İsminin anlamını biliyormusun? | Melekler Mekanı FORUM - 27 Ağustos 2016

İsminin anlamını biliyormusun?

Konu, 'Faydalı Bilgiler' kısmında ocean tarafından paylaşıldı.

  1. ocean

    ocean Paylaşımcı Melek Üye

    Kayıt:
    15 Ekim 2008
    Mesajlar:
    360
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    izmir
    ümmügülsüm isminin anlamı alin isminin anlamı ümmü gülsüm yağız kurandaki gülsüm İsimlerinizin Anlamları
    [​IMG] - A -


    ÂBAD: (Fars.) Er. 1. Şen, bayındır. 2. (Ar.) Sonsuz gelecek zamanlar.
    ABADÎ: (Fars.) Er. - Şen, bayındır, mamurlukla ilgili. Abadı Mehmet Çe*lebi. Türk hukuk bilgini (1555).

    ABAKA HAN: (Tür.)- İlhanlı hü*kümdarı Hülagu'nun oğlu.

    ABAY (Tür.) Er. - Beceri. Sezgi, an*layış, dikkat. Abay Kunanbayoğlu. Kazak Türk şiirinin kurucusu.

    ABAZA: (Tür.) - Karaçay-Çerkes Özerk bölgesinde yaşayan müslüman bir halk. - Abaza Hasan Paşa, Os*manlı vezirlerinden.

    ABBAD: (Ar.) Er. -Allaha itaat ve ibadet eden, kulluğunu hakkıyla yeri*ne getiren. Yasaklarından kaçınan. -Abbad b. Bişr. Ashab'dan.

    ABBAS (Ar.) Er: 1. Sert, çatık kaşlı kimse. 2. Arslan (bkz. Esed, gazanfer, şiir). - Abbas b. Abdülmuttalib. Rasûlullah (s.a.s)'ın amcası, Mek*ke'nin fethinde müslüman olmuştur.

    ABBASE: (Ar.) Ka. - (bkz. Abbas). Ahmed b. Hanbel'in hanımının ismi. Hz. Abbas'a mensup olan.

    ABBAZ: (Fars.) Er.- Yüzgeç, yüzü*cü.

    ABD: (Ar.) Ka. - Köle, hizmetçi, itaat edici. Kul. Sonuna Allah'ın isimleri getirilince bazı isimler meydana gelir. Abdullah, Abdurrahim, Abdulmelik gibi.

    ÂBDAR: (Fars.) Ka. - 1. Sulu, taze. 2. Parlak. 3. Sağlam vücutlu. 4. Nük*teli. 5. Zarif, güzel, hoş. 6. Su veren hizmetçi.

    ABDİ: (Ar.) Er. - Kulluk ve itaat eden.

    ABDULLAH: (Ar.) Er.- Allah'ın ku*lu. Peygamber (s.a.s)'in en sevdiği isimlerden aynı zamanda babasının adıdır.

    ABDURRAHMAN: (Ar.) Er. - Rahman'ın kulu. Rahman; dünyada her canlıya, mü'min-kafir ayırdelmeksizin herkese merhamet eden. Allah'ın isimlerindendir. Abdurrahman İbn Avf: Sahabedendir.

    ABDURRAUF: (Ar.) Er. - Rauf olan Allah'ın kulu. (bkz. er-Rauf).

    ABDUSSABUR: (Ar.) Er. - Sonsuz sabır ve genişlik sahibi Allah'ın kulu. Allah'ın isimlerinden, (bkz. es-Sabur).

    ABDÜDDAR: (Ar.) Er. - Zararlı şeyleri ve sebeblerini bir hikmete mebni olarak yaratan Allah'ın kulu. ed-Dar. Allah'ın isimlerindendir.

    ABDÜLAFUV: (Ar.) Er. - Geniş Avf ve mağfiret sahibi yüce Allah'ın kulu. Allah'ın isimlerinden, (bkz. el-Afuv).

    ABDÜLA'LA: (Ar.) Er. - En yüksek, en yüce ve yücelikte eşi olmayan Allah'ın kulu. A'la kelimesi Kur'an-ı Kerim'in sıfatı olarak geçmektedir. Ünlü bir İslam bilgini.

    ABDÜLALİ: (Ar.) Er. - Yüce, ulu, şan ve şeref sahibi Allah'ın kulu. Ali kelimesi Kur'an'da Allah'ın yüceliğini vasfetme anlamında kullanılmıştır.

    ABDÜLALİM (Ar.) Er. - Alim ve mükemmel bilgiyi uhdesinde bulun*duran Allah'ın kulu. Alim kelimesi Allah'ın 99 isminden birisidir.

    ABDÜLAZİM: (Ar.) Er. - Azamet ve büyüklük sahibi Allah'ın kulu. - Al*lah'ın isimlerinden, (bkz. el-Azim).

    ABDÜLAZİZ: (Ar.) Er. - Büyük ve aziz olan, izzet ve şeref sahibi Al*lah'ın kulu. (bkz. Aziz). Aziz Allah'ın isimlerindendi r. - Sultan Abdülaziz: 32. Osmanlı padişahının adı.

    ABDÜLBAKİ: (Ar.) Er. - Sonsuz, ebedi olan ve ölmenin kendisi için sözkonusu olmadığı. Allah'ın kulu-Allah'ın isimlerinden, (bkz. Baki).

    ABDÜLBARİ: (Ar.) Er. - Yaratan, yaratıcı Allah'ın kulu. Bari ismi, Al*lah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı al*madan kullanılmaz.

    ABDÜLBASIT: (Ar.) Er. - Genişlik, ferahlık ve kolaylık verici olan Al*lah'ın kulu. - Allah'ın isimlerinden (bkz. el-Basıt).

    ABDÜLBASİR: (Ar.) Er. - Her şeyi görüp gözeten ve gizliliğin kendisi için söz konusu olmadığı yüce Al*lah'ın kulu. - (bkz. el-Basir).

