gebe
  1. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Elveda Rumeli - Basında Çıkan Haberler

    Konu, 'Biten Diziler' kısmında Misafir tarafından paylaşıldı.

    elveda rumelinin çekildiği yer elveda rumeli nerede cekiliyor şebnem sönmez rumeliden ayrıldı şebnem sönmez rumeliden ayrıldımı neden ayrıldı [​IMG] [​IMG]

    Önceliğim para olsaydı daha kolay iş seçerdim


    'Elveda Rumeli' yerine daha zahmetsiz bir işi tercih ederdim kadrosuna yeni katılan Berrak Tüzünataç, oyunculukta kariyer yapmayı hedeflediğini söyledi: Para hırsım yoktur. Teklifleri değerlendirirken paraya öncelik vermem. Zaten öyle olsaydım, 'Elveda Rumeli' yerine daha zahmetsiz bir işi tercih ederdim..



    Bir moda dergisinin kapak kızı olduktan sonra şansı açılan ve oyunculuğa
    soyunan Berrak Tüzünataç, şimdi de atv'nin Makedonya'da çekilen dönem dizisi 'Elveda Rumeli'nin kadrosuna dahil oldu. Dizide 'Vahide' rolünü üstlenen Hande Subaşı'nın ayrılmasından sonra bu rol Berrak Tüzünataç'a teklif edildi, o da kabul etti. 'Elveda Rumeli'de Berrak'ın yer aldığı ilk bölüm, bu akşam ekrana gelecek. Güzel oyuncu, "Bu projeyi ilk duyduğumda, 'Elveda Rumeli'de rol almayı çok istemiştim. Ama kapı kapı dolaşıp da 'bana rol verin' diyecek halim yoktu. Hande ayrıldıktan sonra bu rol bana teklif edilince, hiç düşünmeden kabul ettim" dedi.

    * 'Elveda Rumeli'de 'Vahide' rolünü Hande Subaşı'dan devraldınız. Başkasının oynadığı rolü devam ettirmek zor oldu mu?
    Teklif geldiği zaman büyük heyecan duydum ve hemen kabul ettim. Daha sonra insanlar 'Nasıl cesaret ettin böyle bir şeye?' diye sormaya başlayınca anladım durumu! Farkında olmadan cesaret etmiş oldum. Bir de 'Vahide'nin hikayesi, karakterin açılımı aslında benim girdiğim bölümle başlıyor. O yüzden diziye dahil olmak için geç kaldığımı düşünmüyorum.

    İkinci Tercih Gibi Hissetmedim

    * Peki bu role ilk olarak Hande Subaşı'nın seçilmesi, sizde 'ikinci tercih olmak' gibi bir düşünce yarattı mı?
    Hiç yaratmadı. Açıkçası kariyerimin ve hayatımın bu tür kaprislerle fırsat kaçırabileceğim bir döneminde değilim. Benim için bu kadar iyi bir fırsat gelmişken, 'Ay beni ilk başta seçseydiniz keşke' deyip, böyle bir işi kaçıramam. Makedonya'da iki bölüm çekip bitirdik şu ana kadar. Orada da hiç kimse bana 'ikinci tercih'mişim gibi bir duygu hissettirmedi.

    * Dizide babanızı canlandıran Erdal Özyağcılar da sizinle ilgili övgü dolu sözler söylüyor. Ekiple kaynaştınız mı?
    Erdal Abi'ye teşekkürler... Ekiple ilgili, gittiğim andan itibaren hiçbir problem yaşamadım. Dizide Rumeli şivesiyle konuşuluyor. Herkes bu konuşmalar için iki aydır çalıştı, benimse iki günüm vardı. Vazgeçmeye niyetim olmadığı için sürekli çalıştım. Şebnem Sönmez bana çok yardımcı oldu. Elimden geleni yaptım ve seyircinin gözü önünde gelişeceğim...

    Ailemde birkaç etnik köken var

    Dizideki Vahide karakteri çok cesur,erkek gibi bir kız. Sizin için de hep 'vahşigüzel' benzetmesi yapılır basında. Bu rolsize 'cuk' oturmuş gibi değil mi?
    1894'te yaşasaydım, öyle bir kız olur-dum diye düşünüyorum. Bunu set ekibin-deki arkadaşlarla da çok konuşuyoruz. Veherkes bu konuda bana katılıyor.

    * Kökeninizde Rumelili'lik var mı?
    Bizim o köken işi o kadar karışık ki!Yunanistan'dan Selanik'ten göç eden birkısım da var; Çerkez de var. Birçok Türkailesi gibi biz de de birkaç etnik kökenbir arada. Aslında Yalova doğumluyum.

    * Okuyucuların sizi daha yakındantanıması için biraz da ailenizdenbahseder misiniz?
    Babam, annem, kardeşim var. Meşhurolmak isteseler herhalde onlar da oyun-culuk yapardı diye düşünüyorum... 90doğumlu bir kız kardeşim var. Saint Mic-helle Lisesi'nde okuyor. Annemle babamayrı. Biz annemin yanında büyüdük.

    Kaynak:Sabah

     
  2. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Elveda Rumeli - Basında Çıkan Haberler
    [​IMG]

    atv'nin yeni dizisi 'Elveda Rumeli'de Erdal Özyağcılar'la başrol paylaşan Şebnem Sönmez, çalışmadığı zaman çok mutsuz olduğunu söyledi ve ekledi: Bir kuruma bağlı olmaya karşıyım. Oyuncunun leylek gibi olanını seviyorum. Tanışacak, anlaşacak, helalleşecek ve ayrılacaksın!..

    atv'nin ilgiyle izlenen dönem dizisi 'Elveda Rumeli'de canlandırdığı 'Fatma' karakteriyle ekrana dönen Şebnem Sönmez, "Çalışırken çok neşeli oluyorum. Çünkü çalışırken insanların birbirlerine gülmelerini, saygı duymalarını, sevmelerini, küçük süprizler yapmalarını seviyorum" şeklinde konuştu. Probleme değil çözüme odaklandığını anlatan Sönmez, çekimleri Makedonya'da yapılan 'Elveda Rumeli'nin setinden de çok keyif aldığını belirterek, şunları söyledi: "Benimle çalışmanın insanları rahatlatan tarafları olduğu kadar onları zorlayan yanları da vardır. Kolay değilimdir aslında! Nemrutumdur." Geçtiğimiz yaz Açıkhava'da sahnelenen 'Rock Müzikalleri' adlı gösterinin süpervizörlüğünü de yapan Şebnem Sönmez'le 'Elveda Rumeli' ve yeni projelerini konuştuk.


    MÜDAVİMİ OLMUŞLAR

    * 'Elveda Rumeli'nin çekimleri nasıl gidiyor? Memleketten ayrı kalmak zor geliyor mu size?
    Gayet düzenli bir şekilde hiçbir şey aksamadan devam ediyor. Makedon ve Türk ekip, sonunda uyum sağladı. Gayet mutluyuz biz orada.

    * İlk iki bölümden anlaşıldığına göre farklı bir dizi oldu. Gelen tepkiler nasıl?
    Birçok yönden farklı bir çalışma yapıyoruz. Hem Türk hem Makedon oyuncularımız var, duygusal yapısı da değişik. Ben ilk bölümü uçakta olduğum için izleyemedim ama Zerrin Sümer, Demet Akbağ gibi dostlarımdan çok güzel şeyler duydum. Dizinin müdavimi olduklarını, başka bir şey seyredemediklerini söylediler. İnternetteki yorumlardan ise 'Elveda Rumeli'nin sevildiğini gördüm.

    * Dizi sokakta da konuşulmaya başladı aslında. Özellikle öyle bir köyün olup olmadığı, hala öyle bir çarşının varlığını devam ettirip ettirmediği merak ediliyor. Size de bu tarz sorular geldi mi?
    Tabii bunları bana da soruyorlar. "Çarşı ne kadar güzel. Hala öyle bir çarşı var mı?" dediler. En çok da dere çekimlerini merak etmişler. Evet, çamaşır yıkanan yer hala var ve biz o harika doğal dekorun önünde oynadık. Orayı gördükten sonra dizinin başka bir yerde çekilme ihtimali bence de yokmuş.

    BENİM İÇİN SES ÖNEMLİ

    [​IMG]

    * Dizinin başarısında oyuncuların başarısının yanı sıra mekanlardaki gerçekliğin de etkisi var değil mi?

    Aynı işi 'Türkiye'de benzer dokuda bir yerde çekebilir miydik?' soruları da vardı. 'Neden olmasın?' bile diyemedim. Çünkü asla olamazdı. El değmemiş bir yer orası. Gerçekten 1890'ların dokusunu bize hissettiren bir doğal atmosfer. Bundan vazgeçilmemesi gerekirdi. Bence de bu doğal ortam ekrana teknik müdahale etmeden yansıtılıyor. Bu harika bir şey.

    * 'Fatma' karakterine nasıl hazırlandınız, ne gibi ön çalışmalar yaptınız?
    Canlandırdığım karakter, benim kulağımda duyduğum melodi olur her zaman. Kendi içimde bir ses duymazsam, o karakteri çıkaramam. Benim için bu ses önemlidir. Kafam hep böyle çalışır. Ben bir ses bulamazsam, bir tavır da bulamam. Bu role hazırlanırken çok fazla insanla konuştum, onları çok dinledim. Nasıl davranıyorlar, birbirlerine baktım. Dil konusunda çok çalıştım. Dil hocamız Zekir Bey'le günde 8 saat çalıştık. 'Fatma' sevgi dolu olmasına rağmen sert ve otoriter bir kadın. İçindeki sevgiyi göstermeye hiç niyeti olmayan bir kadın oynamak zor...

    HEIDI'NİN DEDESİ GİBİ

    * Normalde dizilerde bu tarz karakterlere 'kötü' damgası vurulur ama size kimse kızmadı. Nedir bunun sırrı?

    Bu kadın çocuklarının iyi bir gelecek sürmesini istiyor. Çocuklarını bir ömür boyu korumak istemesinin, sevilmesinde etkisi büyük bence. Şefkatli bir kadın ama şefkatini göstermiyor. Heidi'nin dedesi de öyle değil midir? Hiç konuşmaz, somurtur, aksi nemrut bir ihtiyardır. Ama en küçücük gönül kırıklığında, en izin vermediği şeylere izin verir. 'Fatma' da öyle biri...

    * Çok çalıştığınıza değmiş... Makedonca'ya bayağı hakim görünüyorsunuz.
    Makedonca-Türkçe deyimler ve atasözleri sözlüklerimiz var. Onları her gün okuyorum. Sürekli not alıyorum. 'Kaynana kalkti gelin oturdu', 'Aç aç ile yattı mı dilenci doğar', 'Ağaçtan maşa fukaradan paşa olmaz' gibi sözleri nerede kullanırım diye düşünüyorum. Boş zamanlarımda da kulağımın dolması için Makedonlar'la içiçe oluyorum.

