gebe
  1. Monera

    Monera Forum Okuru

    "Başörtülü kızlar da kendi filmlerini yapsın"

    Konu, 'Güncel Haberler' kısmında Monera tarafından paylaşıldı.

    "Başörtülü kızlar da kendi filmlerini yapsın" KİMSE KİMSENİN AŞK MEKTUBUNU YAZAMAZ! O… Çocukları filminin senaristi Sırrı Süreyya Önder, kadın ve çocuklar ile ördüğü hikayede politik duruşunu elden bırakmıyor. Önder; 'Başörtülü kızlar da kendi filmlerini yapsın, kendi acılarını en iyi kendileri anlatırlar. Cunta yanlıları da darbe karşıtları da kendi filmini yapmalı. Kimse kimsenin aşk mektubunu yazamaz!' diyor. Habertürk / Özel Çocuk yaşta babasını kaybedince çalışmak zorunda kalan ve hayatı, siyasi görüşleri yüzünden hapishaneler arasında geçen Sırrı Süreyya Önder’in 'mücadele arkadaşı' da bir kadın. Bu kişi Önder’in annesi… Annesiyle birlikte çalışıp kardeşlerine bakan Önder, onu yıllarca hapishane kapısında bekleyen annesine 'yoldaşım' diyor. Bugün kadınlara bakış açısının değiştiğini söyleyen senarist, 'Akıllı bir erkekseniz, kendinizi kadınların öğretmenliğine bırakırsınız,'diyor. Kadınlar ve çocuklar ile ördüğü hikayede tabi ki politik duruşunu da elden bırakmıyor.
    O... Çocukları’nda, ilk filminiz Beynelmilel’deki gibi 12 Eylül darbesi sonrasında yaşanan bir hikayeyi yine mizahi öğelerle anlatıyorsunuz. Neden ikinci kez ülke tarihi için acıyı ifade eden bir konuyu ironik bir dille ele almak gibi bıçak sırtı bir anlatım tarzı seçtiniz?
    Mizah, dünyanın en muhalif dildir. Tüm diktatörlere önce mizahçılar muhalefet eder. Hitler ile ilgili birçok film yapılmıştır ama Charles Chaplin’in yaptığı 'Büyük Diktatör', Hitler’i şebek etmiştir. Mizah tabi riskli bir şeydir. Çünkü cıvıklığa düşebilirsiniz, sulusepken bir komediye dönüşebilir, yaptığınız. Buna izin vermemeyi bilmelisiniz. Dolayısıyla mizah, acıları yok saymak değildir. Acıya direnişin soylu biçimidir.

    Beynelmilel’den hemen önce yapılan, mizahi öğeler taşıyan ve 12 Eylül’ü anlatan filmler var. Vizontele Tuba, Babam ve Oğlum gibi… Bunlar peki sulusepken komedi dediğiniz duruma düştüler mi sizce?
    Hayır tabi ki. Yakın tarihe ilişkin daha çok film çekilsin. Kenan Evren, bu ülkenin 25 yılını çaldı. Bunun filmini yapmayacaksın da ne yapacaksın? Bu konu ile ilgili millet bir çivi çaksın, ikinciyi benim elime çaksın! Yani cuntayı savunan film de yapılsın. Birisi de çıksın desin ki, 'bu cunta gerekliydi!', ben bunun filmini yaptım!

    2000’li yıllarda peşpeşe 12 Eylül’ü anlatan film yapıldı. Hatta 12 Eylül filmleri 'furyası' dendi. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
    Bu ülkede 1 milyon 600 kişi gözaltına alındı o dönemde, istinasız hepsi işkence gördü, onlarca insan idam edildi. 300’ün üzerinde insan emniyette işkencede, 100 ün üzerinde insan cezaevinde öldürüldü. Açlık grevlerinde ölen insan sayısı bir o kadar. Dünyanın neresinde bir ülke böyle bir dönem yaşarsa, yüzlerce filmi yapılır. 'Furya' bir manipülasyondur. Üç tane film görünce hemen furya deniyor.

    Bugün de hala darbeyi konuşuyoruz. Emekli askerlerin darbe planları ortaya çıktığı söyleniyor. Bugün yaşananlar ile ilgili de bir film yapar mısınız?
    Neden olmasın? Darbeciler yargılanmadığı için bugün bu tür şeylere cesaret bulabiliyorlar. Darbe anayasası değişmeli. Bunlarla ilgili film tabi ki yaparım.