    ABDÜLBEDİ: (Ar.) Er. - Allah'ın isimlerinden.- Bedi'nin kulu. (bkz. el-Bedi).

    ABDÜLBERR: (Ar.) Er. - Berr'in kulu. Cömert ve ihsan edicinin kulu.-Berr, Allah'ın isimlerindendir. (bkz. el-Berr).

    ABDÜLCEBBAR: (Ar.) Er. - Cebredici, zorlayıcı, kuvvet ve kudret sahi*bi Allah'ın kulu. Cebbar, Allah'ın isimlerindendir.

    ABDÜLCELİL: (Ar.) Er. - Büyük, ulu, yüce Allah'ın kulu. Celil, Allah'ın isimlerindendir.

    ABDÜLCEMAL: (Ar.) Er. - Güzel*likleri kendinde toplayan Allah'ın ku*lu.

    ABDÜLCEVAT: (Ar.) Er. - Cömert olan Allah'ın kulu.

    ABDÜLEHAD: (Ar.) Er. - Şeriki ve ortağı bulunmayan, tek olan Allah'ın kulu. Ehad, Allah'ın isimlerindendir.

    ABDÜLESED: (Ar.) Er. - Aslan'ın kulu.- Hz. Rasûlullah (s.a.s)'m reddet*tiği isimlerdendir. Müslümanlar kul*lanmazlar.

    ABDÜLEVVEL: (Ar.) Er. - Herşe-yin evveli, ilk olan, varlığının başlan*gıcı bulunmayan Allah'ın kulu.

    ABDÜLEZEL: (Ar.) Er. - Ezelden beri var olan varlığı için başlangıç söz konusu olmayan Allah'ın kulu.

    ABDÜLFERİD: (Ar.) Er. - Tek, eş*siz, eşi olmayan, kıyas kabul etmez, üstün olan. Allah'ın kulu. (bkz. Ferid).

    ABDÜLFETTAH: (Ar.) Er. – Zafer kazanmış, üstün gelmiş, fetheden-açan, kullarınının kapalı-müşkil işle*rini açan Allah'ın kulu. (bkz. Fettah). Allah'ın isimlerindendir.

    ABDÜLGAFFAR: (Ar.) Er. - Kulla*rının günahlarını affeden Allah'ın ku*lu. - (bkz. Gaffar). Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanıl*maz.

    ABDÜLGAFUR: (Ar.) Er. - Kulları*nın günahlarını tekrar tekrar bağışla*yıcı olan Allah'ın kulu. - (bkz. Gafur). "Abd" takısı almadan kullanılmaz.

    ABDÜLGANİ: (Ar.) Er. - Zengin, varlıklı, bol, doygun olan Allah'ın ku*lu.- Allah'ın isimlerinden, (bkz. Ga*ni).

    ABDÜLHABİR: (Ar.) Er. - Her şe*yin iç yüzünden, gizli ve saklılıklarından haberdar olan Allah'ın kulu. (bkz. el-Habir). Allah'ın isimlerinden.

    ABDÜLHADİ: (Ar.) Er. - Hidayet eden, doğru yolu gösteren Allah'ın kulu. - Allah'ın isimlerinden, (bkz. Hadi).

    ABDÜLHAFIZ: (Ar.) Er. - Herşeyi bütün ayrıntı ve inceliğiyle kayıtlayıp tutan ve dilediği zamana kadar bela ve afetlerden koruyan Allah'ın kulu. -(bkz. el-Hafız). Allah'ın isimlerinden.

    ABDÜLHAK: (Ar.) Er. - Hak ve ger*çek olan, varlığı hiç değişmeden du*ran Allah'ın kulu. - Hak, Esmau'l-Hüsna'dandır.

    ABDÜLHAKEM: (Ar.) Er. Bütün iş*lerin kendisine döndürüldüğü, onun adalet ve kararına baş vurulduğu yüce Hakem Allah'ın kulu. - (bkz. el-Ha-kem). Allah'ın isimlerinden.

    ABDÜLHAKİM: (Ar.) Er. - Her şe*ye hükmeden Allah'ın kulu.- Hakim, Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.

    ABDÜLHALİK: (Ar.) Er. - Yaratan, yoktan vareden, yaratıcı Allah'ın ku*lu. - Halik, Allah'ın isimlerinden. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.

    ABDÜLHALİM: (Ar.) Er. - Tabiatı yavaş olan, yumuşak huylu, hikmetli Allah'ın kulu. - (bkz. Halim). Al*lah'ın isimlerinden.

    ABDÜLHAMİD. (Ar.) Er. - Hamdolunmuş, övülmüş, bütün varlığın di*liyle övülmüş Allah'ın kulu. - Hamid; Allah'ın isimlerindendir. (bkz. Ha*mid).- Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.

    ABDÜLHASİB: (Ar.) Er. - Bütün varlıkların takdir edilen hayatları bo*yunca yaptıkları bütün işlerin ayrıntı*larıyla hesabını en iyi bilen Hasib'in kulu. - Hasib; Allahın isimlerinden*dir.

    ABDÜLHAY: (Ar.) Er. - Daima diri olan, ebedi hayat sahibi, her şeye gü*cü yeten Cenab-ı Allah'ın kulu. -(bkz. el-Hay). Allah'ın isimlerinden.

    ABDÜLKADİR: (Ar.) Er. - Bitmez tükenmez kuvvet sahibi olan, her şeyi yapmaya gücü yeten Allah'ın kulu.-Kadir; Allah'ın isimlerindendir. (bkz. Kadir).

    ABDÜLKAVİY: (Ar.) Er. - Sonsuz güç ve kuvvet sahibi Allah'ın kulu. -Kaviy kelimesi Esmau'l-Hüsna'dandır. (bkz. el-Kaviyy).

    ABDÜLKAYYUM: (Ar.) Er. - Bu isim her şeyin bir varlık olarak durabilmesi için neye ihtiyacı varsa onu veren, gökleri, yeri ve her şeyi tutan, baki, kaim Allah'ın kulu. - Kayyum, Allah'ın isimlerindendi. (bkz. el-Kayyum).

