gebe
  1. яαρ-кızı...

    яαρ-кızı... Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    11 Aralık 2008
    Mesajlar:
    355
    Beğenilen Mesajlar:
    2
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Bitkisel hayat'tan..

    Azraille karşılaşma...

    Konu, 'Dini Hikayeler ve Şiirler' kısmında яαρ-кızı... tarafından paylaşıldı.

    Sabah kalktım. Güzelce kahvaltımı da yaptım ve işe gittim. Klasik bir gün... Diğerleri gibi, sıradan bir başlangıç... Nöbetçi arkadaştan öğrendiğime göre, gece problem çıkmamış cihazlarda. Bu iyi haber işte! Zaten dünden devam eden 2 tane sistem arızası vardı. Cihaz odasındaki klimalar da problemli. Hem de ta kurulduğu günden beri! Bugünde firmanın birinden eleman gelecek, onlarla ilgilenmem lazım. İş çok bugün! Akşamı nasıl ederim bilmem. Bu hafta çok yoğun geçecek. Sezonda başladı malum. Beklentilerimiz epey yüksek. Neyse, odama gittim ve kapıyı kapadım. Bilgisayarımı da açtım ve maillerimi kontrol ediyordum ki, kapı çaldı. “Girin” bile diyemeden kapı açıldı ve içeriye bir “şey” girdi, kapıyı da kapadı hemen!
    Aman Allah’ım! O da ne!? Tanımlayamadım bir türlü. Kadın desen değil, erkek desen değil, turist belki! Bir çirkinlik abidesi! Kesin 10 gün rüyalarımın baş rol oyuncusu olur. Ona “Kimsiniz?” diye sormama bile fırsat kalmadan:

    - Hadi kalk gidiyoruz! dedi...
    Aaa! Hem de Türkçe konuştu! Şaşırdım ama bozuntuya vermedim.
    - Sizi ilk kez görüyorum. Kimsiniz?
    - Ruhunu bedeninden söküp almak için görevlendirilen meleğim ben! Nam-ı diğer Azrail! Cehennem habercisi!
    - Dalganın sırası değil şimdi. Lütfen odamı terk edin. Yoksa güvenliği çağırırım!
    - Çağırsan ne olur? Beni sadece sen görüyorsun!
    - Dalga geçme. İşim gücüm var benim. Seninle uğraşamam...

    Bir yandan Azrail değildir diyorum ama böyle bir kişinin bana haber verilmeden buraya kadar gelmesi imkansız ki! Eyvaaah! Ya gerçekse! Bittim ben, bittim! Savsakladığım namazlarım, ahirette buruşturulup yüzüme çarpılacak olan oruçlarım geldi aklıma... Ufacık dünya menfaatleri için teptiğim Allah’ın emirleri geçti gözümün önünden hızla... Eti için kesilen bülbül, tahtası için yakılan saz gibi...
    Gayri ihtiyari:
    - Mesai saatleri içinde olmaz! deyiverdim. Sanki benden bitecek bir işi varmış gibi...
    -Neden? dedi.
    -Şu an hazır değilim!
    -Neye hazır değilsin?
    -Kabirde ve öbür alemde başıma geleceklere!
    -Ama senin son kullanma tarihin bugün son. 08 7. Sen ayvayı yedi... Hem sana yeterince vakit verilmedi mi?
    -İnan ki, bu yaşta öleceğim hiç aklıma gelmemişti.
    -Neden?
    -Gencim daha, ciddi bir sağlık problemim de yok. Turp gibiyim evelallah!
    -Senin yolun mezarlığa hiç düşmüyor herhalde! Ya da hastanelerin acil servislerine, morglara! Oradakilerin hepsinin teni buruşuk mu?
    -Değil de yani!... Bana 1-2 ay kadar daha süre tanısan?
    -Bu kadar kısa bir sürede ne yapabilirsin ki, onlarca yılını heba etmiş biri olarak?
    -İbadet borçlarımı öderdim... Kaza üstüne kaza ederdim namazlarımı deliler gibi... Kalplerini kırdıklarımdan, üzerimde hakkı olanlardan helallik dilerdim. Dünyanın öbür ucunda olsalar, taşların altına saklansalar gene de bulur, her şeyimi verir, haklarını helal ettirirdim. Üzerimde kul hakkı kalmasın diye... Daha vasiyetimi bile yazmadım hem!
    -Yeterince vaktin vardı! Yapsaydın! Neden düşünmedin? Engel mi oldular sana?
    -Hiç ölmeyeceğimi sanmıştım. Hep başkaları ölüyordu, başkalarının selaları okunuyordu minarelerden. Ben muaftım sanki ölümden. Meğer bu iş parayla değil, sıraylaymış.
    -Bir sene önceden haberin olsaydı geleceğimden, neler yapardın?
    -Kalan zamanımı çok iyi değerlendirirdim!
    -Hadi be sen de! Kimi kandırıyorsun! İlk 2 gün iyi giderdin. Namaz-niyaz full, sonra dönerdin gene eski haline. Bulurdun bir de bahane kendine. Her şey yine eski hamam eski tas olurdu. Bir rüyaydı o derdin sana verdiğim habere, kendini avutmak için...