    12 Eylül sol ideolojiye karşı yapılmıştı. Şimdi de söz konusu olan darbe girişimleri sağ-muhafazakar düşünceye yapılıyor dersek, şimdi sağcılar mı darbe karşıtı film yapmalı?

    'Niye yapmıyorlar?' soruyorum onlara! Niye sustular? Yeşil kuşak, Amerika karşıtı kuşak sustu. Bu emperyalizmin ince bir oyunudur. Bir başörtüsü takan kızın acılarını ondan daha iyi kim anlatabilir? Bu acıları en iyi onlar anlatabilir. Cunta yanlıları da darbe karşıtları da kendi filmini yapmalı. Kimse kimsenin aşk mektubunu yazamaz.

    Senaryo ile ilk ilişkinizi Barış Pirhasan’ın atölyesinde kurmuşsunuz. Ona demişsini ki; senaryo yazmak istiyorum, çünkü öfkeliyim.” O da 'bu, sinema yapmak için iyi bir neden' demiş. Peki bu kadar öfkeliyken nasıl böyle naif, dokunaklı hatta ironik hikayeler yazabiliyorsunuz?

    Evet öfekliyim, belli olmuyor mu? (gülüşmeler) Öfkeyle gittim ve Barış, 'bu sinema yapmak için iyi bir sebep' dedi. Ama sanatsal üretimde öfke ile aranıza mesafe koymanız gerekir. Barış bana bunu öğretti.

    Yeniden çıkış noktamız 'mizah' a dönersek, O… Çocukları’nda da mizah olacak mı?
    Bu film ironik bir film ama Beynelmilel kadar mizahi unsur yok içinde. Bu film bir dramı anlatıyor.

    Darbe, siyaset, ideoloji hep erkek jargonu olarak algılanıyor. Ancak O… Çocukları’nda kadın figürler ön planda. Sanırım bu fikir filmin oyuncularından Özgü Namal ile setteki bir iddialaşma sonucu ortaya çıktı. Doğru mu?
    Evet, doğru. Faşizmin; dini, vicdanı, Allah’ı kitabı yoktur. Ama cinsiyeti vardır; faşizm erkektir. Bu nedenle bu kavramlar erkek jargonuna giriyor. Bu ülkede kadın hikayeleri pek yok. Çünkü kadın hep 'öteki' olarak muamele görmüş bu topraklarda. Yoksulluk kadını daha fazla vuruyor, ötekileşme, terör her şey... Kentli kadının bunalımı benim zerrece ilgili çekmiyor. Umurumda da değil! Ben sosyalistim, benim ilgi alanım; yoksullar. Dünyanın en yoksul kadınları etlerini satmak zorunda olan kadınlardır. Bu hikaye, etlerini satmak zorunda kalan kadınların ve onların çocuklarının hikayesidir. 12 Eylül de bu ailelerin ve çocukların hayatını nasıl hırpalamış, onu göreceğiz.

    Filmdeki baş kadın karakter 'Mehtap Anne' sanırım gerçek hayatta karşılığı olan bir karakter…

    1988 yılında cezaevinden çıktıktan sonra Tarlabaşı’nda eski bir binada kalıyordum. Orada çocuğu bol evler vardı, her boy ve yaştan... Ben de merak edip sordum. Bunlara 'emanetçi anne' diyorlar. Fuhuş yaparak geçinen kadınların çocuklarına bakıyorlar. Bunlar iki türlüler; hayat kadınlığını yapamaz duruma gelmiş kadınlar ya da bu işle uğraşmayıp, birkaç nesildir hayat kadınlarının çocuklarına bakanlar… Bu kadınların çocuklarının hayatlarında hep taciz hikayeleri olur. Ama “emanetçi anne”ye verilen kadınların çocukları bu anlamda güvencededir. Emanetçi annenin en önemli işlevi ise, annelerinin ne iş yaptığını bu çocuklara sezdirmemesidir. Bunda tabi bir yere kadar başarılı olabilirler. Durum ortaya çıktığında ise çocukta ağır bir travmaya neden olacaktır. İşte emanetçi annenin bu durumun travmaya dönüşmesini engelleme görevi de vardır.

