gebe
  1. nisan

    nisan Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    5 Ocak 2008
    Mesajlar:
    5.707
    Beğenilen Mesajlar:
    15
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    isvicre

    İptilâ

    Konu, 'HIİJ Melek Sözlük' kısmında nisan tarafından paylaşıldı.

    İptilâ» sözcüğünün anlamı üzerinde bir uyuşmaya henüz varılamamıştır. Hekimler fiziksel yönleri üzerinde dururken, sosyologlar sosyal yönleri, avukatlar ise hukuki yönleri üzerinde ısrar ederler. Oysa bu terim öylesine yaygındır ki, vazgeçilmesi söz konusu olamaz. Bu terimin tanımlanmasında ortaya çıkan güçlüklerden ötürü, Dünya Sağlık Teşkilâtı tarafından, söz konusu ilâcın jenerik adıyla birlikte kullanılarak çeşitli alışkanlık tiplerini nitelemek üzere ortaya atılan bağımlılık (dependence) teriminin kullanımı yaygınlaşmıştır. Bu bağımlılık tipleri ayrı ayrı tanımlanabilir, fakat uyuşturucu madde kullananların çoğu kişisel ihtiyaçlarını gidermek için birden çok madde aldıklarından terimin faydaları sınırlanmıştır. Dünya Sağlık Teşkilâtının tanımlamaları aşağıda belirtilmektedir: İlaç: Kullanıldığı zaman canlı organizmanın bir veya birden fazla fonksiyonunu değiştiren herhangi bir madde. İlâcın Kötü Kullanımı (abuse): Tıp yöntemlerine aykırı veya bunlar dışında sürekli veya zaman zaman (sporadik) aşırı miktarda ilaç kullanmak. İlaç Bağımlılığı ( dependence): İlaç ile canlı organizmanın karşılıklı etkilerinden doğan psişik ve bazen fiziksel olabilen bir durum. İlacın meydana getirdiği psişik etkileri yaşamak ve yokluğunun yol açtığı rahatsızlığı gidermek amacıyla sürekli veya zaman zaman ilacı kullanmaya karşı duyulan şiddetli bir arzu sonucu ortaya çıkan davranış ve benzeri tepkiler bu durumun karakteristikleridir. Tolerans oluşabilir veya oluşmayabilir. Kişi birden fazla ilaca alışmış olabilir. «İlaç» teriminin Dünya Sağlık Teşkilâtı tarafından tanımlanan kavramı birçok maddeyi kapsar. Ancak, ilacın kötü kullanılması veya ilaç bağımlılığı söz konusu olduğu zaman kullanılan ilaçlar, kullananın zihinsel durumunda genellikle aaaif verici nitelikte bir değişiklik yaratan özelliğe sahip maddelerdir. Bu ilaçlar genellikle üç ayrı grupta incelenir: ilk gruptakiler, bilinç üzerinde depresan etki yapan ilaçlardır. Bunlar arasında narkotik analjezikler (afyonlu ve benzeri ilaçlar), hipnosedatif ilaçlar, barbiturat (bkz.) ve barbitürat sınıfından olmayan sedatifler yer alır. İkinci grupta olan ilaçlar stimülan etkisi ön planda olan ilaçlardır. Bunlar arasında amfetamin (bkz.) ve benzeri ilaçlarla kokain (bkz.) sayılabilir. Üçüncü grup ise, hallüsinojenik (bkz.) etkisi olan ilaçlardır. Bunlar LSD, psilosibin ve meskalindir. Kannabis (bkz.) kendine özgü değişik bir türde bağımlılık yaratmasına ve değişik kullanımına rağmen bu sınıfa girebilir. Dünya Sağlık Teşkilâtı tarafından ortaya atılan bu kısa tanımlar daha ayrıntılı bir açıklama gerektirmektedir. Söz konusu teşkilât tarafından fiziksel ve psikolojik bağımlılık arasında bir ayrım yapılmış ve bu ayrım, aaafi gözükmesine