gebe
  1. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul

    İl İl Evlilik Gelenekleri

    Konu, 'Ben Evleniyorum:))' kısmında PaSikA tarafından paylaşıldı.

    sözde ne giyilir nikaha giderken ne giyilir nişana giderken istemede nişanda düğün adetleri, düğün gelenekleri, il il düğün adetleri, il il düğün gelenekleri, kız isteme adetleri,anadoluda kız isteme adetleri, nişan adetleri,
    Türkiyemizde her ilin kendine özgü evlilik gelenek ve göreneği vardır...Bazılarını biliyoruz ama bazılarını eminim sizde ilk kez duyucaksınız...Hep birlikte bakalımmı meleklerim bu gelenek ve görenekler nelermiş :tik:

    [​IMG]

    KONYA İLİ EVLİLİK ADETLERİ




    BİRÇOK Türk devletlerine başkentlik yapmış bu ilimizde düğün gelenekleri bütün bölgelerle aşağı yukarı aynıdır. Sadece düğünlerinde dini faktör farklı yer almaktadır. Bazı bölgelerde düğünler mevlitli yapılır, sohbetlerle geçer, bazı bölgelerde ise düğünler çalgılı ve eğlence son dozda devam eder. Kız isteme Osmanlı’dan bu zamana kadar sürmektedir. Bu usul Türk geleneklerinin vazgeçilmezlerindendir. Diğer illerde olduğu gibi oğlunun evlenmesine karar veren baba ve anne dünürcü göndermede gayet gizli hareket eder. Bu da ilk önce kadınlar tarafından yapılır. Evlenecek olan kişi eğer bir kız beğenmişse veya bilgi verilen bir kız istenecekse önce oğlanın annesi ve kız kardeşi, kız kardeşi yoksa akrabalarından en yakını, bir iş bahane ederek kız evine gider. Evin tertip ve düzenine, kızın güzelliğine terbiyesine, vücudunun sağlamlığına alıcı bir gözle bakarlar. Kızı uygun bulmazlarsa, hiç bir şey demeden izin alıp geri dönerler. Kız beğenilirse, bu işlerde hünerli olan bir kadını öncü olarak, kızın önce annesiyle sohbeti açarlar kızın durumu hakkında ağız arayarak bilgi alırlar. Bu arada oğlanın durumu hakkında bilgi verirler. Uygun görülürse kızlarına dünürcü geleceklerini anlatır. Bu arada erkek tarafında da eğer görücü usulü bir kız isteme olursa, o zaman “falancanın veya filan yerdeki falan kızı sana istemeye karar verdik.Oğlum…” diyerek görüş alırlar. Olumsuz bir yanıtla karşılaşılırsa bu kızla evlenmesi için ikna çabaları yapılır. Eğer damat adayı belirtilen şahısta evlenmemekte diretilirse vazgeçilir. Şayet devam edilirse kız tarafına ışık yakılır.




    Kadın dünürcü, kız tarafının verimkar olduklarını öğrenince kız tarafına gönderilir. Bu dünürcülere, kızın annesi kesin cevap vermeye niyetli olsa bile bir kere babasına ben söyleyeyim diyerek, yumuşak bir şekilde bekletmeye alır. Eğer anne veya ev ahalinden dünürcülere fazla hürmet yapılırsa, kızın verileceğine bir işaret sayılır. Hatta şöyle bir durumla da sonuç anlaşılır. Ayakkabıları çevrilmişse bu işin olacağı, çevrilmeyip dışarı konulmuşsa olmayacağı anlaşılır. Bu şekilde bir başlangıçtan sonra, erkek dünürcü kız evine gider. "Allah'ın emri, Peygamber'in kavli ile kızımızı oğlumuza zevceliğe istemeye geldik" diyerek dünürlük edilir. Buna karşılık kızın babası hiç bir şeyden haberi yokmuş gibi, bir süre düşünür, eğer vermeye gönlü varsa; "Sizin ve mahdumumuz için bir şey diyemem, Allah yazdıysa bir şey diyemem. Bana bir kaç gün müsaade edin, ben bir düşüneyim" der. Vermeye niyeti yoksa, "Kızım küçüktür, evlenme vakti değildir" yada "kızımız sözlü, sözlü olmazsa sizden iyisine mi verecektik" diyerek savuşturur. Bu ilk görüşmelerden sonra iki veya üç gün ara verilir. İkinci kez gidişte, kızın babası "Biz razıyız, fakat hısım-akrabaya bir danışalım" diye cevap verir. "Kız evi naz evi" derler. Üçüncü gidişte "Ne yapalım, Allah nasip etmişse bizim elimizde ne var, alın yazısına bir şey diyemeyiz" denir. Oğlan tarafı da "Allah razı olsun sizden, hayırlısı Allah'tan, Biz verdik diledik, kapınıza geldik, sizde bizi sevip diledinizse nişanımızı (bellimizi) koyacağız" denir.

    Kararlaştırılan günde nişan koyma merasimi yapılır. Yüzük takılarak ve şerbet içilerek yapılan nişan koyma merasimi daha ziyade kadınlar arasında yapılan bir toplantıdır. Kızın evi müsait ise evde, yoksa bir akraba evinde yapılır. İki tarafında yakınları toplanır. Bu toplantılar da aileler fazla tutucu ise, hocaların ilahi ve dua okuduğu görülür. Değilse çalgıcılar getirilip, oyunlar oynanır. Gelin, eltisi veya görümcesi tarafından yoksa oğlanın genç bir yakını tarafından salona getirilir.

    Yüzüğü oğlanın annesi takar. Gelin, orada bulunanların ellerini öper, akrabalar takı takarlar. Oğlan tarafının kız tarafına getirdiği hediyeler gösterilir. Yapılan ikram yine oğlan tarafına aittir. Nişan genellikle Perşembe günleri olur. Nişanın bazen yemekli olduğu da görülür. Nişandan sonra kararlaştırılan günde elbise görme işi başlar. Elbise görme işi düğüne yakın bir zamanda olur. Beraberlerinde gelin kız da olduğu halde köyde oturuyorlarsa şehre gelinir, şehirde ise çarşıya çıkılır. Daha önce "mihir kesiminde" kararlaştırılan ve alınması gereken eşyalar alınmaya başlanır. Kız tarafı da güveyin giyeceği eşyayı alır. Elbiseyi dikecek terzi oğlan evine bildirilir. Nişandan sonra, kız evine yollanacak dürüye sıra gelir. Dürü bohça içinde kız evine gönderilir. Her iki tarafın hısım akraba ve konu komşusuna gönderilir.




    Hazırlıklar tamamlandıktan sonra belirlenen tarihte düğün yapılır. Düğün genellikle Konya'da haftanın Pazar ve Perşembe günleri yapılır.Düğünden bir kaç önce yemek hazırlıkları başlar. Gelinin oğlan evine getirileceği günün sabahı, oğlan evinde pilav verilir. Oğlan tarafının eşi, dostu, akrabaları, arkadaşları ve yakınları çoksa okuntu (davetiye) dağıtılır. Köylerde de, komşu köylere okuntu gönderilir. Pilav dökme işi devam ederken, gelin hamama ve berbere gider, Geline yakın arkadaşları da eşlik eder. Güveyi de pilav gününden bir gün önce geceleyin "zamah" düzenler. Zamahta içki içilir, her türlü çalgı çalınır. Güvey fakirse zamah fakir geçer. Çünkü zamah ayrı bir masraf açar. Zamah gecesi kız evinde de eğlence düzenlenir, buna "kına gecesi" denir. Kına gecesine oğlan evinde bir grup kadın da o eğlenceye katılır. Kına gecesinde gelin kıza bir türküyle kınası yakılır. Ertesi günü oğlan evinde pilav yenir, buna düğün yemeği de denir. Yemeğin bitiminden sonra, gelin alma zamanı gelir.
    Erkek tarafı, araba, otobüs, taksi ile kız evine gider. Köylerde at arabası, traktör veya eğerli at ile kızın evine gidilir. Kayınpeder yanında iki kişi olduğu halde, gelinin bulunduğu odaya varır. Gelin odası arkasından kapanır. Kız tarafı kayınbabadan çeşitli bahşişler almadan gelini vermezler. Gelinin kolundan önce kaynana tutar, bir koluna da diğer akrabası girer. Gelin dış kapıya çıkarılır, bineceği vasıtaya yerleştirilir.
    Topluca "Allahaısmarladık" denildikten sonra gelin alayı yola düzülür. Köylerde bahşiş alabilmek için yollar engellenir. Gelin, oğlan evine gelinceye kadar bir hayli müşkülle karşılaşılır. Oğlan evinde, gelin arabadan inerken gireceği kapının iki tarafı kilimlerle kapatılır. Bazı yerlerde gelinin önüne içi dolu bir testi bırakılır. Güvey tarafından gelinin başına para ve çerez saçılır. Çocuklar tarafından paralar kapışılır, bu arada gelin damadın koluna girerek odasına kadar götürür. Sonra sağdıçla beraber evden ayrılır. Evine dönen damat gelinin yüzünü açar, yüz görümlüğü olan parayı verir. Gelin ev halkı ile tanıştırılır. Güveyi, kapıda bekleyen sağdıcı ile akşam yemeğine kadar kaybolur. Akşam yemeğinden sonra, yatsı namazı kılınır. Dini nikah, imam efendi tarafından gelinden söz alınarak kıyılır. İmam efendi, gelin odasından kapısı önünde bir dua eder ve güveyi gelin odasından kapısını açarak, gerdeğe sokar. Güvey kapıdan içeri girerken en yakın arkadaşları tarafından sırtına kuvvetlice bir yumruk indirilir. (Bazen bu usul Konya'da uygulanmamaktadır. Yumruklama olayı yüzünden damadın gece sabaha kadar ağrılar çektiği de olur).
    Ertesi günü, gelin yüzü (duvak) düğünü yapılır. Bu düğün kadınlar arasında yapılır. Gelin oyuna kalktığı zaman göğsüne kağıt para takılır. Güveyde aynı günün öğleni, sağdıç "yiğitbaşılarla" bir yemek yer. Yemekten sonra yiğitbaşıların düğün süresince emeği olan "yiğitbaşı parası" dağıtılır. Gelinin getirdiği pişmiş tavuk ve helva beraberce yenilir. Düğün böylece sona erer. Birkaç gün sonra damat ve gelin hısım akrabalara el öpmeye çıkarlar. El öpmede geline gizlice para verilir. El öpmeye haberli gidilir. Gidecekleri yerde damat- gelin gelecek diye yemek hazırlanır. Önceden o akrabalara alınan dürü (hediyelik eşya) el öpmeden sonra bırakılır. Eli öpülenler "Allah başa kadar sürdürsün" diye dua ederler. Ertesi günü oğlan evinde pilav yenir, buna düğün yemeği de denir. Yemeğin bitiminden sonra, gelin alma zamanı gelir. .

     
  2. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    KÜTAHYA
    İLİ EVLİLİK ADETLERİ


    BU İLİMİZ değişimi hem zor yakalayan hem de değişimi zor kabullenen illerimizden biridir. Geleneklerini korumaya çalışırken yerli halk aynı zamanda bir çok hususu da geride bırakır. Kütahya'nın bir ilçesine gitseniz, modern bir yaşantı diğer ilçesine gittiğinizde ise geçmiş tarihin izlerini bulursunuz. Böyle olunca da il de evlilik gelenekleri de ilçelere göre de değişmektedir. Kütahya halkının ince zevkini, asaletini ve geleneklere bağlılığını göz önüne serer. Önce kız istenip, Türkiye genelinde olduğu gibi . kız evi naz evidir ve bazen söz alabilmek için kız evinin yolunu birkaç kere ziyaret etmek gerekmektedir. Kız istenmesi durumunda Damadın (erkeğin) ailesi ve akrabaları ile birlikte aile fertlerinin en yaşlısı da kız evine gelir. Erkek Evin’den gelenlerin en yaşlısı, "Allah'ın emri, Peygamber’in kavli ile kızınızı oğlumuza almak istiyoruz” der. Kız Evi’nin en yaşlısı da “Siz münasip gördüyseniz bizde gördük” der. Kız Evi’nin en yaşlısı da “Siz münasip gördüyseniz bizde gördük” diyerek cevap verir.. Kız istendikten sonra söz kesilir.




    Daha sonra, kız evinde nişan merasimi yapılır. Kız Evi’nden bir genç kız içinde söz mendili bulunan bohçayı, kız isteyen yaşlının dizine koyar, o da yanında oturan erkeğin babasının dizine bırakır. Baba da en yakın akrabasının kucağına koyar. Tüm konukları dolaşan bohçayı, erkek evinin yakınlarından biri, "Darısı başımıza diyerek açar ve içindekileri tek tek herkese gösterir. Bohça da damadın adının baş harfleri işlenmiş ipek mendil, yakınlarına oyalı yazmalar, havlular bulunur. Erkek tarafından bohçaya karşılık yüzük, çeşitli takılar ve giyecekler verilir. Ailenin büyüklerinden biri yüzükleri takar, dualar edilir, şerbetler içilir . Nişanlılık döneminde çeşitli vesilelerle taraflar hediyeleşirler. Bayramlarda gelinlik kıza ayağının terliğinden, başının oyalı eşarbına (çit,çember, dane, sarmalık) kadar giyim eşyalarının bulunduğu bir bohça gönderilir. Samimiyetlik ilerlediği ve nişan evresi uzun tutulduğu taktirde, Kurban Bayramı'nda aynı bohçanın yanında irice bir koç alınıp, boynuzlarına kırmızı kurdele ile bağlanmış üç adet beşi birlik ile birlikte kız evine gönderilir. Kız evi de bunlara karşılık bir tepsi baklava ve damada iç çamaşırı ve traş takımı, çorap vb eşyalar gönderir. Nişan töreni, bölgeye göre kadınlar arasında veya erkekler arasında yapılır. Bir gün önceden erkek evinden kız evine, nişanda kullanılmak üzere kahve, şeker, çay gönderilir. Nişan törenine daha uzak akrabalarda davet edilir. Nişan töreni de aşağı yukarı söz alma törenine benzer yapılır. Düğünden bir hafta önce akrabalar gelinle hamama gider. Düğüne davet edilenler "okucu" (akrabaları çağıran ailenin yakınlarından ve saygın bir kadın) denilen akrabadan bir kadın tarafından bir bir davet edilir. Düğüne davet edilenlerin okucuya bahşiş vermesi adettendir. Düğünden birkaç gün önce kız evinde "çeyiz altı" denilen bir eğlence tertiplenir, kızın arkadaşları davet edilir, ikindi üzeri toplanılır, hep birlikte akşam yemeği yenilir, yemekten sonra geniş bir odada eğlenilir ve sohbet edilir. Nikah, düğünden birkaç gün önce, genellikle çeyiz altı gününde kıyılır. (Daha önceleri nikahta, gelin ve damat bulunmaya bilirdi ve bunların yerine vekilleri bakar. Bu gelenek ilin bazı ilçelerinde sürdürülmektedir. Bu tür gelenek yok olma seviyesine gelmiştir.) Düğünün bir gün öncesinde sabahtan başlayan kına günü yapılır, gelinin ellerine ve ayaklarına kına yakılır, Gelin arkadaşları geleneksel Kütahya giysileri içinde Kütahya oyunları oynarlar. Öğle yemeğinde zerdeli pilav ikram edilir. (Zerdeli pilavın verilme amacı ise, kızın erkek evine ve kendi yuvasına tatlılık ve bereketlik versin anlamına gelir. (yemek bölümünden yapılışını öğrenebilirsiniz.)




    Düğün günü kız ve erkek evinde hareketlilik son hız devam etmektedir. Tanışmaya rağmen her iki evde de bayram havası vardır. Aynı zamanda gerginlikte hat safhadadır. Düğün günü kız evinde sabahtan gelin hazırlanır, oyunlar oynanır, gelinin erkek yakını kuşak bağlar ve geline hediyelerini takarlar. Kentin bazı bölgelerinde ise gelinin babası ve yakın erkek akrabaları gümüş bir kemeri üç defa gelinin beline dolar ve çeşitli takılar takarlar. Bu törenin sonunda bir hoca tarafından dua okunur. Daha sonra kağıtlı şeker saçarlar. Erkek evinden gelin almaya gelenler, gelinin karşısında dua edip, para ve şeker saçarlar. Gelinin bulunduğu odaya gelinir, dua okunur ve gelin, konvoy halinde gelen taşıtlarla erkek evine götürülür. Gelin gittikten sonra kız evinden yakınları kızartılmış kuzu veya tavuk ve baklavalar ile erkek evine giderler. Erkek evinde güvey salma yapılır.Erkek evine davet edilen konuklara akşam yemeği verilir. Bu yemekte yoğurtlu çorba, güveç, nohutlu pilav, tatlı bulunur. Yemekten sonra başta davetli hocalar olmak üzere yemeğe katılanlar çıradan bahçede veya meydanlarda odunlarla yakılmış ateşin etrafından toplanırlar. Daha sonrada ilahiler ve dualar okunur. Damat önce dua okuyan hocanın, sonra babasının ve sırasıyla akrabalarının elini öptükten sonra, arkadaşları damadın sırtını yumruklayarak gerdek evine veya odasına götürürler. (Yumruklama, damadın heyecanını dindirmek ve çevresine karşıda dayanıklı bir genç olduğunu, arkadaşları da bunu bildikleri için evliliklerini onayladığı anlamına gelmektedir.) Gelin ve damat evlerinde olurken, damat tarafından bir kişi çiftin yakınlarındaki evlerden birinde kalır. Gelin ve damat'ın bu kişiden haberi vardır. Önemli ve olumsuz bir durumdan hemen haberdar ederler. Ertesi gün yakın akrabalar öğle yemeğine çağrılır. Paça adı verilen bu toplantıda yemekten önce gelin misafirlerin elini öper, sonra elbise değiştirip kolonya tutar, tekrar elbise değiştirip şeker tutar. Yengelerinin yardımı ile misafirlere her hizmetinde ayrı bir elbise giyerek karşılarına çıkar. Düğünden sonra kırk gün akrabalar yeni gelini kutlama ziyaretine gelirler. Buna mübareke (tebrikleşme) denir. Bu kırk günlük süre içinde gelin her gün her misafiri karşılarken, el öpme, şeker, kolonya, çay ikram etme ve her ikramdan sonra elbise değiştirme işlemini tekrarlar. Biraz zor bir iş olmasına rağmen, bu işlem kırk gün boyunca aksatılmadan yerine getirilir. Böylelikle her iki genç çiftin bağları güçlenmiş olur..

     
  3. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul

    MARDİN İLİ EVLİLİK ADETLERİ

    KOZMOPOLİT ve geniş bir kültüre sahip olan Mardin, içine kapanık olarak görülen bir toplum olmasına rağmen çevre illeri de geleneklerini aşılamayı başarmış bir ildir. Evlilik çağına gelen delikanlıyı evlendirmeye karar veren ailesi, ona uygun bir eş bulabilme arayışına çıkar. Bu arayışta anne ve baba kendi arıyormuş gibi, oğullarına hissedilmeden amca, dayı, hala ve yengeler de devreye girer. Görüşmeler genelde anne ve babayla yapılır. Mardin'de evlenecek kız altın gibidir. "Neden altın gibidir" deyeceksiniz şimdi... Anlatacaklarımız kızın neden altın gibi olduğunu gösterir. İşte gelin adayında aranacak hususlar; Kızın bir evi idare edecek nitelikte çalışkan olmalı, Aile ve çevre görgüsünü almış olması, Kızın ailesinin kendilerine denk olması şarttır. Kızla oğlanın daha önce görüşüp tanışması, evlilik öncesi arkadaşlık veya evlilik hususunda anlaşması söz konusu değildir. Eskiden sevilen kızın damdan gözetlenmesi zekice davranan erkeklere has bir davranıştı. Kesinlikle geleneksel evliliklerde boşanma alternatifi söz konusu değildir.

    Bohçacılara kız arama görevi düşer...


    İşte bu özelliklerden yola çıkarak oğlan evi, kız evlerini ziyaret ederek uygun bir aday arar. Bu olaya "dünür gezme", gidenlere de görücü denir. Genelde kız arama işlemleri bahar aylarına yapılır. Aileler mesire yerlerine topluca giderek uygun aday arayışını yaparlar. Kız arama olayı hamamda da olabilmektedir. Bazen de mahalle mahalle dolaşan bohçacı sıfatıyla satış yapan bayan tellallar devreye girer. Genellikle bu sıfatı taşıyan bayana, ziyaret ettiği evlerde edindiği bilgilere istinaden oğlan tarafı uygun gördüğü nitelikleri sıralayarak adaylardan bahsetmesini ister. Her durumda beğenilen ve oğullarına alınması kararlaştırılan kızın ailesinden istenmesine gidilmeden önce, kız tarafının evliliğe sıcak bakıp bakmadığını öğrenmek üzere hatırı sayılır, her iki aileyi tanıyan orta yaşta bir kadın evine gönderilir. Bu kadın uygun bir zemin hazırlayarak kızın sözlü olup olmadığını öğrenir. Oğlan tarafının isteğini iletip, iki-üç gün sonra gelmek üzere kız evinden ayrılır. Kız tarafı oğlan tarafı hakkında detaylı bilgi alır. Bu arada oğlan tarafı gelecek haberi canla başla bekler. Kız evine aracı kadın bir daha gönderilerek (üç gün sonra) haber alınır. Haber olumlu ise oğlanın babası hatırı sayılır birkaç dost ve iki garantör aile ile kız evine gider. Kız ailesi gelenlere ikramlarını sunarken bu arada kızlarını da konuklara göstermiş olur..





    Kızdan birkaç kez su istenir, bu sayede oğlan kızı daha yakından görür. Eğer oğlan, kızı beğenirse işaretleşmeler başlar. Ve devreye garantör aileler girer. Kız tarafı oğlanı soruşturmak için 15 gün mühlet ister. Kız tarafı evet cevabını verecekse defter yazılır. Bu defter 15 gün sonra gelen aracı kadına verilir. Eğer kız tarafı kızlarını vermek istemiyorsa defteri yüksek tutar. Oğlan tarafı defteri alıp enine boyuna inceler ve yapabileceklerini bir taslak halinde çıkararak deftere işleyerek geri gönderir. Yeni bir süreç böylece başlatılmış olur, eğer anlaşılırsa kızın da rızası alınarak yeni bir sürece girilmiş olur. Kız evi üzerine düşen görevlerini yerine getirmek için mevsimine göre şaşalı bir ikram sofrası hazırlar. Muteber olan büyüklerin söyledikleridir. Oğlan evinde yine hummalı bir çalışma göze çarpar. Oğlan tarafı kız evine geldiği zaman resmi tören başlamış demektir. Akraba olmanın telaşı, heyecanı ile her iki taraf elinden gelen gayreti gösterir... Bu tür toplantılar kadınlı-erkekli olur. Genellikle eşler yan yana, gençler ise yine karışık nizam oturur ve büyüklerini dikkatle izlerler. Bu tür toplantılarda mümkün olduğunca konuşmamaya özen gösterirler.


    Erkek tarafı kadife sözlerle bastırır...


    Yalnızca sorulan sorulara yanıt verirler. Anne, baba, görümceler, dayı, teyze, halalar onlarda kendi imkanlarına, zevklerine göre giyinir, ziynet eşyalarının tamamını takmış olarak hazırlanırlar. Akşam yemekten sonra oğlan tarafı kız evine gider. Selamlar edilir, hal hatır sorulur. Misafirlere kahve, çay, pasta, börek ikram edilir. Ortalık bir dolar bir boşalır. Bir sigara içiminden sonra sıra meyve ve kuruyemişlere gelir. Oğlan tarafının en etkili ve yetkilisi bir dakika izin isteyerek lütuflu sözlerden sonra kızı ister ve susar. . Kız tarafında biraz nazlanma olur, erkek tarafı da kadife sözlerle bastırmaya çalışır. Kız tarafından kısa bir sessizlikten sonra aile reisi, ailesini şöyle bir gözleri ile tarar, bizi ikna ettiniz, kızımızı verdik gitti. Allah mesut etsin der demez ortalıkta bir anda curcunaya döner. İki ailenin bireyleri birbirlerine sarılarak bu başlangıcı kutlarlar. Artık sözlenmiş olduklarından gelin ve damat adayı yan yana oturmaya hak kazanmışlardır. Genç çiftler anne ve babalarının ellerini öpüp hayır dualarını aldıktan sonra, hazır bulunan tüm aile fertleriyle tokalaşırlar. Artık sıra erkek tarafının tatlıları gelir. Tatlılar afiyetle yendikten sonra sohbet gecenin geç saatlerine kadar sürer. İki aile nişan gününü belirlerler. Nişan öncesinde çarşıya çıkılarak defterde istenilenlerin nişan töreni için olan bölümü alınır. Ayrıca nişan şekeri (kelle şeker) alınır.

    Bohça değiş tokuşu yapılır...

    Nişan töreninin tüm mali külfeti erkek tarafına aittir. Sözü kesilen çift, artık evliliğe ilk adımı atmış sayılırlar. Kız ve erkek tarafı nişanın tarihi ve yeri konusunda kız tarafının arzusu istikametinde karara bağlanır. Nişanın kusursuz ve eksiksiz yapılması gerekmektedir. Kız tarafı bunun için büyük çaba harcamaktadır. Nişanda, kız ve oğlan tarafının birbirlerine bohça değiş tokuşu vardır. Bohçalarda kız tarafı oğlan için tam takım elbise hazırlamış, erkek tarafı da aynı şekilde kız için tam takım elbise yanında nişan için alınan eşyalar siniye yerleştirilir. En üstte de kelle şeker koyulur. Ayrıca 1 çuval şeker gönderilir. Bu kelle şeker nişan töreninde ikram edilen şerbetin içine atılarak şerbet bu şekerle kısmen tatlandırılır. Toplantının orta yerine yakın bir yerde şerbet servisini yapmak için yer ayarlanır ve dağıtımı için birkaç kişi görevlendirilir. Törenin hazırlıkları bitince damat ve gelin için iki sandalye konur ve buraya oturtulur. Nişan yüzükleri damat ailesinden bir büyük veya her iki ailede muteber kabul edilen kişi tarafından da her ikisine takılabilir. Yüzükleri takılan çift öncelikle anne ve babalarının ellerini öper, gelen misafirlerle tokalaşırlar ve onlara ayrılan yere oturup beklerler. Nişan törenini yöneten kişi takı takmak isteyenler buyursun diyerek çağırır. Bu kişi takıyı takanın da adını vermek suretiyle cemaate ilan eder. Yüzükler, takılar takılmış, içine gül esansı katılmış pembe renkli mis gibi şerbetlerin ikramı yapılır. Nişan töreni genellikle çalgılı olur. Çalgılar çalınır, herkes oyuna kalkar, kadınlı erkekli herkes bildiği kadar oynar. Tören sonunda oğlan evinden birkaç kişinin yardımı ile her taraf temizlenir. Artık bundan sonra düğün koşuşturması başlamıştır.





    Bu arada damatın gelin tarafında rahat gidip gelebilmesi için İmam tarafından dini nikah kıyılır. (Yeni kanuna göre resmi nikah kıyıldıktan sonra imam nikahı kıyılmaktadır.) Düğüne bir hafta kala kızın evinde tüm eşyalar sergilenir. Gelenlere gelinin çeyizi gösterilir. Bu arada da kız ve oğlan tarafından bir yetkili grup kız evine gelerek bu seyrin tespitini yapar ve defter denilen belge hazırlanır. Bu ikinci defter belgesidir. Gereken taahhüt ve ona teslim edilen malların bir dökümüdür. Düğün haftası Salı günü başlar, Cumartesi sabahı biter. Salı akşamı küçük kına gecesidir. Erkek evinde yapılır. Damadın yakın akrabaları kendi aralarında eğlenirler. Bazı ailelerde Salı akşamında yapılan kına gecesinde gelin adayının saçlarına kına sürülür. Kısa bir süre çalıp oynadıktan sonra oğlan evinden gelenler giderler. Çarşamba gecesi büyük kına gecesi damadın evinde yapılır. Damat evinin avlusunda meşe odunundan büyük bir ateş yakılır. Gençler çalgıcıların oynak havalarında yoruluncaya kadar oynarlar. Gecenin ilerleyen saatlerinde ateşin yakıldığı yerin yakınına damat getirilir.


    Zifaf odasına yer yatağı serilir...


    Orta yerde gençlerinde yardımı ile üstündeki giysiler çıkartılarak damatlık giysileri, maniler, türküler söylenerek, giydirilir. Büyük bir heyecan ve zılgıtlar arasında damat arkadaşları tarafından omuzlarda dolaştırılıp şarkılar söylenerek gezdirilir. O gece, erkek evinin hazırladığı kına, gelinin evine grup halinde altın hediye ile birlikte götürülür. Götürülen altın gelinin avucuna yerleştirilip eline kına yakılır, oynanır, türküler söylenir. Bir miktar kına alınarak geri gelinir. Gelin evinden gelen kınadan bir miktar damadın eline de konur. Özellikle sol elinin serçe ve yüzük parmaklarına sürülür. Ertesi gün temizlenir. Gece geç saate kadar sürer. Perşembe günü gelinin geleceği düğün günüdür. Damat tarafında bir telaş, gerdeğe gireceği yer tespiti yapılır. Zifaf odasına yer yatağı serilir. Gelin adayı içinde gelinlik hazırlanır. Geline refakat etmek üzere deneyimli biri Mardin'in "Yenge" dedikleri hanım, kız evi tarafından görevlendirilir. Damadın evinde çalgılı bir düğün kurulmuş, sofralar hazırlanmış, kurbanlar kesilmiş, etler dağıtılmış ve hane halkı için ayrıca bol miktarda etli yemek ve pilavın yanında bir tatlı da ilave edilmiştir. Bu tatlı genelde zerde olur. Öğlen kurulan sofra sürekli çalışır. Gelen oturup karnını doyurduktan sonra sofradan sorumlu olanlar tarafından servis yenileme çalışmaları başlar ve yeni gelen misafirlere ikram edilir. Akşama doğru damat, evin avlusunun orta yerine konan bir sandalyeye oturtulur. Damat tıraşı için berber, mümkün olduğu kadar elini ağır tutarak saz, söz ve damadın damatlık kıyafetinin bohçası ile oynayanların hem zevklerini tatmin ve hem de bol bahşiş toplamak için bu numarayı yapar.

    Gelin bütün hışmıyla testiyi kırar...

    Tıraşı biten damat, arkadaşları tarafından tekrar giysileri çıkarılır ve gerçek damatlık elbisesi giydirilir.

    Bu arada, gelin evinde sabahtan gelin süsleme çalışmaları başlamış, saçlar kuaför tarafından şekillendirilmiştir. Arkadaşları tarafından gelinliği giydirilmiş, hava kararmak üzereyken gelin evinde son dakikalarını yaşamaktadır. Gelini hazırlarken erkek kardeşi varsa kemerini bağlar ve ona mutluluk dileğinde bulunur. Damat tarafından gelen düğün alayı içinde damadın yakınlarından iki hanım gelini türküler ve zılgıtlar içerisinde koluna girerler. Gelinin önünde lüks lambası yanık vaziyette, en öndedir. Gelinin arkasında gelin alayı damadın evine doğru yavaş ve aheste adımlarla ilerlemektedirler. Nihayet damadın evinin önüne gelinmiş düğün alayı kapının dışında gelinle birlikte beklemekte. Damat evin yüksek bir yerinde gelinin başına şekerlemeli, bozuk paraları serper. İçi bozuk para ve şekerle dolu olan bir testi kaynana tarafından gelinin eline tutturulur ve yere çarparak kırması istenir. Gelin bütün hışmıyla bu testiyi yere çarparak kırar. Testi kırma olayı uğur olarak nitelendirilir. Testiden etrafa saçılan para ve şekerleme için herkes yerlere eğilir, bereket ve uğur olarak yanında saklar. Düğün alayı evlerine dönmek üzere tebriklerden sonra hayır duaları dileyerek dağılmaktadır.

    Gelin ve damat abdest alır...


    Evde yalnız gelin, damat, yenge üçlüsü kalmıştır. Zifaf odasına gelin ve damat için özel yemek hazırlanmıştır. Ayrıca üzüm, ceviz içi, badem içi gibi kalorisi yüksek çerez de bir masanın üzerinde hazır bekletilmektedir. El, ayak çekildikten sonra damat ve gelin yemeklerini yedikten sonra abdest alıp namaz kılar ve gerdeğe girerler. Cuma sabahı, sabahiye günüdür. Gelin kayınbaba ve kayınvalidenin ellerini öper. Anne baba tarafından geline hediye verilir. Bu hediye genelde altından oluşur. Düğünde takı takamamış olanlar sabahiye günü gelerek hediyelerini verip kendilerini tebrik ederler. Bir gece evvel evlenmiş olan gelin süslenir ve koltuğa oturtulur. Gelenlerin seyrine amade... Damat evinde yine sofra açılır. Öğleden sonra başlar, yatsıya kadar devam eder. Oğlan tarafından çok büyük ve olağanüstü bir durum; zira aileye bir üye katılmıştır. Herkes sevinçli ve mutlu... Kız tarafında sessizlik, nüfuslarından bir eksikle yaşamaya devam edecekler... Pazar akşamı kız tarafı, damat ailesinin bütün bireylerini yemeğe çağırır. Damat tarafı da bunu iade için, aynı hafta içinde kızın ailesini davet eder. Bu gelenekler büyük kentlerde yaşayan Mardinliler tarafından pek uygulanmamaktadır. Ekseriyetle Mardin'in yerleşik yerlerinde ve kırsal kesimlerde bulunan köklü aileler tarafından yapılmaktadır. Diğer durumlarda ise normal ama yine o kadar ihtişamlı düğünler olmaktadır. ...
     
  4. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    ZONGULDAK İLİ EVLİLİK ADETLERİ

    KARADENİZ'in şirin illerinden biri olan Zonguldak ta düğün gelenekleri diğer illere göre çok farklıdır. İl merkezinde yaşayanlar modern bir aile yapısı sergilerken, bazen de kendi içlerinde kırsal şehir havasını yaşatmaktadır. Geleneklerinde ve kültürlerindeki zenginliğe maden işçilerinin birbirlerine olan samimiyetini yansıtmaktadır. Kentte, başlık parası gibi uygulamalar çok nadirdir. Gençler özellikle bu davranışa karşı gelmişler ve kadınlarda destek vermesiyle birlikte kalkmıştır. Başlık parası uygulaması köylerin bazılarında uygulanmaktadır. Gençler birbirlerini sevmişse eğer bunlar durumu aileleriyle paylaşırlar. Olumlu olduğunda evlenmelerine karar verilir. Diğer taraftan, Askerlik çağına gelmiş delikanlı, askere gitmeden, ailesi tarafından "asker dönüşü artık evlenirsin..... Ne dersin askerden sonra evlenmek ister misin?.... Oğlum artık yaşın kemale erdi, bir sevdiğin var mı? Yok sa biz bakalım ne dersin?.." gibi sorularla fikri alınır..




