gebe
  1. PeLiNiM

    PeLiNiM Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    16 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    5.444
    Beğenilen Mesajlar:
    57
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    ANTALYA

    cumhuriyet dönemi öğretmen yetiştirme politikası

    Konu, 'Cumhuriyet Tarihi' kısmında PeLiNiM tarafından paylaşıldı.

    türkiyede öğretmen yetiştirme tarihi cumhuriyetten bu yana öğretmen yetiştirme politikaları cumhuriyet dönemi okulları cumhuriyet döneminde politikaları Cumhuriyet hükümetleri, birçok sorunda olduğu gibi, öğretmen yetiştirme sorununu da imparatorluktan miras aldı.

    19.yüzyıl sonu ve II. Meşrutiyet yıllarında modern anlayışla öğretmen yetiştirme ve öğretmenliği bir meslek haline getirme çabaları yürütülmekte idi. İstanbul’da ve imparatorluğun çeşitli merkezlerinde kızlar için ayrıca öğretmen okulları açılmıştı. Cumhuriyetle birlikte bu çabalar yoğunlaştı. Gerek ilkokul gerek orta öğretim için nicelik ve nitelikte öğretmen yetiştirme, başlıca eğitim davalarından biri oldu. Cumhuriyetin ilk yıllarında niteliği yükseltmek amacıyla bazı illerdeki ilk öğretmen okulları kapatılmış, ağırlık İstanbul ve büyük merkezlerdeki birkaç kuruluşa verilmiştir. Ancak yeterli ve özellikle kırsal kesime ulaşacak sayıda eleman yetiştirilmesi uzun yıllar başarılamamıştır.
    Öte yandan, eğitim öğretimde amaçlanan sonuca ulaşılabilmesi için ders programları dışında bunu öğretecek kadroya; yetenekli ve bilgili öğretmenlere sahip olmak zorunludur. O nedenle Cumhuriyet, gelecek kuşakları yetiştirecek öğretmenleri ülkeyi savunacak, koruyacak olan bir ordu, irfan ordusu diye nitelemiştir. Yeter sayıda öğretmen yetiştirilmesi amaç olmakla birlikte, asıl önemlisi nitelikli öğretmen yetiştirmektir. Bu nedenle yalnız belli alanlardaki bilgilerle donatılmış değil, aynı zamanda genel kültür kazanmış ve devrimin amaçlarını kavramış bilinçli öğretmenler yetiştirmeye büyük önem verilmiştir. İlk öğretmen Okulları programlarında ve kadrolarında gerekli düzenlemeler yapılmış, ortaöğretim kurumlarının öğretmen gereksinimini karşılamak için de 1924’de Musiki Muallim Mektebi, 1926’da da Gazi Eğitim Ensitütüsü ve Orta Öğretmen Okulu açılmıştır.
    Öğretmen yetiştirmenin ikinci ayağı orta öğretim kurumları içindir. Cumhuriyet dönemi bu alanda da sıkıntılarla karşılaşmış, bu hizmet kesimindeki modelini ancak 1930’lu yıllardan itibaren oturtmuştur. Bununla birlikte cumhuriyetçilerin özlemleri elbet bu alanla da sınırlı kalmamış, amaçlanan sonuçlara diğer kesimlerde olduğu gibi, tam ulaşılamamış, öğretmen sorunu nicelik ve nitelikçe bir türlü çözülememiştir.
    Cumhuriyet ulusal eğitiminin buradaki modeli, iki temel kuruluşa dayandırılmıştır. Birincisi ortaokullara öğretmen yetiştirmek için kurulan Ankara’daki Gazi Eğitim Enstitüsü; ikincisi de İstanbul Üniversitesinin kuruluşunu izleyen yıllarda liselere öğretmen yetiştirmek için kurulan, Yüksek Öğretmen Okulu modelidir.
    Gazi Eğitim Enstitüsü hem ortaokul öğretmeni yetiştiren bir öğretmen okulu, hem de cumhuriyet eğitiminin araştırma laboratuarı olmuştur. Yerli ve yabancı pek çok eğitimci burada görev almıştır. Liseden sonra ilk başta 2, sonra 3 yıllık bir eğitime dayanıyordu. Fen, Edebiyat, Tarih, Coğrafya, Beden Eğitimi, Resim-iş, Müzik gibi çeşitli bölümlerden oluşan, adeta bir fakülteyi çağrıştıran yapıda kurulmuştur.
    Yine Cumhuriyet yönetimi, 1930’lardan sonra, mesleki ve teknik öğretim için de çeşitli düzeyde öğretmen okulları açmıştır. Bunlar içinde Ankara Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu, Ankara Yüksek Teknik Öğretmen okulu başta sayılabilir.