rağmen, uygulamada faydalar sağlamıştır. Fiziksel alışkanlık denilince, nöro-biyokimyasal bir değişiklik sonucu oluşan muhtemelen uzun süreli fakat şüphesiz geçici ve kullananda beliren, ilacın alınmaması durumunda ortaya çıkacak rahatsızlığı önlemek amacıyla ilacı almaya karşı gerçek bir fiziksel ihtiyaç anlaşılır. İlacın yokluğu halinde beliren sendromlara (abstinans sendromu), sık sık psikolojik kökenli semptomlar da eklenir, fakat abstinans semptomlarının fiziksel temellere dayandığı konusunda görüş birliğine varılmıştır. Meselâ afyonlu maddelerin bırakılması sonucu görülen semptomlar ve barbitürat bırakılması sonucu görülen konfüzyon ve ihtilâçlar fiziksel nedenlere dayanır. Psikolojik bağımlılık, ilaçtan elde edilen sübjektif aaaif halinin yanı sıra, kişinin ilacı kullanmakta ısrar etmesine sebep olan emosyonel arzuyu da kapsar. Psikolojik bağımlılık ayrıca anksiete, depresyon ve genel memnuniyetsizlik gibi ruh hallerinden kaçınma ihtiyacını da kapsar. Ayrıca psikolojik bağımlılık, sık sık görülen biçimiyle, ilaç kullanımına karşı beliren aşırı derecede kişisel bağlılık duygusuyla da ilişkilidir. Bu durum, alışanın hayat biçimini, yalnızca ilaç kullanımı etrafında dönecek biçimde, adetâ altüst etmesiyle olur. Tüm zamanını, maddeye karşı bağımlılığını arttıran ve kendinde büyük sosyal değişikliklere yol açan, kendi gibi ilaç müptelâları arasında geçirir. Onların ilaç kullanımına dayanan ortak değer yargılarını benimser ve yalnızca toplumun onu reddetmesinden dolayı değil, fakat «varolmayı» bütünüyle ilaç kullanmakla bir tutmaktan dolayı toplumdan uzaklaşır. Böylece, herkesten ayrı bir hayat tarzını ve güç bir yaşantıyı benimser. Uyuşturucu madde kullananlar, özellikle toplum normlarına karşı gösterdikleri tepki anlarında olduğu gibi, bazı davranışlarıyla birbirlerinde ve toplumda önemli etkiler yaratan uyuşturucu madde «tekkelerinin» üyesi olurlar. Toplumdan uzaklaşma duygusu kendiliğinden şiddetlenir ve geçimini kazanmak gibi geleneksel amaçların reddedilmesine yol açar. Değişik bir giyim tarzı ve konuşma şekli bu topluluğun sembolü olur; bunlar ilacın etkisi olmasalar bile önemli sonuçlarıdır. Böyle bir «tekke» topluluğunda üyelik, alışkanlıktaki psikolojik ihtiyaçların giderilmesinde faydalı olduğu için, sosyal sonuçlar oldukları kadar, psikolojik alışkanlık tablosunun bir parçası da sayılırlar. Bazı maddelere karşı tolerans geliştiği için arzu edilen etkiyi yaratabilmek amacıyla, ilacın dozunu arttırmaya tolerans denilir. İlaç alışkanlığı, toplumsal şartlara olduğu kadar, psikolojik rahatsızlığa da bağlı, karmaşık bir bozukluktur. İlaç alışkanlığından ötürü olduğu düşünülen etkiler tedbirlerle ele alınmalıdır, çünkü bunlar yalnızca bilinen farmakolojik etkilerle değil, aynı zamanda kullananın ruh hali ve beslediği umutlarla da ilgilidir. İlaç Bağımlılığı Çeşitleri 1. Depresan İlaçlar (a) Narkotik analjezikler: Morfin tipi. Bu ilaçların yarattığı alışkanlık, Dünya Sağlık Teşkilâtı tarafından morfin tipi ilaç alışkanlığı olarak sınıflandırılır. Bu gruba dahil olan ilaçlar morfin, diamorfin, :):):):)don, petidin, bütün afyon türevi analjezikler ve sentetik afyon benzeri ilaçlardır. Bu tür alışkanlığın karakteristikleri, şiddetli fiziksel ve psikolojik alışkanlık halleri ve tolerans gelişmesidir. Yani kullanan ilaca karşı arzu duyar, fakat bu kaçınılmaz bir biçimde değildir.