gebe
  1. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    34.167
    Beğenilen Mesajlar:
    2.216
    Ödül Puanları:
    113

    Dil-matik Yapisi Bakimindan Ceza Normlari

    Konu, 'Ceza Hukuku' kısmında MaWiM tarafından paylaşıldı.

    A OLUMLU VEYA OLUMSUZ CEZA NORMLARI, KAZANDIRAN VEYA MAHRUM EDEN CEZA NORMLARI, BİLDİREN VEYA AÇIKLAYAN CEZA NORMLAR
    1. Ceza hukuku normları, yaptırmalı dile ait önermelerdirler. Bunlar, ifade edildikleri biçim bakımından, olumlu ( müspet, pozitif ) veya kuralın istisnası anlamında olumsuz ( menfi, negatif ) ceza normları olarak, yahut bunların geçerli/sahih yorumları anlamında bildirici veya açıklayıcı ceza normları olarak ayrılmaktadırlar.

    1. Olumlu/müspet/pozitif ceza normları
    Olumlu ceza normları, bir yandan emirler ve yasaklardan, öte yandan izinlerden ibaret bulunan, ayrıca her biri ikinci derecede başka bir emirle (cezalandırma emri ) müeyyidelendirilmiş olan emredici veya yasaklayıcı hükümlerdirler. O nedenle, olumlu ceza normları denince, hem emirler ve yasaklardan, hem de izinlerden ibaret bulunan emredici veya yasaklayıcı normlar, yani birinci derecede normlar, yani “hükümler” ve bunları ikinci derecede başka bir emirle müeyyidelendirilen normlar, yani ikinci derecede normlar, kısacası “müeyyide” anlaşılmaktadır.

    a. Emredici ve yasaklayıcı normlar, yahut birinci derece normlar veya birinci derecede hükümler
    Bunlar, ifade biçimleri, konuları ve kapsamları bakımından birbirinden farklı ceza normlarıdırlar

    aa. Emirler ve yasaklar
    Birinci derece normlar veya hükümler, ifade edildikleri biçim bakımından, bir yapma ( fecere, azione, commissione ) veya bir yapmama (non fecere, inazione, commissione ) biçiminde ortaya çıkmalarına göre, ya bir emir ( ussum, comando ) dirler, ya da bir yasak ( vettium, divieto ) tırlar.Burada, birincide, hüküm olumlu ( msüpet, pozitif ), ikincide hüküm olumsuz ( negatif ) tir.
    Gerçekten, yaptırmalı önerme olan ceza hükümleri, en yakın anlatımını “A, B’ yi yükümlüdür” ifadesinde bulmaktadır. Bu ifadede, A, hükmün muhatabı, B emredilen davranış, “yükümlüdür” yüklemdir. Yaptırma işlevi, ifadede, mümkün biçimlerden biri olmaktadır. Burada, yüklem veya ( B ) veya her ikisi birden olumsuz yapıldığında üç değişik ifade elde edilmektedir. Bunlar, sırasıyla, “A, B olmayanı yükümlüdür”, “ A, B’ yi yükümlü değildir”, “ A, B olmayanı yükümlü değildir “ ifadeleridir. Bu ifadelerden, “ A, B olmayanı yükümlüdür” ifadesi, “ A B’ yi yapmaktan kaçınmalıdır” anlamına gelmektedir. Bundan ötürü, A’ nın görevi, yerine getirilecek bir fiile değil, ama yerine getirilmeyecek bir fiile yani bir yapmamaya dönüktür. İşte, bir yapmama emrine, “yasak” ve aynı şekilde, bir yapma yasağına, “emir” denmektedir. B’ yi emretmek, B’ nin yapılmamasını yasaklamakla ve B’ yi yasaklamak, B’ nin yapılmamasını emretmekle aynıdır. Kuşkusuz, olumlu ve olumsuz emirler aynı olan çeşitli hükümlerdir. Bunlar arasında eğer bir fark varsa, bu fark, sadece psikolojik veya işlevsel bir farktır.
    Burada bunlardan bazılarına değinilecektir.
    Emir ve yasak, güttükleri amaç bakımından, birbirinden farklıdırlar. Yasak, birlikte var olmayı, yani ortak hayatı mümkün kılmayı; buna karşılık emir, elbirliğini mümkün kılmayı amaçlamaktadır. Bundan dolayı, emir, toplumsal denetimin en ileri bir evresini ifade etmektedir.
    Öte yandan, emir ve yasak, muhatabı kişi yönünden da farklılık arz etmektedir. Gerçekten, yasak, sürekli dahi olsa, kendisine uyulması bakımından, muhatabında daha az bir çabayı gerektirirken; emir, muhatabında daha fazla bir çabayı gerektirmektedir. Bu bağlamda, denmektedir ki, bir yasaktan gelen yükümlülük genel olarak süreklidir, koşulsuzdur, ama bir emirden gelen yükümlülük, geçicidir, belli koşulların gerçekleşmesini gerektirir. Bu fark, CK’ un, ör., 125. maddesi hükmü ile 98. maddesi hükmü arasında açıkça görülmektedir. Bunlardan, birincisi, sürekli bir yükümlülük yüklerken, ikincisi, belli bir şartın gerçekleşmesi ile ortaya çıkan bir yükümlülük yüklemektedir. Esasen, genel dil, yasağa uygun davranışa “riayet etme” ve emre uygun davranışa “icra etme” derken, bu temel farkı vurgulamaktadır.
    Emir ve yasaklar, son olarak, etkileri bakımından birbirlerinden farklıdırlar. Gerçekten, belli bir amaca varmak için olasılık içindeki seçenekler ikiden fazla olduğu taktirde, emir, özgeleştiricidir; yasak, sadece sınırlayıcıdır. Demek ki, bu halde, seçeneğin ikiden fazla olması gerekmektedir. Seçenek sadece iki tane ise, bunlardan birinin konulması ötekinin yasağını, birinin konulmaması ötekinin emrini zorunlu kılmaktadır. Ancak, seçeneğin ikiden fazla olması halinde, emir için, “ emredilmeyen seçenekler yasaktır” ; yasak için, “yasaklanmayan seçenekler izindir” kuralı geçerlidir.
    Ceza hükümleri, dildeki bu iki biçimden, çoğunlukla yasak biçiminde ortaya çıkmaktadırlar. Ancak, hiç de az olmayan birçok hallerde, bunlar, emir biçiminde de ortaya çıkmaktadırlar. Yasaklar sadece yasaklananı yapmak suretiyle ihlal edilebilirler. Buna karşılık, emirler, sadece emredileni yapmamak veya emredilenden farklı bir şeyi yapmak suretiyle ihlal edilebilirler. O nedenle, ceza hukukunda, her yasağa bir icra suçu ( reato di commissione) ve her emre bir ihmal suçu ( reato di ommissione) karşılık teşkil etmektedir.
    Emirler ve yasaklar, karşılıklı olarak birbirlerine indirgenebilmektedirler. Gerçekten, her yasak bir anlamda bir emirdir, yani yapmamak emridir. Her emir, bir anlamda bir yasaktır, yani yapmamak yasağıdır.
    Teknik olarak, ayrıca, hukuken organize olan toplumun çıkarlarına aykırı fiiller yasaklanmakta, buna karşılık, bu çıkarlara uygun fiiller emredilmektedir.