    Eğer oğlan kabul ederse bayram, hıdrellez, nişan, düğün gibi herkesin birlikte olduğu törenlerde oğlan anası gelinlik kıza bakar; beğendiği kızın isteyeni yoksa talip olur. Taraflar arasında başlayan görüşmeler de olumlu sonuçlanırsa, erkek tarafı bir bohçayla, söz mendilini "ipek mendil" kız evine götürür ve söz kesilir. Daha sonra da iki aile nişan gününü kararlaştırır. Yörede genelde nişanlar kız evinde yapılır. Salon tutma adetleri son dönemlerde başlamıştır. Kız evinde yapılan nişan töreninde nişan yüzüğü ve takılar takılır. Nişan bittikten sonra, damat ailesi ve damat bir süre oturup sohbet eder ve kız ailesinin diğer fertleriyle tanışırlar. Bu oturma süresi kısadır. Hatta yörenin bir sözü "Kız evinde fazla oturakalma yumuşak gelir, uykundan ve baba evindeki akrabadan olursun".
    Ertesi gün, kız evinde hareketlilik sürerken damat evinde de karşılama hazırlığı son hız devam eder. Kız evince hazırlanan armağanlar, nişan şerbeti ve güvey (damat) yüzüğü karşı tarafa gönderilir. Hediyelerle gelen kafile damat ailesiyle birliktedirler. Düğünlerin organizasyonunu gerçekleştirecek “düğüncü kadın” belirlenir; çağrı, davetiye (okuma) ve düğün yemeği hazırlığı kız evinin görevidir. Düğüne çağrılanlara tavuk verilmesi eski bir gelenektir.
    Düğün genellikle pazartesi yada Perşembe başlar. İlk gün güvey evi, yaptığı helvanın içine para koyarak, tepsiyle kız evine gönderir; ikinci gün güvey kınası; üçüncü gün gelin kınası yakılır, çeyiz çıkarılır ve çeyizlerle gelin odası dizilir. Akşam güvey tarafının kadınlarının katılımıyla kına gecesi düzenlenir. Geç saatte eğlenceye ara verilir. Odaya bir elinde yastık bir elinde kına tepsisi alan bir kadın, arkasında da iki kişi eşliğinde yüzü örtülü gelin gelir. Odadakiler “gelin indirme ezgisini” okuyarak, gelini bir yastığa oturturlar, gelinin avucuna kına ve altın basarlar. Maniler söylenir., ezgiler okunur ve gelin oynatılır. Gece yarısı olunca eve börek yemek ile güvey ve arkadaşları gelir; yemekli, içkili eğlence başlar. Kız evine zorla tavuk kestirilmesi bu geceye özgü geleneklerdir..




    Ertesi gün güvey ve arkadaşları güvey hamamına gider. Düğün sabahı geline yeni giysileri giydirilir. Akrabalarıyla vedalaşan geline “baş sıkma” denen uğurlama töreni yapılır. Bu tören “çocuk sahibi, kocası sağ” bir kadın gelinin başını “oğlan versin, kız çıkarsın” sözleriyle bağlar ve gelin bir kadın eşliğinde baba evinden çıkar. Düğün evinde geline iki ayrı tabakta yağ, bal sunulur. Gelin, yağı kapının üstüne, balı da kapının altına sürer. Peşinden adına “güvey önlüğü” denilen bir tepsi baklava gelir ve ev halkıyla birlikte yenir.
    Düğün evinde eğlenceler devam ederken sağdıç damadın yanından ayrılmaz. Gerdek gecesi sabahı, davulcular, güveyinin kapısı önünde davul çalar, güvey elinde bir tepsi börekle davulcuları ağırlar. Gerdek gecesi güvey “görümlük” denen armağanı eşine verdikten sonra birlikte tatlı yerler; sabahleyin de duvak adı verilen tören yapılır. Artık güvey evinin kızı olan gelin, gelinliğini çıkarırı, güvey evince yapılan “paçalık” denen giysiyi giyer. Hafta sonunda gelinle, güvey(damat) kız evine el öpmeye gider. Burada gelinin annesi genç çifti tatlıyla veya damadın sevdiği bir yemekle karşılar. Yeni çiftlerin evi uzaksa en fazla iki gün kalırlar. Yeni çiftle damadın ailesi birlikte değilse, bu kez de güveyin ailesi ziyaret edilir. Bu ziyaretlerin ardın 15 gün geçer ve yeni çiftlerin evine misafir akını başlar. Yeni evlilerin evine çam sakızı çoban armağanı veya evin eksiklerinden hediyeler gelmeye başlar. Bu ziyaret, çiftin etrafının kalabalıklığına göre bir hafta ile 1 yıl arasında değişebilir...
     
  5. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    BİTLİS İLİ EVLİLİK ADETLERİ

    KÜLTÜR ve gelenekleri en eski illerimizden birisidir. Yerleşim yeri olarak Milattan önceki yıllara dayanır. Bitlis'te evlilik yaşı genelde küçüktür. Kızlar erkeklerden daha erken evlenir. Kalabalık, zengin ve geniş ailelerde erkekler küçük yaşlarda evlendikleri de görülüyor. Yörede erkeklerin evlenme işi ekseriyetle askerlikten sonraya bırakılır. Askere giden erkeklerin, aileleri çocuklarının askerden gelene kadar yakınları ile birlikte kız aramaya koyulur. Bitlis'te evlilik genelde 2-3 hısım sülale içerisinde olur. Şayet sülale içerisinde beğenilen bir kız bulunmazsa bu kez dışarıdan aranır. Erkek anası yakın çevrelerine haber salar ve oğluna uygun bir kız bulunduğu zaman bunu takibe alır.


    Tabii ki kız tarafının bu takipten haberi olmaz. En uygun beğenme yeri hamamdır. Hamamda görülen kız eğer beğenilirse, daha sonra bir nedenle o aileyle irtibat kurulur ve kız evinde görülür. (tabii bu gelenek köylerin bazılarında uygulanıyor. Hatta kentte de uygulanıyor ama yok olma üzere) Daha sonra erkek evi durumu evlenecek olan çocuklarına söyler. Eğer kabul görürse kız evine haber gönderilir ve kız istemek için gelecekleri belirtilir. Daha sonra aile kızı istemek için, kız evine gider. Kız istenir, kız evi düşünmek için belli bir süre ister. Bu süre en az iki hafta olur. Bazen de 3 ayı bulabiliyor. Bu süre zarfında kız ailesi damat tarafını ve damat hakkında soruşturma yapar. Kendi şartlarına uygun ve olumlu ise o zaman süre sonunda yanıt olumlu olursa "El öpme" ve "Şerbet içme" günü saptanır. Bitlis ilinde aileler sağlam temeller üstüne kurulur. Bunun içinde ilde boşanma olaylarına pek ender rastlanır. Damat adayı ailesinden kadınlı erkekli bir grup, el öpme , şerbet içme gününde kız evine giderler. Kız evinin yakınlarının da hazır bulunduğu törende, damat adayının yakını olan bir genç , gelin adayı ailesi büyüğünün ve diğer büyüklerinin ellerini öper. gençlerle el sıkışır. Yine damat adayının yakını olan bir genç kız aynı töreni kadınlar arasında tekrarlar.


    Dini töreni takiben kız evine getirilen ziynet eşyası ve önceden konuşulan başlık verilir. Gündüz gönderilen bir torba kesme şekerin bir kısmı ile şerbet yapılarak ikram edilir. Kadınlar arası şeker kırma merasimi bu arada yapılır. Damat adayı yakınlarından bir delikanlı birkaç şekeri kırar kırılan şekerlerden de damat evine gönderilir. Yakınlarına dağıtırlar. Gelin adayına yüzük takılır. Gelin önce damat tarafının ellerini öper, akranları ile tokalaşır. Gelen ziynet eşyası ve gelin giysileri misafirlere gösterilir. Düğünler perşembe ve pazar olmak üzere haftanın iki belirli gününde yapılır. Gelin adayı bu günden birisinde getirilir. erkek evi tarafından gönderilen ve toyuk adı verilen düğün eşyaları ve hediyeler yukarıda belirtilen günlerden üç gün önce kız evine gönderilir.Hazır bulunanların önünde eşya ve hediyelerin sayım ve dökümü yapılır. Gelin adayının görüleceği perşembe gününden bir gün önce gelin erkek evinin gönderdiği elbise ve ayakkabı giydirilerek kız evinin davetlileri ile birlikte hamama götürülür. Hamam, gelin hamamını izlemek ve gelini görmek isteyen hanımlarla dolup taşar.

     
    deryaliyim_21 bunu beğendi.
  6. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    KIRŞEHİR İLİ EVLİLİK ADETLERİ

    ANADOLU toprakları üzerindeki eski uygarlıklarının çok olması nedeniyle inanılmaz derecede büyük kültür varlığına sahip bir toplum olma unvanı elde edilmiştir. İşte bu yüzdendir ki Türkiye'deki evlilik gelenekleri illere hatta ilçelere göre değişmektedir. Kırşehir ilimizde diğer illerden farklı bir evlilik geleneği vardır. İl merkezlerinde seven gençler bazen durumlarını ailelerine bildirmesiyle veya erkeğin ailesine duyurmasıyla birlikte kız isteme olur. Ama şehrin köylerin doğru gidildikçe evlenmelerin görücülük, başlık, gelinlik etme, çok eşlilik gibi geleneksel yaşam tarzı geçerli olduğu görülmektedir. Yörede okul okumayan erkek evlatlar önce bir işe verilir. Daha sonra evlenme yaşı gelene kadar, bu askerden bir yıl önce veya askerden hemen sonrada olur. Şayet erkek evlatlar okul okuyorsa ve üniversiteye gidiyorsa zaten o zaman okul bitip askere gidene kadar dokunulmaz. Aileler çocuklarına ya yemek sofrasında veya anne bir başka yere ziyarete giderek baba ile oğlu evde yalnız bırakır. Her ikisinde de çocuklarına "artık evlenme yaşın geldi, senin için kız bakmaya karar verdik. Sevdiğin varsa bilelim, bize uygun ise hemen istemeye düşelim" derler...




    Damat adayı fikrini beyan eder. Evlatları eğer sevdiği bir kız olduğunu söylerse, "Anne kızın ailesini araştırır ailesinin yaşam tarzı kendilerine uyuyorsa, kızı bir de hamamda görür daha sonrada görüşmeler açılır". Şayet oğullarının sevdiği veya istediği kız yoksa o zaman, oğlu olanlar için nişan, düğün törenleri, hamamlar kız beğenilecek yer arasındadır. Mucur’da ise bu amaçla ilkbahar, yaz aylarında “köme” denilen kır gezisine çıkılır. Buralarda beğenilen kızlar, bir bahaneyle oğlana da gösterilip, görüşü alınır. Oğlanın görüşü olumlu olursa "gösterilen kız beğenilirse" o zaman araya kız tarafını tanıyanlarla irtibata geçirilir. Kızın da oğlanı beğenmesi sorulur ve erkek tarafı hakkında bilgi verilir. Ortamda sıcak hava eserse ilk görüşmeden sonra erkeğin ailesi yada çevrenin saygınlarından birkaç dünür gider. Kız ailesinin kapısı çalınır. Misafir gelindiklerini söylerler. Kız istemede tekerlemeye dönüşmüş şu sözler kullanılır. “Yedik içtik, ölçüp biçtik, gelene niye geldin denilmez, Allah’ın emrine hiç karşı gelinmez, bizim buraya gelişimizin bir maksadı vardı, kerimenizi Allah’ın emri peygamberin kavliyle bizim mahduma istemeye geldik. Sen bu işe ne dersin?” Kız babası yada evin büyüklerinden biri de danışıp görüşmek için zaman ister. Bu zaman zarfında kız babası ve yakınları kız istemeye gelen aile ile evlenecek damat adayı hakkında araştırma yapar. Kimi yörelerde erkek ailesine verilen yanıt olumsuz olursa kızın evde kalması için, evin bir yerine çivi çakılarak büyü yoluna baş vurulduğu da görülür. Bu olay bazen kavga ve olaylara da neden olmuştur. Bu tür davranışlar günümüzde kaybolmaya yüz tutmuştur. Kız istenmeye gidildiğinde olur cevabı alındığında, “küçük şerbet” denen söz kesiminde şerbetler içildikten sonra kolye yada altın takılır. Buna “bellilik etme” denir. Başlık kesilir. Ailenin durumu uygunsa “iki başın görülmesi” yoluna gidilir. Başlık alınmaz kız evinin tüm harcamaları nişan ve düğünde alacağı eşya ve takı, erkek tarafınca karşılanır. Kırsal kesimde iki başın görülmesi (nişan ve düğün masrafları ile eşyaların alınması) yanında başlık alındığı da görülmektedir. Başlık kararlaştırıldıktan sonra kız evince konuklara ağız denilen şeker, lokum yada şerbet sunulur. Nişan kimi zaman 2 aile arasında yapılır. Evlerdeki takı ve yüzük takma işlemine “küçük nişan” denir. Ailelerin varlıkları düşük ise bu nişanın ardından düğün yapılır. Şayet ekonomik durumlar beklentinin üzerindeyse o zaman ev dışında “okuntu yeri” denen konuklarında çağrıldığı nişanlar merkezlerde salonlarda yapılır. Nişanlılık döneminde bayramlarda geline armağanlar götürülür. Bu genellikle boyalı koçtur. Gelinin anasından yada kendisinden armağan alınmadan koç verilmez. Daha öncede belirttiğimiz gibi her şeyi damat tarafı karşıladığı gibi kiralanan okuyucu kadının da masrafını damat tarafı karşılamaktadır. Kiralanan bir okuyucu kadın konu komşuyu düğüne çağırır. Düğünler genellikle Cuma günü başlar, Pazar günü biter. Ama kentlerde düğünler artık bir gün sürmektedir. Düğün evinin belli olması için çatıya bayrak dikilir. Köylerde bayrak direğinin ucuna soğan ve elma takılmaktadır. Kırşehir düğünlerinde davul zurna yanında genellikle köçekte olur. Kadın kılığına girerek keman, saz ve def eşliğinde oynayan erkeğe köçek denirdi.




    Kentin Bağbaşı mahallesinden tutulan köçeklerle çalgılar bir ekip oluşturur. (Köçek oynatılması bugünlerde Valilikçe yasaklatılmış durumda bazen de bu yasak hiç görülmemektedir. AB normlarına uygun hale gelinmesi durumunda bu yasağın kalkacağı da belirtilmektedir. ) Cuma günü öğleden önce gelin, öğleden sonrada güvey hamamı yapılır. Cumartesi öğle üzeri de kız evi, komşularıyla birlikte düğün evine “hayırlı olsuna” gider, yemek yenir. Düğün evinin erkek konukları da onları izler, davul zurna eşliğinde kız evine gidilir, 2-3 saat kalınır. Dönüşte gündüz kınası yapılır. Bu törende kına yakılmaz, gelinin yeni giysileri konuklara gösterilir. Köçekler kadınların önünde oynar, gelin bahşiş verir, orada bulunanlarda alınlarına para yapıştırır. Gelin, kınacı kızlara akşam yemeği verdikten sonra akşam kınasına geçilir. Konuklar toplanır. Gece köçeklerin oyunu ile başlar. Gelin yeniden giyinir. Kına bir tepsi içinde yapılırken “kına özenmiyor” diye bir söz atılır. Gelin bahşiş verdikten sonra kına sulandırılır. Önde tefçi kadın, arkada gelin, onun ardından da mumlar, kına tepsisini taşıyan kızlar, kına türküleri söyleyerek konukların bulunduğu odaya girer. Gelin kaynanası armağan verdikten (genelde cumhuriyet altını olur) sonra avcunu açar ve kınası yakılır. Eli sarılmadan önce evin bir duvarına basarak iz bırakılır. Sonra konuklara çerez dağıtılır. Tef eşliğinde türküler söylenir, oyunlar oynanır. Kimi yörelerde kına gecesi dağıldıktan sonra ana-kız ağıtı yakılır. Yüzü tülbentle örtülen gelin ortaya oturtulur. Bu sırada söylenen kına türküleriyle ana kızın ağlanması sağlanır. Aynı gece kız evinin delikanlıları, oğlan evine baskın yapar. Buna “kayın gitme” denir. Masalar kurulur. “dokuz butlu tavuk” istenir, içkiler içilir. Sabaha doğru “dan pilavı” denilen tavuklu pilav yenildikten sonra herkes dağılır. Sabah gelin adayı hazırlanırken gelin bir odaya kapatılır. Yakınlarına “gardaş-emmidayı yolu” gibi armağanlar alındıktan sonra dışarı çıkılır. Babası gelini kayınbabasına teslim eder. O da “yan yengesi” denen gelinin arkadaş yada akrabalarından biriyle gelin arabasına bindirilir. Gelin alayı mezarlık ziyareti yeri gibi kutsal yerlerden geçerek Fatiha okurlar, ve tüm çevreyi dolaşarak düğün evine gelinir. Arabanın sürücüsü güveyden bahşiş almadan gelinin indirilmesine izin vermez. Güvey gelini koltuğunun altına alarak eve girer. Ev girişinde gelin Kuran-ı Kerim altından ve de sözü dinlensin diye Kaynananın kolunun altından kapıdan geçirilir. Eşikte cebindeki bozuk paraları ve çerezleri gelinin başına saçar. O akşam komşulardan 5-10 genç “güvey başı” yemeğine çağrılır. Hoca dua okuyarak gelin ve güveyi odalarına götüreceği sırada gençler güveyi bir odaya kapatır. Tavuk baklava gibi armağanlar almadan bırakmazlar. Ertesi gün artık çiftler kendi evlerinde bırakılmışlardır. Damat veya gelin haber vermedikleri sürece bir hafta yanlarına kimse gelmez. Eğer yeni çift damadın veya gelinin ailesinin yanında kalıyorsa “gelinlik etmede” yeni gelinler belirli bir süre büyüklerinin yanında konuşmaz, kaş göz işaretleriyle yada fısıldayarak anlaşırlar, sofraya oturmazlar. Şehir merkezlerinde bırakılan bu gelenek kırsal kesimlerde geçerliliğini korumaktadır....
     
  7. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    MANİSA İLİ EVLİLİK ADETLERİ

    Manisa; Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Makedonya (İskender), Bergama, Roma ve Bizanslılardan sonra 1076’da Selçuklu Türkleri tarafından fethedilmiş, bu bölgeye Türkmen boyları yerleştirilmiş, Hıristiyanlar Ege adalarına çekilerek Ege bölgesi gibi Manisa da Türkleşmiş ve bu bölgede 1076’dan bu yana Türk-İslâm kültürü yerleşmiş ve kökleşmiştir. Türklerden önceki kültürler unutulmuş sâdece şehir, saray ve heykel kalıntıları kalmıştır. Manisa bölgesinde sâdece Türk-İslâm kültürü hâkimdir.

    Zaman içinde yaşam koşullarında meydana gelen değişiklikler geleneklerde de kendini göstermektedir. Ancak küçük yerleşim birimlerinde, eski gelenek ve göreneklerin birçoğu hala yaşatılmaktadır. Geleneksel ritüeller daha çok kız isteme, söz kesme, nişan, düğün, hastalık, adak adama ve asker uğurlama gibi olaylarda yoğun bir biçimde görülür.

    DÜĞÜN

    Düğünler, düğün sahiplerinin sosyal ve ekonomik durumlarına, yaşadıkları yöreye göre farklılıklar gösterir. Düğün gelenekleri özellikle kentsel kesimde eskiye oranla daha sadeleşmiş görünmektedir. Manisa Merkez’de kaybolmaya yüz tutmuş eski düğün gelenekleri kısaca şöyledir: Erkek tarafı kızın evine görücü gönderir. Kız görücüler tarafından beğenildiği takdirde, birkaç gün sonra erkeğin yakınlarından birkaç kişi, kız evine giderek kızı ister. Kız evinin büyükleri birkaç gün düşünme süresi ister. Kızın babası, babası yoksa evin büyüğü, bu evliliği uygun gördüğü takdirde, düşünme süresi sonunda tekrar gelen erkeğin ailesine süslü bohça ya da şase içinde kravat, çorap v.b. hediyelerle birlikte bir mendil verilir ki buna “söz mendili” denilir. Mendil verildikten sonra, oğlan evine “söz şerbeti” denilen şerbet ikram edilir ve nişan günü kararlaştırılır.

    Nişan gününden önce, kıza alınan çeşitli armağanlar “nişan selesi” adı verilen süslenmiş seleler içine konularak kız evine gönderilir. Bu seleler bir süre muhafaza edilerek tebrik etmeye gelenlerin görmesi sağlanır. Nişan için tespit edilen tarihte, erkek evi akraba ve yakınlarını toplayarak kız evine giderler, kendi aralarında eğlenerek nişan yüzüklerini takarlar. Nişanlılık süresi içine tekabül eden dini bayramlarda kız evi damada, oğlan evi geline giyecek türünden hediyeler alır, kurban bayramında ise kız evine gönderilen hediyelere süslenmiş bir koç ilave edilir.

    Eski düğünler çarşamba, perşembe, cuma veya cuma, cumartesi, pazar olmak üzere üç gün sürerdi. Düğünden önce oğlan evi, kızın çeyizlerini almak üzere araba gönderir, kızın arkadaşları veya kardeşleri çeyiz sandıklarının üzerine oturur ve oğlan evi bahşiş vermeden kalkmazlardı. Çeyiz, kızın gelin gideceği eve serilerek, isteyen bayanların evi ziyaret ederek çeyizi görmesi sağlanır, buna “çeyiz bakma” denir.

    Gelin gitmeden önce gelin hamamı ve düğünden önceki akşam kına gecesi yapılır. Kına gecesinde kadınlar kendi aralarında eğlenir ve kızın ellerine kına yakılır. Düğün günü oğlan evi gelini almaya geldiğinde, gelin evden çıkmadan önce babası, maddi gücüne göre kızın beline altın, gümüş ya da kırmızı kurdeleden bir kuşak takar, gelin at veya otomobil ile baba evinden alınarak, geze geze damadın evine götürülür. Damadın evine gelindiğinde, gelin içeri girerken başına buğday, leblebi, şeker veya para serpilir, orada bulunanlar tarafından toplanan buğday, para ya da şeker bereket getirmesi için muhafaza edilir. Gelin damat evinde yüzü kapalı oturur, akşam yemeğinden önce, damat gelinin duvağını açarak yüz görümlüğü adıyla anılan bir takı takardı. Yemekten sonra damat arkadaşlarıyla yatsı namazına camiye gider, namazdan çıktıktan sonra ellerinde yanan mumlarla eve dönülür ve damat sırtı yumruklanarak eve bırakılırdı.



     
  8. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    RİZE İLİ EVLİLİK ADETLERİ

    EVLİLİĞE HAZIRLIK

    EŞ BULMA-EŞ SEÇME-SEVDALANMA

    Diğer bölümlerde olduğu gibi burada da değişim öncesi devirlere ait gelenekleri tesbit etmeye çalıştık. Herşeyin süratle değişmeye başladığı 1950 li yıllardan önceye inmeye gayret ettik. Bu bölümde anlatılanlara 10 kadar yaşlı insan kaynaklık etmiştir. Kaynak kişiler merkez ilçenin bütününü temsil etsin diye Salaha, Ortapazar, Kendirli ve Gündoğdu bölgelerinden seçilmişlerdir. Eskilerin eş seçmede fazla şansları yoktu. Eş seçimini aile büyükleri yapardı. Bu konuda erkekler biraz daha şanslı sayılırdı. Evlenmenin en dramatik yönü kızın sevmediği, istemediği birine verilmesi idi. Eskiden de kızlarla erkeklerin birbirini görüp tanımalarının pek çok fırsatı ve ortamı bulunuyordu. Hiç birbirini görmeden, tanımadan da evlenenler yok değildi. Evlenen kimseler genellikle ya komşu ya da hısım akrabadan biri veya hısım akrabanın komşuları olurdu. Komşular birbirlerini çocukluktan beri tanır ve hatta çocuk oyunlarından beri birbirlerine ilgi duyup ilerde sevdalanıp evlenenler olurdu. Anne ve hala tarafından hısımlıklar da karşılıklı gidip gelmeler sayesinde tanışmalara fırsat hazırlardı. Evli ablalar ve gelinler de bu tür evliliklere aracılık ederlerdi. Eskiden de kız ve erkeğin birbirleri ile iletişim kurabilecekleri pek çok ortam oluşurdu. Fakat bunlar büyük bir gizlilik içinde yapılırdı. Tabir caizse bu iletişim görülmez fakat sezilirdi. Düğünler ve imeceler bu iletişim için iyi bir fırsattı. Erkek, bir kıza sevdalanmışsa o kıza kimse yaklaşmazdı. Kız ve erkeğin birbirlerine gönülleri olduklarını belirtecek pek çok yol vardı. Oğlan sık sık kızın çevresinde görülür ve kız da buna karşılık verirse sevdahk başladı demektir. Horonda sevdalılar kol kola horon ederler. Eğer kızın koluna yabancı bir erkek girerse kız horondan çıkar. Erkeğinde aynı işi yapması beklenir. Eğer kız mendilini erkeğin eline

    bırakır ve erkek de bunu kabul ederse sözlü gibi olurlar. Bazan bu işleri kızın yengesi ayarlar. Dışardan yapılan müdahalelerle kimin kiminle horon edeceği ayarlanır.

    Sevdalılar ille de evlenecek demek değildir. Kızı bini ister biri alır. Kız için uygun bir talipli çıkarsa anne baba kızı evlendirir, sevdalıların yapabileceği bir şey yoktur. Nadiren görülen kız kaçırma dışında her iki taraf bu kadere boyun eğer.

    Rize'de islam dininin müsade ettiği kişilerle evlenilir. Yakın akraba arasında evlenme yasağı yoktur. Aralarında süt kardeşliği yoksa, amca ve teyze çocukları birbiriyle evlenebilir.

    BEŞİK KERTME
    Çok az görülen bir şey olsa da Rize'de de "Beşik Kertme" olayı vardır. Daha bebeklik çağında çocukların birbirleri ile evlendireceklerine dair aileler birbirlerine söz verirlerdi. Çocukları da buna inandırırlardı. Beşik Kertme kızı, kimse gelip istemezdi. Kız büyüyüp de başkasına sevdalanırsa her şeyi göze alır, sevdasına "kaçır beni" diye haber gönderirdi.

    KIZ İSTEME VE SÖZ KESME

    Oğlan evlenme çağma gelince kendisine kız aranır. Şüphesiz ki kıza da kısmet aranır. Oğlanın sevgilisi varsa ve bunu aile büyüklerine duyurup kabul ettirebilirse iş epeyce kolaylaşmış demektir. Evlenmesine karar verilen oğlana kız aranırken bu işe tanıdıklar, halalar ve teyzeler de aracılık eder. Falancmın iyi bir kızı var denir ve aile uygun görürse kız istenir. Bu evliliğe aracı olan kişilere "elçi" denir. "Kapnesten Lipariye elçilediler beni" türküsünde olduğu gibi; bir kızın elçisi olmak, o kızı evlendirmek için aracılık yapmak, bu işi kızın ve oğlanın ailesinin kafasına sokmak demektir. Kız ve oğlanın arasını bulmaya da elçilik yapmak denir.

    Elçi her iki aileyi ikna edince, sıra kızı resmen istemeye gelir. Öncelikle oğlanın annesi, eğer oğlanın annesi yoksa aile büyüklerinden biri, yanma aileden bir iki yakınını alarak -bunlardan biri elçi olabilir- kızın evine gider ve kızı ailesinden resmen isterler. Bu kişilere de elçi denir. Burada kadın kadına konuşurlar. Kız tarafı mühlet ister. Kız istemiyorsa ikna edilmeye çalışılır. Durum erkeklere açılır. Dayılara, amcalara sorulur. Aile büyükleri bu evliliği uygun görmeyebilir. Bu durumda elçi vasıtasıyla oğlan tarafına haber gönderilir. Oğlan tarafı ısrarlı ise bir kaç teşebbüs daha yapılır ve nihayet vazgeçilir. Eğer kız tarafı evet diyr .*;kse elçi vasıtasıyla oğlan tarafına haber gönderilir.

    Bundan sonra yapılacak iş, evliliğin ve düğünün şartlarını konuşmaktır. Alınacak başlık, kıza kesilecek elbise, kıza yapılacak altın, düğünün ne zaman yapılacağı ve "ara kesme" günü konuşulup karara bağlanır. Bu pazarlıkların bir kısmı "ara kesme" gününde yapılabilir ve son söz "ara kesme"de söylenir.

    Ananın "Peştamalı omuzuna vurup kız araması" tabiri mecazidir. Bu tabir, ananın oğlunu evlendirmeye çok istekli olduğunu göstermek için söylenen bir sözdür.

    Elçiler bilerek ve bilmeyerek hata yapabilirler. Kızın ve oğlanın kusurlarını gizleyebilirler. Bu nedenle her iki taraf ayrıca birbirlerini araştırırlar.

    Görücüye gidenler kişiler çoraplarının birini ters, birini düz giyerdi. Böylecek bunların görücü olduğu belli olurdu. Eve gelen görücüler kızın önüne süpürgeyi yıkar ve mısır taneleri atardı. Eğer kız süpürgeyi kaldırır veya mısır tanelerini toplarsa aptal olmadığına, düzenli olduğuna hükmederlerdi. Kızı konuşturarak durumunu ölçmeye çalışırlardı.

    Kız büsbütün yabancı ise, oğlan annesi, kız ve ailesini tanımak için bir bahane ile kızın evine giderdi. Evin ve kızın halini görür, kızın bedensel ve zihinsel bir kusuru olup olmadığını anlamaya çalışırdı. Kız etrafın da çeşitli yollarla erkek tarafını incelemeye alır, bilhassa malına mülküne bakılırdı. Eğer oğlanın çok arazisi varsa zengin demekti. Bu tür incelemeler olmazsa iki taraftan birinin başı yanabilirdi.

    Elçiler çok önemli bir görevi yüklenmiş olduklarından kız ve oğlan tarafından ayrı ayrı itibar görür, oğlan tarafı elbise kesilirken elçiye de elbiselik alırdı. Kız tarafı da bohça yapardı.


    ARA KESME-NİŞAN-SÖZ KESME


    İki taraf anlaşmaya vardıktan sonra "ara kesme" töreni yapılırdı. Ara kesme kızın evinde ve genellikle gece olurdu. Önceden kararlaştırılmış bir günde oğlan tarafından bir gurup erkekle bir gurup kadın ve bir kaç delikanlı kızın evine giderdi. Kız tarafı yemek hazırlar, yakın akraba ve komşuları da çağırırdı. Erkekler ayrı, kadınlar ayrı yerde otururdu. Eğer anlaşmada pürüzlü bir taraf kalmışsa konuşulur ve anlaşmaya varılırdı. Oğlan babası istenen başlık parasını verir, kızın nüfus cüzdanını alırdı. Yemekler yenilerek kalkılır ara kesme tamamlanırdı. Erkek tarafı uğurlanır ve silahlar patlardı. Erkek tarafı bu nişanı kutlamak üzere devrin silahlarına göre silahlarını boşaltırlardı. Çok eskilerde mavzerle tek tek mermi atılırdı. Sonraları dinamik patlatmak ve tabancı ile mermi atmak adet oldu. Daha eskilerde dolma tüfekle şenlik yapılıyordu. Buna "donanma yapmak" denirdi.

    Ara kesmeden sonra işin bozulması nadir görülen bir olaydır. Eğer kız tarafı nişanı bozarsa erkek tarafı kızı kaçırabilirdi.


    DÜĞÜNE HAZIRLIK
    Ara kesmeden sonra düğün hazırlığı başlar. Oğlan evlenme parası peşine düşer, kız da çeyizini tamamlamaya çalışır. Oğlanın düğün parasını biriktirebilmesi için gurbete çıktığı da olurdu.

    a. KIZIN ÇEYİZİ

    Kızın çeyizinde bir iki top feretiko, melez gömlekler, 40'dan 120'ye kadat İşlemleli kendirbezi peşkir (buna yağlık denirdi), işlemeli diz

    peçeteleri, pencere perdeleri ve yastık gevmeleri, bir kaç parça tentene (pencere altlıkları ve yastık gevmeleri için), kaneviça örülmüş sandık örtüsü, konsol örtüsü, elbise örtüsü, ayrıca mendil, çorap, çember, baş örtüsü, dolaylık, havlu, leğen, güğüm, şişeli lamba, takunye, mushaf kabı, iğnelik ve ipek kozalarıyla örülmüş bir pano ve resimlik bulunurdu. Kızın sandığı da kız tarafından temin edilirdi. Eskiden kaparalı sandıklar vardı.

    Kızın çeyizinin bir kısmı da bohçalardan oluşurdu. Bunlara çıkma da denirdi. Kız tarafı, kızın kayınpederi, kayınvalidesi ve evli kayınlarına bohça yapardı. Varlıklı olanlar, daha fazla bohça yapabilirdi. Çıkmalarda verilecek kişinin özelliğine göre havlu, peşkir, mendil, çorap, çarşaf, baş örtüsü ve kayınpeder için aynca başına sarmak için abaniye bulunurdu.

    Bunlara karşılık oğlan tarafı, karyola ve konsol yaptırırdı. Kızın elbisesini keser, kızın küpesini, yüzüğünü ve altınını alırdı.

    b. BOHÇA

    Bohça içine çeşitli giysilerin konulduğu dörtköşe kumaşa denir. Bohça kabı değişik renk ve nakış türleri ile süslenebilir. Önceleri bohça çanta yerine kullanılırdı. Daha sonraları genç kızların sandıklarında çeyiz olarak kullanılmaya başlanılmıştır. Bir genç kızın çeyizinde normal olarak altı bohça bulunur.

    Bohça yapımı eskiden günümüze kadar bir gelenek olarak süregelmiştir. Kız tarafı gelin gidilecek evin aile bireylerine bohça yapar. Bu aile bireyleri genel olarak kayınpeder, kayınvalide, kayın, görümce, enişte veya damat gibi yakınlardır. Bohça yapılan kişiler, bohçaya karşılık olarak geline hediye alırlar. Bu hediye umumiyetle altın cinsinden olur. Ayrıca erkek tarafı yapılan bohçalara karşılık kızın ailesine çeşitli hediyeler verirler. Kızın babasına veya annesine elbiselik kumaş veya hazır elbise, kayına ayakkabı vs. alınır. Eğer gelin evli olan görümceye bohça yaparsa görümce geline hem değerli bir hediye alır hem de düğünden bir kaç gün sonra gelin ve ailesini evine davet eder.

    Genel olarak bohçanın içinde kayınpeder için gömlek, iç çamaşırı, kravat, çorap, mendil bulunur. Kayınvalidenin bohçasında iç çamaşırı, çorap, mendil, seccade, çarşaf, havlu ve başörtüsü bulunur. Kayınvalidenin bohçası verilirken bahşiş alınır. Damada iki bohça hazırlanır. Birinci bohça gelin ve damadın ortak bohçasıdır. Bunun içinde erkek ve kadın iç çamaşırları, pijama, gecelik ve bornoz bulunur ve yatağın ortasına bırakılır. Diğer bohçada ise terlik, gömlek, kravat, çorap, mendil, iç çamaşırı, mümkünse elde örülmüş kazak bulunur. Kayınvalide, kayınpeder ve damadın bohçaları ise daha özel olarak hazırlanır. Bohçalar hazırlandıktan sonra gelinin sandığının üzerine düzenli bir şekilde dizilir. Düğünden bir kaç gün sonra bohçalar sahiplerine verilir.

    BAŞLIK PARASI

    Başlık parasına eskiden "Yeği" denirdi. 1950'li yıllardan bu yana başlık parası alınmıyor. Alman yegi, kızın çeyizine ve düğününe masraf edilirdi. 1950'den önceki yıllarda başlık parasının 100 ile 300 lira arasında olduğu söylenmektedir. O zaman bir öğretmenin maaşı 50 lira idi. Bu maaşa bakılarak başlık parasının miktarı konusunda bir mukayese yapmak mümkün olabilir.

    Elbise Kesmek: Evlenme safhalarından biri de elbise kesme olayıdır. Elbise kesme, düğüne 15 gün veya bir ay kala yapılır. Elbise kesme için kız ve oğlan tarafı belirlenen bir günde çarşıda buluşurlar. Önceden kararlaştırıldığı şekilde alınacak kumaşlar ve diğer ağırlıklar bu gün alınır.