    Psikoloji adına da bir görevleri var.

    Değme pedagoglara taş çıkarırlar. İşte tüm bunlar beni çok etkilemişti. Uzunca bir süre onları gözlemleme olanağım oldu. 12 Eylül’ de hangi yönüyle anlatalım da bitti diyelim. 12 Eylül aileleri de böldü. Benim hikayem işte böyle eğitimli sosyalist bir ailenin ortada kalan çocuğunu emanetçi anneye emanet etmesinin hikayesi. Dolayısıyla da 8 tane kadının ve onların çocuklarının hikayesi.

    Anlattığınız hikaye oldukça feminen duygular taşıyor. Annelik duygusu, aile ilişkileri, anne-çocuk psikolojisi… Bunları anlamaya çalışırken ve bunun üzerinde bir hikaye yazarken annenizle ve hayatınıza giren diğer kadınlarla ilişkileriniz etkili oldu mu?

    Çocukluğuma inelim o zaman. (gülüşmeler) Benim anam 25 yaşında dul kaldı. Babam 35 yaşında öldü. Ben evin en büyük çocuğuydum ve babam öldüğünde 8 yaşındaydım. Anam çamaşıra bulaşığa giderdi. Ben de fotoğrafçıda çalışırdım. Biz birlikte bu günlere geldik. Bu yüzden anam benim mücadele arkadaşımdır, yoldaşımdır! Anam hapishane kapılarında yıllarca beni kovaladı. Gözümün önünde anamı dövdüler, cezaevinde görüş kabininde iki dakika fazla kaldı diye. Kadınlarla olan ilişkim ise hep öğrenme sürecinde geçti. Sosyalist bakış açımda bugün değişen tek şey kadına bakış açım. Biz genel olarak 'insan' diye bakarız ya da emekçi, kapitalist v.s diye. Ama kadın bundan daha fazla bir şey, bunu öğrenmek zaman alıyor. Kendimi bu anlamda biraz teamül etmiş sayıyorum. Bu yüzden bunun ürettiğim şeylere de katkısı tabi ki var. Akıllı bir erkekseniz, kadınların öğretmenliğine kendinizi bırakırsınız! Erkek dünyanın en sefil yaratığıdır. Kimse kadını inandığı şeyden bir santim geri adım döndüremez.

    Peki bu anlattığınız hikayeden yola çıkıp yazdığınız senaryoyu başka bir yönetmene emanet ettiniz. Murat Saraçoğlu ile çekimler sırasında hiç fikir paylaşımında bulundunuz mu, sete gittiniz mi?

    İnanmayacaksınız, filmi daha görmedim. Bir kez sete ziyarete gittim.

    Filmin tamamını görmediniz yani.

    Ne tamamı canım, tek bir karesini bile görmedim!

    Nasıl emanet ettiniz senaryonuzu başka bir yönetmene?

    Niye emanet etmeyeyim? Ben insanlara güvenirim. Aslında kendi senaryomu kendim çekecektim. Ama yapımcıdan kaynaklanan bir gecikme oldu. Yaz aylarında da bir Berlin hikayesi çekecektim, onun sözleşmesini imzalamıştım. İkisinden birini iptal etmek zorundaydım. Ben de senaryomu verdim, bir yönetmen çeksin dedim. Yapar ya da yapamaz. Yapamazsa dünyanın sonu değil ya!

    Filmi ilk galada mı izleyeceksiniz?

    Evet, galada izleyeceğim.

    Bundan sonraki projeniz Berlin’de sanırım. Nasıl bir proje?

    Berlin Duvarı’na gecekondu yapan bir Yozgatlı’nın hikayesi… TRT’de belgeselini gördüm. Merak ettim, araştırdım. O adamı buldum, telifini aldım. Senaryo yeni bitti. Üç ayda yazdım. Göç ve göçmenlik dünyanın önemli bir meselesi. Göçmenler, ayrı bir millet adeta. Hepsi aynı reflekslerle davranıyor. Beynelmilel sayesinde birçok yurtdışı festivale gittim, oradaki havayı soludum. Bundan sonra dünya ligine hitap eden bir şeyler yapmak istiyorum.


     

Sayfayı Paylaş