gebe
  1. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0

    Buffon ve Dönüşümcülük

    Konu, 'Biyoloji bilimi' kısmında Bilge Gökçen tarafından paylaşıldı.

    Buffon (1707-1788), Linnaeus ile aynı yıl doğdu, ondan daha fazla yaşadı ve birçok konuda ters düştüğü Linnaeus gibi biyoloji tarihinin en önemli bilim adamlarından biri oldu. Buffon, yorumlanması en güç bilim adamlarından birisidir; bunun sebeplerinden biri kozmogoniden (evren-doğumdan) hayvan bilimine kadar çok geniş bir alanda ansiklopedik eserler yazmış olmasıdır, diğer bir sebep ise zamanla değişmiş olan fikirlerinin eserlerinde oluşturduğu çelişkilerdir. Buffon (1707-1788), Linnaeus ile aynı yıl doğdu, ondan daha fazla yaşadı ve birçok konuda ters düştüğü Linnaeus gibi biyoloji tarihinin en önemli bilim adamlarından biri oldu. Buffon, yorumlanması en güç bilim adamlarından birisidir; bunun sebeplerinden biri kozmogoniden (evren-doğumdan) hayvan bilimine kadar çok geniş bir alanda ansiklopedik eserler yazmış olmasıdır, diğer bir sebep ise zamanla değişmiş olan fikirlerinin eserlerinde oluşturduğu çelişkilerdir.[207] Buffon, Linnaeus’un taxonomisini birçok yönden eleştirdi ve doğada bireylerin olduğunu, bu şekilde sınıflandırmaların salt zihnin bir ürünü olduğunu söyledi.[208] İki ayrı türün özelliklerini gösteren ara türlerin olmasını, “türlerin” aslında işimizi kolaylaştıran bir zihin projeksiyonu olduğuna delil gösterdi.

    “Histoire Naturelle” isimli ansiklopedik eserinin ilk kısımlarında türlerin zihnin dışındaki ontolojik gerçekliğini reddeden Buffon, sonraki ciltlerde türlerin ontolojik gerçekliğini kabul etti ve bu ciltteki fikirlerini ufak değişikliklerle hayatının sonuna kadar muhafaza etti.[209] Buffon’un türleri gerçek varlıklar olarak kabul ettiği zamanki görüşleri Linnaeus’tan farklıdır. Onun “tür” yaklaşımında, Linnaeus’un ve Platon’un “özcü” yaklaşımından daha çok Aristoteles’in yaklaşımına yakın olduğu söylenebilir.[210] O, türleri kabul ettiğinde, bu türlerin sahip olduğu özleri, zihinsel akıl yürütmelerle değil; tamamen deneysel ve gözlemsel temelde açıklamaya çalıştığı ve özellikle aralarında çiftleşen türlerin oluşturduğu “gen havuzuna” dikkat çekti. Türleri bu gen havuzu ile açıklarken, türlerin değişimlerini özellikle çevresel etkenlere bağladı. Onun özellikle çevrenin değiştirici etkisine vurgusunun, kendisinin tersine türlerin birbirine değiştiğini savunan Lamarck’ın ve Darwin’in üzerinde etkili olduğu söylenir.

    O, Linnaeus’un cins (genus) başlığı altında topladığı türlerin, en başta yaratıldığını ve bunlardan melezleşme yoluyla diğer türlerin oluştuğunu söyledi. Melezleşme yoluyla oluşan türler ise baştaki mükemmelliklerini kaybediyorlardı. Görülüyor ki Buffon, Linnaeus’dan daha az sayıda kökensel türün başta yaratıldığını ve bu türlerden diğer türlerin oluştuğunu söylemiştir. Buffon’daki kökensel türlerden diğer türlerin değişim ile oluşumu bir dejenerasyondur. Dolayısıyla Evrim Teorisi’nin aşağı bir türden yüksek bir türün doğmasına yol açan ilerleyici bir değişiklik düşüncesi Buffon’a yabancıdır.[211] Buffon’un türler hakkındaki bu düşüncesi termodinamiğin ikinci kanunu olan Entropi’ye benzemektedir. Entropi, evrenin ilk baştaki oluşumundan itibaren sürekli düzensizliğe gittiğini ve bu sürecin tersine döndürülemez olduğunu söyler. Buffon’un türleri de, deyim yerindeyse entropiye benzer bir kanunun altında, ancak daha az gelişmiş, daha az mükemmel melez türleri oluşturabilirler ve bu oluşum, türlerin yabancı türlerle üremesinin engellenmesiyle kapalı bir sistem içinde kalır.