İlaç bırakıldığı zaman karakteristik bir abstinans sendromu belirir. Bu semptomlar arasında huzursuzluk, irritabilite, yüz ve vücudu ovuşturma hali, kuruntular, esneme, salya akması, mide bulantısı, kusma, kramplar, eklem ağrıları, göz ve burun akmısı, diyare ve sonraki safhalarda tansiyon yükselmesi, kanda şeker miktarının artması, spontane ejakülasyon ve orgazm vardır. Bu maddelerin, alışkanlık potansiyeli belki de en yüksek olanıdır, afyonlu maddelerin verdiği aaaif duygusu sürekli değildir, tolerans geliştikçe kendini iyi hissetme duygusu (öfori) azalmaya başlar. Böylece, maddeyi kullanmaya devam etmek için en önemli neden bırakıldığı zaman ortaya çıkacak ruhsal çöküntüyü önlemek içindir. Başlangıç safhasındaki aaaif duygusu ve ondan sonraki safhalarda ilacın yokluğu sonucu ortaya çıkan çöküntü, ilacı almaya devam arzusu yaratır. Morfin benzeri ilaçlar kişiyi başarısızlığın sosyal sonuçlarına karşı pasif ve âtıl kılarak onun sosyal bir varlık olarak fonksiyon görmesini engeller. Bu maddelerin, fazla miktardaki dozlarının sebep olduğu ölüm vakaları dışında, büyük tehlikeleri olmamakla birlikte, steril olmayan iğnelerin kullanımı sonucu abse, tromboflebit, septisemi, sarılık, pnömoni, endokardit ve seyrek de olsa tetanoz ve malarya gibi tehlikeleri vardır. Ayrıca, ilaç alışkanlığının bir yaşantı biçimine dönüştüğü durumlarda, kriminalite ve atâlet gibi önemli sosyal tehlikeler doğar. (b) Barbitürat tipi: Aslında, alkol alışkanlığıyla barbitürat alışkanlığı birbirine çok benzediği için, alkol de bu gruba dahil edilebilir. Barbitürat tipi alışkanlık, barbitürat sınıfından olmayan maddeleri, sedatifleri, hipnotikleri ve trankilizanları kapsar. Hafif olduğu zamanlarda bu tip alışkanlık genellikle psikolojiktir; meselâ yıllardır her gece 300 mg barbitürat alıp, vazgeçmeyen bir kişi gibi. Eğer altı haftalık bir sürede, her 24 saat için alınan barbitürat miktarı 700 mg'lık dozu aşarsa, kullananda fiziksel alışkanlık belirmesi muhtemeldir. Bu, kronik entoksikasyonlara yol açar (ataksi, dizartri ve nistagmus). Fiziksel alışkanlığın hafif semptomları arasında ise mide bulantısı, baş dönmesi, ortostatik hipotansiyon ve titreme vardır. Fiziksel alışkanlığın başlıca tehlikesi, barbitürat bırakıldığı zaman ortaya çıkan nöbetlerdir. Nöbet esnasında kusulan madde teneffüs edildiği zaman ölüm görülebilir. Konfüzyon ve deliriuma da rastlanması mümkündür. 