gebe
  1. PeLiNiM

    PeLiNiM Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    16 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    5.444
    Beğenilen Mesajlar:
    57
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    ANTALYA

    bu çocuklar neden kayboluyorlar?

    Konu, 'Aile, Evlilik ve Çocuklar' kısmında PeLiNiM tarafından paylaşıldı.

    çocuklar neden kayboluyor kayıp çocuklar !!!!!!
    bu çocukların kaybolma nedenleri nelerdir?

    evden kaçan çocuklar!!!!!

    hangi ailelerin çocukları evden kaçma eğiliminde ......

    Başbakanlık İnsan Hakları Bakanlığı Türkiye'de 1446 çocuğun kayıp olduğunu açıklamış ......


    ne yazık ki son dönemde hergün kayıp çocuk haberleri görüyoruz çevremizde ,basında heryerde....

    bu acı olayların yaşanmaması için ailelerin son derece dikkatli olmaları gerekmektedir ...

    aşağıya bu tür haberin istatiki ve kayıp çocuk öykülerini ekleyecem


     
  2. PeLiNiM

    PeLiNiM Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    16 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    5.444
    Beğenilen Mesajlar:
    57
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    ANTALYA
    Emniyetten Ailelere 'Çocuk' Uyarısı
    Emniyet, Okul Öncesi Çocukların Ev Dışında Yalnız Başlarına Dolaşmalarına ve Nezaret Edilmeyecek Yerlerde Oynamalarına Müsaade Edilmemesi İstedi.
    Emniyet Genel Müdürlüğü, internet sitesinde aileleri çocuklarla alakalı uyardı. Okul öncesi çocukların ev dışında yalnız başlarına dolaşmalarına ve özellikle kalorifer daireleri, bodrumlar, inşaat alanları gibi nezaret edilmeyecek yerlerde oynamalarına müsaade edilmemesi istendi
    Kayseri'nin Talas ilçesinde bayramın 2. günü kaybolan ve tüm aramalara rağmen hala bulunamayan çocukların ardından, emniyet aileleri daha hassas olmaya çağırdı.
    Emniyet Genel Müdürlüğü, internet sitesinde yayınladığı tavsiyelerle ailelerin dikkatini çekerek uyarılarda bulundu. Okula yürüyerek giden çocukların bilinen işlek caddelerden grup halinde gidip gelmesi konusunda bilgilendirilmesi gerektiğine dikkat çekildi. Çocukların yabancıların yakınlık göstermesi ve hediye vermelerini kabul etmemeleri, bu gibi girişimlerde bulunanları veya kendilerini rahatsız edenleri hemen en yakın güvenlik görevlisine söylemeleri ve ailelerine de mümkün olduğu kadar çabuk haber vermeleri kaydedildi
    Emniyet yetkilileri, şöyle dedi: "Çocuklar evden dışarı çıktığında, nerede ve kiminle birlikte olduklarını her seferinde söylemelerini öğütleyin. Dışarı çıkan çocuğun üzerinde fazla miktarda para ve kıymetli eşya bulunmamasına dikkat edin. Çocuklarınızı mahalledeki oyun alanlarında bile olsa mutlaka gözaltında bulundurun. Çocukların oynadıkları bölgede alışılmamış şekilde ve sıklıkta dolaşan şahıs veya araçları gerektiğinde en yakın güvenlik kuvvetleri birimlerine bildirin. Mümkün olduğunda kişilerin eşkâllerini ve araçların plaka numaraları ile markalarını ve renklerini tespit etmeye çalışın. Çocuklarınızı tanımadıkları kişilerin araçlarına binmemeleri konusunda öğüt verin." (CİHAN) (Cihan Haber Ajansı)

     
  3. PeLiNiM

    PeLiNiM Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    16 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    5.444
    Beğenilen Mesajlar:
    57
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    ANTALYA
    Magazin programları ve mafya filmleri yüzünden çocuklar evden kaçıyor

    Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı`nın hazırladığı `2007 Kayıp Çocuklar Raporu` Türkiye`de en fazla kayıp çocuğun İstanbul`da olduğunu ortaya çıkardı.

    Türkiye`de geçen yıl toplam 7 bin 138 çocuk kaybolurken, bunların 833`ü hala bulunamadı. Kayıp çocukların 253`ü ise İstanbul`dan oldu. Rapora göre Sinop ve Tunceli`de ise hiç çocuk kaybolmadı. Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı`nın `2007 Kayıp Çocuklar Raporu`nu açıkladı. Raporun oluşturulmasında 850 İlçe İnsan Hakları Kurulu(İHK) tarafında oluşturulan bir komisyon ilçe raporunu hazırlamış, sonra bu raporlar, 81 İl İnsan hakları Kurulu tarafından değerlendirildi. Başkanlık, medyadaki `kayıp çocuk` haberleri üzerine 17 Aralık 2007 tarihinde harekete geçerek raporu hazırlamaya başlarken Kayıp Çocuklar Raporu 6 aylık bir çalışma sonucunda hazırlandı. Raporda, 0-18 yaş arası çocukların dünya nüfusunun yarısın oluşturduğuna değinilirken, bunların önemli bir kısmının şiddete maruz kaldığı ve evden kaçmalarının yanı sıra kaçırılma tehlikesinde olduğuna dikkat çekildi. Rapora göre, Türkiye`de 2007 yılında kamu birimlerine 7 bin 183 kayıp çocuk bildirimi gelirken, yapılan çalışmalarla bunlardan 6 bin 350`si bulundu ve 2007 yılı sonu itibariyle hala 833 kayıp çocuk bulunuyor. Raporda, kayıp çocukların çocukların ve organize suç örgütlerinin ikna ederek kaçırdığı `kayıt dışı` çocukların, daha sonra sorun olarak ortaya çıkabileceğine işaret edildi.


