gebe
  1. Editör

    Editör Administrator

    Kayıt:
    22 Aralık 2011
    Mesajlar:
    325
    Beğenilen Mesajlar:
    45
    Ödül Puanları:
    0

    Gebeliğin fizyolojisi

    Konu, 'Hamilemiyim Sorular Cevaplar' kısmında Editör tarafından paylaşıldı.

    Gebeliğin fizyolojisi için ppt hazırlamak isterdim ama idare edin arkadaşlarım sizlere yazı olarak bilgiler vermek istiyorum. Umarım hamilelik sürecinde olan arkadaşlarımıza yararlı olur bu konu... [​IMG] Gebelik, yalnız uterus içinde değil, kadının bütün vücut yapısında, organ fonksiyonlarında ve ruhsal yaşamında değişikliklere sebep olan bir olaydır.




    Gebeliğin fizyolojisini anlamak için menstruasyonun fizyolojisini bilmek gereklidir. Menstruasyon, gebelik için periyodik bir hazırlanmadır. Menstruasyona her ay dışarı atılması gereken bir miktar kan gözü ile bakmamalıdır. Her geçen gün bu olayla ilgilidir.


    Bir ortalama menstruel dönem, bir periyodik kanamanın başlangıcı ile bunu izleyecek ikinci periyodun başlangıcına kadar geçen süre olup çoğunlukla 28 gündür.




    Bu dönem 2 faza ayrılır ve yaklaşık olarak her biri 1+ gündür. Birinci faz ilk kanama ile başlar ve ovülasyon ile sonlanır. İkinci faz ovülasyon ile başlar ve ikinci periyoda ait ilk kanama ile sonlanır.


    Genellikle periyodun ilk yarısı uterus mukozasının tamiri fazıdır ki buna o nedenle "proliferatif faz" adı verilir. İkinci yarıda yeni yapılan uterus mukozası döllenmiş yumurtaya yatak olmağa hazırdır. Periyodun bu ikinci yarısına "sekretuar faz" adı verilir. Bu iki faz sürekli olarak bir birini izler.


    Yenidoğan bir bebeğin overlerinde 200.000 kadar olgunlaşmamış yumurta hücresi (oosit) bulunur. Daha sonra bu hücrelerin bazıları geriler yok olur, puberte çağında sayıca 300-350'ye kadar inebilir. Bu çağlarda hormon aktiviteleri birden hızlanır.


    Olgun bir over follikülünün teka interna hücrelerinde östrojen hormonu yapılmaktadır. Östrojenler ayrıca olgun yumurtanın atılması sonucu oluşan korpusluteum ve Sürrenal Korteksinde imal edilmektedir. Östrojenler kanda ovulasyondan önce en yüksek düzeye ulaşırlar. Kanda plazma proteinlerine bağlı olarak bulunurlar. Sekretuar fazda tekrar bir miktar yükselme olur. Östrojenler iç genital organlar ve meme gelişimi için de yardımcı olurlar.


    Yumurtanın olgunlaşıp atılması sonucu boşalan follikülde korpusluteum olarak adlandırılan sarı bir cisim oluşur ve pwgesteron adı verilen diğer önemli bir hormonu salgılamaya başlar.


    Progesteron ayrıca böbrek üstü bezleri, plasenta ve erkeklerde testislerden de salgılanır. Bu hormon uterus serviks mukozasının kalınlaşmasına, endometriumdaki periyodik değişikliklere, vajina müksünün salgılanmasına, memelerde lobus ve alveol gelişimine yardım eder.


    Menstruel siklus santral sinir sistemi ve hipotalanıustan kaynaklanan sinirsel etkenler ile idare edilmektedir. Bir menstruel periyodun proliferatif (folliküler) fazında östrojenlerin kandaki düzeyinin azalması hipofiz bezinden F.S.H. (follikülü uyaran hormon) salgısına yol açar. Folliküller olgunlaşır, östrojen salgılanması en yüksek düzeye ulaşır.


    Menstruel periyodun 13-14. günlerinde FSH ve LH (Lutein hormon) salgılanması daha da artar. Olgunlaşan ovum (yumurta hücresi) atılır. Ovulasyonu (yumurtlama) izleyen günlerde östrojen düzeyi yavaş yavaş düşer. Ovum'un ayrıldığı follikülde oluşan korpus luteum '(sarı cisim) progesteron salgılamaya başlar. Daha sonra yeniden östrojen kanda yükselir. Döllenme gerçekleşmemişse yeni bir siklusa doğru ayın olaylar sürüp gider.


    Bu hormonların etkisi ile değişiklikler geçiren organ yalnız uterus değildir. Vücudun birçok kısımları da etkilenir, iştah değişir. Periyodik dönemin fazına göre deri karakteri farklılaşır. Vücut sıvılarının atılması ile vücut ağırlığında değişiklikler olur. Barsak ve böbrek fonksiyonlarında değişmeler olur. Vücut ısısı yükselebilir.


