gebe
  1. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.022
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0

    Bir imparatorluk dili: TÜRKÇE

    Konu, 'Eğitim ve Kadın' kısmında Bilge Gökçen tarafından paylaşıldı.

    Bir imparatorluk dili Bir imparatorluk dili: TÜRKÇE Dilimiz için bunca şey söylendi. Ama dillerin musikisinden pek bahsedilmedi. Türk müziği gibi, Türk dilinin de müzikal gelişiminde, Türklerin tarih boyunca vatan edindikleri coğrafyaların büyük etkili olmuştur.
    Türkçe, birçok başka diller gibi, sadece tek bir vatanda değil, tarih boyunca, nice bağımsız ve muhteşem devletler kurduğu, çeşitli vatanlarda işlenmiş bir dildir. Bugün “Türkiye Türkçesi” dediğimiz güzel dilimizin geçmişinde, 900 yılı aşkın süredir vatan edindiğimiz Anadolu ile Balkanların büyük etkisi olmuştur. Türk milleti gibi Türk dili de, tarihinin son 9 asrında, 3 kıta üzerinde adeta “lisani bir imparatorluk” kurmuştur. Öyle ki, Orta Avrupa’dan başlayarak, Kuzey Afrika ülkeleri ile hemen tüm Asya’yı içine alan bölgede, sadece Türkçe konuşarak hayatınızı sürdürebilirsiniz. Bu bakımdan milletimiz, hüküm sürdüğü toprakların neresinde güzel bir ses bulmuşsa, onu kendi diline almakta büyük bir yetenek göstermiştir. Bu yüzden, Türklerle birlikte aynı vatanı paylaşan her millet, Türkçe’de biraz kendini bulmaktadır.
    Evet, Türkçe bir imparatorluk dilidir. Her dil, bırakın imparatorluk dili olmayı, bir devlet dili bile olamaz. İmparatorluk dilleri, o milletlerin hâkim oldukları topraklardan adeta vergi almaları, mahsûl almaları gibi, kendilerinden önce o topraklarda yaşayan dillerden kelimeler ve sesler alırlar. Bu alışın belli bir ölçüsü ise yoktur. İnsanlar için, dünyanın dört bucağında kendi dillerinin konuşulduğunu duymanın, kendi bayraklarının dalgalandığını görmenin hazzı ve gururu, başka hiçbir şeye değişilmeyecek kadar güzeldir. İmparatorluk dilleri, diğer dillerden aldıkları ses ve kelimeleri kendi dillerinin ses yapısına ve gramerine, estetiğine ve fonetiğine göre millileştirirler, tamamen kendi kelimeleri, kendi sesleri haline getirirler. Bunlar, adeta fethedilmiş topraklar gibi, fethedilmiş kelimeler ve seslerdir. Ancak yeryüzünde, imparatorluk dili olabilmiş fazla dil yoktur; başlıcaları Latince, Arapça, İngilizce ve Türkçe’dir.
    Osmanlı İmparatorluğu zamanda, Türkçe’ye Arapça ve Farsça kelimelerin fazlaca girmesinden dolayı, Osmanlıca dediğimiz bir dil ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, milletimizin asırlardır kullanmakta olduğu bazı kelimeleri, “Türkçe değildir” diye dilimizden atmaya kalkamayız. Nitekim, gerek insanlarımızın günlük konuşmalarında yaygın olarak kullanılmaları ve gerekse edebiyatımızda tamamen Türkçe’nin teknik ve estetik özelliklerine göre kullanılmalarından dolayı, bu kelimeleri “Türkçeleşmiş” olarak kabul etmemiz ve kullanmaya devam etmemiz çok daha doğru bir tercih olur. Şunu unutmamalıyız ki; hiçbir kelime dilimize geldiği dildeki yazılış ve telaffuzu ile Türkçe’ye girmemiştir. Hatta pek çok kelime, Türkçe’ye aktarılırken, eski anlamından çok daha farklı anlamlarda kullanılabilmektedir.
    Bunlara birkaç örnek verecek olursak; Arapça’da “Ellah” telaffuzu ile söylenen kelimeyi, biz “Allah” telaffuzu ile almışız. Yine Arapça’daki “manâra”yı biz “minare”, Acem’in “gul”une biz “gül” güzelliğini verdiğimiz gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.
    Selânik fethedildiğinde Salanikos olan ismini beğenmemiş, Selânik demişiz. Selânik kelimesini Türk’ten daha güzel söyleyen yoktur. Selânik gibi kelimelerde geçen “lâ” sesini başkaları “la” veya “laâ” der, fakat “lâ” diyeni yoktur. Lâle, ceylân ve şelâle gibi kelimelerdeki seslerin güzelliğini, bu Türk “lâ”sında buluruz.
    Kelimeleri hor görmek, hele hele şu veya bu politik veya ideolojik sebeple, onları “dilden atılabilir” görmek, dilin anlatım ve anlam zenginliğini kısırlaştırmaktan başka sonuç vermez. Çünkü milletlerin olduğu gibi kelimelerin de tarihi bir seyirleri vardır.
    Bir milletin ataları, asırlarca o kelimelerle konuşmuş, onlarla düşünmüş, birbirlerini ve evlatlarını o kelimelerle sevmiş; bu kelimeleri tamamıyla milli bir sanatla işleyip güzelleştirmiş ve kendi milli musikisiyle seslendirmiş ise, sonraki nesiller artık o kelimelere düşman kesilmemelidirler.
    Madem ki bu tarihin çocuğuyuz; eski zafer ve şeref asırlarının bugünkü devamıyız! Atalarımızın bize miras bıraktığı her güzel şeyi seveceğiz!..
    Bu dili seveceğiz, hem de her haliyle seveceğiz, koruyacağız!..
    Atalarımızın bize bıraktığı iki güzel miras var: Türkiye ve Türkçe…
    Bu ikisini olur olmaz kaprislerle, kimsenin yıpratmasına izin veremeyiz!..
    “Türkçe nasıl sevilir?” diye soranlarınız varsa, bir sonraki yazımda Türkçe sevgisinde buluşalım diyorum…