    -İSTANBUL`DA KAYBOLAN HİÇBİR ÇOCUK BULUNAMADI-


    Rapora göre en fazla kayıp çocuk bildirimi bin 6 kayıp başvurusu ile Ankara`da oldu. Ankara`yı 642 kayıp çocuk ile İzmir, 439 kayıp çocuk ile Bursa izledi. Ankara`da 30, İzmir`de 15, Bursa`da ise 42 çocuk hala bulunamadı. Türkiye`nin en kalabalık şehri İstanbul`da kaybolan çocuklar sırra kadem basıyor. İstanbul`da toplam kaç çocuğun kaybolduğu ve bununla ilgili kaç şikayet geldiği bilinmezken, 253 çocuğun kayıp olduğu açıklandı. Rapora göre Sinop ve Tunceli`de ise hiç kayıp çocuk bildirimi yapılmadı. Rapora göre aranan çocuk sayısı itibariyle İstanbul 253 çocuk ile birinci, Balıkesir 47 çocuk ile ikinci, Bursa 42 çocuk ile üçüncü, Ankara ise 30 çocuk ile dördüncü sırada.


    -EN FAZLA KAYIP MARMARA BÖLGESİNDE-


    Rapora göre, Kayıp çocuk sayısının bölgelere göre sıralamasında birinci sırayı 434 kayıp çocuk ile Marmara Bölgesi alıyor. Bunu 92 çocukla İç Anadolu Bölgesi, 83 çocukla Güneydoğu Anadolu Bölgesi, 68 çocukla Karadeniz Bölgesi, 56 çocukla Ege Bölgesi, 52 çocukla Doğu Anadolu Bölgesi, 48 çocukla ise Akdeniz Bölgesi izledi. Kayıp çocuk Sayısının bölge nüfusuna oranına göre ise kayıp çocuk sayısının düşük olduğu illerin sondan başa doğru Akdeniz, Ege, İç Anadolu ve Karadeniz Bölgeleri oldu. Raporda, Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu ve Marmara Bölgeleri ise sorunlu iller olarak gösterildi.


    -KAYIP ÇOCUKLAR`IN KAYBOLMA SEBEPLERİ-


    Rapora göre çocukların kaybolma nedenleri ise şöyle: -`Erken evlilikler nedeniyle özellikle kız çocuklarının biyo-psiko ve sosyal gelişiminin tamamlanmamış olması ve bununla beraber çocuk sahibi olması, bireyin yaşam evrelerini sağlıklı geçirip sağlıklı bir kişilik yapısı geliştirmesine ve yaşam olaylarına çözümleyici yaklaşımını engeller niteliktedir. Kendi ergenlik sorunlarını halletmeden önce anne baba olan bu ailelerin çocukları sorunlu olabilmektedir. -Ailede şiddetli geçimsizlik, işsizlik, yoksulluk, şiddet, eğitimsizlik gibi olumsuzluklar öncelikle çocukları etkilemekte ve bu çocuklar kendi ayaklarının üzerinde durabilecek yaşa geldikleri zaman sıkıcı aile ortamından, dayaktan, kötü muameleden ve sefaletten kurtulma hayallerine kapılmakta, çareyi dışarıda aramaktadırlar.


    -ÇOCUK SAYISININ FAZLA OLMASI ÇOCUK KAYBOLMA NEDENİ-


    -Ailedeki çocuk sayısının, ailenin refah düzeyine oranla aşırı fazla olması nedeniyle çocukların duygusal, sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarının karşılanamıyor olması çocukları her türlü ihmal ve istismara açık hale getirmektedir. Ailenin çocuklarını yeterli derecede takip edip sorunlarını paylaşamaması, iletişim eksikliği, ailesinden ilgi göremeyen çocukların çabuk kandırılmaya müsait oluşu `kayıp çocuk` gibi bir felaketle sonuçlanabilir. -Bilinçsiz çocuk yetiştirme, aile tutumuyla yetiştirilen ve gelişim dönemlerine uygun sorumluluklar verilerek yaşam becerisi geliştirilmeyip problemlerin çözümünde gerçekçi beceriler kazanılmasına yardımcı olunmayan çocuklar iyi modellerden yoksun kalmaktadırlar. -Çocuğun evden kaçma sebebinin genellikle parçalanmış aile ortamından kaynaklandığı, çocuğun anne ve babasının boşanmalarını kabullenememesi, evde üvey anne, üvey baba veya üvey kardeş ile birlikte yaşamada sorunlarla karşılaşması çocuğun sıcak aile ortamından, sevgiden ve şefkatten mahrum olmalarına yol açmakta, evden kaçmayı çözüm olarak görmelerine vesile olmaktadır. -Çocukların kendi istekleri ile evden ayrılması; çocuğun kişilik özellikleri, arkadaş ortamı, okuldaki başarısızlık, aile baskısı, anne baba ayrılığı, aile büyüklerinin (dede, nine) yanında yaşama, başkalarının hayatına özenme, macera hevesi, büyükşehir cazibesi, para kazanma arzusu, güvensizlik gibi nedenlerden doğmaktadır.


    -ERGENLİK DÖNEMİNE DİKKAT-


    -Ergenlik problemleri çocuğu sokağa iten bir başka nedendir. Bu dönemde yaşanan hızlı fiziksel, duygusal ve bilişsel gelişimler sonucunda çocukların aile, çevre ve arkadaş gruplarıyla uyumsuzlukları görülmektedir. Aile içindeki kuşak çatışmaları, kardeş kıskançlıkları, eksik ve yanlış cinsel bilgilendirmeler ile ensest ve taciz olayları da çocuğu kaçmaya yönelten diğer nedenler arasındadır. -Kötü arkadaş etkisi, ailelerin çocuklarının arkadaş gruplarını iyi analiz edememesi ve karne korkusu-derslerde başarısızlık da önemli bir etken sayılabilir. -Zekâ özrü bulunan ve akıl sağlığı normal seviyede olmayan çocuklar da bu sorunları nedeniyle kaybolmaktadırlar. -Ailenin maddi durumunun iyi olmaması ve kırsal alandan göç sebebiyle dar gelirli ailelerin çocuklarının uyum sorunu çekmesi, gençlere yönelik iş sahasının bulunmayışı da önemli bir etkendir. -Kaçırılmalar nedeniyle kaybolmalar. (Evlenme vaadiyle, fuhuş amacıyla, organ ticareti maksadıyla, uyuşturucu işinde kullanmak için, ideolojik nedenlerle, terör örgütlerince, evlat edinmek ve dilendirmek vb.). -Yuva ve yurtlarda korunma ve bakım altına alınan çocuklardan aile ve yakınları tarafından ihmal ve istismara maruz kalmış olanların, ihmal ve istismar edilme derecelerine göre kısa sürede rehabilitasyonlarının mümkün olamaması, kuruluşa geldiklerinde de benzer davranışları yinelemeleri; kurum bakımını reddetme- kabullenememe, kurum kurallarına ve kurallı yaşama uyum sağlayamama, yurt ve yuvalarda çocuğun ailesine ve yakınlarına duyduğu özlem. -Kaza ve doğal afetler nedeniyle kaybolmalar.