    Eğer yumurta döllenmez ise hormonların etkisi ile uterus mukozası da parçalanır, kanama ile yumurta hücresi ve mukoza parçaları dışarı atılır. Vücutta genel olarak oluşan değişiklikler düzelir, eski haline dönüşür. Bütün bu seyir yeniden tekrarlanır.


    Eğer yumurta kendi geçit yolu olan fallop kanalında döllenirse uterus içine yaklaşık olarak 4 günde ulaşır. Kadınlarda ovulasyon çoğunlukla 14. gün görülür, fertilizasyon da muhtemelen aynı gün olur. Utrusa ulaşma ise 18. günü bulur.


    Gebelik ovulasyon olayında follikülün olgunlaşmasını ve ovulasyonu geçici olarak durduran bir olaydır. Gebelik olmadığı zaman ovulasyondan sonra overde korpus luteum (sarı cisim) oluşarak progeteron salgılanır.
    [​IMG]
    Korpus luteum bir süre foIlikül olgunlaşmasını önler. Gebelik nedeni ile folliküler olgunlaşmanın durması da bu olayın daha uzun süre devam eden bir şeklidir. Gebelikte folliküler olgunlaşmanın durması hipofizin, foliikülotropin salgılanmasının gerilemesi ile görülür. Bunun nedeni plasenta tarafından progesteron ve östrojen salgılanmasıdır.


    Döllenmiş yumurta uterus içinde bir kaç gün dolaştıktan sonra; uterus kavitesini saran epitelyuma yapışır, yapışma yerindeki epitelyum derhal eriyip kaybolur ve fenilize ovum stromaya gömülür, yuvalanır. Üzeri yeni epiteloluşumu ile örtülür. Bu olay 21. güne rastlar. Desiduaya yuvalanan döllenmiş oyumda embriyon gelişmeye başlar.


    Uterus kavitesine yuvalanma ile birlikte fötal membranların olu-şumu başlar. Önce homojen hücre kitlesi diferansiye olmaya başlar, kitle küre şeklini alır. Bir tarafında yassılaşmış bir grup hücre embiyonik diski meydana getirir. Bu diskin iç kan olan endoderm kürenin iç kenarına uzanır ve primer yumurta kesesini oluşturur.


    Embriyonik diskin zıt tarafında diğer bir kat ektoderm gelişir ve embriyonun dış kısmını sarar. Üçüncü bir hücre grubu endoderm ve ektoderm arasına itilir, mezoderm'i meydana getirir. Böylece 2 haftalık embriyonun koruyucu ve beslenme membranları gelişmiş ve 3 temel tabaka ile organize olmuştur.


    Yaklaşık olarak 23. gün ektodermden bir trofoblast kapsülü oluşur. Trofoblastın salgıladığı bazı proteoliıik enzimler uterus kapillerini tahrip eder, Trafoblast gonadotropik hormonlar da salgılar ve bu anne kanına geçer.


    Yaklaşık olarak menstruasyonunun 24. günü anne overlerine etki ile hormonal gerileme önlenir. Korpus luteum yeniden fonksiyonuna devam ederek progesteron salgılar.


    Döllenmiş yumurtanın yuvalanması progesteron'a bağlıdır, onun yokluğunda yuvalanma olmaz. Yuvalansa bile embriyon gelişemez, düşer. Ayrıca östrojeninin de burada rolü vardır. Her ikisi birlikte bu yuvalanmaya, endometriumun beslenme için gerekli, kandan zengin bir doku ya değişmesine ve embriyonun gelişmesine yardım eder.
    [​IMG]
    Trofoblast zarının bir kısmı hızla çoğalarak plasenta ve fötal zarları meydana getirir. Plasenta gelişerek villuslar oluşur ve endometriuma gömülerek anne kan damarlarıyla birleşirler. Bu birleşme ile birlikte korion oluşur ve plasentadan hormon salgılanması artar.
    [​IMG]
    Bu hormon koriogonadotropin olup anne kanı ve idrarında bulunur ve 6-7. gebelik haftasında en yüksek düzeye ulaşır. Gebeliğin 3. ayına doğru ise azalır ve bu düzeyde doğuma kadar devam eder.


    Korpus luteum'da 3. aydan sonra artık gerileyerek gebelik sonuna kadar devam eder ve yine de progesteron salgılar. Overlerin geri kalan kısımlarında da 3. aydan sonra gerileme başlar, az gelişmiş folliküllerde bile atrezi olur. Hipofiz de bu süre içinde foIlikülotropin salgılamaz.


    Gebelikteki bol östrojen ve progesteron salgılanması ve iki hormonun birlikte artması, hipofizdeki foIliküllotropin salgılanmasının durmasına sebep olur ve overlerdeki folliküler olgunlaşma önlenmiş olur.