    Elbise kesme günü yapılan alışverişler şunlardır: Gelinlik kumaş, elbiselik kumaş (en az 2, en çok 7 kat elbise için), giyilen çarşaflık kumaş, gelin ayakkabısı, terlik, mendil, iç çamaşırı, şemsiye, küpe, yüzük ve altın Zengin olanlar beşibirlik alırlardı.

    Elbise kesilirken kız tarafına alınması gereken çıkmalarda satmahnırdı Kayınpeder ve kayınlara elbiselik kumaş veya bir çift ayakkabı, elçiye dt bir kat elbiselik kumaş.

    Kız ve oğlan elbise kesmede hazır bulunmazdı. Elbise onların gıyabında kesilirdi.

    Elbise kesme önemli bir olaydır. Nişanlanmış olmanın tescili gibidir. Elbise kesildikten sonra elbiselerin ve gelinliğin dikimi terziye verilir ve terzi usulüne göre elbiseleri dikerdi. Her devrin giyimi ve gelinliği biraz farklı idi. Seferberlik yıllarından önceki gelin kıyafeti başta fes, üç etek vt kaftan şekilde tarif ediliyor. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyenle? kadın giysileri bölümüne bakabilirler.

    DÜĞÜN VE SAFHALARI

    Rize'de düğünler Perşembe ve Pazar günleri yapılırdı ve geleneğe herke uyardı. Düğünler Perşembe yapılacaksa Pazartesinden, eğer Pazar güm yapılacaksa Perşembe gününden başlardı. Düğünlerin üç gün üç gece sürmesi adettendi.

    Düğüne kız ve erkez tarafı ayrı ayrı hazırlanırdı.

    a) DÜZENCİ

    Düğün için görevlendirilen iki kadından birine "düzenci" denirdi. Düzenci üç gün boyunca kızın yanında bulunur ve kızı hazırlardı. Saçlarını keser, sürmesini, allığını çeker, duvağını hazırlar, gelinliğini giydirir ayrıca koca evinde nasıl davranacağını ona öğretir ve üç gün boyunca gelinin yanından ayrılmazdı. Her halde gelinin yanından en son ayrılanlardan biri olurdu.

    b) DONDARCI

    Düğün için görevlendirilen kadınlardan biri de "Dondarcı" dediğimiz adındır. Dondarcı kız ve erkek tarafından ayrı ayrı tutulan dirayetli ve jecerekli bir aşçı kadındır. Düğün yemeğini pişirmekle görevlidir. Kendine komşular yardımcı olur. Bilhassa baklava açmak gibi daha ilk mden başlayan etkinlikler düğün evine gidip gelmeleri artırır ve her şey iğün neşesiyle olur.

    Gerek düzenci ve gerek dondarcı kadınlar hak ettikleri hediyeleri ığün sonunda alırlar.

    c) DÜĞÜN DAVETİ

    Birinci günden itibaren düğüne davet başlar. Düğüne davet edilecekler k tek gezilerek davet edilir. Düğün günü düğün evine yanlız davetliler lir ve yalnız onlar düğün alayına katılırlar. Gece eğlenceleri herkese ıktır. Eğer düğün akşamlan horonlu olacaksa düğün eğlencelerine her raftan hatta başka köylerden de delikanlılar gelebilir. Düğün sahibinin ınlan ağırlamak gibi bir yükümlüğü yoktur. Yalnız horon eğlencesi varsa ı eğlencelere iştirak ederlerdi.

    d) MES-BABUÇ

    Düğünün birinci günü erkek tarafı gelinin ağırlığını alıp kızın evine geti-^r. Kızın ağırlığında elbise kesme gününde alınan elbiseler, altın ve hedi-eler bulunurdu. Yeniden sayacak olursak; gelinlik, çarşaf, ayakkabı, terlik, şemsiye; erkek tarafının aldığı çıkmalar. Mes-babuç olayına bazı yer-rde "Bahça Açmak" denir. Bohça açma alayına erkek tarafından bir gu-ıp kadın iştirak eder ve bunlara da bir iki delikanlı refakat ederdi, admlar yanlız gönderilmezdi. Kız, mes-babuç günü takılarını takar ve o inden sonra babasının ve büyüklerinin yanına çakmazdı, gelin olacak ye utanır ve bir odada dururdu. Mes-babuç getiren kimseler yemek yedi-lerek ağırlanırdı. Gelin olacak kız bu gelenlere ne hoş geldiniz der ne de ,üle güle derdi, kimseye görünmezdi. Gelenlerden biri kızın odasına girer akılarını takardı. Anası babası olmayan birinin takılan takması uğursuz-ık sayılırdı.

    e) ODA DONATMAK

    Düğünden bir gün önce yani Çarşamba veya Cumartesi günleri oda donatma günüdür. Oda donatmaya yine kız tarafından 10-15 kadın birden i^ider ve bunlara yine bir iki delikanlı eşlik ederdi. Oda donatmaya gidenlerden biri sandıkçı idi. Mahallenin fakirlerinden biri, ücretli tutulur ve kızın sandığını yük yaparak oğlanın evine götürürdü. Bu kadına "Yükçü" de denirdi. Sandıkçı sandığı gelin odasına indirir ve üzerine oturarak bahşişini isterdi. Yükçü olarak katırlar ve atlarda kullanılabilirdi. Çeyizi katırla geldi demek bir övünme sözü olurdu.

    Oda donatmaya kızın düzencisi de katılırdı. Oda donatıcı kadınlar kızın odasını donatırdı. Kızın elbiselerini, peşkirlerini, mushafmı, iğneliğini, lambasını asar, sandığını, konsolunu, karyolasını hazırlar, örtülerini örterdi. Pencere perdeleri de asılırdı.

    Kızın odası donanınca erkek tarafının hazırladığı yemekler yenir ve geri dönülürdü. Damat gelenlere hoş geldin demezdi ve ortalıkta görünmezdi.

    Gerek mes-babuçla getirilen eşya ve gerek donatılan oda komşular tarafından görülürdü. Oda bakmaya gitmek veya bohça bakmaya gitmek gibi bir adet vardı.

    f. GELİN ODASI

    Derleme yapılan yer: Rize
    Derlemeyi yapan: Rize Halk Eğitim Müdürlüğü
    Kaynak kişi: Zehra Orhon. Rize Çarşı Mah. Rize'li olup Rize'de gelin olmuştur.
    1930'lu ve 1940'lı yıllarda gelin odası nasıldı?

    1. Gelin karyolası demir veya prinçten olurdu. Karyolanın çeyizi de şöyle idi:

    Yatak, yatak üzerine çarşaf, çarşaf üzerine yorgan, yorgan üzerine melez çarşaf veya feretiko çarşaf bulunurdu. Yastık dantelli bir kılıfla giydiri-lirdi. Karyola eteği kanaviçe veya açıkış dantel şeklinde olurdu.

    2. Gelin odasında seke veya sedir denir bir divan bulunurdu. Divan üzerine halı veya dokuma kilim döşenirdi veya kalın goblen kumaş örtülürdü. Divan yastıkları ot veya samandan doldurulur ve bu yüzden sertçe olurdu.

    3. Gelin Sandığı, odanın bir köşesine konur bu sandığın iki göz felemi-disi yanı iki gözü olurdu. Üzeri nakışlı bir örtü ile örtülürdü.

    4. Pencere Perdeleri: Pencerelerde üç kat perde konur perdeler pencere camını az geçerdi. En alt perdede 30 cm. kadar dantel dikilirdi. İkinci kat perde bir keten tülden ibaretti. Üçüncü kat perde de perde kanatlarını ihtiva ediyordu.

    Bazı pencerelere amerikan perdeler bulunurdu. Bunlar yaylı olup aşağı ve yukarı çekilebilirdi.

    5. Gelin odasına banyo da bulunurdu. Her gelinin çeyizinde olması lazım gelen bakır güğüm, bakır leğen, gümüş hamam tası, simli terlik, sedef kakmalı yüksek ve özel bir çift takunye de odanın bir köşesinde yerini alırdı.

    6. Gelin odası el dokuma kilim veya halı ile döşenirdi.

    7. Köşe halısı, mushaf kapı ve mushaf, iğnedanlık, elbiselik ve elbise örtüsü oda duvarlarını süsleyen eşyalardı. Ayrıca düğün gününe mahsus olmak üzere gelinin çeyizinde yer alan peşkir ve havlular da duvarlara asılırdı.

    8. Gelin odasının bir yerinde konsol konur. Konsolun üzerine konsol aynaları, karpuz lambası bulunur, bir köşeye de gaz lambası asılırdı.

    9. Çeyiz sandığında bulunan eşyalar: 10-15 adet çarşaf, pullu peşkirler, çemberler, yaşmaklar, mendiller, merserize ipliği veya yünle dokunan çoraplar, pirkaç top feretiko bez.

    10. Elbiselikte bulunan elbiseler: Yünlü elbesi, çiçekli kadife elbise, Döpiyes elbise, (Rolanlı etekli ve oturmalı biçimli) Feretiko, pazen veya divitin sabahlık, (Divitin veya ipekli kumaştan kuşaklı, kruvaze, kollan bol).

    11. Gelin, düğün günü gelin odasının sediri üzerinde veya bir masa üzerinde ayakta durur, ellerinde dantel eldiven, göbeği üzerine elleri bağlı, bir elinde oyalı bir mendil.

    12. Saçları bigudi şekilde yapılır, kakül ve zuluf kesilir (Erkeklerin favori bırakması gibi) Telli duvak arkadan düşük takılır, önden saç ve zuluf görülsün diye böyle yapılırdı. Asrın başlarında ise gelinlere altın, tepelik takılır ve tepeliğin kenarları altında paralarla çevrilir, çene altına paralar zinciri ile tutturulurdu. Tepelik takmayan gelinler taç takardı.

    13. Gelinin kaşları alınır, rasük çekilir, allık sürülür, nadiren de olsa dudaklar boyanır, ellere kına yakılırdı. Gelin ham***** da gidilirdi.

    14. Gelin elbisesi pembe, mavi veya beyaz kumaştan dikilir. Kloş etek, belden kesik, üst beden tamamen oturmuş, kolların alt kısmı dar, üst kısmı bol, etek boyu maksi, yaka kapalı olur, yakada dantel bulunurdu. Duvak olarak beyaz ipekli bir duvak takılır, gelin teli kullanılırdı.

    Ayak: Müslim çorab (kaim koyu renk, arkadan dikişli) beyaz renk ayakkabı giyilirdi.

    15. Gelinin takıları : Kulak küpeleri: lira küpe, elmas küpe veya pırlanta küpe olurdu. Kola ince veya hasır bilezik, 5 cm eninde olan arpa bilezik tabir edilir bir tür takı takılırdı. Boyunda da "beşi bir yerde".

    Gelin çeyizinde ayrıca bu günkü örneğine göre namazlık ve teşbih de bulunurdu.
     
  9. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    TRABZON İLİ EVLİLİK ADETLERİ

    Hayatın ikinci önemli dönemi olan evlenme; gerek kız, gerekse erkek açısından bir geçiş olduğu gibi, iki aile arasında yeni bir bağ, kurulması, aileler arasındaki yaşamı, düzeni ve ekonomiyi hatta bir takım kültürel ilişkileri sergiliyor olması bakımından da her zaman için üzerinde titizlikle durulması, her safhası ayrı tören ve ayrı adetlerle süslenen bir olay olarak önem kazanmıştır.

    Evlenme de doğum gibi yeni bir yaşam durumuna geçişi ifade etmektedir. Bu geçiş dönemi esnasında da evlenen kız ve erkek halk inanmasına göre; doğa üstü güçlerin etkisi altındadır. Bundan dolayı gelin ve damadı bu doğa üstü güçlerden geleceğine inanılan tehlikelerden ve zararlı dış etkilerden korumak için bir takım tedbirler almak gerekmektedir. Bundan dolayı halk dinsel ve büyüsel içerikli bir çok uygulama ve pratiğe baş vurmaktadır.

    Evlenme toplumsallaşma sürecinin en önemli aşamasını oluşturmaktadır. Kıza ve erkeğe yeni bir sosyal statü kazandıran evlenme aileler arasında kurulan dayanışmayı, toplumsal ve ekonomik ilişkileri düzenlemesi bakımından her zaman ve her yerde önemli bir olay olarak görülmektedir. En küçük toplumsal kurum olan aile; dolayısıyla da kültürel yapının da temelini oluşturmaktadır. Evrensel bir karakter taşıyan evlenme; dünyanın her yerinde bağlı bulunduğu kültürel yapının gerektirdiği kurallara ve kalıplara göre şekillendirilmekte, dinsel ve büyüsel motifler içeren evlenme içerisindeki gelenek, görenek, adet ve inanmalar genellikle tüm yörelerde çok zengin bir görünüm sergilemektedirler. Bu gelenek ve görenekler ait olduğu toplumu tanımaya ve anlamaya ilişkin önemli verilerdir.

    Söz konusu çalışma Trabzon ili, ilçe ve köylerinde 14- 26 Temmuz 2003 tarihleri arasında yapılan çalışmalarda elde edilen verilerden oluşmaktadır. Kaynak kişilerden alınan bilgilerin, mümkün olduğu kadar içeriğe dokunulmadan ifade bozuklukları düzeltilerek verilmesine özen gösterilmiştir.

    EVLİLİK BİÇİMLERİ

    Toplumların toplumsal, tarihsel boyutları, ekonomik yapıları, yerleşim düzenleri, üretim ve tüketim ilişkileri, sosyal normları, kısaca kültürel yapı evlenme biçimlerini de belirlemektedir. Her toplum ya da grup kendi yapısına uygun olanı seçerken aykırıyı önlemeye çalışmaktadır.

    Araştırma yöresinde geçmişte yapılan evliliklerde geçim düzeyi, ekonomik yapı, toplumsal konum ve etnik ayrılıklar belirleyici olmaktaydı. Araştırma bölgesinde geçmişte evlilikler genellikle yöre içerisinde yapılmaktaydı. Yaşam koşullarının farklılaşması özellikle ekonomik yaşamın farklılaşması nedeniyle günümüzde yöre dışından evliliklerin de yapıldığı belirtilmektedir. Bunun yanı sıra yaşlı kuşak yöre evliliklerinin tercih edildiğini.

    Yörede literatürde tespit edilen evlenme türlerinden; görücü usulü, akraba evliliği, baldızla evlenme. Kayınla evlenme, dezmal kaçırma, değişik yöre halkının anlatısıyla değiş – tokuş, değiş kaçarak evlenme, kaçarak evlenme yöre halkının anlatısıyla uyma , kayma, kaçma, zorla kaçırılma yöre halkının anlatısıyla çekme, dul kadının evlenmesi, dul erkeğin evlenmesi, birden çok kadınla evlenme, beşik kertme gibi evlenme tiplerinin tümüne geçmişte rastlanmaktaydı. Günümüzde de bu evlilik türlerine nadir de olsa rastlanmakla beraber genellikle anlaşarak yapılmaktadır.

    Evlilik tipleri, ile ilgili olarak alanda tespit edilen kaynak kişi anlatıları şöyledir;

    “Burada kaçarak evlenme çok fazla, kaçarak evlilikler genelde kız ve oğlan bir birleriyle anlaşarak yapılmaktadır. Kaçarak evlenenlere de düğün yapılmaktadır. Burada zorla kaçırma da olur, buna çekme denir. Oğlan ayakdaşlarını (arkadaşlarını) yanına alarak, kızı bağda, bayırda nerede olursa kaçırır. Kızın babası yerişe bilirse (yetişebilirse), kız kala bilirse geri alır. Kız zorla da kaçırılsa geri dönemez ona ille bir uygunluk yapmaya çalışılır. Böyle durumlarda, muhtar, azalar, köy heyeti araya girerek uyuşturur (anlaştırır). Burada kayınla evlenme de var, kadının kocası ölmüş eğer gelinin çocukları varsa, gelini de seviyorlarsa böyle durumlar da abes (kötü) bir şeydir ama seyrek de olsa kayınla evlenildiği görülüyor. Kadın ölmüşse, çocuklara iyi bakar düşüncesiyle enişteyle evlenme de görülüyor. Beşik kertme ise ağzından çıkan sözdür onun yerine getirilmesi gerekir.”(Şalpazarı Simenli köyü)

    “Eğer kız ve erkek bir birlerini sever anlarlar ki; anne ve babaları vermeyecek o zaman kaçarlar. Oğlan tarafı nazı geçtiği bir komşusu veya akrabasının evine kızı götürür. Kızın kaçması köyde falancanın kızı kaçtı şeklinde anlatılmaktadır. Kızı götürüldüğü ev sahibi merhametli ise her iki tarafı da düşünerek kızın ve erkeğin birlikte olmasını engeller. Kız kaçtığı zaman bir zaman anne ve babası konuşmaz. Bir yıl iki yıl baba evladını yüzüne hiç koymaz (karşısına almaz konuşmaz). Anne daha çabuk konuşur. Belli bir zaman sonra bir görüşçü giderek barıştırır. Dul kadın eğer yoksuz (yoksul) kaldıysa evlenir ama giderken çocuklarını götüremez. Çünkü çocuklar baba tarafınındır. Burada kumalık eskiden yaygındı, şimdi de var. İki kardeş iki kardeşle de evlene bilir buna değiş denmektedir.”(Maçka Çeşmeler köyü)

    “Burada zorla kaçırma olur adam heves eder kızı kaçırır, bir yerde tutar. Bir kere tuttu mu artık o kız onun karısı olur, erkek kızın üzerinden eşarp yüzük gibi herhangi bir eşyayı aldığı zaman o kız onunla evlenmek zorundadır. Evlenmezse erkek elindeki kızın eşyasını herkese gösterir. Erkeğin elinde bulunan kızın eşyası bir anlamda da kızın namusu gibidir.”(Şalpazarı Geyikli beldesi)

    Şalpazarı Geyikli beldesinde kaçmayla ilgili olarak bir kaynak kişi anlatısı aşağıda olduğu gibi verilmektedir.

    “Sevdamızla konuşur, karar eder anamıza, babamıza söylerdik, kabul etmezlerse, kaçardık. Evvel suya gitme vardı, bir yerde bir yalak bir tekne oludu oraya giderdik. Sevdamızda o suyun kapısını keserdi, orada konuşur, anlaşırdık ya da değirmene gider sevdamızla orada anlaşır kaçardık eskiden adet öyleydi.”(Şalpazarı Geyikli beldesi)

    “Kaçarak evlenme var, böyle durumlarda kızın babası isterse kızı geri alabilir. Zorla kaçırma da buralarda olur buna çekme denmektedir. Çekilen kız üç günden sonra geri getirilemez (baba evine). Beşik kertme de var. Beşik kertmede kimisi kızın beşiğinin başını kerter, kimisi de beşiğe oğlanın adını yazar. Büyüdükleri zaman evlenen de var, evlenmeyen de. Kumalık Trabzon merkezde de görülüyor, ancak köylerde daha yaygın. Dul kadının evlenmesi normal ancak giderken çocuklarını götüremez. Çünkü çocuklar baba tarafınındır.”(Trabzon merkez Faroz Mahallesi)

    Günümüzde evlilikler kent merkezinde genellikle anlaşarak yapılmaktadır. Kırsal kesimde ise; anlaşarak yapılan evliliklerin yanı sıra yukarıda belirtilen evlilik türlerine de rastlandığı saptanmıştır.

    EVLİLİĞE HAZIRLIK AŞAMALARI

    Evliliğe hazırlık aşamaları, evlenme çağı, kız beğenme, kız isteme başlıkları altında incelenmektedir.

    Evlilik çağı:

    Geleneksel kesimde kızın ve erkeğin evlenme çağına geldiklerini belirleyen bir takım ölçütler vardır. Bunların başında ergenlik çağına girmiş olmak gelmektedir. Ülkemizde ergenlik çağı 10-14 yaşları arasında başlar. Gerek kızda, gerekse erkekte görülen, birtakım biyolojik ve fizyolojik gelişmeler, ergenlik çağının belirtileridir. Annelik ve babalık için gerekli olan bu gelişmeler, onların biyolojik ve sosyo - kültürel kişiliklerini geliştiren önemli belirtilerdir. Bu değişik belirtilerle kişisel sorumluluklar da başlamaktadır.

    Erkek çocuklar aile içerisinde; gerek cinsinin, gerekse yaşının gerektirdiği, etkinliklere katılarak, geleneklerin gerektirdiği tavrı almaya çalışır. Kızın ergenlik çağına girmesi; ev işlerine katılması, aile ve grup içerisindeki genç kızlık çağının gerektirdiği role bürünmesine karşı cinsle ilgilenmesiyle belirginleşmekte ve evlenme çağına girmiş olmasında ölçüt olarak alınmaktadır.

    Evlenme olayında Anadolu’nun hemen hemen her yerinde sıra gözetimi olayına rastlanmaktadır. Bu konuda büyük kardeşlerin daha önce evlenmelerine dikkat edilmektedir.

    İster köyde ister kentte olsun; evlenme yaşını ve zamanını ekonomik yaşamın, bazı sosyal olayların, göçlerin, ölümlerin kısacası kültürel yapının belirlediğini söylemek gerekir.

    Araştırma bölgesinde konuyla ilgili olarak yapılan tespitler aşağıda yer almaktadır.

    “Kızın evlenme çağı eskiden 18 yaşını bulurdu, şimdilerde 20 -22 ye kadar uzadı. Kız 30 yaşına geldi mi evde kalmış sayılmaktadır. 27 yaşıma gelen kız artık evde kalmıştır. Erkek de evlenme yaşı 25 – 26 ya kadar uzar. Burada erkekle kız arasındaki yaş farkı en fazla 10 ‘a kadar çıkmaktadır. Normal olan erkekle kız arasında 4- 5 yaş olmasıdır. Erkeğin kızdan küçük olmaması önemlidir. Ancak geçmişte nadir de olsa kızın erkekten yaşça büyük olduğu evlikler yapılmaktaydı. Burada sıra gütme vardır. Eğer küçük kız veya oğlanın evlenmesi gerekiyorsa, büyük kız veya büyük oğlandan izin alınması, onların sıralarını vermesi gerekmektedir.”(Tonya Melikşah köyü)

    “Kızların evlenme yaşı 15- 16 dır. 30 yaşına varan kız evde kalmış sayılır. Ona biz burada kaluk deriz. Onları artık yaşlılar alır. bazıları da hiç evlenmeden bakir, bekar gider (ölür). Eğer kız severse isterse ana baba vermezse onun günahı çok, insanın ille evlenmesi çoluğa çocuğa karışması gerekiyor. Erkeğin evlenme yaşı da kızınkiyle aynı. Bir iki yaş aşağı veya yukarı olabilir. Bazen çok seyrek de olsa kızın erkekten büyük olduğu durumlar oluyor. Ama bu çok seyrek. Genellikle herkes menendine yani eşine. Sıra gütme var mesela küçüğün sevdası çıktı, anne baba - ha bunu evereyim senide everceğim diyerek büyükten izin ister. İzin verirse küçüğü evlendirebilirsin, vermezse duracak. Kız da oğlan da sırasına (sırasını bekleyecek), evde tatsızlık kuramazsın.”(Şalpazarı Simenli köyü)

    “16- 20 kızlarda evlenme yaşı. 25-30’u geçti mi evde kalmış sayılmaktadır. Erkek eskiden askere gitmeden evlenirdi. Şimdi günümüzde erkeğin belli bir evlenme yaşı yok erkek her yaşta evlenebilir. Eğer küçük kardeş severse büyükten izin alarak evlenebilir. Büyüğün izin vermemesi halinde evlilik gerçekleşmez. İzin verilmemesi halinde yapılan evliliklerde kardeşler arasında uyumsuzluklar çıkmaktadır.”(Trabzon merkez Faroz mahallesi)

    “Kızlar 16-17 yaşında evlenir. 20 yaşına kadar zor kalır. 25 yaşlarına geldi mi derler kaluk evde kalmış. Kız kısmını birinci ister vermeyeceksin ikinci ister vermeyeceksin üçüncü o zaman vereceksin. Kız kısmının üçüncüden sonra kısmeti kapanır, şansı kesilir. En büyük kız varken, küçüğünü vermezlerdi, büyük sıradayken küçük verilmez. Büyüğün şansı bozulur. Vermek zorunda kalınırsa, büyükten izin alınır. Büyük ben senin rızkına mani olmayayım sen evlenebilirsin, müteessir olma diyerek izin verir. ”(Maçka Çeşmeler köyü)

    Günümüzde yukarıda kaynak kişilerin belirttikleri evlilik yaşı; köylerde halen geçerliliğini sürdürürken kente merkezinde bu yaşın büyüdüğü tespit edilmiştir. Geçmişte erkekler askere gitmeden de evlendirilirken, günümüzde erkeğin kolay evlenebilmesi için askere gitmesi aranmakta, askerliğini yapmış olan erkeğe daha kolay kız verilmektedir.

    Kız beğenme. Görücülük, kız isteme.

    Geleneksel kesimde evlenme hazırlıkları “kız bakma”, “kız arama”,”kız soruşturma” ile başlamaktadır. Oğullarını evlendirmek isteyen anne ve babalar ilk önce akrabalarından, komşularından ve yakın çevrelerinden başlayarak kız aramaya çıkmaktaydılar. Kız bakma konusunda ailelere, akrabalar, komşular yardımcı hatta aracı rolü üstlenmektedirler. Evlenecek erkeğe kız bakma olayına Anadolu’nun bir çok yerinde; “görücülük”, görücüye çıkma” vb adlar verilmektedir.

    Araştırma bölgesinde de; konuyla ilgili olarak diğer bölgelerde olduğu gibi kız bakma, kız beğenme, kız görme, görücü gitme, görücü. Gibi kavramlar kullanılmaktadır.

    Trabzon’da kız beğenme kız görme evliliğin önemli bir aşamasını oluşturmaktadır. Bütün toplumlar, evlenecek kızda ve erkekte ait olduğu toplumun değer yargılarına , dünya görüşlerine , hayatı algılayış biçimlerine göre, kısaca yaşam tarzına göre birtakım nitelikleri taşımasına dikkat etmektedir. Bu niteliklerin Anadolu’nun diğer bölgeleriyle benzerlik göstermekle beraber farklılıklar da içerdiği saptanmıştır.

    Konuya ilişkin kaynak kişi, derlemeleri şöyledir;

    “Eskiden istediğimiz kız gelin gelene kadar oğlanı hiç tanımazdı. Oğlan da ı sülaleden sürekli kaçardı. Ayıp vardı, saygı vardı. Ben komşu olarak tavsiye ederdim falan yerde iyi bir kız var. Kız arayanlarda bana sorardı iyi midir, kötü müdür, yalancı , dolancı mıdır, namuslu mudur, hırsız mıdır, gece yatağa işer mi, sülalesinde herhangi bir hastalık var mı. Sülalesinde hastalık olan aileden kız alınmazdı. Sülalede verem , frengi, sara ve ya sülalede deli bir uşak varsa o aileden kız alınmaz. Çünkü doğan çocuklar da onun zürriyetinden olacağına inanırız. Beğenilen kız; eli becerikli mi, işinde gücünde iyi mi, ahlaklı mı, dedikoducu mu, dilli mi 9çok konuşan), soyu sopu nasıldır bunlar hep bilen birinden sorulur. Burada kız fakirse fakir alır, zenginse zengin alır. burada şöyle bir söz vardır. Zenginsen fakir kız alacaksın, sende gelip görsün, zengin kız senin malına da tenezzül etmez denir. Evlenecek oğlan rakı içer mi, bir haylazlığı var mı, eskiden delikanlılar başlarından şapkalarını hiç indirmezler, kadınlar da peştemallerini indirmezlerdi çok ayıptı. Kızın ilk istendiği akşam uşağın durumu sorulur. Daha önce başından bir olay geçmiş midir, sülale iyice araştırılır. Erkekte zenginliğe çok önem verilir. Erkek zengin , kız fakir ise bir istemede kız hemen verilir.erkekte yakışıklılık da önemlidir. Bir sanatının olup olmadığına da bakılır. Tarlada, bağda, bahçede çalışırsa kolay kolay kız vermezler. Erkeğin askerliğini yapmış olması da önemlidir. ”(Tonya Çeşmeler köyü)

    “Eskiden zenginlik arazi üzerineydi. Falancının arazisi çok ben kızımı ona vereyim ya da o oğlanı alayım denirdi. Ama şimdi araziye bakılmıyor soy sop yakışıklılık da aranıyor.”(Şalpazarı Geyikli beldesi)

    “İstenecek kızın nasıl iş yaptığına bakılır. Namus, zenginlik, mal mülk, soy sop, güzellik önemlidir. Erkeğin de en birinci ailesine bakılır, sigara içki içmemesi, ***** oynamaması çok önemlidir.”(Trabzon merkez Faroz mahallesi)

    “İstenecek kızın zanaatlı, becerikli olması, iyi bir sülalenin kızı, yeri yurdu olması aranır. Erkek okumuş olacak, yeri yurdu olacak. Gurbette çalışıyor ve bir işi olacak. Amir memur olacak. Yakışıklı olacak. Kızın da erkeğin de en çok akıllı olması önemli. Elin adamının kaynananın, kaynatanın yüzünü güldürürsen onlara yaranırsan en iyisi bu.”(Şalpazarı Simenli köyü)

    Araştırma yöresinde geçmişte herkes birbirini tanıyordu. Bu nedenle oğlan tarafı münasip gördüğü kızı kızın bir akrabası veya yakın bir komşusunu da yanına alarak görmeye gider. Bu olay yörede;”kız bakmaya gitme”,”kız görmeye gitme”, “görücü gitme” görmeye gidenlere ise görücü denmekteydi. Bu uygulama günümüzde de devam etmektedir. Konuyla ilgili olarak farklı yerlerde yapılan derlemeler şöyledir.

    “Köyde herkes bir birini tanır. Ama beğenilen kız öyle istenmek amacıyla değil. Ev halini görmek, kızın oturup kalkması nasıldır, onu anlamak amacıyla dışarıda tanıyor ol0san da kızın evine bir gider veya bir aracı gönderilir. Eğer kayınvalide gitmişse buna kız bakmaya gitme denir. Eğer komşulardan biri gitmişse buna aracı denmektedir. Aracı orada onlara hiçbir şey çıtlatmaz. Kızın oturup kalkmasına, iş yapmasına, evin temizliğine evin çevresine bakar”(Tonya Meliklah köyü)

    “Düğünlerde ve benzer topluluklarda kız beğenilirdi. Kız görmeye uğurlu gün olduğu için ekseri Perşembe ve Pazar günleri gidilirdi. Kızı görmeye gitmeden bir aracı gönderilir. Aracı gelip kızınızı görecekler diye haber verir. Bu işi gören aracıya yenge denmektedir. Kız görmeye gidildiğinde kız mutlaka çıkar. O zaman kız dipten başa doğru(ayağından başına doğru) bir sakatlığı olup olmadığını anlamak için bir güzel süzülür. O gün kızın oturmasına kalkmasına. Evin tertibine , temizliğine kısaca her şeye çok dikkat edilir.”(Trabzon Faroz mahallesi)

    Kız görme aşamasını, kız isteme aşaması izlemektedir. Kız beğenilirse kız evine bir aracı tarafından haber gönderilerek niyet belirtilir. Yakın akrabalar ve sözü geçen etkili bir kışı de alınarak kız evine gidilir. Bu olay diğer yörelerde olduğu gibi; “kız isteme” olarak tanımlanmaktadır.

    “Beğenilen kızı istemek için, sizi bu akşam rahatsız edeceğiz diye kız evine haber verilir. Kız tarafı oradan buradan (her hangi bir yerden) duyduğu için, gelme niyetlerini zaten biliyordur. Bu nedenle konuyu hemen anlar. Kız tarafı taraftarsa buyurun gelin der. Taraftar olmasalar da oğlan tarafı gene gider. İstemeye kaynana, kaynata olacak varsa oğlanın ağabeyi gider. Kız istemeye gidildiği zaman eskiden bakarlardı ki evin kapısı temiz mi, süpürülmüş mü, evin kedisi güzel mi, kediye bakarlar ki zayıf mı, semiz mi, kapıda ki köpeğe bakarlar ki semiz mi, altı güzel süpürülmüş mü. Evin kapısında odun yığını var mı. Hemen kız istenmez derler ki; biz buraya niye geldik sormuyorsunuz. Kız evi de der ki; hoş geldiniz, sefa geldiniz, niye geldiniz. Kaynata olacak da der ki; Allah’ın emriyle senin kızını benim oğluma istiyorum. Kız tarafının vermeye niyeti varsa; taşınayım, düşüneyim der, yoksa yanlış geldiniz bizde size göre kız yok der. Oğlan tarafı kızı severse kolay kolay bırakmaz. İlk istemede kız verilmez. Verilirse; evlendiği zaman bir şey olduğu zaman derler ki iyi bir şey olsaydın ilkin ki akşam hemen vermezlerdi. Kız bir istenir, iki istenir, kız tarafını sülalesine,eşine, dostuna danışması için araya bir müddet süre konur Bu olaya kız isteme denmektedir. Kız tarafının vermeye niyeti varsa bu dışardan da öğrenilir (kahveden kız veya oğlan tarafının bir akrabasından vb). Kız tarafı vermeye karar verirse oğlan tarafına; buyurun gelin diye haber gönderir.”(Maçka Çeşmeler köyü)

    “Kız beğenilirse, aracı , yenge gidip oğlan evine haber götürür. Kızı sevdik falan vakitte isteyeceğiz derler. Kız istemeye, eskiden perşembe veya pazartesi günü gidiliyordu, günümüzde ise fark etmiyor. Her gün gidile biliniyor. Kız istemeye kadın erkek eş dost toplanarak gidilir. Giderken de; eskiden lokum götürülüyordu, günümüzde ise çikolata şekerleme götürülüyor. Kız evinde kısa bir muhabbetten sonra konuyu oğlan tarafından anlayışlı (yaşlı başlı sözü geçen) birisi açar. Allah’ın emriyle kızınızı sevdik istiyoruz der. Kız tarafı da, düşünelim bize ara verin der. İlk istemede kız verilmez. Hemen verilmez ki; bak hemen kızlarını verdiler. Oğlan tarafı kızı vermeye niyetli, değilse, yakın gelmezler , kız çıkmaz, yüzünü asar, kahveyi sert verir. Evin düzeninden de anlaşılır. Vermeye niyetleri yoksa, haberleri olduğu halde evi düzeni olmaz. İstemeye iki üç kez gidilir. Kızı vereceklerse oğlan tarafına tamam gelsinler diyerek haber gönderilir.”(Trabzon merkez Faroz mahallesi)

    “Oğlanla kız mutlaka anlaşır. Anlaşmadan isteme olmaz. Eskiden de böyleydi, günümüzde de böyledir. Anlaşmadan sonra oğlan tarafından oğlanın anası babası gider. Kız tarafı hemen durumu anlar. Kızım mı gönderdi sizi der. İlk istemede hemen kız verilmez. Anlaşmadan kızın evine hiçbir şey götürülmez. Orada dövüşecek misin, çekişece4k misisin belli değil. Kız genellikle oğlanın babası ister. Kız istemeye gidildiği zaman kız tarafı hiç bir ikram yapmaz. Çünkü kız alındı mı, uyuldu mu daha belli değil. Oraya varınca deriz ki; Allah’ın emriyle, peygamberin sünnetiyle, ben senin kızını istemeye geldin, onu evlat edeceğim. Oğluma alacağım, sen ne dersin der. Kızın babası da der ki, kızın haberi olmadan sen buraya gelmezsin. Var idi, yoğ idi uğraşırsın orada artık. Kızın babasının gönlü olursa olur, olmazsa bir daha varırsın, bir daha varırsın.”(Şalpazarı Geyikli beldesi)

    “Akşamdan büyükler toplanır, istemeye gider. İstemeye gitmenin bir günü yok. Ha böle (böyle) ne zaman coştun o zaman git istemeye. İstemeye gittikleri zaman bizim ha böle bir işimiz var, Allah’ın emri peygamberin sünnetiyle senin kızını gelin edesim (etmek istiyorum) var, istemeye geldim. Sen de bana ne dersin der. O da ; kızıma sordunuz mu alıyor mu der o da ; e ona da soracağız der. O zaman (aynı anda, isteme esnasında) kızın yanına bir adam yollanır. Kız yalnızken elçi sorar; baban kıza sorun diyor sen ne diyorsun diye. Kız da; babam verirse alırım der. Elçi kızın söylediğini içeri bildirir. Düzeldi mi gönül veriliyor, bir günde de karar oluyor.”(Şalpazarı Simenli köyü)

    “Kız beğenilirse kız istemeye gidilir. Önce kız evine haber gönderilir, dışarıda da kız babasına; kızınızı istemeye geleceğiz diyerek haber verilir. Kız tarafı olur dese de olmaz dese de yine gidilir. Çünkü ilk söyleme de kız tarafı0 hemen gelin demez. Buyurun gelin diyen de olur, benim evlenecek kızım yok diyen de olur. kız istemeye gitmenin herhangi bir günü yoktur, her hangi bir gün gidile bilinir. Muhtar , kaynana, kaynata olacak sözü geçen biri kız evine giderek, Allah’ın emri, peygamberin kavliyle, eğer sizin de rızanız varsa, kızımı oğluna istiyorum denir. İstemeden önce biz buraya hayırlı bir iş için, hayırlı bir niyet için buraya geldik şeklinde konuşulur. Kız istemeye gidenler eskiden bir şey götürmüyorlardı ama şimdi götürüyorlar. Bir istemeyle kız verilmez . birkaç sefer gidilir. Kız tarafının kararı oğlan tarafına ya elçi aracılığıyla, bildirilir, ya da kayınvalide veya erkek tarafından biri haber almak içim gönderilir. Kızın verilmesi tamam kız verildi söz kesildi şeklinde anlatılmaktadır.”(Tonya Melikşah köyü)

    Geleneksel kesimde kız babası kızın verilip verilmeyeceği konusunda aile büyüklerine, akrabalara, eşe dosta danışır. Geçmişte bu konuda kızın söz hakkının olup olmadığı araştırma yapılan yörelere göre farklılık göstermektedir. Şalpazarı’nda yaşayan Çepniler’de evlenmelerin geçmişte de günümüzde de anlaşarak yapıldığı, kızın istememesi halinde evlenmelerin gerçekleşmediği tespit edilmiştir. Bu yörede anne babanın vermemesi durumunda kaçma olayının gerçekleştiği kaynak kişiler tarafından anlatılmaktadır. Şalpazarı dışında çalışma yapılan yörelerde çocukların evlenmesi konusunda öncelikle anne ve babanın istemesinin önemli olduğu saptanmıştır. Ancak günümüzde Trabzon genelinde bu kuralın yıkılmış olduğu gözlemlenmekte, eş seçme konusunda kızın ve erkeğin düşüncesinin ön plana geçtiği görülmektedir.