    * Dram bile oynasanız izleyici için ekranların gülen yüzüsünüz... Peki gerçekte siz nasıl birisiniz, kendinizi anlatırmısınız?
    Hayatım boyunca problemi değil onu çözmeyi severim. Bu konuda biraz tez canlıyım ve çok hızlı bir tempom, sabırsızlığım vardır. Mesleğimi çok sevdiğim için çalışmak benim için en önemli şeydir. Çalışmayınca çok mutsuz oluyorum. Etrafımdakileri üzmemek için onlarla az görüşürüm. Kendime göre kurallarım vardır...

    ZORLAYICI BİR İNSANIM

    * Çalışırken nasıl bir insan olursunuz?

    Çok neşeli oluyorum. Çünkü çalışırken insanların birbirlerine gülmelerini, saygı duymalarını, sevmelerini, küçük süprizler yapmalarını seviyorum. Ufak hediyeler vermeyi, eğer hediyem yoksa kağıttan küçük bir gemi yapıp içine bir şey yazıp, onlara doğru uçurmayı seviyorum. Biraz mükemmelliyetçi olduğum için benimle çalışmanın insanları rahatlatan yanları olduğu kadar zorlayan yönleri de vardır. Ama iyi bir arkadaş olduğumu düşünüyorum. Dostlarımı üzecek hiçbir kasti faulüm olmadığını düşünüyorum. Yoksa beni niye sevsinler? Çok nemrutum aslında! (Gülüyor)

    * Geçmişte 'Bir Demet Tiyatro' kadrosunda BKM ile çalıştınız. Şu sıralar bir tiyatro ile bağlantınız var mı?
    Yok. Ben hiçbir zaman, hiçbir şekilde, hiçbir kurumda uzun süre çalışmamaya yeminliyim. Ben oyuncunun leylek olanını severim! (Gülüyor) Gezecekve her yerde çalışacaksın ama hiçbirşeye alışmayacaksın. Tanışacak, anlaşacak, helalleşecek ve ayrılacaksın. Buna inanıyorumve benim için doğrusu bu.

    Erdal Ağabey bir çocuk gibi

    * Erdal Özyağcılar'la ilk kez çalışıyorum ama onu çok önceden tanıyormuşum gibi hissediyorum. Onun deneyimi hepimizden fazla ve farklı. Ama çocuk gibi her şeye yeniden başlıyor. O kadar güzel bir şey ki bu... Bir çocuk gibi her şeyi unutup, yeniden başka bir şey öğrenebiliyor.

    * Ben biraz daha olgun çocuklardanım galiba... Oyuna hemen kendimi atmam. Ben bakıp, görüp, öğrenerek oynayabilen biriyim. Erdal Ağabey hemen oyunun içerisine kendini atabiliyor. Ben onun tam tersiyim.

    * Hande Subaşı'nın neden diziden ayrıldığı konusunda yorum yapmak bana yakışmaz. Hande yolu çok açık olabilecek bir oyuncu. Bence potansiyeli de var. Dilerim güzel güzel istediği yolda yürüsün. Her zaman arkadaşım ve kardeşim olacak.

    * Geçen yaz 'Rock Müzikalleri' adlı gösterinin süpervizörlüğünü yaptınız. Demet Evgar'la Pamela'nın öpüşmesi çok konuşulmuştu o dönem... Öpüşmediler ki! Bu yönde çıkan haberlere gülüyorum. O sahne bir kavga sahnesidir. Birbirlerini terkettikleri sahnedir. Bedenleri yakındır ama öpüşme asla yoktur.

    * 'Öpüştüler' iddiası projeye zarar verdi mi sizce?
    Böyle şeyler projeye zarar vermez. Pamela ve Demet aslan gibi oyuncular. Projeye çok inandılar ve sevdiler. O kadar yürekli iki kadın ki onlar, ben "Öpüştürüceğim sizi" desem "Hayır" demezlerdi. Ama öyle bir şeye ihtiyaç yoktu!

    * 'Rock Müzikalleri'ni tekrar sahneye koyacak mısınız? Ya da bu tarz projeleriniz olacak mı?
    Devam etmesini çok istediğim bir iş ve sponsor bulunduğu takdirde devam edecek. Prodüktör Nurcan Karaca da sponsor peşinde. Dilerim birkaç sponsor olur da; arkadaşlar da 2.5 ay ter döktükleri bir projeyi birkaç kez daha devam etme şansı bulurlar. Ama buna benzer projelerimiz var önümüzdeki yıl. Yine Demet Evgar olabilir...


    Kaynak: Sabah//Günaydın
     
  3. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Elveda Rumeli - Basında Çıkan Haberler

    elveda rumelinin kaymakamının bir röpörtajı 03/12/2006
    .....MAKEDONYA'DAN GELEN ÇOCUK......
    Haftanın en dikkat çekici filmi Takva'nın genç oyuncusu Erman Saban, Makedonya'dan aranıp bulunmuş. Saban, idolü Erkan Can'la oynamaktan çok mutlu.
    Çok genç. Sevimli, şeker gibi, biraz da cılız! Kız arkadaşıyla geliyor röportaja. İlk filmi 'Takva'nın galası için birkaç günlüğüne Türkiye'de. Burada halasında -kalıyormuş, Üsküp'e dönecek. Okulunu bitirmesi gerek. 23 yaşında olmasına rağmen Balkan çocuğu olduğu için, savaşların içinde büyüdüğünden olsa gerek, yaşından daha olgun. Ve filmde de gördüğümüz kadarıyla hayli yetenekli. Özer Kızıltan'ın bu hafta gösterime giren 'Takva'sının Muhittin'i Erman Saban'ı takdimimizdir.
    -Filme nasıl dahil oldunuz?
    Üsküp'te konservatuvarda okuyorum. Bu arada da Üsküp Türk Tiyatrosu'nda oynuyorum. Yeni Sinemacılar oyuncu ararken, bizim tiyatroda çok önceden oyun koyan Türkiyeli bir yönetmenle konuşmuşlar. O da bizim tiyatroyu söylemiş. Makedonya'ya gidin, görüşün demiş. Geldiler, resimler çekildi, sohbet edildi, kamera görüntüleri alındı. Bir hafta sonra haber geldi, seni seçtik diye.
    -Yeni Sinemacıları tanıyor muydunuz?
    Yeni Sinemacıları bilmiyordum çok. Ama 'Gemide'yi seyretmiştim. Ama ben onun öncesinde hep Erkan Can hayranıydım.
    -Nasıl bir hayranlık?
    Ufaktan beri dizilerini seyrediyordum Erkan Can'ın. Çanak anten her evde var Üsküp'te. Erkan Can denilince gözlerim yerinden fırladı biraz tabii! Çok heyecanlandım. Hem Türkiye, hem uzun metraj film, hem Erkan Can. Elim ayağım titriyordu. Erkan abiyle tanıştığımızda, o kadar iyi davrandı ki bana, her şeyi unuttum.
    -Başka bir ülkede, ilk uzun metraj film, çekimler nasıl geçti?
    Antalya'da filmi ilk gördüğümde gözlerimi kapattım, bakamadım. Filmden sonra otele geldiğimde sanki odam değişmişti, her şey havada uçuyordu. Benim en zorlandığım şey, etrafımdaki oyunculardı, Erkan Can, Settar Tanrıöğen. Erkan abiyle sahnelerimiz vardı. Handa soyunma odasına gidiyorduk, bir yandan kostümler giyilip makyaj yapılırken Erkan abi 'Gel kardeşim' diyordu, tekstimizi okuyorduk. Erkan Can'dan çok aldım, bir bakışı, ses tonu yetiyordu oynamaya.
    -İyi ama sonra kaç tokat çaktı...
    Çaktı gerçekten. İki gün çenemde hafif bir şişlik vardı. Erkan abinin yüzüğü, benim çeneme geçmişti yani! Buzlar filan koyduk. Annenin vurduğu yerde gül biter derler ya, onun gibi bir şeydi. Benimki belki gül değildi ama papatya denebilirdi. Bir de onun provaları vardı!
    -Oynadığınız Muhittin Bosna'daki savaş için UÇK'ya yardım topluyor, sizde durum neydi?
    Ailesine de yardım etmek istiyor. O kadar olaydan sonra ben de varım bu dünyada ve hakkımı istiyorum diyerek o yola baş koyuyor. Filmde görmüyoruz ama senaryoda Muhittin UÇK'ya katılmaya gidiyordu. Ailesinden insanları, kız arkadaşını kaybetmiş. Balkanlar'da durmadan savaş olur. Ben eğleniyoruz diyorum.
    -Daha neler... O kadar alıştınız mı?
    Makedonya'daki savaş sırasında mesela bizim apartmanın yanında bomba patlıyordu ama annem yemek yapmaya devam ediyordu. Çekimlere gelmeden önce gizli bir belgesel buldum bir arkadaşımdan. Kosova'daki savaşı anlatıyordu. Tüylerim diken diken, gözyaşları içinde seyrettim. O tokat sahnesinde gözümün önünde o sahneler vardı. Orda doğmuşsunuz, başka gidecek yeriniz yok. Üsküp'te acayip durumlar var. Vardar ırmağının üstünde taş köprü var. Taş köprünün bir yanı Müslüman kısım, bir yanı 'gavur' kısım. Müslüman kesimdeyim ben. Müslüman taraftaysan Arnavutlarla takılmak zorundasın, hadi merkeze çıkalım diyorsun mesela, yok ne yapacağız gavur elinde diyor. Konservatuvar 'gavur' tarafında, arkadaşlara gidelim deyince, ben Arnavutlarla ne yapayım diyor. Evinde huzurlu olmak istiyorsun ama her yer savaş haberleriyle dolu. Nasıl huzurlu olabilirsin ki?
    -Türkçeniz çok çok iyi, Türkiye'de doğmadınız değil mi?
    Dedem bile doğma büyüme Üsküplü. Ama dedemin dedesi Erzurum'dan gelmiş oraya. Aslında orası küçük bir Türkiye. Odamda bir Türk bayrağı asılı. İlkokulu Türkçe okudum. Bırakın Türkleri, Arnavutlar bile çanak antenlerle Türkiye kanallarını seyreder. Bu arada benim abim de oyuncu. 'Sağır Oda'da Mahir Günşıray'ın kardeşini oynayan Ertan Saban.
    -Aileden geliyor yetenek yani?
    Hayır, yalnızca ikimiz. Babam oto tamircisi, annem ev kadını. Ortaokulda güzel sanatlar heykel bölümüne gittim. Heykeltıraşım yani. Küçükken resim çizerdim, arkadaşlarımla tiyatro yapardık. Merakım vardı yani. Abimin çalıştığı tekstleri okurdum, onunla sürekli film seyrederdik, biraz bilinçaltında onun gibi olma isteği de vardır belki. Liseden sonra Makedonya Güzel Sanatlar Fakültesi'ne girdim, abim gibi. Fakültede bir Arnavut sınıfı, bir de Türk sınıfı var. Ben Türk sınıfındayım. Bu sene dördüncü sınıftayım. Abim başta zorlukları olduğu için, kalın kafalılık yapıyorsun, girme dedi. Annem de. Şimdi bakıyorum, ikisi de memnun. Şimdi annem abimin dizisini kaçırmıyor. Ama şöyle, bir taraftan işlerini yapıyor, abim çıkınca ah canım ne güzel çıkmış diyor, abimin sahnesi bitince gidiyor. Abimi izliyor, özlüyor tabii.
    -Heykeltıraşlık yapıyor musunuz?
    Son zamanlarda boşladım, sürekli tiyatroyla uğraştığım için. Aslında ikisini birleştirip sahne dekorasyonu istiyorum. Bu sene bitince yüksek lisansı tiyatro dekorasyon üstüne yapayım diyorum. Heykelle, resimle de uğraşabileceğim böylece. Şimdi mezuniyet projesi olarak iki kişilik bir oyun hazırlıyoruz arkadaşımla. Plan değil ama mesela çocukluğumdan beri Türk tiyatrosunda gördüğün oyuncularla oynamayı çok istiyorum. Ama Erkan Can, Settar Tanrıöğen ve Yeni Sinemacılarla çalıştım ya, ölsem de gam yemem! Daha da bir şey demem!
     
