gebe
  1. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Hacivat & Karagöz Tarihi

    Konu, 'Sinema & Tiyatro' kısmında Misafir tarafından paylaşıldı.

    karagöz ve hacivat nerede doğmuştur hacivat ve karagöz kaç yılında doğmuştur nerede kaç yılında doğdu ESKİDEN NASIL KARAGÖZ OYNATILIRDI
    Kırk yıllık karagözcüyüm. Kahvelerde, bahçelerde, çadırlarda, gazinolarda, sünnet düğünlerinde, okullarda, tiyatrolarda, radyolarda binlerce defa karagöz oynattım. Birçok yavruları ve büyükleri de kahkahalarla güldürdüm. İhtiyarlamadım,çünkü onlarla beraber ben de güldüm.En zevkli karagöz oynattığım zamanlar Ramazan ayları idi. Çünkü o aylarda-ne bileyim- seyirciler karagöz seyretmeye daha hazırlıklı görünüyorlardı.

    Kırk yıllık karagözcü olduğumu söylerken,kırk yıl önce nasıl karagöz oynatıldığından da azıcık bahsedeyim diyorum.Hem eğlenir,gülersiniz.

    40 YIL ÖNCE

    Bundan kırk yıl öncesinde, yani birinci dünya harbi başlamadan önce İstanbul’un her semtinde birer hayâl perdesi kurulurdu.Ramazana dört gün kala herkes yerlerini hazırlar,kış mevsimi ise kahvelerde ve muntazam çadırlarda, yaz mevsimi ise hem kahvelerde hem de bahçelerde tertibat alınırdı.Zaptiye nezaretine birer dilekçe verilir, dilekçeler polis müdürlüğüne, oradan da polis merkezine ve oradan da karakollara havale edilir,tahkikat başlardı. Karagöz oynatmak için zaptiyenin ileri sürdüğü şartlar da şöyle:

    1)Oyun yerleri cami, tekke ve mekteplere en az kırk metre uzakta olacaktır.

    2)Bu yerleri tutanlar eshabı namustan olacak ve hiçbir suç ile mahkum bulunmayacak.

    3)Karagözcünün elinde vesikası olacak.

    Bu vesika Karagözcüye hükümetçe inceden inceye tahkikat yapıldıktan sonra verilirdi.Benim vesikamda neler yazılı olduğunu bilmek istermisiniz?

    “Mevlevihane kapısı kurbinde Velet Karabaş mahallesinde Çarıkhane sokağında 16 numaralı hanede mukim bâlâya fotoğrafı mevzu Ali Efendiye edep ve terbiye dairesinde hikaye söylemek,meddahlık etmek ve hayâl oynatmak için müsaade edildiğini nâtık işbu vesika itâ kılındı.“

    2 Nisan 1340

    Polis Müdürlüğü

    Fakat bununla iş bitti mi bakalım?..Ne gezer!..Bir dilekçe de ait olduğu Belediye Reisliğine verilecek...Haydi oraya taşınırdık.Orada da şöyle tahkikat yapılırdı:

    1)Karagöz oynatılan yer sıhhate muzır mıdır?

    2)Yangın olduğu zaman kaçmak için iki kapısı var mıdır?

    3)Yangın söndürmek için tertibat alınmış mıdır?

    Bu tahkikat da tamamlanıp ruhsat tezkeresi (yerine göre 450,300 veya 150 kuruş mukabilinde) alındıktan sonra Karagöz (yahut o zamanki tabiriyle hayâl) oynatmaya mezun olurduk.Ama bütün bu işler Ramazana on gün kalıncaya kadar arkasını kovalamak suretiyle zor biterdi. Ha şunu unuttum, Karagöz oynatmak için aldığımız izin tezkeresine para verdikten sonra, Darülacezeye da aynı miktarda bir şey öderdik.Ama bunu seve seve verirdik.Çünkü-takılmak gibi olmasın ama-bir çok “hayâli“lerimiz, yani karagözcülerimiz gözlerini Darülacezede kapamıştır.



