gebe
  1. @şK_MeLeĞ!.

    @şK_MeLeĞ!. Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    19 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.375
    Beğenilen Mesajlar:
    20
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    istanbul

    ...cami ışıklarına bakan çocuk...

    Konu, 'İslam ve İnsan' kısmında @şK_MeLeĞ!. tarafından paylaşıldı.

    camideki melek camide melek
    [​IMG]
    CAMİ IŞIKLARINA BAKAN ÇOCUK...



    Sonra büyüdüm.

    İnanmanın huzurundan aklın huzursuzluğuna geçtim.


    O çocukluk dönemimden sonra bir daha hiç dindar olmadım, oruç tutmadım, dua etmedim, namaz kılmadım.

    Lise yıllarında karşımdakinin inançlarına hiç aldırmaz, herkesin korktuğu bir güçten korkmamanın tuhaf lezzetiyle diğer çocuklarla kıyasıya tartışırdım, onlar Tanrı’nın varlığını kanıtlamaya çalışırlardı ben yokluğunu.

    Küçük bir çocukken inanmayı ne kadar sevdiysem, ilk gençliğimde de inanmamayı o kadar sevdim.

    Başkaldırmanın müthiş cazibesine kapılmıştım.



    Çocukluktan gençliğe geçmeye çalıştığım dönemlerde yazarlık hayalleriyle dolu olduğumu gören babam, ‘Yanağını cama yapıştırıp, evin çaprazındaki caminin şerefesinde iftar zamanını haber veren ışıkların yanmasını, ışıklar yanar yanmaz bunu bağırarak haber verdiğinde büyüklerin aferinini almak için heyecanla bekleyen bir çocuğu anlatabilir misin’ demişti.

    Yaklaşık kırk yıldan beri o çocuk aklımdadır.

    Hálá o sahneyi ve o çocuğu en iyi biçimde nasıl anlatacağımı bulamadım.

    Ama bu görüntü benim yazarlık temrinlerimden biri oldu.

    Babamın kendi çocukluğunun anılarının arasından çıkartıp bana yazı ödevi olarak verdiği sahneye kendi çocukluğumun anıları da eklendi.

    Evimizin hemen karşısındaki küçük cami.

    Ramazan geceleri mahallenin çocuklarıyla birlikte gittiğimiz teravih namazları, camideki büyüklerin bize başka zamanlarda pek de göstermedikleri bir şefkati göstermeleri, hálá çocuk aklımla ezberlediğim biçimde söylediğim ‘allah umme salli ala’nın muhteşem melodisiyle dalgalar gibi kabaran o tuhaf coşku, namaz çıkışında hissettiğimiz o ağırbaşlı memnuniyet...

    Sahur vakti sıcak yataktan gözlerim yarı kapalı kalkıp sobası yakılmış salonda hazırlanmış sofraya oturuşum, galiba sadece ramazanlarda yapılan o yumurtaya bulanmış ekmek kızartmaları, demli çay, beni sevgiyle ve gururla bağrına bastığını düşündüğüm büyük bir kalabalığın parçası olmanın güveni ve sonsuz bir huzur.

    Allah’ı çok sevmiştim.

    Ondan benim anlamadığım kelimelerle söz ediyorlardı ama o benim için, beni sevmesini istediğim temiz yüzlü yaşlı bir dedeydi, oruç tuttuğum zamanlarda bana gülümsediğini düşünürdüm.

    Doğrusu ya ondan pek korkmazdım.

    Ama beni sevmesini isterdim.

    İlk kez okulda din hocası cehennemi uzun uzadıya bütün korkunçluğuyla anlattığında dehşete düşmüştüm, benim teravih namazlarında, iftarlarda, sahurlarda hissettiklerimle hocanın anlattıkları hiç birbirine benzemiyordu.

    O, beni çok korkutan, bana çok uzak, çok mesafeli, çok gazaplı, benim çocuk aklımın kavrayamayacağı çok ürkütücü bir güçten bahsediyordu.

    Biz dede-torun değildik.

    Beni sevmiyordu.

    Kötü bir şey yaparsam beni ateşlerin içine atacak, beni yakacak, bana acılar çektirecekti.

    Ben ona hiç böyle şeyler yapmazdım ki, ben onun için hiç böyle cezalar düşünmezdim ki, ben onu seviyordum, o niye beni ateşlerin içine atmak istiyordu.

    Çok korktuğumu, çok üzüldüğümü hatırlıyorum.

    Bir daha uzun yıllar camiye gitmedim.

    Din hocası benim çocukluk dünyamın en huzurlu hayalini, o soğuk yatakhanelerde uyumadan önce dua edip kendisine gülümsediğim, herkes bana yaramazlık yaptım diye kızdığında kendisine sığındığım ‘yakınımı’ benden koparmıştı.