     
  2. PeLiNiM

    PeLiNiM Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    16 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    5.444
    Beğenilen Mesajlar:
    57
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    ANTALYA
    Anaokulu Öğretmeni Yetiştirme Politikası

    Cumhuriyet dönemi başlarında ana okullar da nitelikli öğretmen eksikliği bulunmaktaydı. 1923-1924 öğretim yılında Türkiye de toplam 80 anaokulu 5880 öğrencisi olup öğretmen sayısı ise sadece 136 idi. Yani öğretmen başına 43 öğrenci gibi muazzam bir rakam düşmekteydi. 1-20 Mayıs 1925 tarihleri arasında Konya da toplanan Maarif Müfettişleri kongresi tarafından hazırlanan raporda bu gerçek ifade edilmiş ve anaokullarındaki öğretmen probleminin çözümü için şu kararlara yer verilmiştir.
    “Vesait-i lazime ihsas edilmeden ve ana mekteplerinde çalışmak için hazırlanmış muallim bulunmadan ana mektepleri açılmamalı. Ana mekteplerine muallim yetiştirmek için Darül Muallimatlar’ın bir kaçından şubeler tesis edilmesi ayrıca bir ana muallim mektebi açılması ve bu mektebin başına da sahib- i ihtisas bir müdirenin getirilmesi lazım olduğu gibi ehliyetli muallimlerden bir kaçının da ecnebi mekteplerinde ihtisas yapmak üzere Avrupa ya gönderilmesi münasip olur.
    Bunlardan başka ana okulu öğretmeni yetiştirme faaliyetleri arasında 1927 yılında ana okulu öğretmenliği eğitimi görmek üzere kız muallim mektebi mezunu iki kişi Avrupa ya gönderilmiş ayrıca 1930 Ağustosunda İstanbul kız muallim mektebinde mektepleri ana okulu öğretmenliği için ehliyetname imtihanı da açılmıştır.
    Bura da bahsedilen en önemli konulardan biride John Dewey in Türkiye maarifi hakkındaki raporunu dikkate almak gerekir. Bu raporda Türkiye nin çağdaşlaşma yolundaki tercihi hür, bağımsız, laik bir cumhuriyet olmaktır. Bu gayeye ulaşmak için verilecek eğitim ile bağımsız siyasi fikirler ve siyasi kültür aşılanmalıdır. İkinci olarak fertlerin ekonomik ve ticari kabiliyetleri, milli hakimiyet anlayışı kendi kendini idare etme gücü, güzel sanatlara olan ilgileri geliştirilecektir.
    Prof. Dewey in üzerinde önemle durduğu diğer ciddi bir nokta verilecek eğitimin yalnızca lider konumunda olan kişilerle sınırlı olmaması, ülkenin bütün insanlarını kapsamasıdır.
    Profösörün bu fikirleri, Mustafa Necati Bey in bakanlığı sırasında Türk Milli Eğitim Politikası üzerinde belirleyici bir rol oynayıp 1926 da çıkarılan Maarifteşkilatına dair kanun da bu fikirlerin tesiriyle ilk okul öğretmeni yetiştiren okullar
    - İlk muallim mektepleri
    - Köy muallim mektepleri diye ikiye ayrılmıştır.
    Şehir ve kasaba ilk okullarına öğretmen yetiştirme üzerine birçok görüş ortaya atılmıştır.
    Bu reformları esnasında bazı öğretmen okullarının kapatılması pek çok tepkiye yol açmış ve hatta bu konuda milletvekili Süleyman Sırrı Bey tarafından TBMM ye bir de soru önergesi verilmiştir. O TBMM’ de önergesi görüşülürken yaptığı konuşmada bu okulların kapatılmasına maasif vekil İsmail safa bey tarafından sebep olarak gösterilen nitelikli öğretim kadrosu olmadığı şeklindeki görüşe katılmadığı söylüyordu. Ona göre öğretim elemanı bulma probleminin on kolay çözümü, milli mücadelenin bitmesinden sonra cepheden dönen yüksek öğrenim görmüş kişilerin bu okullarda istihdam edilmeliydi. Süleyman Sırrı bey ayrıca acılan 10 erkek ilk öğretmen okulu ile bir kere için ilk öğretmen olunan-ülkenin ilkokul öğretmeni ihtiyacını karşılamaya yetmeyeceğini de ileri sürüyordu. Aynı oturumda Elazığ milletvekili hüsnü bey ise darül muallimin mıntıkaları alırken yatılı hale getirilen ilk öğretmen okulları esler öğretmen yetiştirme özelliği kaybettiğini ve böylece ilk eğitime ağır bir darbe indirildiğini söylüyordu.