    ABDÜLKEBİR: (Ar.) Er. - Kebir'in, büyüklük ve Azamette eşsiz olan Allah'ın kulu. - Kebir; Allah'ın isimlerindendi. (bkz. el-Kebir).

    ABDÜLKERİM: (Ar.) Er. - Keremi bol, cömert olan Aziz ve Celil Al*lah'ın kulu. - Kerim; Allah'ın isimle -rindendir. (bkz. Kerim).

    ABDÜLLATİF: (Ar.) Er. - Latif, gü*zel, yumuşak, hoş, nazik olan bütün olayların ve eşyanın inceliklerini bi*len Allah'ın kulu. - el-Latif; Allah'ın isimlerindendi. (bkz. Latif).

    ABDÜLMACİD: (Ar.) Er. - Kadru şanı büyük, cömertlik ve keremi bol olan, Allah'ın kulu. - Macid kelimesi, Allah'ın isimlerindendi. (bkz. el-Ma-cid).

    ABDÜLMALİK: (Ar.) Er. - Sahip olan, her şeyin mülkiyetinin sahibi olan Allah'ın kulu. - Malik; Allah'ın isimlerindendi. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.

    ABDÜLMECİD: (Ar.) Er. - Şanı bü*yük ve yüksek olan, şan ve onur sahi*bi yüce Allah'ın kulu. - Mecid kelime*si Allah'ın 99 isminden biridir. Sultan Abdülmecid Han: 31. Osmanlı padi*şahı.

    ABDU'L-MELİK: (Ar.) Er. - Her şey üzerinde tasarruf ve hükmeden tek hükümdar Allah'ın kulu. el-Melik, Allah'ın isimlerindendir.

    ABDÜLMENNAN: (Ar.) Er. – Çok ihsan eden, ihsanı bol olan Allah'ın kulu. - Mennan kelimesi, Allah'ın sıfatlarındandır.

    ABDÜLMESİH: (Ar.) Er. - Hastala*ra şifa veren, mesih İsa'nın kulu.-(bkz. Mesih). İsim olarak kullanıl*maz.

    ABDÜLMETİN: (Ar.) Er. - Metanet*li, sağlam, dayanıklı olan Allah'ın ku*lu. - (bkz. Metin). Allah'ın isimlerin-dendir.

    ABDÜLMUCİB: (Ar.) Er. - Kendisi*ne yönelip yalvaranların isteklerine cevap veren, onların dua ve tevbelerine icabet eden yüce Allah'ın kulu. Mucib, Esmau'l-Hüsna'dandır. - (bkz. el-Mucib).

    ABDÜLMUHSİ: (Ar.) Er. - Bütün varlıkların sayısını tek tek bilen Al*lah'ın kulu. - Muhsi, Esmau'l-Hüs*na'dandır.

    ABDÜLMUHYİ: (Ar.) Er. - Hayat veren, can ve ruh veren, bütün canlı*ları ve hayatı diri tutan Allah'ın kulu. - Muhyi, Allah'ın 99 isminden birisi*dir, (bkz. Muhyi).

    ABDÜLMUİD : (Ar.) Er. - Yaratıl*mışları yokettikten sonra tekrar diril*ten Allah'ın kulu. - Muid Allah'ın 99 isminden birisidir, (bkz. el-Muid).

    ABDÜLMUİZ: (Ar.) Er. - Muiz'in, izzet veren, şereflendiren Allah'ın ku*lu. - (bkz. el-Muiz). Allah'ın isimlerindendir.

    ABDÜLMÜMİN: (Ar.) Er. - Gönül*lerde iman nurunu yerleştiren, kendi*sine yönelenlere, iman nasib ederek onları hidayetine alan, koruyan yüce Allah'ın kulu. - Mü'min, Allah'ın isimlerindendir.

    ABDÜLVACİD: (Ar.) Er. - Yoktan vareden, meydana getiren, dilediğini anında elde eden, zenginlik ve serve*tine nihayet bulunmayan Vacid'in ku*lu. Vacid, Allah'ın isimlerindendir. -(bkz. el-Vacid).

    ABDÜLVAHİD: (Ar.) Er. - Tek ve eşsiz olan, zatında sıfatlarında, hü*kümlerinde, işlerinde asla benzeri ol*mayan Allah'ın kulu. - Vahid kelimesi Cenab-ı Hakk'ın Kur'an'da zikredilen 99 isminden birisidir, (bkz. el-Vahid).

    ABDÜLVALİ: (Ar.) Er. - Bütün alemleri ve meydana gelen bütün olayları tedbir ve idare eden Allah'ın kulu. - Vali, Esmau'l-Hüsna'dandır. (bkz. el-Vali).

    ABDÜLVARİS: (Ar.) Er. - Gerçek servet ve zenginliklerin mutlak sahibi. Bütün zenginliklerin son ve asıl sahi*bi olan yüce Allah'ın kulu. - Varis ke*limesi Allah'ın isimlerindendir. (bkz. el-Varis).

    ABDÜLVASİ: (Ar.) Er. - Vasi'nin kulu.Genişlik sahibi ve müsade edici, darlık, fakirlik ve sıkıntıdan münez*zeh olan Allah'ın kulu. - Vasi kelime*si, Allah'ın isimlerindendir. (bkz. el-Vasi).

    ABDÜLVEDUD: (Ar.) Er. - Vedud'un kulu.- Allah'ın isimlerinden. Vedud; iyi amel sahibi kullarını se*ven, onlara rahmet ve rızasını yönel*ten, sevilmeye ve sayılmaya, dostluğu kazanılmaya yegane layık olan yüce Allah anlamındadır.

    ABDÜLVEHHAB: (Ar.) Er. - Çok çeşitli nimetleri daima bağışlayan Allah'ın kulu. Vehhab, Allah'ın isimle-rindendir. - "Abd" takısı almadan kul*lanılmaz.

