gebe
  1. nisan

    nisan Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    5 Ocak 2008
    Mesajlar:
    5.707
    Beğenilen Mesajlar:
    15
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    isvicre

    hud(a.s) ad kavmi

    Konu, 'Dini Hikayeler ve Şiirler' kısmında nisan tarafından paylaşıldı.

    Güney Arabistanın Hadramut civarında, bulundukları yere kumsal ve engebeli yüksek arazi mânâsında «Ahkâf» adı verilen Ad kavmi isminde bir millet yaşıyordu. Bu kavm maddî, bakımdan hayli ilerlemiş, zengin olmuş ve ihtişamlı binalar içerisinde hayat sürüyorlardı. Kuvvetleri de hayli çoğaldığından etraflarındaki kavimlere de galebe çıkmışlar ve zor kullanarak beldelerini genişletmişlerdi. Fakat bu maddî ilerleme ve genişlemenin yanında Allahü Teâlâya ve emirlerine olan bağlılıkları kopmuş ve iyice azgınlaşarak putlara tapar hale gelmişlerdi. Hz. Nuh tufanıyla sâkinleşen halk yine yoldan çıkmış, yolunu şaşırmıştı.

    Allahü Teâlâ, bu şaşırmış kavmi, hak yola davet etmek üzere içlerinden biri ve soyca kardeşleri olan Hûd aleyhisselâmı, onlara peygamber olarak gönderdi.

    Hz. Hûd kavmine, kendisinin Allah tarafından onlara gönderilen emîn bir Peygamber olduğunu bildirerek Allahın emirlerini tebliğ etmeye başladı:



    — «Ey kavmim! Gelin Allahdan korkun ve Ona kulluk edin, sizin Ondan başka bir ilâhınız daha yok. Siz sade Ona iftira ediyorsunuz da ilâh diye başkalarına tapıyorsunuz.»



    — «Ey benim kavmim, buna karşılık ben sizden bir ecîr istemiyorum, hâlis muhis karşılıksız bir nasihattir bu. Benim ecrim ancak beni yaradana aittir. Vereceğini O verecektir. Artık siz akıllanmayacak mısınız? Hâlâ siz Onun azabından sakınmayacak mısınız? Aklınızla düşünüp böyle halisane bir şekilde söylenen ve sizin menfaatinizle alâkalı bu hak nasihati tutarak iftiradan, başkalarına tapmaktan vazgeçmez misiniz?»



    — «Ey benim kavmim, rabbınızdan mağfiret dileyiniz, Ona karşı günahkâr olduğunuzu itiraf edip istiğfarda bulununuz, sonra Ona tevbe ile şirk ve isyandan pişmanlık duyarak imân ve doğrulukla müracat ve kulluk ediniz ki, üzerinize bol bol Semânın feyzini göndersin; kuraklık çektirmesin, hayatînizi kuru maddelerin tazyikinden kurtarıp yükseltsin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Malûm olan cismâni kuvvetinize henüz tanımadığınız manevî-bir kuvvet katlayarak artırsın. Gelin mücrim mücrim, günahlarınıza İsrar ederek bu güzel nasihatleri dinlemezlik etmeyin, yüz çevirip gitmeyin.»



    — «Siz her tepeye bir alâmet, köşk bina ederek eğleniyor, oynuyorsunuz. Dünyada ebedî kalacakmışsınız gibi, bîr takım saraylar ve havuzlar da ediniyorsunuz. Hem ceza için yakaladığınız vakit, merhametsizce, zorbaca yakalıyorsunuz; dövüyor, öldürüyorsunuz. Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin. Size bildiğiniz şeyleri verenden sakinın; size davarlar ve oğullar verenden, bağlar ve pınarlar ihsan edenden...»



    — «Doğrusu Ben, size gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.»



    Hûd aleyhisselâmın bu daveti karşısında, Allahü Teâlânın dünya hayatında kendilerine refah verdiği halde, küfre dalıp âhiretteki hesapla karşılaşmayı yalanlayan Ad kavminin ileri gelen kodaman güruhu isyan ederek ona ve onu dinleyenlere şöyle dediler:



    — «Eğer Rabbimiz dileseydi, muhakkak bize Melâike gönderirdi. Siz ise bizim gibi insanlarsınız. Onun için biz sizinle gönderilen şeylere inanmayız. Bu da başka değil, ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor. Bu bir peygamber olamaz. Şayet kendiniz gibi bir insana itaat edecek olursanız, muhakkak ki o halde siz aldanmış olursunuz.»