    Büyük usta Hayâli Küçük Ali (Mehmet Muhittin Sevilen 1886-1974)


     
  2. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Ce: Hacivat & Karagöz Tarihi
    OYUNA HAZIRLIK

    Şimdi gelelim, izin alıp yer tutulduktan sonraki hazırlıklara..Artık neresi nasip olursa, kahve mi,çadır mı, kapısına şöyle bir levha asılırdı:

    “Hulülüyle müşerref olduğumuz Ramazan-ı şerifin birinci gecesinden nihayetine kadar işbu mahallede Hayali-i şehir filan..efendi tarafından Karagöz oynatılacağından teşrif buyuracak zevatı kiramın ezher cihet memnun kalacakları bedihidir..

    KARAGÖZ İLANLARI

    Artık gelip geçenin, bilhassa babalarının elinden tutup tintin dolaşan çocukların heyecanını tasavvur edebilirsiniz.Minarelerde kandillerin yanması bekleniyor. Fırınlardan burcu burcu Ramazan yumurtalı pidelerinin kokuları geliyor. Yağlı, susamlı simitler, cami avlularında kurulmuş sergilerde erik, çilek, kayısı, portakal reçelleri...Türlü pestiller,kangal kangal sucuklar, pastırmalar.Artık Ramazan eni konu gelmiştir. Eğer müsaade ederseniz, size bundan kırk yıl önce oynattığım bir Karagöz çadırının kapısındaki ilânımın da bir örneğini vereyim.

    Hayali-i Şehir Küçük Ali Efendi

    BU GECE Saat 3 de

    MANDIRA SAFASI

    4 Perde

    Balet Kantolar Çengi

    1 perde 3 perde 1 perde

    Perde aralarında ve perde açılmazdan evvel 5 kişilik Bir incesaz tarafından icrayı âhenk edileceğinden Teşrife rağbet buyuracak erbab-ı zevkin ezher cihet Memnun kalacakları bedihidir.

    Hayâli Küçük Ali

    Türk Folklor Araştırmaları Dergisi No:140 Mart 1961

     
  3. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Ce: Hacivat & Karagöz Tarihi

    GÖLGE OYUNLARININ VE KARAGÖZÜN DOĞUŞU

    Hayal oyunlarının menşei Hint’e, Ortaasya’ya, Çin’e ve Japonya’ya kadar dayanmaktadır. Milattan sonra dördüncü yüzyılda Cava’lılar daha sonraları da Moğol Türkleri tarafından bu oyunların oynatıldığı kesinleşmiştir. Hayal oyunu Türklerin Ortaasya’dan göçleriyle beraber her gittikleri yere yayılmıştır. 11. yüzyılda Anadolu’ya ayak basan Türkler, aynı yüzyılda Mısır’a da hayal oyununu götürmüşlerdir. Karagöz ve Hacıvat’ın başlarındaki serpuşların Kırgız ve Başkurt başlıklarına benzediği Dr. Jakop tarafından tespit olunmuştur. Bazı Selçuk namelerde Selçuk saraylarında hayal oynatıldığına ait kayıtlara rastlanmaktadır. Şeyh Attar’ın Üstürname adlı yazmasında Cengiz Han’ın oğullarından Oktay Han’ın huzurunda bir Türk’ün hayal oynattığını kaydetmesi, bu oyunu Türklerin İran yoluyla Anadolu’ya da getirdiklerini ispat edecek durumdadır. 15. yüzyılda Bursa ve İstanbul’da hayal oynatıldığına dair pek çok eser mevcuttur. Daha sonra 16. ve 17. asırda hayal oyunu Karagöz adıyla memleketimizde yayılmış, aynı zamanda Yunanistan, Yugoslavya, İtalya yoluyla İskandinavya yarımadasına kadar geçmiştir. Karagöz’ün tesirleri halen Yunanistan, Yugoslavya, Bulgaristan ve Romanya’da da yaşamaktadır.

