gebe
  1. handanca

    handanca Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    1 Nisan 2008
    Mesajlar:
    4.685
    Beğenilen Mesajlar:
    106
    Ödül Puanları:
    63

    Hz Mevlana'nın kabrini ziyaret edenlerden öyküler

    Konu, 'Hz Mevlana' kısmında handanca tarafından paylaşıldı.

    hz mevlananın kabri hz mevlana kabri mevlana öyküleri mevlananın öyküleri nın mezarı neden ayakta Hz. Mevlana'nın Kabrini ziyaret edenler değişik olaylarla karşılaşıyor. Mesela Annemin Tayzesi Konya'da olduğu için her gittiğinde Mevlana Hz'ni ziyaret ediyordu. Ben çok istesemde Çocuklar giremez derdi. Büyüdükten sonra izin verdi ancak.
    İşte buna benze haberler ekledim.

    KORKUNÇ OLAYLAR GELİYOR!
    Mevlana'nın kabrinin altındaki 'mezar odasına 700
    yılda sadece bir kişi girebildi. O da 7 yaşındaki bir kız çocuğuydu. Çocuğun dili tutuldu ve bir daha konuşamadı. O küçük çocuğun ne gördüğü bir sır olarak kaldı. Ondan sonra girmeyi düşünenleri bile korkunç felaketler bekliyordu. İşte, Mevlana'nın esrarengiz sırrı...


    ERTUĞRUL ÖZKÖK/ HÜRRİYET MEZAR ODASININ SIRRI
    O müzenin kapısından içeri girerken, karşıma 'Da Vinci şifresi' gibi esrarengiz bir hikayenin çıkacağını bilmiyordum. Bu, bir sanduka ve onun altındaki mezarın hikayesi. Ama öyle basit bir hikaye değil. 'Hikâye 13'üncü yüzyılda başlıyor ve 1930'da esrarengiz bir aile trajedisine kadar uzanıyor. Hikaye beni çok etkiledi. Sizi de etkileyeceğini tahmin ediyorum.


    SAF TUTMUŞ SANDUKALAR ARASINDA
    Geçen salı günüydü. Hayatımda ilk defa Konya'ya gitmiştim. Konya'da
    Mevlana Müzesi'nin kapısından ilk adımımı attığımda, belki de sadece benim
    hissettiğim mistik bir rüzgar esti ve beni içine alıp götürdü. Hayatımda hiçbir mekan daha ilk anda beni bu kadar etkilememişti. İçerden çok hafif bir ney müziği geliyordu. Sağ tarafta, sanki saf tutmuş sandukaları görüyordum. Yanımda Mevlana Müzesi Müdür Yardımcısı Dr. Naci Bakırcı vardı. Mevlana'nın sandukasının önüne gelinceye kadar, mistik bir turistten farklı değildim.Ancak o sandukanın önünde Dr. Bakırcı'nın anlattığı o müthiş hikaye başladı.Daha doğrusu, o sandukanın altındaki 'mezar odasının sırrı'...


    500 METREYİ SEKİZ SAATTE ALAN CENAZE
    Nefesimi kestim ve onu dinledim. İşte ondan dinlediklerim.
    Anlatıldığına göre her şey 1273'te Konya'da kaldırılan bir cenazeden sonra
    başladı. Mevlana Celaleddin-i Rumi, 17 Aralık 1273 günü vefat ediyor.
    Cenazesine yüzbinlerce insan katılmış. Naaşı, İplikçi Camii'nden, 500 metre
    ilerdeki bu türbeye 8 saatte getirilebilmiş. Müslümanlar Mevlana'nın naşını defnedebilmek için gayrimüslimlerin cenaze cemaatinden çıkmasını istemiş. Ancak onlar, 'Bize İsa'yı da Musa'yı da Mevlana öğretti' diyerek bunu reddetmişler.
    Mevlana'nın kabrinin altına bir 'mezar odası' bulunuyor.