    ABDÜLVEKİL: (Ar.) Er. - Kendisi*ne tevekkül edilen, kudretiyle kulları*nın işlerini halleden, onlara yardımcı olan yüce Allah'ın kulu. - Vekil. Al*lah'ın isimlerindendir. (bkz. el-Vekil).

    ABDÜLVELİ: (Ar.) Er. - Kendisine iman edenlerin dostu ve yardımcısı. Yarattıklarına mütevelli ve nazar edi*ci olan Allah'ın kulu. - el-Veliyy keli*mesi Allah'ın isimlerindendir. (bkz. el-Veli).

    ABDÜNNAFİ: (Ar.) Er. - Yararlı şeyleri ve sebeplerini kudretiyle yara*tan Allah'ın kulu. - Nafı kelimesi, Al*lah'ın isimlerindendir. (bkz. en-Nafı).

    ABDÜNNASIR: (Ar.) Er. - Yardım eden, Yardımcıların en hayırlısı, mü'minlere nusrct ve zafer veren Allah'ın kulu. - Nasır, Allah'ın sıfatla-rındandır.

    ABDÜNNASIR: (Ar.) Er. - Yardım*cı, yardım eden Allah'ın kulu.

    ABDÜNNUR: (Ar.) Er. - Nur sahibi, aydınlık, parlaklık sahibi olan Al*lah'ın kulu. - Nur, Allah'ın isimlerin*dendir.

    ABDÜRRAFİ: (Ar.) Er. - Rafı'nin kulu. (bkz. er-Rafi). Allah'ın isimle*rinden

    ABDÜRRAHİM: (Ar.) Er. - Merha*metli, esirgeyen, koruyan, acıyan, ahirette mümin kullarına merhamet eden Allah'ın kulu.- er-Rahim, Al*lah'ın isimlerindendir.

    ABDÜRRAUF: (Ar.) Er. - Çok lütuf, şevkat ve rahmet eden. Onları belli nimetlerle dengeli yaşatan, seviyelendiren Allah'ın kulu. (bkz. Rauf).

    ABDÜRREŞİD: (Ar.) Er. - Allah'ın isimlerinden. Reşid'in kulu.- (bkz. er-Reşid).

    ABDÜRREZZAK: (Ar.) Er. - Bütün mahlukların rızkını veren Allah'ın ku*lu. - Rezzak, Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.

    ABDÜSSAMED: (Ar.) Er. - Kimse*ye hiçbir şeye muhtaç olmayan, Al*lah'ın kulu. - Samed, Allah'ın isimle*rindendir. "Abd" takısı almadan kul*lanılmaz. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

    ABDÜSSELAM: (Ar.) Er. - Barış, rahatlık, selamete çıkaran, selam eden, zevalsiz ebedi olan Allah'ın ku*lu. - es-Selam kelimesi, Allah'ın isim*lerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılamaz.

    ABDÜSSEMİ: (Ar.) Er. - Her şey*den arınmış olarak bütün sesleri, söz*leri ve kelimeleri işitip ayırdeden yü*ce Allah'ın kulu. (bkz. es-Semi').

    ABDÜSSETTAR: (Ar.) Er. - Günah*ları örten, gizleyen Allah'ın kulu.

    ABDÜŞŞAHİD: (Ar.) Er. - Şahid'in kulu. Görünen ve görünmeyen eşya*nın hepsini görücü ve tasarruf edici olan ve her şeyi müşahade altında bu*lunduran Allah'ın kulu. - Şahid, Al*lah'ın isimlerindendir. (bkz. eş-Şahid).

    ABDÜŞŞEKÜR: (Ar.) Er. - Emrine uyan, yasaklarından sakınan kullarını seven ve çok ikramda bulunan Al*lah'ın kulu. - Şekür, Allah'ın isimle*rindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.

    ABDÜZZAHİR: (Ar.) Er. - Varlık ve birliği sonsuz sayıda eserler ve delil*lerle belli olan Allah'ın kulu. - ez-Za*hir, Allah'ın isimlerindendir. (bkz. ez-Zahir).

    ABER: (Ar.) Er. - Hz. Nuh'un erkek torunu.

    ABENDAM: (Fars.) Ka. - Güzel vü*cutlu, güzellik.

    ABGUN: (Fars.) Er. - 1. Mavi renk. Gök. 2. Parlak. 3. Nişasta.

    ABHER: (Ar.) Er. 1. Nergis çiçeği. 2. Yasemin. 3. Zerrin kadehi çiçeği. 4. Dolu kab.

    ABILAY HAN: (Tür.) Er. - Orta cüz Kazak Hanı. Ülkesini Çinlilere, Hive hanlıklarına karşı ustaca savundu (1711-1781).

    ABIŞKA NOYAN: (Tür.) Er. - İlhan*lı komutan. (XIII-XIV. yy.) bkz. Abuşga.

    ABHİZ: (Fars.) Er. 1. Büyük dalga. 2. Kaynak. 3. Su yolu.

    ABİD: (Ar.) Er. Allah'a ibadet eden, çok ibadet eden, zahid. Kullar, köle*ler.

    ABİDE: (Ar.) Er. - Anıt. Önemli ve değerli yapıt.

    ABİDİN: (Ar.) Er. - İbadet edenler-Zeyne'l-Abidin'den kısaltma isim ad. Zeynelabidin: Hz. Ali'nin torunların*dan biri, ibadet edenlerin ziyneti.

    ABŞAR: (Ar.) Ka.- Şelale.

    ABUŞKA: (Tür.) Er. - Koca, zevc, yaşlı erkek.

    ABUZER: (f.a.i.) Er. - Altın suyu. Altın suyu gibi parlak ve görkemli. Yahut Ebu Zer (el-Gıfarî) isminin fo*netik değişikliğe uğramış şekli.

    ABUZETTİN: (Ar.) Er. - Din yolun*da çabuk, hızlı giden

    ACA: (Tür.) Er. 1. Amca, ağabey. 2. Güçlü kuvvetli, başladığı işi bitiren. 3. Büyük

    ACABAY: (Tür.) Er. - (bkz. Aca).

    ACAHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Aca).

    ACAR: (Tür.). 1. Becerikli. 2. Atıl*gan, ele avuca sığmaz. 3. Halk. 4. Ye*ni, taze- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır (örfte). Acar, Sırrı: 1967 Dünya Güreş şampiyonu Türk.

    ACARALP: (Tür.) Er. - Yiğit, bece*rikli, cesur kişi.

    ACARBAY: (Tür.) Er. - Doğan Acarbay, olimpiyatlarda yarışmış Türk atlet, 1948.

    ACARER: (Tür.) Er. - (bkz. Acaralp).

    ACARKAN: (Tür.) Er. - (Acaralp).

    ACARMAN: (Tür.) Er. - Çevik, be*cerikli, girişken.

    ACARÖZ: (Tür.) Er. - Özünde yiğit*lik bulunan.

    ACARSOY: (Tür.) Er. - Yiğit, soylu.

    ACEM: (Ar.) Er. 1. Arap olmayan milletlerin hepsi 2. Açık ve doğru Arapça konuşamayan kimse 3. Özel*likle İranlı, İran halkından biri. Acem Bekir Efendi: Türk Reisü'l-Küttab, 1723.

    ACER: (Ar.) Ka. - Hz. İsmail (a.s.)'in annesi (bkz. Hacer).

    ACLAN: (Ar.) Er. - Hızlı, çabuk, telaşlı. Osman Bey ile çağdaş olan 14. yy. ortalarında yaşamış Karasi Beyi.

    ACUN: (Ar.) Er. - Dünya, varlık.

    ACUNAL: (Tür.) Er. - Dünyayı kap*sayan, dünyayı fetheden.

    ACUNALP: (Tür.) Er. - (bkz. Acunal).

    ACUNMAN: (Tür.) Er. - Dünyaca ta*nınmış, ünlü.

    AÇANGÜL: (Tür.) Ka. - (bkz. Gül).

    AÇE: (Tür.) Ka. - Sumatra adasının en kuzey kısmı. Önceleri burada Açe İslam devleti hüküm sürerdi. Şimdi ise Hollanda sömürgesidir.

    AÇELYA: (Yun.i.) Ka. - Kokusuz, fundagillerden çeşitli renklerde çiçek*ler açan bir bitki.

    AÇIL: (Tür.) Ka. - Açılmak eylemin*den emir; serpil

    AÇILAY: (Tür.) Ka. - Ayın dolunay halinde olmaya başlaması

    AD: (Ar.) Er. - Çok eskiden Yemen taraflarında bulunan ve Hud peygam*ber tarafından imana getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine inanılan bir kavmin adı. Kur'an-ı Ke-rim'de bu kavim aynı isimle anılmış ve başlarından geçen hadiseler geniş*çe ele alınmıştır.

    ADAHAN: (Tür.) Er. - Adanın haki*mi, yöneticisi.

    ADAL: (Tür.) Er. - "Adın yayılsın, ün kazan" manasında.

    ADALEDDİN : (Ar.) Er. - Dinin adaleti- Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

    ADALET: (Ar.) Ka./Er. - 1. Hakka riayctkarlık, hak tanırlık, haklılık, doğruluk. 2. Haksızlıktan uzaklaşma. 3. Düzenli ve dengeli davranma. 4. Hakkaniyet.

    ADANIR: (Tür.) Ka./Er. - Şanlı, şöhretli

    ADEM: (İb.h.i.) Er. 1. Allah'ın yarat*tığı ilk insan, insan soyunun atası ve ilk peygamberi. 2. Adam. 3. İyi, temiz kimse. Âdem (a.s.) ilk insan ve ilk isimlendirilen varlık. Kur'an'da Hz. Adem'in 25 yerde ismi geçer.

    ADETULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın kanunu, ilahi sünnet.

    ADEVİYE: (Ar.) Ka. 1. İyilik, yar*dımseverlik. 2. Ünlü hanım mutasav-vıfe.

    ADIGÜZEL: (Tür.). Ka./Er. - Güzel isim. Verilen ismin güzel olması.

    ADİL: (Ar.) Er. 1. Doğruluk göste*ren. Doğru. 2. Eşit, eş, müsavi. 3. Adaletli davranan. Kur'anî bir isimdir. Allah'ın emirlerini hakkıyla uygula*yan anlamına gelir. Raşid halifelerin 2. cisi Ömer b. el-Hattab'ın meşhur lakabı.

    ADİLE: (Ar.) Ka. 1. Doğruluk göste*ren. 2. Doğru- Her işinde adalet, doğ*ruluk bulunan hükümet. 3. Adile Sul*tan; Osmanlı döneminde Bağdat'ta valilik yapan Süleyman Paşa'nın hanı*mı. Adına bir cami bir de kervansaray yapılmıştır.

    ADİLHAN: (a.t.i.) Er. - Adil yöneti*ci.

    ADİL GİRAY: (a.t.i.) Er. - Kırım ve-liahtı. (1548- Kazvin 1579) Devlet Giray'ın oğlu. Osmanlı-İran savaşında Osmanlılara yardımcı oldu. İkinci Şa-

    mah savaşını kazanan İranlılarca tut*sak edildi ve Kazvin'de öldü.

    ADİN: (Ar.) Er. - Cennet (Adn).

    ADİY: (Ar.) Er. - Savaşçı, savaştan geri durmayan, mücahid. Adiy b. Ha*tim et-Tai: 630 yılında müslüman ol*du. Babası gibi cömertti. Kabilesinde İslam'dan dönme eğilimleri görünce engel oldu. Cemel vakasında Hz. Ali*nin yanında yer aldı.

    ADNAN: (Ar.) Er. - Cennette ölüm*süzlüğe kavuşan kimse.

