gebe
  1. THESECRET

    THESECRET "Adalet olunca yiğitliğe lüzum kalmaz"

    Kayıt:
    16 Temmuz 2014
    Mesajlar:
    2.146
    Beğenilen Mesajlar:
    223
    Ödül Puanları:
    63
    Şehir:
    İstanbul

    Edebi Sanatlar

    Konu, 'Tüm Lise Ders Notları' kısmında THESECRET tarafından paylaşıldı.

    edebi sanatlar nelerdir,edebi sanatlar konu anlatımı,edebi sanatlar ders notları,edebi sanatlar hakkında bilgiler indir (4).jpg


    Sözü etkili hale getirmek için değişik anlam çağrışımları ya da ses benzerlikleri kullanılır. Şair ne kadar ince bir anlam, ne kadar hoş bir ses bulursa, şiiri o denli güçlü olur. İşte şiirde, az da olsa düzyazıda, bu tür söz hünerleri edebi sanatları oluşturur.

    Şimdi bu sanatların önemlilerini görelim.



    BENZETME (TEŞBİH)

    Aralarında benzerlik ilgisi bulunan iki kavram ya da varlıktan birinin diğerine benzetilmesiyle yapılan sanattır. Sadece şiirde değil düzyazıda hatta konuşma dilinde bile çok kullanılır.

    Bir benzetmede dört unsur bulunur: Benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü, benzetme edatı.

    Arslan

    Kendisine

    Benzetilen

    gibi

    Benzetme

    Edatı

    güçlü

    Benzetme

    Yönü

    askerler

    Benzeyen

    cepheden cepheye koşuyorlar.

    Yukarıda benzetmenin unsurlarının nasıl sıralandığı görülüyor.

    Elbette her benzetmede bu unsurların tümü bulunmaz. Eğer sadece benzeyen ve kendisine benzetilen kullanılırsa, benzetmeye “teşbih-i beliğ” (en güzel benzetme) denir.

    Zeytin

    Kendisine

    Benzetilen

    gözlüm sana meylim nedendir.

    Benzeyen

    dizesinde “göz”, “zeytin”e benzetilmiş ancak benzetme yönü ve benzetme edatı kullanılmamış.

    Eğer kendisine benzetilen ya da benzeyenden biri eksik olursa, istiare sanatları ortaya çıkar. Bunu iki grupta inceleyelim.



    1. Açık İstiare

    Benzetme unsurlarından sadece kendisine benzetilenle yapılır.

    Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi

    dizesindeki “arslan” sözcüğünün askerleri ifade ettiği bellidir. Eğer biz benzetmenin bütün unsurlarını söylersek, yani “arslanlar” yerine “arslan gibi güçlü askerler” dersek ilk örnekte gösterdiğimiz gibi “arslanlar” sözünün kendisine benzetilen olduğunu görebiliriz.



    2. Kapalı İstiare

    Benzetme unsurlarından benzeyen ve benzetme yönüyle yapılır.

    Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda

    Yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda

    dizelerinin ikincisinde altı çizili sözlerde kapalı istiare vardır. Çünkü alnın yanması, gözlerin sönmesi bir benzetmenin olduğunu hissettiriyor. Yanmak ateşe ait bir özelliktir; sönmek de öyle. Buna göre biz benzetmenin unsurlarını açık olarak yazsak

    "Ateş

    Kendisine

    Benzetilen

    gibi

    Benzetme

    Edatı

    yanan

    Benzetme

    Yönü

    alnım

    Benzeyen

    Görüldüğü gibi şiirde kendisine benzetilen ve benzetme edatı yoktur.

    Sadece benzeyen ve benzetme yönü vardır. Öyleyse sanat, kapalı istiaredir.



    3. Temsili İstiare

    Kendisine benzetilen ve benzetme yönüyle yapılan benzetmelerdir. Bunlarda benzeyenin anlatılmak istenen birçok özelliği kendisine benzetilenin özelliği olarak sıralanır.

    Hani bir gün seninle Topkapı’dan

    Geliyorduk yol üstü bir meydan

    Bir çınar gördük enli, boylu, vakur

    Bir çınar hiç eğilmemiş mağrur

    Koca bir gövde belki altı asır

    Belki ondan da fazla, dalgın, ağır

    Kaygısız bir ömür sürüp gelmiş

    Öyle serpilmiş, öyle yükselmiş

    .......