    MEZAR ODASINA 700 YILDA 1 KİŞİ İNDİ
    Eski Türklerde mezarların altına Farsça 'zir-i zemin' yani
    'zeminin altı' denilen bir mezar odası yapılırmış. Mevlana'nın naaşı da böyle 4 metrelik bir mezar odasına konmuş. Ancak o tarihten bu yana mezar odasına kimse inmemiş. Sadece bir kişi hariç. Rivayete göre Sultan Dördüncü Murad, Mevlana'nın türbesini ziyarete geldiğinde, mezar odasının içinde ne olduğunu çok merak etmiş ve bu odaya girmek istemiş. Ancak dönemin Mevlevi büyükleri, buna kesinlikle karşı çıkmış ve girmesini engellemişler. Bunun üzerine Sultan, elindeki tespihi, ağzı açık odanın içine atmış. Veya düşürmüş. Bu tespihi almak üzere 7 yaşında bir kız çocuğu mezar odasına indirilmiş. Bilinen tek şey, odanın iki tarafından aşağı doğru merdivenlerin indiğiymiş. Kız çocuğu mezara inip çıktıktan sonra dili tutulmuş. Dr. Naci Bakırcı, 'Çocuğun dilinin neden tutulduğu hala bilinmiyor' diyor.


    KÜÇÜK KIZ MEZAR ODASINDA NE GÖRMÜŞTÜ
    İşte bu olaydan sonra 'mezar odasının sırrı' iyice merak edilmeye başlanmış. Acaba kız çocuğu orada ne görmüştü de dili tutulmuştu? Bir iddiaya göre, oda çok karanlık olduğu için çocuk çok korkmuş ve geçirdiği travmadan dolayı dili tutulmuştu.
    Ancak bir başka iddia daha var ki, o 'mezar odasının sırrını' daha da
    koyulaştırıyordu. Selçuklu Türkleri o tarihte mumyalama tekniğini
    biliyorlarmış. Fatih Sultan Mehmed dahil 7 padişahın naaşı mumyalanmış.
    Mevlana'nın naaşı da mumyalandığı için muhtemelen öyle duruyordu. Kız çocuğu orada yatan Mevlana'yı görünce bu hale gelmiş olabilirdi. Bu olay dönemin önde gelen Mevlevilerini harekete geçiriyor ve 1640 yılında mezar odasının ağzı tuğlayla örülüp üzeri kurşunla kaplanıyor. O tarihten sonra mezar odasının ağzındaki kurşun hiçbir zaman kaldırılmadı. Mezar odası, sırlarıyla birlikte belki de ebediyete kadar sessizliğe gömüldü.


    1930'LU YILLARDA MÜZE MÜDÜRÜNÜN ODASINDA
    Ancak odanın hikayesi burada bitmiyor. Aradan 300 yıl geçtikten
    sonra, Mısır'daki piramit sırlarına benzeyen bir dizi olay daha yaşanacaktı. Bu olayın iki tanığı vardı. Biri olayı yaşayan Yusuf Akyurt isimli biri. Öteki de onun yaşadığını Murat Bardakçı'ya anlatan Abdülbaki Gölpınarlı Hoca. 1930'lu yılların güzel bir gününde, Mevlana Müzesi'nin Müdürü Yusuf Akyurt odasında tek başına otururken, aklına sandukanın altındaki mezar odası gelir. İçinden 'Acaba şu odaya bir girsem de içinde ne olduğunu görsem' diye geçirir. Ancak tepki çekeceğini düşündüğü için kararsızdır.


    O AN KAPI ÇALINDI YAŞLI ADAM GİRDİ
    Tam o esnada kapı çalınır ve içeri, müzenin yaşlı odacısı girer. Bu yaşlı adam aslında, Mevlevi dedesidir. Cumhuriyetin ilanından sonra tekke ve zaviyeler kapandığı için müzeye çevrilen türbede odacı olarak çalışmayı kabul etmiştir. Yaşlı Mevlevi dedesi saygılı bir şekilde içeri girer ve Yusuf Akyurt'un tüylerini diken diken eden şu cümleyi söyler: 'Sakın oraya inmeyi düşünmeyin... Ancak bu şaşkınlık, müdürü kararından vazgeçirmez. Mezara inmek üzere kurşunla kaplı kapağın önüne gelir. Halıyı kaldırır. Tam kapağı açmak üzereyken, bir adam haykırarak içeri girer:'Müdür bey, yetiş evin yanıyor...'
    Yusuf Akyurt gelinceye kadar evi kül olmuştur. İşte tam o sırada eline bir
    telgraf tutuşturulur. Müze müdürü başka bir yere tayin edilmiştir.