    ADNİ: (Ar.) Er. 1. Adın'a mensup, (bkz. Adnan). 2. Cennete girmeye hak kazanan. Adni Recep Dede. Türk mu*tasavvıf, şair. (Belgrat 1688).

    ADNİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Adni).

    AFAFET: (Ar.) Ka. 1. Afıflik, temiz*lik, temiz olan. 2. Fenalıktan, günah işlemekten kaçınma. 3. Namuslu ol*mak.

    AFET: (Ar.) Ka. 1. Büyük felaket, bela, musibet. 2. Çok güzel kadın, dil*ber

    AFFAN: (Ar.) Er. - Kötü şeylerden kaçınan, kötülüklerden uzaklaşan, te*miz. Ashab'dan bu ismi kullananlar olmuştur.

    AFGAN: (Ar.) Er. - Heyecanlı, çabuk öfkelenen. Orta Asya'da yaşayan müslüman bir kavim. Cemalettin Af-gani: Müslüman alimlerden.

    AFİF: (Ar.) Ka. 1. İffetli, namuslu, ırz ve namus sahibi kadın. 2. Doğru, haramdan sakınan, yolsuzluğa sap*maz kişi.

    AFİFE: (Ar.) Ka.. - (bkz. Afif). IV. Mehmed'in hanımı.

    AFİL: (Ar.) Er. 1. Uful eden, gurub eden, batan (güneş, yıldız). 2. Görün*mez olan, kaybolan

    AFİTAB: (Fars.) Ka.l. Güneş, gün ışığı. 2. Çok güzel, dilber, parlak yüz.

    AFRA: (Ar.) Ka. 1. Ayın onüçüncü gecesi. 2. Beyaz toprak. Afra binti Ubeyde: Sahabe hanımlardan.

    AFŞAR: (Tür.) Er. 1. Oğuz Türkleri*nin 24 boyundan biri. Türkiye, Iran, Azerbaycan ve Afganistan'da dağınık olarak yaşamaktadırlar. 2. Çabuk iş gören, çevik, atılgan

    AFŞİN: (Tür.) Er. - Zırh, silah. Afşin bey: Selçuklu komutanı. ( XI. yy.). Gümüştigin'le birlikte Anadolu savaş*larına çıktı. Malatya'da Bizans ordula*rını yendi. Marmara kıyılarına kadar ilerledi (1079).

    AFTABE: (Fars.) Ka. - 1. Su kabı. 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher.

    AFUV: (Ar.) Er. - Daima affeden, merhametli. Esmaü'l-Hüsna'dandır. "Abd" takısı alarak kullanılır.

    AGAH: (Fars.) Er. - Bilgili, haberli, uyanık, afif. Vakıf olmuş, malumatlı. Agah Efendi: (1744-1824). Türk dev*let adamı.

    AĞAN: (Tür.) Ka.- Akanyıldız, ağma

    AGER: (Tür.) Er. - Temiz, doğru kimse

    AGRA: (Ar.) Er. - Çok sevimli, çok yakışıklı.

    AĞA: (Tür.) Er. 1. Yaşlanma manası*na gelen "ağmak"tan. Büyük, efendi. Büyük kardeş, ağabey. 2. Amir, baş, reis. Eski devlet teşkilatımızda bazı idarecilere verilen unvan. 3. Osmanlı devletinde okuma-yazma bilenlere verilen şeref unvanı. 4. Halkın saygı*sını kazananlara verilen unvan. 5. Er-kek, eş, koca. 6. Eski büyük konaklar*da çalışan hizmetlilerin başı. Eski Türklerde soylu aileye mensup kadın*lar da bu unvanı kullanmışlardır.

    AĞAHAN: (Tür.) Er. - Nizari İsmaili imamlara verilen unvan. Doğu Türk-çesinde ağabey anlamında da kulla*nılmıştır. Türk kökenli Kaçarların onur unvanıydı. Ağa Han: Nizari İsmailîlerin dini önderi.

    AĞAR: (Tür.) Er. - 1. Beyaz renkli. 2. Açık tavırlı, samimi. 3. Asil, onur*lu, şerefli.

    AĞANER: (Tür.) Er. - Saf, temiz, duru insan.

    AĞCA: (Tür.) Ka. - Beyaz tenli ka*dın.

    AĞGÜL: (Tür.) Ka. - Beyaz gül, ak gül.

    AHAD: (Ar.) Er. 1. Bir, kişi, kimse. 2. Birler, birden dokuza kadar olan sayılar. 3. Ünlü Türk denizcilerinden Ahad bey (Umur bey donanmasın*dan).

    AHAVİ: (Ar.) Er. - 1. Kardeşçe, dostça. Kardeş gibi.

    AHBARÎ: (Ar.) Er. - Haber veren, ri*vayet eden.

    AHDİ: (Ar.) Er. - Ahd, and icabı ve*ya ahd ve ahda müteallik. Ahdî, Türk tezkire yazan ve Divan şairi (Bağdat 1593).

    AHENK: (Fars.) Ka. 1. Uygun, uyum düzen, armoni. 2. Renkler arasında uygunluk. Sesler arasında uygunluk, düzen, makam. 3. Çalgılı eğlence-Saz takımınca icra edilen beste. 4. Kasıt, niyet.

    AHFA: (Ar.)- Kalb, ruh, sır, hafi, ah-fa şeklinde sıralanan "Ietafet-i hamse" sonuncusuna verilen ad.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    AHFAZ: (Ar.) Er. - 1. Belleği çok kuvvetli. 2. Kur'an'ı en iyi hıfzetmiş kişi. 3. Alçak gönüllü.

    AHFEŞ: (Ar.) Er. 1. Küçük gözlü, zayıf bakışlı. 2. Yalnız gece gören kimse. Ahfeş lakabında üç büyük Arap alimi vardır. Abdülhamid, Said b. Mes'ade, Ali b. Süleyman.

    AHİ: (Ar.) Er. 1. Ahi ocağına mensup olan kimse. 2. Cömert, eliaçık. Ahi Benli Hasan. Türk şairi. Yavuz döne*minde yaşamış ve Şirinu Perviz mes*nevisini yazmıştır.