    edebiyatogretmeni.net

     
  2. Münzevi

    Münzevi Aktif Üye Üye

    Kayıt:
    3 Ekim 2009
    Mesajlar:
    677
    Beğenilen Mesajlar:
    56
    Ödül Puanları:
    28
    Şehir:
    Şehr-i İnziva
    Arapça’da “Ellah” telaffuzu ile söylenen kelimeyi, biz “Allah” telaffuzu ile almışız. Yine Arapça’daki “manâra”yı biz “minare”, Acem’in “gul”une biz “gül” güzelliğini verdiğimiz gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.
    Öncelikle bir şeyi düzeltmek isterim ki, Acem'in "gul" kelimesi "kaf ve lam ile yazılır ve "deki, de" anlamına gelir. "Gül" ise Farsçadan dilimize geçmiştir ve "kef,vav ve lam" ile yazılır. Anlam değişmesi yoktur.
    Ayrıca Arapçada, Allah lafzı "Ellah" diye söylenmez. Allah lafzı "elif, lam ve he" harfleriyle yazılır. Elif harfinin ses özelliği de "e ve a" arası bir ses olmasıdır. Bu söylenimin Türkçe karşılığı olmadığı için yani Türkçe de böyle bir harf olmadığından "a" sesi ile okunur.

    Madem ki bu tarihin çocuğuyuz; eski zafer ve şeref asırlarının bugünkü devamıyız! Atalarımızın bize miras bıraktığı her güzel şeyi seveceğiz!..
    Bu dili seveceğiz, hem de her haliyle seveceğiz, koruyacağız!..
    Atalarımızın bize bıraktığı iki güzel miras var: Türkiye ve Türkçe…
    Bu ikisini olur olmaz kaprislerle, kimsenin yıpratmasına izin veremeyiz!..


