gebe
  1. almira

    almira Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    7 Kasım 2007
    Mesajlar:
    724
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    istanbul

    Engelistan

    Konu, 'Melekler Yardımlaşma' kısmında almira tarafından paylaşıldı.

    Onlar için Sıcak bir yaz günüydü; kimileri oturmuş domino oynuyor, kimileride köşede bir yuvarlak masanın etrafında toplanmışlar kendi aralarında sohbet ediyorlardı.
    "Allah kahretsin! Yine iş başvurularımdan bir şey çıkmadı" diye söylendi içlerinden biri. "Neymiş bana uygun bir iş yokmuş beyefendilerin
    iş yerlerinde" diye devam etti sinirli bir ses tonu ile. "niteliklerimi sordunmuda bana göre bir iş olmadığına karar verdin be adam!"
    Sanki onun bu tepkisine ortak olurcasına taşı masaya çarptı domino oynayanlardan biri. "Bütün sorun görme engelli olmak" diyordu bir genç.
    "benimle aynı bölümden mezun insanlar kolayca iş buluyorlar. Bilgisayar kullanmayı biliyorum, inglizcem ise iyi düzeyde." "körsün abi!
    ağzınla kuş tutsan sonuç değişmez" diye söze katıldı başka bir genç.

    Sabaha kadar yağan yağmur etkisini kaybetmiş, İstanbul serin bir güne başlamıştı. Cem evden çıktı ve yakınlarındaki otobüs durağına doğru yürümeye başladı.
    Sokaklar boş ve sessiz olduğu için bastonunun sesi etrafta yankılanıyordu. O ise bastonunun sesinden çok kalp atışlarını duyuyordu. İnternetten yaptığı
    iş başvurusuna görüşme daveti almıştı. Kolay değildi; 16 yıl süren eğitim hayatını bitirmiş, oda herkez gibi çalışıp para kazanmak, ülke ekonomisine katkıda
    bulunmak istiyordu. Araçların seslerini duymaya başlayınca caddeye yaklaşmakta olduğunu anladı. Biran önce görüşme yerine ulaşmak istiyordu. Bozuk kaldırımlar
    sanki her zamankinden daha çok yürümesine engel oluyordu. Arada küçük su birikintilerine basıyor; "inşallah pantolonum çamur olmaz" diye düşünüyordu.
    Sonunda durağa ulaştı. Durakta bekleyen fazla yolcu yoktu. "19d geldiğinde bana haber verirmisiniz?" diye seslendi ortalığa. Bir süre kimseden
    cevap gelmedi. Nihayet bir adam "gel otur! Ben otobüsün gelince sana haber veririm" diye yüksek sesle bağırarak onu omzundan tutup yanındaki
    boş koltuğa doğru çekti. Cem az daha düşüyordu. Oturdu. Morali bozulmuştu. Adam ona işitme engelli muamelesi yapmıştı. Çekmeside hiç hoş değildi. Eğitimsizlik
    diye düşündü. Sakin olmalıyım diye söylendi içinden. Bir otobüsün durağa yaklaşmakta olduğunu duyunca hemen ayağa kalktı. Yanındaki adam sertçe "o
    senin otobüsün değil; gelince haber vereceğiz dedik ya!" dedi.

    Odaya hızla giren biri "hey körler duydunuzmu! Bizim için site yapılacakmış bugün internette okudum" dedi. Odada bir süre sessizlik oldu. Sessizliği
    bozan bir ses "çok güzel bir şey bu. insanın kendine uygun bir evi ve çevresinin olması." Arkalarda oturan biri "sen Hayırsız adaya niçin
    hayırsız dendiğini biliyor musun?" diye atıldı. "Sokak köpekleri toplanarak buraya götürülüyormuş ve aç kalan köpekler bir birini parçaladıkları
    için bu köpeklerin sesleri uzaklardan duyuluyormuş." Yan yana oturan iki üç kişi çoktan sitenin ismini bulmuşlardı bile Hayırsız Site. Devam etti
    konuşan kişi "aynı haberi ben de okudum. Bu sitede bizim çalışmamıza uygun iş yerleride olacakmış. Belki ilk zamanlar teknolojik açıdan iyi olur.
    Ama daha sonraları" Cevap kapıya yakın bir yerden geldi. "tam bir hayırsız ada hikayesi." "evet" dedi ve konuşmasına
    devam etti "toplumun başından atıp kurtulduğu, devletin ise şuan bütçemiz yatırım yapmaya elverişli değil deyip bir köşede unuttuğu bu yeri düşünebiliyormusunuz?"

