gebe
  1. juju

    juju Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    30 Nisan 2009
    Mesajlar:
    4.779
    Beğenilen Mesajlar:
    223
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    istanbul

    atatürk ve misyoner avar

    Konu, 'Mustafa Kemal Atatürk' kısmında juju tarafından paylaşıldı.

    Atatürk ve misyoner Avar Yıllar önce İzmir Kadınlar Hapishanesi'ndeki mahkum kadınlara akşam dersleri
    verilmesi kararlaştırılmıştı. Bir gün milli eğitim müdürü'nün odasına zayıf,
    ufak-tefek bir genç kız girdi. "Ben bu dersleri memnuniyetle kabul ederim,
    efendim," dedi.
    Müdür şaşırmıştı. Karşısındaki genç kız, okuldan yeni çıkmış, üstelik, son
    derece de hassas bir insana benziyordu.
    Müdür bir kez daha hapishanedeki tipleri gözünün önüne getirdi. Olacak şey
    değildi!
    Lakin düşüncesini belli etmedi.
    "Peki, hoca hanım," dedi. "Bu işle meşgul olacağım."
    İki hafta geçmeden, genç kız, soğuk ışıklar altında hapishane koğuşundaki
    akşam derslerine başlamıştı. İşi bittikten sonra, ince pardesüsünün yakasını
    kaldırıyor, süngülü nöbetçilerin, zincirli kapıların arasından geçerek
    sokağa çıkıyor ve hızlı adımlarla evine koşuyordu. Hapishane müdürü de,
    milli eğitim müdürü gibi, hayretler içinde idi.
    O kavgacı, o geçimsiz mahluklar, genç öğretmeni hem sevmeye, hem saymaya
    başlamışlardı. Kadınlar hapishanesinde ilk defa böyle bir hava esiyordu.
    Fakat işinde inanılmaz bir başarı gösteren kızın, bir süre sonra acayip bir
    suçla adliyeye götürüldüğünü görüyoruz.
    Hakkındaki isnat: Misyonerlik.
    Gittikçe kabaran dosyalar, hep misyoner öğretmenden bahsediyordu.

    Neler de neler yapmamıştı ki:
    Kadınlar hapishanesi derken Kinder Garten Teşkilatında çalışmalar, çocuklara
    iyi insan olmak etrafında bir takım telkinler. Bütün bunlar misyonerlik
    denilen şeyden başka ne idi? İş o kadar dallanıp budaklandı ki, Atatürk
    meseleyi merak etmişti.
    "Bana misyoner öğretmenin dosyasını getiriniz," dedi.

    Bütün bir gece o dosyayı inceledikten sonra, ertesi günü öğretmen [Sıdıka]
    Avar'ı yanına çağırttı.
    Genç öğretmen Atatürk'ün karşısına çıktığı vakit bir yaprak gibi titriyordu.
    Atatürk, bu ufak-tefek kıza hayretle baktı.
    "Misyoner öğretmen sensin, öyle mi?" diye sordu.
    Avar şaşırmıştı. Yavaşça, "efendim, ben öğretmen Avar," diye fısıldadı.
    Atatürk, o zaman genç öğretmene doğru parmağını uzatarak yüksek sesle şunlan
    söyledi:
    "Hayır, sen misyoner Avar'sın. Bana, senin gibi misyonerler lazım."

    Ondan sonra da Atatürk fikirlerini açıkladı:

    "Bir toplum, daha ziyade aile yoluyle, bilhassa kadın yoluyle
    kazanılabilirdi." Genç öğretmen doğuya gidecekti. Oradaki genç kızlar, hatta
    bunların arasında hiç Türkçe bilmeyenleri bile toplayacaktı. Onları, bu
    toplumun potasında yetiştirecekti. Sonra bu çocuklan birer ışık huzmesi
    altında köylere gönderecekti.
    Sözlerinin sonunda:

    "Git, memleketin içine gir, dağ köylerine, uzan, orada bizden ışık bekleyen
    yarının annelerini göreceksin, dedi.