    bb. İster emir ister yasak olsun, birinci derece ceza hükümleri, ya mutlak ( şartsız ) hükümlerdirler, ya da göreli ( şartlı ) hükümlerdirler.
    Mutlak ceza hükümleri, fiilen uygulanmalarında, özel herhangi bir hukukî fiili gerektirmeyen emirler ve yasaklardırlar. Başka bir deyişle, bunlar, vasıtasız olarak, muhatabı kişilerde yapma veya yapmama yükümlülüğü, buna karşılık, Devlette, söz konusu yapma veya yapmama karşılığında hak yaratan, ama kanunun kendisinden bu hak ve yükümlülüğü çıkardığı özel veya belli bir fiilin gerçekleşmesine gereksinim duymayan hükümlerdirler. Bunlara, ör., insan öldürmeyi ( m. 81, 83 ), yaralamayı ( m. 85 ), hırsızlığı ( m.141 ), yağmayı ( m.148 ), vs. yasaklayan hükümler girmektedir.
    Bununla birlikte, belirtmek gerekir ki, hukuk düzeni bir yandan bir emirler, öte yandan bir anlamda bir şartlı hükümler bütünü olduğundan, mutlak veya şartsız hükümler, daima bazı şartlara tabi kılınmakta, böylece bir yerde şartlı hükümler olmaktadırlar. Gerçekten, bunlar, en azından ve daima, önlerinde, iradesi oldukları Devletin, kendilerine iradesini yönelttiği kişilerin varlığını; aynı zamanda bu kişilerde, Devletin uyruğu olma niteliğini; bu hükümleri anlama, bunlara uygun davranma ve isteme yeteneğini gerektirmektedirler. Ancak, bu duruma rağmen, bu hükümler, beşerî veya doğal belli hukukî bir fiilin gerçekleşmesini gerektiren özel bir şarta hiçbir şekilde gereksinim duymaksızın, isnat yeteneğini haiz kişilere Devletin yönelttiği emirler veya yasaklar olmak anlamına şartsız hükümlerdirler ( Rocco, Sull concetto, 12).
    Şartlı veya göreli hükümler, fiilen uygulanmasında, belli bir hukukî ilişkinin gerçekleşmesini gerektiren emirler veya yasaklardır. Açıkçası, şartlı hükümler, doğrudan değil ama, dolaylı olarak, kendisine bir hak veya yükümlüğün hukuki netice olarak bağlandığı özel hukukî bir ilişkinin karışması sonucu olarak, kişide bir yapma veya yapmama yükümlülüğü; bunun karşılığı olarak, Devlette, bir hak doğuran hükümlerdirler. Gerçekten, bunlar, uyrukluk ilişkisinden doğan koşullardan farklı olarak, kişiye ait bazı koşulların bulunmasını şart koşan, Devletin kişilere yönelttiği ceza ile müeyyidelendirilmiş emirler ve yasaklardırlar. Muhatabında, ör., vatandaşlık ( m. 303, 305, vs. ), kamu görevlisi ( m. 102/ 3, b , 128, 247, 250, 251, 252, 255, 256, 257, vs. ), babalık, oğulluk, kardeşlik, vs. ( m. 82/1, d, 86/2,a, 102/3,c, 103/3 ), karı-kocalık (m.102/2, ) ilişkilerini veya sıfatlarını arayan hükümler bu nitelikte olan hükümlerdirler. Gene, aynı şekilde, bazı hukukî ilişkileri, ör., akit, vs. ( m. 155, 156 ) veya idarenin belli bir düzenleyici işlemini ( m. 195 ) şart koşan Devletin uyruğuna yönelttiği müeyyidelendirilmiş emirler ve yasaklar ve benzer hükümler şartlı veya göreli hükümlerdir. Şart, şartlı emir ve yasakların sadece uygulanmasını sınırlandırır, ancak onların mutlak zorunluluk niteliğini bozmaz ( Rocco, Sul concetto, 12 ).