2. Stimülan İlaçlar (a) Kokain türü: Psikolojik bağımlılık genellikle şiddetli olur. Fiziksel bağımlılık olmaz ve gerçek bir tolerans gelişmez. Süje uyarıcı etkiye aşırı bir değer verdiği için, yüksek dozda kullanılmasına yol açabilir. Hallüsinasyon ve paranoid karakterli psikotik eksitasyonlar görülebilir. (b) Amfetamin türü: Amfetamin ve benzeri ilaçları kapsar.Karakteristikleri, oldukça şiddetli psikolojik bağımlılık ve yavaş gelişen toleransdır. Fiziksel bağımlılık olmaz. Eksitasyon, neşe, huzursuz bir irritabilite ve aşırı faaliyetin yanı sıra, ilaç bırakıldığı zaman ortaya çıkan agressif öfkeler veya durgun ruh hali göze çarpar. En önemli tehlikesi, şizofrenik biçimde paranoid karakteristikler taşıyan geçici delüzyon ve hallüsinasyon (bkz.) gibi halleri kapsayan amfetamin psikozudur. Tolerans gelişip yüksek doza ihtiyaç baş gösterdiği zaman, amfetamin kullanımına bağlı kendini iyi hissetme (öfori) azalmaya başlar. Kişinin kendini eleştirme yeteneği bozulur. Sonucunda topluma aykırı bir insan tipi ortaya çıkabilir. 3. Hallüsinojenik İlaçlar: Bu ilaçların kullanılan en yaygın türü liserjik asit dielilamid (bkz. LSD) dır. Öbürleri ise, psilosibin (bkz.), meskalin (bkz, ) diametil triptamin (bkz. DMT) ve Ditran gibi preparatlardır. Hallüsinojenik maddelere olan alışkanlık tamamen psikolojik nitelikte olup fiziksel bağımlılık olmaz. Çoğu zaman psikolojik bağımlılık sonucu kişinin hayat tarzı kökten değişir. LSD ve psilosibine karşı tolerans olabilir, fakat meskaline karşı ancak yavaş bir tolerans gelişir. Hallüsinojenik durumlar üzerinde durulmaktadır, ama bu grubun başlıca özellikleri arasında sayılmaz. Aşırı sevinç, anksiete, dehşet, sebepsiz korku ve hattâ depresyon gibi emosyonel değişimler daha belirgindir. Bu haller genellikle gerçek hallüsinasyonların yanı sıra, görme, duyma ve dokunma duyularındaki bozukluklara yol açar. Çoğu zaman evrenle :):):):)fizik bir birleşme duygusu, vs. olarak nitelendirilen kozmik bir dan söz edilir. İlacı kullananın hoşuna giden bu gibi etkilere çok rastlanır. Kullananın bu etkilere aşırı bir değer vermesi muhtemel olup, kendisi ve ailesi için felâket olarak nitelendirilebilecek sosyal sonuçlar ortaya çıkabilir. Özellikle LSD sonrasında olduğu gibi, hallüsinojeniklere karşı ters tepkiler de bildirilmektedir. Bunlar arasında, çoğunlukla şizofrenik karakter taşıyan yoğun psikotik eksitasyonlar, durgun ruh hali, uzun süreli anksiete reaksiyonları ve dış dünya gerçeklerinden tamamen uzaklaşma duygusu (depersonalizasyon) sayılabilir. 4. Kannabis Bağımlılığı (bkz.) Fiziksel bağımlılık ve tolerans gelişmediği halde, şiddetli psikolojik bağımlılık halleri görülmüştür. Psikolojik bağımlılık halinde kişi ilaca devam etmek için önüne geçilmez bir arzu duyar. Uzun süreli kannabis kullanımının kalıcı zararlara yol açtığı konusunda belirli deliller bulunmamakla birlikte, kronik kannabis entoksikasyonunda gerileyen sosyal davranışlar, apati, tembellik ve atâlet görülür. Aşırı kannabis kullanan kişi, bu maddenin öylesine etkisi altındadır ki, başka hiçbir şey düşünemez. Paranoid karakter taşıyan kısa süreli psikotik durumlar görülmüşse de, bunların kannabis kullanımıyla mı ilgili oldukları, yoksa kannabis kullanımı sonucu mu ortaya çıktıkları konusunda henüz fikir ayrılıkları vardır. Hafif dozda kannabis kullanımı sonucu