gebe
  1. UzakMavi

    UzakMavi Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    26 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    1.421
    Beğenilen Mesajlar:
    8
    Ödül Puanları:
    0

    Dingil...

    Konu, 'Bilgi Deposu' kısmında UzakMavi tarafından paylaşıldı.

    Dingil...
    BEN sadece "dingil"i yazmıştım:

    Genelde kamyonlarda iki tekerleği birleştiren, borumsu, içi boş demir...


    Dingil...

    İki türlü dingil vardır:

    Tek dingil, çift dingil...

    (.........)

    Yazımda isim yoktu.

    Yani "Dingil" kim, belli değildi.

    Ama AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat "Dingil benim" diye beni mahkemeye verdi.

    Nerden çıkarttı?..

    Nasıl anladı, bilemeyiz...

    Hem de iki dava birden; birisi tazminat davası, para talep ediyor... İkincisi ceza davası, yani hapis...

    Avukatım Şehnaz Yüzer’in bildirdiğine göre, Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı geçen gün ceza istemi davasında "Kovuşturmaya yer olmadığına" karar verdi.

    Kararda, "Basının görevi, toplumu ilgilendiren tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, düşünmeye çağıracak yolda tartışmalar açmak, yöneticileri eleştirmek ve uyarmak, bireyleri içinde yaşadığı toplumun ve yaşadığı ülke sorunları yönünden bilinçlendirmek olduğuna göre. (...) Kovuşturmaya yer olmadığına..." deniliyor.

    Bence ders niteliğinde bir karar.

    *

    Dingile
    gelince...

    Beni, kamu düzenine karşı suç işlemekle suçladığı günlerde, yabancı medyaya Cumhuriyet’in bir "travma" olduğunu söylemesi geliyor aklıma.

    Bunun adı nedir bilemem...

    Bu Cumhuriyet’in okullarında okuyup diploma alan, şirketler kurup zengin olan, ayda 15 milyar maaşla milletvekili koltuğuna oturan...

    O Cumhuriyet’e bağlı kalacağına namusu ve şerefi üzerine yemin eden...

    Ama Cumhuriyet’i kuranlara hakaret edip "travma" diyen bir insana ne denir?..

    Adı nedir?..

    Neye benzer?..

    Ne gibidir?..

    Artık siz bilirsiniz.

    *

    Sözlüklerde dingilin bir diğer anlamı; cambazların yürüdükleri telin üzerinden düşmemek için ellerinde tuttukları uzun sırık:

    Dingil...





    Yılmaz ÖZDİL



    [​IMG]Balık hafızası


    "Ecevit kişisel hırsından gitmiyor."

    "Mesaisini yerine getirmekten aciz."


    "Ülkeyi hastaneye çevirme!"

    "Kendine zulmetme, çekil!"

    "Millete kıyma, bırak!"

    "Ölümün ertelenmesi, ötelenmesi, hayatın yaşandığı anlamına gelmez..."

    "Mazereti var... Yaşlılık!"

    "Çekilmesini bilmiyor."

    "Ecevit görevinin başında olduğunu söylemiş... Ne olur güldürme bizi!"

    "Fiziken çökmüş."

    "Bitmiş bir insan."

    "Topluma yararlı olmaya değil, anca kendini ayakta tutabilmeye çalışıyor."

    "Git."

    "Çekil."

    "Yerinden ve merkezden olmak üzere, iki yönetim şekli vardır... Şimdi, hastaneden ve evden yönetim çıktı!"

    "Anlaşılan o ki, insan yaşlanınca gerçekleri daha az görüyor, hırsı artıyor. Hastane raporları bile zoraki veriliyor."

    "Her tarafı kırılıp dökülüyor."

    "Çelik korselerle duruyorsun."

    "Düş milletin yakasından."

    *

    Kime ait bu laflar?

    Tayyip Erdoğan’a.

    *

    Ne yazıyorlar şimdi?

    "Darbeci emekli generaller, Ecevit’e çekil baskısı yaptı."