    cc. Ceza hükümleri, ister emir ister yasak olsun, konularının içeriği bakımından, ya tehlike yasakları, zarar yasakları, ya da tehlike emirleri, zarar emirleridirler
    Zarar yasakları, Devletin cezaî himayesini gerektiren belli bir değer veya menfaatin zararına, dış dünyada zararlı belli bir değişime neden olmanın yasağı olan hükümlerdir. Gerçekten, bunlar vasıta kılınarak, iradenin dış dünyada bir değişiklik, yani bir netice doğurmaya elverişli bir tezahürü önlenmektedir. Önlenmek istenen, öyleyse sebebiyet verilmesi yasaklanan netice, bir zarardır. Bu yasaklar içine, ör., öldürme ( m. 81 ), yaralama ( m. 86 ), çalma ( m. 141 ), kimseye zarar verme ( m.151 ) vs. girmektedir. Bunlara karşılık gelen suçlar, zarar suçlarıdırlar.
    Tehlike yasakları, kendileriyle henüz hukukî bir değer veya menfaate gerçek bir zarar verilmemesine rağmen, sonuçta hukuken himayeye değer bir değeri veya menfaati tehdit eden, yani tehlikeye atan fiilleri yasaklayan hükümlerdir. Tehlike yasakları, tıpkı zarar yasaklarında olduğu gibi, sadece bir irade tezahürünü değil, ama dış dünyada belli bir değişiklik doğurabilen bir irade tezahürünü önlemektedirler. Başka bir deyişle, bunlar, yalnız hareket yasağı değil, ama netice yasağıdır. Burada, doğumu önlenmek istenen netice, elbette zarar değildir, sadece bir tehlikedir. Tehlike, gerçekten bir neticedir. Bunlara, ör., tehdit ( m. 106, 107, ), hakaret ( m. 125 ), vs. yasakları girmektedir. Bunların karşılığı suçlar tehlike suçlarıdır (Rocco, Sul concetto, 11 ).

    dd. Yasaklar hakkında yapılan ayırım emirler hakkında da yapılabilmektedir.
    Yapılmaması hukukî bir değer veya menfaatin fiilî bir zararına neden olan bir davranışın yapılmasını emreden hükümler, zarar emirleridir. Kanunun, ör., 97, 98. maddeleri hükmü bu niteliktedir.
    Buna karşılık, yapılmaması hukukî bir değer veya menfaatin zarar tehlikesine neden olan bir davranışın yapılmasını emreden hükümler, tehlike emirleridir. Kanunun, ör., 278, 279, 280, vs. maddeleri hükmü, bu anlamda bir tehlike emirleridir.

    b. Müeyyide emirleri veya ikinci derecede normlar
    Müeyyide hükümleri, gerekli kıldıkları bir emir veya yasağı ihlal eden bir fiilin failine, şahsî bir kötülük, yani ceza vermeye ve onu uygulamaya yönelik, Devletin kanunla tezahür eden iradesidir. Bu niteliğinden ötürü, müeyyide hükmü hukukî bir emirdir. Açıkçası, suçla ihlal edilen emrin, yani ceza hükmünün yerini alan, yeni hukukî bir emirdir. Ancak, bir yandan bir hükmü, öte yandan bu hükmün ihlalini ( suç ) gerektirdiğinden, müeyyide hükmü ikinci derecede bir emirdir, yani ikinci derecede bir ceza normudur. Söz konusu bu hükümler, bu niteliklerinden ötürü, emredici ve yasaklayıcı ceza normlarından farklı olarak, asla bir yasak biçiminde değil, ama yalnızca bir emir biçiminde ortaya çıkmaktadırlar.
    Hatta, müeyyide hükmü, çifte bir emirdir ( Rocco, Sul concetto, 14 ).
    Gerçekten, bir yandan Devletin organlarına, öyleyse Devlete, ceza uygulama emri verirken; öte yandan, suçluya, cezaya katlanma emri vermektedir. Bunun içindir ki, söz konusu bu çifte emirden, karşılıklı iki yükümlülük doğmaktadır: Devletin organlarının, öyleyse Devletin, cezayı uygulama yükümlülüğü ve suçlunun cezaya katlanma yükümlülüğü. Gerçekten, Devletin bir organının cezalandırma görevini, Devletin diğer bir organında, öyleyse daima Devlette, suçlunun cezalandırılmasını isteme hakkı karşılamaktadır. Öyleyse, Suçlunun cezaya katlanma yükümlülüğüne karşılık, Devlet organında, öyleyse Devlette, bir mahkumiyet hükmüyle ceza verilen suçludan, verilen cezaya katlanmasını istemek hakkına, devletin cezalandırma hakkı denmektedir.
    Böyle olunca, ceza müeyyidesini içeren normun, izin veren veya müsaade ede eden bir norm olduğunu söylemek; izin veren veya müsaade eden her normun, ceza müeyyidesi içeren norm bile olsa, aynı zamanda ve daima emredici veya yasaklayıcı bir norm, yani bir emir veya yasak olduğu, dolayısıyla da aynı anda haklar ve yükümlülükler doğurduğu göz önünde tutulmak koşulu ile, yanlış olmamak gerekmektedir.