  4. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Elveda Rumeli - Basında Çıkan Haberler

    Manastır ve yöresinde geçtiğimiz hafta içerisinde, Türkiye ve Makedonya’nın ortak projesi olarak çekilen “Elveda Rumeli” dizisinin çekimlerine başlandı. Dizinin yönetmenliğini, sinema filmi ve TV dizilerinin iki başarılı yönetmeni Serdar Akar ile Tarkan Karlıdağ yapacak. Türkiye basınında çekimlerden dolayı, Akar ve Karlıdağ’ın şu günlerde, Türkiye ile Makedonya arasında mekik dokuduğu yazıyor.
    Dönem dizisi olarak adlandırılan "Elveda Rumeli" nini 1900'lü yılların başında geçen ve izleyen herkesi ağlatacak dramatik bir kurgusu olan öyküyü ekrana taşıyacak. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla, Makedonya’dan Türkiye’ye yapılan göçünkonu edileceği dizide, 1899-1912 döneminin kapsanacağı söyleniyor. Ayrıca senaryo içinde çok güzel aşk hikayelerin de geçeceği bildiriliyor.

    Üsküp Türk Tiyatrosu oyuncuları dizide rol alıyorlar Çekimlerin Manastır, Ohri ve Üsküp’te yapılması planlanan dizide, Üsküp Türk Tiyatrosu oyuncuları da kalabalık sayıda rol alıyor. Mustafa Yaşar, Salahettin Bilal, ediya Begovska, Firdaus Nebi, Filiz Ahmet, Suzan Ayberg ve Ertan Şaban gibi Üsküp Türk Tiyatrosundan isimlerin rol alacağı dizinin teknik ekibi de Türkiye ve Makedonya’lılardan oluşacak “İddialı bir dizi” Türkiye basını diziyi, iddialı olarak yorumladı ve konu ile ilgili: “unuttuğumuz Rumeli kavramı, bu diziyle bize yeniden yakınlaşıyor. 500 yıllık vatan toprağının elden çıkışı sırasında yaşanan öykülerin işlendiği bir dizi bu” diye yazıldı. Dizide Türkiye’nin önemli isimlerinin rol alması da, diziyi ayrı bir çekici kılıyor.

    “Elveda Rumeli” dizisinde Türkiye’li ve Makedonya’lı aktörler yer alacak. Türkiye’den “Yabancı Damat” dizisinden tanıdığımız Erdal Özyağcılar, eski Türkiye güzeli Hande Subaşı ve Şebnem Sönmez rol alıyor. Güzelliğinin yanında şarkıcılık ve oyunculuk yeteneği de barındıran eski Türkiye Hande Subaşı, gelen ısrarlı oyunculuk teklifi üzerine Manastır’da çekilmeye başlayan dizide rol alıyor. Erdal Özyağcılar, Yabancı Damat'tan sonra şimdi de Elveda Rumeli dizisiyle sevenlerinin karşısına çıkıyor. Yine Türkiye basınından verilen bilgilere göre, Özyağcılar bu kez sütçü rolünde. Yabancı Damat'ta Yunanlı damada karşı çıkan Erdal Özyağcılar'ın iki kızından biri bu dizide de öğrendiğimiz kadarıyla Makedonyalı bir Arnavut'a aşık olacak. Osmanlı'nın 500 yıllık vatan toprağı Rumeli'den çekiliş dönemindeki siyasi ve sosyal olayları da konu edinen dizide Özyağcılar bir Osmanlı köyünde ailesini sütçülük yaparak geçindirmeye çalışan dürüst ve biraz da sinirli bir adam rolünde. Sütçü Ramiz ve ailesi Osmanlı’nın bu topraklardan çekilmesiyle doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalıyor.

    Elveda Rumeli” dizisi sonbaharda, yeni yayın döneminin başlamasıyla tarihi dizilerin kanalı ATV’de yayınlanmaya başlayacak. Dizi, Makedonya Sektör Film ve Türkiye Adam Film prodüksiyon tarafından çekiliyor.

    Filiz NEZİR
     
  5. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Elveda Rumeli - Basında Çıkan Haberler
    JÖN TÜRKLER

    On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı Devleti'nde, batı tarzı idare ve fikirlerin gelisip yayılması için çalısanlara verilen isim.

    "Yeni Osmanlılar" veya "Genç Türkler" de denilen bu grup mensupları, Avrupalıların verdikleri Fransızca "Jeunnes Turcs" adıyla meshur olmuslardır. Bu tabir, umumî olarak, o yıllarda Avrupa'da politika, fikir ve edebiyatta asırılık taraftarı gençlere veriliyordu. Yeni Osmanlılar için ise, ilk defa Mustafa Fazıl Pasanın yayınladıgı bir mektupta, "Yeni Osmanlılar" karsılıgı olarak kullanılmıstır. Daha sonraları Namık Kemal ve Ali Süâvî tarafından da benimsenerek, Türkçe'ye yerlestirilen bu tabir, uzun süre, Osmanlı topraklarında yetisen, devlet idaresine karsı gelen ve yabancılar tarafından yönlendirilen ihtilâlcilerin tamamının ortak adı olmustur.

    Yeni Osmanlılar Cemiyeti, 1789 Fransız Ihtilâlinden sonra Avrupa'da süren 1830 ve 1848 ihtilâllerine ve bunların neticesinde ortaya çıkan fikir hareketlerine heveslenenler tarafından, 1865'te, gizli bir teskilât olarak, Istanbul'da kuruldu. Yine bu tarihte, Mısır Hidivi Kavalalı Ismail Pasa, veraset usulünü degistirerek, kardesi Mustafa Fazıl Pasayı bütün haklarından mahrum etti. Ikbal küskünü olan bu pasa, Abdülaziz Han'a ve üst kademe devlet adamlarına düsman kesildi. Intikam için, Jön Türklerin arasına katıldı ve baslarına geçerek, onları bilhassa maddî yönden büyük çapta destekledi.

    Mustafa Fazıl Pas¸anın, Abdülaziz Hana hitaben, Paris'te yazdıgı ve küstahça ifadelerin yer aldıgı mektup, 1867'de Türkçe'ye tercüme edilerek, Tasvîr-i Efkâr Gazetesi'nde yayınlandı ve Osmanlı ülkesinde binlerce adet bastırılıp dagıtıldı. Mektup, mesrutiyet fikirleri ve mesrutiyetin ilanı arzusu bahanesiyle, Osmanlı Devletine ve bazı devlet ricaline karsı agır ifadeler ihtiva ediyordu. Bu mektubun akabinde, Mustafa Fâzıl Pasa tarafından Paris'e çagrılan Jön Türkler, onun maddî destegiyle, Avrupa'da genis bir yayın faaliyetine giristiler. Bu yayınların biri sönüp digeri açılıyor ve sayıları çogalıyordu. Jön Türkler, bu yayınlarından, mükemmel bir fikir sisteminin ifadesi ve izahından ziyade, belli baslı birkaç nokta üzerinde durdular ve hep aynı seyleri tekrarladılar. Namık Kemal, Ali Süâvî ve Ziya Pasa gibi meshur isimlerin, kalemleri ile dile getirdikleri fikirleri, "Osmanlı Devletine mesrutiyet idaresinin getirilmesi ve bütün azınlıklara Avrupaî tarzda hak, hürriyet verilmesi" seklinde özetlenebilir. Bunların saglanması için, aralarında birlik kuramadılar. Çogu, ihtilâl ve kanlı mücadele istedi, bir kısmı da fikrî mücadele taraftarı gözüktü. Abdülaziz Hanın Fransa ve Ingiltere ziyaretleri esnasında, Padisahtan af diledikten sonra kendisine nazırlık verilen Mustafa Fazıl Pasa, maksadına kavusup aralarından ayrıldı. Padisahın bu ziyaretinden sonra, Osmanlı Devleti ile dost geçinmek mecburiyetini hisseden Fransa ve Ingiliz hükümetleri, Jön Türklere itibar etmez oldular. Hiçbir devletten destek göremeyen Jön Türkler, bir müddet çesitli Avrupa sehirlerinde dolastılar. Bir kısmı Istanbul'a dönüp Padisahtan özür dileyerek devlet kademelerinde görev aldılar. Bazıları da yayıncılık faaliyetlerine devam ettiler. Birinci Mesrutiyetin ilanı ile canlanan Jön Türkler (Yeni Osmanlılar Cemiyeti), zararlı faaliyetleri görülünce, Ikinci Abdülhamid Han tarafından kapatılarak ortadan kayboldu. Böylece, Jön Türklerin birinci devre faaliyeti sona erdi.

