gebe
  1. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    34.164
    Beğenilen Mesajlar:
    2.213
    Ödül Puanları:
    113

    Atatürk ve masonluk!

    Konu, 'Mustafa Kemal Atatürk' kısmında MaWiM tarafından paylaşıldı.

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk halkın arasında sıradan bir vatandaş ile



    Masonluğun kapatılışı - Masonluk uykuda

    "Masonluk, 1935 yılında, masonların kendi deyimleri ile uykuya girmiştir. Görünüşte masonların kendi isteği ile olan bu uyku durumu, gerçekten hükümetin baskısı ile ve bazı söylentilere göre,
    Atatürk’ün emri ile olmuştur. 9 Ekim 1935 tarihinde, 33 dereceli mason olan Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, mason büyüklerinden masonluğun tatilini ve mallarının Halk Evlerine devrini istemiştir. Masonlar bu isteğe mecburen ve fakat istemeyerek razı olmuşlardır.
    Oysa, 10 Ekim 1935 tarihli gazetelerde çikan Anadolu Ajansının tebliğinde;
    ‘Ankara 9 (A.A.) Mes’ul ve ma’ruf imzalar altında Ajansımıza verilmiştir : Türk Mason Cemiyeti, ülkemizin sosyal tekamülünün ve günden güne artan muazzam terakkilerini nazarı itibara alarak ve Türkiye Cumhuriyetinde hakim olan demokratik ve cidden laik ilkelerin tatbikatından doğan iyilikleri müşahade ederek faaliyetine -bu hususta hiçbir kanun olmaksızın- nihayet vermeyi ve bütün mallarını ülkenin sosyal ve kültürel kalkınmasına çalisan Halk Evlerine teberrüü muvafık görmüştür’ denilmektedir.
    Masonluğun kapanışı ile ilgili önemli belgelerden biri de,
    Atatürk’ün Mason örgütü ileri gelenlerinden Mim Kemal Öke ile olan konuşmasıdır ve bu konuşmayı izleyen günlerde de Masonluk örgütü kapatılmıştır. "Yedi Gün" isimli derginin 27 Aralık 1938 tarihli 303 sayılı nüshasının 9. sahifesinde, Niyazi Ahmet Okan, M. Kemal Öke ile Atatürk arasındaki olayı şu biçimde anlatmaktadır:


    Doktor M. Kemal anlatıyor:

    ‘ - Bir gün Ağaoğlu Ahmet, Köprülü Fuad, İsmail Hakkı ve eski Maarif Vekili Hikmet’in bulundukları bir gece sofrasında Atatürk buyurdular ki:

    ‘Bu akşam akademik konuşacağız. Söz verilen ayağa kalkarak söyleyecektir.’
    Herkes gibi ben de heyecan duydum. Acaba bana da söz düşecek mi?
    İlk konu şu idi: Efkarı umumiye değiştirilebilir mi? Değiştirilebilirse ne vasıta ile?
    Söz Köprülü Fuad’a verildi. Ondan sonra Ağaoğlu Ahmet, İsmail Hakkı söylediler. Aşağı yukarı mektep ve matbuat vasıtasıyla efkarı umumiyenin değiştirileceğini söylemişlerdi. Bu cevapların hiçbiri Ata’yı tatmin etmedi. Gayrı memnun olduğunu hissettiren bir tarzda sıra ile sözlerini kestiler. Yanyana oturduğu Hikmet’e işaret ederek onun da düşüncesini sordu. O da diğer zevatın düşüncelerine bir de Masonluğu karıştırdı. İşte o vakit Atatürk:
    ‘Kemal Bey, işittiniz ya, şimdi sıra size geldi’ buyurdular.
    Ben heyecandan titremeye başladım. Ne diyecektim? Söyleyeceğim sözün nasıl karşilanacağını takdir edemeyenler gibi derin bir tereddüt ve telaş içinde idim.
    Atatürk tekrar: ‘Kemal Bey, ne dersin?’ Buyurdular.
    Ata sükut buyurdular, biraz sonra:
    Atatürk: ‘Kemal Bey, Masonluğun umdeleri nelerdir?’ diye sordu.
    ‘Madem ki Masonluk milliyetçidir, halkçıdır, cumhuriyetçidir, Halk Fırkasının umdeleri de bunlardan başka bir şey olmadığına göre Masonluğun hikmeti vücudu yoktur’ dediler.190
    Atatürk, tekrar: ‘Kemal Bey, ne dersin?’ Buyurdular.
    Cevap verdim: ‘Evet, memleket dahilinde realize etmek istediğiniz yüksek ideal ile Masonluğun tahayyül ve realize etmek istediği ideal aynı olabilir. Halk Fırkasının umdeleri memleket hudutları dahilinde caridir. İşte Masonluk bu ideali memleket hudutları haricine intişarına vasıta olan rasyonel hissi bir teşekküldür. Bu bakımdan hikmeti vücudu reddedilemez.
    ‘Diktatör memleketlerde Mason Locaları yıkılır, yakılır, Masonlardan hesap sorulur.’
    Ata sükunet buyurdular, biraz sonra:
    ‘Peki, Kemal Bey, hangi memleket Masonların en bahtiyarıdır?
    Dışarıda Masonlar sürgün ve imha edilirken Türk Milli Masonları
    Ulu Önderinin ve Onun hükümetinin itimat ve müzaharetine mazhar olmakla her zaman bahtiyarlık duymuşlardır. Dünyada en bahtiyar ve mesut Masonların, Türk Masonları olduğuna şüphe yoktur. Masonların bu durumuna yakından vakıf olan yabancı Masonlar, ülkemizde Masonların haline gıpta ettiklerini şefaatle söylemişlerdir.’
    ‘Reisiniz kimdir?’
    ‘Memleket dahilinde barış ve selamet tavsiye eden ve bütün dünyaya hitabederek bu idealin tahakkuk ettirilmesini temenni eden zatı devletleridir.’
    Tarzındaki maruzatıma şu tarzda mukabele buyurmuşlardır:
    Atatürk: ‘Ben bu cemiyete girmem. Ben, başkalarının yaptığı prensiplere değil, ancak kendi prensiplerime uyarım.’
    Evet, Atatürk, prensip yaratan ve yarattığı o prensibe sadıkane bağlanan bir şahsiyetti. Bu, Atatürk’ü temayüz ettiren bir karakterdi. Doğruluğuna şüphe etmediği düşünceyi her zaman müdafaa ederdi. Maruzatlarıma ilave etmiştim:
    ‘Masonluğun temsil ettiği yüksek idealin kolayca tahakkuk ettirileceğini kabul etmek istemiyorum. Fakat bu her memlekette insanlık idealinin tahakkukuna çalisan entelektüellerin bir araya gelmesine, yaklaşmasına hizmet etmesi bakımından faydalı olabilir.
    Atatürk, bu sözüme, hararetli bir ihtarla:
    ‘HAYIR, KEMAL BEY, SEN BUNU SÖYLEMEĞE MEZUN DEĞİLSİN! GÜNÜN BİRİNDE İNSANLIK İDEALİNİN TAHAKKUK ETTİRİLEMEYECEĞİNİ KABUL ETMEK DOĞRU DEĞİLDİR. BEŞERİYETİN GÜNÜN BİRİNDE BU MESUT NETİCEYE ERİŞMESİ GAYRI VARİD DEĞİLDİR.’
    Bana yanlış düşündüğümü ihtar eden bu hitap, beşeriyet için refah ve saadet düşünen Atatürk’ün insanlık hakkındaki yüksek ve asil bir düşünüşünün ifadesi idi. Atatürk beşeriyet için her zaman bizim fevkalbeşer telakki ettiğimiz ideallerin tahakkuk ettirilebileceğine iman eden asil bir insandı, ölünceye kadar öyle düşündü. Öyle kaldı.
    İşte bu mülakattan Masonların reisi, maşrikı azamı Doktor M. Kemal, Masonluğun ‘memleket hudutları harici’ ile münasebet ve alakasını yani beynelmilel olduğunu açıkça itiraf etmektedir ve Masonluğun ‘her memlekette insanlık idealinin tahakkukuna çalisan entelektüellerin bir araya gelmesine, yaklaşmasına hizmet eden’ bir teşekkül olduğunu söylemesi de beynelmileli yetini teyit etmektedir.
    Doktor M. Kemal, Atatürk’ü Masonların tabii reisi gibi göstermek istemiş, fakat Atatürk bunu reddetmiş, yabancı prensiplerden ibaret bulunan Masonluk cemiyetine girmeyeceğini, başkalarının prensiplerine tabi olmayacağını söylemiştir.
    Doktor M. Kemal, Masonluğun faydasından bahsedince Atatürk, hararetli bir ihtarda bulunmuş, ‘Bunu söylemeğe mezun olmadığını’ söylemiştir.
    Görülüyor ki bu mülakatta mühim münakaşalar olmuş, Atatürk Mason reisini şiddetli surette tevbih etmiş, Masonluğun yabancı prensiplerden ibaret beynelmilel bir teşekkül olduğunu, memleket için bunun bir faidesi olmadığını anlatmıştır. Doktor M. Kemal bu mülakatı etrafıyla izah etmiyor. Orada hazır bulunanlardan Ağaoğlu Ahmet bugün hayatta değildir. İsmail Hakkı Bey’in de kim olduğunu bilmiyoruz. Fakat bu içtimada uzun uzadıya fikir beyan eden Köprülü Fuat ile Hikmet Bayur hayattadırlar. Birisi Demokrat Parti erkanından, diğeri de Millet Partisi lideridir. Bu mülakatı daha esaslı surette izah edebilirler. Memleket ve milletin mukadderatına taaluk eden mühim bir mevzu hakkında sükut etmeleri elbette doğru değildir. Şahısları bertaraf, fakat partilerinin Masonluk hakkındaki noktai nazarlarını açıkça millete bildirmek icap etmez mi?
    ‘Atatürk prensipleri yıkılıyor!’ diye ortalığı velveleye veren Ulus’un baş, orta ve yamak yazarları (Yalçını, Menteşesi, Toplu İğnesi…) Atatürkün memleket ve millet için muzır görerek dağıttığı bu mason şebekesinin, Atatürk prensiplerini hiçe sayarak, yeniden faaliyete geçmesi karşisında neye böyle dillerini yutmuş bir hale geldiler? Atatürkçülük ne oldu? Masonlar, Atatürk’ün Masonluk hakkındaki fikirlerini tekmelediler. Niye Atatürk’ü, Atatürk prensiplerini müdafaa etmiyorlar? Demek ki Atatürkçülükleri yalan! İstedikleri zaman Atatürk’ü maske yapıyorlar. Atatürk heykeli karşisında Mason locaları kuruldu da gözlerini kapayarak, kulaklarını tıkayarak geçiyorlar! Görmemezlikten, işitmemezlikten geliyorlar!’