    -MAGAZİN PROGRAMLARI VE MAFYA FİLMLERİ ÇOCUKLARI KAÇIRIYOR-


    -Aile içinde izlenen TV programları (magazin, bazı diziler, polisiye, mafya filmleri) yoğun şekilde takip edildiğinde çocukların bu konulara özenti duymaları neticesi evlerinden kaçmaları. Olumsuz TV programları evde özellikle çocukların yanında izlenmemelidir. -Günümüzde bilgiye ulaşmamızı kolaylaştıracak en önemli araçlardan biri olan internet`in bilinçsiz kullanımı çocuğun evden kaçma sebepleri arasında sayılmaktadır. İnternetin bilinçsiz kullanımının, özellikle çocuk ve gençler üzerinde zararlı etkilerinin olduğu ve fiziksel, sosyal ve psikolojik sorunlara yol açtığı bilinmektedir. -Cinayet veya terör suçlarını işleyenlerin bu işi yapmalarındaki temel etken, bu çocukların, ailelerine veya topluma -genelde- başkaldıran kişiler olmasıdır. Bu tür kişilerin -genelde- yoksul ailelerden çıkması tesadüf değildir. Katı baba otoritesi altında, tüm kapıların kendisine kapalı olduğunu gören bir çocuk, kendisini kanıtlamak için suç örgütlerine, terör gruplarına girebilmekte, burada yeni bir statü kazanmakta, bir dava uğruna karıştığı bu eylemlerden suçluluk hissi duymamaktadır. -Aslında suç işleyen çocuk yoktur, suça itilen çocuk vardır. Gördüğü sevgisizlik, katı tutum, toplumdan dışlanma, okulda itilme gibi nedenler çocuğu kaçmaya ve toplumdan öç almaya itebilir. -Suç işleyen bir çocuk iki kez cezalandırılır; kendi oluşturmadığı koşulların kurbanı olduğu için zaten yeterince cezalandırılmıştır. Ayrıca suçlu damgası vurulup toplum dışına itildiği için ikinci kez cezalandırılmaktadır.`


    -MACERA ARAYAN ÇOÇUK KAÇIYOR-


    Raporda, 2007 yılı sonu itibariyle aranmakta olan kayıp çocuk sayısının 833 olduğu, Emniyet Genel Müdürlüğü rakamlarına göre ise bu rakamın bin 446 olduğu belirtildi. Raporda başka araştırmaya atıfta bulunularak kaybolan çocukların yüzde 18`inin macera arayışı, yüzde 17`sinin iş arama, yüzde 15`inin aile içi şiddet, yüzde 14`ünün ailenin psikolojik baskısı, yüzde 10`unun üvey anne- baba ilişkileri, yüzde 9`unun ise çocuğa yönelik şiddet nedeni ile evden kaçma davranışında bulunduğu bildirildi.


    kaynak : tüm gazeteler
     
  4. PeLiNiM

    PeLiNiM Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    16 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    5.444
    Beğenilen Mesajlar:
    57
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    ANTALYA
    EVDEN KAÇMA YAŞI 8'E DÜŞTÜ...

    Stüdyonun önünde ellerinde fotoğraflar çocuklarını arayan gözü yaşlı anne babalar… Telefonda "Evden kaçtım dönemiyorum, yardım et Müge Abla" diyen gençler… Nedir bu çocukların derdi? Aileler ne yapmalı?

    Arif Bey, bazı gençler neden evden kaçıyor?


    Lise dönemi, 3 bölüme ayrılan ergenliğin ikinci ve en ağır dönemi... Bu dönem salgılanan hormonlar gencin daha gergin, daha tutarsız daha dürtüsel ve risk almaya daha yatkın oldukları bir dönem. Ergenliğin en sıkıntılı yaşandığı, komplekslerin en ağır yaşandığı ve içsel çatışma oluşturdukları bir dönem. Yaptığımız araştırmalar tüm madde kullanımının yüzde 40'ının da bu dönemde başladığını gösteriyor. Yine bu dönemde ergenlerin 10 binde 5 ila 8'i evden kaçıyor. Evden kaçma kızlarda erkeklere oranla 2 kat fazla görülüyor. Evden kaçma aile içerisindeki şiddetten, tacizden, aşağılanma ve eleştiriden ya da üvey ebeveynlerden kurtulma yüzünden olabileceği gibi; dürtüsel sebeplerle aşk, para vs. yüzünden de gerçekleşiyor. Şiddete meyilli ya da bizzat şiddete adı karışmış gençlerin bu dönemde kaybedecek fazla şeyleri olmadığını söyleyebiliriz. Yani gelecekleri, aileleri, yaşamları onların gözünde değersizleşmiştir. Onlar kaybetmeyi göze alarak riske evet derler. Burada karmaşık bir altyapı vardır ve çıplak gözle görmek çok zordur. Ailenin tutumu ve eğitimsizliği, Türk eğitim sisteminin yapısı, ülkemizin ekonomik ve sosyal yetersizliği ve gençler için oluşturulması gereken sanat ve spor merkezlerinin azlığı, kişilik eğitimindeki yetersizliklerimiz, aile içi iletişimin azlığı, ülkedeki sosyal istikrarsızlık ve plansızlıklar gençlerimizin sorunlarının çok önemli bir boyutudur.





    Çocuklar kaç yaşından itibaren evden kaçmaya başlıyor?


    Evden kaçma yaşı 8'e düştü. Ancak bu yaş aralığı 15-16-17'dir… En yüksek oran 16'dır. Bu demek değildir, 35 yaşındaki insan evden kaçmayacak... Onun dinamikleri farklıdır. Ama biz ailesinden kaçan çocuk diyorsak, 16 yaş en tehlikeli yaştır. Benim bildiğim bir vaka var, 10 yaşında evden kaçıyor. Önce sokak çocukluğu hayatı, ardından tiner- bali gibi madde kullanımı, daha sonra yurt hayatı… Şu anda 36 yaşında ve kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyor.