    3. Olumsuz ( negatif, menfi ) ceza normları
    Kuşkusuz, ceza normları, genel olarak, ikinci derecede bir başka emirle müeyyidelendirilen emirler veya yasaklarda ifadesini bulmaktadırlar. Bununla birlikte, bazı ceza normları, belirtilen bu biçimin dışında kalmaktadırlar. Bunlar, kural karşısında, istisnanın ifadesi olan olumsuz emirler veya olumsuz ceza normlarıdırlar.

    a. Bir izin veya yetki bahşeden normlar, açıkçası tecviz edici normlar
    İzin veren veya yetki bahşeden normlar, bir ceza tehdidi altında bir davranışı emretmeyen veya yasaklamayan, tersine belli bazı koşullarda, o davranışın yapılmasına izin veren veya yapılması konusunda yetki bahşeden davranış kurallarıdırlar. Kanunun, ör. 24, 25, 26. maddeleri hükmü bu nitelikteki hükümlerdir.
    Aslında, tecviz edici normlar, emredici ve yasaklayıcı normlarla aynı olan normlardırlar. Bu özelliği vurgulamak, daha önce elde edilen, ancak incelenmesi buraya bırakılan, diğer iki ifadeyi göz önüne almayı gerektirmektedir. Gerçekten, “A, B’ yi yükümlü değildir “ denebilir. Bunun anlamı, “ A, B fiilini yapmaya mecbur değildir “ olmaktadır. Gene,“ A, B olmayanı yükümlü değildir” denebilir. Bunun anlamı “A, B fiilini yapmaya izinlidir” olmaktadır. Bu ikinci ifade, “ A, B’ yi yapmaya izinlidir” biçiminde ifade edilebilmektedir. Burada, bir kez daha yüklemden yararlanırsak, birinci ifade için, “A, B’ yi yapabilir” ve ikinci ifade için, “A, B’ yi yapmayabilir” diyebiliriz. Böylece, tecviz edici normları ifade eden ifadeler, elde edilmiş olmaktadır. Bunlardan, birinci ifade, olumlu izin verici normu, ikinci ifade olumsuz izin verici normu ifade etmektedir.
    Bu demektir ki, aslında emredici ve yasaklayıcı normlardan çıkan tecviz edici normlar, ifadeleri bakımından onlardan farklı, ama nitelikleri bakımından onlarla aynı olan normlardırlar. Bunlar, bir hukuk düzeninde, emredici ve yasaklayıcı normların etkilerini tümden veya kısmen ortadan kaldırmakta, açıkçası onları tümden veya kısmen inkar etmektedirler. Olumlu tecviz edici normlar, olumsuz bir emrin, buna karşılık, olumsuz tecviz edici normlar, olumlu bir emrin tümden veya kısmen inkarında söz konusu olmaktadırlar. Bu ilişkinin tersinin de aynı şekilde geçerli olduğunu göz önüne alırsa, tecviz edici normlarla emredici ve yasaklayıcı normlar arasındaki bağıntının ne denli sıkı olduğu daha iyi açıklanmış olmaktadır. Başlangıçta, olumlu emirlerin “A, B’ yi yükümlüdür” ifadesinden hareket edilmişti. Burada, olumlu tecviz edici norm “A, B yapabilir” ifadesinden, “A,B’ yi yapamaz” , “ A, B olmayanı yapamaz” ifadeleri elde edilebilir. Bunlardan, ilki, olumlu tecviz edici emir, ikincisi ve üçüncüsü, sırasıyla olumsuz tecviz edici emirdirler. Bu yeni seride, olumlu ve olumsuz emirler, sırasıyla olumlu ve olumsuz tecviz edici emirlerin inkarı şeklinde ortaya çıkmaktadır. Gerçekten, emredici ve yasaklayıcı her hukuk normu aynı zamanda tecviz edici ve karşılığında her tecviz edici hukuk normu aynı zamanda emredici ve yasaklayıcı bir hukuk normu olduğundan, tecviz edici normlar, emredici ve yasaklayıcı normlarla birlikte bütün bir şeyi teşkil etmektedirler.
    Gerçekten, her emir ve yasak aynı zamanda bir izinse, açıktır ki, bu izin, hem kendisine emredilen veya yasaklanan kişi bakımından, hem de lehine emredilen veya yasaklanan kişi bakımından bir müsaade olmaktadır.
    aa. Kendisine emredilen veya yasaklanan kişi yönünden
    Her emir veya yasak, kendisine emredilen ve yasaklanan kişi yönünden, onda hukukî bir yapma veya yapmama yükümlülüğü doğurmaktadır. Her yapma veya yapmama yükümlülüğü, zorunlu olarak, yükümlülüğün doğal hareket serbestîsinin, hukukî bir sınırıdır. Bununla birlikte, hukuken sınırlandırılmadığı veya engellenmediği için, doğal olarak serbest olan her şey, aynı zamanda, hukuken serbest, yani meşrudur. Hukuken meşru olmak, hukuken izinli kılınmak veya hukuken müsaade edilmek demektir. Hukuken emredilmeyen veya yasaklanmayan her şey öyleyse hukuken izinli olmaktadır. Başka bir deyişle, herkes, hukuken ihmale yükümlü olunmayan şeyi hukuken yapabilir ve hukuken yapmaya yükümlü olunmayan şeyi ihmal edebilir. Bundan dolayı her emir veya yasak aynı anda emir veya yasağın muhatabı, yani bizzat yükümlü bakımından bir müsaadedir.