    Sonra büyüdüm.

    İnanmanın huzurundan aklın huzursuzluğuna geçtim.

    O çocukluk dönemimden sonra bir daha hiç dindar olmadım, oruç tutmadım, dua etmedim, namaz kılmadım.

    Lise yıllarında karşımdakinin inançlarına hiç aldırmaz, herkesin korktuğu bir güçten korkmamanın tuhaf lezzetiyle diğer çocuklarla kıyasıya tartışırdım, onlar Tanrı’nın varlığını kanıtlamaya çalışırlardı ben yokluğunu.

    Küçük bir çocukken inanmayı ne kadar sevdiysem, ilk gençliğimde de inanmamayı o kadar sevdim.

    Başkaldırmanın müthiş cazibesine kapılmıştım.

    Hayatın zıpkınlı acılarından beni koruyacak bir güç yoktu artık, her acı doğrudan tenime yapışıyor, o acıları taşımakta ilahi bir güç bana yardımcı olmuyordu.

    Yirmili yaşlarımda Ankara’da bir işçi kooperatifinde karımla birlikte epeyce sıkıntılar çekerek yaşarken komşularımız olan bir ‘inançlı insanlar’ grubuyla karşılaşmıştık.

    Gerçekten çok hoş insanlardı, yumuşaktılar, hoşgörülüydüler, benim gençlik saygısızlıklarımı kibar bir sabırla karşılıyorlardı.

    Aralarından bir tanesi eski bir kabadayıydı, iriyarı, güçlü kuvvetli bir adamdı, epey kavgaya karışmış, günahın her türlüsüne batıp çıkmıştı, sonra ‘inancı’ bulmuştu.

    Beni sessizce dinler, ben sözümü bitirince ‘Ahmet, kardeşim’ diye başlardı lafa, beni ‘doğru yola’ getirmek için uğraşırdı.

    Dini korkuyla değil sevgiyle anlatırdı.

    Zor günlerdi, babam hapisteydi, kız kardeşim hastaydı, karım hamileydi, beş kuruş para yoktu, bir yayınevinin zemin katında düzeltmen olarak çalışıyor, kazandığım paranın çoğunu kiraya veriyordum.

    O sırada hayatımdaki en iyi şey o dindar insanlardı.

    Dindarları sevdim.

    İnançlarını paylaşmadım ama onlara ve inançlarına imrendim.

    Bana çocukluğumu, teravih namazlarını, sahurları, iftar sofralarını, huzuru hatırlatıyorlardı.

    Öfkeli değillerdi, çıkarcı değillerdi, haramdan ölesiye korkuyorlardı, muhtaçlara yardım ediyorlardı, inançlarıyla böbürlenmiyorlar, dini bir gösterişe döndürmüyorlardı.

    Onlara saygı göstermeyi öğrendim.

    Kendi inançsızlığımla onları kırmamaya özen gösterdim.

    Zor günlerde bir ‘inançsıza’ bağışladıkları dostluğu hiç unutmadım.

    Din hakkında düşünmeye başladım, ‘din bir afyondur’ ezberinden ‘din nedir’ sorusuna geçtim, insanların ve toplumların hayatında dinin yerini merak ettim.

    Gerçek bir dindarla, bir müminle, dini gösterişli bir rozet gibi yakasına takanlar arasındaki farkı gördüm.

    İçinde bir vahşetle, bencillikle hatta kötülükle doğan ve ölüm gibi karanlık bir yok oluşla varlıkları sona eren insanların gelişiminde, yaşama gücü buluşunda, ahlakı yaratışında, vahşetini sınırlayışında dinin çok önemli kültürel bir değer olduğunu fark ettim.

    Dindar olmadım, inançlı olmadım.

    Hálá da değilim.

    Hiçbir zaman da olmayacağım herhalde.

    Ama din fikrini, gerçek dindarları seviyorum.

    Tanrı’yla ilişkim ise anlatılması çok zor çelişkilerle dolu.

    Varlığına inanmıyorum ama o varmış gibi hissetmekten hoşlanıyorum, annemin mezarına gittiğimde dua etmiyorum ama annemi ‘ona’ emanet ediyorum.

    Artık ne ölümden ne de ölümden sonrasından korkuyorum ama öldükten sonra sevecen bir ışıkla karşılaşıp yaramazlık yapmış küçük bir çocuk gibi ona sığınıp gülümseyeceğimi aklımdan geçiriyorum.

    Din hocası cehennemi anlatana kadar süren kuvvetli bir inanca dayalı ‘ilişkim’ şimdi bir başka biçimde sürüyor, onun adına yeryüzünde cehennemi yaratanları, onun adıyla gösteriş yapanları, onun adına benim gibi ‘inançsızlara’ öfkelenenleri, onun adını sadece insanları korkutmak için kullananları ‘onunla’ arama sokmuyorum.