    Yukarıdaki dizelerde Osmanlı, bir çınara benzetilmiş ancak Osmanlı hiç söylenmemiş, çınarın özellikleriyle hissettirilmiştir.



    MECAZ-I MÜRSEL

    Bir sözü, benzetme amacı gütmeden, başka bir söz yerine kullanma sanatıdır. Genellikle bütünün, bir parçası söylenerek tümü çağrıştırılır. Örneğin;

    “Bu söze bütün sınıf güldü.” cümlesinde “sınıf” sözü “sınıftaki öğrenciler” anlamındadır. Benzetme amacı yok, çağrıştırma var.

    Kan tükürsün adını candan anan dudaklar

    Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun

    dizelerinde “dudak” ve “göz” sözcükleri aslında kişiyi ifade eder.



    KİŞİLEŞTİRME (TEŞHİS)

    İnsan dışındaki varlıklara insana özgü, insanın yapabileceği davranışları yaptırma sanatıdır.

    Akisler silinir bir bir denizden

    Gece eşya uyur ve ruh uyanır

    dizelerinde insana ait olan “uyumak”, “uyanmak” eylemlerini “gece” yapmıştır.

    Ay, suda bestelerken en güzel şarkısını

    Küreklerim de suya en derin şiiri yazdı

    dizelerinde de “ay” ve “kürekler” teşhis edilmiştir.



    İNTAK

    İnsan dışındaki varlıkları konuşturma sanatıdır.

    Sabahleyin kozasından bakan gelincikler

    Sorar bu dünyaya:

    - Ne istersin?

    Kanatlanıp uçalım mı?

    Çiçek olup açalım mı?

    Bu şiirde gelincik konuşturulduğu için intak yapılmıştır.

    İntak sanatının olduğu her yerde teşhis doğal olarak vardır.



    KİNAYE

    Bir sözün gerçek anlamını söyleyip mecaz anlamını çağrıştırma sanatıdır. Bu sanatta sözün gerçek anlamı da söylenmiş olabilir. Ancak asıl kastedilen, geçerli olan mecaz anlamdır.

    Bulmadım dünyada gönüle mekan

    Nerde bir gül bitse etrafı diken

    dizelerinde son dizede kinaye yapılmıştır. Çünkü; gerçekten gülün olduğu yerde, mutlaka dikenler de vardır. Ancak burada asıl söylenmek istenen “nerde iyilik olsa çevresinde mutlaka kötülük de olur” anlamıdır. Yani dizede söylenen gerçek anlamın ardında bir mecaz anlam vardır. Buna kinaye denir.



    TEZAT

    Anlamca birbirlerine karşıt olan durumların fikirlerin bir arada kullanılması sanatıdır.

    Seni her zaman düşündüm

    Biliyorum güzelsin

    Ama ne tanıdım

    Ne gördüm

    Bu şiirde hem “biliyorum” denmesi, hem de “ne tanıdım ne gördüm” denmesi tezat oluşturmuştur.



    TELMİH

    Söz arasında bir olayı, bir atasözünü, bir fıkrayı hatırlatma sanatıdır. Hatırlatılmak istenen şey hakkında ipucu olabilecek bazı özellikler verilir.

    Şeb-i yeldada uzar fecre kadar kıssa-i aşk

    Ta ki Mecnun bitirir nutkunu Leyla söyler

    Bu dizelerde geçen “Leyla” ve “Mecnun” sözleri aynı adlı hikayeyi çağrıştırıyor. Dolayısıyla telmih yapılmıştır.



    HÜSN-İ TÂLİL

    Bir olgunun gerçek nedeni bilindiği halde onu başka bir nedenden oluyormuş gibi gösterme sanatıdır. Sanatçı gerçek sebebi inkar ederek yerine heyecanına uygun bir neden gösterir.

    Ateşten kızaran bir gül arar da

    Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi

    dizelerine baktığımızda şair, çoban çeşmesi adını verdiği derenin akışının nedenini “ateşten kızaran bir gülü aramak” olarak söylemiştir. Oysa derenin akmasıyla gül araması arasında gerçekte bir ilgi yoktur. Bu nedeni şair kendisi kurmuştur.