    Söz kesme, nişan:

    Söz kesme kız isteme aşamasından hemen sonra gelmektedir. Kız isteme yoluyla anlaşan ailelerin, bu anlaşmalarını halka duyurmaları bakımından gerçekleştirdiği ilk davranış biçimidir. Söz kesme olayı olumlu sonuç alınır alınmaz. Yani kızı verilmesiyle birlikte hemen gerçekleştirilir. Söz kesimi olayında düğünle ilgili olarak yapılacak olan her şey konuşulmaktadır. Konuyla ilgili olarak tespit edilen kaynak kişi anlatıları şöyledir.

    “İstemeye gidildiği zaman kız alırım dediği zaman orada hemen bir karar olur. aldık, veriş ettik bunda karar ettik denir söz bu işte.”(Şalpazarı Simenli köyü)

    “Kızın verilmesi; falancaya söz kesildi şeklinde anlatılmaktadır. Eskiden söz verdik tamam oluyordu. Şimdi yüzük takılıyor. Geçmişte söz kesildikten sonra çok bekletilmez, bir iki ay içerisinde kız alınır, en fazla üç ay bekletilir. Yapılacak olan her şey söz kesiminde kararlaştırılır.”(Tonya Melikşah köuü)

    “Anlaşılınca vermeye karar verildi mi, söz kesilir. Söz de kıza alınacak takılar konuşulur.”Maçka Çeşmeler köyü)

    Söz kesmeden sonra gelen aşama “nişan”dır. Nişan töreni çoğu bölgemizde kız evi tarafından düzenlenmektedir. Trabzon’da araştırma yapılan yörelerde konuyla ilgili tespitlerimiz Anadolu’nun bir çok yöresiyle benzerlik göstermektedir. Ancak çepni olduklarını söyleyen Şalpazarı’ndaki uygulamaların kendisine has özellikler gösterdiği tespit edilmiştir.

    Geçmişte kızın uzun süre nişanlı kalması istenmez, oğlan tarafı gelinini hemen götürmek isterdi. Günümüzde ise nişanlılık süresi belli değildir. Bu süre tamamen oğlanın ve oğlan tarafının işlerini yoluna koyması ve hazırlıklarını tamamlamasıyla ilgilidir.

    “Nişan alışverişine gitmeye nişan denmektedir. Nişan daveti eskiden tutulan bir kadın tarafından yapılırdı, davete çağrı denmekteydi. Çağrı yapana gittiği evlerde para verilmekte, bu verilen paraya bahşiş denmekte ve bu paralar çağrı yapana kalmaktaydı. Çağrı yapan kadın kimler ne kadar para vermişse düğün sahibine söylemesi gerekiyordu, çünkü ileride onlar da düğün yaptığında aynı şekilde karşılığının verilmesi gerekmekteydi. Geçmişte de günümüzde de nişandan 5-10 gün önce nişan alışverişine gidilmektedir. Günümüzde nişan alışverişine kız ve erkek her ikisi de gitmektedir. Geçmişte erkek nişan alışverişine gitmezdi. Alışverişte kıza gerekli olacak tüm giysi eşyalarının alınmasına özen gösterilirdi. Nişanda çok eskiden şeker dağıtılmakta, dağıtılacak şeker oğlan tarafından kız evine gönderilmekte, diğer nişan masraflarını ise kız tarafı karşılamaktaydı. Şeker oğlan evinden kız evine şeker selesiyle gelir, sele kız evine girerken kapıda bahşiş alınırdı. Geçmişte nişanda ağır takı takılmaz, takılar düğünde takılırdı. Geçmişte nişanın bozulduğu durumlar olmaktaydı, böyle durumlarda kızın evlenmesi güçleşmekteydi. Kızın nişanlı kalma süresi bayrama denk gelirse, özellikle kurban bayr*****, kıza kimi aileler para verir, kimi aileler de, kurban gönderir. Kurban kurdelalarla ve boyalarla süslenerek oğlanın erkek kardeşi tarafından kız evine gönderilmekte. Kurbanın alnına kağıtla Allah sizi ölene kadar mesut etsin yazısı yazılmaktaydı. İsteyenler kurbanlık koça altın da takmaktadır. Buna gelin kurbanı denmekteydi. Kurbanı götürmesinin karşılığında oğlanın kardeşine kız hediye vermekteydi. Bu gelenek günümüzde de devam etmektedir. ”(Trabzon merkez Faroz mahallesi)

    “Eskiden kız verildiği zaman nişan yapılmaz kız hemen götürülürdü, nişan şimdiki gençlerde çok var. Geçmişte nişan söz demekti.”(Şalpazarı Simenli köyü)

    Başlık:

    Konuyla ilgili olarak tespit edilen kaynak kişi anlatıları şöyledir.

    “İlle ben senden şu kadar başlık alacağım diye bir şey yoktur. Gelin alıcı kapıya geldiği zaman eğer kız dışarı (başka) bir köyden getiriliyorsa, oğlan tarafı gelin almaya giderken koç götürür. Koçu köyün delikanlıları alarak bir yerde toplanarak kesip yerler. Eğer koç götürülmezse; erkeğin köyünden bir öncü gider ona babalık denirdi. Kız almaya gidildiği zaman babalığın önüne biri çıkar , babalık ona para verirdi. Bu paraya koç parası adı verilmekteydi. Sonradan o koç parası kalktı.”(Maçka Çeşmeler köyü)

    “Oğlan tarafı başlığı konuşurken, evladını evlat ettik, alacağını söyle, ne istersen vereceğiz der. Kızın babası da şunu alacağım diyerek oğlan tarafına bir ceza vurur gari (gayri) oğlan tarafı onu verir, gelinine de ne verebilirse (takı türü ne alabilirse) onu verir.”Şalpazarı Geyikli beldesi)

    “Başlık eskiden vardı kız istenirken başlık da konuşulmaktaydı. Ancak günümüzde merkezde başlık olayı yok. Köylerde halen devam ediyor.”(Trabzon merkez Faroz mahallesi)

    “Söz alındıktan sonra bir akşam kararlaştırılır. Toplanılarak başlık parası konuşulur. Başlık parası mutlaka verilmektedir, başlık parasında uyum olmazsa kız verilmez. Başlık parası kızı (gelini getirmeden) almadan toplu veya parça parça verilmektedir. Eskiden başlık parasına avait denmekteydi, günümüzde ise başlık parası denmektedir. Kaçan kıza da başlık alınmaktadır. Parayı kızın babası almakta, bir kısmıyla kıza öte beri bir şeyler almakta gerisi de babaya kalmaktadır.”(Tonya Melikşlah köyü)

    “Kızın babası; ha ben bu kadar başlık alacağım, çoştuysan (istersen) al kızımı, çoşmazsan kalsın. O da der ki (oğlanın babası); e çoşuyorum , oğlum ille alacağım diyor derdi. Başlık oldu mu tamam karar olurdu. Başlık çok oldu veremeyeceksen zamanında vazgeçilirdi. Kıza verilecek çeyizler için kız babası o başlık parasından kullanır. Başlık toplu ödenir burada veresiye karı olmaz denirdi. Eskiden başlık vardı, altın yoktu, şimdi altın var artık kıza başlık alınmıyor.”(Şalpazarı Simenli köyü)

    Geçmişte başlık parası; kız babası tarafından kıza verilecek çeyize katkı olarak istediği kadar kullanılmakta , kalanı da kız tarafının ekonomik olarak katkı sağlamasına yönelik bir gelenekti. Geçmişte bu kurala kesinlikle uyulmakta, başlıkta anlaşılamadığı durumlarda evlilik gerçekleşmemekteydi. Günümüzde ise başlık uygulamasının kent merkezinde tamamen, kırsal kesimde ise kısmen ortadan kalktığı tespit edilmiştir.

    Çeyiz:

    Anadolu’da çeyiz geleneği ile ilgili çalışmalar, düğün gelenekleri içerisinde bir ayrım olarak incelenmiştir. Çeyiz geleneği, evlenme ile ilgili gelenekler arasında, yeni kurulan ailenin, maddi açıdan desteklenmesine yönelik bir uygulamadır. Çeyiz bir yönüyle maddi bir özellik taşırken, diğer yönden etrafında oluşan gelenek görenek, adet, inanç ve pratiklerle üzerinde önemle durulması gereken halk kültürü konularından biridir. Çeyiz geleneği; geleneksel el sanatlarının, bir nesilden diğerine aktarılması, yeni biçimlerde üretimleri, sosyo - kültürel ve ekonomik boyutları ile ele alındığında, toplum hayatındaki etkisi,daha iyi ortaya çıkmaktadır.

    Çeyiz Anadolu’nun tüm yörelerinde benzer özelliklerle karşımıza çıkmaktadır. Araştırma yöresinde; geçmişte kızın çeyizi düğün günü gelinle birlikte bir ata gelin, bir ete gelinin çeyiz sandığı ve bir ata da yatakları yüklenerek götürülmekteydi. Günümüzde ise; düğünden bir hafta veya birkaç gün önce götürülmektedir. Çeyizle ilgili bu geçiş sürecinde başlangıçta kız çeyizle birlikte gitmemekte, çeyizi kız tarafından gidenler yerleştirmekteydi. Ancak günümüzde bu uygulama da değişmiş gelin çeyiziyle birlikte gitmekte ve evini kendisi yerleştirmektedir. Kalabalık aile tipinden çekirdek aile tipine geçiş bu değişimde temel etken olmuştur.

    Çeyiz Anadolu’nun tüm yörelerinde benzer özelliklerle karşımıza çıkmaktadır. Araştırma yöresinde; çeyizle ilgili uygulamaların ilçelerde farklılık gösterdiği saptanmıştır. Bu faklılığın il merkezinde daha belirgin olduğu görülmektedir.

    Konuyla ilgili olarak araştırma yöresinde tespit edilen veriler şöyledir.

    “Eskiden zengin olan kızın çeyizinde her şey oludu, ağırlığı (mobilya türü eşyaları) tamamen oğlan tarafı yapar, sandık çeyizi ise kıza aitti. Sandık çeyizinde kızın kullanacağı her şey bulunur, el işi olarak da kanaviçe, beyaz iş iğne oyası bulunurdu. İğne oyası, tığ işi ve boncuktan yapılan tülbentler kız çeyizinde mutlaka olması gerekirdi. Çok eskiden beyaz tülbentlerin kenarı pullanırdı, bunlardan kız çeyizinde 12 tane muhakkak bulunurdu. Sandık çeyizinde ayrıca ev halkının tümüne dağıtılmak üzere hazırlanan bohçalar da bulunmaktadır. Bu bohçalarda genellikle Faruz dokumasından fanila, külot, mendil, havlu, çorap ve çarşaf türü şeyler bulundurulurdu. Bohçanın içindekiler verilecek kişinin aile içerisindeki yakınlık derecesine göre değişiklik göstermektedir. Kaynana ve kaynatanın bohçası her zaman daha özenli ve zengin hazırlanmaktadır. Geçmişte kaymamaya; seccade, baş örtüsü, atlet, külot, taret mendili, çorap ve yatağının üzerine sermesi için yaygı konurdu. Günümüzde bunlara ek olarak elbiselik de konmaktadır. kaynataya ise; seccade, kimi pijama çıkarır, kimi gömlek, atlet, külot çorap mendil koymaktadır eltilere görümcelere normal bohça çıkmaktadır. Oğlan tarafı da kızın akrabalarına aynı şekilde bohça çıkarmaktadır. Burada bir gün iki gün evvel kızlar toplanır, çeyizler kazanlarda kaynatılır, yıkanarak ütülenerek hazırlanır. Buna çeyiz toplama denir. Çeyiz toplandıktan sonra kız evine serilmekte, bu olay çeyiz dizildi şeklinde anlatılmaktaydı. Çeyiz görmeye kız evine oğlan tarafı da gitmekteydi, çeyiz görmeye gelenler ev eşyası türünden hediye götürülmekteydi. Çeyiz dizme günümüzde artık yok. Çeyiz oğlan evine götürülmeden oğlan tarafı; çeyizi ne zaman alalım diye haber gönderir. Kız tarafı da Perşembe ya da pazartesi olmak üzere bir gün belirler. Bu olaya çeyiz alma denmektedir. Çeyiz evden çıkarken sandığın üzerine kızın erkek kardeşi oturarak bahşiş ister, gönlünü yaparsan çocuk sandığın üzerinden kalkar. Dul, yetim gelinin hiçbir şeyine yanaşmaz, burada bu iyi sayılmamaktadır. Çeyizle birlikte eskiden kızın kardeşi, ağabeyi, yengesi gider, kız gitmezdi. Günümüzde çeyizle birlikte kız da gidiyor. Kız tarafı çeyizi oğlan evine yerleştirmekte, gelin yatağını ise yenge hazırlamaktadır. Yatak hazırlanırken oğlan tarafı yatağın üzerine oğlan çocuğu oturtturur, kız tarafı da çocuğa bahşiş çıkartır. Oğlan evi de orada bulunan herkese yemek verir.”(Trabzon merkez Faroz mahallesi)

    “Çeyiz eskiden kızla beraber giderdi, günümüzde bir hafta önce gitmekte ve kızın evi düzülmektedir. Eskiden kız çeyizinde; yorgan, yatak türü şeyler ve sandık çeyizi bulunurdu, eskiden çeyizde sandık mutlaka bulunmaktaydı. Sandık kız evinden çıkarken üzerine kızın erkek veya kız kardeşi oturur, bahşiş verilene kadar sandıktan kalkmaz. Verilen bu paraya sandık parası veya çeyiz parası denmektedir. Bu adet günümüzde de devam etmektedir. Eskiden her gelin giden kızın peşine baba evinden bir inek verilmekteydi. O ineğin bağını tutana da bahşiş verilmekte, verilen bu bahşişe de bağ parası denmekteydi. Bahşişi veren ineği alır götürür gelinin baba evinden verilen bu inek; kıza koca evinde bir katkı olması amacına yönelikti.”(Tonya Melikşah köyü)

    “Kız düğünden sonra baba evinden çağrılır. Kızımla görüşmek istiyorum kızımı akşamca (akşama doğru) eve alacağım hazırlığım var der. Kızın düğünden sonra baba evine çağrılmasına gerilik denmektedir. Kız o gece orada kalır, ertesi gün çeyizlerini alarak koca evine gider. Kız komşu evinden gelin gittiği için komşu evine giderken hiçbir eşyasının götürmemektedir. Kız çeyiz ve kendisine ait olan tüm eşyaları geriliğe gittiği gün alıp koca evine götürmektedir. ”(Şalpazarı Simenli köyü)

    “Uyup – kayan (kaçan) kıza anlaştıktan sonra pırtısı (eşyası) verilir. Eskiden kız çeyizinde; yorgan, tırmaç (bağ), çentik (kola takılan heybe) bulunmaktaydı. Eskiden sandık yoktu, yünden hazırlanmış bir çuvalın içine kızın bütün çeyizleri konmaktaydı.”(Şalpazarı Geyikli beldesi)

    “Oğlan tarafı sandık ve yatak yaparak kız tarafına gönderir. Kız tarafı da sandık yapar. Kızın yaptığı sandığı içerisinde kızın yastığı çulu her şeyi bulunur. Eskiden kız çeyizinde en az 40- 50 çift çorap bulunmakta, bu çoraplar bohça ile dağıtılmaktaydı. Buna bohça çıkarma adı verilmekteydi bohça çıkarma adeti şimdi de devam ediyor. Eskiden gelin çıkarılırken, bir ata sandıkları yüklenir, bir ata da yatak yorganları yüklenirdi. Oğlan evinde sandık attan indirildi mi kızın kardeşi sandığın üzerine oturur, çocuğa sandık parası vererek çocuğu sandıktan indirirler, sandığı içeri alırlardı. Oğlan evine çeyiz gelince odaya ip çekilir, havlular bir tarafa, elbiselikler bir tarafa, yün çoraplar bir tarafa asılırdı. Kız çeyizini, kızın tarafından gelenler asar, oğlan tarafı ellemezdi. Gelin geldiği zaman gelin odasına kimseyi almazlar, gelinin odasını donatırlardı. Günümüzde ise gelinin odası gelin gelmeden bir gün önce donatılmaktadır.”(Maçka Çeşmeler köyü)

    Geçmişte çeyiz düğün günü kızla birlikte götürülmekte, aynı gün düğün devam ederken oğlan evinden gelenler çeyizi yerleştirmekteydi. Zamanla çeyiz düğünden birkaç gün önce götürülmeye başlandı. Başlangıçta kız çeyiz sermeye gitmiyordu. Günümüzde ise çeyiz düğünden önce gitmekte, çeyizle birlikte kız da giderek kendi evini yerleştirmektedir.

    Çeyizin günümüzde yine geçmişteki amaca yani evlenen çiftlerin ihtiyaçlarını, yaşamını kolaylaştırmaya yönelik bir uygulama olarak sürmesine karşılık, biçimsel olarak farklılaştığı tespit edilmiştir. Ekonomik yaşamın değişmesiyle farklılaşan kültürel yapı; kız çeyizinin daha çeşitlenmesi ve zenginleşmesinin doğal nedeni olmuştur.

    Urba düzme:

    “Düğüne iki ay kala alışverişe gidilmekte, buna gelin urbasına gitme denmekteydi. Alınan tüm urbalıklar terzi tarafından dikilmekte, terzi gelinliği dikerken bahşiş istemekteydi”(Maçka Çeşmeler köyü)

    “Düğün alışverişinde nişan alışverişine göre daha çok şey alınmaktadır. Eski düğün alışverişlerinde genellikle kumaş alınmakta, alınan kumaşlar terziye götürülmekte, terzi ilk kumaşı keseceği zaman makas kesmiyor diyerek bahşiş almaktaydı. O gün terziye gidenlerin hepsi terziye bahşiş vermekte, ilk olarak kayınvalide parayı makasın yanına bırakmakta, sonra oğlan tarafı ve kız tarafı bahşişlerini bırakmaktaydılar. Toplanan bu paralar terziye kalmaktaydı.”(Trabzon merkez Faroz mahallesi)

    “Eskiden gelini komşu evine götürdüğümüz zaman hemen elbiselikler alınırdı. Buna urba düzme denirdi. Gelinin elbiseleri dikilene kadar gelinin kaldığı komşu evine komşular elbise iletirdi.”(Şalpazarı Geyikli beldesi)

    “Geline elbiselik almaya düğünden iki gün evvel gidilir. Buna çamaşıra gitme denmektedir. Çamaşıra kız da gider kız beğenir düğün sahipleri kızın beğendiklerini alır. Alınan kumaşlar terzilere verilir, terzi ilk makası vururken; bu makas bu elbiseyi kesmiyor derdi. Bunun üzerine terziye beş on kuruş bahşiş verilmekteydi.”(Şalpazarı Simenli köyü)

    “Eskiden söz kesildikten bir hafta veya on beş gün sonra, gelinin elbiselerini almaya gidilirdi. Buna ağırlık denmektedir. Ağırlık almaya kaynana, kaynata, kızın annesi, babası varsa ablası giderdi. Burada ağırlık almaya kız da gidiyordu ancak damat gitmezdi, şimdi de gitmiyor. Eskiden ağırlıkta üst baş kumaş alınır, terzide diktirilirdi. Ağırlık günü oğlan tarafı kız tarafının ev halkına, kız tarafı da oğlan tarafının ev halkına bir şeyler alırdı. Kız tarafına alınanlar genellikle kumaş olmaktaydı, bu kumaşlar terziye götürülerek gelinin giysileriyle birlikte diktirilmekteydi. Bu adet günümüzde de devam etmektedir.” (Tonya Melikşah köyü)

    DÜĞÜN AŞAMALARI

    Düğün uygulamaları kapsamında; kına gecesi, gelin hamamı, damat tıraşı,yenge ve sağdıç geleneği, düğün, nikah , gerdek, gerdek ertesi konuları yer almaktadır. Bu bölüm oluşturan düğün uygulamaları içerisinde önemli yer tutan sağdıç ve yenge geleneği de incelenecektir.

    Kına gecesi:

    Ülkemizde evlenmeyle ilgili yaygın geleneklerden birisi de kına gecesidir. Kına gecesi genellikle gerdekten bir gün önce, kadınlar arasında kız evinde yapılmaktadır. Kız kınası kadar yaygın olmamakla beraber bazı yörelerimizde damada da kına yakıldığı görülmektedir. Erkek evinde toplananların düzenledikleri gecede kız evinden bir tepsi içerisinde gelen kına orada bulunana herhangi biri veya damadın sağdıcı tarafından eline yakılması uygulaması Anadolu’nun bir çok yöresinde yaygın bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Düğün kız almadan bir gün önce kına gecesiyle başlamaktadır. Kızın evinde kına , oğlanın evinde de aynı gün kına düğünü yapılmaktadır. Kına sabaha kadar sürmektedir.

    “Kınanın hazırlanmasında ve kızın eline konulması esnasında dul ve başından iki evlilik geçirmiş kadınlar, uzak tutulur. Gelinin kınasını yenge karar ve kınayı yine yenge yakar. Kına yakılırken kardeşi avucunun ortasına para koyar. Kına yakılırken kız avucunu açmaz. Kızın avucunu açması için kardeşi uğraşır. Kına konurken mani çevrilir, gelin ağlatılır, gelin ağlamazsa kocaya gidecek diye sevindi derler. Gelinin kınası koyulana kadar gelin ağlar. Geline kına konduktan sonra kına orada bulunan herkese dağıtılır. Gelinin elleri kınalı ve bağlı olarak, duvağı çıkarılmadan bir yere yaslatılarak sabaha kadar bekler. Kınanın olacağı gün sabahtan oğlanın evinde yemek pişmeye başlar. Oğlan evinde gece sabaha kadar yemek pişer.”(Maçka Çeşmeler köyü)

    “Kına gecesi çarşamba günü yapılmaktaydı. Ama burada kına koyulmaz gelin ağlatma var. O gece kızın arkadaşları kızla beraber yatar. Eskiden kınalarda def , güğüm götü çalınırdı. Erkek tarafının da geldiği kınada kadınlar oyun çıkarırlardı. Kınaya sadece kadınlar katılırdı.”(Trabzon Faroz mahallesi)

    “Düğünden bir gün önce yapılır. Kına o gün eve veya bir gün önce kız evine gelir. Eskiden paket halinde gelir, bir tepside yoğrulur veya yoğrulmadan kuru olarak dağıtılırdı. Oğlan tarafı kınayı kız evine getirirken kınanın yanında elbise veya takı da getirirlerdi. Başından iki nikah geçen ya da dul olan kadınlar kına karmaz zaten onlar kendilerini bilir yanaşmazlardı. Bu günümüzde de böyledir. Kına kemençe eşliğinde yakılır. Kemençe çalan kına yakılırken ayrı bir odada gelini ağlatacak bir şekilde kemençe çalar. Bu esnada kemençeci kemençe eşliğinde türkü söylemektedir. Kemençe eşliğinde türkü söyleyerek kız ağlatmaya oturak havası denmektedir. Kına konurken, kayınvalide bahşiş vermeden kız elini açmaz. Kına yakılırken kızı yüzü eskiden beyaz tülbentle kapatılıyordu. Günümüz de ise kırmızı tülbentle kapatılmaktadır. Kına sadece ele yakılmaktadır. Kına gecesinde kıza giydirilen elbiseye kınalık adı verilmektedir. Burada ayağa kına yakma yoktur.”(Tonya Melikşah köyü)

    “Düğünden önce kına düğünü edilir. Sabahta gelin alınır. Kına burada eskiden yoktu günümüzde yapılmaktadır.”(Şalpazarı Simenli köyü)

    Yapılan araştırmada yörede kına geleneğinin günümüzde yaygınlaştığı saptanmıştır. 60 yaş üzerindekiler bu uygulamanın kendi zamanlarında olmadığını söylemektedirler.

    Sağdıç ve yengelik:

    “Sağdıç oğlanın bilmediği şeyleri anlatan kişidir. Sağdıcın evli olması gerekmektedir. Oğlan tarafı kimi severse onu sağdıç olarak seçmektedir. Sağdıcın görevi düğünden iki gün önce başlamaktaydı. Sağdıç damadı camiden ilahilerle götürerek gerdeğe atar, gerdeğe atarken de; haydi Allah hayırlı etsin diyerek sırtına vurmaktaydı. Sağdıç sabah oğlanı çağırır, ne haber der, oğlan da uyduk yattık diyerek cevap verirdi. Gerdek ertesi, erkeğin evlenip evlenmediğini öğrenene kadar evlenmediyse, sağdıç tekrar onu karşısına alır yeniden yapması gerekenleri anlatmaktaydı. Damat evlendiyse sağdıç hamama götürülmekteydi. Ancak bu gelenek günümüzde artık uygulanmıyor Evlendiyse sağdıç damada hediye takar, bunun karşılığında kız da sağdıca bohça çıkartmaktaydı. bu bohçaya sağdıç bohçası denmektedir. Sağdıç bohçası ağırdır, çok önemli sayılır, çünkü bu bohça bir anlamda yüz akıdır. Damat evlendikten iki gün sonra sağdıç; gelin ve damadı davet eder, sağdıç bohçası o zaman verilmektedir. Kıza yardımcı olana da yenge denmektedir. Yengenin görevi de düğünden dört gün önce başlamaktadır. Yengeyi kız tarafı seçmektedir. Yenge kızı inat etmemesi konusunda uyarmaktadır. Yenge düğün gecesi oğlan evinde kalır, evlendiler mi evlenmediler mi diyerek kapıda bekleyerek ses alır. ancak bu uygulama günümüzde yok. Yenge sabah kalkar, gerdek yatağını toplar. Yatağı topladıktan sonra, oğlan tarafının yastığın altına konan bahşiş konur. Bu geçmişte genellikle küçük altın olurdu. Yenge yemeğini yer bekaret yani yüz akını alarak kız evine götürürdü. Yüz akı karşılığında kızın annesi de yengeye bahşiş verirdi. Yenge yüz akını kaynanaya da gösterir. Yüz akı kız tarafında kalmaktadır. Düğünden birkaç gün sonra yenge de gelin ve damadı davet eder, o gün yengenin bohçası götürülmekteydi.”(Trabzon merkez Faroz mahallesi)

    “Yenge kız tarafından evli bir kadın seçilir. Yengenin dul olmamasına dikkat edilir. Bunun uğursuzluğuna inanılmaktadır. Yenge düğün boyunca gelinin her şeyiyle ilgilenir, düğün boyunca gelini kumanda eder”(Maçka Çeşmeler köyü)

    Araştırma bölgesinde; çalışmanın gerçekleştirildiği yörelerden sadece Maçka çeşmeler köyünde; sağdıç ve yenge kavramlarının haricinde “babalık” ve “analık” kavramlarına rastlanmıştır. Babalık kaynatanın sevdiği veya iyi anlaştığı bir komşusunu veya akrabasını vekil seçmesidir. Babalık, düğün sırasında öncülük yapar, kaynatanın verdiği parayı düğün esnasında gerekli olan yerlere dağıtır. Bu bir anlamda düğün sahibinin işlerini kolaylaştırmaya yönelik bir uygulamadır. Babalığı karısı ise analıktır. Analık düğün süresince oğlan tarafının yardımcısıdır. Babalık ve analığın görevi düğünden sonra biter. Ancak bu yolla kurulan sanal akrabalık damadın oğullukları olması şeklinde ölene kadar devam eder.

    Araştırma bölgesinde sadece Şalpazarı İlçesi’nde sağdıçlık ve yengelik kavramıyla benzeşen heybeci kavramı tespit edilmiştir. Heybecini; dul ve başından iki nikah geçmeyen biri olmasına özellikle dikkat edilmektedir.

    Yapılan çalışmada günümüzde özellikle Trabzon merkezde yenge ve sağdıç geleneğinin ortadan kalktığı saptanmıştır.

    Düğün:

    Düğün evlenme denilen geçiş döneminin en belirgin özelliğidir. Yukarıda genel hatlarıyla değinilen aşamaların amacı, düğünle dışa vurulmaktadır. Bu nedenle geleneksel topluluklarda düğünün geleneksel değerlere ve kurallara uygun bir biçimde kutlanmasına özen gösterilir. Halk kültüründe düğüne elden geldiğince çok kişi çağrılmasına önem verilmektedir. Yüz yüze bakan toplumlarda kimsenin unutulmamasına ve küstürülmemesine çok dikkat edilmektedir. Geleneksel kültürde düğün, çağrılanların dışında başkalarına da açıktır. Düğünde herkes davetli gibi ağırlanır.

    Kızlar yetişmeye başladıkları zaman aile büyükleri anne, babaanne, teyze, hala tarafından evliliğe hazırlanırdı. Geçmişte bir kızın öncelikle iyi bir ev kızı olarak yetişmesine özen gösterilmekteydi. Kız yetişmeye başladığı andan itibaren ev içerisinde her hangi bir yanlışı olduğu zaman “bak koca evinde de böyle yaparsan böyle böyle olur” şeklindeki uyarılarla evliliğe hazırlanmaya başlanır ve ailenin önemli bir kurum olduğu kızın kafasına yerleştirilmeye çalışılırdı. Bu yaklaşımın günümüzde de devam ettiği saptanmıştır. Kızın yetişmeye başlayıp evden gelin olarak çıkacağı güne kadar yaşamın işleyişi içerisinde verilen bu eğitimin temelinde yatan düşünce; kıza asıl evinin baba evi değil, koca evi olduğu düşüncesini empoze ederek ailenin birliğine ve bütünlüğüne yönelik bir yaşam sürmesini sağlamaya yöneliktir.

    Araştırma yöresinde tespit edilen verilerin Anadolu’nun bir çok yöresiyle örtüşen özellikler gösterdiği saptanmıştır. Bu veriler kaynak kişilerden tespit edildiği şekilde aşağıda verilmektedir.

    Düğün hazırlıklarına yönelik kaynak kişi anlatıları şöyledir;
    “Düğün alış verişine Perşembe ya da pazartesi günü çıkılmaktaydı. Düğün çağrısı için kız tarafı ve oğlan tarafı ayrı çağrıcı tutmaktaydı. Çağrıcı kadın veya erkek olabilir. Bazen yaşlı kadınlar çağrı yapmaktaydı. Çağrı yapana para verilirdi, bu nedenle bu çağrı için ihtiyacı olan kişiler seçilmekteydi. Düğün ; Çarşamba günü kına, Perşembe günü düğün, Cuma günü cumalık olmak üzere üç gün sürmekteydi.”Trabzon merkez Faroz mahallesi)

    “Eskiden düğün iki gün sürerdi. Düğün çağrısını 13 – 15 iki oğlan çocuğu yapardı. Kız evi, ve oğlan evi ayrı ayrı çağrı yapardı.”(Tonya Melikşah köyü)

    Trabzon’da yapılan araştırma da; Şalpazarı’nda evlenme ile ilgili geleneklerin sadece o yöreye özgü nitelikler taşıdığı saptanmıştır. Kendilerini çepni olarak tanımlayan yöre halkının konuyla ilgili olarak anlatıları şöyledir.

    “Eskiden kaçan kıza da düğün edilirdi. Kız oğlanın evine gelin edilmez, bir komşunun veya bir akrabanın evine gelin edilir. Bir komşunun evine gelin ettikten sonra kızın babasıyla uğraşacaksın, düşeceksin, kalkacaksın uyduktan sonra düğüne başlayacaksın. Düğünle gelini alıp evine yani oğlanın evine götüreceksin. Kız kaçtıktan sonra baba istese de kızı alamaz. Kızın yaşı tutmaz babasına sahip çıkarsa o zaman hükümete kanuna düşer. Kanun kızı babaya teslim eder. Eskiden gelin kaçsa da kaçmasa da baba evinden gelin çıkarılmazdı. Eskiden nişan olmazdı biz aramızda sevdamızla bir birimize nişan takardık.”(Şalpazarı Geyikli beldesi)

    Gelin hamamı, damat hamamı:

    “Gelin düğün günü olan Perşembe günü kız tarafından hamama götürülmekteydi. Banyoda kullanılacak takunyaları ve gümüş tasları da, kız tarafı getirmekteydi. Hamamın parası kız tarafından karşılanmakta, hamama oğlan tarafı da gelmekteydi. Hamamda ipek peştamala sarınan gelin hamamın ortasında bulunan hamam taşına oturur, gelin ham***** gidenler, ellerinde mumlarla ilahi söyleyerek, hamam taşının etrafında dönmekteydi. O gün tellal ve hamam ustası tutulur, usta hamamı yakmakla görevlidir, tellal ise orada bulunana herkesi yıkamaktaydı. Tellal gelini yıkarken bunun başını benim ellerim tutmuyor der o zaman ilk önce oğlan tarafı olmak üzere tellala bahşiş verilirdi. Bu verilen bahşişe ise tellal bahşişi denmekte, bahşişler tellalın peştamaline sokulmaktaydı. Gelinin başına siftah kaynanası ve annesi su döker, daha sonra orada bulunan herkes gelinin başına su dökerdi. Dul ve başından iki nikah geçenler ve yetimler gelin ham***** gelir fakat geline yaklaşmazlardı, onlar zaten yaklaşmamaları gerektiğini kendileri bilmekteydiler. Gelin hahamının masraflarını kız tarafı karşılamaktaydı.”(Trabzon merkez Faroz mahallesi)

    Yapılan çalışmada gelin hamamının geçmişte sadece Trabzon merkezde olduğu saptanmıştır. Köylerde böyle bir geleneğin olmadığı tespit edilmiştir. Günümüzde ise gelin hamamı geleneğinin merkezde de artık uygulanmadığı saptanmıştır.