    Gölge oyunlarının doğuşu hakkında bir çok görüş mevcuttur. Çin’de doğuşu hakkında şu neticeye varılmıştır. Camın henüz keşfedilmediği zamanlarda Çin’de pencerelere kağıt yapıştırılırmış. Işık yakıldığı zaman, içeride dolaşanların gölgeleri pencereye aksettiği için görülen hareketler hayal oyununun bulunmasına müncer olmuştur. Grube’nin bir eserine yazdığı takdim yazısında, Lavfer bu hususu ispat etmiştir.

    İkinci görüşe istinaden Dr. Jakop, Çin gölgeleri, yani hayal ilk defa milattan evvel 121 tarihinde Vu adındaki Çin imparatoru zamanında ortaya çıkmıştır. İmparator Vu’ya ölen eşinin hasretini gidermek için bir oyuncu, bir perde arkasında onun hayalini göstermiştir demekte ve bu görüşü desteklemektedir.

    "Türkiye’deki Karagöz oynatanların (Hâyalilerin) rivayetine göre, hayal oyunu 14. asırda Şuştar (veya Küşter) şehrinden (İran'dan) Bursa’ya muhaceret eden Şeyh Muhammed Küştâri tarafından icat edilmiştir.Bursa Ulu caminin inşaasında çalışan iki işçi meşhur Hacivat ile Karagözün nükteli sohbetleri ile diğer işçileri işten alıkoydukları için, Sultan Orhan’ın gazabına uğramış ve Sultanın emriyle öldürülmüşlerdir. Şeyh Küştâri, az bir müddet sonra pişman olan Sultanı, ikisini de tasvir halinde perdede diriltmek suretiyle teselliye çalışmış. Şeyh Küştâri hakiki yaşamış bir zattır. Bursa’da medfundur. Hayal oyunlarının cereyan ettiği meydan (perde) Şeyh Küşteri Meydanı diye anılır. Ve bir çok perde gazellerinde şeyhin ismi oyunun mucidi olarak geçer".

    İkinci rivayet ise Evliya Çelebi’ye dayanmaktadır.Selim Nüzhet Gerçek, Evliya Çelebi’den şu iktibası yapmaktadır; Karagöz İstanbul tekfuru Kostantin’in saisi idi. Edirne kurbündeki Kırkkiliseden bir miri sahip kelam, ayyarı cihan kıptî idi.Adına Sofyozlu Karagöz Balî Çelebi derlerdi, Tekfur Konstantin yılda bir kere Alaaddin Seçuki’ye gönderdikte Hacivat ile Karagöz’ün birbiri ile mubahase ve mücadelelerini o zamanın pehlivanları hayalî zıll’a koyup oynatırlardı. Hacıvat ki Bursalı Hacı İvaz’dır.Selçukiler zamanında Yorkça Halil ismi ile müsemma peyki resulullah idi.Efeoğulları namı ile ecdatları şöhret bulmuştu.

    Şimdiye kadar Karagöz hakkında yazılan eserlerde söylenebilen, özet olarak yukarıdaki esaslara dayanmaktadır. Şurası muhakkaktır ki, gölge oyunları Çin ve Ortaasya’dan Türkler vasıtası ile önce yakındoğu ya ,daha sonra da Mısır’a ve Balkanlara getirilmiştir.

    Ritter’in de dediği gibi Karagöz ve Hacıvat hayal perdesine Anadolu’da girmiştir.Anadolu ve Türk tiplerinin en popüler şekilde temsilcisi olan Karagöz ve Hacıvat iki ayrı şahsiyeti temsil eder. Karagöz, pervasız, sade, açık kalpli olan halkın temsilcisidir. Hacıvat tahsil görmüş, merasim ve teşrifata tabii, dalkavuk ruhlu, işinin çıkarına bakan bir tiptir. Bunlardan başka Türk mahallesinin kadın, erkek birçok tipleri bütün özellikleriyle bu perdede temsil edilir. Karagöz oyunu, tek bir sanatkar tarafından bu tiplerin her biri sahneye getirildikçe onların konuşma, şive ve huy taklitleri yapılarak nükteli sözler sarf edilerek, arada aynı zamanda bir vaka yürütülerek oynatılır.