    Çocuk evden kaçtı diyelim, anne baba olarak almamız gereken ilk önlem ne olmalı?


    Evi, aileyi çocuk için yaşamaya cazip bir hale getirmek. Sürekli aşağılandığı, eleştirildiği güven bulmadığı, ilgi ve sevgi bulamadığı bir evden çocuk kaçmanın yollarını arar. Eğer koşullar tam tersine çevrilebilirse, çocuğa daha fazla ilgi, sevgi verilir, daha az eleştirilirse, ev çocuk için daha yaşanılır bir yer haline gelir.





    Psikiyatrik destek almak çocuğumuzu evde tutmak için ne denli önemli?


    Ergenlikten önce eğer daha 0-6 yaş arasında çocuklarımızın herhangi bir davranış bozukluğunu ya da dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu, özgül öğrenme bozukluklarını, kişilik yapılanmasını, epilepsi gibi hastalıklarını ölçebilsek ve tedavi altına alabilsek ergenlik dönemindeki riskleri yüzde 70 oranında azaltabilirdik. Bu sebeple psikiyatrinin ve psikiyatrik tedavinin yeri ve önemi büyük. Ergenlik krizi, ergenlik yönetimi, ergenlikte evden kaçma ve ergenlik dönemi aile iletişiminin sağlanması da uzman bir psikiyatriste bırakılmalıdır. Evde sürekli çatışma ve baskı varsa çocuk evden kaçar. Bunun için falcı olmaya gerek yok. Çocuklar manevi sebeplerle evden kaçarlar. Eve döndürmek için geçmişin ve geçmişteki çatışmaların tamamen unutulması ve bir daha açılmaması, evin çocuk için cazip bir yaşam alanı haline getirilmesi gerekmektedir. Evden kaçmalarda suç genellikle anne ve babaların yanlış tutumlarında aranmalıdır.





    Çocuklarda ilaç tedavisi çok tartışmalı bir konu… Siz bu tartışmanın ne tarafındasınız?


    Biz 7 yaş itibariyle ilaç kullanıyoruz. Aksine, gelecekte ortaya çıkabilecek bazı psikiyatrik tabloların ilaçla engellendiği ve geciktirildiği bilimsel olarak saptanmıştır.





    Kızlar erkeklere oranla neden daha fazla evden kaçıyor?


    Kızlar iki kat daha fazla… Bunun sebebi de kesinlikle kızların üzerindeki toplum baskısı. Bir erkek başını alıp evden gittiğinde bunun adı kaçma olmuyor. Kız gittiğinde kıyamet koparılıyor.





    EVDEN KAÇMADA ÖNEMLİ BİR FAKTÖR: GENÇLERİN ŞÖHRET İSTEĞİ


    Doğanın bir kuralı vardır ki; güçlü olma arzusu ve güçlü olma isteği... Güç sahibi olma dünyadaki tüm canlıların bilinçaltında her zaman var olan bir mekanizmadır. Güç sahibi olmak üç şekilde mümkün olabilir. Ya çok zenginsinizdir, ya politika yaparak kitleleri peşinizde sürüklersiniz ya da şöhretli olarak... Şöhretli olmak, tanınmak, kitleleri ve medyayı peşinden koşturmak global dünyaya entegre olmaya çalışan ülkemiz gençleri arasında çok büyük sıklıkla rastlanılan bir istektir. Son yıllarda medya tarafından sunulan tiyatro, ses ve müzik yarışmaları çok büyük ratingler almakta ve gençlere emeksiz, kolay yoldan şöhret ve ün sahibi olmayı vaat etmektedir. Bu yarışmalara katılmak kastıyla ya da evden kaçarak üne kavuşmuş bir sanatçıyı örnek alarak da evden kaçma davranışına itilebilir.





    YAPMAMAYA ÇALIŞIN


    Çocuğunuzla kavga etmeyin.


    Eksiklerini yüzüne vurmayın.


    Asla şiddet uygulamayın.


    Kardeşler arasında kıyaslama yapmayın.


    Güvensizlik duygusu yaşatmayın.


    Zorla bir yere götürmeyin.


    Başına ne gelirse size koşabileceği bir ortam hazırlayın.


    Aşağılamayın.


    Kendi fikir, ideoloji ve inançlarınızı zorla kabul ettirmeyin.


    Zorla bir yere götürmeyin.


    Az da olsa parasız bırakmayın.


    Kimseye muhtaç etmeyin.





    YAPMAYA ÇALIŞIN


    Çocuklarınızın yanında tartışmayın, başkalarının dedikodusunu yapmayın, onu başkalarıyla kıyaslamayın.


    Dokunun, sarılın, onları öpün ve sevginizi fiziksel olarak gösterin.


    Çok zaman onların yanında faydanız olmadan oturacağınıza, faydalı birkaç saat geçirin.


    Sorunlarını önemseyin, mantıksız da olsa fikirlerini küçümsemeyin.


    Evle ilgili bir değişiklik yapacaksanız onun da fikrini alın.


    Sohbet edin, derslerine yardımcı olun.


    İyi davranışa ödül, kötü davranışa eğitim verin.


    Öfkenizi bile yumuşak sözlerle anlatın.


    Öğretmek istediğinizi lafla değil, davranışla gösterin.


    Zorlamayın, sıkmayın, boğmayın, onun kişiliğini zorla değiştirmeye çalışmayın, sabırla ve emekle onu kazanabilirsiniz.


    Endişeli, aşırı korumacı ve kaygılı davranmayın, ona sorumluluklar da verin.


    Arkadaşlarını tanıyın, arkadaşlarının aileleriyle tanışın.


    Sanat ve spor faaliyetlerinden uzak tutmayın.


    İlahi, tasavvuf müziği, klasik müzik gibi ruha terapi yapan müzikleri daha bebekken kulağına aşina hale getirin.


    Siz bir modelsiniz önce kendi eksiklerinizi eleştirin.


    Hayatta her şeyin maddiyat olmadığını öğretin ve hatta ezberletin.


    Şov dünyasını yansıtan programlardan uzak tutun, kimseye özenmesin.


    Kitle iletişim araçlarını beraber kullanın.