    Cem sıkça saatine bakıyor; her defasında yelkovanın bir hedefe koştuğunu, kendisinin ise ulaşmak istediği hedeften uzaklaştığını düşünüyordu. Durağa otobüsler
    geliyor insanlar inip biniyorlardı. Umudu kendisine bağıran adam idi. Artık onun o az önce moralini bozan sesini duymayı istiyordu. Bir tuhaflık vardı;
    otobüs gelmeliydi. Durağa gelen ilk otobüste cesaretini toplayıp ayağa kalktı. Bir bayan "nereye gideceksin? Bu Kadıköye gidiyor" dedi. "Cem
    "ben 19d'yi bekliyorum bostancıya gideceğim" dedi. Kadın "ah yavrum keşke daha önce söyleseydin az önce geçti" dedi. Cem
    durumu anlamakta gecikmedi; otobüsü haber verecek adamın otobüsü gelmiş ve kendisine haber vermeden çoktan gitmişti bile. Tam içinden görmüyor oluşuna
    ve ilk iş randevusunu kaçıracak oluşuna isyan ederken kadının "otobüsün geldi evladım!" sözleri ile kendisini toparladı. Yine aynı bayanın
    yönlendirmesi ile bulduğu kapıdan otobüse bindi. Muavin isteksizce "geç geç"dedi özürlü kimliğini çıkarmasına fırsat vermeden. Daha ne olduğunu
    anlamadan yolculardan biri tarafından çekilip koltuğa oturtulmuştu bile. "bunları niye sokağa bırakırlarki sahipleri" diyordu önlerden biri.
    İçinden "korkma aşılarım tamam" demek geçti .

    "Buna hep birlikte karşı çıkılmalı. Evet evet sivil toplum örgütleri olarak bu fikre karşı durmalıyız." Diye masaya vurarak konuştu biri. Odanın
    pencereye yakın kısmından biri söz aldı. "görme engellileri topluma entegrasyon derneği çoktan bu konuya el atmıştır bile. Onlarla iş yapılmaz, bizimle
    ideolojileri farklı." "arkadaşlar bu bir ideolojinin sorunu değil; bu hepimizin, tüm görme engellilerin ve hatta tüm engellilerin sorunu"
    dedi ortalarda oturan bir bayan. "biz daha kendi aramızdaki sorunları çözemedikki bırakın bu sorunu çözmek" diye söze katıldı gençlerden
    biri. "anlaşılan yine birileri bu sayede ceplerini dolduracaklar" diye de ilave etti.

    Küçük ve gereğinden fazla mobilya ile donatılmış olan odanın içerisi çalışan bilgisayarların etkisi ile ve içeridekilerin nefesleri ile aşırı ısınmıştı.
    "klimayı açabilirmiyiz?" diye seslendi yaşlıca bir mimar başını önündeki bilgisayar ekranından kaldırarak. Bir görevli gelerek klimayı açtı.
    Klimanın verdiği serinlikle herkezde bir rahatlama gözleniyordu. "evet arkadaşlar sunmuş olduğunuz projelerin hepsi elle tutulur projeler. Zaten
    bu siteyi yaparken tek bir projeye bağlı kalmayacağız. Her biriniz projelerinizde engelli vatandaşlarımızın farklı sorunlarına çözüm getirmişsiniz.
    Bakınız mesela bu elimdeki projede görme engelliler için başka görme engelli komşularının apartmanlarını bulmasını sağlamak üzre bir hat düşünülmüş. Eli
    ile kablo benzeri bu hattı takip eden görme engelli diğer görme engelli komşularına kolayca ulaşabilecek." Projenin sorumlularından biri "efendim
    ben bizzat yaptığımız maket site üzerinde bu sistemi gözüm kapalı test ettim. Sonuçlar çok olumlu" diyordu. Ortayaşlarda bir mühendis söz alarak
    "benim oğlum görme engelli gideceği yerlere bastonunu kullanarak rahatca gidebiliyor. Bunlar sizce gerekli mi?" Diye sordu. "biz elimizden
    geldiğince hiç dışarıya çıkmamış, baston nedir bilmeyen engellilere göre düzenlemeliyiz bu siteyi" diye cevap verdi projeleri inceleyen kurulun başkanı.
    "onlar da öğrenebilirlerdi baston kullanmayı. Oğlum kısa zamanda öğrenmişti" diye düşündü. Bu cevap onu hiç tatmin etmemişti.
    projeyi yapan firma müdürü "bu sistem ilk defa ülkemizde uygulanacak" dedi gururla.