    Karagöz’ün birde tasavvuf tarafı vardır. Hayal oyunları Osmanlılar zamanında zıll-î hayal adı altında oynatılmış, daha sonra halk arasında Karagöz oyunu haline inkilâp etmiştir. Mutasavvuflarca bütün yaşayanlar ve eşya birer gölgedir, tanrının kudretli eli onları idare eder.Hepsi gelip geçicidir. Bu hususa perde gazelleri de daima temas etmiştir.

    Türk gölge oyununun Karagöz’ü ve Hacıvat’ı tamamen Türk’tür. Esasen ne Evliya Çelebinin ne de başka iddialarda bulunanların aksini ispat etmeleri bu güne kadar mümkün olmamıştır. Bu yerli, tipler Ortaasyadan gölge oyunlarıyla birlikte gelen Türkler tarafından Osmanlı devletinin kurulması sırasında doğmuştur.Halk, hiçbir şeyden çekinmeyen, gözü kara, cesur ve gözünü budaktan sakınmayan halk temsilcisine Kara göz(lü), okur yazar, Arapça ve Farsça’ya vâkıf olana da Hacıvat (Hacı Evhat) adını vermiştir.

    Karagöz oyunlarını oynatanlar her ne kadar dine bağlılıklarını izhar etmişlerse de Müslümanların çalgı çalması ve oyun oynatması günah sayıldığından, bu oyun daha ziyade Çingenelere oynattırılmış, onlar da oyunların arasında ve başında bazı Çingenece sözler sarf etmişlerdir.Bu husus, Karagöz’ün Çingene olduğunu değil, bilakis Türklüğünü teyit eder mahiyettedir.

    İhsan HINÇER

    Türk Folklor Araştırmaları Dergisi No:119 Haziran 1959



    Hacivatın Hüznü (Hakan Poyraz)

    Biz bir zıll-i hayaldik, hayal-i sitarede.

    Çubuğumuz başkasının elinde bir görünür, bir kaybolurduk.

    Önce sen kayboldun; bir kayboldun, pir kayboldun.

    Ara ki bulasın?

    Ama asıl ben?.

    Ben öyle bir kayboldum ki sorma gitsin Hacivatım.

    Sen sensin Hacı cav cav,sen sensin hâlâ...

    Ama sor, ben ben miyim?

    Gölgelerin gücü adına!!!

    Güç kimde Hacivatım?.

    Gölgen kadar güçlü müsün?

    Hacivatım, hacı cav cav!

    “Karagözüm, kaşı karam, gözü karam, gönül pârem, pâregözüm, nerdesin huu?”

    “Sensiz hayal perdesi yıkık, cânım, canânım, can gözüm Karagözüm! Direklerarası harap, canan olmayınca... Direklerarası tavan arası. Tavandan tabana düştüm, battı gitti suretim! Direklerarası viran... Direklerarası, yürekler arası. Benimki yürek yarası cananım, cancanım, pare pare oldu canım. Gözümün akı, gönlümün yarası Akgözüm, Karagözüm. Yandı, viran oldu, yıkıldı perdem, suya düştü suretim... Gayrı ne yurdum kaldı ne yerim.

    Durmaz bu viranede, bu salhanede gönül, varıp yanına gelmeyen, lafın belini kırmayan yaranı olmayanca. Gözü kör olmayasıca Karagöz, hayal perdesinde, suret-i endam etmeyesice, kararasıca, kömür olasıca Karagöz!

    Gülşengâhımı gümnâm ettin Karagöz, nefsine ziyan ettin Karagöz, yıktın perdeyi viran ettin Karagöz. Gel beraber yıkalım perdeleri Karagöz, yeni perdeler yapmak için. Yakalım perdeyi! Narında biz de yanalım Karagöz! Alevinde göğe ersin suretimiz. Yine yıkalım perdeyi ve yine yapalım ve yine yakalım! Nârımız hiç sönmesin, hep harlansın Karagöz. Sonra.... Ve sonra: Perde viran, diyelim Karagözüm, sahibine haber verelim hemân; Karagözüm el-aman...

