gebe
  1. nisan

    nisan Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    5 Ocak 2008
    Mesajlar:
    5.707
    Beğenilen Mesajlar:
    15
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    isvicre

    Anksiete

    Konu, 'ABCÇ Melek Sözlük' kısmında nisan tarafından paylaşıldı.

    Bu terim psikiyatride en çok ve en geniş anlamda kullanılan terimlerden biridir. Ortak, kesin bir tanım eksikliği yüzünden karışıklıklar doğmaktadır. Terimin hem günlük, hem de tıbbi dilde kullanılması ve latince'deki asıl anlamın bugün gittikçe değişmesi, bu anlam belirsizliğinde rol oynamıştır. Anksiete, nahoş bir emosyonel hal olarak tanımlanabilir. Hafif huzursuzluk ve şiddetli korku arasında değişen ve yakın gelecekte olabilecek bir felâketin beklenmesi biçiminde oluşan çeşitli dereceleri vardır. Çoğu zaman hiçbir dış neden olmaksızın bir tehdit duygusu hissedilir. Bu durum karakteristik somatik, fizyolojik, otonomik, biyokimyasal, endokrinolojik değişimlere ve davranış değişikliklerine yol açar. Korku emosyonuyla yakından ilişkilidir; her ikisinde de gelecekle ilgili nahoş bir duygu vardır ve kökenleri geçmiş anı ve yaşantılardır. Korku ve anksiete arasında bir ayrım yapılmış, korkunun belli bir dış tehditle ilgili olduğu, oysa anksietede tehdidin daha ziyade içten geldiği, süje açısından belli belirsiz farkedildiği ve gözlemciler açısından da hiç kabul edilmediği ileri sürülmüştür. Anksiete doğuran faktörler bireylere göre daha çok değişiklik gösterir. Anksiete etyolojisinde kişilik yatkınlıkları ve kişiye göre önem taşıyan stress'ler önemlidir. Bununla birlikte, bu ayrım son derece kesin değildir; katı deneysel delillere değil de, kavram modellerine dayanmaktadır. Anksieteyle birlikte beliren fizyolojik veya diğer objektif durumlar, korku halinde görülen durumlardan pek farklı değildir, içinde yaşadığımız çağa «anksiete çağı» denilmesine rağmen, geçmiş çağlara nispetle tek fark, bu çağın karmaşık tehditlerine karşı acil, basit, etkili davranış biçimlerinin mevcut olmayışıdır. Yukardaki hususlar, pratik bir önem taşıyan üç soruna işaret etmektedir. Bunlardan birincisi, doktorun vaka hikayesini ve vaka ile birlikte beliren durumları aydınlatmadan önce bir anksiete şikâyeti karşısında yanılabileceğidir. Yahut da, bunun tam tersi olarak, asıl şikâyet anksieteyle birlikte beliren fizyolojik veya otonomik durumlar olabilir. Anksiete veya korkudan hemen söz edilmeyebilir. Bu da aşırı, hattâ kontrterapötik fizik araştırmalara yol açabilir. Anksiete ayrıca başka ciddi psikiyatrik veya fizik hastalıkları örten bir maske olarak da mevcut olabilir, ikinci olarak, anksiete duyarlı bir süjenin karşılaştığı belli bir stimulus'a veya tehdide karşı gelişen normal ve uygun bir duygusal tepki olabilir. Normal olarak, anksiete, tehdidi yenmek, gidermek veya çözümlemek için davranış üzerinde «itici» bir etki yaratır. Anksietenin «itici» etkisinin optimum bir seviyesi olduğu ispatlanmıştır; bu seviye gereken performansın karmaşıklığına ve süjenin kişilik eğilimlerine göre değişir. «İtici» anksiete seviyeleri çok düşük olduğu zaman optimal-altı bir performans görülür; oysa anksiete eğer çok şiddetliyse, performans yine düşer. Normal olarak anksietenin yarattığı tepki davranışı da anksiete azaltıcı bir özellik taşır ve homoeostasis (denge) yeniden oluşur. Anksiete bir hareket sinyalidir; birşey yapılması gerektiğini gösteren sübjektif bir uyarıdır. Böylece belli bir duruma uygun anksiete reaksiyonunun seviyesini düşürmede, farmakolojik tedbirler yanında, anlayışlı bir tartışma, destek, yol göstermek ve hastayı ikna etmek uygun olacaktır. Üçüncü