aşırı neşe, şakacılık, umursamazlık ve küstah davranışlar da görülür. Bu etkileri esas alarak, kannabisi zararsız bir entoksikan olarak niteleyenler vardır, fakat bunlar kannabis kullanımının yol açtığı psikolojik bağımlılığı görmezlikten gelen yorumlardır. Kannabisin, diğer ilaçların kullanılmasına yol açması konusunda farmakolojik bir neden olmamasına rağmen, kişinin edindiği dostlar yoluyla sosyal bağlar kurulabilir. Uyuşturucu madde alışkanlığının, daha önce mevcut olan kişilik bozukluklarına bağlı olduğuna dair deliller vardır. Ayrıca Amerika'da yapılan bazı incelemeler, uyuşturucu madde bağımlılığıyla sosyal patoloji arasında bir ilinti bulunduğu göstermektedir. Örneğin, sosyal ve parasal yoksunluklar, fırsat eşitsizliği, az gelirli bazı azınlık ırk gruplarının mensubu olmak gibi. Bu sosyal ve kişilik patolojisinin bir araya gelmesi bağımlılığın gelişmesi için uygun zemini hazırlar.İngiltere'de son yıllarda yapılan bazı araştırmalar, afyonlu madde kullananlar arasında yüksek derecede kişilik bozuklukları göstermişse de, belirli sosyal patoloji biçimlerinden söz edilmemektedir. Bütün sosyal sınıflarda ve geniş çapta değişik aile zeminlerinden gelenlerde bağımlılığa rastlanmıştır; ebeveynlerinde alkolizm, psikiyatrik bozukluklar, suçluluk ve ayrılma gibi durumların mevcudiyeti ise yalnızca ufak bir azınlıkta görülmüştür. Uyuşturucu madde kullananlar arasında bazıları, önceden mevcut anksiete veya depresyon hallerini uyuşturucu madde kullanarak geçiştirebildikleri için bu yolu seçerler. Uyuşturucu madde kullanımında erkeklerin sayısı kadınlardan 5 : 1 oranında daha yüksektir. Uyuşturucu madde alışkanlığının, kriminaliteyle ilişkisi, ispatlanabilmesine rağmen, güç tanımlanabilir. Uyuşturucu madde bağımlılığının teşhisi, maddeyi kullananın geçmişine ve muayeneye dayanır. Belirtiler arasında enjeksiyon izleri, tromboflebit, abse, enjeksiyon ülserleri ve zaman zaman ilacın yokluğunda ortaya çıkan semptomlar sayılabilir. Uyuşturucu madde kullanıldığını ispatlayan en kesin yöntem ise, idrarın ince tabaka veya gaz kromatografik muayenesidir. Hasta her görüldüğünde idrarı alınmalıdır. Tedavinin amacı, tam bir sosyal ve psikolojik rehabilitasyonu esas alarak uyuşturucu madde kullanımını tamamen kesmektir. Fakat bunun başarılması o kadar güçtür ki, birçokları uyuşturucu maddeyi tamamen kesmeyi hedef olarak kabul etmelerine rağmen, bunu başlangıç tedavi hedefi olarak gerçekdışı saymaktadırlar. İlk altı ayda uyuşturucu madde alışkanlığının nüksetmesi ihtimali olmakla birlikte (% 90), Amerika Birleşik Devletlerinde yürütülen bazı incelemeler, eroin kullananların beş yıl içinde °/o 30 oranında bu alışkanlıktan vazgeçtiklerini göstermiştir. Bu gerçekler göz önünde tutularak başlangıç tedavisi, bağımlılığın genellikle medikal ve psikiyatrik komplikasyonlarına yöneltilmektedir. Böylece uzun süreli tedavide, hastayı daha dengeli bir hayat tarzı seçmek üzere yeniden eğitmek ve sonra alışkanlığından kesin olarak vazgeçmesini sağlamak bedel alınmaktadır. Bu tedavinin en