gebe
  1. almira

    almira Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    7 Kasım 2007
    Mesajlar:
    724
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    istanbul

    Bulunmayacak tek şey 'benzerindir'

    Konu, 'Duygu Yüklü Yazılar' kısmında almira tarafından paylaşıldı.

    Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu seyretmekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük bir dükkân için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle...

    Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkândan dışarı fırlayıp:

    - "Küçüüük!" diye seslendi." Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir hârika!"

    Çocuk, ona dönerek:

    - "Gerçekten çok güzeller!" diye tebessüm etti, "Ama benim bir bacağım doğuştan eksik".

    - "Bence önemli değil!" diye atıldı adam. "Bu dünyada her şeyiyle tam in-san yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı veya vicdanı."

    Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:

    - "Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi."

    Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:

    - "Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?"

    - "Çok basit!" dedi, adam. "Eğer yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hâttâ sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükâfat görecekler..."

    Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işâret ederek:

    - "Baktığın ayakkabı, sana yakışır!" dedi. "Denemek ister misin?"

    Çocuk, başını yanlara sallayıp:

    - "Üzerinde 30 lira yazıyor" dedi, "Almam mümkün değil ki!"

    - "İndirim sezonunu senin için biraz öne alırım!" dedi adam, "Bu durumda 20 liraya düşer. Zâten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder."

    Çocuk biraz düşünüp:

    - "Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!" dedi, "Onu kim alacak ki?"

    - "Amma yaptın ha!" diye güldü adam. "Onu da, sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım."

    Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:

    - "Üstelik de öğrencisin değil mi?" diye sordu.

    - "İkiye gidiyorum!" diye atıldı çocuk, "Üçe geçtim sayılır."

    - "Tamam işte!" dedi adam. "5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zâten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!"

    Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkâna girdi. İçerdeki raflar, onun beğendiği modelin aynıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi.

    Ve çıkarttığı eskiyi göstererek

    - "Benim satış işlemim bitti!" dedi, "Sen de bana, bunu satsan memnun olu-rum."

    - "Şaka mı yapıyorsunuz?" diye kekeledi çocuk, "Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?"

    - "Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş..." dedi adam, "Antika eşyalardan haberin yok her hâlde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder."

    Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi. Mut-laka bir rûyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rûya.

    Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kâğıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:

    - "Bana göre 20 lira yeterli." dedi. "İndirim mevsimini başlattınız ya!"


    Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kon-durdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:

    - "Babam haklıymış!" dedi. "Sakat olduğum için üzülmeme hiç gerek yok! demişti."


    * Her Rüzgar Savuracak Bir Toz bulur,

    * Her Hayat Yaşanacak Bir Can Bulur,

    * Her Umut Gerçekleşecek Bir Düş Bulur

    * Bulunmayacak Tek Şey Senin Benzerindir


     
Bulunmayacak tek şey 'benzerindir' konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Düzeltilebilecek Tek Şey""  okuyun

    Düzeltilebilecek Tek Şey"" okuyun

    Bundan 20 yıl sonra, yaptıkların değil, yapamadıkların için üzüleceksin. Dolayısıyla halatları çöz. Güvenli limandan uzaklara yelken aç. Rüzgarı yakala, araştır, düşle, keşfet. Düşün, onları seyredecek birileri olmasaydı, kaç kişi Mercedes otomobil alırdı. Bilimde ve güzel sanatlarda en üstün başarılar, tek başlarına çalışan kişiler tarafından elde edilmiştir. Hiçbir parkta bir kurul için...
  2. Ajda Pekkan - Bir Tek Şey

    Ajda Pekkan - Bir Tek Şey

    Ne yaş günü ne bir ödül İ�zel bir gün değil bugün sebebi yok Ne armağan, ne de tören Buna neden arama sen inan ki yok Bu ne son gün, ne de ilk gün Gelip geçen o günlerden hiç farkı yok Bu ne veda, ne merhaba Doğal öylesine bir gün kutlanan yok Bir tek şey bugün geçerlı Yalnızca seni ne çok sevdiğim Bir tek şey bil ki önemli Yalnızca seni ne çok sevdiğim Ne bir nişan, ne de...
  3. bizi terketmeyen tek şey: çatlaklarımız:(

    bizi terketmeyen tek şey: çatlaklarımız:(

    Deri Hastalıkları Uzmanı Yusuf Özmen, her üç kadından birinde vücut çatlağı görüldüğünü belirterek cildi çatlaklara karşı korumanın yollarını anlattı. Her üç kadından birinde görülen cilt çatlakları, sık sık kilo alıp verme dönemleri ve hamilelik sırasında ortaya çıkıyor. Cilt Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Özmen, her kadının hayalinin pürüzsüz bir cilt, estetik bir vücut olduğunu ancak...
  4. Otuzundan sonra yapamadığın tek şey…

    Otuzundan sonra yapamadığın tek şey…

    otuzundan sonra yapamadiğin tek şey otuzundan sonra İnsan 30 yaşından sonra arkadaş yapamıyor kendine. Koca yapıyor, karı yapıyor, çocuk yapıyor, arkadaş yapamıyor. Yapsa da eskiler gibi olmuyor. Halbuki uykuya dalar gibi arkadaş olurduk okuldayken. Arkadaş olmak için yaratılmış gibiydik. Bir hafta içinde böbrek verecek hale gelirdik. Neden olmuyor bu işler 30'undan sonra?...

Sayfayı Paylaş