olarak, hekim temelde psikolojik veya fiziksel bir hastalığın mevcut olmadığından emin oluncaya kadar, anksieteyi başlı başına bir hastalık veya sendrom değil de, bir semptom olarak görmelidir. Psikiyatrik veya fizik bir hastalıkta anksiete ilk semptom olarak belirebilir. Bu disfori (huzursuzluk) durumlarıyla ilgili, fazla geniş olmayan, fakat pratik bir şema aşağıdaki şekilde görülmektedir. Bu sınıflandırma dolayısıyla ortaya çıkan önemli bir husus, ancak anksieteyle ilgili olabilecek diğer nedenler giderildikten sonra, primer patolojik anksiete nevrozu ihtimali üzerinde durulması gerektiğidir. Anksiete nevrozu geçiren hastalar çoğu zaman eskiden beri tasalanmaya yatkın — her zaman «vesveseli» — kişilikleri olan ve çocuklukları korku ve güvensizlik içinde geçen, ailelerinde de benzer nevrozlar bulunan kişilerdir. Yaradılışla ilgili faktörler önemlidir; bunların içine kalıtsal eğilimler ve erken yaşlarda aynı eğilimi gösteren yakın akrabalardan öğrenilen davranış biçimleri de girmektedir. Bu gibi hastalarda stress'e karşı özel ve kişisel bir duyarlığın açığa çıkarılması sözkonusu olabilir. Anksietenin nedenleri arasında «doğum travmasının» da yer aldığı, özellikle psikanalitik ekolce ileri sürülmektedir. Otto rank doğum ânının duyarlıklı kişilerde son derece vahim bir psişik şok ve sonradan giderilemeyen bir travma yarattığına inanmaktaydı. Freud ise, doğum eyleminin anksieteyle birlikte olagelen ilk hayat tecrübesi olduğundan, hattâ anksietenin kaynağı ve modeli olduğundan sözetmişti. Freud daha sonra id'in bilinçsiz, ve kabul edilemeyen impuls'larının tehdidi altındaki ego'nun anksieteyi yarattığı kuramını ileri sürdü. Anksietenin psişik semptomatolojisinin yanısıra birçok semptomlar belirebilir. Kalb hızı ve hacminin büyümesi, ektopik çarpıntılar, baş, boyun ve göğüste kızarıklıklar, el ve ayaklarda görülen solgun ten rengi, terleme (özellikle avuç içi ve ayak tabanlarında) gibi şikâyetlere rastlanabilir. Hazımsızlık, bulantı, kusma, gevşek acele hareketler, sık sık idrar yapma, orgazm olmaksızın ejakülasyon, baş dönmesi ve titreme, akut anksiete nöbetlerinde görülebilir. «hava açlığı», uzun ve derin solunuma (hiperventilasyona) yol açan bir göğüs daralması duygusu ve rahatsızlığı dolayısıyla solunum yollarında alkali fazlalığı (respiratör alkaloz) ve serumun ionize ettiği kalsiyum seviyelerinin azalması sonucunda parmaklar, eller ve ağız etrafında parasaaai belirebilir. Kas gerginliğinden ötürü ağrı ile sancılara ve sancı karakteri taşıyan, çoğu zaman bütün başa yayılan, akşamlan daha da artan ve oksipitofrontalis'deki yumuşak kaslarda duyulan gerginlik bagağnsına çok rastlanır. Bu somatik özelliklerin hepsi hipokondria ile ilgili olabilir, oysa hasta bu rahatsızlığın fiziksel bir nedeni olduğu konusunda direnir, anksiete ile birlikte beliren somatik durumlardan çoğu, sempatik ve parasempatik faaliyetler arasındaki dengesizlikten ötürüdür. Manik depressif psikozlarda anksieteye belirgin özellik olarak rastlanır. Retardasyona rağmen, şiddetli hastalıkta kişi kendi (hayali) değersizliği, suçluluğu, bağışlanmaz «cürümleriyle» ilgili tasalara kapılabilir. Çoğu zaman orta veya ileri yaşlarda beliren ajite depresyonlar özellikle anksiete, ajitasyon ve huzursuzlukla ilgilidir. Şizofreni teşhisi koyulan durumlarda anksiete sık rastlanan bir semptom değildir, fakat hastalığın «akut sapmalarında», korkunç hallüsinasyonların veya hayallerin baskısı altında belirgin hale gelebilir. Daha az rastlanan bir çeşit olan psödonörotik şizofrenide (bkz.) ise anksiete oldukça sık görülür. 