    (TAKVİM)
     
  5. PeLiNiM

    PeLiNiM Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    16 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    5.444
    Beğenilen Mesajlar:
    57
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    ANTALYA
    ÇOCUK POLİSİ NEDİR?
    Ülkemizin büyük çoğunluğunu oluşturan ve geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza yönelik Emniyet Teşkilatımızın başlatmış olduğu yeniden yapılanmanın olumlu sonuçlar doğurabilmesi amacıyla 01.01.2002 tarihinden itibaren, korunmaya muhtaç olan, ihmal ve istismara maruz kalan, evden veya bulunduğu kurum yada kuruluştan kaçan, sokakta yaşayan ve sokakta çalıştırılan, uçucu madde (Bally-Tiner) bağımlısı olup ta, ilgili kuruma veya teslim edilinceye kadar bakım ve koruma altına alınan 0-18 yaş grubu çocuklara hizmet vermek üzere oluşturulan birimimizdir.
    Çocuk Polisi Gürçeşme Caddesi üzeri Gürçeşme Polis Karakolu üst katında 24 saat hizmet vermekte olup, telefon-Faks numarası 0232 438 00 05 dır.

    ÇOCUKLARIMIZ CAHİL KALMASIN...

    2002 yılı içerisinde başlattığımız çalışmalar çerçevesinde; çeşitli nedenlerle hiç okula gitmemiş veya okulunu terk etmiş çocuklarımızdan toplan 49 tanesini çeşitli okullara kayıtlarını yaptırmak suretiyle okullu olmalarını sağladık.


    Çocukların okula gitmemelerinin başlıca nedeni, ailelerinin ekonomik yetersizlikleri olması dolayısıyla, hayır sever ve gönüllü kuruluş ve kişilerin de (kırtasiye, giysi vb.) desteklerini alarak çocukların okula devam etmeleri hususunda teşvik sağlanmaktadır.

    ÇOCUĞUNUZUN EVDEN KAÇTIĞINI ANLADIĞINIZDA NE YAPACAKSINIZ.....?

    > İkametinize en yakın karakola veya Gürçeşme Caddesi üzeri Gürçeşme Karakol Amirliği üzerinde hizmet veren Çocuk Şube Müdürlüğüne çocuğunuzun en son çektirdiği fotoğrafı ile birlikte giderek yazılı müracaatta bulunacak, gidebileceği yerler, adresleri de belirterek en kısa zamanda bulunması çalışmalarına başlatacaksınız.

    ÇOCUKLARIMIZ İŞÇİ DEĞİLDİR...

    18 yaşından küçük çocukların işyerlerinde, sokaklarda (Satıcılık v.b.) çalıştırılması Türk Ceza Kanununun 477. ve 526. maddesine göre yasaktır. Çocukları çalıştırarak istismara uğratanlar hakkında gerekli yasal işlem yapılmaktadır.

    ÇOCUKLARIN SOKAKLARDA BİR İŞÇİ GİBİ ÇALIŞMALARINI ÖNLEMEK İÇİN ONLARIN SATTIĞI MADDELERDEN ALMAYIN...

    ŞİDDET ÇÖZÜM DEĞİLDİR...

    Çocuklara şiddet uygulamakla onu sokağa daha da özendirmiş olursunuz.Onların olumsuz yönde etkilenmesini istemiyorsanız çocuğunuzun yanında eşinizle tartışmayın. Sokakta, kavşakta, Banka ATM’lerinde, terkedilmiş evlerde gördüğünüz bally-tiner bağımlısı çocuklarımıza yardım edebilmemiz için bizi arayın. Telefonumuz: 0.232.438 00 05 veya 155 Polis İmdat Bally-Tiner v.b. madde bağımlısı çocuklar, çocuk polisince alınarak, gerekli sağlık kontrolünden sonra, Çocuk Şubesinde temel ihtiyaçları (Yiyecek, giyecek, temizlik v.b.) giderilerek ailesine veya rehabilite çalışmaları için Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne teslim edilmektedir.
    BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÇOCUK HAKLARI BİLDİRİSİNE GÖRE HER ÇOCUK

    - Şefkat, sevgi ve anlayış görme hakkına

    - Yeterli beslenme ve anlayış görme hakkına

    - Parasız eğitim hakkına

    - Oyun eğlence hakkına

    - Bir isim sahibi ve bir ülkenin vatandaşı olma hakkına

    - Olağanüstü durumlarda yardım görmede öncelik hakkına

    - Topluma yararlı olacak şekilde yetişme hakkına

    - Uluslararası barış ve Evrensel kardeşlik bilincinde geliştirme hakkına

    - Bütün bunlarda, Renk, Irk, dil, din farkı gözetmek için yararlanma hakkına sahiptir.