    "Doğuştan mı?" diye sordu yanında oturan adam. Ve cevabı bile beklemeden "bizim bir dayı oğlu var çok güzel saz çalar" Diye de ekledi.
    "hayır" dedi Cem "doktor hatasından kaynaklandı. Geçirdiğim bir göz ameliyatında doktor hatalı bir operasyon yapmış." Yanında oturan
    Adam ve çevrelerindeki birkaç koltuktan vah vah sesleri yükseldi. Şimdi yolcular arasında doktor hatalarına ilişkin bir sohbet başlamıştı. Cem sık sık
    saatine bakıyor; yol bitmek bitmiyordu. İneceği durağı yolculara sordu. Kimse bilmiyordu. Kalkıp şoför mahalline doğru yürüdü. "istasyon durağına
    gelince bana haber verebilirmisiniz?" şoför "tamam. Gelince ben seni indiririm" dedi. Cem geçip tekrar yerine oturdu. Otobüs bir müddet
    daha gittikten sonra hatırlatmak için "ineceğim durağa daha var mı?" diye sordu. Şoför "ya kusura bakma seni unuttuk" dedi ve ekledi
    "neyse şanslıymışsın! İneceğin durağı sadece bir durak geçtik. Seni bu durakta indireyim; caddenin karşı tarafına geçip ters yöne giden otobüslere
    binersin." Cem umutsuzluğa kapılmaya başlamıştı. Göz göre göre görüşmeyi kaçıracaktı. Üstelik bunda onun bir suçu yoktu.

    Florida. yerel saatle akşam 09:20. Jack bilgisayarının başında oturmuş gazete başlıklarına göz atıyordu. Odayı dolduran sentezleyici sesine arada bir chat
    programının mesaj geldi sinyalleri karışıyordu. Okuduğu yazı arasında arkadaşı sara'nın online olduğu mesajı kulağına çalındı. Sara'nın az
    sonra gönderdiği mesajla kulağının yanılmadığını anladı. "bugün dernekte idim. İlginç şeyler oluyor Jack!" Önümüzdeki hafta yapılacak şehirleşme
    ve ekonomi konferansında bir yetkilinin engellilerle ilgili bir proje sunacağı duyumu alınmış. Haber henüz doğrulanmamış ama derneğin üst düzey yöneticileri
    sürekli toplantı halindeler. Haber netleşene kadar bir şey öğrenemeyeceğiz sanırım."
    Rastladığım yöneticilerin endişeli hallerine bakılırsa, alehimize bir durum söz konusu."
    Sentezliyici okumuyor, sanki Sara konuşuyor gibiydi odada. Jack dernek yöneticilerini sık sık toplantı yapmaya ve endişe duymaya iten bu durumu merak etmişti.
    "dernek yöneticisi bir tanıdığım var ondan bir şeyler öğrenmeye çalışacağım" diye bir mesaj attı. "benide bilgilendirirsen sevinirim"
    diye yazdı Sara.
    Jack hemen telefona sarılarak George'un numarasını çevirdi. Neyazıkki George yerine telesekreter mesajına ulaşmıştı. "şuan toplantıdayım dönüş
    saatim belli değil eğer sinyal sesinden sonra mesajınızı bırakırsanız size ulaşırım" diyordu mesajda. "dönüş saatim belli değil" diye
    mırıldandı Jack. Merakı dahada artmıştı.

    İkinci ders bitmiş; öğrenciler bahçede geziyor, aralarında şakalaşıyorlar, bazılarıda bahçedki masanın başına oturmuş sayı tutmaca oynuyorlardı. Öğretmenler
    4. derste karneleri dağıtacağı için herkezde bir heyecan vardı. "Yaşasın! 4. sınıfa geçeceğiz" dedi Ercan. "Evet bir yılımız daha bitti"
    dedi Semih buruk bir sesle. "Annemler öyleden sonra burada olacaklarmış herhalde gece Eskişehire ulaşırız" dedi Ercan. "Oley tatil başlıyor!"
    "bizimkiler Pazar günü geleceklermiş beni almaya"dedi Semih. Ercan bir anda durgunlaştı. "ben evde iken en iyi arkadaşım burada kalacak"
    diye düşündü. Ders zili çalmış, tenefüs bitmişti. İki arkadaş kolları birbirinin boynuna dolalı okula doğru yürüdüler. Kapıdan girdiklerinde alt sınıflardan
    bir öğrenci Ta tata tatil diye bir ritim tutturmuş dönerek zıplıyordu. Semih "coşkun ders zili çaldı!" diye seslendi. Ercan
    "duymazki iyice kendini kaptırmış" dedi. Derste her tatile çıkış öncesinde olduğu gibi öğretmen tatilde ne yapacaklarını sordu. Şarkılar söylediler.
    Neşe Karaböcekler, İbrahim tatlısesler, Orhan Gencebaylar havada uçuştu.


     

Sayfayı Paylaş