    Bundan sonra, yurt içinde ve dısında kurdukları birçok dernek ve yayınladıkları, sayıları yüze varan dergi ve gazete ile, Ikinci Abdülhamid Hanın sahsında devlete karsı kesif bir propagandaya girisen Jön Türkler, sıkı bir is¸birligi içinde oldukları Fransız ve Ingiliz hükümet çevrelerinden destek gördüler. Nitekim, 4 Subat 1902'de Paris'te toplanan Birinci Jön Türk Kongresi, Fransız Senatosu üyesi Lafeuvre Contalis'in evinde yapıldı. Bu kongreye, Osmanlı Devletinin hakim oldugu hemen her bölgeden çagrılan delegeler katıldı. Bunlar arasında bulunan her din ve milliyetten insanın ortak vasfı, Osmanlı Devletine karsı olmaktan ibaretti. Bunun dısında, aralarında hiçbir bag ve fikrî birlik bulunmayan bu insanlar, aralarındaki sen-ben çekismesi sebebiyle, kongreyi basarısız bir sekilde sona erdirdiler. Delegeler, Osmanlı Devletinin yıkılması hariç, baska hiçbir noktada birlik olamadılar.

    27-29 Aralık 1907'de yine Paris'te toplanan Ikinci Jön Türk Kongresine; Ittihat ve Terakki, Prens Sabahattin'in Tesebbüs-i Sahsî ve Adem-i Merkeziyet cemiyetleri yanında, Ermeni Tasnaksutyun Komitesi de katıldı. Kendi aralarında birlik olmamasından yakınılan bu kongrede; Osmanlı Devleti aleyhine en agır ithamlar yapıldıktan sonra, Iran Mebusan Meclisine dostluk telgrafı çekilmesine, Makedonya'daki Rum, Bulgar vs. çetelerinin, devlete karsı olan isyanlarının desteklenmesine, diger gizli cemiyetlerin birlestirilerek, ihtilâlci yayınlar yapılmasına karar verildi.

    Jön Türklerin uzun yıllar devam eden faaliyetlerinde, ön planda mesrutiyet ve hürriyet fikirleri görünüyorsa da, her grup ve sahsın ayrı ayrı maksatları vardı. Azınlıklar istiklâl, hiç degilse muhtariyet kapmak, sahıslar ise sahsî hırs ve arzularını tatmin etmek pesindeydiler. Osmanlı Devletini parçalamak ve yıkmak isteyenler tarafından methedilen Jön Türklerin faaliyetleri ise, devletin yıkılısını hızlandıran belli baslı sebeplerden olmustur. Batı dünyası karsısındaki tavırlarının taklitten öteye geçememesi, devlet kademelerinde yer almak, meshur olmak, hattâ Mithat Pasa'da oldugu gibi, kendi ailelerini hanedan yapmak için azınlıklarla, eskıyalarla, Rum-Ermeni çeteleri ve Avrupa devletleriyle isbirligi yapmaktan çekinmemeleri, bu faaliyetlerin en acı tarafı olmustur. Netice olarak, Osmanlı topraklarındaki sulh ve sükûnu, dört bir yandan patlak veren ihtilaller, isyanlar, hükümet darbeleri ve savaslarla yok etmisler, çıkarılan idaresizlik, kargasa ve savaslar ortamı içinde, milletin felâketini hazırlamıslardır. Birinci Dünya Savası, Jön Türk faaliyetinin Türkiye'de sonu olmus, daha önce yaptıkları gibi, yine yurt dısına kaçmıslardır.

    JÖN TÜRKLER

    "Bizim Jön Türkler hayalperesttirler. Çünkü bizde Kanuni Esasi'yi mesruti hükümeti ilan etmek, umumi bir kargasalıgı davet etmek, herkesi birbirine düsürmek demektir. Bu, bütün Osmanlı Imparatorlugu'nu sarsar. Ingilizler'in, her vesileyle Jön Türkler'i tutmaları dikkat çekicidir ve bizim memleketimizde Kanunu Esasi'yi getirmek için ellerinden geleni yaparlarken aynı seyi Hindistan için reddetmektedirler. Halbuki Hindistan'ın umumiyeti bizimkine benzemektedir. Orada herseyden evvel kast teskilatını yok etmek icabeder.

    Orada da bizimki gibi Müslüman, Hıristiyan, Budist, Brahman gibi gayrimütecanis kitlelerin aynı mecliste beraber çalısmaları pek güçtür."

    Osmanlı Devleti'ni çok yakın takibe alan ve her defasında fitne ve fesatlarla kadın ve para ile yöneticileri elde etmeye ve gayri Müslimleri aleyhte kullanmaya çalısan Ingilizler, Mesrutiyet'in iyi bir sekilde isleyisinin de kendi felaketleri olacagını bilmekte idiler. Bunun için her türlü hile ve desise ile Osmanlı'da siyasi istikrarı baltalamaya çalısmıslardır.

    Ingilizler bu nedenle Jön Türkleri, kendilerine muhalif olan Sultan Abdülaziz ve Abdülhamid hanın politikalarını bertaraf etmek için desteklediler. Ingilizler Birinci ve Ikinci mesrutiyeti etkisiz hale getirmeyi basarmıslardır.

    Ikinci Mesrutiyet sonrası 31 Temmuz 1908'de Ingiliz Dısisleri Bakanı Edvvard Grey, Istanbul Büyükelçileri G. Lowther'e gönderdigi bir telgrafta: "Sayet Türkiye Anayasa'yı tam olarak ayakta tutar ve kendisi de kuvvetlenirse bunun sonuçları bizim simdi göremeyecegimiz kadar uzaklara gidebilir. Bu hareketin Mısır'daki tesiri inanılmayacak kadar büyük olacaktır. Kendisini Hindistan'da hissettirecektir. Biz simdiye kadar idaremiz altında bulanan Islamlara kendi dinlerinin baskanı olan milletin (Türkler'in) kötü bir despot tarafından idare edildigini söylüyorduk. Halbuki biz idare ettigimiz Islamlar için iyi bir despottuk ve bizim idaremiz altında daha mesuttular. Zira bu insanlar mukayese imkanına sahip degillerdi. Dolayısıyla farkın kendi lehlerine oldugunu kabule hazırdılar. Fakat simdi Türkiye bir anayasa yapar, parlamento kurar ve hükümet seklini degistirirse; Mısırlılar da bir anayasa isteyeceklerdir. Bizim bu kuvvete karsı koymamız çok güç olacaktır. Sayet Türkiye'de anayasa iyi isler ve Türkiye'de isler iyi giderse Mısır'da ayaklanmalar olacaktır. Bu vaziyette bizim durumumuz çok garip kaçacaktır. Biz asla ne Mısır halkıyla ne de Türk hükümetiyle mücadeleye girmeyecegiz. Bizim mücadelemiz Türk halkının hisleriyle olacaktır. Bunu, yakın veya uzakta çok dikkatli ele alınacak bir konu olarak veriyorum. Bu hususun haricinde bütün reform hareketlerini tutar görünün ve bana bilgi verin."

    Ingiliz casusu Fitz Maurice de 25 Agustos 1908 tarihindeki Londara'ya gönderdigi raporunda, aynı endiseleri dile getirmis, Osmanlı Meclis-i Mebusan'ındaki gayri Müslim mebusları tavlayarak 2. Mesrutiyet'in isleyisini baltalamaya çalısmıstır.
     
  6. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Elveda Rumeli - Basında Çıkan Haberler

    BÜYÜK İSKENDER

    Büyük İskender veya III. Aleksander,İskender Rumi,İskender Yunani (Yunanca: Μέγας Ἀλέξανδρος (Megas Aleksandros)) Makedonyalı İskender olarak da bilinir (20 Temmuz M.Ö. 356, Pella, Makedonya - 10 Haziran M.Ö. 323, Babil), M.Ö. 336 - M.Ö. 323 yılları arasında Makedonya kralı ve tarihteki en büyük komutanlardan biri. Makedonya kralı II. Filip'in oğlu.

    Pers İmparatorluğu'nu yıkarak Yunanistan'dan Hindistan'a kadar uzanan büyük bir imparatorluk kurmuş, Eski Yunan uygarlığının Doğu'ya yayılmasında etkili olmuş ve efsanevi bir kahramana dönüşmüştür.

    Gençliği ve tahta geçişi

    II. Filip ile Epeiros (Epir) kralı Neoptolemos'un kızı Olimpias'ın oğlu olan İskender, 13-16 yaşlarında Aristo'dan aldığı derslerin etkisiyle felsefe, tıp ve bilime ilgi duydu. Babası II. Filip'in Bizans'a (İstanbul) saldırdığı M.Ö. 340'ta Makedonya'yı yönetti ve bir Trak kabilesini yendi, iki yıl sonra II. Filip'in Yunanlılara karşı kazandığı Kaironeya Çarpışması'nda ordunun sol kanadına komuta etti.

    II. Filip'in öldürülmesinin (M.Ö. 336) ardından komutanlarca kral ilan edildi. Öncelikle bütün olası hasım ve rakiplerini öldürttü. Babasının sağlığında Asya seferini gerçekleştirmek üzere oluşturulan, Korintos'taki Helen Birliği sinhedrion'da (meclis) bu birliğin hegemonu ve başkomutanı seçildi. Delphoi üzerinden Makedonya'ya dönerken M.Ö. 335 ilkbaharında Trakya'ya girdi. Şipka Geçidini aşarak Triballileri (Triballoi) ezdikten sonra Tuna'nın öbür yakasına geçerek Getaları dağıttı. Ardından batıya dönerek Makedonya'yı istila etmiş olan Hiryalıları yendi. Bu sırada öldüğüne ilişkin söylentiler üzerine Atina'da ayaklanma patlak verdi. Bu ayaklanmanın ardında hem yeni Pers kralı III. Dara'nın mali desteği, hem de Demostenes'in çabaları yatıyordu. Askerlerini günde 30 km gibi o çağa göre çok yüksek bir hızla ilerleterek Yunanistan'a giren İskender, tapınaklar ve şair Pindaros'un evi dışında bütün Teb'i yerle bir etti. Yaklaşık 6 bin kişinin öldürüldüğü, sağ kalanların köle olarak satıldığı bu sindirme hareketi sonunda bütün Yunan Devletleri Makedonya üstünlüğüne boyun eğdi.

    Ölümü
    İskender'in İmparatorluğu
    İskender'in İmparatorluğu

    Kendisine tanrısal onurlar yakıştıran ve bunu Yunan kentlerine zorla kabul ettiren İskender, MÖ 324 kışında Luristan'da yerel halka yönelik sert bir sindirme hareketine girişti. İlkbaharda Babil'e geçerek bir bölümü uzak ülkelerden gelen elçileri kabul etti. Bu arada Hindistan'la deniz bağlantısını sağlamak için Arabistan kıyılarına yönelik bir sefer için hazırlıklara başladı. Ayrıca Hazar Denizi'nin ötesine bir keşif birliği gönderdi. Babil'de sulama kanalları yaptırmayı ve İran Körfezi kıyılarında yeni kentler kurmayı planladığı bir sırada, uzun bir içkili eğlencenin ardından hastalandı ve on gün sonra daha 33 yaşındayken öldü. Cenazesi önce Memfis'e, oradan İskenderiye'ye götürüldü ve burada altın bir tabuta kondu.