    SUÇ VE ÇOCUK

    İnsanların üzerinde ittifakla anlaştıkları tek konu, çocukların toplumun geleceği olduğu gerçeğidir. İnsanın en çok sevdiği şey çocukları olmasına karşın yeryüzünde milyonlarca çocuk açlığın ve yokluğun pençesinde kıvranıp can vermekte, savaşlarda ölmekte ve çocukluğunu yaşamadan suça, cezaevlerine düşmektedir. Yapılan araştırmalar “Suçlu çocuk yok, ancak suça itilmiş çocuk var” tarzını doğruluyor. O halde hayatının baharında kırağı yiyen çocukların durumu nasıl düzeltilecek.
    İnsan sosyal bir varlıklar. Sosyal bir çevrede doğar çevrenin şartlarıyla şekillenir Toplumca kazılmış din, ahlak ve hukuk gibi üstyapı kurallarına uyar. Toplumca kedine verilen görevleri yerine getirir.
    Hiçbir çocuk sosyal veya sosyal olarak dünyaya gelmez. Çocuk üç aylıkken anlam vermeye başlar. Çocuğun bu seviyeden sonraki gelişimi ailenin kendisine vereceği telkinlerle eğitimle; terbiyeyle, motivasyonla şekillenir. Ailede sosyali ilişki iyiyse, çocuk da motive ediliyorsa çocuk sosyal bir insan olarak büyür. Ama ailede sosyal ilişkiler çok zayıf ve çocuğun aktivitelerini örnek alabileceği kimse yoksa çocuk körelir. Böyle çocukların yardıma ve rehberliğe ihtiyaçları vardır.
    Her toplumda anti-sosyal davranışlarda bulunanlara toplumsal yada hukuksal müeyyideler uygulanır. Suçluluk kişini, bireylerin karşısına çıkaran bir çatışmadır. İstenmeyen bu çatışma yani suç olgusu, Kriminolojisi, yani suç olanı incelenen ve suçluyu topluma kazandıran bilimi doğurdu. Sanayileşmenin bir neticesi olarak suç oranları, nüfus artış oranlarının önüne geçmiştir.
    Çocukluk döneminde fert sosyalleşmeyi tamamlayamadığı için suç işlenebilir. Çünkü henüz neyin suç neyin suç olmadığını bilmiyordur. Çocukların çoğu komşuların bahçesindeki meyvelerden izinsiz koparmıştır.
    Ergenlik döneminde ise suça yönelten etkenler hızlı bir bedensel ve ruhsal değişimden, kalıtımsal nedenlerden, zekadan kaynaklanacağı gibi, yanlış eğitim, yetersiz sevgi ve şefkat de olabilir. Değişen diğer yargıları, ahlak kurallarının bozulması, düzensiz kentleşme ve sanayileşme, güçler ve ekonomik bunalımlar gibi sosyo-ekonomik nedenlerde ergeni suça iten etkenler arasında sayılabilir.
    Hukuki açıdan çocuk 11-18 yaş arasındaki çocuklardır. En çok suç işlenen yaş 14 yaş grubudur. Çocukluktan yetişkinlik dönemine geçiş olan bu yaşlarda (geçiş devresi) genç, ben kimim? neyim, kime benzemeliyim? ne olmalıyım? vb. gibi sorularla isbat-ı vücut etmek ister. Ailenin isteklerine başkaldırır, özgür olmak ister.
    İnsanoğlu XX. yy'ı tüketip XXI. yüzyıla hızla yaklaştığı şu günlerde elektronik çağı yakalamış, gezegenler arası yolculuk yapıyor durumuna çıkmıştır. Dünya günde 1.5 milyar dolar Askeri harcama yaparken yıllık 17 milyon çocuğun ölümüne seyirci kalıyor. Çocukların çoğu çalıştırılıyor. Gelişmelerine balta vuruluyor. Çekirdek aile büyük yer alıyor ve bireyi topluma kazandıracak en önemli müessese sallanıyor.
    II. Dünya savaşından sonra çocuk suçlarında önemli artış olmuştur. Çağdaş gelişmeler beraberinde yeni suçları da getirmektedir. Son yılların en büyük suçu uyuşturucu madde kullanımı. Bu suçun işlendiği I. ülkenin ABD oluşturuyor. Batı da çocuk gençlerin işledikleri suçlarda organize suçlar, önemli bir bölümü oluşturuyor, çocuklar 2-5 kişilik çeteler kurarak organizeli bir şekilde suç işliyorlar.
    Türkiye dünyadaki mezkur gelişmelerden derinden etkilenmiştir. Sanayileşme ve hızlı bir kentleşmenin yasadışı ülkemizdeki bu gelişmeler düzenli olmadığı için çarpıklıklara sebep olmaktadır. Tabii ki çocuk suçlarında da önemli artış olmaktadır. Çocuk suçları genel suçlara oranla %5 tir. Ne yazık ki işlenmen suçların cinsini ve yüzdelik dilimini bulmanın ötesinde bir şey yapmamışız.
    Türkiye'de, Ankara, İzmir ve Elazığ’da çocuklar için ıslah ve cezaevleri vardır? Çocuk suçlarının en fazlası şahsa karşı işlenen suçlar, cinsel, suçlar ve mala karşı işlenen suçlar olarak sıralayabiliriz.
    Şahsa karşı işlenen suçlardan hüküm güden çocuklar, kan davası, hayvan ve arazi antlaşmazlığı, namus temizleme gibi sosyal sorunlardan dolayı suç işlemişlerdir.
    Islahevlerindeki çocukları topluma kazandırma gibi planlar olmazsa çocuk hayat boyu potansiyel suçlu olacaktır. Çocukları hor görmeden, aşağılamadan, yaptıkları suçun yanlışlığını ikna ederek anlatmak bir görevdir. Aksi takdirde ıslahevinden çıkan çocuk başka bir suçla yeniden cezaevine gelecektir. Bu fasit daireyi kırmak yetkililere ve topluma düşüyor.
    Sara ve Psikopati yani bireyin karakter ve heyecan tepkilerinde bozukluklar gösteren bir ruhsal gerilik duruma genelde kalıtsaldır. Ancak bunların getirdiği suçlar kendi başına kalıtım yoluyla geçmemektedir. Ancak ve ancak dolaylı bir etkidir. Asıl etki, zekası, çevre eğitim ve terbiyedir. Kalıtım gibi fizyolojik özelliklerde suça etken birer öğe olabilmektedir.
    Zeka dediğimiz “soyut düşünme ve olaylar arasında ilişkiler kurabilme ve kendi kendini eleştirebilme yeteneği” gücü suça iten etkenlerdendir. Zeka seviyesi düşük olan çocukların suç oranlarının yüksek olduğunu görüyoruz. Bu zihinsel fonksiyonların yetersiz gelişmeyi dediğimiz zeka geriliği ise doğumla birlikte görülebileceği gibi, çocukluk yıllarında meydana gelen bir travma, enfeksiyon, beslenme bozukluğu ve hastalıklar sonucu ortaya çıkış ve çocukları suça iten en önemli etken olarak karşımıza çıkar.
    Kalıtım, biyolojik etkenlerle çocuğun gelişim evrelerine ilişkin özellikleri bilmemekten doğan hataların, çocuk suçluluğunun sebebini oluşturur.
    Çocuğun bebeklik döneminde Annesini kaybetmeyi onun duygusal gelişimini tamamlayamamasına sebep olur. 0-5 yaş arasında karakterin şekillendiği üzerindeki görüş birliğini göz önüne alacak olursak bu durum çocuğu suça itebileceğini söyleyebiliriz.
    Çocukluk döneninin en tehlikeli bölümü şüphesiz ki ergenlik çağı dediğimiz 12-15 yaş dönemidir. Çocuk bu süre içinde bir arayış içine girer. Birilerine benzemek ister. Kendi kendini sorgular ve duyguları kabarır. Bu dönemi aile ve okul çocuğu üzerine gitmeden atlatırsa çocuk sağlıklı bir fert olur. Aksi taktirde bu devredeki duygu selinin kendisini içine ittiği bir sürü suç içine düşüp çıkamayabilir.
    Aile en küçük toplum birimidir. Mükemmel fertler bu çekirdek te yetişir. Yani aile iyi yada kötü bütün tohumların yetiştiği ortamdır. Bundan dolayıdır ki ailenin çocuğun gelişimi, onun topluma yararlı bir fert olması yada suça itilen bir çocuk, anti-sosyal bir varlık olması yönünde etkileri çok büyüktür. Ailenin çocuk üzerindeki etkisi anne karnında başlar. Aile çocuğuna -Grup içinde dengeli birey olması için duygusunu bunun gerçeklemesi için gerekli ortamı, rehberliği ve sorunları çözer.