    *

    Hep söylerim... Bu yalaka gazetecilerin en güvendiği konu, "balık hafızası..."

    Kendi yazdıklarını unuttukları için, okuyanlar da mutlaka unutmuşlardır diye tahmin ediyorlar.





    Tufan TÜRENÇ



    [​IMG]Ergenekon meğer Ecevit’e bile darbe yapmaya kalkmış!


    ERGENEKON iddianamesindeki bir garip iddia daha sızdı gazetelere: "Ergenekon Örgütü’nün Ecevit hükümetine karşı darbe girişimi..."

    İnsanın gerçekten dili tutuluyor. Meğer neymiş bu Ergenekon.

    Belli ki bu iddianame açıklandığı zaman tam evlere şenlik bir tablo ile karşı karşıya kalacağız.

    İşler bu kadar çığırından çıkarıldığına göre ben de artık yaşadığım bir olayı anlatmalıyım.

    2003 Şubat’ı... Basın Konseyi’nin yıllık geleneksel yemeğinin onur konukları Rahşan ve Bülent Ecevit.

    Başkan Oktay Ekşi, Ecevitler’i lokantanın kapısında karşıladı.

    Yemekte 40 kişi vardı.

    Ecevitler’in ortasına Oktay Ekşi oturdu. Ben tam Ecevit’in karışındaydım.

    Yemekte çok ilginç konuşmalar oldu. O rahatlık ve samimiyet içinde Bülent Bey’e çeşitli sorular sordum. Bir tanesi şöyleydi:

    "Efendim, sizi Başkent Hastanesi doktorları tedavi ediyordu. Onlardan çok memnundunuz. Ama bir gün aniden doktorlarınızı değiştirdiniz. Ne oldu da böyle bir karar aldınız?"

    * * *

    Ecevit hafifçe gülümsedi, sonra da şöyle dedi:

    "Sanırım bir güvensizlik duydum, başka bir doktora gittim. Hepsi bu."

    Yanıt beni tatmin etmemişti, ama üstüne gitmemiştim.

    Ertesi gün gazetede Oktay Ekşi bana ilginç bir bilgi aktardı:

    "Bülent Bey’in yanıtından sonra Rahşan Hanım bana, ’Bülent, Tufan Bey’in sorusuna açık yanıt veremedi. Hastaneye gideceğimizden bir gün önce Bülent’i izleyen ekipten bir doktor bana, size yarın 7 ay yatak istirahati ve çalışamaz raporu verilecek, dedi. Onun için son anda hastaneye gitmeme kararı aldık’ dedi."

    Oktay Ekşi’ye, "Rahşan Hanım bunu yazılmamak koşuluyla mı söyledi?" dedim.

    "Hayır."

    "Öyleyse bunu haber yapabiliriz."

    Oktay Ekşi konuyu haber toplantısında açtı. Tartışıldı. Manşet yapılmasına karar verildi.

    Bilgileri Ankara’daki arkadaşlara geçtik, haber hazırlamalarını istedik.

    * * *

    Haber kısa zamanda geldi ve 8 Şubat tarihli Hürriyet’te sürmanşette çıktı.

    Ecevitler sürmanşet hakkında herhangi bir açıklama yapmadı.

    Başkent Hastanesi ise bu iddiaları tümüyle yalanladı.

    Rahşan Hanım’ın bu açıklaması, Bülent Bey’in hastalığı sırasındaki ortalıkta dolaşan söylentilerle örtüşüyordu.

    Söylentilere göre, Ecevit’e başbakanlıktan çekilmesi için baskı yapılacak, bu sağlandıktan sonra yerine Hüsamettin Özkan başbakan olacaktı.

    Ancak söylentilerin hiçbiri gerçekleşmedi ve Ecevit bütün sağlık sorunlarına karşın erken seçime kadar görevini yürüttü.

    O dönemde Ecevit’in çekilmesi gerektiğini hemen her kesimden insan savunuyordu.

    (alıntıdır )


     

Sayfayı Paylaş