    Genç öğretmen, içi içine sığmaz bir halde Atatürk'ün yanından çıktı.
    İşte yıllar ve yıllardır Avar, doğu illerinden birinde Kız Enstitüsü
    Müdürlüğü'nde bu inanılmaz işle meşguldür.
    Şimdi Elazığ, Tunceli, Bingöl çevrelerindeki halk, bu ufacık-tefecik
    kadından bir azize gibi bahseder. Onun hakkında iki yüze yakın mani, masal,
    ve çocukların dilinde sayısız avar şarkıları vardır. O, yol vermez, geçit
    tanımaz dağlara at sırtında tırmanır, dağ köylerinden, çoğu esmer köy
    kızlarını toplar, onları kendi ceketine sarıp okuluna götürür.

    Avar, doğu'da gerçekten inanılmaz bir isimdir. Dağ tepesindeki köylere bu
    masal kadını, öğrenci toplamak için gittiği zaman köylüler,

    "Kızımı da götür, Avar," diye atın üzengisine yapışıyorlar.
    Şehre, Avar'ın okuluna gelen kızı, bir kere de üç-dört yıl sonra görünüz.
    Ben, bir insan yaratma mucizesini orada gözlerimle gördüm.

    Hikmet Feridun Es
    Hayat Dergisi 1957

    Sıdıka Avar gazeteci Banu Avar'ın annesidir.
    Kendisinden yukarıdaki yazı sayesinde haberdar oldum..

     
atatürk ve misyoner avar konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Avarız

    Avarız

    Avarız -------------------------------------------------------------------------------- Olağanüstü durum ve özellikle savaş sebebiyle alınan vergi. Osmanlılar tarafından ilk defa hangi tarihte ortaya çıkarıldığı bilinmemekle beraber Sultan Fatih Mehmed devrine ait kayıtlarda bu vergiye rastlanmaktadır. Başlangıçta "Hudus-i avarız" denilen bu vergi daha sonraları...
  2. Köylü Kadın Ve Atatürk....

    Köylü Kadın Ve Atatürk....

    İNANIN ÇOK DUYGULANDIM... Gazi Çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadınarastladık. Atatürk attan inerek bu ihiyar kadının yanına sokuldu. Merhaba nine Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle; Merhaba dedi. Nereden gelip nereye gidiyorsun? Kadın şöyle birduraklayıp, Neden sordun ki, dedi. Buraların sabısı mısın? Yoksa bekçisimi? Paşa gülümsedi. Ne sahibiyim ne de...
  3. Atatürk ve TÜRK Kadını

    Atatürk ve TÜRK Kadını

    "Türk kadını dünyanın en münevver, en faziletli ve en ağır kadını olmalıdır. Ağır siklette değil, ahlakta, fazilette ağir, vakur bir kadın olmalıdır. Türk kadınının vazifesi, Türk’ü zihniyetiyle, azmiyle muhafaza ve mudafaaya kadir nesiller yetiştirmektir. Milletin menbaı, hayat-ı içtimaiyenin esası olan kadın, ancak faziletkar olursa vazifesini ifa edebilir. Herhalde kadın çok yüksek...
  4. Atatürk ve Müzik

    Atatürk ve Müzik

    atatürkü konu alan müzik eserleri atatürk ve müzik atatürk ü konu alan eserleri türkiye ü şarkılar Atatürk, şiir ve edebiyat dışında müziğe de büyük bir ilgi duymuştur. Şarkı ve türküleri dinlemekten büyük bir zevk alan Atatürk, zaman zaman okunan şarkılara eşlik etmiş, oynanan halk oyunlarına katılmıştır. Bazı Rumeli türküleri, onun sesinden notalara dökülmüş ve müzik repertuarımızda yer...
  5. atatürk ve trikopis

    atatürk ve trikopis

    Atatürk'ü sadece biz değil dünya takdir etmiş.Yunan komutan da bunlardan biri:) Büyük Taarruz esnasında Gazi’nin yanında bulunan arkadaşları, Yunan Kuvvetleri Komutanı General Trikopis’in Başkomutan Çadırı’na nasıl getirildiğini şöyle anlattılar: Trikopis, diğer esir kolordu ve tümen komutanları ile birlikte Gazi’nin huzuruna çıkarıldıkları zaman, hepsi çok heyecanlı ve bitkin halde...

Sayfayı Paylaş