    Konuyla ilgili olarak geçmişte Trabzon merkezde damat hahamının da olduğu tespit edilmiştir. Buna göre düğün günü yani Perşembe günü sağdıç damadı hamama götürmektedir. Damat hah***** sadece damat ve sağdıç gitmektedir.

    Çalışmada gelin ve damat hamamının. Merkezde olduğu tespit edilmiştir. Günümüzde ise evlerdeki banyo sisteminin gelişmiş olması nedeniyle artık düğünün önemli bir bölümünü oluşturan gelin ve damat hamamı uygulaması ve bunun etrafında oluşan gelenek ve göreneklerin ortadan kalktığı saptanmıştır.

    Damat tıraşı ve damadın hazırlanışı;

    “Damadın babalığı kimse damadı düğün günü orta yere getirir, eğlenceyle damat orada tıraş edilirdi. Tıraş olurken de damada orada bulunalar bahşiş verilmekteydi. Damat siyah elbise, beyaz gömlek giyer, damat olduğu belli olsun diye omzuna havlu atılırdı. Damat babalık tarafından giydirilmekteydi”(Maçka Çeşmeler köyü)

    “Perşembe düğün günü damat tıraşı olur, damadın önüne beyaz ipekli örtülürdü. Berber tıraşa başlamadan usturam kesmiyor der; oğlanın babası para takar. Bu arada şenlik devam ederdi. Bazen gelin geldikten sonra damat tıraş edilmekte, tıraş esnasında damadın yanında sağdıç bulunmakta, tıraş esnasında damada hediye takılmaktaydı.” (Trabzon merkez Faroz mahallesi)

    “Eskiden damat tıraşı yoktu günümüzde damat tıraşı yapılmaktadır. Düğün günü yapılan tıraşta berber ustura kesmiyor diyerek bahşiş almaktadır” (Şalpazarı Simenli köyü)

    Gelinin hazırlanması ve gelin giysisi :

    Gelinin hazırlanması düğünün önemli bir aşamasını oluşturmakta, konuyla ilgili olarak da bir takım adet inanma ve uygulamalara baş vurulduğu görülmektedir. Konuyla yönelik derlemeler olduğu gibi verilmektedir.

    “Gelini yenge hazırlar. Baba tarafı geline gidiyorsun, kızım yerinde rahat ol. Her şeyi kötülüğe yorma, ailene uy, yüzümüzü ak eyle, kemiklerin bize etin o tarafa derler.” (Trabzon merkez Faroz mahallesi)

    “Gelini kız tarafından birisi giydirir. Gelini giydirene oğlan tarafı bahşiş verir. Bu bahşişe giydirme parası denmektedir. Eskiden gelinlik yoktu, geline siyah ipekten çarşaf diker onu giydirirlerdi, çarşafın içerisine beyaz veya kırmızı ipekten elbise, elbisenin altına da dizlik giydirilirdi. Gelinin yüzü de beyaz tülbentle kapatılırdı” (Tonya Melikşah köyü)

    “Geline önce beyaz keten gömlek giydirilir, altına çiçekli dizden aşağı kadar uzanan külot giydirilirdi. Geçmişte içten giyilen külota dizlik denmekteydi. Keten gömleğin üzerinde koyunun yününden yapılmış şal olur. şalın üzerine kuşak bağlanır, onun üzerinde yün peştamal sarılırdı. Peştemalin uzunluğu ayak bileğine kadardı. Ayağa ala çorap veya beyaz çorap giyilmekteydi. Ala çorap Ula köyden getirilmekteydi, beyaz çorap ise malın (keçinin) yününden eğrilerek yapılmaktaydı. Gelinin giydiği çarığı kendimiz diker, bağını yünden kıvratırdık. Gelinin başında ise; çiçekli çember olur, çemberin altına da tabla sarardık. Tabla da yine renk renk çemberden olurdu. Tablanın üzerine çember, çemberin üzerine de beyaz atılır, onun üzerine de gümüş takılırdı. Aynı gümüşten boyuna da takılırdı. Başa takılana baş gümüşü, boyna takılana boyun gümüşü denirdi. Eskiden bu gümüşlere cıngıl denmekteydi” (Şalpazarı Geyikli beldesi)

    “Gelin komşu evinde bilen biri tarafından giydirilir. Önce geline diz üzerine kadar keten köynek giydirilir. Onun üzerine kotnu yaylık giydirilirdi. Onun da üzerine saçakları uzun diren kuşak bağlanırdı. Başa beyaz çember, üzerine çıngıl denilen gümüş takılırdı. Ayağa koyun yününden çorap ve sığır derisinden kendi diktiğimiz çarığı giydirirdik” (Şalpazarı Simenli köyü)

    Günümüzde geleneksel gelinliklerin tamamen ortadan kalkmış onların yerini modern gelinlikler almıştır. Gelinleri ise günümüzde artık kuaförler hazırlamaktadır.

    Gelin alma:

    Anadolu’nun her yerinde gelinin yeni evine gelmesi etrafında bir çok gelenek, görenek adet ve uygulamanın kümelendiği bilinmektedir. Bunlara bağlı olarak yapılan uygulama ve pratiklerin temelinde; gelinin yeni evinin düzenine, ekonomisine, çalışma temposuna ve yaşam biçimine uyması, varolacağı varsayılan bazı kötü alışkanlıklarını terk etmesi, uğur, bolluk ve bereket getirmesi, yumuşak huylu olması, baba evini özlememesi gibi nedenler yatmaktadır.

    Tarabzon’un çeşitli yörelerinde yapılan araştırmada geçmişte gelin almayla ile ilgili uygulamaların farklılık gösterdiği saptanmıştır. Şalpazarı’nda gelin geçmişte yayan götürülmekte, giderken de yolunun üzerinden kimin arazisinden geçerse sınır parası alarak yoluna devam etmekteydi. Aynı ilde araştırma yapılan diğer yörelerde ise geçmişte gelin yemenilerle, kurdelelerle süslenmiş atla götürülürdü. Günümüzde arabayla götürülmektedir. Geçmişte gelin almaya damat gitmezken günümüzde bu kuralın da yıkılmış olduğu kaynak kişiler tarafından anlatılmaktadır. Ancak gelin koca evine girerken geçmişte yapılan; tatlılık olsun gelinin başına para saçılması, bolluk ve bereket olsun diye gelinin arpalanması ve başına para saçılması, gelinin bir tabak mısır ununu evin tereklerine serpmesi gibi uygulamalar günümüzde de devam etmektedir.

    Maçka Çeşmeler köyünde tespit edilen gelin attan indirilirken geline verilen inek ve kazan kadının koca evinde her durumda aç kalmamasını sağlamaya yönelik bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır.

    “Gelin almaya gidenlere gelin alıcı denmektedir. Gelin almaya geçmişte araba yoktu, havlu ve tülbentlerle süslenmiş atlarla gidilmekteydi. Gelin alıcılar, uzaktan gelirken geline askerlerine cemaatine bak diyerek gösterilirdi. Ana evinde geline koca evinde nasıl olacağına dair nasihatlar verir. Gelin evden çıkarılırken, gelinle birlikte oğlan evine gidecek yenge kapıda durur, kapıyı tutar, dışarı çıkar, oğlan tarafından gelen babalık artık kızı dışarı çıkartın der, yenge; vazifenizi görün öyle çıkaralım der, babalık , usulünüz nedir der, yenge da para ister, oğlan tarafı bunun üzerine para verir. Bu paraya kapı parası denmektedir. Kapı parası yengeye kalır. Gelinin arabaya ya da ata kardeşi bindirir, o zaman da kardeş para alır bu paraya da kardeş parası denmektedir. Kapı parası ve kardeş parası birleştirilerek yenge ile kardeşe eşit olarak bölüştürülmektedir. Gelin giderken köyün çocukları yola taş dizerler, ip çekerler, gelin araba ile götürülüyorsa arabanın önü kesilerek para alınır. Bu paraya yol parası adı verilmektedir. Gelin koca evine geldiği zaman, arpa, şeker , bozuk para, soğan hazırlanarak gelinin üzerine saçılır. Gelin koca evine uğurlu gelsin diye hep sağ taraftan getirirler. Gelin kapıdan içeriye sağ ayağıyla girer. Gelin oğlan evinde geldi mi geçmişte attan inmeden babalık önden giderek kaynata ve damadı getirirdi, onlar gelinin başından arpa atarlar buna gelini arpalama denmekteydi. Bu gelin bereketli, uğurlu olsun diye yapılmaktaydı. Gelin attan inmeden ahırdan bir inek getirirler, eğer nazardan korkuyorlarsa; ineği getirmez hangi inek olduğu karışmasın belli olsun düşüncesiyle ineğin kulağından bir tüy alınarak o getirilirdi. Bir de büyük çamaşır kazanı getirilir, gelin atın üzerinde o kazanın içerisine para bırakırdı. Bu bir anlamda kazanı satın almak, yani kazanı sahiplenmekti. Daha sonra kazan üç yerden babalık tarafından kertilir (bıçakla kazanın kıyısı yaralanır), kazanın gelinin olduğu beli olsun diye. İneğinde kuyruğundan veya kulağından alınan tüyle birlikte, kızın tarafından biri ahıra giderek, ineği görür ve der ki sarı renkli bir inek, ahıra giden hangi ineğin geline verildiğine dair tanıklık ederdi. O ineği daha sonra insaflı olan kıza verir, kimileri de satardı. Oğlan evinin kapısında kız attan indi mi; kızın kardeşi atın üzerine binerek atı koşturur, bahşişini alana kadar atı evin içerisine sokmaya çalışırdı. Atı daha fazla yormasın diye kardeşe para vererek attan indirirlerdi. Verilen bu paraya da kardeş parası denmekteydi. Gelin attan inince güvey kendi sözü geçsin diye gelinin sağ ayağına basardı, bu adet hala devam etmekte. Daha sonra gelini eve götürürler, evde gelin ve güveye yenge şerbet yaparak içirir, buna gelin şerbeti denmektedir. Gelin içeriye yüzü örtülü olarak alınır, babalık gelir gelinin eline bahşiş verir. Bu olaya gelin görmesi denmektedir. Daha sonra babalık elindeki bıçağı üç kere gelinin peçesine takarak gelinin yüzünü açar. Buna duvak açma denmektedir.”(Maçka Çeşmeler köyü)

    “Gelin almaya gidenlere gelin alıcı denmektedir geçmişte gelin almaya damat bazen gider, bazen de gitmezdi. Gelin evden çıkarken oğlan kardeşi kapıyı keserek bahşiş alır. buna yol kesme denmektedir. Eskiden gelin atla gidiyordu. Gelini ata sağdıçla kardeşi bindirirdi. Gelin baba evinden çıkarken başından para atılır. Oğlan evinden girerken de gelinin başından buğdayla para atılır. Gelin kısmetli bereketli olsun diye böyle yapılmaktaydı.” (Trabzon merkez Faroz mahallesi)

    “Gelin almaya gidenlere düğün alayı denmektedir. Düğün alayını kız tarafı hemen içeri sokmaz, kapıda kızın kardeşi veya bir yakını durarak kapı parası ister. Onu ikna edip para verdikten sonra içeri girerler. Biraz eğlenceden sonra gelin çıkarılır. Gelin çıkarken; anne baba kızlarına, koca evine dirin giriyor, ölün çıkacak, ona göre hareket et, kendini ona göre ayarla der, Genelde eskiden gelini kaynatası veya oğlanın bir yakını çıkarırdı. Buna öncü denirdi . gelini öncüye gelinin erkek kardeşi teslim eder, teslim ederken de bahşiş alırdı. Eskiden gelin atla götürülürdü, artık araba ile götürülmektedir. Gelin oğlan evine götürülürken bayrakla yolu kesilerek bahşiş istenir. Buna yol kesme denmektedir. Eskiden damat gelin almaya gitmez, gelini evde beklerdi. Günümüzde gelin almaya damat da gitmektedir. Eskiden gelini attan kaynata veya öncü olan kişi indirir, gelin eve girerken başından, şeker ve bozuk para serpilirdi. Gelin eve girer girmez hemen odasına götürülür, eğlence veya orta yapılacaksa gelin ortaya bir yere oturtulurdu. Ortada gelin bir masanın önüne oturtulur, herkes horona dururdu. Horonun tam ortasında önce oğlan tarafı olmak üzere geline takı takılmaya başlanır. Daha sonra kız tarafı ve konu komşunun hediyelerini vermesiyle orta yani takı biterdi. Takılar takılırken de kimin ne verdiğini belirtmek için birisi bağırır.” (Tonya Melikşah köyü)

    “Gelin komşunun evinden koca evine düğün günü heybeci tarafından götürülmektedir. Gelin koca evine getirilirken gelinliği üzerinde, yüzü yaşmakla kapalı olur. Diyelim kız karşı komşuya gelin oldu, heybeciyle birlikte koca evine giderken hangi sınırdan, kimin arazisinden geçecekse ondan para istenir, parayı aldıktan sonra sınırdan geçerdi. Eğer sınırından geçen kişiyle düğün yapan küsülüyse sınır sahibinin yerine bir başkası para vererek gelini sınırdan geçirir, ancak düğüne gitmezdi. Para gelinin heybesine atılır. Koca evine gidince heybeci gelinin omzundan heybeyi indirir. Sınırdan geçerken toplanan paralar da heybecinin olur. gelini heybeci kapıya getirir. Gelin kapı soyalarının arasına gelince sarı iplik tutulur, gelin ipi tutarak birden büzer. Eşiğe de bir kazan bırakılır, gelin kazanı üç kere teper. Gelin içeri girmeden kapının başındayken kocası silah atar. bu adet günümüzde artık yok. Gelin koca evine geldi mi: düğün başlar. Gelinin kucağına oğlu olsun diye, oğlan çocuk oturtulur. Başından aşağı şeker atılır. Heybeci bağırır gelini oturtun diye gelin oturur, tekrar kalkar. Heybeci bu kez gelinin yüzünü açın diye bağırır, gelinin yüzü açılır ve geline para verilir. Verilen bu parala gelinin olmaktadır.”(Şalpazarı Geyikli beldesi)

    “Gelin verilip söz kesildikten sonra oğlan tarafı istediği zaman gelinini alır gelin alınırken kızın ailesi dua verir. Duam senin olsun dediğini ettin güle güle git denir. Gelin baba evinden ev elbisesiyle çıkarılır. Gelin baba evinden çıkarıldı mı bir komşu evi veya bir akraba evine götürülür. Evden çıkarken yanına hiçbir eşya almaz, üstünün giysisiyle çıkar. Gelin babasının evinden komşu evine kaynana ve kaynatası ile birlikte gider bu esnada hiçbir eğlence yapılmaz. Gelin koca evine gitmeden önce gideceği evde, ev halkı tarafından karşılanır. Gelin orada bulunanların elini öper, o zaman geline ev halkı tarafından beş on kuruş para verilmektedir. Hoş geldin, hoş bulduk denir. Böylece komşu komşuya bir komşuluk hakkı bağışlar. Uşak (damat) anasından babasından çekinir, birden eve gitmeye utanır diye, gelin başka bir eve bırakılır. Gelin ve damat biraz alıştıktan sonra kendi evlerine düğünle giderler. Kendi evlerine gitme kimi iki üç gün, kimi de bir hafta sürmektedir. Kimi gelini on güne kadar bırakır. Gelinin bırakıldığı komşu evi veya akraba evi durumdan son derece hoşnut olur. Gelinle birlikte kalacağı eve gelinin kalacağı eve kız tarafından gelen olur ana o evde kalmaz gider. Damat gelinin bulunduğu eve gider ve o evde karı koca olurlar. Gelinle damadın karı koca olduğu yatak o evin yatağıdır. Bu eve gelin gelecek diye komşu veya akraba evinde gelin yatağı hazırlanır. O yatak o evin yatağıdır. Gelin koca evine gittiği zaman yatak orada kalır, gelin komşu evinden çıkarken ev halkıyla tek tek helallaşır. O komşuyla gelin ve damadın her zaman gönül hoş olur. Gelin koca evine heybeciyle birlikte gitmektedir heybeci gelinin çamaşırlarını yüklenir, birkaç kişiyle birlikte yola koyulurlar. Gelin varır şu kapıya ; e... gelin sınırda kaldı, gelmiyor denir. O zaman oradan biri gelir, beş on kuruş para atar. gelin giderken giderken gene gider dayanır ya bir ağaca, ya bir taş ya da bir ırmağa bir sınıra gelir. Gelin gene gitmez dinelir (durur) kalır. Yine para verilir. Geçire geçire gelin kocanın evine götürülür. Gelinle heybeci koca evine varınca birisi heybeciye para vererek heybecinin sırtındaki gelinin çamaşırlarını indirir. Heybeciye verilen para heybeciye kalır. Sınırda toplanan paralar ise, geline kalır. Gelinin koca evine götürülmeden komşu evine götürülmesi geleneği günümüzde de devam etmektedir.Gelin koca evine gelince tabağa mısır unu koyarlar geline verirler, gelin onu evin tereklerine serper, serperken de beğim ile bereketim ile geldim der. Ayağının altına bir sağan bırakırlar gelin eve girerken o sağanı tekmeler.gelin eve girince kaynana der ki; sana ahırda bir inek verdin veya koyunu varsa koyun verdim der. Sana bu ev teslim, inşallah hayırlı durursun, inşallah bu evde çok mutlu olursun. Sana oğlumu verdim, ha bu evde birisini asacak mı, kesecek mi, hırsızlığa gidecek mi, orospuluğa mı gidecek hepsi bu evde kalacak. Dışarı bir şey söylemek yok der. Sabah kaynana gelinle yalnız kalınca da, yemeklerimiz böyle pişecek, sofralarımız böyle salınacak, yataklarımız böyle yazılacak. İneklerimiz ha bu kadar ot yiyecek diyerek evin düzenini öğretmeye çalışır. ” (Şalpazarı Simenli köyü)

    Şalpazarı’nda düğün gelinle damat komşu evinde karı koca olduktan sonra yapılmaktadır. Yöre halkı bu olayı şöyle anlatmaktadır.

    “Uşakla kız birlikte olduktan sonra düğün yapılır. Karı koca olmadan düğün yapmayız. Önce bizim olacak onu bileceğiz, sevineceğiz. Gelinin bizim olduğundan emin olacağız o zaman severiz de, alırız da, veririz de tamam artık bizim gelinimizdir o, emin olmadan düğün yapmayız. Şimdi de karı koca olunduktan sonra düğün yapılıyor, karı koca olmadan düğün yapmak yok. Bir kere gelinin kendisinin olduğundan emin olacak başı bağlanacak ki düğününü de her şeyini de yapsın başın koca evine bağlanacak nafile işi bilmeyiz biz” (Şalpazarı Simenli köyü)

    Düğün yemeği:

    Düğün yemeği halk mutfağı ve beslenme konusu içerisinde özel gün yemekleri bölümünde incelenmektedir. Özel gün yemekleri içerisinde yer alan düğün yemekleri her bölgenin kültürel, ekonomik ve ekolojik çevresine göre farklılık içermektedirler.

    Trabzon’da da düğün yemekleri yukarıda belirtilen faktörlere göre belirlenmiştir. Konuyla ilgili olarak yapılan tespitler şöyledir.

    “Düğün yemeği; düğün günü yanı Perşembe günü, özel tutulan bir aşçı veya düğün sahipler tarafından yapılmakta, yemek ise gelin eve geldikten sonra verilmeye başlanmaktaydı. Gelin oğlan evine gelene kadar aşçı yemekleri açmaz. Düğün sahiplerinden birisi gelir; bu pilav niye pişmiyor derdi. Aşçı; bilmem bahşişi yok ondandır derdi. Bunun üzerine kaynana, kaynata bahşiş verirdi, buna aşçı bahşişi denmekteydi. Bundan sonra ilk önce geline vermek üzere yemek dağıtılmaya başlanır, düğün günü yapılan yemek cumalık da da yenilirdi. Düğün yemeğinde genellikle; dolma, börek kızartma, bulunurdu. Düğünden iki gün önce yanı Çarşamba günü oğlan evinde açkı açılarak, baklava ve börek yapılmaktaydı. açkı açmak için kadınlar ve kızlar toplanır, bunların hepsine de açkı bahşişi verilirdi. Bu iş için de dul ve başından iki nikah geçenler uzak tutulurdu.”(Trabzon merkez Faroz mahallesi)

    “Düğün yemeği olarak düğün çorbası, düğün ekmeği yapılmaktadır. Düğün ekmeği düğünden birkaç gün önce toplanan kadınlar ve kızlar tarafından yapılmaktadır.”(Şalpazarı Simenli köyü)

    “Kız evinde kına gecesi yapılırken, aynı gün oğlanın evinde sabaha kadar yemek pişirilir. Yemek yapana aşçı denmektedir. Yemek pişirene bahşiş verilmektedir. Düğün yemeğinde; sütlaç, makarna, süt çorbası, kara lahana dolması, patates yemeği, yufka şekerlisi, fasulye yemeği bulunmaktadır. Düğün için eskiden yedi sekiz kat ekmek yapılmakta, buna fırın yoğurma denmekteydi. Bu ekmekler Perşembe günü düğüne gelen cemaat ve Cuma günü kız tarafından gelenler tarafından yenmekteydi. Cuma günü oğlan tarafına yemek yedirilmez. Oğlan tarafında düğün günü yapılan şenliklere erkek düğünü denmekte, cuma günü kız tarafı yedirilmekteydi.”(Maçka Çeşmeler köyü)

    “Düğün yemeği düğünden bir gün önce; güzel yemek yapan birisi tarafından oğlanın evinde hazırlanmaktadır. Eskiden düğün yemeğinde; makarna , pilav, sütlaç, çorba, fasulye yemeği olurdu. Eskiden düğün sahibi komşulara un dağıtarak düğün ekmeği hazırlanırdı. Herkes dağıtılan unla evinde ekmek yaparak düğün evine getirmekteydi. Pişirilen ekmeklere ise düğün ekmeği denmekteydi.” (Tonya Melikşah köyü)

    Nikah :

    Resmi veya dinsel törenden sonra gelinle damadın bir araya gelmelerine gerdek denmektedir. Böylece gelinin ve damadın birliktelikleri yasa, din ve bağlı bulunduğu toplumun onayı ile geçerli sayılmaktadır. Yasalara göre, devletin bu işle görevlendirdiği yetkili memurun, huzurunda ve şahitlerinde bulunduğu usulüne uygun olarak kıyılan nikah evlilik için geçerli sayılmaktadır. İster dini nikah, isterse resmi nikah, her ikisinin de amacı; kadın erkek beraberliğini ilan etmek, evliliği toplumun gözünde geçerli saymak, kutlamak ve kutsamaktır.

    Konuyla ilgili olarak tespit edilen bilgiler aşağıda yer almaktadır:

    “Mühim olan imam nikahıdır. Resmi nikah o resmi nikahtır. Resmi nikah ileride başına bir şey geldiği zaman o hak iddia etmek için yapılmaktadır. Ama ille de mühim olan hoca nikahıdır. Hoca nikahı kıyılmadan karı koca olunmaz. Olunursa böyle doğan çocukların zürriyeti piç olur derler.”(Maçka Çeşmeler köyü)

    “Genellikle kaçırılarak komşu evine götürülen gelinin, kaçtığı gün nikahı yapılmaz. Ertesi gün hoca getirilerek nikah kıyılır. Eskiden resmi nikah yoktu. Düğüne kadar; bağlanma olmasın, bir cazılık olmasın diye karı koca olunur, bunun için düğün beklenmezdi.” (Şalpazarı Geyikli beldesi)

    “Kız verildikten bir hafta sonra nikah yapılmaktadır. Başlıkta nikahta verilir. Kız ve oğlan huzura gelir. Hoca üç kere kıza sorar; aldın kabul ettin mi der, kız da; üç defa aldım kabul ettim der. Sonra aynı soruyu üç kere erkeğe sorar, erkek de üç kere aldım kabul ettim diyerek nikah kıyılır. Daha sonra muhtar gelir nikah kıyar, daha sonra muhtar kaydını yapar.” (Şalpazarı Simenli köyü)

    Gerdek:

    Anadolu’da nikahtan sonra bir araya gelecek çiftin kalacağı yer, “gerdek evi”, gerdek damı” ve “gerdek odası” denmektedir. Araştırma bölgesinde ise bu tamınlar çerisinde en yaygın olarak kullanılanı gerdek odasıdır.

    Konuyla ilgili olarak tespit edilen bilgiler şöyledir;

    “Yenge gelinle güveyi içeri alır. evde kim varsa evden çıkar, o gece komşuda kalırlar. yenge gerdek odasında gelinle güveyin elini bir birine vererek onları merhabalaştırarak dışarı çıkar. Güvey gelin konuşsun diye ya altın ya da bir miktar para uzatır. Gelini şaşırtmaya çalışır. Gelinin o gece aldığı paraya konuşma parası denmektedir. Gelin konuşma parasını aldıktan sonra namaz postunu serer. Gelin postun üzerinde durur, damat gelinin duvağının üzerinde Allah rızası için iki rekat namaz kılar. Çoluğuna çocuğuna uğurlu gelmesi için ille kılması gerekmektedir. Yenge sabah kaynanadan, kaynatadan önce gelerek, gelin kalktı mı ona bakar, gelini kaldırır, güveyle birlik oldular mı geline sorar. Eskiden ilk gece mutlaka birlikte olmak gerekmekteydi. Evlilik nişanını yenge alır yatağı yenge toplar. Sabah güvey evden çıkmadan yatağa para bırakır. Yenge yatağı topladıktan sonra o parayı alır, gelini giydirir. Güveyin bıraktığı paraya yatak parası denmektedir. Yenge kız tarafından ve oğlan tarafından bir kişiye nişanları mutlaka gösterir. Kızlık nişanı yıkansa da çıkmaz onu kız ebedi saklar. Herhangi bir iftiraya uğradığı zaman o nişanla her yere gide bilir”Maçka Çeşmeler köyü)

    “burada gelin düğünden önce komşu veya bir akraba evine götürülüyor ya o evde karı koca olunacağı gün oğlan evinden birisi kapıda bekler. Karı koca olunduktan sonra oğlan dışarıda bekleyen kadına haber verir. Kadın içeri girerek işareti alır, kızın babasına iletir. Kız bakire çıkmazsa o zaman darsuk( ters, kötü) oluyor. O zaman kız geri götürülüyor. Bile bile alındıysa, eğer kız bir belaya düştüyse anlattıysa bile bile alınıyorsa bir şey yok, ama gelir burada bizi aldatırsa onu o gece geri göndeririz” (Şalpazarı Simenli köyü)

    “Gerdeğe girmeden mutlaka nikah kıyılmaktadır. Eskiden gelin damat gerdeğe girdi mi kapı bekleme vardı, günümüzde yok. Çok eskiden kayınvalide işareti görmek isterdi. Kızın bakire çıkmaması halinde kimi gizler, kimisi de gelini geri gönderir. Bu tamamen kişiye bağlı bir durumdur.” (Tonya Melikşah köyü)

    “Damat gerdeğe yatsı namazından sonra toplulukla ve sağdıcıyla beraber ilahilerle camiden getirilerek gerdeğe sağdıç tarafından atılmaktaydı. Atarken de sağdıç; Allah hayırlı uğurlu etsin diyerek sırtına vurmaktaydı. Sabah olunca sağdıç oğlanı çağırır, ne haber diyerek haber sorar. Bunu üzerine oğlan da uyduk, yattık der. Geçmişte kızın bakire çıkmaması halinde baba evine gönderilme durumu olmaktaydı. Bakire olmayan kıza burada bozulmuş kız denmektedir” (Trabzon merkez Faroz mahallesi)

    Yörede oğlanın bağlanmasıyla ilgili anlatıların da yoğunluk taşıdığı saptanmıştır. Bu konuda tespit edilen kaynak kişi anlatıları şöyledir.

    “Bağlanma oğlanın evleneceği akşam ya nikahta olur, ya da hoca bağlıyor derler. Böyle durumlarda ya aynı hocayı bulup bağı çözdürmek gerekiyor, ya da başka bir hocaya bağı çözdürmek gerekiyor. Burada birisi bağlandı hoca, hoca yarım kilo incir ve uzum kurusu alarak eve gitti evde kız ve oğlandan başka kimse yoktu onları her ikisine de yedirdi, bağ bozulmadı. Bunu üzerine hoca oğlana dedi ki canlı bir balık alacaksın deniz kenarına gidip balığın ağzına işeyerek denize atacaksın, hiç kimseyle konuşmadan gelip karınla yatacaksın. Bu şekilde bağ bozuldu” (Trabzon merkez Faroz mahallesi)

    Gerdek ertesi, duvak;

    Araştırma yöresinde gerdekten sonra yapılan eğlenceye cumalık denmektedir.

    Konuyla ilgili olarak kaynak kişi anlatıları şöyledir;

    “Erkek düğünü Perşembe günü oldu mu; Cuma günü kız tarafının bütün kadınları ve köyün bütün kadınları gelir cumalık yapılır. Cumalığa erkek gelmez. Eskiden cumalıkta kemençe, davul ve zurna eşliğinde kızlar oynardı. Gelini ortaya çıkarırlar, önüne bir masa korlar, masaya ayna , makas, tarak koyarak geline zülüf keserlerdi. Zülüf çemberin arkasında durur, kocanın yanında zülüf çemberin dışına çıkarılırdı. Zülüfü kocanın görmesi sevap, yabancı bir erkeğin görmesi günahtı. Zülüfü yenge keser, keserken de üç kere makas kesmiyor diyerek zülüfü keserler. Cumalık günü kızın yengesi ile oğlanın analığı, hizmet eder. O gün kıza para ve çeşitli giyecek ve ev eşyalarından oluşan bahşişler verilmektedir. Bu verilen bahşişlere gelinin bahşişi denmektedir. Cumalık günü gelin dolaşarak herkesin elini öper. Buna gelin öpmesi denmektedir. Öpmezse gelin için saygısız ve görgüsüz derler.”(Maçka çeşmeler köyü)

    El öpme:

    “Cumalıktan sonra gelin üç gün üstüne baba evine el öpmeye gider. Bu uygulamaya burada geri denmektedir. Kız baba evine; kocası, analık, babalık, kaynana, kaynata ile birlikte gider. Eğer kızın baba tarafı kalabalık gelin demişse daha kalabalık olarak gidilmektedir. O gün kız evinde yemek yenir. Yenen yemeklerin masrafı kız evine aittir. Geri gidildiğinde birtakım oyunlar çıkarılmaktadır. O gün damat küser getirilen yemekleri yemez, güvey ne isterse onu getirmek zorundadırlar. O gün gelinin evinden gizli soğan ve kaşık çalınır, ev sahipleri bir şey çalınmasın diye sürekli olarak yemek yiyenleri kollarlar. Geriye gidildiği gün damat orada bulunan herkesin elini öper. Geriye gittiği gün gelin kocasıyla birlikte evine döner. Çok eskiden kız çağrılmayınca babanın evine gitmezdi. Kız baba evinden çağrıldıktan sonra gidip gelmeler başlardı.”(Maçka Çeşmeler köyü)

    “Yedinci gün yediye gidilmektedir.”(Maçka çeşmeler köyü)

    “Gekin düğünden sonra baba evinden çağrılmaktadır. Buna geriliğe gitme, gerilik denmektedir. Kızın baba tarafı ne zaman isterse o zaman kızını görüşmek için geriliğe çağırır. Kızın bütün akrabaları kız evinde bir sıra halinde oturur. Gelin kız babadan, anadan başlayarak orada bulunan herkesin elini öper. Buna geriliğe geldik görüşüyoruk denmektedir. Gelin geriliğe tarafıyla (oğlanın anası, babasıyla vb) gider. Geriliğe ailenin dışında yabancılar çağrılmaz. Giderken yağlanarak bişi götürülür. Buna gerilik bişisi denmektedir. Gelin o gece ya kaynana ya görümce ya da başka birisiyle babasının evinde kalır, damat kalmaz. Ertesi gün gelin çeyizlerini alarak koca evine gider.” (Şalpazarı Simenli köyü)

    “Eskiden gelin düğünden bir hafta sonra annesinin evine görüşe giderdi.giderken de hediye götürürdü. Şimdi böyle bir adet yok” (Tonya Melikşah köyü)

    El öpmeden sonra oğlan evi ve kız tarafı normal akrabalık ilişkilerini sürdürmeye başlar. Kızın evine ana babanın çok gitmesi iyi sayılmaz. Bu konuyla ilgili olarak;”bunlar neden bu kadar çok geliyor, yemeye mi, almaya mı, çalmaya mı”şeklinde yorum yapılmaktadır. Serin serin gidilirse daha makbul sayılmaktadır. Kızın annesinin kızız evinde kızıyla gizli gizli konuşması da yörede iyi sayılmamaktadır.bu konuyla ilgili olarak da yöre halkı; “elin adamı şüphelenir” şeklinde yorum yapmaktadır.

    SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

    Trabzon ilçe ve köylerine ilişkin evlenme adetleri incelendiğinde; uygulamaların büyük çoğunluğunun Anadolu’nun diğer yörelerinde olduğu gibi dinsel ve büyüsel bir içerik taşıdığı gözlenmektedir.

    Yapılan çalışmada; aynı ilde farklı ilçe ve köylerdeki evlenme adetlerinin farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Bir çok gelenek, görenek, adet ve inanmaları kümelendiği evlenme ile ilgili adetlerin özellikle Şalpazarı İlçesi’nde farklılık gösterdiği saptanmıştır.

    Çalışmada mümkün olabildiğince geçmiş ve günümüzdeki uygulamalar ve pratikler birlikte verilmeye çalışılmıştır. Söz konusu çalışma da kültürün diğer unsurlarında olduğu gibi evlenme adetlerinde de hızlı bir değişimin olduğu görülmektedir.

    Toplumsal yapı içerisinde kültürün birinci derecede belirleyicisi ekonomik yaşamdır. Ekonomik yaşamın farklılaşmasının yanı sıra, teknolojinin gelişmesi ve kitle iletişim ağının da genişlemesiyle gerçekleşmiştir.

    Değişim dikkatli bir şekilde gözlendiğinde; maddi alandaki kültürel unsurların daha hızlı değiştiği veya yok olduğu ancak manevi alandaki kültürel unsurların büyük çoğunluğunun varlığını sürdürdüğü veya şekilde değişerek, içeriği bozulmadan yaşamın içerisinde yer aldığı gözlenmektedir.

    Yörede geçmişte ve günümüzde gerçekleştirilen evlenme tipleri incelendiğinde; geçmişte ekonomik ve kültürel nedenlerden dolayı yoğun olarak yapılan, birden çok kadınla evlenme, değiş tokuş, baldızla evlenme, akraba evliliği, beşik kertme ve kaçarak evlenmelerin günümüzde yok denecek kadar azaldığı tespit edilmiştir. Günümüzde anlaşarak evlenme yoğun olarak görülen evlenme biçimidir.