    Çocuk içinde büyüdüğü ailenin sosyal yapısından etkilenir. Ailenin birlik veya dağınık olması yada Anne babadan birisinin ölümü çocuğun duygusal gelişimini son derece etkiler. Ayrıca ailenin sosyo-ekonomik ve kültürel düzeyi onun ilk sosyal deneyimlerini oluşturacak ve kişiliğin gelişmesinde son derece önemli bir faktör olacaktır.
    Ayrıca Ebeveynin çocuğa sert yada yumuşak tavırları, tutumları, ona değer verip vermemesi, ergenlik çağında ona yardımcı olup olmamasında son derece önemlidir. Çünkü çocuk bu tutumların bağrında gelişir.
    Ailede disiplin anlayışı çocuğun duygularını bastırıcı makul isteklerine gem vurucu mahiyette değil de, tutarı, ve makul disiplin anlayışının olması gerekir. Buna tatlı fert bir disiplin anlayışı da diyebiliriz. Baskıcı aile çocuklarının suça yöneldiklerini ve bastırılan duyguların ileride ruhsal bozukluk olarak karşımıza çıktığını görmekteyiz.
    Ayrıca bozuk ve parçalanmış ailelerde gösterilemez ve istenilmeyen çocuk ilan edilir. Bu durumda şüphesiz çocuğun gelişimini olumsuz etkileyip suça iter. Ayrıca ailenin eğitim durumu sosyo-ekonomik durumu, ailedeki birey sayısı ve konut durumda suça etkendir. Okuma yazma bilmeyen aile çocukları, çok çocukları aile çocukları ve kendilerine ait olmayan meskenlerde oturan aile çocukları suça daha yatkındır.
    Ailenin yanında suçluluğu en fazla etkileyen bir diğer unsur da OKUL dur. Çocuğun kişiliğinin oluşmasında çok önemli bir faktör olan eğitimin aracı okul şüphesiz ki suçları azaltmaktadır. Okul bir sosyal kurum olarak gerektiğinde aile ve yakın çevrenin veremediği olumlu etkileşim ortamını hazırlayan bu boşluğu dolduran bir kuruluştur. Okul, bu önemli işlevini gereği gibi yerine getirebildiği ölçüde başarılı olur.
    Kişilik bireyin tüm ilgi, tavır ve yetenekleriyle dış görünüşünün ve çevresine uyum biçiminin özelliklerini içeren bir kavramıdır. İrsi ve çevresel etkenlerin bileşimidir. Yazar kişilik çeşitlerini sıralıyor ve karakter testleriyle kişilik hakkında hüküm verir
    Kişilik özelliklerinin suça etkisi büyüktür. Psikolojik etkenler fiziksel koşullarda yakından ilgilidir. Sağlık koşulları ve bedensel kusurlar, bireyin zihinsel ve duygusal işlevlerine etkide bulunur.
    Suç, bilinçaltına itilen arzu ve isteklerin simgesel ifadesidir. Kişilik gelişimi inceleyen psikanalizler zihinsel ve duygusal bozuklukları suçu içe atılan duyguların yansımaları olarak değerlendirip, suçla sonuçlanan kişisel ruhsal çatışmayı, toplumsal bakımdan yasaklanmış olan şeye karşı gelmek, onu yok etmek şeklinde yorumlar. Ona göre suç birtakım komplekslerden kaynaklanmaktadır.
    Hırsızlık yapan bir çocuk, yiyecek yada para çalarken, yalnızca fizyolojik gereksinimlerini gidermek için çalmamakta, belki de sevgi eksikliğini gidermek üzere bu yola başvurmaktadır. Yani suç bir öfkenin dışa yansımasıdır.
    Araştırmalar göstermiştir ki sosyo ekonomik ve yakın çevre şartlarını rolünü ve önemini açıkça ortaya koymaktadır. Yoksul aile çocukları imkansızlıklar içinde suça itilir. Nüfus hareketleri ve iç güçlerle kültürel karışımların bir sonucu olarak suç artmaktadır. Savaşlarda çocuğun duygusal gelişimini etkilediği için, suçlara neden olabilir.
    Korumaya muhtaç çocuklar özellikle 0-6 yaş grubu için bakımevlerinden daha ideal bir çözüm olarak görülen “koruyucu aile, yöntemi denebilir. Koruyucu aile çocuğa nispeten ebeveynlik vazifesi göreceğinden dolayı suç oranlarında düşecektir.
    Bazı kitle iletişim araçları da çocukları suça iter. TV de gördüğü şiddet uygulamak isteyen nice çocuk vardır. Eğlence araçlarındaki şiddet de kötüdür.
    Araştırmalar çocuk suçluluğunda irsi etkenlerden çok, çevresel etkenlerin önemini vurgulamakta kişilik kusurlarının yanı sıra, bu kusurlarının yanı sıra, zekadan yoksun olmak ve çevre koşullarının elverişsiz olması da çocuğu suça itmektedir. Ekonomik zorluklar kültürel düzey düşüklüğü, kalabalık ve yoksul aile, göçler, kültürel çatışmalar ailedeki suçlu bireyi oluşturmaktadır.
    Kimi zaman toplumsal değer kalıpları, tabanlar, çevre şartlarının elverişsizliği ergenlik çağının fırtınalarıyla birleşince, çocuk yaşta gençlerimizin bozuklukları göstermeleri, suça itilmeleri olgusu ortaya çıkmaktadır.
    Bunları önlemek için, çocuklara yönelik hizmetlerin aksatılmadan götürülmesi gerekiyor. Çalışan, korumaya muhtaç, dıştaki işçi çocuklarının hepsinin derdine çare bulmak zorundayız. Islahevlerindeki çocuklara meslek kazandırabiliriz.
    Testi kırılmadan önlem alınması gerekir ki suç zuhur etmesin.
    Çocuk suçluluğuna toplumun yaklaşımı bir sorunun bir başka önemli yanını oluşturuyor.
    Genç, sırtına vuran suçluluk damgası her zaman kaldıramayabilir. Toplumda genelde suçluyu dışlamaya yönelik olur. Buda bir eğitim problemidir. Oysa suçluluk damgasını yiyenler yeniden hayata döndürülebilir. Suçlu çocuklara insanlar kendi çocukları gibi bakarlarsa o zaman çocuklar yeniden topluma kazandırılır.