zor yanı, bağımlılığın doğuracağı gerçek zararlar ve bu bağımlılıktan arınmış bir hayatın da yaşanmaya değer olduğu hususlarında hastayı ikna edebilmektir. İlacın bırakılması sonucu ortaya çıkan sendromlar (abstinans sendromu) hastahane tedavisiyle kolayca giderilebilir. Afyonlu madde bağımlılıklarında, bu madde yerine :):):):)don verilmesi, :):):):)donun yavaş itrahı ve uzun süreli etkisinden dolayı faydalı bir tedavidir. Uyuşturucu maddeyi bırakanlara uygulanan tedavi biçimleri hekimlerin tercihlerine göre farklılıklar gösterirse de, genellikle kullanılan yöntem trankilizan beraberinde veya yalnız olarak :):):):)don tedavisidir. Bazı hekimler tedavinin başladığı ilk birkaç gün içinde intramüsküler eroin tedavisi uygularlar. Fenotiazin tedavisi, barbitürat alışkanlığı tespit edilmediği halde, barbitürat kullanımından vazgeçildiği zaman ortaya çıkan nöbetlere yol açtığı için tehlikelidir. Sürekli afyon kullanan hastalar bir hastahanenin ameliyathanesi veya âcil servisine, vazgeçme sonucu beliren sendromlar göstererek başvurdukları zaman uygulanacak en faydalı tedavi biçimi, ağız yoluyla veya intramüsküler zerkle verilen :):):):)dondur. Barbitürat bağımlılıklarında, madde bırakıldığı zaman şiddetli ihtilâçlar (konvülsiyonlar) baş gösterir. Uygulamada en basit yöntem, hastanın bir süre hafif bir konuşma bozukluğu göstereceği (dizartri) entoksikasyon seviyesini muhafaza edebilmektir. İlâç tedavisi her dört saatte bir verilen ve her gün dozu 100 mg azaltılan pentobarbitondan ibarettir. Uyuşturucu madde bırakıldığı zaman hastanın iyi beslenmesi, rehidrasyonu ve vitamin takviyesi gereklidir, Barbitürat kullanımının yol açtığı delirium, baş ağrısı kesin olmamakla birlikte, genellikle geçici entoksikasyonla tedavi edilir. Amfetamin bırakılması ani olmalıdır. Uzun bir uykudan sonra, hasta durgun ve sinirli olur. İştahın açılmasıyla hızla kilo almaya başlar. Kokain bağımlılığında da aynı tedavi uygulanır. İlaç bırakıldığı zaman ortaya çıkan durumlar, fiziksel bağımlılık söz konusu olduğu zaman daha da şiddetlidir. Ancak bu psikolojik bağımlılığın yol açtığı yalvarma, ilaca özlem duyma ve ilacı elde edebilmek için zora başvurma gibi davranışların küçümsenmesi gerektiği anlamına gelmez. Asıl sorunlar ilaç bırakıldığı zaman ortaya çıkar. Bunların en önemlisi maddeyi kullanmamayı sürdürebilmektir. Bu ilaçlar günlük sorunlardan kaçış yolları sağlar ve uyuşturucu madde alışkanlığı olanlar için bu kaçış, tedavi yöntemlerinden daha etkili ve kesindir. Bağımlılık bir depresyon sendromu olduğu zaman, depresyonun giderilmesi sonucunda ilaç arzusu azalabileceğinden, bu daha ümit verici bir durumdur, ama böyle durumlara pek sık rastlanmaz. Hastaların çoğunluğu kişilik bozukluğu gösteren kişilerdir. Bu hastalar genellikle zevk için veya benlikleri ile yaşama sorunları arasında bir engel niteliği taşıdığı için ilaç kullanmışlardır. Böylece ortaya, kişilik bozukluğunu düzeltmek gibi, psikiyatrinin çok başarılı olmadığı bir alanda uygulanan tedavinin güçlükleri sorunu çıkar. Son