    Değişimin en belirgin olduğu alan başlık parasıdır. Geçmişte hem kız tarafını ekonomik olarak rahatlatan, hem de kızın çeyizine katkı olarak kullanılan başlık parası günümüzde artık çok nadir olarak alınmaktadır.
    Evlenme ile ilgili değişikliklerin maddi alandaki gen belirgin değişimin, kız çeyizinde olduğu gözlenmektedir.

    Alıntı

    Kaynak:Gülsen BALIKÇI

     
  10. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    SİNOP İLİ EVLİLİK ADETLERİ

    Evlenme, iki kişinin birlikteliğinin başladığı bir olay olması açısından toplumlarda en fazla önem verilen geçiş dönemidir ve bu anlamda çevresinde pek çok âdet, gelenek ve inanç oluşmuştur.

    Sinop'ta genel olarak isteme usulü evlilik görülmekle birlikte kaçma ve yörede değiş olarak adlandırılan evlenme türleri de mevcuttur. Kaçma ve değiş başlık parasından kurtulmak için başvurulan evlilik türleridir.

    Evlenme yaşına gelmiş oğlu olan anneler akrabaları, komşuları aracılığıyla kız ararlar. Bu arayış sonunda bulunan kızı görmeye oğlanın annesi ve yakınlarından birkaç kadın habersiz giderler.


    Kız İsteme


    Kız beğenildiği takdirde oğlan evinin erkekleri Cuma gecesi, Pazartesi gecesi gibi hayırlı günlerde kızı istemeye giderler. Kız istemeye gitmeye yörede "düğürlüğe gitme" denir. Birbirine dünür olan kişiler de "dünürşü" denilmektedir.

    Kız istemeye gidilirken, oğlan tarafı çiftlenecekleri için çift katlama götürülür. Kız tarafının vermeye gönlü varsa onlar da oğlan tarafına çift katlama verir. Tek katlama verdiği takdirde kızı vermeye gönülleri yok demektir. İlk istenişte kız verilmez. Oğlan evi birkaç kez kız isteme işini tekrarlar.

    Kız istendikten sonra söz kesmeden önce kızın uğurlu olup olmadığı denenir. Eğer tavuklar külük olursa, inekler güve gelirse o kız istenir.

    Söz

    Son istemede söz de kesilir. Söz aile arasında olur. Oğlan tarafı gelirken şeker getirir. Aynı zamanda on ya da on beş tane katlama götürür. Buna"söz katlaması" denir. Getirilen şeker söz kesildikten sonra kız tarafından dağıtılır. Kız şekerleri dağıtırken bir taraftan da orada bulunanların ellerini öper. Ellerini öptüğü kişiler de şeker kutusuna bahşiş atarlar. Bu paralar kızın olur ve çeyizi için kullanır. Sözde kız tarafı bir liste yapar ve oğlan tarafına verir. Aynı zamanda başlık miktarı ve nasıl verileceği de sözde konuşulur.


    Nişan

    Nişan kız tarafında olur. Geçmişte nişanda yemek verilirken günümüzde misafirlere üzümle şeker dağıtılıyor. Nişan günü oğlan tarafı kız tarafına nişan bohçasını götürür. Bu bohça da yüzük de olur. Kız tarafı da daha sonra oğlanın bohçasını götürür.

    Nişanla düğün arasının fazla uzun olmaması istenir. Oğlan evinin büyükleri hazır oldukları zaman kız evine düğün zamanını ve nasıl yapılacağına konuşmak üzere "düğün sözü"ne giderler. Düğün sözünde kızın kardeşlerine "kardeş yolluğu" verilir. Bunun miktarı ise daha önce sözde konuşulmuştur.

    Bu konuşmayla düğün kurulduktan sonra oğlan evi düğün hazırlıklarına başlar. Davulcusunu, zurnacısını, köçeğini tutar.

    Düğün Hazırlıkları

    Düğünden önce yörede "çeyiz düzme", atkı attırma", ya da "döküm alma" denilen düğün alış verişi yapılır. Bu alış verişte gelinin eksikleri tamamlanır, takılar, elbise, mintan, ayakkabı, gelinin yakınlarına hediye, damada pantolon, ayakkabı, gömlek alınır. Genel olarak "muamele" denilen resmi nikah da bu günde yapılır.

    Düğüne çağrıya "okuma" denir. Düğüne çağrı yapan kişi çağrıyı yaparken helva dağıtırken bunun yerini günümüzde şeker almıştır.

    Üç gün süren düğün "çuval ağzı açma"yla başlar. Oğlan evinde düğünün ilk günü odanın ortasına bir çuval konur. Onun ortasına da bir oklava çakılır. Bir de elek konur. Gelinle damat zengin olsun diye eleğin içine de para atılır. Gelenler çuvaldan un alıp eleğin içine dökerler.

    O gün yeme içme yapılır, misafirlere yemek verilir. Gelinle damat düğünden sonra o parayı unun içinden ayırırlar.

    Kına Gecesi

    Ertesi gün kız evinde kına gecesi olur. Kınayı oğlan evi götürür. Kınayla birlikte tepsiye basılmış helva götürülür. Helvayı kızın dayısı keser. Nişan yüzüğü de helvanın ortasına konur ve bıçakla helvayı keserek yüzüğe kadar gelinir. Burada bıçağın helvayı kesmediği söylenir ve bahşiş istenir. Orada bahşiş verilir.

    Eğer bahşiş az gelirse bıçak kımıldamaz. Bahşiş fazlalaşınca helva kesilir. Helva gelen misafirlere dağıtılır ve artan da gelinle birlikte oğlan evine gider.

    Gelin kına yakılması için ortaya getirilir ve ağlatılır. Kınayı biri kız tarafından, biri oğlan tarafından iki genç kız yakar. Bu kızlardan hangisi kınayı daha çabuk alıp gelinin eline koyarsa o tarafın sözünün üstün olacağına inanılır. Aynı zamanda bu kızların da kısmetinin çabuk çıkacağı inancı vardır. Kıza kına yakıldıktan sonra kına tası dolaştırılır ve herkes bu tasa para atar. Atılan paralar kınayı karan ve tası dolaştıran kadının olur.

    Düğün

    Kınanın ertesi günü gelin alma olur. Gelini başı bozulmamış bir kadın giydirir. Yine başı bozulmamış bir kadın kızın başını örer. Bu saç örgülerine "minik" denir. Gelinin başı örülürken damat bağlanmasın diye kızın saçına kilit takılır. Bu kiliti gerdekte damat açar.

    Aynı gün damat giydirme töreni de yapılır. Dışarıya çıkarılan damat ve sağdıcın çevresine misafirler toplanır. Davullar zurnalar çalınır, silahlar atılır. Damadın giysileri önce oynatılır daha sonra ailenin büyükleri tarafından giydirilir.

    Oğlan evinden gelin almaya kalabalık bir topluluk gelir. Gelin almacı kadınlar kız evine gelince eve girerler. Girdikten sonra gelin oturaklı olsun diyerek önce otururlar. Daha sonra da "oyun atarlar" kalkar oynarlar. Oğlan tarafı kız evinden küçük bir şey çalar ve bunu damada verip bahşiş alırlar.

    Gelini evden erkek kardeşi çıkarır. Çıkarmadan önce gelinin beline kuşak bağlar. Kuşağı bağlamak için oğlan tarafından bahşiş alır.

    Gelin evden çıkarken kızın kardeşi kapıyı tutar ve bahşiş alır. Buna "kapı parası" denir. Gelinle birlikte oğlan evine kızın kardeşi ve iki kadın gider. Gelinin evden çıkarılışı sırasında bazı pratikler uygulanır :

    Gelin evden çıkarılırken bütün kötü huyları burada kalsın, orada yenilensin düşüncesiyle ocağa tükürttürülür.

    Kapıdan çıkarken kapının üst tarafına bıçak sokulur.

    Kapıdan çıkarken gizlice gelinin beline bıçak ve tabanca sokulur.

    Gelinin başından şeker, para serpilir.

    Gelinin ağzına şeker verilir.

    Kız evi sağdıç annesine kül, çivi, ekmek, oklava bir de çanak verir. Çivi,kızın eve bağlanması için oğlanın evine çakılır. Kül, ocağın küllenmesi için ocağa dökülür. Ekmek, bereket getirmesi için tekneye bırakılır. Gelin ağladığında sesi duyulmasın diye oklava da çanağa vurularak ses çıkartılır.

    Yol boyunca kızın bindiği araba öküzün nalı düştü diyerek düştü diyerek durdurulur. Bahşiş alındığında yola devam edilir.

    Gelin Çeyizi

    Gelinin çeyizi de gelinle birlikte getirilir. Oğlan evine gelindiğinde kızın akrabalarından birisi çeyiz sandığının üzerine oturur ve bahşiş alır. Bunun yanında çeyiz sermeye gidenler oğlan evinde sandık açılmıyor damat gelsin diyerek bahşiş isterler. Bahşişi aldıktan sonra çeyizi sererler.

    Gelinin yatağı kızın yengesi tarafından ya da oğlanın halası, yengesi, yakın akrabaları tarafından hazırlanır. Yatak hazırlanırken hazırlayanlardan birisi çiftin kaç çocuğu olması isteniyorsa o sayıyı söyleyerek yatakta yuvarlanır.

    Gelin oğlan evine gelince şunlar yapılır :

    Gelin arabadan inerken eline su dolu bir şişe verilir. Şişe arabanın tekerleğine vurdurulup kırdırılır. Şişeyi kıramazsa beceriksiz, sönük gelin denir.

    Oğlan evine gelen gelin kayınpederi bir şey adamadan arabadan inmez.

    Eve girerken gelinin eline bir kaşıkla yağ verilerek evin dış kapısına sürdürülür.

    Eve girerken gelinin önüne bir iskemle konur. Gelin iskemleyi ayağıyla devirirse geçimsiz, eliyle alıp bir kenara koyarsa geçimli olur denir.

    Gelinin odasının kapısının iç ve dış kısmına gelin odaya girerken kaşık sokulur.

    Kapının önüne süpürge konur. Gelin süpürgeyi ayağıyla iterse uğursuz, bir şey bilmiyor, eğilip alıp bir kenara dayarsa gelin becerikli olacak denir.

    Gelin eve gelince damat merdivenlere çıkar ve gelin damadın bacağının arasından geçer. Bu damadın bağlanmaması için yapılır.

    Gelin oğlan evine geldiğinde kaynana ya da yaşlı bir kadın gelinin ayağına keşkek serper, su döker. Keşkek bolluk bereket simgesidir. Bu atılanlardan herkes toplar ve ambarına atar.



    Gelin eve girince odasına götürülür. Yatsıdan sonra da damadı arkadaşları ve sağdıcı eve getirirler. Damadı odaya halası ya da yengesi sokar. Odaya girerken sırtı yumruklanır. Çiftin gerdeğe girmesine"odalamak" denir.

    Damat odaya girdikten sonra ikisi birlikte iki rekat namaz kılarlar. Gelinin evinden getirdiği yiyeceklerle odada bir sofra hazırlanmıştır. Gelin sofraya oturmaz ve konuşmaz. Damat bunun üzerine sofraya para koyar. Bahşişi alınca gelin sofraya oturur ve konuşmaya başlar. Damat ve gelinden artan yemek ertesi sabah davulculara verilir.

    Odalanmanın sabahında damat pencereden silah atar. Bunu duyan sağdıç davul ve zurnayla kapının önüne gelir. Damat omuzunda havlu takılı olarak dışarı çıkar. Dışardakilerin ellerini öper.

    Düğünün ertesi gününe "duvak" ya da "semet" denir. Bugün bütün komşular, akrabalar toplanır. Duvağa "kız halkı" denilen kız tarafı da gelir. Eğer düğünden önce gelinle ilgili söylentiler olmuşsa gelinin çarşafı ortada oynatılır.

    Duvak serpildikten sonra gelin, kaynana ve kaynatasının ellerine öper, onlar da ona bahşiş verirler , gelin de onlarla konuşmaya başlar.

    Düğünden sonra kız tarafı gelinle damadı "üç geceliğe" çağırır. Buna "kırıtma" da denir. Burada damada helva kestirirler. Damat helvayı kesmez, bıçağı ortaya bırakır. Kız tarafı damada bir canlı bir cansız bahşiş verince helvayı keser.

    On beş gün sonra da kız baba evinden gelip kendisini alan birisiyle "evilliğe" gider ve birkaç gün kalır. Bu gidişinde annesi kızına bir hediye verir.
     
  11. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    GİRESUN İLİ EVLİLİK ADETLERİ

    BU İLİMİZ karma bir toplum içerisinde bulundurmaktadır. Tarihsel bakımdan bir çok uygarlıkların kenti olmuştur. Geçmişin izlerini üzerinde taşıyan il, mistik bir Karadeniz havasını taşımaktadır. komşu illeri, Sivas, Gümüşhane, Ordu ve Trabzon kültür etkinliklerini de içerisine alan il'de kız isteme ve düğün gelenekleri de bölgesel olarak değişmektedir. Giresun'da kız her yerde bulunur. Daha doğrusu çalışmaktadır. Giresunlular için kızlar çok önemlidir. Aynı zamanda da çok çalıştırırlar. Durum böyle olunca da kız istemede zorlaşır. Evlendirilecek olan kızın her şeyi bilmesi gerekmektedir. Damat adayı, yöresindeki bir kızı beğendiğinde önce babasına veya annesine söyler. (Eğer damat adayı bir kızı istediğinde babasına söyledi mi, baba da eşine söyleyip kız hakkında araştırma yaptırır)Geleneklerine bağlı olan İl de Türk boyu geleneği sürdürülmektedir.


    Kız isteme ve alma işlemi de gizli yapılmaktadır. O kadar gizli oluyor ki aile içerisinde ki fertlerin bile haberi olmamaktadır. Taa ki kız isteme işi kesinlik kazandığında ve kız istenmeye gittiğinde duyulur. Damadın annesi, kız tarafına yakın olan (komşusu, bölgede oturan veya kıza yakın olan) bir kişiyle irtibata geçer. Bazı bölgelerde ise anne yanına bir kişiyi alır veya sırrına sahip başka birisini gönderir. Bu kişiye, "Çok yakın bir arkadaşımın veya akrabamızın oğlu falancının kızını görmüş, beğenmiş, tavsiye ediyor musunuz? İsteyeni var mı" gibi sorularla iyice detayına kadar araştırır. Kız tanındıktan sonra, kız tarafı da bu beraberliğe uygun bakarsa, damadın aile içinde müzakere edilip kız isteme olur. Tabii ki kız ailesi durumu kızına bildirir. Fikri alındıktan sonra hareket eder. Eğer kızdan olumlu cevap alınırsa erkek tarafına haber verilir. Erkek tarafı kız istemeye giderken, "kız evi”ne giderken beraberlerinde çikolata, lokum, şeker ya da çiçek gibi hediyeler götürür. Kız, arkadaşlarıyla evin başka bir odasında oturur ve damat hakkında bilgi almaya çalışır. Aileler tatlı muhabbet olsun diye ikramlar yapılır, çaylar içildikten sonra damat tarafından söz verilen kişi konuşmayı kız istemeye yönlendirir. Aile fertleri daha önceden konuştukları için kız isteme fazla uzatılmadan aileler arasında anlaşma sağlanmıştır. Usulen söz kesilir. Söz kesildikten sonra kahveleri içilir ve günün başka olaylarından muhabbet açılır. Daha sonra erkek tarafı ikinci gelmeleri için gün alır. Bu gün en erken bir hafta içerisinde olur. Kız evinde toplanma olduktan sonra, nişan ve düğünün ne zaman yapılması konusunda karar alınır. Giresun'da nişan için önemli bir gün yoktur. Hafta sonları genelde tatil olduğu için bu iki günden birisinde nişan yapılır. Nişanda kadın erkek ayrımı yapılmadan ya bir evde veya solon tutularak yapılır. Giresun'da nişanda manilerin çoğu Karadeniz havasında olur. Eğer nişan evde olursa kız evinin daha önceden hazırladığı malzemelerini nişanda davetlilere ikram eder. Eğer salonda ise pasta ve kurabiye her çeşit içecek sunulur. (İçkiler ise zula altından alınır. ) Nişana gelen davetliler genelde kız tarafına "nişan hediyesi" getirirler. Hediyenin tamamı nişan sahibine kalır.


    Nişan hediyesi olarak, genellikle, para, küçük altın, mutfak ve ev malzemeleri bırakılır. Erkek tarafı kıza takı takar. (takının değeri kız tarafına verilen kıymeti gösterir) takı işlemi akrabalık derecesine göre değeri de değişmektedir. Nişan bittikten bir kaç gün sonra kız evindekiler erkek evine misafirliğe giderler. Nişan bohçası ve bazı hediyeler gider. Düğün günü tespit edilir, daha sonrada gelin ve damadın gereksinimleri görüşülür. Kız tarafı zengin erkek tarafı fakir ise, bu durumda kız tarafı damada her türlü ekonomik yardımı yaparlar. (Şayet damat hayırsız çıkarsa da o zaman cezalandırılır.) Eğer her iki tarafın durumu kötüyse, komşular devreye girerek çiftlere ellerinden geldiğince yardımcı olmaya çalışırlar. Şayet damat tarafının durumu iyi ise, damat tarafı kızın gelinlik ve düğün masraflarını hepsini çeker. Düğün törenleri geleneği günümüzde çoğunlukla köylerde sürdürülmektedir. Bu törenler genelde iki gün iki gece devem etmektedir. Düğün törenleri kız evi ve oğlan evi olmak üzere iki yerde kutlanır. Oğlan evinde çoğunlukla erkekler, kız evinde ise kadınlar eğlenirler. Çarşamba günü gecesi gelinin eline, maniler okunarak kına yakılır bu geceye kına gecesi denir. kına gecesinde geline hediye takılır, bu hediye töreninde hediye takılanların adları, verdikleri hediyeler abartılarak söylenir. Kına gecesi kız evi oğlan evine konak giderler. Gelen konuklar davul zurna ve Kemençe eşliğinde oğlan evinin yakın bir yerinde karşılanır. O gece yenilip içilip sabaha kadar eğlenilir. Perşembe günü gelin alma günüdür. Oğlan evi, gelin evinin uzaklığına bağlı olarak öğleden sonra gelin almak için kalabalık bir şekilde kız evine gelinci giderler. Gelinci gitmeden önce damat ortaya çıkartılarak takı takılır. Gelin kız evinden alınıp gelinir. Gelin eve girerken damat gelinin başına para ve fındık atar. Kaynana, gelin eşikten girerken eşiğe bir su testisi koyar, gelin su testisini devirerek içeri girer. Düğün töreninden sonraki ilk beşinci günü gelinin akrabaları gelerek çeyiz toplarlar, Yedinci gün ise Gelin ve damat ile arkadaşları Kızın anne ve babası ile akrabalarını ziyaret ederler ve bu ziyarette damat yumurta yer.

    GİRESUN/ALUCRA EVLİLİK ADETLERİ
    ALUCRA ilçe olmasına rağmen, bölgede çeşitli illere ve yurt dışında binlerce kişi yaşamaktadır. Alucralıların bir özellikleri senede bir veya iki kez doğdukları şehirde toplanırlar. Kentte yaşayanlar ilde yaşayanların geleneklerinin yüzde 10'nu yapmaktadırlar. İlçede evlenmeler genellikle, erkeklerde 18-25, kızlarda ise 16-22 yaşları arasında gerçekleşmektedir. Bu oran, eğitim seviyesine göre de değişmektedir. Evlenmek isteyen gençler, isteklerini daha çok bir aracı koyarak gerçekleştirirler. Kentte yaşayanlar ise direkt anne ve babaya söyleyebiliyorlar, bu durum da normal karşılanır. Eski usullerin kalktığı Alucra'da, evlenmek isteyenler pilava kaşık saplama veya babasının ayakkabısını eşiğe çevirme gibi uygulamalar kalmamıştır. Bazen gençler bu durumu mizahi olsun diye yer yer bu tür uygulamaları yaparlar. Bu tür uygulamalarda büyükler tarafından hoş karşılanır. Eski yöre geleneğinin unutulmaması sağlanmaktadır.

    Kız kaçırma sıkça rastlanır

    Akraba evlilikleri çok nadir yapılmaktadır. Yine evlenme geleneklerinde "kız kaçırma" olayları sıkça rastlanmaktadır. “Kız kaçırma” olayında, önce her iki aile de rest çekse de, genellikle, olaya rıza göstermek ve yeni çiftlerin mutluğu istenme şeklinde gerçekleşmektedir. Çok nadir de olsa, tarafların ve özellikle de erkeğin kız tarafınca vurularak öldürüldüğüne de rastlanmaktadır. Baldız veya kayın biraderle evlenmeye, köylerde kısmen rastlansa da merkezde yok denecek kadar azdır. Bu durum, daha çok belli kültürle donanmış sülaleler için geçerlidir. Alucra'da, birden fazla kadınla evlenme (polygamy) 1970-1980 yılları öncesine kadar çok görülmüşse de, günümüzde geçerliliğini tamamıyla yitirmiş olup hoş karşılanmayan bir tutum arz eder. Ama yine de bazı köylerimizde tek tük de olsa çok eşli evlilikler gerçekleşmektedir. İç güveysi evlilik türü, çeyrek asır kadar önce sıkça gerçekleşmişse de, zamanımızda hemen hemen hiç olmayan bir hadisedir. İç güvey evliliğin en büyük nedenlerinden biri toplum içindeki dayanışmanın kuvvetli olması olarak görülmektedir. Kız iyice tanınıp aile içinde müzakere edildikten sonra, bir sonraki aşama olan "kız isteme" gelir. Bunun için, kız ailesine önceden haber gönderilir ve belirlenen günde erkek tarafı kız evine gider. "Kız isteme" ye daha çok, anne-babanın yanında yakın bir büyük (sözü geçen ve iş bitirir bir tip olmasına dikkat edilir) gider. Erkek tarafı "kız evi”ne giderken beraberlerinde çikolata, lokum, şeker veya çiçek gibi hediyeler götürürler.




    "Kız evi" eğer kızlarını verecekse, konuklara son derece misafirperver davranır ve güzel ikramlarda bulunur. Özelikle de damat tarafının getirdiği yiyecek maddesinin kız evinde açılıp ikram edilmesi, kızın büyük bir ihtimalle verileceğine delalettir. Aksi takdirde "kız verilmeyecekse" konuklara soğuk davranıldığı gibi ikram da yapılmayabilir. Hatta, erkek evinin getirdiği hediye hiç açılmayıp erkek evine aynen iade edilebilir ki, bu kızın verilmeyeceğine delalet olur. Kız istenirken, erkek evinden hatırı sayılan büyük, hoş beşten sonra (getirilirse kahve yada çay ikramından sonra) asıl konuya girer ve kalıplaşmış ifadelerle kız istenir. Kız evi naz edip kızın verilmeyeceğini söylese de, erkek evi kız istemeye birkaç kez daha gelebilir. Erkek evi, kızı isteyip de vereceklerine dair cevap aldıklarında, sıra "söz kesme" ye gelir. Bunun için de genellikle amca, dayı veya damat adayının kardeşleri gibi yakın akrabalarla söz kesmeye gidilmesi tercih edilir. Söz kesmeye gidilirken hediyenin yanında, "söz yüzüğü" ve "şerbet" de götürülür. Kız istemeyle söz kesme arasına, bayramlar gibi özel günlerde gelin adayına "giysi, yüzük, bilezik" gibi hediyeler verilmesi makbul görülmektedir. "Nişan" ve "düğün" günü, söz kesimi gecesinde erkek ve kız tarafı ortak bir zaman belirler.

    Müjdenin hakkı verilir

    Söz kesimini damat veya gelin adayına haber veren, müjdesi karşısında hediye ister ve müjdeci evlenecek aday tarafından mükafatlandırılır. Nişan için herhangi bir gün yoktur. Ama genellikle hafta sonunda yapılır Nişanda genellikle, kadın erkek ayrı olmayıp kız evinde toplu şekilde gerçekleştirilir. Kız evi, önceden hazırladığı yiyecek malzemelerini nişanda davetlilere ikram eder. İkram malzemesi olarak kullanılan başlıca çeşitler; "nişan eğer yemekliyse" yemek ve sonrasında tatlı; yemeksizse pasta, ayran ve tatlı nevinden malzemelerdir. Nişana kız ve oğlanın arkadaşları, akrabalar ve komşular çağrılır. Bu çağrı nişan sahibinin kendisi, çocukları ya da bu iş için tutulan herhangi bir aracı tarafından yapılır. Nişana gelen davetliler, beraberlerinde nişan sahibine "nişan hediyesi" getirirler. Hediyenin türü tamamıyla davetliye aittir. Nişan hediyesi olarak, genellikle ev malzemesi olan tabak, tencere, hali, kilim, palaz bazen de para nişan evine bırakılır. Yine nişanda kıza, özellikle erkek ve kız evi yakınları takı takar. Burada akrabalık derecesine göre takının değeri de değişir. Takı olarak başlıca; yüzük, bilezik, saat gibi kıymetli takı eşyaları kullanılır. Düğün gününün tespiti, eğer söz kesiminde belirlenmemişse nişan günü tespit edilir ve karara bağlanır.
    Evli çiftlerin evi yapılmaya başlanır

    Nişanla düğün arasına, bayramlar gibi özel günler girdiğinde erkek evi kız evine; bilezik, yüzük gibi hediyeler götürür.
    Düğün günü tespit edildikten sonra, gerek erkek evi olsun, gerekse kız evi olsun ev eşyası yönüyle birtakım hazırlıklara başlar. Erkek evi; mutfak, oturma odası ve salonun eşyalarından sorumludur. Kız evi ise yatak odası ve beyaz eşyayı düzmekle mükelleftir. Erkek tarafı gelinin düğün öncesinde giyeceği kıyafetleri alır. Bunlar: Gelinlik, elbise, ayakkabı, çanta, saat, par düse vs. Takı olarak da genellikle "beşibirlik" (büyük altın), altın zincir, yarımlık ve bilezikler (burma vs.) dir. Düğün öncesi, kız ve oğlan eksik görmeye çıktıklarında, yanlarında görümce ve elti de bulunur. Yine düğünden önce her iki taraf da karşı tarafın yakın akrabaları için "yolluk" düzerler. (Yolluk: Kardeş, dayı, amca,anne, baba için ayakkabı, gömlek, elbise, iç çamaşır vs.). Düğün yemeğinin bütün masraflarını erkek tarafı çeker. Bu, kız evinde yenecek yemeklerin malzemesi için de geçerlidir. Bütün yemek malzemesinin dökümü ve yemeği yaparak hizmete sokacak olanlar, düğün öncesi kesinlikle belirlenir. Düğünde, resmi nikahın yanında imam nikahının da yapılması şarttır.




    Genellikle resmi işlemler düğünden birkaç gün önce tamamlanmış olup, düğün gününde yalnız imam nikahı yapılır. Resmî nikah çoğunlukla evlenme dairesinde yapılır. (Şimdi ise resmi nikahın ardından imam nikahı yapılmaktadır,) Nikahta şahitliği, yeni çiftin çok yakın arkadaşları yada yakın akrabaları yapar. Düğün, genellikle üç gün sürer. Cuma öğlenden sonra yemekler verilmeye başlanır. İkinci gün gelin alma olup, üçüncü gün duvak yapılır. Düğün evine herhangi bir özel işaret (bayrak çekme vs.) konmayıp zaten davulun sesinden düğün evi aşikar olur. Davulcu ve zurnacı en az iki hafta öncesinden ayarlanarak tutulur. Düğün erkek tarafının kendi evinde yapılır. Birinci gün; yemeklerin yenmesi ile başlayan düğün, davul-zurna ile devam eder. Genellikle yemeğini yiyen misafir hemen horona katılır ve oyununu oynar. Bu olay birbirini zincirleme takip eder. Yani bir yandan yemekler yenirken bir yandan da horon tepilir. Düğünlerde erkek halk oyunlarının ayrı bir yeri vardır. Davetlilerden her gelen grup, kendini ihtişamla sergilemeye çalışır. Horon esnasında silahlar da boy gösterir. En fazla oynanan horon oyunları şunlardır: Alucra Diki, Laz Havası (Alucra dikinin hızlı hali), Efeler, Sarı Kız, Güzeller, Mustafa, Tamzara, Halay
    Yörenin oyunları oyanınr

    Düğünün ikinci safhasında; gelin, evinden alınmak için hazırlıklar yapılır. Gelin almaya erkekli bayanlı olarak karışık gidilir. Gelin arabası özenle hazırlanır. Erkek evinde konvoy oluşturulup, konvoyun en önüne gelin arabası yerleştirilir. Davul ve zurnanın sesi konvoyun hareketi boyunca eksik olmaz. Kız evine gidildiğinde erkek tarafından müteşekkil ekip, ayrıca bir horon gurubunu oluşturur ve gönlünce horon teper. Gelin, kız evinden törenle alındıktan sonra yerleşim yerinde konvoy, turlar atarak erkek evine gelir. Üçüncü gün "duvak" yapılır. Duvak genellikle düğün salonunda yapılır ve bayanlar kendi arasında saz, org gibi çalgılar eşliğinde eğelenirler. Duvak sonunda "tahu" lar (davetlilerin getirdikleri hediyeler) toplanır. Yakın akrabalar geline; bilezik, altın gibi takılar takarken; davetliler altın ya da para verirler. Düğün yemeği, Alucra yöresine has, yörenin damak tadına hitap edilen çeşitlerden seçilir. Daha önce de ifade edildiği gibi, düğün yemeğinin bütün masraflarını erkek tarafı karşılar. Düğün yemeğini hazırlamada daha önceden tecrübesi olan (eli iş yapan) kadınlar görev alır. Bunlar kullanacakları malzemeleri liste halinde düğün evi sahibine iletir ve malzemeler düğünden önce hazırlanmış olur.
    Her grup ayrı telden takılır

    Yemek en geç, düğünün birinci gününün sabahı ateşe konup pişirilmeye başlanır ve öğleden sonraki yemek servisine yetiştirilerek, yemeklerin sıcak haliyle yenmesi sağlanır. Yemekler, düğün evi etrafında, yemeklerin pişirilmesi için tahsis edilen özel bölmelerde pişirilir. Daha çok üçlü saç ayakları üzerine kurulu kazanlarda pişirilir. Yemeklerin pişirilmesi esnasında mahalleli kadınların öz verili yardımı çok önemli bir unsurdur. Yemeklerin servisi esnasında da yine mahalle gençlerinin yardımı büyük olur. Düğün yemekleri kadın ve erkeklerce ayrı ayrı mekanlarda yenilir. Eğlenmeler de yemeklerde ki gibi ayrı olur. Gençlere istekleri halinde ayrı muamele yapılır. Düğün evinin yapısına göre bu, içki ikramı şeklinde de gerçekleşebilir. Kına gecesi, düğün başlamadan bir gün önce yapılır. Geline yakılacak olan kınayı, erkek tarafı hazırlayıp, çikolata, yemiş gibi çerezleri de tedarik eder. Kına gecesi kına yakılması özel bir merasimi söz konusudur. Bunlar, kına bir kapta hazırlanıp, üzerine mumlar yerleştirilir ve mumların uçları yakılır.

    Gelinin çeyizi konuklara gösterilir

    Daha sonra içinde kına bulunan kap gelinin başında kına türküleri okunarak çevrilir ve gelinin eline kına yakılır. "Kına yakma" sadece geline mahsus olup, erkeğe de yakılması söz konusu değildir. Her iki düğün evinin de sağdıcı olur. Sağdıç genellikle en yakın akrabalardan seçilir. Düğün boyunca damadın yanında olup, damadın ihtiyaçlarını anında gidermeye çalışır. Düğün için, merkezin dışından gelen davetliler, düğüne daha birinci gün iştirak ederler, gece yakın akraba ve komşularca ağırlanırlar. Gelinin çeyizi konuklara gösterilmek için kız evinde serilir ve eş-dost gelinin çeyizini bakmaya gelir. Gelin göçürme konvoyu erkek evine ulaştıktan sonra gelin ve damatla birlikte ailesi de evde bulunur. Artık, günün akşam saatlerinde hane halkı, evi boşaltarak gelin ve damadı yalnız bırakırlar. Zihaf gecesi (gerdek gecesi) için odayı, erkek tarafının sağdıcı hazırlar.. Zihaf öncesinde, damat önde gelin arkada iki rekat namaz kılarlar.
    Bir sonraki günün sabahında genç çift, büyüklerinin ellerini öper ve bu esnada kendilerine adet gereği para verilir.
    Aynı gün düğün salonunda. duvak düğünü yapılır. Kadınlar kendi arasında eğlenir. Bu sırada gelin ve damat da salonda hazır bulunur. Günün sonunda "tahu " (davetlilerin genç çift için verecekleri hediye, özellikle para ve altın, bileşik şeklinde olur) toplanır ve kalabalık dağılarak düğün nihayet bulur. Eğer duvak düğünü yapılmayacaksa tahu düğünün ilk günlerinde de toplanabilir..

    GİRESUN/PRAZİZ EVLİLİK ADETLERİ


    YÖREDE evlilik gelenekleri diğer ilçelerden farklıdır. Bu yörede erkekler özellikle aciken (asker) dönüşünde, Kızlar da ise 16 yaşından sonra evlenilmesine izin verilir. Erkek evlenme çağına gelince ana-baba kız aramaya başlar. Delikanlının isteği varsa öncelikle o kızı, yoksa eş dost tavsiyesi ile görüşü usulü kız beğenilir. Erkek ailesi gelin alırken ince eler sık dokurlar, fakat kız verirken bu kadar ince eleyip sık dokumazlar. Gelin adayı kızın konuşması terbiyesi ve becerisi gözlenir. Erkek tarafı kız görmeye gider. Bunlar genelde kadınlar bir araya gelip öyle giderler. Kız tarafına ve ailesine hissettirmeden, kızın evcimenliğini anlatmak için öncelikle evin tuvaletine ve görülmeyen yerlerin temizliğine bakılır. Kız beğenilmişse istenilmeye karar verilir. Kız istemeye gitmeden önce kız evine haber gönderilir. Damat adayının annesi, babası ve akrabalarından oluşan bir heyet oluşturulur.




    Bazen bu heyet kalabalık bazen de 4 kişiden oluşur. Dünürcüler (heyet) kız evine giderler. Kız tarafı bu işe iyi bakıyorsa ayakkabıları kapının önüne düzgün bir şekilde dizer. Zaten bu dizilmeyi gören erkek tarafı rahat bir nefes alır. Yarım bilemediniz bir saat havadan sudan konuşmalar yapıldıktan sonra dünürcülerin en yaşlısı kızın babasına, "Cenabı Allah'ın emri Hz.Peygamber’in kavli ile biz sizleri hısım olarak görmek istiyoruz. Sizde de bizi hısımlığa uygun görür müsünüz?" der. Kız babası vermeyecekse gerekçeyi açık bir şekilde söyleyerek erkek tarafının teklifini reddeder. Şayet kabul ederse kızın nüfus cüzdanı bir tabla üzerinde kız tarafından hazırlanmış bir şişeye sarılı olarak erkek tarafına veya veliline verilir. Nişan günü kalabalık bir grupla kız evine gidilir.Gelinle damat adayı ortaya getirilir.Gelin adayının sağ koltuğuna Kuran-ı Kerim, sol koltuğunda kuru pasta türü şeyler konulur. Erkek tarafından bir kişi nişan yüzüklerini takar kurdeleyi keser, serbest içilir, hayır ve dualar yapılır. Erkek ve kız tarafı eksiklerini tamamlandıktan sonra düğün günü kararlaştırılır. Davetiyeler bastırılır. Bilahare köylerde davetiye dağıtılırken hatırı sayılı kişiler davetiyenin yanı sıra horoz, tavuk, tatlı veya hediye paketleriyle düğünü çağırma adettir.Düğün Cuma günü akşamı başlar.