    TECAHÜL-İ ARİF

    Bilinen bir şeyi, bir anlam inceliği oluşturmak için bilmiyor görünme sanatıdır.

    Şakaklarıma kar mı yağdı ne var

    Benim mi Allah’ım bir çizgili yüz

    dizelerini incelediğimizde, şairin, şakaklarındaki beyazlıkların, saçları olduğunu bildiği halde bilmezden geldiğini görüyoruz. İkinci dizede de kendi yüzünü tanıdığı halde “benim mi” diye sormuş ve bilmezden gelmiş.

    Bunu hüsn-i tâlille karıştırmayalım. Hüsn-i tâlilde şair bilmezden gelmez, kesinlikle başka bir nedene bağlar. Örneğin yukarıdaki dizeyi “Şakaklarıma kar yağdığı için saçlarım beyaz” şeklinde söyleseydik, gerçek dışı bir nedene bağladığımızdan hüsn-i tâlil yapmış olacaktık.



    LEFFÜ NEŞR

    Birinci dizede söylenen sözlerle ilgili olarak ikinci dizede bazı sözlerin bir sıra gözetilerek anlatılmasıdır.

    Gönlümde ateştin gözümde yaştın

    Ne diye tutuştun ne diye taştın

    dizelerine baktığımızda birinci dizedeki “ateş” ve “yaş” sözcüklerinin anlamıyla ilgili olarak ikinci dizede “tutuştun” ve “taştın” sözcükleri verilmiş, ilgili sözcüklerin alt alta geldiğini görüyoruz.



    CİNAS

    Şiirde yazılışları aynı, anlamları farklı sözlerin bir arada kullanılmasıyla oluşan sanattır. Cinaslı kafiyede bunu görmüştük.

    Söylerken o sözleri kızardı

    Hem hazzeder ah hem kızardı

    dizelerindeki altı çizili sözcüklere baktığımızda birinci dizedeki “kızardı” sözünün rengin kızarması, ikinci dizedekinin ise sinirlenmek anlamında olduğunu görüyoruz. Yazılışları aynı anlamları farklı bu sözler cinas oluşturmuştur.



    TEVRİYE

    Birkaç anlamı olan bir kelimenin, iki ya da daha fazla anlama gelecek şekilde kullanılması sanatıdır. Bu anlamların tümü de gerçektir. Bu yönüyle kinayeden ayrılır; çünkü kinayede mecaz anlam çağrıştırılır.

    Ulusun, korkma nasıl böyle bir imanı boğar

    Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar

    dizelerindeki “ulusun” sözü hem yücesin, asilsin anlamına gelmiş, hem de “bir köpek gibi ses çıkarsın” anlamında kullanılmış. Bu anlamların ikisi de gerçektir.



    TARİZ

    Bir kişiyi, olayı ya da durumu alaylı yoldan, iğneleyici bir dille eleştirme sanatıdır.

    Yiyin efendiler yiyin bu han-ı yağma sizin

    Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin

    dizelerinde devlet malını yiyip bitirenlerin eleştirildiği görülüyor; dolayısıyla tariz yapılmıştır.



    MÜBALAĞA (ABARTMA)

    Bir durumu olduğundan çok büyük ya da çok küçük gösterme sanatıdır.

    Aramazdık gece mehtabı yüzün parlarken

    Bir uzak yıldıza benzerdi güneş sen varken

    dizelerinde şair, sevgilisinin yüzünün parlaklığının güneşten daha çok olduğunu söyleyerek hatta “güneşi uzak bir yıldız” olarak görerek, durumu abartmıştır.



    TEKRİR

    Anlamı kuvvetlendirmek için bir veya birkaç kelimenin dizelerde tekrarlanmasıdır.

    Sanki siyah, simsiyah teller içinde

    Sanki simsiyah kovuklarda yaşadık biz

    Sanki hiç görmedik birbirimizi

    Sanki hiç tanışmadık

    Dizelerde altı çizili sözcük tekrir sanatını oluşturmuştur.



    TENASÜP

    Aralarında anlam ilgisi bulunan sözleri bir sıra gözetmeksizin bir arada kullanma sanatıdır.