    İskenderin ölümünden sonra imparatorluk 4 parçaya ayrıldı. Cassander Yunanistan'a, Creatus ve Antigonos Batı Asya'ya, Seleukos Doğuya, Ptolemy ise Mısır'a hükümdar oldular. Cassander güce olan tutkusunu kısa zamanda göstererek 7 yıl sonra İskender'in annesi Olimpias'ı idam ettirdi. 12. yılın sonunda ise İskenderin karısı Roksana ve imparatorluğun gerçek varisi olan oğlunu zehirlettirdiğinde ise artık İskenderin soyunu tamamen kurutmayı başarmıştı.

    Değerlendirme

    Genç yaşta ölmesine karşın 12 yıl 8 ay süren hükümdarlık dönemine büyük çaplı seferleri sığdıran İskender'in kurduğu geniş imparatorluk temelde Perslerden kalma yönetim sistemine dayanıyordu. Bununla birlikte yerel satraplara bağlı olmayan tahsildarlardan oluşan merkezî bir vergi toplama mekanizması kurarak yeni bir mali sistemin temelini attığı bilinmektedir. Görevlilerin yolsuzlukları ve yiyiciliği nedeniyle bu sistemi iyi işletememekle birlikte, sikke çıkarma hakkını tekeline alarak ve Pers hazinelerinde birikmiş gümüş ve altını para biçiminde piyasaya sürerek bütün Önasya'da ve Akdeniz'de ticaret ve para ekonomisini geliştirdiği söylenebilir.

    Öte yandan İskender'in yeni kentler kurması (Plutarkhos bu kentlerin sayısının 70'in üzerinde olduğunu söyler) Yunan yayılmasında yeni bir dönem açtı. Askeri birer üs olarak kurulan, ama zamanla birer kültür ve ticaret merkezine dönüşen bu kentler Eski Yunan etkisinin Hindistan'a kadar yayılmasında önemli rol oynadı. Bu arada Pers-Makedonya karışımıyla yeni bir ırk yaratma girişimi sonuçsuz kaldıysa da, Yunan kültürüne yatkın, ama Doğu'ya özgü yeni bir soylu sınıfı ortaya çıktı.

    Kendisini ve askerlerini en güç işlere yöneltmeyi başaran güçlü bir irade ve yetenekle esnek bir düşünce yapısını birleştiren İskender, koşullar gerektirdiğinde geri çekilmeyi ve değişiklikler yapmayı bilen bir kişiydi. Düş gücü ve romantizmi kendisini Herakles, Akilleus ve Diyonizos gibi kahramanlarla özdeşleştirmesine yol açacak ölçüde güçlüydü. Çabuk öfkelenme, acımasızlık ve inatçılık gibi özellikleri uzun seferlerde daha çok ortaya çıkıyordu. Güvenmediği kişileri hiç sorgulamadan öldürmekten çekinmemesine karşın, adamları onun peşinden gidiyor, ona bağlı kalıyor ve güçlüklere katlanıyordu.

    Dünyanın en büyük askeri dehaları arasında sayılan İskender, değişik kuvvetleri bir arada kullanmada ve düşmanın yeni savaş biçimlerine yeni taktiklerle karşı koymada son derece ustaydı. Yaratıcılığıyla, savaşın sonucunu belirleyecek fırsatları değerlerdirmeyi çok iyi bilirdi.

    İskender'in kısa süren hükümdarlığı, Avrupa ve Asya tarihi açısından önemli bir dönüm noktası sayılır. Seferleri ve bilimsel araştırmalara merakı, coğrafya ve doğa tarihi gibi konulardaki bilgilerin gelişmesine katkıda bulunmuş, ayrıca büyük uygarlık merkezlerinin geliştirdiği bilgi birikiminin ortak bir potada kaynaşmasına zemin hazırlamıştır. Siyasal açıdan olmasa bile, ekonomik ve kültürel açıdan Cebelitarık'tan Pencap'a uzanan, ticarete ve toplumsal ilişkilere açık bir imparatorluk kurduğu ve ortak sayılabilecek bir uygarlığa ve bir lingua franca Yunan Koine lehçesine dayalı yeni bir dünya meydana getirdiği söylenebilir.

    Sonuçta İskender kendisinin Herakles'in soyundan geldiğini benimsemesi ve kendisini tanrısallaştırması onun halkın gözündeki büyüklüğünü ifade etmekteydi. Temsil edilen figürlerinde bile kendisini Amon gibi koç boynuzu ile, Herakles gibi Aslan başlı postuyla göstermektedir.
     
  7. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Elveda Rumeli - Basında Çıkan Haberler
    PADISAH 2. ABDÜLHAMIT

    Osmanlı padisahlarının 34.sü ve Islam halifelerinin 99.su.

    Saltanatı: 1876-1908
    Babası: Abdülmecid Han - Annesi: Tir-i Müjgan Sultan
    Dogumu: 21 Eylül 1842 - Vefatı: 10 Subat 1918

    Çok iyi bir tahsil görerek din ilimlerini ve Fransızcayı mükemmel bir sekilde ögrendi. Amcası Abdülaziz Han onu Mısır ve Avrupa seyahatlerinde yanında götürdü. Abdülaziz Han'ı tahttan indirip sehit ettiren, böylece Osmanlı Devleti'nde idareyi ele geçirin batı kuklası bazı pasalar, V. Murat'ın suurunun bozulması üzerine, devlet islerine karısmaması ve yalnız millet meclisinin çıkaracagı kanunlara göre hareket etmesi sartıyla, Abdülhamid Han'ı sultan ilan ettiler.

    Tahta çıktıgında Osmanlı Devleti tam bir bunalımın esigindeydi. Karadag ve Sırbistan'da savas aleyhimize dönmüs, Bosna-Hersek ve Girit'te ayaklanmalar çıkmıs, mali kriz son haddine varmıstı. Bu arada sadrazam Mithat Pasa ve arkadaslarının istegi üzerine 23 Aralık 1876'da Birinci Mesrutiyet ilan edildi. Ancak gayrimüslimlerin dahi yer aldıgı Meclis-i Mebusan'ın ilk isi Rusya'ya harp ilanı oldu. 93 harbi diye tarihe geçen bu savas, Osmanlı Devleti için tam bir felaket getirdi. Ruslar Istanbul önlerine kadar geldi. Bir milyondan fazla Türk, Bulgaristan'dan Istanbul'a hicret etti. Mütareke isteyen Sultan Abdülhamid, ilk is olarak devleti parçalanma ve yok olma yoluna dogru götüren Meclis-i Mebusan'ı kapattı (13 Subat 1878) ve devlet idaresini eline aldı. Ayastefanos antlasması ile Osmanlı Devleti Makedonya, Batı Trakya, Kırklareli, Kars, Ardahan ve Batum'u kaybediyordu. Ancak Ingiltere ile anlasan Abdülhamid Han, Kıbrıs'ın idaresini onlara bırakmak sartıyla, yeniden topladıgı Berlin Konferansı'nda kaybedilen toprakların bir kısmına sahip oldu.

    Abdülhamid Han büyük meseleler karsısında bunalan Osmanlı Devleti'ni bundan sonra dahiyane bir siyaset, adalet ve fevkalade bir kudretle yönetti. Düyun-u Umumiye idaresini kurarak iki yüz elli iki milyon tutan devlet borçlarını yüz altı milyona indirdi. Memlekette büyük bir imar faaliyeti ile egitim ve ögretim seferberligi baslattı. Çogu sahsî parasından olmak üzere cami, mescit, mektep, medrese, hastane, çesme, köprü vs. gibi toplam 1552 eser yaptırdı. Ülkenin dört bir yanını demiryolu ile dösedi. Yunanlıların Girit'te isyan çıkarıp, Türkler arasında toplu katliamlar yaptırmaya baslamaları üzerine, Yunanistan'a harp ilan etti. Alman kurmaylarının altı ayda geçilemez dedikleri Termopil geçidini 24 saatte asan Osmanlı ordusu, Atina önüne vardı. Yunanistan'ın tamamen Osmanlı eline geçecegini anlayan Avrupalı devletler, sulha zorladılar ve bunda muvaffak oldular.

    Yahudilerin Filistin'de bir cumhuriyet kurma tesebbüslerinin karsısına çıktı. Onların Osmanlı borçlarını bütünüyle silelim tekliflerini reddetti. Bu toprakların kanla alındıgını, asla terk edilemeyecegini sert bir dille bildirdi. Filistin topraklarının yahudilere satılmaması için gerekli tedbirleri aldı. Dogu Anadolu'da Ermeni hareketlerine karsılık Hamidiye alaylarını kurdu ve bölgede asayisi temin ile Osmanlı hakimiyetini pekistirdi.

    Sultan Abdülhamid Han'ı tahttan indirmeden Osmanlı Devleti'ni parçalamanın ve Islam'ı yok etmenin mümkün olmadıgını gören bütün iç ve dıs düsmanlar bu Türk hakanına karsı cephe aldılar. Bir taraftan Sultan'ı gözden düsürmek üzere her türlü iftira ve kötüleme kampanyaları yaparlarken, diger taraftan suikastlar tertip ettiler. Ermeni asıllı Fransız yazar Albert Vandal'ın "Le Sultan Rouge=Kızıl Sultan" seklinde ortaya attıgı iftiraları aynen alan bazı gafiller, ansiklopedilere bunları yazarak genç nesilleri aldattılar.

    Bu arada Padisah'ın devlet idaresinde nüfuzunu kırmak isteyen batılılar, Ittihat ve Terakki mensuplarını kıskırtarak 23 Temmuz 1908'de Ikinci Mesrutiyeti ilan ettirdiler. Böylece otuz yıl durmus olan facialar tekrar basladı. 31 Mart Vakası sebebiyle Ittihat ve Terakki ileri gelenleri tarafından tahttan indirilen Abdülhamid Han, Selanik'e gönderildi (27 Nisan 1909). 10 Subat 1918'de Beylerbeyi Sarayı'nda vefat eden Abdülhamid Han'ın naası Çemberlitas'ta dedesi Sultan II. Mahmut'un türbesindedir.

    II. Abdülhamit Han'ın güzel ahlakı, dine olan baglılıgı, edep ve hayasının derecesi, akıl ilim ve adaletinin çoklugu, milleti için gece-gündüz çalısması, düsmanlarına bile iyilik yapması, ciltler dolusu eserlerle anlatılmaktadır. Onun tahttan indirilmesinin üzerinden 10 yıl geçmeden imparatorlugun dörtte üçünün elden çıkması, memleketi 33 yıl nasıl idare ettigine en açık delildir. Yine Abdülhamid Han'ın tahttan indirilmesiyle beraber kan gölü haline çevrilen Ortadogu'da hala huzur tesis edilememis olup, Arap alemi siyonizmin oyuncagı haline gelmistir.