    Meded ya hu! Huu! Nerdesin yahu!Yar sana bir eğlence, yar bana bir dost meded...

    Hacivat dostunu arıyor; bir nisan yağmurunda. Her yağmur bir damla ve her damla bir insan; sokaklara sağnak sağnak boşalan... Her damla çamur oluyor Hacivat’ın eteğinde. Ol şehr-i Stanbul’un taşları Hacivat’a harita; Hacivat, haritada bir nokta... Haritanın ölçekleri değişmiş Karagözüm. Hacivat, haritada kaybolmuş. Mihenk kaybolmuş, nirengi kaybolmuş. Topuzu kaymış bu kantarın, bu cildin şirazesi dağılmış! Bu cilt bitmiş Karagözüm, bu kitap kapanmış; sen gitmişsin, ben bitmişim...

    Yol yok, yolu bilen de, iz yok yok, izi bilen de... Hacivat simitçiye yol sorar, Hacivat adama adam sorar:

    Simitçi; “Abi kamera şakası mı?” diyesi. Eşşeğin sıpasından çifte yiyesi.

    “Kamereman nerde hocam, kamereman?”

    “Kamer-aman?”

    “....”

    “Kamer-aman, el-aman! Karagözüm bu adam nece konuşur, burası neresi?

    Önüne bak hemşerim, Önüne bak Hacivatım, burası İstanbul, bundan başka İstanbul yok. Önüne bak! He valla arkana da bak. Sen ey bu diyarda Karagöz’den daha cahil, Karagöz’den daha masum Hacivat, arkanı kolla, zaman kötü.

    Hem bırak Karagözü, şu paragözü. O Karagöz, bildiğin Karagözlere benzemez, senin hiç bilmediğin türdendir; ne eli dürüsttür, ne beline düzgün, ne de doğrudur sözü.

    “Ne paragözü? Karagöz, paranın hesabını değil, lafını bile bilmez. Az buçuk kabadır lakin, dobradır sözü! Bir lokma bir hırkanın, mal da yalan, mülk de yalanın, var biraz da sen oyalananın Karagözünde olamaz paranın gözü...”

    “Karagöz, suyun başında durdu, sen tavan arasında uyurken o turnayı gözünden vurdu n’aber!”

    “Devir değişti beyamca, devir değişti Hagywhat. Sen lafın belini kıracak dost ararken o borsaya brokır oldu.”

    “Laf söyletmem Karagözüme hey avanak. İftira atma dostuma be şaşkın! Dostunu terk etmez Karagöz; bırakmaz beni forsaya... Ne forsaya, ne kurda kuşa, ne de inse cinne...”

    “Şaşkın, avanak ha! Ya sen? Git gözlerinle gör Karagözünü. “Hayal Ürünleri Reklamcılığın nambırvanı Karagöz Bey! Gör, ne haller olmuş senin gözüne toz kondurmadığın can dostun Karagözüne!”

    “Randevunuz yoksa Karagöz Bey’le görüşemezsiniz beyefendi.”

    “Rende?”, “vû?”

    “Hee! Rendevun var mıydı, rendevun? Cinse bak! Lüfen başka kapıya ayol.. Al-loo! Karagöz Bey, nassınız efeem? TRT efem mi?... hah, haaa, ne kadar espiritüelsiniz efem... Özür dilerim ama... içerde acaip kılıklı bir adam ısrarla sizinle görüşmek ister. Kimdir, necidir, anlayamadım. Evet, tabii... Ama bir türlü gitmiyor, laf anlasa! Tamam efendim, münasip buyurduğunuz üzre cebine üç beş kuruş sıkıştırıp kapıdışarı.... Kapıdışarı, kışt, kıştı, kapıdışarı... Yok beyefendi (?), Karagöz Bey çok meşgul, sizinle görüşemez.”