    Gün bitti ağaçta neşe söndü

    Yaprak ateş oldu kuş da yakut

    Yaprakla kuşun parıltısından

    Havzın suyu erguvane döndü

    dizelerinde ağaç, yaprak, kuş, havuz gibi bahçede bulunan şeyler sıralanmıştır.



    SECİ

    Düzyazıda kafiyeli sözcüklerin kullanılması sanatıdır.

    İlahi! Bekaa isteyen candan vücud afetlerini sen def et! Dirlik uman gönülden varlık hicabını sen ref et! Can sırrın isteyene şer yolunu tarik et! Yokluk yoluna gidene tevfikini refik et!

    Bu yazıda altı çizili sözler birbiriyle kafiyelidir. Düzyazıda kafiye kullanılması ise seci sanatı oluşturur.



    ALLİTERASYON

    Şiirde aynı sesin fazla kullanılmasından kaynaklanan ses sanatıdır.

    Eylülde melûl oldu gönül soldu da lale

    Bir kaküle meyletti gönül geldi bu hale

    Bu dizelerde “l” sesinin çok kullanıldığı görülüyor. Öyleyse burada bu sesle alliterasyon yapılmıştır.



    NİDA

    Seslenme sanatıdır. Şiirde “ey” gibi ünlemlerle ifade edilir. Ancak ünlem bildiren sözcük olmadan da nida sanatı yapılabilir.

    Ey bu toprakları için toprağa düşmüş asker

    dizesinde altı çizili sözle nida sanatı yapılmıştır.

     
Edebi Sanatlar konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. edep ve haya!

    edep ve haya!

    edep ve haya ile ilgili hadisler edep ve haya ile ilgili hikayeler hikayeler kıssalar Şöyle düşündüm ki kendi kendime, Ne edepsizlik ettim efendime? Üstadımı mahrum ettim yemekten, Bela eksik olmaz edepsizlerden. Evliya sohbeti keskin bıçaktır, Edepte bir kusur feyze hicaptır. Toplumun içinde ayıplanırsın, Hak katında dahi, mahcup olursun. Edep süsler bulunduğu yerleri, Edepli olanın...
  2. edeb..

    edeb..

    Resûlullah efendimiz(sav) şöyle buyuruyor: "Rabbim beni güzel terbiyesiyle terbiye etti ve edeblendirdi." Sâlik'e lâzım olan, Resûlullah'ın ahlakıyla ahlâklanmaktır. Zira sülûkün ve de tasavvufun özü zaten edebtir. Ebu Hafs-ı Kebir şöyle buyurdu: "Tasavvuf, bütünüyle edebtir. Bütün vakitte edebli olmaktır. Ve bütün hallerde ve bütün makamlarda edebli olmaktır." Hz....
  3. Edebi eser..

    Edebi eser..

    Söz ve ifadede ölçüyü kaçırmamaya, hayatı ve hayata anlam katan değerleri incelikli olarak yaşamaya ve yaşatmaya delalet eder.
  4. Edep..

    Edep..

    Edep ve terbiyeyi güzel bir insan suretinde görmek din ve iman güzelliğine, Hal ve hareketinde edep sınırlarını gözeten birini görmek haddini bilmeye, ilim ve irfan sahibi olmaya, Edepsizce davranın birini görmek, hayasızlığı ve yüzsüzlüğü gerektirecek ddurum ve davranışlara; Edep ve terbiye ile meşgul olan kimseyi görmek halkın ileri gelenlerine, şeyhe, hocaya, öğretmene, belediye memuruna,...
  5. Edebi Türler

    Edebi Türler

    edebi türler,edebi türler konu anlatımı,edebi türler nelerdir,edebi türler ve örnekleri,edebi türler lise ders notları,edebi türler hakkında bilgiler Türk, edebiyat eserlerinin biçimlerine, konularına ve teknik özelliklerine göre ayrılmasıdır. Bunlar iki ana grupta incelenir: Yazı Türleri ve Şiir Türleri. YAZI TÜRLERİ Yazı türleri, cümleler halinde ortaya konan, sözlerin belli kalıplar...

Sayfayı Paylaş