    — «O, siz cidden öldüğünüz ve bir toprak, bir yığın kemik olduğunuz zaman, muhakkak çıkartılacaksınız, dirileceksiniz diye mi vadediyor? Heyhat heyhat, ne uzak vaad!.. Hayat, ancak bizim bu Dünya hayatımızdan başka bir şey değildir. Kimimiz bir taraftan ölür, kimimiz de yeni doğar hayata geliriz, bu böyle gider. Biz öldükten sonra diriltilmeyeceğiz. O halde bu hayata sarılalım, keyfimize bakalım.»



    Ad kavminin ileri gelen kodaman güruhu Allahın resulü Hûd Aleyhisselâmın kendilerini hakka davetine karşılık isyanlarına devam ederek şöyle söylediler:



    — «Ey Hûd!.. Sen bize ha vaaz etmişsin, öğüd vermişsin ha öğüd verenlerden olmamışsın, bizce farkı yoktur. Bu bize getirdiğin, eskilerin yalanından başkası değildir. Biz azaba uğratılmayız. Senin sözünden dolayı ilâhlarımızı terk etmeyiz. Yalnız deriz ki, her halde ilâhlarımızın bazısı seni fenalıkla çarpmış, onlara dil uzattığından dolayı aklına fenalık getirtmiş, seni delirtmiş, her halde biz seni bir çılgınlık içinde görüyoruz ve her halde biz, seni yalancılardan bîri sanıyoruz. Sen bize bir delil de getirmedin, imâna mecbur kılacak bir mucize ile gelmedin.» .



    Hûd aleyhisselâm onların bu inkâr, inat ve saçmalıklarına karşılık bizzat kendisinin ilâhî bir delil ve mucize olduğunu anlatan şu hakikatlerle cevap verdi:



    — «Ey benim kavmim! Bende hiç bir çılgınlık yok. Lâkin ben âlemlerin Rabbi olan Allahü Teâlâ tarafından size gönderilen bir elçiyim. Size Rabbimin emirlerini tebliğ ediyorum. Ben sîzin için güvenilir bir nasihat ediciyim. Sizi Allahın azabıyla korkutmak için, içinizden bir adam vasıtasıyla, size Rabbinizden bir ihtar geldiğine inanmıyor da hayret mi ediyorsunuz? Düşünün ki o sizi Nuh kavminden sonra hâlifeler yaptı ve yaratılış bakımından size, onlardan ziyade boy ve güç verdi. O halde Allahın nimetlerini unutmayın ki kurtulabilesiniz.»



    Hûd aleyhisselâmın kavminin kâfirleri, bu sözler üzerine şöyle dediler:



    — «Ya, sen bize yalnız Allaha ibadet ve itaat etmemiz, bir de babalarımız, atalarımızın tapageldikleri putları terk etmemiz için mi geldin? Haydi getir! O bize vadedîp durduğun azabı başımıza, getir bakalım, eğer sen doğru söyleyicîlerden isen...»



    Böylece yer yüzünde haksız yere kibirlenmek istediler ve «bizden daha kuvvetli kim var» dediler. Fakat kendilerini yaratmış olan Allahü Teâlânın onlardan daha kuvvetli olduğunu düşünmediler de...



    Onların bu inkâr ve inatlarına devam etmeleri karşısında Hz. Hûd, Allahü Teâlâya niyaz ederek «Rabbim! beni yalanlamalarına mukabil bana nusret ver» dedi. Allahü Teâlâ da cevaben «Azabı gördükleri zaman pişman olacaklar.» buyurdu.



    Hûd aleyhisselâm hakikatleri kabule yanaşmayan kavmine son olarak şöyle dedi:



    — Azabın inmesine dair ilim ancak Allah katındadır. Ben size gönderildiğim şeyi tebliğ ediyorum. Ancak sizi öyle bir kavim görüyorum ki cahillik ediyorsunuz, peygamberlerin vazifesini onların gönderilmesindeki hikmeti, o elcilere uyanların her iki dünyada saadet bulacağı, asîlerin ise felâkete uğrayacağı hakikatini bilmiyorsunuz. Ben Allahı şahid tutarım, siz de şahid olunuz ki, Ondan başka sizin uydurduğunuz ortakların hiç birini ben tanımıyorum. Binaenaleyh hepiniz toplanarak bana istediğiniz tuzağı kurun. Bundan daha açık ne mucize arıyorsunuz? Yalnız bana fenalık getirdiğini iddia ettiğiniz bazısı değil, bütün ortaklarınız, putlarınız, ve siz hepiniz toplanarak bana fenalık yapmak için dilediğiniz plânı kurun, istediğiniz hileyi tertipleyin. Sonra bana mühlet de vermeyin, elinizden geleni erteye koymayın, hemen yapın, hiç bir korkum yok. Ben her halde Allaha tevekkül ettim, Onun emir ve muhafazasına dayandım ki, O benim Rabbûn ve sizin de Rab-binizdir. Benim de sahibim, efendim Odur, sizin de, Onun irade ve dilemesi olmadan ne sizden, bir şey sadır olabilir, ne de musibet erişebilir. Yer yüzünde hiç bir debelenen yoktur ki, Onun kudreti ve tasarrufu altında olmasın. Hepsini dilediği gibi tasarruf eder, hiç birini kaçırmaz, isterse hiç kımıldatmaz. Şüphesiz ki Rabbım doğru yol üzerindedir. Doğruluğun koruyucusu, doğruların yardımcısıdır. Rızası hak, adalet ve doğruluktadır.



    «Artık siz yine yüz çevirir, bu açık kati hakikatleri dinlemez ve doğru tevhîd yolunu tutmazsanız, ben size gönderildiğim tebliğ vazifemi işte yaptım. Rabbım beni mesul tutmaz da sizi helak edip sizin yerinize sizden başka bir kavim getirir, halifeliği onlara verir. Ve siz Ona zerrece bir zarar edemezsiniz. Onun emrinden yüz çevirmenizin bütün zararı kendinize aid olur. Çünkü Rabbım her şeyin üzerinde koruyucu ve gözetleyicidir. Hiç bir şeyi kaçırmaz ve yaptıklarınız ondan gizli kalmaz. Binaenaleyh ona hiç bir zarar ihtimali olmaksızın cezanızı bulursunuz.



    Bütün bu nasihatlere rağmen Ad kavmi isyan ve küfürde ısrar etti. Allahü Teâlânın elçisinin sözlerini dinlememekle de azaba müstahak oldular. Vaktâ ki korkutuldukları azabı gökte, vadilerine doğru gelen bir siyah bulut halinde gördüler, dediler ki:



    — «Bu ufukta behren bir bulut; bize yağmur yağdıracak.» Hûd aleyhisselâm onlara şöyle söyledi:



    — «Hayır, o, sizin acele istediğiniz şey: Bir rüzgâr ki, onda çok acıklı bir azap vardır, Rabbının emriyle her şeyi helak edecektir, işte üzerinize Rabbınızdan bir azap ve gazap fırtınası indi.. Sizin ve atalarınızın uydurduğu, taktığı kuru isimler hakkında, siz benimle mücadele mi ediyorsunuz? Allah, onlara hiç bir zaman öyle bir saltanat hakkı indirmedi, artık azabın gelişini bekleyin, ben de sizinle beraber ona gözetenlerdenim.»



    Bir müddet sonra inkârın derinliklerine dalan Ad kavmi, bu bulutun bir yağmur değil, azap fırtınası olduğunu görmüş ancak iş işten geçmişti. Bu, bir «sarsar» rüzgârı, soğuk ve gürültülü bir fırtına idi ki, onlara uğursuz gelen bir günde başladı ve dehşetli bir kum seli üzerlerini örttü.



    Allahü Teâlânın gönderdiği peygamberin bildirdiklerine imân etmeyen ve uğradığı şeyi bırakmayıp mutlak çürütüp kül ediveren «sarsar» rüzgârı ile helak olan Ad kavminin kâfirleri kökleri kuruyup cezalarını bulurken; Allahın elçisine imân eden mutlu zümre ise dünya ve âhiret felahına eriyorlardı.



    Hûd aleyhisselâm rüzgârı hissettiği zaman kendisinin ve inananların üzerine bir hat çizmiş, bir menbâ civarına, bir mahalle doğru çekilmişti. Kâfirleri kasıp kavuran azap rüzgârı, onlara bir seher tesiri yapıyor ve ancak derileri yumuşatacak, insanlara ferahlık verecek şekilde dokunuyordu. Hz. Hûd ile birlikte gerçek kurtuluşa eren bu müminler topluluğunun dört bin kadar olduğu bildirilmiştir.