    Vaktiyle Ittihat ve Terakki fırkasının içinde Abdülhamid Han'a düsmanlık eden Filozof Rıza Tevfik ve Süleyman Nazif pismanlıklarını asagıdaki siirleri ile dile getirmislerdir.


    Tarihler adını andıgı zaman,

    Sana hak verecek hey Koca Sultan,

    Bizdik utanmadan iftira atan,

    Asrın en siyasî Padisahına.

    (Rıza Tevfik)

    -------------------------------------------------------

    Padisahım gelmemisken ya da biz,

    Iste geldik senden istimdada biz,

    Öldürürler baslasak feryada biz,

    Hasret olduk eski istibdada biz.

    (Süleyman Nazif)

    *******

    SORAY UZUN YOLDA

    Ramazan sonrası uzun bir yola çıkan Soray Uzun'un Makedonya izlenimleri bu hafta ekrana gelecek.

    Soray Uzun tekrar yollara çıktı. Dedelerini Çanakkale'de sehit veren Hamza amcayla duygu dolu bir görüsme, halk pazarında Türkiye'yi aratmayacak görüntüler, süt sagmaya çalısan Soray'ın zor anları, Makedonya'da gelin kaynana iliskileri ve Makedonya'daki Türk izleri Soray Uzun Yolda'da.

    Soray Uzun'un yolu bu hafta Makedonya'ya düsüyor. Halk pazarında Türkiye'yi aratmayacak söylesiler. Doyuran kasabasının hikayesi Soray Uzun Yolda'da.

    Üsküp'teki Çanakkale... Dedeleri Çanakkale'de sehit düsen Hamza amca, dükkanına Çanakkale ismini vererek memleket özlemini dindirmeye çalısıyor. Soray Uzun Yolda ekibini karsısında bulan Hamza amca önce duygulandı, sonra Makedonya'da Türk olmayı Soray'a anlattı.

    Debre'de süt sagan kızların isine karısan Soray, buzagı emmis inegi sagmaya kalkınca zor durumda kaldı. Kızların eglencesi olan Soray'ın kendini ilginç savunması!

    Gelin her yerde gelin, kaynana her yerde kaynana... Makedonya'da gelin kaynana nasıl anlasır? Soray Uzun Yolda Makedonya'da gelin kaynana iliskilerini arastırdı.

    Geleneklerini sürdürmeye çalısan Türk kadınların el isi göz nuru kıyafetler, Makedonya'da Türk kahvesi, Çesme bası muhabbeti, Haçlı Cami'nin hikayesi ve Makedonya'daki Türklerin yasamı Soray Uzun Yolda'da.

    *****

    Hayatın farklı renkleri, ilginç insan manzaraları Soray Uzun'un esprili sunumuyla ekrana geliyor. Buluslarıyla, özel yetenekleriyle Türkiye'nin ilginç insanları Soray'la Uzun Yolda bulusuyor! Kanal 7'nin sevilen sunucusu Soray Uzun'un sundugu program, her hafta degisik bölgelerden farklı renkleri, ilginç hikayeleri ekrana tasıyor. Türkiye'nin dört bir yanından insan manzaralarını ve ilginç yasam hikayelerini ekrana getiren program izleyenleri Anadolu'yu bir uçtan bir uca seyahate çıkarıyor.



    Soray Uzun'un programını bir süredir izleyemiyorum ama çok sirin bir gezi programı oldugunu söyleyebilirim. Bazen öyle komiklikler oluyorki gülmekten karnım agrıyor. Insanlar tv konusunda dogustan yetenekliymis gibi bu programda mikrofonu kapan bir daha bırakmıyor. Yani bu bölümü izleyin, birsey kaybetmezsiniz derim.

    Yayın tarihi 17 Ekim Çarsamba, saat 19:40.
    ----------------------
    İNTİHAL SORUNUMUZ

    Atay SÖZER

    Reha Muhtar ATV’de yeni başlayan “Elveda Rumeli” dizisi üzerine bir yazı yazdı. Bu dizinin “Damdaki Kemancı” filmiyle (ve oyunuyla) örtüştüğünü söylüyor. Önce o yazıya bir bakalım sonra da durumu yorumlayalım…


    Bu tür sözler pek çok dizinin başına geliyor ne yazık ki; kimi haklı kimi haksız bu sözlerin. Bazen senarist arkadaşlarımız haksız yere hırsız konumuna düşerken bazen de sanıldığı kadar masum olamayabiliyorlar ve başka bir meslektaşlarını mağdur ediyorlar, bazen de olay kendilerinin dışında gelişiyor… Bu gelişimleri birkaç başlık altında toplayabiliriz.


    1-Senarist bir öykü bulmuştur, hele hele mesleğe yeni başlayan bir arkadaş ise bulduğu öykü ona göre dünyanın en güzel öyküsüdür. Senaryosu kanal kanal gezerken bir de bakar ki benzer bir konu başka bir yerde oynamakta. Zaten “eserim çalınır mı?” paranoyası içinde olan arkadaşımız ayağa kalkar, feveran eder. Oysa örtüşen sadece bir iki tema vardır, örneğin her iki senaryoda da bir taksi şoförünün aşkı işlenmektedir. Bu kolay akla gelecek bir türüktür, yüzlerce dizinin çekildiği bir ortamda iki kişinin aynı temayı bulması olasılık dahilidir. Gene bu günlerde başlayan “Pusat” dizisiyle ilgili bir intihal iddiası gündeme geldi. “Sahipsiz Gezegen” isimli romanla “birebir örtüştüğü” söylenmekte, bunu destekleyen iki dayanak ileri sürülüyor; her iki eser de Sivas Suşehri’nde başlıyor ve her ikisinin karakteri de boksör… İnternette şöyle kısa bir tur atınca Suşehri’nin özellikle kickboksun yoğun olarak yapıldığı yerlerden biri olduğunu görürsünüz. Yani bir boksörün hayatı yapılacaksa her iki taraf da doğru yerden başlamış. İntihal iddiası belki doğru belki yanlış, dramatik yapının ilerlerde örtüşüp örtüşmediğine bakılmalı. Yani iki yerde de Sivaslı bir boksör olması iddia için yeterli değil.

    2-Bazen iddialar doğrudur; senaryo yazarı başka bir eserden bilerek yürütmüştür…

    3-Bazen senaristin yıllar önce okuduğu öykü, izlediği film veya bir meslektaşından dinlediği öykü bilinçaltına yer eder, yıllar sonra bu sanki kendi fikriymiş gibi ortaya çıkar. Burada art niyet yoktur ama senarist için zor bir durumdur…

    4-Bazen izlenen öykü, filmden esinlenme, çağrışım yollarıyla yeni bir eser ortaya çıkar. Bu esinlenmede aşırıya kaçılırsa senarist intihalle suçlanır. Burada akılcı olmakta fayda var, eğer ki başlangıçta belirgin bir benzerlik yapıp da adınız intihalciye çıkmışsa yandınız demektir. İşin devamında tamamen özgün işiniz bile devam etse bu suçlama sürer, daha da acısı sizin özgün işiniz bu kez yola çıktığınız eserin sahibine mâl edilir.


    5-Uyarlama işler de vardır, örneğin Ahmet Vefik Paşa’nın Molier uyarlamaları meşhurdur. Tabii asırlar önce ölmüş Molier için böyle bir sorun yok ama söz konusu yakın zaman yazarları olunca burada dikkat etmek gerekiyor. Eser sahibinin adını anıp uyarlamanızı yaparsanız mesele kalmıyor. Nitekim geçtiğimiz yıllarda yapılan bir iki sitkomda bu denendi. Sonra gene unutuldu…

    Burada bıçak sırtı kadar hassas bir nokta var… Genellikle TV dizilerinde projeler senaryo yazarları ve yapımcıların kafa kafaya vermesiyle hazırlanıyor.
    Yapımcı doğası gereği ticari olarak yaklaşır, kendini güvenceye almak ister; hele hele bizim yapımcılarımız riske girmeyi asla istemez. İşportacı, bakkal, market sahibi, süpermarket, hipermarketler zinciri sahibi yaptıkları iş gereği esnaf sınıfına girerler. İşportacılıktan başlayıp marketler zinciri kuran kişilerin öykülerini duymuşuzdur…
    Bizim yapımcılarımız işportacılığı geçtiler, bakkallığı geçip market kuranlar da var ama bir türlü zincir oluşturmak istemiyorlar, azıcık aşım kaygusuz başım diyerek günü kurtarmak onlara yetiyor.
    Risk olmayınca, farklı yeni bir projenin nereye varacağını bilemediklerinden; daha önce denenmiş sonucu alınmış işleri tercih ediyorlar. Senaryo yazarlarından bu tür işler istiyorlar.
    Bazen eski bir film oluyor bu, o kaynak film de zamanında başka bir kaynaktan alınmışsa idare ediliyor bir yere kadar, neticede anonim bir konu, diyip geçiyoruz…
    Bazen çok belirgin bir eser olunca iş değişiyor. Senarist uyarladığı eserin kaynağını belirtirse yapımcısının canını sıkıyor çünkü muhterem telif ödemek zorunda kalacak, kaynak belirtmeze kendine ait olmayan bir konuya imza atarak intihalci damgası yiyecek. Yani iki ucu kirli değnek misali bir durum. Genellikle benim fedakar, cefakar senaristim yapımcısını kurtarmak için kendini feda ediyor. Ama bu arada mesleğimiz de yara alıyor tabii…
    Hatta bu durumu görmezden gelip , utanmadan “Türkiye’de senaryo yazarı yok” diyenler de (özellikle yapımcılar içinde) çıkabiliyor.

    Gelelim “Damdaki Kemancı” örneğine; bu aslında Solem Aleyhem’in romanı, oyunu oynadı, filmi çekildi. Klasik bir roman defalarca filme çekilir ve sahnelenebilir. Solem Aleyhem’in ölüm tarihi 1916, yani teliften de düşmüş durumda, yani yapımcı elini cebine atmak zorunda değil. Göğüslerini gere gere “Bu dizi Solem Aleyhem’in eserinden uyarlanmıştır” diyebilirlerdi, gördüğüm kadarıyla da çok başarılı bir uyarlamaydı.
     
  8. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Elveda Rumeli - Basında Çıkan Haberler

    Hande Subaşı’nın çıkartılmasından sonra Elveda Rumeli dizisinin kadrosuna dahil olan Berrak Tüzünataç, oyunculuğuyla şaşırtıyor. Oyuncu olarak ilk kez Ödünç Hayatlar dizisinde izlediğimiz Berrak, ne yazık ki dizinin yayından kaldırılması yüzünden ekranda fazla boy gösterememişti ama o açığı şimdi Elveda Rumeli dizisinde kapatıyor..