    AHİD: (Ar.) Er. 1. Bir şeyin yerine getirilmesini emretmek. 2. Söz ver*mek. Emir, talimat, taahhüt, anlaşma, yükümlülük.

    AHKAF: (Ar.) Er. 1. Kum fırtınası 2. Kur'an-ı Kerim'in 6. suresi. Araplar bu ismi, Arabistan'ın güneyinde, kim*senin bilmediği ve giremediği çöle vermişlerdir.

    AHLA: (Ar.) Ka. - Çok tatı. Pek şi*rin.

    AHLAS: (Ar.) Er. - 1. Saf, halis, ka-rışımsız. 2. İyi yürekli, temiz kimse. 3. Kur'anî ıstılahta, Allah'a halis ola*rak yönelip ihlaslılıkta ileri bir dere*ceye varmış kul.

    AHMED: (Ar.) Er. - Çok, en çok övülmüş, methedilmiş. Kur'an-ı Kerim'de Saf suresinin 2. ayetinde: Hz.İsa, İsrailoğullarına: "...adı Ahmed olan peygamberi de müjdeleyici ola*rak geldim" şeklinde geçen isimlen*dirme ile Peygamberimizin isimlerin*den birisi olarak anıldı ve kullanılma*ya başlandı.- Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. Ahmed-i Muh*tar, Hz. Muhammed (s.a.s).

    AHMER: (Ar.) Er. - Kırmızı, kızıl.

    AHNEF: (Ar.) Er. 1. Ayaklan çarpık ve eğri büğrü olan. Daha çok lakap olarak kullanılır. Ahmet b. Kays, as-habdan.

    AHNES: (Ar.) Er. - Basık ve sivri bu*runlu. Daha çok lakap olarak kullanı*lır.

    AHRA: (Ar.) Ka. - Daha layık, mü*nasip, uygun

    AHSA: (Ar.) - Arabistan'ın Kuveyt-Katar kısmına verilen isim- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır

    AHSEN: (Ar.) - Daha güzel, çok gü*zel, en güzel. Erkek ve kadın adı ola*rak kullanılır. Ahsen-i takvim: En gü*zel şekil. Kur'an-ı Kerim'in Tin sure*sinin 3. ayetinde insanın ahsen-i tak*vim üzere yaratıldığı beyan buyurulmaktadır. Ahsen kelimesi, Kur'an'da 16 yerde zikredilmiştir.

    AHTER: (Fars.) Ka. - Yıldız.

    AHU: (Fars.) Ka. 1. Ceylan, karaca, gazal. 2. Güzel, ince alımlı kadın. 3. Gözleri ceylan gözüne benzeyen ka*dın. 4. Kardeş, dost

    AHVER: (Ar.) Er. -1. Müşteri yüzlü, güzel gözlü adam. 2. Zeki, akıllı.

    AHVES: (Ar.) Er. - Cesur, kahraman, yiğit.

    AİŞE: (Ar.) Ka. - 1. Yaşayan, zen*ginlik ve bolluk gören. Yaşayış. Aişe binti Ebu Bekir. Peygamberimiz (s.a.s)'in hanımlarından. Muhterem annelerimizden biri olan Aişe (r.a.) İslami bilgisi ve fakihliği ile de meş*hurdur (bkz. Ayşe).

    AJDA: (Tür.) Ka. 1. Filiz sürgün. 2. Çentik çentik olan şey

    AKABE: (Ar.) Er. 1. Sarp geçit, çı*kılması zor yokuş. 2. Tehlike. Atlatıl*ması zor güçlük, muhtıra.

    AKAD: (Tür.) Er. - Doğruluğuyla, dürüstlüğüyle tanınmış kimse.

    AKALP: (Tür.) Er. - Doğruluğu ve dürüstlüğüyle tanınan kimse.

    AKALIN: (Tür.) Er. - Alnı açık, suçu olmayan, onurlu. Akalın (Besim Ö-mer Paşa). Türk hekim.

    AKANAY: (Tür.) Ka. - Yıldız küme*si.

    AKANSEL: (Tür.) Er. 1. Akarsu. 2. Uzun mesafeler geçerek denize dökü*len akarsu.

    AKAR: (Tür.) Er. 1. Akıp geçen. 2. Gelir getiren.

    AKASMA: (Tür.) Ka. - Beyaz, mavi, morumsu, pembe çiçek veren yabani, tırmanıcı bir bitki.

    AKASOY: (Tür.) Er. - Sevilen, sayı*lan soydan gelen

    AKASYA: (Yun.i.) Ka. - Küçük sıra yapraklı, gölgeli küçük cinsleri süs için yetiştirilen baklagillerden bir ağaç. Salkım ağacı da denir.

    AKAY: (Tür.)- Beyaz ay, ayın tam bir daire olarak dolgun, parlak görün*düğü evre. Ak ve ay kelimelerinden

    birleşik isim. Erkek ve kadın adı ola*rak kullanılır.

    AKBATU: (Tür.) Er. - Yiğit erkek.

    AKBATUN: (Tür.) Er. - (bkz. Akbatu).

    AKBEHMEN: (Tür.) Er. Peygamber çiçeğinin eşanlamlısı.

    AKBİLGE: (Tür.) - Alim, bilgili, dü*rüst kimse.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    AKBOĞA: (Tür.) Er. - Boğa gibi güçlü ve temiz şahsiyetli. Akboğa Celayir: Moğol emir ve komutanı.

    AKBORA: (Tür.) Er. - (bkz. Bora)

    AKBUDUN: (Tür.) Er. - Temiz, ta*nınmış soydan gelen

    AKBURAK: (Tür.) Er. - (bkz. Bu*rak)

    AKÇAN: (Tür.) Ka. - Temiz, dürüst kimse

    AKCEBE: (Tür.) Er. - Beyaz zırh sa*hibi yiğit.

