kadr’i müşterek vardir. Kuş ancak kendi cinsinden olan kuşlarla uçar. Kendi cinsinden olmayanla sohbet adeta mezara girmedir” diye cevap verdi.

    Bir hakim dedi ki “ Yazıda bir kargayla bir leyleğin beraberce koşup uçmakta olduğunu gördüm. Hayret ettim, bakalım aralarında ki kadr-i müştereke ait emare bulabilir miyim diye hallerini araştırmaya koyuldum. Hayretle yanlarına yaklaşınca gördüm ki ikisi de topal!” hele arşa mensup bir doganla ferşin mali olan bir yarasa nasil olur da beraber bulunur? Biri Illiyin’in güneşi öbürü Siccin’in yarasası.

    Biri her ayıptan arınmış tertemiz bir nur, öbürü her kapıdan dilencisi bir kör. Biri Pervin burcuna ziya veren bir ay , öbürü fışkıda debelenen bir kurt. Biri Yusuf yüzlü, İsa nefesli öbürü bir kurt, yahut çıngıraklı bir eşek. Biri la mekan aleminde uçmakta. Öbürü köpekler gibi samanlıkta kalakalmış! Gül, hal diliyle bokböceğine şu sözleri söyleyip durmaktadır: “ Ey koltuğu kokmuş, Gül bahçesinden kaçıyorsun ama bu nefretin gülistanın kemaline delalet eder. Benim gayretim, senin başına dikilmiş bir yasakçıdır.

    Ey bayağı mahluk, buradan uzak ol” gül bokböceğine şöyle bağırmaktadır: “ Ey aşagilik mahluk, sen benimle ihtilat edersen benim madenimdesin diye bir şüphe hasil olabilir. Bülbüllere çayi, çimen yaraşir. Bokböcegine vatan da pisliktir. Tanri, beni pislikten murdarliktan aritti. Başima bir murdari dikmesi layik midir? Benim de bir damarim onlardandi, fakat Tanri o damari kesip atti.

    Artik o kötü damar bana nasil hükmedebilir? Adem’in bir nişani ezelde şuydu: melekler, ona secdeye layik oldugu için baş indirdiler, secde ettiler. Başka bir nişani da Iblisin “şah ve ulu benim” diye baş indirmemesiydi. Fakat Iblis de Adem’e secde etmiş olsaydi Adem , Adem olmazdi, başka birisi olurdu. Her melegin ona secde etmesi, Adem’in Ademliğine delil olduğu gibi o düşmanın, iblisin inadı da bir delildir. Meleğin ikrarı, ona bir şahit olduğu gibi o köpeğin inkarı da bir şahittir”

    Adam uyudu, ayı sinek kovalamaktaydı. Sinek, kovulunca kalktı, fakat inadına gene kalktığı yere gelip kondu. Ayı o gencin yüzünden kaç kere sineği kovdu. Fakat sinek gene derhal kalktığı yere gelip konmaktaydı. Ayı sineğe kızıp gitti dağdan kocaman bir taş yakalayıp getirdi. Sineğin gene uyuyan adamın suratına konmuş olduğunu görünce, o koca değirmen taşını alıp sineği ezmek için adamın suratına fırlattı.

    Taş uyuyan adamın suratını paramparça etti. Bu mesele de bütün aleme yayıldı; Aptalın sevgisi şüphesiz ayının sevgidir. Kini sevgidir, sevgisi kin. Ahdi gevşek, zayıf ve bozuk sözü büyük, vefası artık. Ant içse bile inanma. Eğri sözlü adam andını da bozar. Madem ki yeminsiz sözü yalan. Hilesine yeminine inanma.

    Onun nefsi beydir, aklı esir farz et ki yüz binlerce defa Mushaf’a yemin etmiş olsun! Mademki yeminsiz ahdi bozuyor, yemin etse onu da bozar. Çünkü nefsi agir yeminle baglanan nefis bundan daha ziyade daralir, perişan olur. Bu bir esirin hakimi baglanmasina benzer. Hakim o bagi, kölesinin kafasina firlatip atar.

    Nefis de o yemini, kendisine esir olan adamin suratina vurur. Sen onun “ ahitlerinize vefa edin” hükmünden el yıka. “ Yeminlerinizi koruyun, ahitlerinizde durun” hükmünü ona söyleme. Kiminle ah ettiğini bilen tenini iplik haline kor, o ahdin etrafında dolanır, o ahdi örer durur.


     
Ağıza Kaçan Yılan konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Ağızdan Ağıza Pazarlama

    Ağızdan Ağıza Pazarlama

    Ağızdan ağza pazarlama yöntemi Kişilerin herhangi bir pazar eylemini ve bunun sonucunda satın alınan mal veya hizmetle ilgili deneyimlerini ve başlarından geçenleri diğer müşterilere anlatarak onların alış-verişini etkilemesi insanlık tarihi kadar eski bir olgu. Yani daha dün keşfedilmiş bir olay değil. Yüzlerce yıldır insanlar alış veriş yaparlar ve satın aldıkları mal ve hizmetle ilgili...
  2. kaçan çoraplar

    kaçan çoraplar

    Hangimiz daha ilk giyişte çorabımızı kaçırmıyoruz ki? Çoraplarımızı daha uzun süreli kullanmak için nelere dikkat etmeli? 1– Gün boyunca bacakların şeklini alan çoraplarınızı, tekrar eski formuna gelmesi için her akşam soğuk su ile yıkayın. 2– Kötü kullanım çorabın daha ilk giyişte kaçmasına sebep olur. Çorabı daha uzun süre kullanabilmek için yıkadıktan sonra serbest olarak kurumaya bırakın...
  3. Yılan kadın

    Yılan kadın

    yılan kadın yilan kadin
  4. kendimizden kaçamayız

    kendimizden kaçamayız

    Her ne kadar bazen kendimizden kaçmak istesekde kaçamayız...Çok güzel ve okudukça kendinizden birşeyler bulacağınız bir yazı:hula: * Bilginin zehiri bünyeye bir kez yayılmaya görsün; değiştiremediğimiz gerçekler karşısındaki çaresizliğimizi sürekli bize hatırlatarak, her anımıza acımasızca sinerek hayatın tadını kaçırır. Her çeşit bilgi, kazandırdıkları kadar kaybettirdikleriyle de...
  5. yılan

    yılan

    bence gerçek olabilir

Sayfayı Paylaş