yıllarda, eskiden ilaç kullanmış kişilerden yararlanarak uygulanan rehabilitasyonun daha başarılı sonuçlara yol açtığı dikkati çekmektedir. Bunun olumlu bir yaklaşım biçimi olduğu ispatlanmıştır. İlacın bulunmadığı ve ilacı bırakmak konusunda sıkı bir baskının uygulandığı bir ortama yerleştirilen hastaların, bu baskı eskiden ilaç kullanmışlardan geldiği zaman tedaviye daha olumlu cevap verdikleri görülmüştür. Amerika'nın bazı kesimlerinde, eskiden ilaç kullananların katkısıyla kendi kendine yardım olarak nitelendirilen bu rehabilitasyon yöntemi, ümit verici sonuçlar getirmiştir. Eskiden uyuşturucu madde kullananlar, hastaların başvurdukları kendini aldatma yollarını iyi bildiklerinden, hastaları dramatik bir hava içinde gerçeklerle karşılaştırırlar. Bu tür topluluklarda yeni gelene geri planda bir rol ve statü verilerek kısa zamanda kendisinin de bu topluluğa bir katkıda bulunması ve davranış ve duygularından sorumlu olması gerektiği anlatılır. Grup toplantı seanslarına başvurulur ve birbirlerini şiddetle etkilemeleri kural olarak benimsenir. Bu yöntemler uzun süreli ve pahalı olmakla birlikte, tamamen iyileştirme yönünde ümit verici sonuçlar getirmişlerdir. Tek ve grup tedavisinin uygulandığı geleneksel psikiyatrik yöntemler değerlerini kaybetmeye başlamışlardır. Trankilizan veya antidepresan ilaçlarla tedavi hastada tekrar ilaç alışkanlığına yol açabileceğinden tehlikelidir. Amerika Birleşik Devletlerinde, Dole ve Nyswander, afyon bağımlılığının tedavisinde, tedaviye psikojenik açıdan bakılması yerine uzun süreli fiziksel bağımlılığın önemi üzerinde duran tamamen yeni bir yöntem getirmişlerdir. Uyuşturucu maddeye karşı duyulan arzuyu azaltmak ve madde kullanıldığı zaman meydana gelen öfori duygusunu önlemek maksadıyla farmakolojik blokör olarak :):):):)don kullanılır. Amerika'nın bazı yerlerinde, alışkanlığı nükseden bazı hastalara :):):):)don uygulanması sonucunda, bu hastalar verimli ve toplumca benimsenebilen bir hayat tarzı sürdürebilmişlerdir. Ayrıca :):):):)don programları hastada, başarıyla sonuçlanacak riskli bir girişimin bir parçası oldukları duygusunu yaratarak, grup moralini yükseltir ve böylelikle sosyal faktörler de rehabilitasyonda kendilerine düşen görevi yerine getirmiş olurlar. Yakın bir gelecekte çeşitli uyuşturucu madde alışkanlıklarının tedavisinde farmakolojik blokörlerin önemli bir rol oynayacakları muhtemel görülmektedir. Bu yöntemi gerçekleşinceye kadar, çeşitli rehabilitasyon yöntem ve programları uygulanmalı ve denenmelidir. Barbitürat ve amfetamin kullananlara uygulanacak rehabilitasyon hakkında yeterli bilgi yoktur. Bazı deneyler, şiddetli barbitürat bağımlılıklarının çok zor tedavi edildiğini ortaya çıkarmıştır. Amfetamin iptilasında ise, ilaç çok cazip olduğu ve kolayca elde edilebildiği için, tedavide güçlükler ortaya çıkmaktadır. Hastayı alışkanlıktan vazgeçmeye itecek nedenler genellikle azdır. Eroin bağımlılığı kendi kendine sınırlanan özelliklere sahiptir; eroinman kişi, elde ettiği öfori duygusunu zamanla kaybeder ve