    bb. Emir veya yasak aynı zamanda lehine emredilen veya yasaklanan kişi yönünden de bir müsaadedir
    Emir ve yasak, sadece kendisine emredilen veya yasaklanan kişi yönünden değil, ama aynı zamanda lehine emredilen veya yasaklanan kişi yönünden de bir müsaade olmaktadır. Gerçekten, beşerî toplumsal birlikte var olma sürecinde, bir kişinin serbest davranışına konan her sınır, zorunlu olarak diğer bir kişinin serbest davranışının genişlemesi sonucunu doğurmaktadır. Üzerinde normların egemen olduğu ve normların yöneldiği toplumsal olarak birlikte yaşayan kişilerin çokluğundan hareket edildiğinde, bir kişinin hürriyet alanı, diğer kişinin hürriyet alanını ne kadar daraltırsa, o kadar genişlemiş olur. Öyleyse, belli bir kişiye konan her yapma veya yapmama yükümlülüğü, mantıksal ve pratik zorunluluktan ötürü, başka bir kişide, karşılık olarak, bir talepte bulunma veya bir muvafakat etmeme yetkisi karşılamaktadır. Hukuk tarafından bir kimsenin iradesine, dolayısıyla fiiline verilen bir hukukî yetki veya hukukî iktidar, bizzat o kişinin veya başka bir kişinin bir amacını, öyleyse bir değer veya menfaatini ilgilendirdiğinden, ayrıca bu değer veya menfaat emir veya yasağa eşlik eden bir müeyyide ile himaye altına alındığından bir "haktır" denir. O halde, bir kişiye konan emir veya yasak aynı anda başka bir kişiye verilmiş bir müsaadedir. Başka bir deyişle, bir kişinin hukukî her yükümlülüğünü diğer bir kimsenin bir hakkı karşılamaktadır( Rocco, Sul concetto, 19 ).
    Sonra, her emir veya yasak nasıl aynı zamanda bir müsaadeyse, aynı şekilde, her müsaade, aynı zamanda bir emir veya yasaktır. Gerçekten, her müsaade hem izinli kılınan kimse yönünden, hem de kendisine müsaade edilen kimse karşısında bir emir veya yasaktır.

    cc. Her müsaade izinli kılınan kimse yönünden bir emir veya yasaktır
    Her müsaade, her şeyden önce, izinli kılınan kimse bakımından, aynı zamanda bir emir veya bir yasaktır. Gerçekten, her hukukî müsaade, belli bir kişiye, Devlet tarafından ve hukuk vasıtasıyla belli bir hukuki hürriyet alanının ayrılmasından başka bir şey değildir. Başka bir deyişle, her müsaade, bir kimsenin hangi doğal faaliyet alanının hukuken serbest, yani meşru, öyleyse izinli veya müsaadeli olduğunu ( ve dolayısıyla hangisinin böyle olmadığını ) belirlemeden ibarettir. Her hukukî müsaade, aynı zamanda bir belirlemek olduğundan, zorunlu olarak, bir başka kişi karşısında, bu kişinin doğal faaliyetinin bir sınırıdır. Bir kimsenin doğal faaliyetinin bu sınırı, ancak bir yapma veya yapmama emriyle, öyleyse bir emir veya bir yasakla konulabilmektedir.Bu demektir ki, her hukukî müsaade, bizzat izinli kılınan kimse bakımından, aynı zamanda bir emir veya bir yasak olmaktadır.