    Pazar akşamı son bulur. Kız evinde cumartesi akşamı gecesi ağırlıklı düğün töreni yapılır. Düğünün en önemli bölümlerinden biri kına gecesidir. Kına gecesi Cuma akşamları yapılır, Gelin adayının kız arkadaşları toplanır. Uzun zaman oyun ve türkülerle eğlenir, gece geç vakitten sonra bir tepsi üzerinde yoğrulmuş kına, gelinin kayın babasının gelin ve damadı simgeleyen mumlar yakılarak tepsi bir genç kızın başından gelin alır, kına türküsü söyleyerek 7 kez dolaşırlar. Daha sonra gelin sandalyeye oturarak acıklı türkü ve ağıtlarla gelini ağlatmaya çalışırlar gelinin eline bozuk para bağlanır.Damatla karşılaşınca bozuk parayı damadın cebine koysunlar uğur getirsin diye, damadın cebine koyar.Pazar günü gelin alma günüdür. Öğle namazı kılındıktan sonra damat ortaya getirilir. Damadın yanında sağdıç vardır. Damada verilen bahşişler halkın huzurunda söylenir, toplanan bahşişlerden bir miktar damadın cebine konur. Gelin alayı düzenlenir, gelin evine gidilerek gelin, eşyaları ile getirilir.Son yıllarda damat, gelin almaya gider olmuştur.Damadın evine getirilen gelin için, gelinin kardeşi damadın annesi (Kaynanası) babası ( Kaynatası) olan ev-yer-yurt isterler.Biraz sonra gelinlik içindeki gelin ve gelin alayı damadın evine gider.Bir hafta sonra damat gelini yanına alarak yakınları kaynanasına (kavum) “yumurta yemeye” gider.Yemekten sonra üstü kapalı bir tabak için de pişirilmiş yumurta veya ceviz getirilir.Getirene damat tarafından bahşiş verilir. Bu adete kavum denir.

     
  12. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    KARADENİZ BÖLGESİNDE EVLİLİK ADETLERİ

    Evlilikler yakın çevreden yapılır, yakın çevrede kız yoksa dışarı çıkılırdı.

    * Gelinlik kız komşu, akraba ve aile büyüklerince yapılırdı. Her ne kadar erkeğin görüşü alınsada son söz aile büyüklerindi
    * Beşik kertme vardı. Ancak bu doğuda olduğu kadar zorlayıcı olmayıp, çocuklar büyüyünce evleme zorunluğu taşımazlardı.
    * Kız arama da elçi denilen insanlar devreye girerdi.
    * Kız seçimine çok önem verilirdi. Kızın soyu sopu araştırılırdı. Kız tarafıda erkeğin soyu sopunu araştırır, uygunsa verirdi.
    * Kızın erkeğe gönüllü olması ve kaçma işini beraber planladıkları durumlarda olay fazla büyütülmez, zamanla örtbas edilirdi.
    * Sevenlerin kavuşamama durumunda maraz denen ruh hastalıkları olurdu.
    * Kız istenmeden önce ondan büyük kız olup olmadığı araştırılırdı. Böyle bir durum varsa kız istenmez, istense de büyük kız varken ufak kız verilmezdi.
    * Kızın bir başkasına sevdalı olup olmadığına bakılrdı.
    * Kız daha istenmeden, yani iş resmiyete dökülmeden elçiler sayesinde iş halledilmiş olurdu.
    * Kız istenmeye gidilirken karşı taraf haberdar edilir, hazırlıklı olmaları sağlanırdı. Erkek tarafı karşılanır ağırlanır. Bir müddet ordan buradan konuşuldukjtan sonra asıl konuya girilirdi. "Allah'un izniyle, Peyganberun kavliyle kizinuzi oğlumuz Temel'e istiyiruk" denirdi. Kız tarafı kendini naza çeker, cevap vermek istemez, çay kahve, yemek ikram edip konuyu dağıtmaya çalışırdı. Erke tarafı da israr eder "Kızı vermezseniz ne yemeğinizi yeriz nede kahvenizi içeriz" derdi. Hayli mücadele sonunda istekler sıralanır, kabul edilince de kız verilirdi.
    * Kız istendiğinde verilirdi. Çünkü söz önceden alınır ve kararlaştırılmış olurdu. Söz alınmadan kız istendiğinde, istenmedik olaylar olabilirdi. Erkek tarafı soğuk karşılanır. Mazeretler uydurulur. Bazen de kız görücüye çıkmazdı.
    * Kız tarafı erkek tarfının karşılayabileceği kadar başlık parası isterdi. Bu kıza harcanırdı. Ayrıca kıza alınacak eşya ve altın tesbit edilirdi.
    * Ara kesildikten sonra (kızın sözünün alınması) olay hemen duyurulurdu. Bu da erkek tarfının dılaru da hava ya kurşun sıkmasıyla olurdu. Peşinden yemek yenir. Düğün günü belirlenir, ayrıntılar konuşulurdu.
    * Ara kesilirken kız tarfına verilen sözler düğnden önce yerine getirilirdi. Bir alış veriş günü tesbit edilirdi. Genellikle Çarşamba günü olurdu. Her iki tarfta birinci derece yakınlar olurdu.
    * Takılardan genellikle çok eskiden dilme fes, beşli, daha sonraları zincir, bilezik, küpe, yüzük, saat, alyans, iğne gibi altın eşyalar alınırdı. Daha sonra söz verilen giyim kuşam ve yerleşimle ilgili diğer eşyalar alınırdı.
    * Alınan eşyalar önce kız evine gönderilir, kızın kendi hazırladığı eşyalarla birlikte sergilenirdi. Bu olaya "Bohça Açıldı" denirdi. Perşembe'den Cumartesiye kadar açık kalır isteyen gelir bakardı.
    * Eşyalar evden çıkarken, kızın erkek kardeşi yoksa bir yakını kapıyı keser ya da sanduğa otururdu. Kapı erkek tarafının bir miktar para vermesiyle açılırdı.
    * Cumartesi erkek evine getirilen eşyalar kız tarafınca yerleştirilirdi.
    * Kına gecesi Cumartesi olup her iki taraftada yapılırdı. Misafirler horon eder, oynar, toplu halde kurşun sıkılırdı.
    * O gecede geline kına yakılır. Başka isteyenlerde var ise onlarda kına yakardı. Bazen geline yakma işlemi Pazar sabahına bıraklıdığı da olurdu.
    * Erkek tarafı kına gecesinde şeker, fındık türü yiyecekler gönderirdi.
    * Pazar sabahı erkek tarafı kalabalık bir halde kızı almaya giderdi. "Duğunci" denen bu grup yol boyunca sık sık silah sıkardı. Bunu duyan kız tarafı da karşılık verirdi.
    * Gelini evden genellikte damadın babası veya ağabeyi çıkarırdı. Bu arada kapı kesilir bahşiş istenirdi. Yol boyunca yer yer yol kesildiği olurdu. Geli evden çıkarken kurşun sesleri ortalığı yıkardı.Bazı evlerdede ilahiler okunurdu
    * Yol yakınsa gelin yaya, uzaksa at ile getirilirdi.
    * Gelinin evinden gelenlere ikram edilen lokumu damada ulaştıran ödüllendirilirdi. Bu kimseye "müjdeci" denirdi. Müjdeciye ya para ya da bir tepsi baklava verilirdi.
    * Kız ve erkek tarafıı birlikte kurşun ata ata gelinle birlikte erkek evine gelirdi. Bu gruba "alay" denirdi. Kız ağlarsa, "Hem ağlıyalum, hem gidelum" denirdi.
    * Kız eve girmeden önce tatlı dilli olsun diye, elini bala tutturup sağ parmaklarıyla kapının başına sürerlerdi. Zengin olsun diye başına bez koyup para dökerlerdi.
    * Kız tarfından birileri gelini içeri sokmaz.Bir şeyler isterdi. Buna "kapılık istemek" derlerdi.
    * Gelin odasına götürülür, oturtulur, yanında genellikle ablası veya yengesi bulunurdu. Bazen de o mahalede yeni gelin olmuş birisi de olabilirdi.
    * Düğün akşama kadar devam ederdi. Bu arada sıksaray, sallama, atlama, titreme gibi horonlar yapılırdı. Horonlar genellikle erkek erkeğe, kadın kadına oynanırdı. Erkekler daha çok evin dışında veya avluda, kadınlar ise evin içinde bir yerde oynarlardı. Erkekler kızlar bir arda oynadığında kadınlar veya kızların kollarına ancak yakınları girebilirdi.
    * Horonlar kaval, tulum, akordiyon, mozika (mızıka) nadir olarak zurna ve daha çok kemençe eşliğinde oynanırdı.
    * Çoğu zeminde şairle atma türkülerle horona ayrı bir renk katarlardı.
    * Bu arada erkek anaları da boş durmaz. Sağa sola göz gezdirir. Bir kız ararlardı.
    * Yakın komşuların yardımıyla misafirlere yemek verilirdi. Bu arada bazıları bahşiş almak için yemeği engellerdi. Buna "sofra bağlama" denirdi.
    * Hava kararamadan düğün alayı dağılır fakat kız tarafından bir kaç kişi bir müddet daha beklerdi.
    * Gerdeğe girilmeden eğer önceden kıyılmadıysa " hoca nikahı" yapılırdı.
    * Ev gerdeğe gireceklere bırakılır. Bir günlüğüne ev sakinleri komşulara kalırdı.
    * Pazartesi günü gelin erken kalkar ve ev işlerine konulurdu. Sözde uğursuzluk getirmesin diye geline bir hafta süpürge tutturulmazdı. Bugün aynı zamanda kız ve erkek tarafının birbirine bohça içersinde hediye verdiği gündür. Bu olaya "bohça çıktı" denirdi.
    * Düğünden bir hafta sonra "yedi" olurdu. Yedi, kızın damatla babasının evine gitmesiydi. Damat'a bu arada bazen ağra kaçan şakalar yapılırdı. Bu şakalrdan korunmak için damadın yanında korumaları olurdu.
    * Damat sofraya oturduğunda sofra arkadaşları tarafından bağlanır. Kaynana sofranın açılması ve damadın yemek yemesi için bahşiş verirdi.
    * Yedididen birkaç gün sonra da kız tarafı erkek tarafınca devet edilirdi.
     
  13. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    BAYBURT İLİ EVLİLİK ADETLERİ

    Kız İsteme

    Evlenme çağına gelen oğullarını evlendirmeye karar veren ailede, oğlanın annesi akrabalarından birkaç kişiyi de yanına alarak evlenme çağında kızı olan evlere veya tavsiye edilen kız evlerine giderek kızlarına bakarlar. Baktıkları kızlarda güzellik, güzel ahlak, el becerisi ve benzeri meziyetler ararlar. Özellikle kız bakmaya sabah erken gidilir, kızın tertip, düzenine ve çalışkanlığına bakılır. Kız beğenilirse ayrıca yakınlarıyla birkaç defa gidip baktıktan sonra istemeye gidilir. Oğlanın annesi ve yakınları kızı annesi ve yakınlarından isterler. Eğer kızın ailesi verme taraftarı değilse, kızımız küçük diyerek işi geçiştirirler. Kızı verme taraftarı iseler kızın annesi bir kaç gün müsaade isteyerek babasına ve büyüklerine soracağını belirtir.

    Oğlan tarafı bir kaç gün sonra tekrar giderek kızı ailesinden bir kez daha isterler. Kızın annesi “Allah yazmışsa ne diyelim “diyerek işi erkeklere bırakır. Bu durum kızın verildiğine işarettir. Oğlan tarafından bir grup erkek kızın babasını ziyarete giderek bir de kızı babasından isterler. Babası da kızı verecekse “Allah yazmışsa ne diyelim, her iki tarafa da hayırlı uğurlu olsun” der. Bunun üzerine kız istemeye giden erkekler kızın babasından pusula (kız için oğlan tarafından isteklerini belirten liste) isteyerek, kızın babasının yanından ayrılırlar. (Bu pusulaya aynı zamanda kesirde denir) Kız tarafı Altın, Mobilya, En (Elbiselik kumaş) ve varsa diğer isteklerde bulunur.

    Oğlan tarafı pusulayı fazla bulursa, istekler üzerinde anlaşmaya çalışılır, anlaşamazlarsa bu iş biter. Anlaşılır veya direk kabul edilirse, kahve içme günü tespit edilir. Kahve günü sabahı oğlan tarafı şeker, kolonya, lokum, sigara ve kahve gönderir. Kız tarafının tespit ettiği bir mahalle odasında kahve içmek için erkekler toplanır. (Buna aynı zamanda Tatlı kahve denir) Burada oğlan tarafının yaşlı temsilcileri kızı tekrar isterler, kız tarafı da verdiklerini belirttikten sonra kahve içilir. Şeker, lokum ikram edilir. Sonra bir tepsinin içinde oğlanın babasına veya ailenin büyüğüne tekrar bir kahve daha gelir. Oğlanın babası veya ailenin büyüğü kahveyi içtikten sonra ikram yapan gençlere verilmek üzere tepsiye bahşiş bırakır. Sonra topluluk huzurunda Kız ve Oğlan vekili hocanın yanına oturarak dini nikah yapılır. Dua edilir ve topluluk dağılır.

    Nişan

    Nişan günü tespit edildikten sonra. Nişan için gerekli olan Malzemeler, nişan ve nikah kıyafetleri, hamam takımı, Ayakkabı, çanta, terlik ve kızın yakınlarına hediye v.s. alınır. Alınan bu eşyalara nişan ile selesi oğlan evinde serilir. komşu ve yakınlara gösterildikten sonra kız evine gönderilir. Gelen sele kız evinde tekrar serilerek komşulara ve yakınlara gösterilir.

    Nişan günü oğlan tarafı kız tarafına gider önce yemek yenir, sonra kızın yüzüğü ve takıları takılır eğlenilir ve topluluk dağılır.Kız tarafı oğlanın yakınlarına tatlılık olsun diye nişana gelenlerle bir tepsi baklava gönderirler. Nişandan sonra kız tarafı gelen nişan selesinin karşılığı olarak damat ve yakınlarına hediye gönderirler. Buna, nişan selesinin geri dönmesi denir. Bir müddet sonra oğlan tarafı peştim bal hamamı yapar.

    Hamamda gelen davetlilere kız tarafından çörek, oğlan tarafından da meyve dağıtılır, eğlenilir ve oynanır. Nişanlılık süresi içinde tespit edilen bir gün, kız evine nikah memuru götürülerek kız, oğlan ve her ikisinin şahitleri huzurunda sade bir törenle resmi nikah yapılır. Tatlı kahve ile düğün arasına eğer Ramazan rast gelirse ramazanın on beşinci gecesi oğlan tarafından bir gurup, kız tarafına gider altın ve hediyeler götürür eğlenilir ve sahur yemeği yenilerek
    dönülür buna on beşi denir.

    Ramazan Bayramında altın hediye v.s. gönderilir. Kurban bayramında ise koç süslenir, koçun boynuna lira, bilezik veya beşlik takılır, diğer hediyelerle birlikte kız tarafına gönderilir.

    Düğün

    Düğün günü kararlaştırıldıktan sonra, çarşıya çıkılır. Gelinlik, çeşitli kıyafetler alınır, Kızın annesine “süt hakkı” adı altında bir hediye ve ayrıca yakınlarına da değişik hediyeler alınır altınlar önce oğlan tarafında gösterilir, sonra sandığa konularak kız evine gönderilir. Kıza giden çerez sandığa bakmaya gelenlere dağıtılır. Düğünden 15 gün öncesinden başlayarak, kız yakınları tarafından yemeğe alınır ve bu yemeklerde çeşitli eğlenceler yapılır, buna “kınaya çıkarma” denir. Düğünden bir kaç gün önce kızın çeyizi yakınları ve arkadaşları tarafından yıkanır, ütülenir ve serilir. Sonra çeyiz yakınlara ve komşulara gösterilir,Mahallenin muhtarı, hocası kız evine giderek bütün eşyaların fiyatlarını tespit ederek bir liste çıkarırlar,buna “çeyiz yazma” denir. Giden guruba şerbet ikram edilir. Yazılan çeyiz toplanır, sandığa yerleştirilir ve eşyalarla birlikte sandıkta oğlan evine götürülür.

    (Sandık evden çıkarılmadan kız tarafında bir çocuk sandığın üzerine oturarak bahşiş alır.) Gelen çeyiz kız tarafından gelen hanımlarca kızın geleceği eve serilir, yerleştirilir.

    Düğünden iki gün önce gelin hamamı yapılır. Hamamdan sonra gelin kız sağdıcının evine gider o gece sağdıcın evinde yatar, Eğlenir oyunlar oynanır. Ertesi gün kızın evine gidilir ve o gece kız evinde baş örme (Kına gecesi) yapılır. Yemekler yenir, oyunlar oynanır, eğlenilir.

    Bu arada gelin içeriye girer yengelerden biri gelinin ayağına ayak eni serer, gelin ve sağdıçlar ellerinde mumlar, büyüklerle ve oğlan evinden gelenlerle görüşür ve kenara çıkar. Ayak eni toplanır baş sağdıca sağdıç eni asılır. Kaynana ve oğlan evinden bir kaç kişi geline para ve pul serperler, Takılar takılır. Bitince takan kişi arkaya geçerek gelinin başını tutar ve kaynana baş parası verir. Oğlan tarafından gelenlerden, baş sağdıca el parası toplanır, Oyunlar oynanır eğlenilir. Oğlan evi izin ister gider. Oğlan evinin genç kızlarından bir kaç tanesi kalır. Eğlenceye başlanır. Geç saatte gelin kızın eline, sağdıcı tarafından kına yakılır kına yakımı sırasında gelinin ağlaması gelenektir.

    Türküler söylenerek özellikle gelin ağlatılır. Kına gecesi türkülerinden örnekler:

    Benim elim ak mendile sarılsın
    Güleç yüzüm, tatlı dilim sorulsun
    Sen anam, sen babam, kınam kutlu olsun
    Hem orda, hem burda, dilim tatlı olsun
    Gelin arkadaşlar kınam ezilsin
    Anam bacım başucuma dizilsin
    İlk ayrılık gözümden yaşlar süzülsün
    Sen, anam, sen babam, kınam kutlu olsun
    Hem orda, hem burda, dilim tatlı olsun




    Diye devam eden türküler söylenir, oyunlar oynanır. Kız evinde kına gecesi olurken, oğlanın baş sağdıcının evinde de sağdıç (Sıra) gecesi yapılır. Sağdıç yemeği yenir, oyunlar oynanır, eğlenilir. Sabah namazından sonra hamama gidilir, hamam çıkışı yan sağdıcın evinde kahvaltı yapılır ve eve gelen berber, damadı ve sağdıçları tıraş eder. Tıraştan sonra kız tarafından gelen bohçadaki kıyafetler giyilir, düğün için hazırlanan yere sağdıçlar tarafından damat götürülür, düğün yemeği yenir, barlar oynanır ve eğlenilir.

    Mahallenin ileri gelenleri, tanıdıklar ve akrabalar, gelini almak için arabalarla dünürcü giderler. Giden dünürcülere kız tarafında şerbet ikram edilir. Dünürcülerden gençlere şerbet parası toplanır. Kızı evinden çıkarırken kardeşi kapıyı tutar ve ona kapı parası verilir. Topluca Allahaısmarladık denir ve gelin arabaya bindirilir. Gelin eve girerken ayağının altına bardak konularak kırdırılır, yüzüne ayna tutulur, kolunun altına kurân verilir, başına damat tarafından para ve çerez serpilir.

    Gelin içeri alındıktan sonra damat arkadaşları ve sağdıçlar tarafından davul zurna eşliğinde getirilir. Kapının önünde bir süre oynadıktan sonra damat içeri atılır, dışarıda kalan arkadaşlarına kız tarafından gelen kurabiyeler dağıtılır, daha sonra topluluk dağılır.
     
  14. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    HAKKARİ İLİ EVLİLİK ADETLERİ

    Evlenme yaşı köy yerinde erkeklerde 18-20 kızlarda 15-18 il ve ilçe merkezlerinde 20-25, kızlarda 18-20'dir. Önce dini nikah sonrada resmi nikah yapılır. Boşanma olaylarına pek rastlanmaz. Boşanmalarda “tas atma” yada “talak verme” denen geleneksel boşanma, resmi boşanma seklinden daha yaygındır. İl merkezlerinde çok evlilik görülmekle beraber, çiftçilik ve hayvancılıkla uğrasan köy yerinde daha çok görülür. Aşiret içi evlilik yaygın birlikte aşiretler arası evlilikte olabilir. Aşiret içi evlilikte yaygın olan akraba evliliğidir.

    GÖRÜCÜ USULÜ

    Evlenme biçimlerinin başında görücü usulü gelir. Evlenecek erkeğin yakınlarından oluşan birkaç kadın daha önce üzerinde durulan yada tanıdıklarca tavsiye edilen kızı görmeye gidip, yakından incelerler. Gözlemleri müspet olursa niyetlerini belli edip ayrılırlar. Birkaç gün sonra bir aracı gönderip kapılarının kendilerine açık olup olmadığını sorulur. Şayet kız tarafının kızlarını verme gibi bir niyetleri varsa düşünmek ve akrabalarına danışmak için süre isterler. Bu bazen defaatle tekerrür eder. Bu hareket bir çeşit naz anl***** da gelir.

    KIZ İSTEME

    Kız tarafının olumlum bir cevap vermesiyle karsılaştırılan bir günde aksam yemeğini müteakip oğlan babası akrabalarını ve aşiretin ileri gelenlerinden oluşan 8-10 kişilik bir grup yanına alarak köy yada mahalle imamının esliğinde kız istemeye giderler. Kızın babası da akrabalarıyla beraber gelecek grubu bekler. Oğlan tarafını gelmesiyle kız isteme merasimi resmen başlamış oluyor. Her iki tarafta da anlamlı vakar bir sessizlik hakimdir. Bu atmosferde oğlan ve kız taraflarının konuşmaması adettendir. Konuşma hakki her iki tarafın yaşlılarınındır. Önce kız tarafının en yaşlısı ve ileri geleni misafirlere “hos geldiniz, bas göz üstüne geldiniz.” der. Oğlan tarafının mukabil karşılığından sonra kısa bir süre havadan sudan konuşulur. Oğlan tarafının yaşlısı laf arasında bir girizgah bulup kız tarafının en yaşlısına “gelisimizin sebebini açıklar. Allah’ın emri peygamberin kavli ile kızınız A yı oğlumuz B ye münasip gördük ne buyurursunuz?” der. Kız tarafının en yaşlısı “ kızımız bir candır yolunuza feda olsun.” der. Bu cevap evet anlamındadır. Bunun üzerine hoca bir fatiha okur hayırlı olsun temennisinde bulunur. Bu sırada oğlan tarafından güveye yakın birisi kız tarafının en yaşlısının elini öper. Ardından şerbetler içilir. çay faslından sonra da müsaade alınarak kalkılır.

    SÖZ KESME

    “Kız istemeyi” müteakip üç gün içinde “desteser” denilen söz kesmeye gidilir. “desteser” için güveyin annesi ve yakın akraba çevresinden bir grup kadın gider. Giderlerken yanlarında geline hediye olarak bir altın bilezik, bir takım elbise bir çift ayakkabı, bir çift terlik vb.. hediyeler götürülür. Gelin evi de gelenlere çay türünde ikramda bulunur.

    NİŞAN

    “desteser” den sonra sıra nişan törenine gelmiştir. Nişan töreninde oğlan ve kız tarafı davet etmek istedikleri tüm akrabalarını davet ederler. Davete sadece kadınlar icabet eder. Tören genellikle kız evinde yapılır. Törene katılan kadınlar düğünü aratmayacak şekilde halaya tutulur, şarkılar esliğinde oyunlar oynanır. Geline bu günün anısına nisan elbisesi giydirilir, güvey tarafının beraberinde getirdiği ziynet eşyalar geline takılır. Nişan bir saatlik süre içinde tamamlanır.


    ŞEKER KIRMA

    Şeker kırma merasimine her iki taraf nisan olduğu gibi düğüne çağırmayı düşündükleri bütün akraba ve yakınlarını davet ederler. Şeker kırma davetine yalnız erkekler katılır. Güveyin evinde toplanan güveyin davetlileri şarkılar esliğinde gelinin evinin yolunu tutarlar. Giderlerken beraberinde “sirinahi” denilen kesme seker, misafir sekeri, lokum vb.. şeyler götürürler. Gelen davetlilere bu lokum ve sekerler tepsiler için de ikram edilir. Davetlilerde bunları avuç içi alarak mukabelede bulunurlar. Şeker kırmanın en belirgin vasfı sağdıç tespitidir. Tepsi içindeki kelle sekeri kimseye iltimas geçmeyeceği birine teslim ederler. Bu kimse koni biçimli sekere bir çekiç vurarak parçalar, parçalanan sekerler oda içinde gelişi güzel saçılır. Sağdıç olmak isteyenler saçılan sekerin içinde koni biçimli olan parçayı almak için kapışırlar. Bunu kapan sağdıç olur. Bu adet kimi zaman nahoş hadiselere hatta kavgalara sebep olduğu için terk edilmiştir. Bu gün sağdıçlığı arzu edemler ya kendi aralarında yada daha önceden güvey babasından sağdıçlık sözü isterler. Sağdıç olan ileride de anlatılacağı üzere düğünün organizatörlüğünü ve kısmen de masraflarını üstlenir.



    DÜĞÜN

    Sıra artık düğün coşkusuna gelmiştir. Taraflar arasında kararlaştırılan bir hafta sonunda düğün töreni gerçekleştirilir. Düğünler düğün salonunda başlayıp düğün salonunda biten düğünlere benzemez. Düğünler hem damat hem de gelin evinde düzenlenen iki gün iki gecelik değişik eğlence programlarıyla devam eder. Bu güne binaen davetliler en güzel elbiselerini giyerler. Genç kızlar ve kadınlar düğünde iç açıcı renklerden oluşan rengarenk ayak topuklarına kadar uzanan mahalli kıyafetlerinin en güzelini giyerler. Erkekler ise “selik sepik “ denilen düz desenlerden oluşmuş elbiseler giyerler.


    KINA GÖTÜRME VE KINA MERASİMİ

    Yukarıda da söylediğimiz gibi düğünler iki gün sürer. Düğüne iki-üç gün önceden akraba ve komşular, arkadaşlar davet edilir. Düğünün birinci günü sabahtan damadın davetlileri damat evinde, gelinin davetlileri de gelin evinde toplanmaya başlarlar. Kimi zaman davul zurna esliğinde kimi zaman da oyun ve türküleri esliğinde oyunlar oynamaya başlanır. Erkekler kendi araların da kadınlarda kendi aralarında oyunlar oynar. Oyunlar halay seklinde ve sağdan sola yürüyerek oynanır. Oyunlar oldukça hareketli ve canlıdır. O kadar ki oyunların hareketliliğinden oyuncuların alnında buncuk buncuk ter boşanır. Birinci günün en belirgin merasimi kına götürme ve her iki evde yapılan kına törenleridir. Kına ile birlikte gelin evine gelin elbisesi, mum ve bilezik götürülür. Önde erkekler onların arkasında sıra halinde dizilmiş genç kızlar ve kadınlardan oluşan bir düğün alayı kurulur. Kına götürülme esnasında disiplinli ve vakur bir düğün alayı seklinde gidilir. Erkekler oyun türküleri söyleyerek yürürken kadınlar sessizce, ağır ağır yürüyerek onları takip ederler. Kına vs. eşyalar teslim edildikten sonra damat evine dönülür. Gelin evinde yemeğe adeti yoktur. Kına dönüsü damat evinde davetlilere yemek ikram edilir. Aksam karanlığına kadar halaylar devam eder. Daha sonra davetliler damadı alarak sağdıcın evine götürülür. Sağdıcın evinde bir süre halay çekildikten sonra kına merasimine geçilir. Kına şarkısı esliğinde kına getirilerek, damadın sağ el serçe parmağı ve ayak parmağına kına sürülür. Geri kalan kına da davetlilere dağıtılır; kına gecesi hatırası olarak onlarda ayni şekilde kına sürerler. sonrada damadın başı üstünde sağdıç tarafından kınaya bandırılmış para saçılır. Bu damada soğuk şakalar yapılmaması için verilmiş bir çeşit bahşiş anl***** gelir. Kına merasiminden sonra oyun şarkıları esliğinde geç saatlere kadar halaylara devam edilir o gece damat bir grup davetli ile sağdıcın evinde misafir edilir.

    Kına merasimi damat tarafından sevinç ve neşe içerisinde halaylar esliğinde yapılırken, gelin tarafında hüzünlü kına şarkıları eşliğinde ağlama ve gözyaşları ile yapılır. Kına gelin annesinin göz yaslarıyla yoğrulur. Mumlar gelinin göz yaşlarıyla söndürülür. Adeta damat tarafında yapıldığı gibi gelin kına odasına alinir, kenarlarına mum sıralanmış bir tepsinin ortasına konulan kına, kına şarkıları söylene söylene ve ağır ağır yürünerek getirilir. Gelin oturtularak el ve ayaklarına kına sürülür.


    GELİN ALMA

    Düğünün ikinci günü sağdıcın evinde, damat tıraş edilir, banyosu yapılır, damatlık elbisesi giydirilerek davetlilerle birlikte kahvaltıya oturtulur. Kahvaltının ardından sağdıcın evinde bir iki halay çekildikten sonra damadın evine doğru yol alınır. Yol buyunca düğün şarkıları söylenir. Damada evde taht gibi odanın bas kösesinde bir yer hazırlanır. Damat buraya oturtulur. Damat kendisi için oturduktan sonra tebrikleri kabul etmeye baslar. Davetliler basta para olmak özere damada çeşitli hediyeler verirler. Gün buyu damada kendisi için hazırlanan tere oturması adettendir. Zorunlu haller dışında yerini terk etmez. Damat tebrikleri kabul ede dursun öbür yanda düğün ve halay devam eder. Erkekler kendi aralarında kadınlar kendi aralarında davul zurna ve oyun havaları esliğinde halay çekerler. Çok değişik oyun ve figür, hareketlerin yer aldığı oyunlar oldukça hareketlidir. Şarkılar oyuncular tarafında koru halinde söylenir. Şarkılar beyitler halinde olup birinci koru söylerken diğeri dinler, ikinci koru söylerken birinci koru dinler. Bu şekilde hem söylenir hem de oynanır. Gelin evinde de damat evi kadar olmasa da oyunlar oynanır. Bur da genellikle genç kızlar ve kadınlar halay çeker. Gelin evinde davetli erkeklerin oyun oynaması yadırganır. Damat ta olduğu gibi geline de para ve çeyizlik hediye verilir. Gelin almaya genellikle ikindi sularında gidilir. Damadın yakın çevresinden davetliler gelin almaya giderken damat evde oturur. Gelin alayında kınada olduğu gibi erkekler önde kadınlar arkada olmak özere artarda sıra olunur. Erkekler önde oyun türküleri söylerken kadınlar da vakur ve ağır adımlarla onları takip eder. Kadınlar gelin almaya giderlerken elbiseleri üzerine “hizark” denilen ipekli Bağdat kumaşı giyerler. Kadın alayının önünde 6-10 yaşlarında başı kavuklu kızlar yürürler.

    Bunları evlenme çağında olan genç kızlar,evli kadınlardan bir grup tek sıra halinde takip eder. gelin evine varıldığında berbük(gelin almaya gelen kadınlar) ile sağdıç gelinin bulunduğu odada ağlanırken, dışarıda gelin almaya gelen gençler sevinçle hareketli oyunlarla halay çekerler. Hizark giydirilip hazırlıklar tamamlanınca gelinin bir elinde sağdıç, diğer elinde sağdıcın hanimi girer ve gelini üç kere kaldırıp oturttuktan sonra sağdıç gelinin başına bir miktar bozuk para saçar yere düsen paralar çocuklar tarafından kapışılır. Gelin adayı damadın evine doğru yol alırken yer yer yol kesilir yol bahşişi istenir. Yol bahşişini genellikle sağdıç dağıtır. gelin damat evine gelirken damadın annesi evliliğin mutluluk geçmesi dileğiyle su para , şekerleme bir kabı gelinin ayakları dibine atar. Gelin odasına alınarak hem erkekler hem de kadınlar düğüne devam eder. Eğlenceler aksam yemeğine kadar devam eder. Yemek yenildikten sonra davetliler dağılır, yalnız damadın yakın akrabaları kalır. Sağdıç ve kalanlar şarkılar ve elinde mumular esliğinde damadı gelinin odasına götürürler. Damat geline yanaşarak sağ ayağı ile gelinin ayağına basar bu da aile içinde erkek üstünlüğünü ifade eder. Bu arada kendilerine bir bardak şerbet ikram edilir. Şerbetin yarısını önce damat diğer yarısını da gelin içer. Bu evlilik hayatları buyunca acı ve tatlı günleri beraber paylaşacaklarını ifade eder. Böylelikle evlilikte ilk müşterek adim atılmış olur. Fatiha okunarak geri kalan misafirlerde dağılır.


    DÜĞÜN SONRASI

    Hakkari düğünlerinde balayı adeti yoktur. Düğünün ertesi gününden başlayarak damadın yakın akrabaları bir hafta buyunca düğün evini yemeğe davet ederler. Davette hem güzel yemekler ikram edilir hem de bütçelerine göre hediyeler verilir. Bu hediyeler il ve ilçe merkezinde takılar köylerde elbise vb. şeylerden oluşur.

    Düğünden sonraki ilk Çarşamba günü “sersini” günüdür. O gün gelinin çeyizi gelini evinden damadın evine gönderilir. Bu günün anısına damadın yakın çevresinden kadınlar davet edilir. Gelen kadınlara hem yemek ikram edilir hem de çeyiz gösterilir. Kadınlar da geline çeşitli hediyeler verir.

    Düğün gününden bir hafta sonra kız ve oğlan evi arasında karşılıklı davetler baslar. Önce gelin kocası ile beraber baba evine gelir. Bunu müteakiben ailenin ileri gelenleri karşılıklı ziyaretlerde bulunurlar, davet esnasında karşılıklı saat, silah, kıymetli hediyeler takdim ederler.


    BAŞLIK PARASI

    Eskilerin namı sanı yayılmış, damat adaylarının sırtındaki büyük yük kalkmış, gelin adaylarının önündeki engel kalkmış artık ilimizde. Ama hala gölgesi dolaşıyor ortalıkta. Şeker kırma merasiminde bir zarfın içinde kız tarafına takdim edilen halen usulen takdim edilmektedir. Eskiden kısmen “ayak parası” olarak iade edilirken, artık tümü iade edilir. Bu karşılıklı olarak her iki tarafın saygınlıklarına halel getirmemeleri anl***** gelir.


    BERDEL EVLİLİĞİ

    İlimizdeki diğer bir evlilik türü de berdel evliliğidir. Bu evlilik türü evlenme çağında olan hem erkek ham de oğulları olan ailelerin kızlarını oğulları için değiştirme usulüdür. Berdel evliliği ilimiz de başlık parasını bir alternatifi olarak doğmuştur. Berdel evliliği ile aileler karşılıklı olarak baslık parasının ve düğünün ekonomik güçlüklerinden kurtulurlar. Daha çok ekonomik olarak zayıf olan aileler bu usulü tercih ederler.