1.Korku durumları a) Normal b) Patolojik, örneğin fobik 2.Anksiete durumları a) Normal — sitüasyonel stress, hastalık, vs. b) Patolojik (I) Sekonder (aa) Fiziksel Hastalık (1) Non-spesifik reaksiyon (2) Daha spesifik,mesela tirotoksikoz hiperinsulinoma, fekrokromositoma (bb) Psikiyatrik Hastalık, örneğin depresyon (II) Primer --Anksiete Nevrozu Sürekli anksietede başka özelliklere de rastlanır. Başlangıçta uykusuzluk, korkunç düşlerle dolu huzursuz bir uyku görülür. Fasılalarla panik veya akut anksiete nöbetleri belirir ve bunlar çoğu zaman sınırlıdır. Bu gibi nöbetlerde «sinyal» özelliği taşıyan anksietenin fonksiyonel yararı tamamen kaybolur; daha çok sempatik sistemle ilgili amaçsız bir aşırı faaliyet ve şiddetli ölüm veya delirme korkuları içinde süje sürüklenebilir. Yahut da tersine panik içindeki hasta donup kalır («taş kesilir»); bu durumlarda parasempatik sistemdeki aşırı faaliyet hâkimdir. Çoğu zaman sempatik ve parasempatik sistemlerdeki aşırı faaliyetler birbirine karışır. Depersonalizasyon ve gerçeklik dışı duyguları bütün anksiete derecelerinde görülür, fakat teşhiste başlıbaşına bir önemleri yoktur. Depersonalizasyon durumunda kişi kendinde birtakım değişiklikler görür, kendini tanıyamaz olur; bir robot veya otomaton gibidir. Bu duygu son derece nahoştur, hayali değildir ve duygusal (affektif) bir nitelik değişikliğiyle ilgilidir. Ayırıcı teşhiste psikolojik hastalık kadar fizik hastalık da hesaba katılmalıdır. Fizik sistemlerdeki herhangi bir rahatsızlığın incelenmesi gerekir. Bu arada özellikle tirotoksikoz üzerinde durulmalıdır. Yukardaki tanımlamaya bakılırsa, akut bir panik nöbeti, miyokard enfarktüsünü çok andırmaktadır. Özellikle anksiete ile birlikte depressif hastalık görülür. Şizofreni, organik akıl bozuklukları (özellikle entoksikasyon ve uyuşturucu ilaçların birden bırakılması) hesaba katılmalıdır. Prognoz, kişiliğin önceki dengesine ve karmaşık olmayan anksiete durumunda presipite edici faktörlerin şiddetine göre değişir. Patolojik anksietenin doktor tarafından tedavisi ilk muayenede başlar. Doktor hastanın anlattıklarını acele etmeksizin ve eleştirmeksizin sonuna kadar dinlemelidir. Hastayı ikna etmek ve semptomlarla bunların kökenini ona açıklamak önemlidir. Eğer belli birtakım sorunlar sözkonusuysa, bunların çözümlenmesi için pratik öğütlerde bulunmak terapinin önemli bir yanıdır. Anksiete çoğunlukla somatik şikâyetlerle birlikte belirdiği için, tam bir fizik muayene yapılmalıdır. Hastanın somatik semptomatolojisiyle ilgili kaygıları ancak bu yoldan etkili bir biçimde giderilebilir. Doktorun, marazı anksieteyi tedavisinde temel psikoterapi ve ikna önemlidir. Daha ayrıntılı psikoterapötik tedbirler çoğu zaman birtakım güçlükler doğurur ve bununla bir psikiyatrist ilgilenmelidir. Bu tür psikoterapi, uygun ilaçlarla desteklenmelidir. Bir an önce tatminkâr bir uyku düzeni sağlanmalıdır.Hastanın genel sağlık durumunu düzeltmek ve dolayısıyla stress'e karşı direncini arttırmak yolunda dietine dikkat etmek ve uygun bir idman tavsiye etmek yararlıdır. Bir trankilizan (örneğin bir benzodiazepin) veya hafif bir sedatif verilmelidir. Manik depressif bir aaaahür görülürse, bir monoamin oksidaz inhibitörü yahut trisiklik bir antidepresan gerekebilir bu gibi kombinasyonlar etkili ve emindir, fakat daha karmaşık psikoterapötik ilaç karışımları ancak bir psikiyatristin öğütlerine göre kullanılmalıdır. Entravenöz uygulanan süratli etkili barbitüratlar akut bir panik nöbetini derhal durdurur, fakat kronik anksietede hipnotıklerin (özellikle barbitüratların) rutin uygulamasında dikkatli davranılmalıdır, çünkü alışkanlık yaratmaları ihtimali vardır.
     

Sayfayı Paylaş