    Haklıydı! Kaç kere hastalık geçirmiş, kaza atlatmıştım... Bunların hepsi birer haberdi aslında ama üzerimdeki etkisi çoğu zaman 2 gün bile sürmemişti... Ama şimdi kafamı taşlara vurmaya bile vaktim yoktu artık!... Bu arada telefonum çaldı. Başmüdür arıyordu. Önemli bir arıza varmış, trafiği durduran. Acil gitmemi istedi. Her şey önemini kaybetmişti ki benim için: para, pul, mevki, kadın, nefs... Her şey sıfırla çarpılmıştı. Can derdindeydim ben. Bir de baş da olsa arka da olsa müdürle veya başka bir şeyle falan uğraşacak durumda değildim. “Bırak bu fani işleri” deyip kapadım telefon suratına müdürün...Baktım sırıtıyordu Azrail. Demek alışkındı benim gibi jetonu iş işten geçtikten sonra düşenlerin panik hallerine. Ben de güldüm gayri ihtiyari... Neye güldüysem! Ağlamayı bile beğenmemem lazımken!... En iyi savunma saldırıdır taktiğine geçtim hemen!

    -Hem sen, Azrail de olsan, can almakla da görevli olsan nihayetinde bir melek değil misin? Ne bu surat? Korku filmindeki yaratıklar gibi! Allah seni nurdan yaratmamış mıydı?
    -Nurdan yaratılmasına nurdan yaratıldım. Bu arada laf aramızda, güzelliğim dillere destandır.
    -Hiç de öyle görünmüyorsun ama! Notr Damın Kamburu bile sana on beş çeker.
    -Orası öyle! Ben de surat çok! Ama sor bakalım senin yanına neden bu suratımla geldim? Utanma sor, sor!
    -Neden bu suratla geldin yanıma?
    -İnsanın ameli güzelse ona güzel görünürüm ben. Hayatını Allah’ın rızasına göre dizayn etmeyenlere de çirkin görünürüm. Şimdi sana göründüğüm gibi! Ben senin aynanım şu anda. Kalp gözü açık olanlar, yüzüne baksalardı seni böyle görürlerdi!
    -Desene EYVAH!
    -Eyvah ki ne eyvah!
    -Birazdan kabirde başına neler gelecek biliyor musun? Karşılama mahiyetinde? Ön sıcaklardan!
    -Pek hayra alamet değil şu anki verilerim.
    -Okusaydın Allah’ın kitabından, Resulünün sünnetinden!... İşin ciddiyetini kavrasaydın, uykuyu haram ederdin gözlerine!... Neden okumadın?... Bir arkadaşından yıllar önce gelip de hiç okumadığın bir mektubun var mı? Ya da açmadığın bir mail? Madem Allah’ın kitabının kapağını açmadın, bük boynunu ve sus!
    - Dünya meşgalesi...Geçim derdi... Para, mevki, nefs, kadın... Çepeçevre kuşattılar beni, kıramadım sarmalı!
    -Halbuki dünyada kalma süren ne kadar azdı oran olarak! Bunu da biliyordun üstelik! Birazdan gideceğin hayat ise ebedi! Nasıl olur da senin gibi akıllı geçinen bir adam okyanusu unutur da bardakta boğulur? (Haşa) Allah’ın yerine kendini koy! Senin gibi bir kula müstehak değil mi azap! Bunca akıl vermiş ilim vermiş, dininden seni haberdar etmiş...
    -Haklısın! Ama dünya gözle görülüyor ama öbür dünya gayb, göz önünde değil!
    -Merak etme, biraz sonra ölünce, gaybın önündeki perdeler kalkacak!... Kuran’da ve hadislerde anlatılıyor bunlar. Sen de okudun hem! Üstelik başkalarını uyaran yazılar da yazdın. Muhtelif yerlerde anlattın bile! Neden o zaman bu gafletteki ısrarın?
    -Başkalarına nasihat verirken kendimi unutmuşum...
    -Allah da din günü seni unutur o zaman! Bir yandan ele öğüt verirken diğer yandan da kırmadık söğüt bırakmadın ortalıkta!
    -Maalesef, biliyorum, kendim düştüm ve ağlamaya hakkım yok.
    -Kendin ettin kendin buldun! Hadi artık gidiyoruz, fazla oyalama beni. Senden sonra iki gafil daha var sırada!
    -Bırak çekiştirmeyi ya! Nereye gidiyoruz?
    -Allah’ın sana hazırladığı azabı tatmaya.
    -Doğru adrese geldiğinden emin misin? Benim adımda çok insan var da, hani o bakımdan!
    -Adın gibi eminim. Zaten nokta tarifler var elimde. Iskalamam mümkün değil!
    -Son bir şey soracağım: Allah’ın rızasına uygun olsaydı yaş*****m, nasıl olacaktı ölümüm? Nasıl bir diyalog geçecekti aramızda?
    - Ben senin canını almaya gelince yüzümdeki güzelliği görünce hayrete düşecek ve: “Aman Allah’ım! Bu ne güzellik! Rüyada mıyım ben!” diyecektin. Çünkü o zaman cennet müjdecisi olacaktım sana, şimdiki gibi cehennem habercisi değil! Seni Rabbine *****rmeye geldiğimi söyleyecektim. Sen korkuyla karışık: “Rabbim benden razı değilse?” diyecektin. Ben de yüzümdeki güzelliği hatırlatıp korkmana gerek olmadığını söyleyecektim. İçini bir huzur kaplayacaktı.
    -Keşke hayatımı yeniden yaşayabilme imkanım olsaydı...
    -Geçmiş olsun!... Neyse! Ailen ve sevdiklerin aklına gelecekti bir bir... Ama onların da zamanı gelince dünyadaki rollerinin son bulup yanına geleceklerini hatırlayınca rahatlayacaktın... Tereyağından kıl çeker gibi ayrılacaktı ruhun bedeninden... Bulutların üstünde gibi, yumuşacık.... Haberin bile olmayacaktı. Gül bahçesine girer gibi... Tüm hücrelerinde hissedecektin mutluluğu...
    -Ama şimdi
    -Çığlık atmayı bile beğenmeyeceksin çekeceğin acıdan!... Saat de tam 08 7 oldu. Bak konuşmaktan kelime-i şehadet bile getirmeyi unuttun...
    ...
    Gözümün önündeki perdeler açılmaya başladı...
    Gayb meğer ne yakınmış...
    Keşke iş işten geçmiş olmasaydı...
    Neler yapmazdım ki!
    Artık hiçbir değeri yok “keşke”lerimin...
    ÇARP SIFIRLA!