    2. Mustafa Necati Bey’in İlkokul Öğretmeni Yetiştirme Politikası


    Bu dönemde, niteliğin öğretmen okulları lağvederler okul sayısı sınırlandırılırken, bu sınırlı sayıdaki öğretmen okullarının teşkilat, kadro ve bina bakımından geliştirilmesine başlanmış bu işlere kaynak sağlamak için muallim mekteplerine muavenet hakkında kanun tasarısı TBMM’ye sunulmuştu Necati beyi 22 nisan 1926’da TBMM’de yaptığı konuşmada bu kanun tasarısının amaçlarını şöyle açıklar.
    Her sene üç bin muallime ihtiyada olup, şimdiki muallim vekillerini 100-150 mevcut olup bu mektepler için elimizdeki muallimler kafi değildi. Bu sebeple her sene üç bin muallim memlekete çıkıp Türkiye Maarifi on sene zarfında kendine lazım olan sayıya ulaşacaktır.
    Atatürk devri öğretmen yetiştirme politikasında çok önemli bir yere sahip olan ve 22 nisan 1926’da kabul edildikten sonra 2 Mayıs 1926 tarih ve 361 sayılı Resmi Ceride’de yayınlanarak yürürlüğe giren muallim ve mekteplerine muavenet hakkında kanunda konuyla ilgili şu hükümler bulunur. (Öztürk, 1996)
    Madde 1-Maarif Vekaleti tarafından tersip olunarak mahallelerde yeniden yapılarak on muallim mektebinin irsaat ve teciratına yardım olmak üzere 1926 senesi iktidarında itibaren beş sene müddetle her vilayet kendi bütçesinin %10 u nisbetinde iştirak eder. Bu hakkın için ayrılarak ictimai tahsisat Maarif Vekaleti emrine verilir.
    Madde 2- bu mekteplerden yetişecek muallimleri iştirakleri nisbetinde vilayetlere tevzi olunur.
    Madde 3-Maarif Vekaleti iş bu parayı birinci maddede zikrolunan muallim mektepleri inşaatıyla tesisatına tarede.
    Bu maddelerden de anlaşılacağı gibi on öğretmen okulunun inşaşı için gerekli parayı sağlaması hedefliyordu. Bu nedenle Maarif Vekaleti, söz konusu kanunda bazı değişiklikler yapar. 843 numara ve 20 Mayıs 1926 tarif muallim mektepler muavenet hakkındaki 22 Nisan 1926 tarih ve 8 numaralı kanun Müzeyel Kanunu çıkarttı. Maarif Vekaleti, bütün maliye memurlarına bir genelge göndererek herkes üzerine düşen görev ve sorumluluklara titizlikle ve sorumluluklara titizlikle sahip çıkmalarını istedi.
    1919-1938 dönemi ilkokul öğretmeni yetiştirme politikasının temeli Necati Bey’in ölümünden Atatürk devrinin sonuna kadar dönemde şehir ve kasaba ilkokullarına öğretmen yetiştirme çabalarıyla 1933 yılından itibaren gelişen “köycülük” ve köy kalkınması” hareketlerine paralel olarak, yeniden köye öğretmen yetiştirmeye çalışmış, 1932 reformu ile ilk öğretmen okullarının özellikle Riyaziye, fizik, kimya, felsefe derslerinin lise normlarına göre açık olan müfredatları tamamlanmış orta okullar üzerine üç yıl eğitim veren lise dengi bina meslek ve okulu haline getirilerek Riayet ve terbiye gibi mesleki derslerin haftalık ders saatleri getirilmiş bütün dersler ilkokul müfredat programı göz önüne bulundurularak ve uygulamalı bir biçimde verilmesi öngörülmüştür. Bu arada 1931 yılında din dersleri ilk öğretmen okulları müfredatında çıkartılarak yerine , Askerlik ve yurt bilgisi dersleri konmuştur.