    Dizi için söylenebilecek hiçbir şey yok; gerçekten muhteşem ötesi.. Her şeyden önce çok farklı, alışılagelmişin dışında.. Oyunculuklar harika.. Oldum olası en sevdiğim oyuncular arasında yer alan Şebnem Sönmez, dizide harikalar yaratıyor. Erdal Özyağcılar, Antep şivesindeki üstün başarısından sonra şimdi de Rumeli şivesiyle bize hoş saatler geçirtiyor.

    İşte bu iki usta oyuncunun yanında bir yıldız gibi parlıyor Berrak.. Duru güzelliği, şiveyi kullanmadaki başarısı ve doğal oyunculuğuyla gerçekten takdire şayan..

    ATV yeniden toparlanmaya başladı ve güzel diziler yayınlamaya başladı ama ‘Dizi atv’de izlenir’ sloganını yeniden hak etmesi için daha özverili davranması gerekiyor bence.. O yüzden eğer Elveda Rumeli dizisini istenilen reytingi alamıyor diye yayından kaldırma gibi bir düşünceleri varsa bundan hemen vazgeçsinler.. Bu nereden çıktı dediğinizi duyar gibiyim; son günlerde kulağıma bazı haberler çalınıyor bu yönde.. Umarım doğruluk payı yoktur..

    Kanal D’nin Ödünç Hayatlar dizisinde yaptığı yanlışı umarım ATV yöneticileri Elveda Rumeli için yapmaz..

    Bu sav henüz doğrulanmadı ama Elveda Rumeli severler siz yine de ekran başına geçin ve diziyi zirveye taşın.. Kaliteli bir işin göz göre göre şu lanet canavara yenilmesine göz yummayın..
     
  9. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Elveda Rumeli - Basında Çıkan Haberler

    [​IMG]

    [​IMG]


    Bize kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz? Özellikle müziğe yönelme ve müziği kariyer olarak benimseme aşamalarınızdan…

    Kemal Sahir Gürel :
    1966'da Giresun'un Görele ilçesinde doğdum. Çocukluk dönemim Giresun’da geçti. 1974'de yılında babamın emekliliğinin ardından İstanbul’a yerleştik. 1978'de müziğe önce kardeşlerimin sonra da müzik hocamın etkisiyle ilgi duymam beni ensturman çalmaya yöneltti. 1981'de Hüseyin Yıldızla birlikte Yavuz Top' un müzik kursunda bağlama ve solfej dersleri alarak işi ehlinden öğrenme anlamında eğitime başladım. Bir buçuk yıl öğrenim gördüm. 1982–83 yıllarında, İ.Ü. Konservatuarı Türk Müziği Bölümü'nde bir yıl öğrenim gördüm. 1984' de Türk Folklor Kurumu'nun (TFK) Halk Müziği Okulu'nda yine Hüseyin Yıldızla birlikte başladık bir yıl öğrenim gördüm. 1984–86 yılları arasında ‘Fırtına Saz Kursu'nda, bağlama ve solfej dersleri verdim. 1984 yılı sonlarında Halk dansları müziklerine düzenlemeler yapmaya başladım. 1985 yılından itibaren İTÜ Devlet Konservatuarı Temel Bilimler Bölümü'nde beş yıl öğrenim gördüm 1986 yılından sonra müzikle ilgili çalışmalarımı bestecilik, aranjörlük ve grup konserleriyle sürdürdüm.
    İlk film müziğim 2003 yılında Çizgi Animasyon Filmin Binbir Gece Masallarına yaptım. Sonrasında rahmetli Kazım Koyuncu ile Sultan Makamını (2004) ve yine Hakan Yeşilyurt ile (2004) Kurşun Yarasının müziklerini yaparak dizi film müzikleri alanında da çalışmaya başladım. 2005 yılında Aşka Sürgün filmini Erol Mutlu ile birlikte yaptık. 2006 yılında iki proje başladı bunlardan hasreti yalnız ve Esir Kalpleri Nail Yurtseverle beraber çalıştık. 2006 yılında kısa metrajlı Kanada’da yaşayan yönetmenimiz Alp Esenerin Kırık Yaşamlar Diyarı adlı filmin müziğini yaptım. Yine 2006 yılı sonunda Ayşe Önder, Aytekin Gazi Ataş ve Soner Akalın ile beraber Son Osmanlı-Yandım Ali filmini yaptım. 2006 yılında Aşka sürgün, Hasret ve Esir Kalpler filminde müzik eşlemesinde birlikte çalıştığım Erdal Güney ve Hüseyin Yıldız ile beraber Hatırla Sevgili dizisinin müziklerine başladık. Ardından 2007 ye iki proje ile girdik. Bu projeleri de Erdal ve Hüseyin ile birlikte yaptık; Yemin ve Dicle… 2007 yazında gelen Elveda Rumeli ile çalıştığımız son projeyi hayata geçirdik. Ancak burada aramıza iki yeni arkadaşımız girdi. Ayşe Önder ve İrşad Aydın. Ayrıca yine bu sene Erdal Güney ve Hüseyin Yıldızla beraber Gitmek adlı filmin müziklerini de gerçekleştirmeye çalışıyoruz.


    Erdal Güney :
    Küçük yaşlarda başlayan müzik yaşamım üniversite yıllarıyla yoğunluk kazandı.İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum.Tahsin İNCİRCİ, Elmira AŞRAFOV,Jerair ARSLANYAN ve Kemal KAPLAN’dan müzik dersleri aldım. 1993–94 yılları arasında Metz-Fransa'da bir kültür kuruluşunun davetlisi olarak bağlama dersleri verdim. 1994–96 yılları içinde Anamur-Ören Bld. Kültür Merkezinde yöneticilik de yaptım. Burada verdiğim bağlama derslerinin yanı sıra, koro çalışmaları da yaptırdım. 1998–2003 'de Berlin 'de özel bir kuruluş olan Alman-Türk Müzik Akademisi'nde öğretim kadrosu içinde yer aldım. Türkiye, Fransa, Almanya, Hollanda ve İsviçre'de kültürel etkinlikler çerçevesinde düzenlenen birçok konser ve dinletiye katıldım. Halen Taşalı Platosu üzerine alan çalışmasına dayalı müzik incelemesi yapmaktayım.
    Yayınlanan albümlerim.
    1996 "Güney Türküleri" Ada müzikten çıktı. 1999 "Yakımlar" Ada müzikten çıktı. 1999 "Köprüler" - Enstrümantal toplama albüm -Ada müzikten çıktı. 2005 "Aşkiya" –yine Ada müzikten 2007 “Unutulmayanlar” Saundtracks-film müziği Ada müzikten 2007 Sizlerin de bildiği gibi Kemal Sahir Gürel ve Hüseyin Yıldızla birlikte “Hatırla Sevgili” Saundtracks-film müziği Kalan müzikten çıktı.


    SİNEMA MÜZİĞİ:
    2006”Unutulmayanlar”-Akademi Prodüksiyon ve 2007 de henüz yayınlanmayan “Gitmek” filminin müzikleri..
    TELEVİZYON FİLM MÜZİĞİ:
    2005”İlk Göz Ağrısı”- ATV 2006 ”Hatırla Sevgili”-ATV 2007 ”Yemin”-FOX TV 2007 de “Dicle”-ATV yine 2007 de “Elveda Rumeli”- ATV
    KISA FİLM MÜZİĞİ:
    2007”Günah”


    İrşad : Sanıyorum çok uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Klasik olanı yaşadık. İlkokulda ensturmana mandolin ile başladım. Ardından büyük bir sevinçle bağlamaya geçtim. Uzun bir süre bağlama çaldım. 1992 yılına geldiğimizde bir müzik grubu ile çalışmaya başladım. O günde başlayan çalışmalar çeşitli evreler de geçirerek ama sürekli müziğin içinde olarak bugünlere geldi. Bugüne geldiğimizde zevkle ve mutlulukla başka bir alanda müziğe devam ediyorum. Bütün bu evirilmenin ışığında söyleyeceğim tek şey müzik hep benimle vardı.

    Ayşe : 1974 de İzmir’de doğdum. Müzik çalışmalarıma babamın verdiği mandolin dersleri ile başladım. Aslında aileden genetik bir müzisyenlik var. Babam müzisyen, ben dahil tüm kardeşlerim müzisyen. Babam halk müziği ve sanat müziği ile ilgilenmesine rağmen bizler klasik batı müziği ile ilgilendik. Şimdilik bu kadar yeterli diyorum…

    Hüseyin :1961 Erzincan Tercan doğumluyum. Müzik Ayşe’nin evi gibi bizde de hep vardı. Babam klasik halk aşığı tarzında bağlama çalardı. Ama ben bağlamaya maalesef çok geç ilgi duydum. Müziğe de. 17 yaşımda kendi kendime bağlama çalmayı öğrendim. Sonra bu işi ilerletebilmek için Hüseyin Fırtına müzik evine gittim. Ardından kemal ile birlikte Yavuz Toptan müzik dersleri aldım. Ama 6 ay dolmadan ayrıldım ve askere gittim. Sonra hayat hızla aktı. Evlendim 2 çocuk olunca artık sadece hayat ile ilgilendim. Müzik bitti. Yıllar sonra yeniden müziğe başlamam yine kemal ile birlikte oldu. 2005 de üzerine konuşmada yeniden başlayan müzik hayatı 2006 da müzik eşleme (Aşka Sürgün, Hasret ve Esir Kalpler) daha sonra 2007 de Hatırla sevgili ile müzik eşlemeden çıkan iş yerini birlikte film müziği yapmaya başlamamızı sağladı. Yemin ve Dicle’den sonra Elveda Rumeli ile çalışmalara devam ediyoruz.



    Müzik hayatınıza başlarken ya da başlamadan önce sizi etkileyen müzisyenler (yerli_yabancı) kimler olmuştur. Grubunuz elemanlarının örnek aldığı müzisyenler kimlerdir?

    Kemal: Benim çocukluğumdan beri en çok etkilendiğim sanatçı Zülfü Livaneldir. Onun dışında Ruhi Su ve Selda Bağcandır. Yabancı olarak beni en çok etkileyen müzisyen Goran Bregoviç ve Old Field.

    İrşad : Müziğe başlamadan bizim memlekette herkes müzisyen zaten. Meşhur sıra gecelerini çok dinledik. Meşhur kazancı bedi en başat örnektir hiç kuşkusuz. Sonrasında Kemalin belirttiği gibi Livaneli gerçeği ve hiç kuşkusuz Cem Karaca ve dönemin müzik yapan tüm sanatçıları beni etkiledi. Bugüne gelirsek sanatçı ismi veremiyorum ama üretimleri olan ezgileri çok beğeniyorum.