    ÇOCUK SUÇLARININ GRUPLARI

    1- Zeka geriliği ve gelişimindeki gerilik nedeniyle işlenen suçlar.

    2- Yeterince sosyal eğitim almayan çocukların işledikleri suçlar.

    3- Ergenlik dönemi işlenen suçlar.

    4- Bozuk aile düzeninden gelen çocukların işledikleri suçlar.

    5- Ekonomik yoksunluk nedeniyle işlenen suçlar.

    6- Nörotik ve ruhsal bozukluklar nedeniyle işlenen suçlar.

    7- En fazla üzerinde durulması gereken psikopatik suçlar.


    ANNE BABALARA

    - Çocukların güven duygusunu geliştirecek şartları hazırlamak

    - Yeterince sevgi, şefkat ve ilgi göstermeleri

    - Çocuğun gelişme dönemlerini bilip ona göre davranmaları

    - Çocukları kendi yetenekleri ve konumlarında kabul etmeleri

    - Gerekli miktarda oyun oynama imkanlarını hazırlamak zorundadırlar.

    BAZI DAVRANIŞ - SUÇLAR VE SEBEPLERİ

    Aşırı derecede itaatsizlik ve karşı koyma:
    Ebeveynin hatalı gözetimi ve onu tahrik etmesi,
    Yalancılık:
    Çocukların eğitimlerinde onarı toplumsallaştırma işinin gerektiği gibi yapılamadığından ve çocuğa başkalarının hak ve çıkarlarına hiç olmazsa kendisininki kadar değer vermesi gerektiği şuuru verilmemesi,
    Hırsızlık Yankesicilik, Sahtekarlık:
    Ailenin çocuğa mülkiyet e mülkiyete saygı gösterilmesi gerektiği fikrini aşılayamaması,
    Evden kaçma:
    Çocuğa iyi davranılmaması ve cezalandırılma korkusu saldırganlık, intikam, kıskançlık, huysuzluk, işkence etme gibi huyların her birinin şuuraltına yerleşen sebepleri vardır. Bu suçlara ek olarak XX. yüzyılın en büyük suçu uyuşturucu ve Alkoldür. Bu suçta da çevrenin medyanın ve ailenin çok büyük rolü vardır...

    kaynak: İzmir Polisi

     
bu çocuklar neden kayboluyorlar? konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. gözlerinde kayboluyorum!

    gözlerinde kayboluyorum!

    gözlerinin içinde kayboldum gözlerinde kayboldum gözlerinde kayboluyorum şiir Geceye gömülen gözlerinde bir gamlı hazan olabilmek isterdim…savrulan saçlarında esen beklide bir rüzgar..belki de o gözlerinin içinde kısa kısa voltalar atan, gözbebeklerin olmak isterdim, kimbilir……! Gizli bir sır gibi, karanlıklara çekilişini seyre dalıp, çörekleşen yüreğime demir atardım her gece sen...
  2. bu çocukların suçu ne :(

    bu çocukların suçu ne :(

    Merhabalar degerli misafirimiz, sitemizde toplu bir temizlik yapmak zorunda kaldik. Su anda gormek istediginiz konuyu maalesef sizlere sunamiyoruz. ilgili sayfamizin google siralamalarindan dusmesi icin gerekli algoritmik degerleri sitemize verdik. Verdigimiz rahatsizlik icin sizlerden ozur dileriz. Dilerseniz yukaridan sitemizin logosuna tiklayarak anasayfamiza gidebilir, Ya da ust sag...
  3. /... Kayboluyorum.../

    /... Kayboluyorum.../

    Kayboluyorum Sabah ezanıydı... Aklımın bütün kuşları buz kesmiş, kanatları sancılı bir sessizliğe kapanmıştı. Uçsuz bucaksız uçurumlar sarmıştı derinliğimi, hangisinden atlasam yüzün tutuyordu beni. Keder de yüzünü çok sevmiş olmalıydı... Dokunmak ne zamandır günahtı ki sevişmelerimizin parmak izi tenimize düşmüyordu! Avuç içlerimde uyuttuğum bir yalan olabilir miydin? Fısıltıyla...
  4. Kayboluyorum..

    Kayboluyorum..

    Sabah ezanıydı... Aklımın bütün kuşları buz kesmiş kanatları sancılı bir sessizliğe kapanmıştı. Uçsuz bucaksız uçurumlar sarmıştı derinliğimi hangisinden atlasam yüzün tutuyordu beni. Keder de yüzünü çok sevmiş olmalıydı... Dokunmak ne zamandır günahtı ki sevişmelerimizin parmak izi tenimize düşmüyordu! Avuç içlerimde uyuttuğum bir yalan olabilir miydin? Fısıltıyla söylediğim ninniler...
  5. Çocuğuma neden bu kadar öfkeleniyorum?

    Çocuğuma neden bu kadar öfkeleniyorum?

    çocuğuma bağırıyorum çocuğuma çok bağırıyorum cocuguma cok bagiriyorum çocuğum çok yaramaz Bende bazen yapıyorum bunu hatta sık sık oğluma bağırıyorum çünkü çok yaramaz artık son noktaya gelince kendimi tutamıyorum bağırıyorum:Sİyi bişey değil ama işte elimde değill:S Çocuğuma neden bu kadar öfkeleniyorum? İşleri Daha Kötü Yapan Bazı Düşünceler: Kırıcı ve kontrolden çıkmış bir öfke...

Sayfayı Paylaş