    Gebelik her zaman uterusda olmaz. Bazen overlerde, fallop kanalında, bazı hayvanlarda hayvanın sırtında bile oluşabilir. Gebeliğin süresi plasentanın hormonal fonksiyonlarına direkt olarak bağlıdır. İnsanlarda gebelik süresinin birçok hayvanlara kıyasla çok uzun oluşu plasentanın yeteri kadar progesteron, östrojenin ve gonadotropin salgılaması ile ilgilidir. Bu hormon gebeliğin sonuna doğru yavaş yavaş azalarak durur.


    Gebeliğin sonlanma nedenini bu hormonun salgılanmasının durmasına bağlamak isteyenler olmakla beraber bu konuda kesin bir açıklama yoktur. Gebeliğin sonlanıp doğumun başlamasının uterus kaslarına yatıştırıcı etki yapan Progesteronun azalmasına bağlı olduğu iddia edilmişse de şimdiye kadar progesteron verilerek doğum eyleminin başlaması geciktirilememiştir.
    [​IMG]
    Bir kısım araştırıcılarca doğum sancıları oxytocin enjeksiyonu ile şiddetlendirilebilir. Neden ne olursa olsun zaten her zaman çok az miktarda var olan uterus aktivitesini hormonal değişiklikler hızlandırmakta ve doğum eylemi başlamaktadır. Artan uterus kontraksiyonlan ile serviks açılır, baş aşağı doğru itilerek Fötüs anne vücudundan atılır ve bunu plasentanın doğumu izler.

     
Gebeliğin fizyolojisi konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. BİTKİLERİN YAPISI ve FİZYOLOJİSİ

    BİTKİLERİN YAPISI ve FİZYOLOJİSİ

    Merhabalar degerli misafirimiz, sitemizde toplu bir temizlik yapmak zorunda kaldik. Su anda gormek istediginiz konuyu maalesef sizlere sunamiyoruz. ilgili sayfamizin google siralamalarindan dusmesi icin gerekli algoritmik degerleri sitemize verdik. Verdigimiz rahatsizlik icin sizlerden ozur dileriz. Dilerseniz yukaridan sitemizin logosuna tiklayarak anasayfamiza gidebilir, Ya da ust sag...
  2. Bitkilerin Yapısı ve Fizyolojisi

    Bitkilerin Yapısı ve Fizyolojisi

    Merhabalar degerli misafirimiz, sitemizde toplu bir temizlik yapmak zorunda kaldik. Su anda gormek istediginiz konuyu maalesef sizlere sunamiyoruz. ilgili sayfamizin google siralamalarindan dusmesi icin gerekli algoritmik degerleri sitemize verdik. Verdigimiz rahatsizlik icin sizlerden ozur dileriz. Dilerseniz yukaridan sitemizin logosuna tiklayarak anasayfamiza gidebilir, Ya da ust sag...
  3. Solunum Sİstemİ Fİzyolojİsİ

    Solunum Sİstemİ Fİzyolojİsİ

    SOLUNUM SİSTEMİ FİZYOLOJİSİ Solunum kelimesi iki anlamda kullanılabilir. Hücresel düzeyde, hücresel oksidatif aaaabolizma anlamındadır. Organizma düzeyinde ise, gaz değişim yüzeylerinin, yani akciğerlerin atmosfer havası ile havalanması demektir. Solunum sistemi, dolaşım sisteminin atmosferle olan bağlantısını sağlar. Amfibian denilen kurbağa gibi hem karada hem de suda yasayan canlılarda...
  4. Kan Fİzyolojİsİ

    Kan Fİzyolojİsİ

    KAN FİZYOLOJİSİ Kan, hücrelerden ve “plazma “ adı verilen bir sıvıdan oluşmuştur. Hücreler eritrositler (kırmızı kan hücreleri), lökositler (beyaz kan hücreleri) ve trombositlerdir. Hücrelerin % 99’undan fazlasını eritrositler oluşturur. Eritrositler kanın oksijen taşıyan hücreleridir.Lökositler vücudu enfeksiyonlara ve kansere karşı koruyan hücrelerdir. Trombositler ise kanın...
  5. HÜcre Fİzyolojİsİ

    HÜcre Fİzyolojİsİ

    HÜCRE FİZYOLOJİSİ Hücreler yaşayan organizmaların yapısal ve fonksiyonel birimleridir. Hücreler küçük fakat kompleks yapılardır. Yaşamın bu temel birimi hakkında ayrıntılı bilgiler ilk kez 17. Yüzyılda ışık mikroskobunun geliştirilmesi ile edinildi. Bir müze müdürü olan İngiliz Robert Hooke 1663 yılında mantar ve diğer bitki örneklerini bir jiletle keserek mikroskop altında 30 kat büyüterek...

Sayfayı Paylaş