    Tanrı’dan bir beklentim yok.

    Ona duyduğum sevginin, eğer o varsa, bir beklentiden ya da bir korkudan kaynaklanmadığını o biliyor.

    Günahkar olduğumu da, babasının sevgisine sığınan biraz şımarık bir evlat gibi bu günahları işlemeye devam edeceğimi de.

    Din adına dehşet salanlar ne derlerse desinler, başkaları için kötülük düşünmeyenleri onun affedeceğine inancım tam, benim tanrım her şeyden önce ‘başkaları için kötülük düşündün mü’ diye soracak bir tanrı.

    Başkaları için kötülük düşünmezsem, onun varlığına inanmasam bile beni affedeceğini sanıyorum.

    Affetmezse de gücenmeyeceğim.

    Çocukluğumda tuttuğum oruçların, oturduğum iftar sofralarının huzurunu hiç unutmadım.

    Bugün, bir tek kez öyle bir huzurla iftar yapabilmek isterdim.

    O huzuru hissedenler, dilerim, o huzuru gereksiz öfkelerle bozmazlar.

    Ben bir daha o huzuru bulamayacağım.

    Ama, ‘yanağını dışarının soğuğunu hissederek cama dayayıp, evin çaprazındaki caminin ışıklarının yanmasını bekleyen’ çocuğu anlatmayı hep deneyeceğim.

    Sanırım bunu hiçbir zaman tam da beceremeyeceğim
    .


     
  2. Ayışık

    Ayışık Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    15 Eylül 2008
    Mesajlar:
    2.424
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    adana
    Cevap: ...cami ışıklarına bakan çocuk...
    emeğine sağlık
     
...cami ışıklarına bakan çocuk... konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Bakan

    Bakan

    Kabine üyelerinden birini güleryüzlü görmek sevinç ve müjdeye, asık çehreli görmek gam ve kedere delalet eder.Rüyada bir bakan görmek hayatınızda birtakım olumsuz değişikliklerin ve aksiliklerin gerçekleşeceği anlamına gelir.Rüyasında bakan, başbakan gibi devlet adamlarını görmek, kişilerin sıkıntılarına çare bulunacağına işaret eder.Rüyada bir bakanla konustugunu görmek, amaciniza kolaylikla...
  2. selimiye cami

    selimiye cami

    selimiye camii hikayesi selimiye camii camisinin hikayesi cami nin Selimiye Camii’nin Yapım Süreci Selimiye Camii’nin inşasına başlandığı tarih kesin olarak bilinmemektedir. Ancak Selimiye Camii kapısı üzerinde bulunan cami kitabesinde, inşaasına 1568 (H. 976) yılında başlandığı kaydedilmiştir. Cami inşaatının başlangıç döneminde Edirne kadısına Divan’dan gönderilen 20...
  3. Işık

    Işık

    Günümüzde bitkiler çoğunlukla seralarda yetiştirilir. Bitkilerin doğal çevrelerinde ışığa ihtiyaçları olduğu için ev bitkilerine uygun miktarda ışık sağlanması gerekmektedir. Bitkilerin gerektiği biçimde gelişme ve büyümeleri için ışık çok önemli bir nedendir. Bitkiler pencere kenarına ya da yakınına konulduklarında sağlıklı geliştikleri gözlenmektedir. Açık renkli bir ev duvarı karşısında...
  4. caminin bölümleri

    caminin bölümleri

    camiinin bölümleri camilerin fonksiyonu nedir harim müezzin mahfili caminin bölümleri :temizlik::d014::24::mery:cami ve mescit nedir, caminin fonksiyonu, camiinin bölümleri, camilerin bölümleri, mescit nedir, mescid nedir, cami ve bölümleri hakkında detaylı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyoruz meleklerim. Melekler Mekanı - caminin bölümleri Melekler Mekanı - Caminin bölümleri nelerdir...
  5. Çocuğuma bakan babaannesinden dertliyim :(

    Çocuğuma bakan babaannesinden dertliyim :(

    Çalışıyorum mecburum.Çocuğuma babaannesi bakıyor.Allah için gözüm arkada değil ama onu fazla sahiplendi sanki.Mesela birşey yedirmesini istiyorum, 2 gün sonra gelip şunu yedirdim bak çok faydalı diyor. Kendini çok övüyor. Akşam çocuğuma kavuşup hasret giderirken gözü sürekli bizde. Yani abartmıyorum da ama bu olaylare beni çok kırıyor. Sesimi de çıkaramıyorum.Çok mutsuzum..

Sayfayı Paylaş