    dd.Lehine emredilen veya yasaklanan kişi yönünden
    Her hukuki müsaade, ayrıca kendisine veya kendilerine müsaade edilen kimse veya kimseler bakımından bir emir veya bir yasaktır. Gerçekten, hukukî her müsaade, bir kimse veya birden çok kimse karşısında bir yapma veya yapmama yetkisi vermekten ibaret bulunmaktadır. Başka bir deyişle, hukukî her müsaade, bir kişiye verilen bir başka kişinin yapması veya yapmamasını talep etmek, yahut başka kişilerin yapmasına veya yapmamasına muvafakat etmemek konusundaki hukukî bir imkandan ibarettir. Hem birinde, hem ötekinde, bir kişinin ( izinli ) yapma veya yapmama hukukî iktidarına, diğer bir kişinin ( yükümlü ) hukukî bir yapma veya ihmal etme yükümlülüğü, yahut bir kimsenin hakkına başka bir kimsenin yükümlülüğü karşılık teşkil etmektedir. Madem her yapma veya ihmalde bulunma yükümlülüğü bir emir veya bir yasağı gerektirmektedir, bir kimseye verilen hukukî her müsaade, başka bir kimse bakımından bir emir veya bir yasak olmaktadır. Buradan, her emir veya yasağın aynı zamanda bir müsaade, buna karşılık olarak, her müsaadenin bir emir veya yasak olmasından, hukuken yasaklanmamış her şeyin hukuken yapma, hukuken emredilmemiş her şeyin hukuken yapmama müsaadesi olduğu sonucu çıkmaktadır. Öyleyse, bu durumda, ceza normunun, emredici, yasaklayıcı ve tecviz edici tezahürleri, birbirinden ayrılmaz iki yüz olarak, ceza normunu oluşturduklarından, tecviz edici ceza normlarının, emredici ve yasaklayıcı ceza normlarına bir karşıtlığı imkansız olmaktadır.
    Her şey bir yana, tecviz edici normlar, hiç olmazsa karşısında izin verilen kimse veya kimseler bakımından, daima bir emir veya bir yasak içermekten başka, bazen kendilerinin varsaydığı diğer emir ve yasakların aynı zamanda bir reddini, yahut sınırlandırmasını, daha doğrusu, bir inkarını ( negazione ) içermektedirler. Demek ki, bunlar, olumsuz ceza normlarının bir türünden veya onların özel bir ifadesinden başka bir şey değildir. O nedenle, söz konusu bu normlar, olumsuz ceza normu olarak, emredici ve yasaklayıcı değer normların zorunlu bir parçasını oluşturmaktadırlar ve kuralın istisnası olarak onlardan ayrılmamaktadırlar. Gerçekten, CK., ör., 25/1. maddesinde meşru savunmaya izin verirken, başkasına zarar verme yasaklarının, ör., CK. m. 81, 86, vs., orada belirtilen koşullarda, geçerliliklerini inkar ederek hariç bırakmakta, açıkçası onları gayri mümkün kılmaktan başka bir iş yapmamaktadır. Ceza kanunun başka yerde genel olarak açıkça yasakladığı fiiller söz konusu olmasaydı, tecviz edici normlar, ya hiçbir anlama gelmezdi, ya da sadece bir savunma hakkının tanınması olarak değil, ama bu hakla birlikte, aynı zamanda kendisini savunma zorunluluğundan gelmeyen tüm öteki durumlarda, herkese konan, beden bütünlüğüne ve hayata karşı bir zararlı fiiller işleme yasağı olarak anlaşılırdı.
    Ancak, öteki emredici ve yasaklayıcı normlarının olumsuz normlarına varan tecviz edici normlar söz konusu olduğunda, kuşkusuz, bir kimseye verilen müsaade, onun bakımından değilse bile, bir başka kişi veya diğer kişiler bakımından bir emir veya bir yasaktır. Böyle olunca, bu normlar, aynı zamanda saldırgan kişi ve diğer kişiler bakımından, savunma hakkının kullanılmasına razı olma, rıza gösterme konusunda bir emir veya savunma hakkının kullanılmasına bir direnme yasağı olmaktadırlar. İşte, bu yüzden, ör., saldırıya uğrayanın meşru savunmasına karşı saldırganın savunma hareketleri; aynı şekilde saldırıya uğrayanın savunma hakkının üçüncü kişilerce engellenmesi, gayri meşruluk olmaktadır.
    Öte yandan, tecviz edici normlar, aynı zamanda ör., meşru savunma halindeyken başkalarının beden bütünlüğüne veya hayatına karşı zararlı bir fiil işleyen kişinin cezalandırılmaması konusunda Devletin ilgili organlarına yönelik bir emirdir.

    b. Hiçbir yetki bahşetmeyen veya bir izin vermeyen ama sadece inkar eden ve sınırlandıran ceza normları
    Hiçbir yetki bahşetmeyen, bir izin vermeyen ceza normları, bir ceza tehdidi altında emretmeyen veya yasaklamayan, bir izin ve yetki de bahşetmeyin ama, sadece emredici veya yasaklayıcı yahut tecviz edici öteki ceza normlarının bazı fiili durumlara göre uygulanabilirliğini sınırlandıran veya bunları tümden inkar eden hükümlerdirler. Olumlu ceza normları denen emredici, yasaklayıcı veya tecviz edici normların karşıtı oldukları içindir ki, bunlara, olumsuz ceza normları denmektedir. CK’ un, ör., hiç kimsenin, kanundaki tanımına uysa bile, bilmediği ve istemediği bir fiilden cezalandırılamayacağı ( m. 21 ), fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış olan kişi hakkında kovuşturma yapılamayacağını ve ceza verilemeyeceğini (m. 31 ), sanığın ölümünün kamu davasını ortadan kaldıracağını ( m. 64 ), vs., emreden davranış kuralları, bir izin veya yetki bahşetmeyen ama, sadece başka davranış kurallarının uygulanabilirliğini sınırlandıran veya onları tümden inkar eden olumsuz ceza normlarıdırlar.