    Paylaşım için teşekkürler hocam... Eklediğiniz bu konular, neden böyle yorumsuz kalmış üzüldüm doğrusu...
     
    Son düzenleme: 9 Ekim 2009
  3. PeLiNiM

    PeLiNiM Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    16 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    5.444
    Beğenilen Mesajlar:
    57
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    ANTALYA
    Atalarımızın bize bıraktığı iki güzel miras var: Türkiye ve Türkçe…
    Bu ikisini olur olmaz kaprislerle, kimsenin yıpratmasına izin veremeyiz!..
     
Bir imparatorluk dili: TÜRKÇE konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Türkçenin Dünya Dillerine Etkisi

    Türkçenin Dünya Dillerine Etkisi

    TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİNE ETKİSİ TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİNE ETKİSİ Prof. Dr. Günay KARAAĞAÇ Öğrenme ve öğretmeler sürecinin bir sonucu olan bu diller arası alışverişler, o dillerin konuşurlarının türlü düzlemlerdeki karşılıklı ilişkilerinden ortaya çıkar. Dillerin dünya üzerinde kapladığı coğrafya ile bu coğrafyada yaşayanların ilişkiler süreci, yani tarih, bu konunun ana eksenleridir;...
  2. Bilim Dili ve Türkçe

    Bilim Dili ve Türkçe

    Bilim Dili ve Türkçe Bilim Dili ve Türkçe Prof. Dr. Süreyya Ülker Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji ABD (Bu yazı Gastroenteroloji Derneği'nce Antalya'da düzenlenen 19. Ulusal Gastroenteroloji Haftası kapsamında 3 Ekim 2002 günü yapılan "Türk dili ve tıp" konulu açık oturumda sunulan bildiriden uyarlanmıştır). Her dilin bilim dili olamayacağı yolunda yanlış bir...
  3. Dünya Dili Türkçe

    Dünya Dili Türkçe

    Dünya Dili Türkçe Dünya Dili Türkçe Yine kendine has koltuğunda oturuyordu. Büyükçe salon ve salonun duvar diplerinde çeşitli çiçekler sanki misafirlere tebessüm ediyorlardı. Gün ışığı pencereden içeriye alçak gönüllü bir yolcu gibi süzülüyordu. Bazen misafirlerin saçlarını okşuyor ve bazen de koltuğunda mütebessim oturan nur adamın çehresine aydınlık sunuyordu. Hayır hayır bu...
  4. Türkçe Dünya Dilidir

    Türkçe Dünya Dilidir

    Türkçe Dünya Dilidir Türkçe Dünya Dilidir Taksim''deki Atatürk Kültür Merkezi, Salı akşamı muhteşem bir törene ev sahipliği yaptı. Yüreği Türkçe sevdâsıyla, gönlü Türk dilinin muhabbetiyle dolu olan yüzlerce meraklının doldurduğu salonda dilimiz konuşuldu, tarihî birikimi ve geniş coğrafyadaki te''siri üzerinde duruldu, yeryüzündeki gücüne temas edildi. Türk Kültürüne Hizmet...
  5. TÜRKÇE artık evrensel bir dil...

    TÜRKÇE artık evrensel bir dil...

    Barış dolu bir dünya onların istedikleri. Kurdukları tüm cümlelerde, şarkılarında, şiirlerinde hep aynı şeyi söylüyorlar. Hep birlikte ve mutlu yaşamak istiyorlar. Cümleleri kadar bakışları da aydınlık. Çünkü onlara Türkçeyi öğretenler barışı, sevgiyi, farklılığın güzelliğini ve hoşgörüyü de öğretmiş.Arkadaşlar gerçekten çok güzel bir organizasyon kelimeler anlatmaya yetmiyor bu başarıya neden...

Sayfayı Paylaş