    “Buffon’a göre ilk kökensel türler nasıl oluşmuştur” diye sorulabilir. Buffon, kökensel türlerin “kendiliğinden türeme” ile oluştuğuna inanıyordu. “Kendiliğinden türeme” ile ilgili başlıkta gördüğümüz gibi “kendiliğinden türemenin” olup olamayacağı Buffon’un döneminde tartışılan bir konuydu. Buffon, en kompleks kökensel türün bile “kendiliğinden türeme” ile oluştuğunu kabul etti.[212] Bu kökensel tür, Aristo’nun “form”u gibi iş görüyordu ve türün tüm değişimlerine ve aldığı şekillere karşın sınırlarını çiziyordu.[213] Buffon, aynı zamanda bir kozmoloji uzmanıydı ve Newton ile Leibniz’in fiziksel teorilerinin derin etkisi altındaydı. O, mekanistik bir yaklaşımla evrene ve canlıya ait özellikleri tarife çalışıyordu.

    Buffon’un “kendiliğinden türeme” yaklaşımında bu noktayı göz önünde bulundurmak ve Diderot ile Lucretius gibi, doğanın, kör ve sürekli deneme ve yanılmalarının sonucunda oluşan bir “kendiliğinden türemeyi” savunmadığını belirtmek gerekir.[214] “Kendiliğinden türemeye” teistler de inandı, fakat Evrim Teorisi ortaya konmadan önce ateistlerin birçoğu bu yaklaşımı Tanrı’nın yaratışının tek alternatifi olarak gördü. Buffon, “kendiliğinden türemeyi” ateist bir yaklaşımla kullanmadı ve bu fikrine rahip Needham’ın -önceki kısımlarda belirtilen- deneyini delil olarak gördü.
    Buffon, tüm canlıların “ortak atadan” gelmesi fikrinden -Evrim Teorisi’nin en temel fikirlerinden biridir- ilk bahseden kişidir; fakat o, böyle bir fikrin ileri sürülebileceğinden bahsettikten hemen sonra, bu durumun neden gerçekleşmediğinin delillerini sıralar. Birincisi, bilinen tarihte hiçbir yeni türün oluştuğu gözlemlenmemiştir.

    İkincisi, melezlerin (katır gibi) yeni döller vermemesi türlerin arasında aşılması imkansız bir sınır oluşturmuştur. Üçüncüsü, iki türün birbirinden oluştuğunu söyleyenler bir sürü ara form göstermek zorundayken bu ara formlar mevcut değildir.[215] İlginçtir ki Buffon, Evrim Teorisi’ni, bu tarz bir yaklaşımın mümkün olmadığını göstermek için de olsa, yine de ilk ortaya koyan kişi olmuştur. O, bir yönüyle Evrim Teorisi’nin gerçek babası kabul edilebilir; fakat bunu savunanlar, bu babanın, sadece çocuğunu öldürmek için dünyaya getirdiğini söylemek durumundadırlar. Buffon’un Evrim Teorisi’ne yönelttiği itirazlar hala canlıdır ve Evrim Teorisi’ne karşı olan biyologlar ve felsefecilerce -yeni bulguların eşliğinde- bu itirazların yapılması devam etmektedir.

    Buffon, fiziğin -özellikle Newton’un- derin etkisi altındaydı ve fizikteki gelişmelerin biyoloji alanına olan etkisinin iyi bir örneğiydi. O, Newton gibi Leibniz’i de okumuştu ve evrensel yasaların matematiksel düzenine hayranlık duyuyordu. Canlıların da aynı yasalara tabi olduğunu savunarak[216] bu temel görüşleri gözlemsel, deneysel biyoloji çalışmalarının metodolojisine yerleştirdi ve biyolojinin yanında ekoloji, yerbilimi, kozmogoni gibi konularda da aynı metodolojiyi kullandı.

    Buffon, Newton’un takipçisi William Whiston’u (1667-1752) takip ederek yeryüzünün Güneş ile başka bir yıldızın çarpışmasından oluştuğunu savundu.[217] Newton’un soğuma yasasından yararlanarak yeryüzünün yaşını deneysel bir yaklaşımla tespit etmeye çalıştı. Bir dizi demir küre üretti ve bunları neredeyse erimiş duruma gelene dek ısıttı ve ayrı yerlerde soğumaya bıraktı; tüm bunların sonucunda yaptığı hesaplarla yeryüzünün yaşının 75000 yıl civarında olduğunu[218] ve yeryüzünün birbirinden farklı yedi evrede oluştuğunu söyledi.[219] Daha evvel gördüğümüz gibi Buffon’dan evvelki yüzyılda Usher’in ortaya koyduğu kronoloji adeta Hristiyanlığın resmi öğretisiymişçesine savunulmaya başlanmıştı. Evrim Teorisi’ne inananlar ile Usher’e inananlar arasındaki tartışmada, Buffon’un yeryüzünün yaşı ile ilgili görüşleri Evrim Teorisi’ni savunanları destekler mahiyette olduğu için, Buffon’un bu yönüyle de Evrim Teorisi açısından önemli olduğu savunulur.