     
  2. Ayışık

    Ayışık Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    15 Eylül 2008
    Mesajlar:
    2.425
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    adana
    Cevap: Azraille karşılaşma...
    emeğine sağlık çok dokunaklı
     
Azraille karşılaşma... konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. azrail

    azrail

    Birbirin den değişik azrail resimleri burada .
  2. azrail...

    azrail...

    Azrail'in en çok sevindiği ve üzüldüğü an Cenab-ı Hak,Azrail Aleyhisselama;- -"Ya Azrail!.Bir kimsenin ruhunu alırken hiç üzüldüğün oldumu?diye sordu.O: -" Ya Rabbi herşey Sana malum...Yalnız bir kulunun ruhunu alırken çok üzüldüm.Oda bir gemi dalgalar arasında parçalanıp batmıştı.Fakat o gemide kundakta bir bebek vardı.Anasının ölümü emrolunmuştu,bebeğin annesinin ruhunu alırken...
  3. azrail..

    azrail..

    YAŞANMIŞ GERÇEK OLAY adamın biri arabasıyla giderken yolda bir yolcu alır arabaya.... adam arka > >tarafa biner..... > >şöför - eee hemşerim kimsin nereye gidersin...der.... > >yolcu - ben Azrailim..canını almaya geldim der...... > >şöför alaycı bir tavırla > >- sen mi Azrailsin der..yaw senin gibi Azrail olurmu hiç der.... > >yolcu sakin bir tavırla...
  4. Azrail sözleri

    Azrail sözleri

    azrail azrail, resimleri, ilgili sözler, sözleri, msjları, mesajları burada arkadaşlar Merhaba Melek'ler... Bu makalemizde sizlerle azrail sözlerini ve mesajlarını paylaşacağız. Bakalım beğenecekmisiniz:) hani insan ağlamak ister ya,gözlerinden yaş gelmez,hani bazen gülmek ister ya insanyürekten gülemez.hani birini bekler onu çok görmek ister ya insan,o beklenen hiç gelmez o zaman...

Sayfayı Paylaş