    Tabi görüşmezsin Karagöz; görüşemezsiin. Nasıl yüzleşebilirsin ki Hacivat’ınla. Karagöz Hayal Ürünleri’nin tek tabancası, sanal dünyanın imparatoru, şöhret kapısı Karagöz. Çalgıcı babası Karagöz. Ne anasının gözüsün be Karagöz! Anan ne yer Karagöz? Süpürge sapı Hacivat! Süpürge sapı Hacivat. Hacı İvad... Hacı İmdat huu!

    Kaç kişiyi şöhret ettin be Karagöz. Kaç Anadolu tosunu şöhret yolunda bu kapıya tosladı? Kaç garibin umudu bu kapının ardında tükendi? Nice genç kızın düşünde parlayan şöhret yıldızı, senin kara kapında kara karyolanda söndü? Yediğin herzenin üstüne usturuplu muhafazakarlık sosuyla sağcı bir partiden milletvekili de oldun ya sonunda! gözlerinden öptüğümün Karagözü...

    “Randevunuz yok beyefendi, görüşemezsiniz!” Rendevuu, rendevuu!

    “Karagöz huu!”

    “Türkçe anlamaz mısınız be adam. Patron seninle görüşmek istemiyor işteee... Du yu andırstent mi?”

    “What?”

    KARAGÖZ: Ne bu gürültü yahu? Neler oluyor kızım? Kimsin kardeşim ne istiyorsun? Dur lan dur; bu... bu... bu sensin vay anasına! Yahu Hacivat, Ulan ulan ulan vay vay! Bunca yıldan sonra...Hacivat’ım, ayaky gözleri sulum!

    HACİVAT: Karagözüm, akşam-ı şerifleriniz hayırlı olsun!

    KARAGÖZ: Sıtmaya uğra da rengin solsun. Hangi bacadan düştün, hangi leylek getirdi seni buraya? Alaattin’in lambasından mı fırladın? Lan bu cin milleti hep böyledir, en olmadık zamanda adamın kafasına üşüşürler. Ben cini, sadece tonikle beraber severim. Cin tonik! Heh heh hee! Ne espirikim de mi? Sen niye konuşmadan öyle aval aval suratıma bakıyorsun ya hu? Kızım, bu adam var ya? Sen tanımazsın. Şimdiki nesil seni tanımaz Hacı cav cav, anlatsam da anlamazlar! Tam da gelecek zamanı buldun hani-bütün bu işin gücün telâşenin, koşturmacanın arasında. O zaman bu araya bir ara da ben koyarım. Randevuları iptal kızım, görüşmeleri ertele, ben Hacivat’la dışarı çıkıyorum.

    Gel şu barlara takılalım biraz. Hadi konuş be Hacivat; senin o sarı sulu çocuk kakası rengindeki yüzünü görmek için ertelemedim milyarlık projenin ön görüşmesini. İpini çekmişin işin gücün, dostumla seninle şaka yapmayı ben de özlemişim. Hadi gel muaşakalaşalım.

    HACİVAT: Ne diyorsun? Yine eskisi gibi mi?

    KARAGÖZ: Hiçbir şey eskisi gibi değil, benim arsız yüzsüzüm. Zamanda değişmeyen ne var ki? Her şey değişiyor! Ne vartalar atlattık seninle beraber, ne badirelerden geçti dostluğumuz. Ama zaman denilen bu sel, nasıl da silip süpürüyor her şeyi. Her şey akıyor Hacivat! Zamana direnen hiçbir şey yok! Bu mürür-ü zaman, bu zaman aşımı, sanki zamanın bir hışmı. Dostlukların bile anlamı değişiyor Hacı cavcav. Onun çün, bırak bu yüksek seviyeden konuşmaları; söylemini değiştir! Gel, şurada birkaç kadeh atıştıralım vaziyeti yatıştıralım. Sonra iki de yavru kaldırdık mı burdan. Oh muhabbet keka!