    Buffon, insanın biyolojik yapısı üzerine de detaylı çalışmalar yaptı; embriyo aşamasından değişik yaşlardaki durumuna kadar insanı inceledi. Özellikle çocuğun dili öğrenmesi ve insanın bilinçli bir varlık olması üzerinde durdu. İnsanın vücut yapısının hayvanlarla benzer olduğunu, fakat insanlar ile hayvanların mukayese bile edilemeyeceğini savundu.[220] O, etkisi altında kaldığı Descartes gibi, insan için varolmanın ve düşünmenin aynı olduğunu kabul etti. Hayvanların düşünemeyeceği kanaatinde olduğu için ise hayvanların ve insanların arasında kapatılamaz bir uçurum bulunduğu ve insanların hayvanlardan türeyemeyeceği sonucuna vardı.[221] Hayvanlar ile insanlar arasında derece değil mahiyet farkı olduğunu söyleyen bu yaklaşım da Evrim Teorisi ile tamamen zıt bir konumdadır. Buffon, görüşlerini Evrim Teorisi’ni reddetmek için ortaya koymasına, insanın hayvandan mahiyet farkıyla ayrıldığını, kökensel türlerin başlangıçtaki yaratılışlarını muhafaza ettiklerini ve üreme engeli ile karışmalarının engellendiğini savunmasına karşın; kökensel türlerden diğer türlerin ürediğini (kökensel türlerin “ortak atalar” olduğunu) savunması ve Dünya’nın yaşı ile ilgili görüşlerinden dolayı Evrim Teorisi’nin hem düşmanı hem de babası olmak gibi iki zıt tanımlama, onun için kullanılmıştır.

    genbilim.com

     
Buffon ve Dönüşümcülük konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Deprem ve yıkım... ve ölüm...

    Deprem ve yıkım... ve ölüm...

    Deprem... Geçen uzun bir zamanın, yüreğimizde ve çevremizde oluşturduğu birikimlerin ansızın çözülmesi... Kendimizden çok şey kattığımız mekânın ve hatıralarımızla cisim olmaktan çıkmış yapının altında kalışımız... Bir toz-duman... Geçmek bilmeyen kısa zamanlar.. acı sesler.. sağa-sola düşen parçalar.. ürkütücü bir gürültü... ve yıkım ve düşüş ve ölüm... Yıkıntının altından çıkarılan ve hâlâ...
  2. Ve Kartvizitler

    Ve Kartvizitler

    kartvizite ne yazılır yılbaşı kartvizitleri Nerede, nasıl ve ne şekilde toplandığı ve saklandığı farklılık gösterebilir ama iş hayatındaki herkesin bir kartvizit koleksiyonu olduğu bir gerçek. Yüzlerce kart, hatta daha fazlası. Bu kartları elinize alın, sonra tek tek bu kartlara bakın. Kartın üzerinde ismi yazan kişiyi acaba hatırlayabildiniz mi? O gün, o toplantıda tanıştığınız kişilerden...
  3. $ Ve Gİzemlerİ

    $ Ve Gİzemlerİ

    Amerika Birleşik Devletleri’nin tüm dünyada tanınan belki de en önemli simgesi, parası “dolar”dır. Dünya ekonomisinin de para birimi olarak kullanılan Amerikan doları, Amerika Birleşik Devletleri’nin 1793’ten buyana resmî para birimidir. Dolar, Almanca “Joachimstaler”in kısaltılmışı olan “Taler”den gelir. Joachimstaler, Bohemya’da 1519’da basılan gümüş paranın adıdır. Taler, zamanla “daler” ve...
  4. Ve hayat..

    Ve hayat..

    Hayat hernedense anlamını kaybetmiş benim için Minimum anlarım canlanıyor gözümde mutlu oluyorum,seviniyor,üzülüyorum Sebebini bir türlü soramadım kendime Neydi yaşadığım korkaktım belkide... Yüzleşemedim kendimle.. Koskoca çölde önemsiz bir kum tanesi gibiyim sanki deniz beni alıp götürsün ait olduğum yere diye bekliyorum amansızca...! Saçmadır hayat amaçsızdır sevmeyince.. Peki...

Sayfayı Paylaş