    Ayşe : Ben başlarken ad olarak hatırladığım müzisyen yok. Ama günümüzde çok geniş bir beğeni yelpazem var. İrşadın değindiği gibi bazen ezgileri çok beğeniyorum. Bazı durumlarda da isimler ön plana çıkıyor. Şu an için Sezen Aksuyu çok seviyorum. Ayrıca modern tarza uyarlanmış klasik müzikler çok hoşuma gidiyor. Dünyanın her yerindeki etnik müzikleri çok seviyorum. Özellikle de Macar besteciler çok hoşuma gidiyor.

    Hüseyin : Ben de öncelikli olarak kendi memleketimdeki önemli halk ozanlarından daimi Davut Sulari, ve babamdan dinlediğim deyişlerle müzik dinlemeye başladım. Sonrasında Livaneliyi tanımak, Ruhi Suyu ve Selda Bağcanı dinlemek de cilası oldu diyebilirim. Halk müziğimizin önemli yerel sanatçılarını zaman içinde tanımak da müzik etkileşimimi perçinledi. Neşet ve babası Muharrem Ertaşlar, Keskinli Hacı Taşanlar, Zeybekler, Azeri, Karadeniz ezgileri çok zengin bir müzik kültürünün bizlere mirası oldu. Uluslar arası müziklerden Kemal gibi Goranın film müzikleri oldukça etkiledi beni. Bunun yanı sıra en çok etkilendiğim müzisyenden ziyade, Yağmurdan önce ve Akdeniz filminin müzikleri ise tadından yenmezlerin ilk sıralarındandır.

    Biraz projelerinizden bahseder misiniz? Ayrıca gelecekte neler yapmayı planlıyorsunuz?


    Kemal : Ben dizi ve sinema müzikleri dışında solo bir ensturmantal albüm düşünüyorum.

    İrşad : Şu anı ifade edeyim, yapabileceklerimizin en iyisini yapmaya çalışmak olarak tanımlamak bu sorunun cevabı olsa gerek diye düşünüyorum.

    Ayşe : Kendi etnik ensturmanlarımızla modern müzik yapmak istiyorum.

    Hüseyin : Ben de elimden gelen çabayı arttırmak için yeni şeyleri öğrenmeyi (Müzik ve Ensturman ve Teknik alt yapı anlamında) amaçlıyorum.



    Bir gününüz nasıl geçiyor? Mesela müziğin dışında diğer sanat dallarını da takip edebiliyor musunuz?


    Kemal : Doğrusu müziğin dışında faaliyete zaman kalmıyor. Ama sinemayı takip etmeye ve okuma çabamı yapabildiğim ölçüde yerine getirmeye çalışıyorum.

    İrşad : Evet Kemale ekleyecek bir şey bulamıyorum.

    Ayşe : Ben de müzik uğraşımın zamanımı oldukça aldığını düşünüyorum.

    Hüseyin : Sinema benim de takip etmeye çalıştığım bir diğer alan. Zaman buldukça sinema izlemeye çalışıyorum.


    En son hangi albümü aldınız? Genel bir yorum yapabilir misiniz albümle ilgili?


    Kemal : En son Müslüm Gürses’in Murathan şarkılarını dinledim. Bir de Zerrin Özerin Ve böyle bir şey albümünü aldım. İkisi de sürekli dinlediğim albümler arasındadır.



    Müziği kategorize etmek gerekirse sizin yaptığınız müzik hangi kategoriye girer?

    Kemal : Biz sahne müziği veya bir performans müziği yapmıyoruz. Biz dizi filmlere veya sinema filmlerine müzik yaptığımız için bir tarzı yok. Müziğimiz senaryonun fikrine göre şekilleniyor. Bu anlamıyla kategorize yok.


    Tam olarak kullandığınız ekipmanlar nelerdir?


    Kemal : 12/14 anahtar, çekiç ve (Hüseyin) yıldız tornavida. Pardon müzik konusundaydı değil mi?

    Hüseyin : Evet Kemal evindeki ekipmanı sormadılar…

    Kemal : Bir bilgisayar özellikle müziğin alt yapısını hazırlamada ve müzik eşlemesinde olmazsa olmazımız. Müzik programlarımız var. Ses kartları ve mikrofon ve düzenlemenin gerektirdiği ensturman çeşitleri…



    Her müzisyenin bir süre sonra çaldığı enstrümanla özdeşleştiğini düşünüyorum sizde de böyle bir durum oldu mu?


    Hüseyin : Bu bizim grupta birçok kişi için olumsuz. Çünkü Kemal yaylılar dışında her türlü ensturmanı çalabiliyor. Ayşe piyano çalıyor ama ensturmandan ziyade düzenleme ve kompozisyonda gelişmiş. Erdal bağlama ve gitar çalabiliyor üstelik şu anda neyi geliştiriyor. İrşad da ha keza bağlama ve gitar çalıyor.

    Kemal : Burada olsa olsa şunu diyebiliriz. Çaldığı ensturmanı sevmek diye bir olgu var. Onu diyebiliriz. Evet, ensturmanları seviyoruz. Sonuçta ezgilerimizi onlar aracılığı ile seslendiriyoruz.


    Günümüz popüler müziği içerisinde türkülerimizin yerini nasıl görüyorsunuz? Son yıllarda özellikle türkülere artan ilgi ve sevgiyi sizler nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkücülerimizden kimleri severek dinlersiniz?

    İrşad : Bundan 10 -15 yıl öncesinde TRT klasiğinde gelen türkülerimiz vardı. Zaman ve teknoloji ilerleyip değiştikçe bunların günümüz şartları ile uyumsuz yönleri pratikte ortaya çıktı. Doğal olarak dinlenmemeye başladı. Doğaldır ki, yeni müzisyenler bu sorundan yola çıkarak bu konuya eğildiler ve başarılı çalışmalar ortaya çıktı. Bununla birlikte ortaya çıkan çalışmalar daha memnuniyet verici durum.

    Kemal :
    Türküler, radyo repertuarına baktığımızda birkaç bindir. Hâlbuki yaratılmış türkü sayısı onbinlercedir. Ama bu türkülerin bugüne kalabilmesinin temel nedeni, bir takım sıkıntılar ve coğrafi koşulların dışında sevilen türkülerin bir şekilde nesilden nesile ulaşmasındadır. Örneğin bir popçu şarkı yaptığında bu illa sevilecek demek değildir. Türküler de böyledir sevileni günümüze onu dinleyenlerce taşınmıştır. Etkileyici ve başarılı olan türkülerin bugüne ulaşması diye bir gerçeklik var. Yeni nesil kent soundundan dolayı rock ve metal müziğe ilgi duyabilir ama bir süre sonra toprak kokusu onları çekmeye başlıyor. Türkülere olan ilginin nirengi noktası buradan kaynaklanıyor. Türkü ustaları açısından benim en çok sevdiğim Aşık Veysel, Feyzullah Çınar, Muharrem ve Neşet Ertaştır.

    Ayşe : Ben de Muharrem ve Neşet Ertaşları çok severim.

    Hüseyin : Ben de Türkülere yeni yorum tekniğini getiren Ruhi Suyu yeniden yad etmek istiyorum. Çünkü Ruhi Su tüm yurt türkülerini yeniden yorumlayarak onları günümüze taşımakta büyük çaba sarf etmiştir.
     
Elveda Rumeli - Basında Çıkan Haberler konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Elveda Rumeli elveda...

    Elveda Rumeli elveda...

    Elveda Rumeli elveda... Yıl 1899... Manastır etrafında 1 Osmanlı köyü... Balkan harbinin ayak sesleri duyulmakta. Sütçü Ramiz Efendi , bu kargaşa arasında ailesinin geçimini sağlamakta zorlanmaktadır. Eylülde ekrana gelecek 'Elveda Rumeli', Osmanlı'nın son yıllarına da ayna tutacak. Dizinin başrollerinde Erdal Özyağcılar, Şebnem Sönmez ve Hande Subaşı oynuyor. Yönetmeni ise Serdar Akar....
  2. elveda rumeli ekibi

    elveda rumeli ekibi

    Sinema filmi ve TV dizilerinin iki başarılı yönetmeni Serdar Akar ile Tarkan Karlıdağ iş ortağı olup ilginç bir projeye başladı. Akar ve Karlıdağ, şu günlerde Türkiye ile Makedonya arasında mekik dokuyor. Çünkü ikili sonbaharda yeni yayın döneminde atv'de ekrana gelecek iddialı bir dönem dizisi için kolları sıvadı. Makedonya'da çekilecek "Elveda Rumeli" adlı dönem dizisi 1900'lü...
  3. Elveda Rumeli 39.Bölüm

    Elveda Rumeli 39.Bölüm

    Bölüm Özeti: Ramiz’in ermis oldugu haberi bütün kasabada yayilinca ev ziyaretçilerle dolup tasmaya baslar. Ramiz, kudretinden herkesin faydalanmasini isterken Fatma’nin sabri tasmak üzeredir. Hasan ise kasabada düzenlenecek olan Ramazan eglencesinde, Karagöz oynatmak için kendisine çirak aramaktadir. Zarife, Aleks’in bir an önce dönmesini beklerken, Aleks kendisinin yerine muallimlik...
  4. Elveda Rumeli 41.Bölüm

    Elveda Rumeli 41.Bölüm

    Bölüm Özeti: Vahide’nin Pasa oglu Abdül’ü vurdugu ortaya çikinca tutuklanip, Manastir’a götürülür. Ramiz, kizini kurtarmak için Mustafa, Hasan, Ahmet Ekrem ve Dilaver’le birlikte yola koyulur. Diger yandan Mazhar Pasa Kadi Efendiden mahkemenin bir an önce kurulmasini ister. Fatma ise evde Vahide için dua ederken; beklenmeyen bir misafirin gelisiyle sarsilir. Aleks, Müslüman olacagini açiklamak...
  5. Elveda Rumeli 42.Bölüm

    Elveda Rumeli 42.Bölüm

    Bölüm Özeti: Ramiz, bayram sabahi kizi Vahide’yle eve dönmenin sevincini yasarken, Fatma Aleks’in geldigini ve Zarife’yle evlenmek istedigini Ramiz’e söyler. Ramiz öfkeyle evden çikar. Aleks ile çarsida karsilasirlar ve Aleks tüm ahalinin önünde Zarife’yi Ramiz’den ister. Müslüman ve Hristiyan halk bu olay karsisinda iki kutba ayrilir. Zarife’nin ise, ailesi ve Aleks arasinda bir seçim yapmasi...

Sayfayı Paylaş