    KONYA-ANKARA YOLUNDAKİ KAZA
    Konya-Ankara yolu o gün çok ıssızdı. Gün batmış
    alacakaranlık etrafa hakim olmaya başlamıştı. Uzaktan gelen kamyonun farları, henüz tam karanlık hale gelmemiş ufukta cılız iki nokta gibi duruyordu. Şoförün yanında kapıya dayanmış şekilde oturan çocuk kim bilir hangi hayallere dalmıştı.
    Kamyon bir kavise girdiği sırada kapı aniden açılır ve çocuk alacakaranlığın içinde kaybolur. Kamyon durup, içindeki iki adam kapıdan uçan çocuğa ulaştıklarında iş işten geçmiştir. Çocuk öteki dünyaya göçmüştür. Çocuğun başında duran ikinci adam, başı ellerinin arasında hüngür hüngür ağlamaktadır.
    O adam, Konya'dan tayini çıkan Müze Müdürü Yusuf Akyurt'tur. Kimine göre, mezar odasının sırrı, onu hala takip etmektedir.


    MEZARIN BAŞINDA SÖYLENEN SON SÖZLER
    Yusuf Akyurt oğlunun cenazesini alıp Konya'ya döner. Cenaze töreninden sonra doğruca Mevlana Müzesi'ne gider ve sandukanın başında ellerini açıp haykırmaya başlar: 'Yetmedi mi? Affet artık...' Bütün bunlar neydi? Efsane mi? Gerçek mi? Küçük kızın dili niye tutulmuştu? Yaşlı odacı, müdürün kafasından geçen düşünceyi nasıl anlamıştı? Bunların cevabı yok. Ben bunları anlatan insanlardan dinledim. Bildiğimiz tek şey var. Mezar odası 731 yıldan bu yana sırrını muhafaza ediyor. Umarım bundan sonra da muhafaza etmeye devam eder.
    Çünkü bilinmezliğin yarattığı bazı mistik duygulara ebediyen ihtiyacımız
    olacak. Çünkü hepimizin içinde, sadece kendimize ait sırların saklandığı
    küçücük odalar var. Üzerleri kurşunla kaplı küçücük odalar...


     
Hz Mevlana'nın kabrini ziyaret edenlerden öyküler konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Hz. MEVLANA'nın Türbesinden Görüntüler

    Hz. MEVLANA'nın Türbesinden Görüntüler

    Merhabalar degerli misafirimiz, sitemizde toplu bir temizlik yapmak zorunda kaldik. Su anda gormek istediginiz konuyu maalesef sizlere sunamiyoruz. ilgili sayfamizin google siralamalarindan dusmesi icin gerekli algoritmik degerleri sitemize verdik. Verdigimiz rahatsizlik icin sizlerden ozur dileriz. Dilerseniz yukaridan sitemizin logosuna tiklayarak anasayfamiza gidebilir, Ya da ust sag...
  2. Hz. Mevlana'nın Hayatı

    Hz. Mevlana'nın Hayatı

    mevlananın hayatı hzmevlananın hayatı hz mevlananın çocukları mevlana nın hayat felsefesi Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında "Bilginlerin Sultânı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri...
  3. Hz. Mevlana'nın Eserleri

    Hz. Mevlana'nın Eserleri

    mevlananın eserleri mevlananın eserlerinin isimleri mevlana nın eserlerinin isimleri mevlana nın adları Mesnevi Mesnevi klasik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Edebiyatta aynı vezinde ve her beyti kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım türüne Mesnevi adı verilmiştir. Uzun sürecek konular veya hikayeler şiir yoluyla anlatılmak istendiğinde, kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevi türü...
  4. Hz. Mevlana'nın Kabrindeki Sandukalar.

    Hz. Mevlana'nın Kabrindeki Sandukalar.

    mevlananın babasının mezarı mevlananın babasının ayaktaki mezarı mevlana hz kabri Mevlana gömüldükten sonra yaptırılan ve hala öylece duran mermer sandukada hiç bir yazı yoktur. Onun bitişiğinde, sağ tarafında bulunan Sultan Velet'in mermer kabri de kitabesizdir. Sultan Velet'in, babasının kabri yanına gömüldüğünü menakipler yazsa da, aynı lahit içine mi, yoksa ayrı bir lahite mi...
  5. Hz. Mevlana'nın hocası Tirmizi

    Hz. Mevlana'nın hocası Tirmizi

    mevlana hz mevlananın hocası şemsi tirmizi mevlana nın hocası tirmizi kimdir Mevlana'nın Hocası Seyyid Burhaneddin Tirmizi (k.s) Efendimiz’in (s.a.v) neslinden olan Seyyid Burhaneddin Hüseyni Hazretleri; birçok büyük Allah dostunun memleketi olan Tirmiz’de dünyaya gelmiştir. 12 yıl süren manevi eğitimini, kıymetli bir alim olan Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled Hazretleri’nden...

Sayfayı Paylaş