    Masonların uyku dönemi 14 yıl sürmüştür. Fakat bu sırada masonların çalismalari gizli ve fakat etkisiz bir biçimde devam etmiştir. Yüksek Şura hukuken varlığını kaybetmediği için çalismalarina devam etmiş ve hatta muhtelif masonları 33. dereceye terfi ettirerek masonluğun canlanmasına çalismistir. Bu çalismalar sonunda başarıya ulaşmış ve 1948 yılında masonluk uykudan uyandırılmıştır."191

    Dipnot:
    Uyumak (uykuya girmek): Bir mason kuruluşunun, olağan üstü zorunlu nedenlerle, bir süre için, kendi eliyle localarını kapatıp çalışmasına son vermesi.
    Uyanma (tebenni): Bir masonun kendi locasından ayrılması ya da locasının ortadan kalkması nedeniyle bir başka locaya kabul edilmesi.


     
Atatürk ve masonluk! konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Atatürk ve Masonluk

    Atatürk ve Masonluk

    Mason locaları yan kuruluşları bilderberg ve rotary kulupleriyle birlikte yahudilik amaçlarını gerçekleştirmek için çalışırlar. Türk topraklarında masonluk osmanlının son yıllarında gelişme göstermiştir.Osmanlı dönemindeki localar azınlık başka bir degişle kendini türk toplumundan farklı gören''öteki'' duygularını aşılamak için çabalamışlardır.Ve Osmanlı da ki tüm milletlere de ulaşmayı...
  2. Petrol ve masonluk...

    Petrol ve masonluk...

    PETROL VE MASONLUK Çok eskiden beri duyar ve söyleriz: "Türkiye'de petrol var ama çıkarttırmıyorlar. Dış güçler izin verip de petrolümüzü çıkartabilsek dünyanın en zengin ülkesi olurduk" diye. İşte Türkiye'nin petrol dosyasını yeniden açıyor, ilgili ve yetkililerin görüşlerini burada açıklıyoruz. PETROL NEDİR? Petrol oldukça eski çağlardan beri bilinen ve genellikle de ilk zamanlar...
  3. Atatürk ve Öğretmenim

    Atatürk ve Öğretmenim

    ATATÜRK VE ÖĞRETMENİM Sevgili öğretmenim Heyecanla beklerdik seni her sabah "GÜNAYDIN" derdin, seslerin en güzeliyle, "BUGÜNKÜ KONUMUZ" diye, başlardın söze Kara tahta Önünde akbilgilerle Çırpınırdın, birşeyler öğretmek için bize. "BAYRAK" derdin öğretmenim Heyecandan dalgalanırdı sesin BAYRAK gibi "ATATÜRK" deyince coşardın sen...
  4. Atatürk Ve Sinema

    Atatürk Ve Sinema

    sinemaya layık olduğu önemi neden vermeliyiz Mustafa Kemal Atatürk, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak için yaptığı ve halen yapılan İnkilâplar’ı tek başına yeterli görmemiş, kültür düzeyinde de batılılaşmak ve çağdaş bir Cumhuriyet olabilmek için sinemanın önemini vurgulamıştır. Ata bir sözünde; “ Sinema, gelecekteki dünyanın bir dönüm noktasıdır. Şimdi bize basit gibi gelen eğlence...
  5. atatürk ve şıh

    atatürk ve şıh

    Mustafa Kemal, bir gezisinde öyle bir kişi görür ki, dayanamayıp yanındaki valinin kulağına eğilerek sorar: - “Kimdir bu?” - “Efendim, kendisi Şıh’tır, yörede çok hatırı vardır…” ... Bunun üzerine Atatürk Şıh’ı yanına çağırır: - “Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda, uzunluğunda değildir” diyerek devam eder. - “Rica etsem de, en azından Peygamber Efendimiz' in olduğu gibi kısaltsan…”...

Sayfayı Paylaş