    c. Emredici veya yasaklayıcı normlarla bağıntılarında olumsuz (negatif) ceza normları
    Aralarına kendine özgü bir tür oluşturan tecviz edici normlar da bulunmasına rağmen, olumsuz ceza normları, tamamen veya kısmen inkarını teşkil ettikleri emredici veya yasaklayıcı ceza normları ile olan bağıntılarında, ya bir ceza ile müeyyidelendirilmiş olan emir veya yasağın olumsuz normları, yani ceza hükmünün olumsuz normları, ya da cezalandırma emrinin olumsuz normları, yani müeyyide hükmünün olumsuz normları olarak ortaya çıkmaktadırlar.
    Emir veya yasak, ceza hükmünün, kuralın istisnası olarak, belli bir fiille tamamen veya kısmen birleştirilmemesi gerektiğini bildiren normlar, ceza hükmünün olumsuz normlarıdırlar. Bunlar arasına, ör., kural olarak yasaklanan, dolayısıyla suç sayılan bir fiili, belli bazı koşullarda istisna olarak buyuran ( CK. m. 24 ) veya kural olarak yasaklanan, dolayısıyla suç sayılan bir fiile, belli bazı koşullarda istisna olarak izin veren ( CK. m.25/1,2, 26, vs. ) ceza normları girmektedir.
    Müeyyide hükmünün olumsuz normları, en başta, cezalandırma emrinin, dolayısıyla cezalandırma hak ve yükümlülüğünün, bir ceza hükmünü ihlal eden belli bir fiile ya tümden ya da kısmen bağlanmaması gerektiğini bildiren normlardırlar. Başka bir deyişle, bu normlar, kural olarak cezalandırılabilir bir fiilin cezalandırılmamasına veya farklı bir biçimde cezalandırılmasına izin veren veya bunları emreden normlardırlar. Gerçekten, ister yalnızca cezadan muaf tutsun ( cezalandırılabilme şartları ), ister kurucu unsurların birinde suçu veya cezayı hariç bıraksın (sucu ortadan kaldıran nedenler), cezalandırma hakkını ortadan kaldıran nedenler, kuralın istisnası olarak, müeyyide hükmünün olumsuz normlarıdırlar.
    Sonra, bu normlar, bir ceza hükmünün ihlali olan belli bir fiille bağıntılı emir ve yasağın, dolayısıyla hak ve yükümlülüğün, başka bir fiilin gerçekleşmesi ile tamamen yahut kısmen uygulanmamasını ( cezalandırma hakkının ortadan kalkması veya değişmesi nedenleri ) bildiren normlardır. Kanunun, ör., 64, 65, 66, vs. maddeleri bu nitelikteki hükümlerdirler.
    Öte yandan, kanunun ör., 27. maddesi hükmünde olduğu gibi, belli bir fiil ile bağıntılı olması gereken bir inkârı inkâr eden normlar da , müeyyide hükmünün olumsuz hükümleridirler.
    Ancak, belirtmek gerekir ki, ceza hükmünün tüm olumsuz normları doğal olarak müeyyide hükmünün de olumsuz normları oldukları halde, bunun tersi, yani müeyyide hükmünün olumsuz normları, ceza hükmünün olumsuz normları değildirler.

    4. Bahşeden, mahrum eden ceza normları
    Ceza normlarının bir yandan emreden veya yasaklayan, öte yandan cevaz veren normlar olarak, iki yana açık davranış kuralları olmaları, olmaların ayrıca başka bir tasnifine imkan vermektedir.
    İki taraflılık, normun, karşılıklı olarak, iki kişiye hak vermesi ve ödev yüklemesidir. Gerçekten, hukuk normu iki taraflıdır denirken, normun, karşılıklı bir ilişkinin aralarında birleştirdiği iki kişiyi, yani karşılıklı olarak hak ve ödev sahibi iki kişiyi, aynı anda muhatap almasıdır. Başka bir deyişle, ceza normu, genel olarak, bir kimseyi borçlu kılarken, yani bir kimseye bir yükümlülük yüklerken, bunun tersi olarak diğer bir kimseye bir iktidar, yani bir hak bahşetmektedir veya bunun tersi olmaktadır. Bu demektir ki, iktidarsız, yükümlülük olmaz. Öyleyse, yükümlülük, karşısında, kendisine nispetle, iktidarla donatılmış bir kişi bulunan bir kimsenin, kendisinin içinde bulunduğu durumdur. Hukuk düzeninin, bireylere, kendisi ile yükümlülükler yarattığı normal usul, ya özel organlara, ya da her ikisine birden iktidar bahşetmek olmaktadır. Yükümlülük ve iktidar, birinci ikinciden ve ikinci birinciden bağımsız olarak tanımlanamama anlamında, değişken iki terimdir ve biri, ötekine dönüştürülebilmektedir. Böyle olunca, “A B’ in karşısında bir yükümlülüğe sahiptir” demek, “A, B’ in karşısında bir iktidara sahiptir” demeye eşit olmaktadır ( Bobbio, Norma, 333 ; Rocco, L’ogetto,.166 )
    Bu bağlamda, emredici ve yasaklayıcı ceza normları, bir yükümlülük doğuran normlar olurken, tecviz edici normlar, bu yükümlülüğü ortadan kaldıran normlar olmaktadırlar .