yalnızca madde bırakıldığı zaman ortaya çıkacak ruhsal çöküntüyü önlemek için ilacı almaya devam eder. Yaşlanma, psikolojik bir olgunluk sağlar ve ilaç kullanımının tehlikelerinin anlaşılmasına yardım eder. Böylelikle, uyuşturucu madde bağımlılığında, yakın bir geçmişi olan hasta, uzun bir geçmişi olan hastaya kıyasla, ilacı bırakmaya daha az yatkındır. Fakat bu durum tedavi çabalarını önlemek için bir neden sayılmamalıdır. Uyuşturucu madde bağımlılığı, kronik ve nüksedici bir bozukluk olup tedavisine tıp ve psikiyatride çok rastlanır. Uzun süreli tedavi ve denetim, ulaşılması gereken hedefler olarak sınırlı olmakla birlikte, hasta daha belirli bir değişme seviyesine ulaşabilecek duruma gelinceye kadar, hastaya en pratik şekilde faydalı olma yoludur. İngiltere'de eroin ve kokain reçeteleri ancak lisanslı hekimler çerçevesinde sınırlandırılmıştır. Eroin uygulaması kesin bir medikal tedbir olmaktan çok, sosyal bir tedbirdir. Tedavide uygulanan bu yaklaşım biçimi, son zamanlarda yeniden gözden geçirilmeye başlanmıştır. Bununla birlikte, genel olarak afyonun bırakılmasından ötürü ortaya çıkan abstinans aaaahürlerini önlemek amacıyla verilen :):):):)don ve şiddetli barbitürat entoksikasyonuna girmiş barbitürat bağımlılarına âcil durumlarda verilen barbitüratlar dışında, uyuşturucu madde kullanan hastalara bağımlılık doğuran ilaçlar vermek doğru değildir. Barbitürat uygulaması, bilindiği gibi ilacın bırakılmasıyla ortaya çıkan ihtilâçları önlemek içindir. Yakın zamanlarda, Viyana'da psikotrop maddelerin bağımlılık doğurucu potansiyellerini ele alan bir Birleşmiş Milletler Konvansiyonu düzenlenmiştir. Bu konvansiyonun amacı, bu maddelerin bağımlılığına karşı yapılacak mücadelede uluslararası işbirliğini sağlamaktır. Üye ulusların resmi onayından geçmesi gereken bu konvansiyon, ithalat ve ihracat kısıtlamaları, imalât ve dağıtım safhalarında gerekli lisans aranjmanları, özel etiketleme ve dikkatli kayıt işlemleri konusunda tedbirler getiren dört ayrı denetim biçimini kapsamaktadır. Bunlara paralel olarak, ilaçların terapötik değerleri ve bağımlılık doğurma ihtimallerine dayanan dört liste saptanmıştır. Narkotik ilaçlar komisyonunun önerisiyle zamanla bazı yeni ilaçların da listeye eklenmesi öngörülmüştür. Mevcut listeler aşağıdaki tabloda gösterilmektedir. Maksimum iptila tehlikesi ve maksimum kontrol zorunluluğu I. Pozisyonda, minimumlar ise IV. Pozisyonda belirtilmiştir. Son Birleşmiş Milletler Konvansiyonunda Saptanan Maddeler Listesi Maddenin uluslararası adı Pozisyon DET I DMHP I DMT I Liserjid (LSD,LSD-25) I Meskalin I Paraheksil I Psilosin, psilotsin I Psilosibin I STP,DOM I Tetrahidrokannabinoller, bütün izomerleri I Amfetamin II Deksamfetamin II :):):):)mfetamin II Metilfenidat II Fensiklidin II Feıımetrazin II Amobarbital III Siklobarbital III Glutetimid III Pentobarbital III Secobarbital III Amferpramon IV Barbital IV Etklorvinol IV Etinamat IV Meprohamat IV :):):):)kualon IV Melilfenobarbital IV Fenobarbital IV Pipradrol IV SPA
     

Sayfayı Paylaş