    Alıntı
     
cumhuriyet dönemi öğretmen yetiştirme politikası konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Cumhurİyet

    Cumhurİyet

    CUMHURİYET Atatürk, Mudanya yolu ile Bursa'ya gidiyordu. Kalabalık bir halk kitlesi, iskelede etrafını çevirmiş bulunmakta idi. Bir kadının, elinde bir kağıtla Atatürk'e yaklaştığı görüldü. İhtiyar, zayıf bir kadındı. Ata'nın yolunu keserek titrek bir sesle: "Beni tanıdın mı oğul? Ben sizin Selanik'te komşunuzdum. Bir oğlum var; Devlet Demir Yolları'na girmek istiyor. Siz O'nu alsınlar...
  2. Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı

    Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı

    cumhuriyet dönemi türk mimarisi I. Ulusal Mimarlık Akımı 1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet ile birlikte gelişme gösteren milliyetçilik eğilimleri mimarlıkta yeni arayışlara yol açmıştır. Mimar Kemalettin ve Vedat Bey’lerin öncülüğünde gelişen bu akımla birlikte Türk Mimarlığı’nın Milli Mimari Rönesansı diyebileceğmiz yeniklasik dönemi başlar. 1970’ler ve sonrasında Birinci Ulusal...
  3. Türk Resim Sanatının Cumhuriyet Dönemi

    Türk Resim Sanatının Cumhuriyet Dönemi

    cumhuriyet dönemi türk resim sanatı cumhuriyet dönemi resim sanatı öncesi türk osmanlı döneminde sanatının gelişimi osmanlı dönemindeki sanatının gelişimi Cumhuriyet Dönemi Türk Resim Sanatı Cumhuriyetimiz, geçmişindeki altı asırlık bir devletin maddî ve manevî deneyimlerinden yararlanarak çok sağlam temellere oturtulmuştur. Bu durum, devletin kuruluşundan günümüze birlik ve beraberliğe...
  4. Cumhuriyet Dönemi Türk Ressamları

    Cumhuriyet Dönemi Türk Ressamları

    Cumhuriyet Dönemi Türk Ressamları Ve Eserleri -------------------------------------------------------------------------------- ŞEKER AHMET PAŞA: 1841’de İstanbul’da doğdu, 1970’de İstanbul’da öldü. Asıl adı Ahmet Ali’dir. Küçük yaşta Tıbbiye Mektebine girdi (1855). Resim yeteneği nedeniyle bu okulda resim öğretmenliği yardımcılığına getirildi. Daha sonra okuldan ayrılarak Harbiye’ye...
  5. cumhuriyet dönemi edebiyatı

    cumhuriyet dönemi edebiyatı

    cumhuriyet dönemi makale yazarları cumhuriyet dönemi makale yazarları ve eserleri Cumhuriyetin ilanından sonra edebiyatımız, çağdaş anlayışlar doğrultusunda gelişmesini başarıyla sürdürmüştür. Cumhuriyetin ilk yıllarında “Beş Hececiler” olarak adlandırılan şairler topluluğu, en parlak dönemlerini yaşamaktaydı. Yine bu yıllarda Kurtuluş Savaşı’nın etkisiyle edebiyatta genel olarak...

Sayfayı Paylaş