    HACİVAT: Karagöz’üm, bu ne biçim lakırdı! Sen sen misin söyle bana a benim tatlı canım?

    KARAGÖZ: Niçin döne döne aynı yere takılırsın a benim seyrek sakallı patlıcanım. Biz bir zilli hayaldik, hayal-i sitarede çubuğumuz başkasının elinde bir görünür, bir kaybolurduk. Önce sen kayboldun; bir kayboldun pir kayboldun. Ara ki bulasın? Ama asıl ben... Ben bir kayboldum ki sorma gitsin. Sen sensin Hacı cav cav, sen sensin hâlâ; ama sor, ben ben miyim?

    Peşinden günlerce ağladım. Senden hemen sonra Şeyh Küşterî, tekke ve zaviyeler kanununa muhalefeten içeri tıkıldı. Sen halk düşmanı ilan edildin ve deve derisinden tenin, muhayyileden sinin diyar-ı zulmete atıldı. Gerçi senin yokluğundan gayrı sıkıntım yoktu, şükür! Ama tasvirlerini yakıp küllerini hayalin derinliklerine gömdüklerinde, içime gömüldün sanki. Sonra, senden sonra, ne kimse sordu beni, ne de sabah rüzgarından başka kimse kapımı çaldı. Tanımamazlıktan geldiler beni, gördüklerinde yüzlerini çevirdiler. Kilidim pas tuttu Hacivat! “Yar bana bir eğlence meded!” diyenim olmadı. Karagöz Halk adamı diye bayrak açanlar, şehirlerinin kapısından bile sokmak istemediler beni. Yıllarca hamallık yaptım, odun kırdım, amelelik yaptım, efendileri olduğumu söyleyen efendilerime.... Sonra efendime söyliyeyim, bir de baktım ki atı alan Üsküdar’ı geçmiş, ben de Doğancılar’a çıktım. Ohoo, koca koca apartumanlar kaplamış ortalığı. Kendime dedim ki, “Yahu Karagöz, bu dünya iki kulplu bir kazan, bir kulpundan tut, sen de kazan” Direklerarasını mütahite verip ordan üç beş daire, sonra bir- ikisini satıp kendime ufak çaplı bir sermaye... Efendim devir hürriyet devri, tilkilik de tavukluk da hür. Ama hür bir tilki olmak, hür bir tavuk olmaktan her zaman daha evladır takdir edersin ki. Sonra mütahitin kıralı ben oldum, demirden çal, çimentodan çal; devlet ihaleleri falan filan derken politika... Büyük oynadım büyük vurdum. Ama yine de içimdeki ukde, eğlence sektörü idi. Ondan da nasibimi ve zevkimi aldım. Ve Hacım işte bu: Karagöz’ün önlenemez ikbali.

    Sana gelince dostum, sen perdeden döküldün. Senden geri kalanları, kırpıp kırpıp entel yaptılar.

    HACİVAT: Benim kırıntılarımdan dantel mi yaptılar?

    KARAGÖZ: Ah dilini eşşek arısı sokasıca, şimdiki zamanın Karagözü, Hacivat Çelebi. Entel yahu entel. Bak şu keçi sakallı, at kuyruklu amcalara? İşte onlar senin nesebinden. Evet ben kendimin kötü bir kopyasıyım. Bunlar da senin kötü kopyaların. “Ne oldu bize” deyip sızlanmayı bırak, zamana uy! Zamana teslim et kendini; alsın seni de sürüklesin içinde. Bırak fikir cigaloluğunu, zihin zamparalığını. Zamparanın kendisi ol. Gel şu kulpun bir ucundan da sen tut. Benim salak Hacivatım, deveyi hamuduyla yut.

    ENTELLERDEN BİRİ: Moruk, ne cinsler dadanmaya başladı buraya ya. Kalite decenere oluyo be abi. Takılcak başka bir yer bulak! Emmi maskeli balodan mı? Baba, bu bizim atamız Hacivat Çelebi değil mi yav... Hocam, gel masamıza şeref ver, onur konuğumuz ol. Oğlum babaya fındık, fıstık bir de içecek şeyler getir. Üstat, şu reaksiyoner ve alternatif giyim kuşama bak! Çok konkstürüktif ve spekülatfsin be ağbi!