    KIZ KAÇIRMA

    Yörede nahoş görülen ancak, mecburiyet durumunda gerçeklesen bir evlenme sekli de kız kaçırma neticesinde gerçekleşir. Bu evlenme sekli kızın babasının veya kızın gönlünün olmaması durumlarında muradına ermek isteyen delikanlılarının başvurduğu bir yoldur. Şayet kızın gönlü var, babasının gönlü yoksa gençler birlikte kaçmaya karara verirler. Şayet hem kızın hem de babasının gönlü yoksa kıza aşık olan delikanlı yanına yakın akrabalarından yada aşiretinden birkaç delikanlı alarak çeşme veya zuma yolunda kaçırırlar kaçırılan kız ya dağa çıkarılır yada bir konak uzaklığında bir köye götürülür ve belli bir süre saklanır. Saklanma, kız babasının ve oymağının kızgınlığı ve kini yumuşayıncaya veya aracılar araya girip tarafları barıştırıncaya kadar sürer. Barıştırma görüşmeleri çok çetin ve çekişmeli geçer. Kız tarafı alınlarına bir leke sürüldüğünü, el alem içine çıkamayacağını söyleyerek, kızlarına karşılık bir kız, at, silah isterler. Karşı tarafın kızı olmadığı durumlarda astronomik bir baslık parası talep edilir ve alınır. Aracıların girişimlerinin tatlıya bağlamaması işi aileler hatta aşiretler arası kavgalara neden olur. Kimi zaman karşı aile veya oymaktan kız kaçırılarak misilleme yapılır. İlimizde bazı yapıtlarda geçtiği gibi “kepir değişi” denilen, masa başından uydurulduğu her halinden belli olan evlenme türü yoktur, söz konusu bile edilemez.
     
  15. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    ŞANLIURFA İLİ EVLİLİK ADETLERİ

    Halk Kültürü Şanlıurfa Evlenme Adetleri Urfa’da eski bir adet olan eşlerin birbirlerini görmeden, görücü usulü ile evlenmeleri eskisi kadar yaygın olmamakla birlikte, bugün karşılaşılması muhtemel bir evlenme şeklidir.

    Bu evlenme şeklini incelediğimizde, Urfalılar’ın örf ve adetlerine sıkı sıkıya bağlı olduklarını görürüz. Geleneklerine bu derece bağlı olmalarının ise başlıca üç nedeni vardır.

    1. Urfalılar’ın çevre illeri ile derin bir ilgisi yoktur. Köklü ve kalabalık ailelerin bulunduğu bir yerleşim birimidir. Daha düne kadar Urfalı, kızını başka illere gelin vermez ve Urfa delikanlısı dışardan evlenmezdi.
    Urfa’da yabancılara “Kerıp”, dışarıdan evlenenlere ise “Kerıpten evlenmiş, kim bilir kimin nesini almış” denilirdi.

    2. Urfa, büyük ticaret ve sanayi merkezlerine uzak, bir tarım ve hayvancılık kenti olduğundan büyük yol güzergâhlarının birleştiği noktada bulunmamaktadır.

    3. Bir kıyı şehri olmaması nedeniyle yerli ve yabancı turistlerin hemen hemen yok denecek kadar az olması değişmeleri kolay kolay kabul etmemesine neden olmaktadır.
    Evlenme yaşına gelen delikanlının doğrudan “Ben evelenecağam” diye anne ve babasına söylemesi ayıp sayıldığından bu durumu uygun bir şekilde yakın arkadaşlarına veya başka bir kimse vasıtasıyla anne ve babasına iletir.
    Haberi iletecek olan kimse erkek ise oğlanın babasına “Allah ömürlü etsin, yeğenimiz artık böyüdü, gözü damlarda duvarlarda” diyerek delikanlının evlenecek yaşa geldiğini ve bir kızın aranmasını söylemek ister. Oğlanın babası ise durumu hanımına açar. Oğlanın annesi ise “Benim de kulağıma degdi, ben de işin farkındayam” diye cevap verir. Zaten anne bu hayırlı işten daima babadan daha fazla çaba harcar.
    Evlenecek yaşa gelen delikanlı ise annesinin yaptığı yemekleri, yıkadığı çamaşırları, beğenmemeye başlar. Çeşitli huzursuzluklar çıkarır.
    Annesi ise “Elimden bı kadar geli, yarın avradi siye bişirir begenırsen” der. Oğlan ise konunun iyice anlaşıldığını ve verilen mesajın yerine iletildiğinin huzuru içerisinde tebessüm eder.
    Anne o günden sonra gizliden gizliye kız aramaya başlar. Tanıdıklarının tavsiyelerine uyarak gelinlik çağındaki kızların evine bir bahâne ile giderek, kızın ailesinin yaşantısını kendi görüşüne göre inceler.

    Kız İsteme

    Evlenme çağına gelen erkeğin anne ve babası veya yakınları oğullarına kız aramaya başlarlar. Anne özellikle yaşlı kadın akrabalarına “Oğlumu everecağam, acaba münasip bir kız bulabilir miyem?” diye sorar. Hamamda, düğünlerde, kır gezintilerinde kızları araştırmaya, soruşturmaya başlar.

    Gözüne kestirdiği bir kız olursa, ilk önce kızın yakın komşularından sormaya başlar. “Acaba bı kız nasıldır, derdimizi çekermi, gişi kızı mıdır?” Komşular ise kendilerinden sorulan genç kız tavsiye edilebilir nitelikte biri ise “Mabalı günahı boynuna” diyerek teminat verir. Şayet kızı tavsiye etmiyor ise, açık açık söylemenin de çevreye göre ayıp, dini kurallara göre günah sayıldığından “komşumuzdur ama, pek ilgimiz yoktur” diyerek istenmemesi gerektiğini ima ederler.
    Oğlanın annesi daha önceden tesbit edilmiş olan kızın evine ansızın veya haberli olarak yanına yakınlarını da alarak gider. Havadan sudan konuşulduktan sonra oğlanın annesi genç kızdan bir bardak su ister. Su isteme aslında kızın yürüyüşünü, konuşma tarzını, becerikliliğini kontrol etmek, hareketlerini toptan değerlendirmektir.
    Oğlan tarafı şayet kızı beğendiyse, kız orada yokken bunu fırsat bilerek kızın annesine “Allah bağışlasın, sözlüsü, nişanlısı yok mu?” diye sorarlar. Kızın annesi sorulan sorulara cevap vermezse nişanlısı, sözlüsü yok demektir.
    Daha sonra oğlanın annesi ve yakınları oğullarının özelliklerinden, huyundan tahsilinden, mesleğinden bahsederler.
    Kızın annesi ise oğlan tarafının bu konuşmasını dinledikten sonra “Kimlerdensiniz, nerede oturisiz, oğliz neçi?” gibi birkaç soru, oğlan evine sorar.
    Oğlanın annesi ise sorulan bu sorulara cevap verdikten sonra, birkaç gün sonra tekrar bu hususta konuşmak üzere geleceklerini söyleyerek kız evinden ayrılırlar.
    Oğlan tarafı birkaç gün sonra, isteme olayını gerçekleştirmek için gelindiğinde, oğlan tarafının araştırması yapıldığından, ya “Kızımız daha küçük, gelin olacak yaşta değil, daha böyügü duri, daha mektebe gidi” gibi bahanelerle kızı vermeyeceklerini söyler, veya “hele babasına sorah, ne deyi ne demi” diye cevap verirler. Bazı kız istemelerde müsbet cevap alamayan taraflar, kızın alınmasında ısrar ettikleri takdirde hoş olmayan olaylar meydana gelir.
    Evlenme; çevre köylerde başlık denilen büyük bir maddi güce dayandığı için, köy gençleri bu parayı temin edemediklerinden dolayı büyük sıkıntılara düşerler. Çünkü başlık parası, kız tarafının insiyatifine kalmıştır. Tamamen kız tarafının erkekleri tarafından takdir edilir ve bu miktar karşı tarafa bildirildikten sonra kolay kolay değiştirilmez.
    Başlık; bazen nakit olarak, bazen de canlı hayvan, binek vasıtası veya bir tarla olarak alınabilir.
    Çevre köylerde başlık parasına az da olsa bir çözüm getirmek ve kolaylaştırmak amacıyla “Berdel” tabir edilen bir evlenme usulü vardır. Evlenme çağına gelen iki erkeğin yine evlenme çağına gelmiş olan kızkardeşlerini birbirlerine vermek suretiyle evlenmelerine yol açar. (1995 yılında dönemin Şanlıurfa Valisi Sayın T.Ziyaeddin Akbulut, bir genelgeyle başlık parasını kaldırmıştır.)
    Bu usul evlenme, aile büyüklerinin rızası ile olabileceği gibi, yalnız damat adaylarının kendi aralarında karar vermesiyle de olur.
    Taraflar çocuklarını birbirleriyle evlendireceklerine tamamen karar verdikten sonra, kız tarafından erkek tarafına bir mektup gönderilir. Buna “Kesim Kâğıdı” denir. Bu mektupta kız evinin oğlan evinden istedikleri yazılıdır.
    Kesim kağıdında yazılı olanlar, kız evi tarafından kararlaştırılan değerlerdir.
    Bir kesim kağıdı örneği:
    “Bismillahirrahmanirrahim. ..... başlık, altı çift bilezik, kelepinci, elmas kolye, altı adet elbise, altı çift ayakkabı .... lira hal’et, misafir odası takımı, v.s.”
    Hazırlanan kesim kağıdı kız evi tarafından bir işçi kadınla oğlan evine gönderilir. Bu mektubu getiren kadına “İndekçi” denir. Oğlan evi ise bu mektubu getiren indekçiye bahşiş verir.
    Oğlan evi gelen kesim kağıdındaki şartları aynen kabul ediyorsa, kağıdın alt tarafına “hepsi kabul” diye yazar ve aynı anda mektubu aynı indekçiyle geriye gönderir.
    Tamamı kabul edilmiyorsa verebileceklerini yine aynı kağıdın altına yazar ve bir gün sonra başka bir indekçiyle kız evine gönderirler.

    Sakal Öpümü


    Taraflar anlaştıktan sonra nişan yapılmadan önce oğlan evi, kız evine “Kızınızı bize verdiğiniz için teşekkür ederiz” anl***** gelen bir ziyaret yaparlar. Buna sakal öpümü veya teşekkür denir.
    Oğlan evinin yaşlıları sakal öpümüne giderler. Sakal öpümüne gidecek olan oğlan evi kesimde anlaşılan başlığın tamamını veya bir kısmını beraberlerinde kızın babasına veya velisine vermek üzere götürürler. Kesimde anlaşılan başlığı ve ziynet eşyalarından bir kısmını götürmeden de gidilebilir. Bu yine tarafların anlaşmalarına bağlıdır.
    Oğlan ve kız evinin kadın ve erkekleri ayrı ayrı odalarda otururlar. Birbirleriyle tanışırlar. Kız evi gelen misafirlere çeşitli meyvalar, çaylar, kahveler, çerezler genellikle de yöreye ait çiğköfte ve peynirli kadayıf ikram eder.
    Nişan gününün tarihi belirlenir, nişan günü yapılması kararlaştırılan hazırlıklar konuşulur ve gece ziyaret sona erer.

    Nişan

    Urfa’da yapılan nişan törenleri başka illerimizde yapılan nişan törenlerine benzemez. Kız ve erkek birbirlerini görmeden (çok yakın akrabalıklar istisna) ve konuşmadan nişanlanırlar. Kızın istenmesinden sonra nikâh yapılıncaya kadar, damat adayının kız evine gidip gelmesi hoş karşılanmaz, dini nikâh yapılmadığı için birbirlerine görünmeleri, konuşmaları, yörenin örf ve adetlerine göre ayıp, dini kurallara göre haram ve günah sayılır.
    Nişan merasiminin çevrenin adetlerine göre kız evinde yapılması gerekir. Oğlan evi tarafından birkaç kadın nişandan bir veya iki gün önce nişan şerbetinin hazırlanması için kız evine giderler.
    Kız evi nişan için gerekli hazırlıkları tamamlar. Nişan günü hazırlanan şerbetleri genç kızlar misafirlere servis yaparlar.
    Hazırlanan bu şerbetten damat adayının da içmesi arzulanır. Bir sürahi içerisine şerbet konur, üzerine beyaz ipek bir mendil örtülür, mendilin üzerine ise kırmızı bir kurdela ile oğlanın nişan yüzüğü bağlanır.
    Kız evinin tanıdığı yaşlı bir hanım şerbeti alarak oğlan evine götürür, oğlan da yüzüğü parmağına takar ve şerbetten içerek nişanlanmış olur.
    Nişan yapılan kız evinde gelin adayı giyinip hanım misafirlere “Hoş geldiyiz” diyerek misafirlerin yanında oturur.
    Kirve kızı tebrik ederek oğlan evinin yaptırdığı yüzüğü onun parmağına takar. Müzik dinlenir, sohbet edilir. Mevsimine göre yiyecekler, içecekler ikram edilir, nişan merasimi bittikten sonra zılgıtlar çalınır, nikâh ve düğün günü kararlaştırıldıktan sonra misafirler dağılır.
    Nişandan sonra Pazar ve Perşembe olmak üzere haftada iki gün oğlan evi tarafından kiralanan otomobillerle gelin adayı ve hanım akrabaları şehirde gezdirilir.

    İki tahta çakarlar
    Arasından bakarlar
    Daha yaşım küçükken
    Biye nişan takarlar
    Hala hala heeey...



    Bu gezmeler nişan gününden nikâh yapılacak güne kadar fasılalarla devam eder.
    Nişanlanan erkek, kurban bayramında nişanlısına koç gönderir. Boynuzuna kırmızı eşarp ve buna bağlı bir çeyrek altınla süslenmiş olan koç hediye edilir. Buna “Gelin Kurbanı” denir. Nişanlılık devresi yaz aylarına tesadüf ederse ki, genellikle tesadüf eder, oğlan nişanlısına bahçelerde özel olarak hazırlanmış bir merkep yükü has (marul) gönderir. Gönderilen hasın üzerine gözü ve ruhu okşayıcı renklerde kumaşlar atılır. Buna da “Gelin Hası” denir.

    Nikâh
    Nikâhı iki kısımda incelemek mümkündür.
    Resmi nikâha yörede “Saray Nikâhı” denir. Belediye Sarayı’nda yapıldığından bu şekilde isimlendirilir. Dini nikâha ise “Hoca Nikâhı” denir.

    1. Resmi Nikâh: Türk Medeni Kanunu’na göre nasıl yapılacağı tarif edilmiştir. Uygulama yurdumuzun bütün illerinde aynıdır.
    2. Dini Nikâh: Dini nikâh yapılmadan birkaç gün önce bütün akraba ve yakınları çağırmak için haber veya davetiye gönderilir.
    Yörenin adetlerine göre nikâhın kız evinde yapılması gerekir. Kız evinde yapılmayan nikâhlar ayıp, başkasının evinde oğlanın nikâhının yapılması ise oğlan evine hakaret sayılır.

    Dini nikâh genellikle Pazar günü erken saatlerde yapılır.
    Kız evinde, oğlan evinin göndermiş olduğu malzemeler şerbet yapılarak hazırlanır. Nikâh yapılacak günün sabahı hoca gelir ve kendisine ayrılan yere oturur. Kız tarafının tanıdığı bir erkek kızın kendisine vermiş olduğu sözlü akit vekâletnamesine dayanarak söz sahibidir. Oğlan tarafından da bir erkek yine nikâh için damat adına nikâhlanma yetkisine sahiptir.

    Hoca, vekillerden hangisinin kızın, hangisinin erkeğin vekili olduğunu sorar. Daha sonra vekiller hocanın dua ve sorularından sonra “Vekâletim hesabiyle aldım hellallığa kabul ettim” diyerek dini esaslara göre nikâhı kıymış olur.
    Son zamanlarda Belediye Sarayı’nda her iki nikâhın da yapıldığı görülmektedir.


    Düğün
    Düğünün tarafların tesbit ettiği gün ve yerde yapılmasına karar verilir. Urfa’da evlenme düğünü denince akla iki düğün gelir.

    1. Avrat Düğünü,
    2. Erkek Düğünü.

    Gerçekte bu iki düğünü ayrı ayrı incelememizin sebebi, avrat düğünü; kız evinin hanımları ile oğlan evinin hanımları arasında yapılır. Erkek düğünü ise sadece oğlan tarafının akraba ve tanıdıklarının katılmasıyla yapılır. Kız tarafından bir erkeğin yapılacak düğüne katılması ayıp sayılır.

    1. Avrat Düğünü: Düğün gününden bir hafta önce taraflar akraba ve komşulara indekçi aracılığı ile haberler gönderip düğüne davet ederler. Düğün sonbahar veya kışa rastlıyorsa patpat, kavurga, ağzıyumuk, çekçek, bastık, kesme, sucuk, v.s. yiyecekler götürülür.
    Gönderilen indekçiler ev ev dolaşarak düğün sahiplerinin yani kız ve oğlan tarafının davetini sözle iletirler. Haberi getiren indekçiye hanımlar bahşiş verirler.
    Düğünün yapılacağı evin avlusunun büyük olması gerekir. Amaç misafir çokluğu karşısında düğün sahiplerinin mahcup olmamasıdır.
    Düğünün yapıldığı gün, düğün evinde hiçbir erkek bulunmaz, daha doğrusu bulundurulmaz. Sadece evin dış kapısında bir erkek oturtulur. Bu da dışarıdan gelecek bir haberi içeri kimseyi sokmadan yüksek sesle bağırmak veya bir çocukla haberi hanımlara iletmek görevini üstlenir.
    Düğünde enstrüman çalanların hiçbirinin gözü görmez. Şayet kör çalgıcı bulunamaz, gözlü müzisyen getirme zorunda kalınırsa, hanımları görmemeleri için araya perde çekilip arkasında oturtulur. Yaşlı bir kadın veya çocuk aracılığı ile müzisyenlere isteklerini iletirler. Günümüzde azda olsa bu kural geçerliliğini yitirmek üzeredir. Düğünlerin çoğu artık salonlarda yapılmaktadır.
    Düğünde genellikle “dörtlü mendil”, lorke gibi mahalli oyunlar oynanır.
    Düğün esnasında gelin oynatılır, gelin oynarken başına para çevrilir. Çevrilen bu paraları düğünde hizmet eden hanımlar nişanlı veya sözlü kızların başına çevirip “Ağbatı siye ola” der ve yakınında bulunanlar da “Amin” diyerek tasdik ederler.
    Düğüne yemek için getirilen yiyecekler, düğüne bir süre dinlenmek için ara verildiğinde yenir. Gelenler birbirlerine yiyeceklerinden ikram ederler. Düğün öğlenden sonra başlar, gecenin geç saatlerine kadar yaklaşık 7-8 saat sürer.

    2. Erkek Düğünü: Düğün gününden birkaç gün önceden bütün misafirlere bir erkek işçi tarafından haber gönderilir. Düğün genellikle geniş hayadı (avlusu) olan evlerde yapılır.

    Düğünde; iki ayak, abravi, girani, derik, dörtlü degenek gibi mahalli oyunlar oynanır.
    Bu oyunlardan dörtlü degenek oyunu oldukça maharet isteyen oyunlar olduğundan düğünün en görkemli bölümünü oluşturur. Erkek düğününün yapıldığı evin çevresinden, damlardan ve duvarlardan yüzleri bürüklü düğünü izleyen hanımlar ise zılgıt çalarak oyuna ve oyunculara heyecan ve hareket vermek için onları coştururlar.
    Bu iki oyun sırasında düğünün daha da coşkulu devam etmesini isteyen düğün sahipleri ise başını yukarıya kaldırarak kadınlara hitaben “Zılgıt çalmıyanın gişisi öle” der. Bunun üzerine bütün kadınlar coşkulu bir şekilde zılgıt çalarlar veya misafirleri biraz kahkaya boğmak için “Zılgıt çalmayanın kaynanası öle” dendiğinde “İnşallah” diyerek zılgıt çalmayanlar olduğu gibi, kaynanasıyla birlikte düğüne gelenler ise ister ismez zılgıtla katılırlar.

    Bir tarafta düğün ve eğlenceler devam ederken diğer tarafta davetliler için yemekler hazırlanır. Yörenin yemeklerini çok sayıda misafire hazırlamak için usta aşçılar ve hizmetçiler tutulur. Düğünün bir anında damadın yakın akraba ve arkadaşlarından birkaç büyük ve çocuklar daha önceden kız evinde hazırlanmış olan damadın çamaşırları, damatlık elbisesi, terlik ve pijaması, çorap ve ayakkabısını almak üzere çalgıcılarla birlikte çala söyleye kız evine giderler. Asbap getirmek için yola çıkan bu grup mahalle aralarında sokaklardan türkü, mani söyleyerek geçerler.



    Yoğurt koydum dolaba
    Bögın başım kalaba
    Küçücükken böyüttün
    Seni vermem Araba
    Kalaylı tas ayranı
    Sürmeli göz heyranı
    Seni doğuran ana
    Eder çifte bayramı
    Ellere vay...



    Kız evi önünde söylenen türkülerden sonra, damadın elbiselerinin bulunduğu siniyi bir erkek işçi başına alarak mani, türkü söyleyerek yine aynı şekilde dönüp düğün yapılan eve gelirler. Düğün evinde daha önceden hazırlanmış olan üstünde zeytin dalları ve dallara bağlanmış mumlarla bezenmiş “Güvegi Tahtı”ndaki mumlar yakılır. Uzaktan düğünü seyreden hanımlar ise zılgıt çalarak olayı şenlendirirler.
    Damat ise düğün evinde boş bir odaya arkadaşları ile birlikte girer ve getirilen çamaşırları ve elbiseyi giyer. Odadan ceketsiz olarak çıkar ve kendisine ayrılan taht’ın yanına gelir. Küvre ise damadın giymediği ceketini çalgıcıların refaketinde müzik eşliğinde giydirir.

    Bu sırada:

    Çağırın Hakko’yı
    Geydirin sakkoyı
    Mibarek olsın ağa küvre
    Yengi de güvegi
    Getirin Melegi
    Geydirin yelegi
    Mibarek olsın ağa küvre
    Yengi de güvegi,


    diye Urfa’ya özgü (damatların elbise giyerken söylenilmek için besetelenmiş olan) bu türküyü söylerler.

    Bu sırada damadın elbisesinin getirildiği sini içerisinde bulunan şeker ve metal paralar havaya serpilir, havai fişekler yakılır, kadınlar zılgıt çalarak bunu kutlarlar.
    Düğünde hizmet eden işçiler, çalgıcılar sıra ile gelerek önce, tahtın bir yanında damadın yanında oturan küvre’den sonra da damattan bahşişlerini alırlar.
    Diğer tarafta hazırlanan yemekler servis yapılmak üzere düzenlenir. Misafirler yemeğe davet edilir. “Mırra” denilen acı kahve, sigara ikram edilir. Bu yemeğe “Asbap Yimeği” denir.

    Kına Gecesi-Asbap Gecesi

    “Gelin” Perşembe günü gidecekse, Çarşamba akşamı; Pazar günü gidecekse, cumartesi akşamı (yani damadın elbise giydiği günün akşamı) yapılır.
    Kız evinde hanımlar, oğlan evinde erkekler toplanır. Damadın arkadaşları ve akrabalarının toplantığı yerdeki eğlenceye “Asbab Gecesi” kadınların toplandığı yerdeki eğlenceye ise “Kına Gecesi” denir. İkisi de aynı gece ve aynı saatlerde başlar.
    Gece saat onbire doğru oğlan evi tarafından kadın, erkek ve çocuklardan bir grup kına gecesi yapılan eve toplu halde yine türkü mani söyleyerek çalgıcılarla birlikte giderler.



    Evleri sekilidir
    Toprehen ekilidir
    Eger babası yoksa
    Dayısı vekilidir
    Hala hala heey....
    Leblebi koydum tasa
    El vurdım basa basa
    Bizim gelin çok gözzel
    Azıcık boyı kıssa
    Hala hala heey....


    Gecenin karanlığında dar sokaklardan, kadınlar önde, çocuklar ortada, erkekler arkada olmak üzere toplu olarak yürürler. Ellerindeki fanıs denilen gaz lambaları yollarını aydınlatır.

    Bu topluluktan ara sıra geriye kalmış bir hanım olursa, koruma görevini üstlenen erkeklerden biri “Ayallar öge” diyerek kadının hızlı yürümesini ikaz eder. Gelin ve damadın isimlerine göre;



    Portakalı oyarlar
    İçine kına koyarlar
    Evvel adi Fatma’dı
    Şimdi gelin koyarlar
    Hala hala heey....
    Bahçalarda pırpırım
    Yaprağı dilim dilim
    Biz Ahmedi everdıh
    Hasan’a Allah Kerim
    Hala hala heey....
    Kına evine iyice yaklaşıldığında ise genellikle,
    Çakmak çakmağa geldıh
    Kına yahmağa geldıh
    Ayşe Dayze ağlama
    Kıziy almağa geldıh
    Hala hala heey....


    Birkaç gün önceden kız evine gönderilen kına küvrenin hanımı tarafından bir kab içerisinde dua okunmuş süt ile yoğrulur. Gelin ise damadın akrabalarından iki hanım tarafından koluna geçilmek suretiyle getirilerek küvrenin önüne oturtulur. Gelin ağlamaya başlar. Gelin kınaya çıkarken mutlaka ağlaması gerekir, aksi halde ayıplanır.

    Bu sırada kapı önünde bekleyen erkekler arasında bulunan çalgıcılardan biri kaval veya keman ile hüzünlü bir taksim yapar. Erkeklerden biri hoyrat okur.

    Kah gidelim
    Kınayı yak gidelim
    Gözele doymak olmaz
    Üzüne bak gidelim
    Merdivana
    Sarıl çık merdivana
    Yar sevmah yigit kârı
    Ne bilir her divana


    Bunun peşinden hanımların hepsi gelinin ağlamasına katılır, hep birlikte ağlarlar. Oğlan evi tarafı hanımlar ise gelin götürecekleri için sevinçlidirler.
    Bir yandan ağlama, bir yandan sevinç gösterisi, bazen iki aile arasında sözlü atışmaya, kavgaya dönüşür.
    Küvre, gelinin avucunun içine bir altın koyarak kınayı yakar. Daha önce gelinin yüzüne örtülen pembe duvak açılarak gelinin kına yakılan eline bağlanır. Çocukların ellerinde tepsilere dikilmiş olan mumlar yakılarak gelinin başına çevrilir.
    Kapı önünde bekleyen erkekler hep birlikte


    Urfalıyam ezelden
    Göynüm geçmez gözelden
    Göynümün gözü çıksın
    Sevmiyeydim ezelden
    Ağam olasan Ömer
    Paşam olasan Ömer
    Benim olasan Ömer
    Yetim kalasan Ömer,


    türküsünü söylerler...
    Kınası yakılan gelin baba evinden ayrılmadan önce büyüklerinin ellerini, arkadaşlarının yüzlerini öperek gözyaşları arasında veda ederek ayrılır.


    O yanı keçe bı yanı keçe
    Kız anasının emegi heçe
    Hala hala heey....
    Oğlan tarafı gelini alarak kız evinden ayrılırlar.
    “Masa üstünde bekmez
    Bı bekmez biye yetmez
    Şu Urfa’nın kızları
    Taksisiz gelin getmez.”
    “Ay doğar ayazlanır
    Gün doğar beyazlanır
    Gelin olacah kızlar
    Hem gider hem nazlanır”
    Hala hala heey...



    Gelin, önceden hazırlanmış olan özel bir odada karşılanır. Kadınlar ise zılgıt çalarak gelini kutlamaya devam ederler. Gelin kapıdan girerken kendisine verilen bir “narı” oda kapısının üst tarafına atarak narı kırar. Kırılarak dağılan nar tanelerinin toplanarak evlenecek yaşa gelmiş, genç kızlara yedirilmesi uğurludur.


    “Su koydum su tasına
    Gül koydım ortasına
    Biz gelini getirdıh
    Ağamın odasına”


    Sâbahleyin, gelin ve beraberinde gelenlere özel olarak hazırlanmış kahvaltı sofrası hazırlanır. Öğlenden sonra ise süpha yemeği ikram edilir.

    Süpha Yemeği

    Gelin, damat evine getirildiği günün sabahı, gelin evinden başka bir yerde süpha yemeği merasimi düzenlenir.
    Süpha; pirinç, şeker, et, çekirdeksiz üzüm, nohut, yağ gibi malzemelerle hazırlanır.
    Yemekte; kuzu içi, Üzlemeli pilav, Etli pilav, tatlı olarak da zerde ikram edilir.
    Süpha yemeğine istisnasız herkes davet edilir. Oturan gruplar yine gruplar halinde çağrılır.

    Yemek verme işi devam ederken damadı traş edecek olan berber gelip boş bir odada damadı traş eder. Küvre ve damat berbere ve çırağına bahşiş verirler.
    Akşam vakti yaklaştığında damada da bu yemeklerden verilir. Daha sonra “damat” ve arkadaşları ”süpha” verilen evden ayrılırlar. Yürüyerek dar sokaklardan geçip “gelinin” bulunduğu kendi evine gelirler. Damat gerdeğe girmeden önce hoca dualar okur ve damat evin kapısından içeri girer. Evin avlusunda baba ve annesinin ellerini öperek zifaf odasına girer.

    Güvegi Hamamı

    Damat, evliliğin sabahı erken saatlerde akraba ve arkadaşları tarafından hamama götürülür. Damat, daha önceden hamamcı haberdar edildiğinden oturması için zeytin dalları ile süslenmiş olan tahta oturtulur.
    Hamama davet edilen misafirler yıkanıp çıktıktan sonra damat da yıkanarak yine bu tahtta oturur.
    Kutlamaları kabul eder. Damadın arkadaşlarından biri “Hamam yimegini ben yapıyam” diyerek hamama gelen misafirleri yemeğe davet eder. Yemeği yapan kimsenin evinde toplanılır ve yörenin yemeklerinden olan mevsimine göre patlıcanlı, domatesli, elmalı, yoğurtlu kebaplardan yapılır. Üstüne de tatlı olarak yine kadayıf ikram edilir.
    Yemekten sonra arkadaşları, yakınları, damadı evine götürürler. Kendileri de işlerinin başına dönerler. Yanı gün, “gelin” ise kocası başta olmak üzere kayınbabasına, kaynanasına, kaynına, görümüne çeşitli hediyeler verir. Buna çeyiz günü denir.

    Duvak Günü

    Evliliğin ikinci günü duvak günüdür. O gün gelinin yakınları, tanıdıkları gelin evine gelirler. Damat ise duvak yemeğinin hazırlanması için bir koç aldırır. Yemekler hazırlanır, gelin ise gelinliğini giyinip yüzünü gelin duvağı ile kapatıp gelip misafirlerin yanına oturur.
    Oğlan evinden 8-10 yaşlarında bir erkek çocuk gelinin duvağını kaçırır ve duvağı damada götürerek damattan bahşiş alır. Kadınlar bu duvak kaçırma anında yine zılgıt çalarak bunu kutlarlar.
    Duvak kaçırma sabahleyin yapılır. Duvak gününe gelenler çeşitli hediyeler verirler. Bu hediye verenler genelde çok yakın akraba olanlardır. Duvak akşama kadar devam eder. Yemekler yenir. Duvak gününe gelinin annesinden başka bütün akrabalar katılırlar.
    Duvak gününün akşamı ise gelinin annesi, kızını ve damadını “akşam yemeği”ne çağırır. Damat kaynanasının elini öptüğünde ona çeşitli hediyeler verir.

    Gelin Hamamı

    Evliliğin onbeşinci günü (Cumartesi veya Perşembe) bütün dost ve akrabalar hamama davet edilir. Gelin, baba evinden çeyiz olarak getirdiği hamam takımlarını bir bohça içerisinde getirir. Bu bohçayı getiren natır ve gelini yıkayan, bohçasını açan kaymelere hamamdan sonra bol bahşiş verilir.
    Genellikle Yıldız Hamamı’na gidilir (bu hamam şimdi yoktur). İnanışa göre Yıldız Hamamı’na giden gelin kocasına parlak, alımlı, yıldız gibi görünür veya Cincıklı Hamam’a gidilir ki gelin kocasına cincık gibi görünsün. Hamam o gün ücretli müşteri almaz, bütün masrafları oğlan evi karşılar.
    Hamamda bulunan bir tahtın üstüne halılar, minderler serilir. Onların üstüne el işlemeli beyaz örtüler yayılır. Hamama davet edilen bütün misafirlere damat tarafından yaptırılan kebaplar ve tatlılar ikram edilir. Ayrıca “damat evi” tarafından evde hedik hazırlanarak hamama getirilir.

    Gelin ise güvegi hamamında olduğu gibi misafirlerden sonra yıkanıp kendisi için hazırlanan yerde oturur. Zeytin dalları ile süslenmiş olan tahttaki mumlar yakılır. Gelini kutlayan misafirler hamamdan ayrılırlar.
     
İl İl Evlilik Gelenekleri konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Muş ili gelenekleri

    Muş ili gelenekleri

    muş gelenekleri muştaki aşiretler muşun gelenekleri muş aşiretleri muşun aşiretleri Muş ve çevresinin sosyal hayatında geleneksel yapı hâkimiyeti sürmektedir. Tarihe bakıldığında Türk Devlet geleneğinin en köklü ve en belirgin yapısı olan aşiret unsuru özelliğini halen korumaktadır. Zira Türk devletleri Tarihinde, aileler birleşip obaları; obalar birleşip aşiretleri; aşiretler birleşip...
  2. Çankırı iline ait gelenekler

    Çankırı iline ait gelenekler

    çankırı gelenekleri çankırının gelenekleri çankırının gelenek ve görenekleri çankırı düğün adetleri adetleri Çankırı'nın merkez ilçesi dahil, köy ve kasabalarında Türk Milli Kültürü yaşatılmakta olup köy ve kasabalarında genel olarak "kapalı toplum" özelliği görülmektedir. Öyle ki Çankırı köylerinde halen köy odaları bulunmakta, geleneksel Türk misafirperverliği*nin en güzel...
  3. Kars ilimize ait gelenekler

    Kars ilimize ait gelenekler

    kars ilimiz müjde yastığı örnekleri müjde yastığı karsın gelenekleri kars gelenekleri Doğum Yörede çocuk, kısmet-bereket olarak nitelenmektedir. "Kız bereket, oğlan devlet" deyimi yaygındır. Bu anlayış ise çok çocukluğu ve çocuğa ilgiyi artırmaktadır . İlk çocuk erkekse "baca sökme" denen gelenek uygulanır. Komşu çocukları bacaya çıkarak kiremitleri kaldırır yada toprak...
  4. Isparta İli Gelenek ve Görenekleri

    Isparta İli Gelenek ve Görenekleri

    sivasın gelenek ve görenekleri akdeniz bölgesinin gelenek ve görenekleri ısparta ıspartanın ıspartanın gelenekleri ÖRF ADET GELENEK GÖRENEKLER Isparta ve Uluborlu'da yapılan "Kiraz bayramları", yine Isparta'da ki "Halı ve Gül Festivali" resmi hüviyete bürünen geleneklerdir. Isparta'daki Kiraz Bayramı, kiraz, ceviz ve kestane ağaçlarının içinde bir yaylayı andıran Dere ve...
  5. Artvin İli Gelenek Görenekleri

    Artvin İli Gelenek Görenekleri

    artvin gelenek ve görenekleri horon kıyafetleri nelerden oluşur horondaki figürler neyi temsil eder ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ YÖRESEL YEMEKLER: Artvin yöresinde, mutfak geleneği çok zengindir. Süt ve süt ürünlerinden yapılan yemekler; peynir kuymağı ve kaymak kuymağı. Sebzelerden ve kır otlarından yapılan yemekler; dağ pancarı, kuş yemeği, gımı, yaban semiz otu, ebegümeci bazı otlardan...

Sayfayı Paylaş