    Eğer Ad kavminin kâfirleri de müminler gibi, Allahü Teâlânın Ayet ve delillerini inkâr etmeyip, Hûd aleyhisselâmın tebliğ ettiği şekilde imân ve itaat etselerdi helak olmayacaklardı. Lâkin onu dinlemeyip eğlendikleri için, o istihza ettikleri «Haydi getir bize» dedikleri azap da kendilerini kuşatıverdi. Böylece kendileri de hem, bu dünyada lanetle takip olundular, hem de Kıyamet gününde. İşte öyle isyankâr bir kavme, Allahü Teâlâ böyle ceza verir. Halbuki Allahü Teâlâ, onlara mal ve kuvvetten ibaret öyle şeyler ihsan etmişti ki, başkalarına o kuvvet ve iktidarı vermemiştir. Hem bu nimeti anlasınlar diye, kendilerine, kulak, gözler ve kalbler vermişti. Fakat onların ne kulağı, ne gözleri ve ne de kalbleri kendilerine bir fayda vermedi. Çünkü Allahın Ayetlerini inkâr ediverdi, inkârlarının cezasını görüp Dünya hayatında zillet azabını tattılar. Elbette Ahiret azabı daha zilletlidir. Hem onlar, kurtulamayacaklardır.



    Bu hâdiseye muhatap olanlar, bugün, gidip dolaşırlarsa; gözlerine çarpacak o harap eserler, kabirler, o azaba uğrayan Ad kavmine aiddir.



    (Araf, Hûd, Müminün, Şuara, Fussilet, Ahkâf, Zariyat, Kamer ve Hâakka Sûreleri)

     
  2. Ayışık

    Ayışık Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    15 Eylül 2008
    Mesajlar:
    2.425
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    adana
    Cevap: hud(a.s) ad kavmi
    emeğine sağlık
     
hud(a.s) ad kavmi konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Duasıyla kavmi yeniden dirilen peygamber: Hz. Hızkıl a.s.

    Duasıyla kavmi yeniden dirilen peygamber: Hz. Hızkıl a.s.

    Hızkıl Aleyhisselam, Hz. Musa ve Harun a.s.'ın vefatından sonra, İsrailoğulları'na gönderilen üçüncü peygamberdir. Kendisinden önce iki peygamber daha vazife yapmıştır. Hızkıl a.s.'ın kavmi Allah'a itaat eden bir kavim olmasına rağmen, başlarına gelen bela ve musibetlere katlanamayan bir kavimdir. Onların bu hali Bakara Suresi'nin 243. ayetinde şöyle anlatılır: "Binlerce oldukları...
  2. Helak olmuş ad kavmi ve bulunan kalıntılar

    Helak olmuş ad kavmi ve bulunan kalıntılar

    helak olmuş kavimler ad kavmi kalıntıları ad kavminin kalıntıları eski insan kavmi neden helak oldu AD KAVMİ 23 Dec 2006 SUUDİ ARABİSTAN’DA DEV BİR İNSAN İSKELETİ BULUNDU. NORMAL İNSANLAR İSKELETİN YANINDA CÜCE GİBİ DURUYORLAR. İDDİAYA GÖRE BU İSKELET KUR’AN DA GEÇEN VE İRİLİKLERİYLE TANIMLANAN “AD KAVMİ’NE” AİT. ÂD KAVMİ Kur’ân’da adı geçen eski...
  3. Hud suresi

    Hud suresi

    Hz. Ömer'e göre ; Hud suresini rüyasinda tamamen veya kismen okuyanin veya dinleyenin düsmani çok olur ise de onlardan zarar görmez, Ibni Sirin ise; ziraat, bag ve bah-çe yüzünden zengin olur, bol ve bereketli mahsul alir. Her seyinden hayir görür, buyuruyor. Abdulgani Nablusi ise: îslerinde de-vamli ve halk arasinda makbul ve sevilen bir kisi olur, dinin de se-batkar, ilahî emirlere uyan ve...
  4. Hud (a.s.)

    Hud (a.s.)

    Söz dinlemez, rezil ve aşağılık bir toplumla mücadele etmeye, onlara galip gelerek, hakkı ve hayırlı olanı onlara göstermeye delalet eder.Rüyada Hud (A.S.)'i gören kimse üzerine, bilgisiz ve rezil bir millet musallat olur. Sonra onlara karsi basari saglanir. Rüyada Hud (A.S.)'i gören kimse, hayra erisir ve onun di ve yardimi ile bir millet kurtulur.
  5. Suretıl Hud

    Suretıl Hud

    Rüyada Hüd süresini okudugunu görmek, güzel ve düzgün itikada, Allah'a, hüsn-ü zan sahibi olmaya, ekin ve ziraati sebebiyle riziklanmaya isarettir.Hazret-i Ömer (Radiyallahü Anh) bu rüyayi görenin düsmani çok olur, seklinde tabirde bulunmustur.

Sayfayı Paylaş