    HACİVAT: Karagözüm, iyi saatte olsunlar mı bastı perdeyi? Elemtere fiş, tu, tu, tuu! Ne diyo bunlar?

    Hakan POYRAZ, Hacivat’ın Hüznü, Vadi Yay. Ankara, 2002, s.39-46

    Hacivatın Hüznü, Türkiye Yazarlar Birliğinin her yıl verdiği "Yılın Yazar Fikir Adamı ve Sanatçıları Ödülleri"nden 2002 yılı "Deneme" dalında ödül almıştır..
     
  4. SadmiN

    SadmiN ♥ Ölürüm Sana Mavimm ♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    29 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    15.409
    Beğenilen Mesajlar:
    970
    Ödül Puanları:
    113
    Cevap: Hacivat & Karagöz Tarihi

    Teşekkürler gerçekten güzel bilgiler, eski Ramazan aylarında oynatılır ve seslendirilirdi çocukluğumuzda... Tüm değerlerin yitirildiği gibi sadece önemli aylara has şekilde çıkıyor gölge oyunları... ve malesef bu oyunları yapan yapabilecek olan insanlar sayılı... Tükeniyor bir bir değerlerimiz....
     
  5. Misafir Melek

    Misafir Melek Forum Okuru

    ben size gerçek hayatını sordum siz ise bana ne gösteriyorsunuz
     
  6. ßeLeN

    ßeLeN Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    14 Haziran 2009
    Mesajlar:
    5.973
    Beğenilen Mesajlar:
    1.316
    Ödül Puanları:
    113
    Ya ne günlerdi be aslında biz şanslıyız ucundan da olsa yakaladık çocukluğumuzu şimdikiler daha şanssız..
     
  7. nöfjdgkcxusxjshjsl

    nöfjdgkcxusxjshjsl Forum Okuru

    hacivat ve karagöz kaç yılında doğmuş ve ölmüştür
     
Hacivat & Karagöz Tarihi konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Karagöz hacivat konuşmaları

    Karagöz hacivat konuşmaları

    karagöz ve hacivat kısa konuşmaları hacivat ve karagöz konuşmaları kısa hacivat karagöz konuşmaları,kısa, konuşması, yazı, karagöz hacivat metni, metinleri, hikayeleri, komik konuşmalar Hey gidi çocukluğumuzun Hacivat'ı Karagöz'ü heeey... Ne büyük keyifle seyrederdik. Hepte bunları canlandıran ve perdeye aktaran o kişilerin sesleri aynıydı be kardeşim. " Aaa bu Karagöz bu Hacivat aynı...
  2. Karagöz İle Hacivat Diyalogları

    Karagöz İle Hacivat Diyalogları

    Karagöz İle Hacivat Diyalogları var mı sitenizde yoksa lütfen Karagöz İle Hacivat Diyaloglarının paylaşın biraz gülelim istiyoruz :)
  3. Hacivat Karagöz

    Hacivat Karagöz

    hacivat karagöz oyunu bulmam lazım ama çok kısa
  4. Komik Hacivat Karagöz diyalogları

    Komik Hacivat Karagöz diyalogları

    Çok komik Hacivat ve Karagöz diyalogları fıkraları konuşmaları bu konumuzdan sizlere aktarıyoruz. Araştıranlar ve merak edenler için yararlı olacağını düşünüyoruz. Karagöz İle Hacivat Arasında Geçen Konuşma Örnekleri Davul Bahşişi (İki arkadaş konuşarak yürüyorlar.) HACİVAT - Aman Karagöz'üm, beni bazen kızdırsan da seni görünce rahatlıyorum, Nasılsın?... KARAGÖZ - Teşekkür ederim,...

Sayfayı Paylaş