    5. Bildirici veya açıklayıcı ceza normları
    Bildirici veya açıklayıcı normlar, bir davranışı ne emreden ve yasaklayan, ne o davranışa cevaz veren, ne de emredici, yasaklayıcı veya tecviz edici normların uygulanabilirliğini sınırlandıran veya inkar eden normlardırlar. Tersine, bunlar, sadece bir fikri, bir kavramı genişleten, ayrıntıları ile anlatan veya öteki ceza normlarının saptamış olduğu bir kavramı unsurları ile ortaya koyan normlardırlar. Bu demektir ki, nitelikleri bakımından olumlu veya olumsuz ceza normu sayılmayan, ama bunlarla birlikte bir bütün teşkil eden ceza normları bildirici veya açıklayıcı hükümlerdirler. Bunlar, öteki ceza normlarının sahih yorumları, açıklamaları olarak yorumladıkları, açıkladıkları olumlu ve olumsuz ceza normlarına katılmakta, açıkçası bir bütünün parçaları olarak onlarla birleşmektedirler. Öyleyse, bildirici ve açıklayıcı normlar, öteki ceza normlarının uygulanabilirlik koşullarını bildirmeyi, açıklamayı, tamamlamayı amaçlayan ceza normlardırlar. Başka bir deyişle, bunlar, salt bildirmeden ve açıklamadan ibaret olduklarından, diğer ceza normlarının, ister emredici veya yasaklayıcı, ister tecviz edici, isterse olumsuz normlar olsunlar, özel bir tür sahih yorumunu ifade etmektedirler.
    Ancak, bunların dilde bildirmeli önerme olmaları, onların bir yaptırma işlevine sahip olmadıkları, yani bir tür emir olmadıkları anlamına gelmemektedir. Öteki ceza normları ile birlikte bir bütün teşkil ederek ceza hukuku düzeninde geçerlilik kazanan bildirici ve açıklayıcı hükümler, bildirmeli önerme biçiminde ifade edilmelerine rağmen, yaptırmalı dil alanına girdiklerinden, bir yaptırma, emretme işlevine sahip bulunmaktadırlar. Açıkçası, bunlar, kanun koyucunun, kanundaki belli bir deyimin, belli bir ifadenin belli bir biçimde anlaşılmasını sağlayan iradesinin bir tezahürüdür. Bu yüzden, ceza hukuku düzeninde yer alan bildirici veya açıklayıcı ceza hükümleri, genel olarak, yurttaşlardan da önce, Devletin organlarına, özellikle yargı organlarına, kanunda yer alan deyim ve ifadelerin, kanun tarafından muayyen kılınan sınırlar içinde ve anlamda anlaşılması ve uygulanması konusunda uyulması zorunlu bir emri içermektedir.
    Bildirici veya açıklayıcı ceza normları, bazen davranış normu, yani hükümle, bazen müeyyide hükmü ile birlikte bir bütün oluşturduklarından, kanunun uygulayan organ yerindeki kişiler bakımından bir davranış kuralı veya normu olarak görev yapmaktadırlar. Bu demektir ki, söz konusu bu ceza hükümleri, kimseye bir haber, bir bilgi vermemekte, kanunun anlaşılması ve uygulanması konusunda, kanun hükmünün muhatabı kişilere, belli bir biçimde davranmalarını emretmektedirler.
    Bu bağlamda, başta Ceza Kanununun genel hükümleri arasında yer alan, ancak bir ceza tehdidi altında emredilen veya yasaklanan bir davranışa cevaz vermeyen, aynı zamanda bu nitelikteki davranış kurallarının uygulanabilirliğini bazı fiili durumlar bakımından inkâr etmeyen veya sınırlandırmayan hükümler, bildirici veya açıklayıcı ceza normlarıdırlar. Gerçekten, kanunun, ör., 1, 2, 4, 6, 35, 37, 45, 46, 58, 61, vs. maddeleri hükmü, bu nitelikte ceza normlarıdırlar.
    Bu tür normlara, kanunun özel hükümleri arasında, genellikle tanım kuralları olarak rastlanmaktadır. Kanunun, ör., 126, 252/ 3, 4, 5, vs. hükümleri bu nitelikteki ceza hükümlerdirler.

     
Dil-matik Yapisi Bakimindan Ceza Normlari konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. anternatif bakimlar

    anternatif bakimlar

    Alternatif Bakımlar Aromaterapi: En eski iksir... Bitkisel özlerin kullanımının binlerce yıllık bir geçmişi var. Çağlar boyunca insanlık bitkisel yağlardan çok çeşitli yollardan ve çeşitli amaçlarla yararlandı; bu yağlar ilkel topluluklarda çoğu dinsel törenlere mistik bir hava kattı, bazen de büyücülerin gücünü vurguladı. Zamanla yağların kullanım alanları genişledi, Doğu ülkelerinde...
  2. Kemİklerİn Yapisi

    Kemİklerİn Yapisi

    Hemen hemen bütün kemiklerde, özellikle de vücuttaki uzun kemiklerde iki farklı yapı bulunur. Kemiğin gövdesi yoğun kemik dokusu içerirken, uçları ince bir kemik katmanından, gözenekli kemik yapısından oluşur. Aslında bu düzenleme, kemiklerin işlevini yerine getirebilmesi açısından oldukça önemlidir. Çünkü kemik ancak böyle bir dizayna sahip olduğu takdirde yoğun baskı altında kalmadan hareket...
  3. Kromozomun Yapisi

    Kromozomun Yapisi

    KROMOZOMUN YAPISI Bitkilerde ve hayvanlarda her tür kendine özgü sabit sayıda kromozom içerir. Kromozomların sayısı mitoz bölünmedeki düzenli ve kesin olaylarla sabit tutulur. Bir çok hayvan ve bitkide kromozom sayısı eşittir. Fakat kromozomlardaki kalıtım faktörleri farklıdır. İlk defa 1840 yılında botanikci HOFMEISTER tarafından Tradescantia bitkisinin polen hücrelerinde görülmüş ve 1888...
  4. Kategorik Ceza Normlari Ipotetik Ceza Normlari

    Kategorik Ceza Normlari Ipotetik Ceza Normlari

    1. İfade edildikleri biçim bakımından ceza normları Ceza hukuku normları, bildirmeli ve belirtmeli değil, yaptırmalı önermelerdirler . Dilin, başkalarının davranışlarını değiştirmek için, onları etkilemek amacı ile kullanılmasına, dilin yaptırma işlevi denmektedir. Dil, yaptırma işlevini, yaptırmalı önermelerle, yani normatif önermelerle yerine getirmektedir. Dil yaptırma işlevi, emretmek,...
  5. "entrika"matik ;)

    "entrika"matik ;)

    sevgili meleklerimmmm olmayasıca kayınbabam bana savaş açmış durumda en sevdiğim kaynım ve canım arkadaşımın düğününe gitmemi yasakladı eşime karın gelmeyecek gelirse orda rezil ederim salondan kovarım demiş...Ama eşim sen gitme ben giderim diyor normal şartlarda kardeşinin düğünü gidebilir ama bizim aramızdaki resmen gövde gösterisine döndü düğün başka şehirde eşim o düğüne...

Sayfayı Paylaş