    AKÇA: (Tür.) Ka. 1. Oldukça ak, be*yazca. 2. Eskiden kullanılan küçük gümüş para, nakit. 3. Temiz, saf, iyi niyetli kişi.

    AKÇAKİRAZ: (Tür.) Ka. - Bir kiraz çeşidi.

    AKÇAKOCA: (Tür.) Er. - Temiz ve namuslu erkek. - Osman Gazi ve Or*han Gazi'nin silah arkadaşı.

    AKÇALI: (Tür.) Er. - Varlıklı, zen*gin.

    AKÇAM: (Tür.) Er. - Kuzey Ameri*ka'da yetişen bir çam türü.

    AKÇAR: (Tür.) Er. - iyi ruhlar.

    AKÇIL: (Tür.) - Beyazımsı, solgun Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    AKÇİÇEK: (Tür.) Ka. - Beyaz çi*çek- Daha çok örfte kullanılır.

    AKÇORA: (Tür.) Er. - İyi ruhlar.

    AKDA: (Ar.) Ka. - Himaye altında olan cariye, kadın, köle.

    AKDEMİR: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü ve temiz yürekli. Yiğit.

    AKDES: (Ar.) Er. - En kutsal.

    AKDİL: (Tür.) Er. - İyi, doğru, güzel konuşan kişi.

    AKDOĞAN: (Tür.) Er. - (bkz. Doğan).

    AKDORU: (Tür.) Er. - Doruğu bulutlu dağ.

    AKEL: (Tür.) Er. 1. Doğru, dürüst iş*ler yapan kimse. Dürüst, güvenilir er*kek.

    AKERGİN: (Tür.) Er. - (bkz. Akerman).

    AKERMAN: (Tür.) Er. - Dürüst, soylu, temiz kişi.

    AKGİRAY: (Tür.) Er. - (bkz. Akergin)

    AKGÜL: (Tür.) Ka. - Beyaz gül.

    AKGÜN: (Tür.) Er. - Mutlu, sevinçli gün.

    AKHAN: (Tür.) Er. - Dürüst hakan.

    AKALP: (Tür.) Er. - Cömert, eli açık yiğit.

    AKIMAN: (Tür.) Er. - Cömert, eli açık kimse.

    AKIN: (Tür.) Er. - Her engeli aşan, güçlüklerden yılmayan, hızlı hareket kabiliyetine sahip.

    AKINALP: (Tür.) Er. - Akın yapan yiğit. Yiğit.

    AKINCI: (Tür.) Er. -Osmanlılarda ileri karakol. Ani vurkaçlarla düşman*larının moralini bozan uç süvarileri. Hafif süvari.

    AKINER: (Tür.) Er. - (bkz. Akınalp)

    AKINTAN: (Tür.) Er. - Tan yeri ağa*rırken yapılan akın

    AKİF: (Ar.) Er. 1. Bir şeyde sebat eden. 2. İbadet eden, ibadet maksa*dıyla mübarek bir yere çekilen. İ'tikafa giren. 3. Direnen. M. Akif Er soy: Ünlü şair ve yazarımız. Safahat'ın ya*zan. İstiklal marşını telif etmiştir.

    AKİFE: (Ar.) Ka. 1. Bir şey üzerinde azimle duran, sebatlı, kararlı. 2. İba*det eden hanım.

    AKİL: (Ar.) Er.- Akıllı, akıl sahibi. Uslu, kavrayışlı. Ali b. Ebi Talib'in kardeşi. Akil b. Ebi Talib.

    AKİLE: (Ar.) Ka.- (bkz. Akil)

    AKİPEK: (Tür.) Ka. - İpek gibi ka*dın.

    AKİS: (Ar.) Ka. 1. Yankı. 2. Işığın veya bir şeklin bir satha çarpıp orada görünmesi, yansı. 3. Zıt, ters, muhalif.

    AKKOR: (Tür.) Ka. - Işık saçacak aklığa varıncaya kadar ısıtılmış olan.

    AKKIZ: (Ar.) Ka.- Beyaz kadın.

    AKMAN: (Tür.) Er. 1. Temiz, beyaz, güzel insan. 2. Yaşlı kimse.

    AKMANER: (Tür.) Er.- (bkz. Ak*man).

    AKMAR: (Ar.) Ka. - Aylar, yıldızlar.

    AKMER: (Ar.) Ka. - Ay gibi beyaz (yüz)

    AKNUR: (t.a.i.) Ka. - Beyaz nur.

    AKÖZ: (Tür.) Er. - Özü sözü doğru kişi, temiz kişilikli.

    AKPINAR: (Tür.)- (bkz. Pınar).

    AKSAN: (Tür.) Er.- İyi ve temiz ta*nınmış kimse.

    AKSEN: (Tür.) Ka.- Sen aksın, te*mizsin, doğru ve namuslusun.

    AKSEVİL: (Tür.) Ka. - (bkz. Sevil).

    AKSIN: (Tür.) Er.- Temiz, doğru, dü*rüstsün.

    AKSOY: (Tür.) Er. - Temiz soylu.

    AKSUN: (Tür.) Er. - (bkz. Aksu).

    AKSUNA: (Tür.) Ka. -Ak renkli ya*ban ördeği.

    AKSUNER: (Tür.) Er.- (bkz. Aksungur).

    AKSUNGUR: (Tür.) Er.-Doğan cin*sinden bir nevi av kuşu. - Aksungur b. Abdullah. Melikşah zamanında Halep'in hakimliğini, yöneticiliğini yapan Türk Emiri.

    AKSU : (Tür.) Ka. 1. Temiz, pırıl pı*rıl su gibi. 2. Nehir

    AKSÜYEK: (Tür.) Er. - Eski Türk*lerde soylu anlamında kullanılırdı.

    AKŞEMSEDDİN: (t.a.i.) Er.- Dinin güneşi.- Türk din bilgini ve hekim. (Şam 1389-Göynük 1459). Fatih'in hocasıdır. İstanbul'un fethinde bulun*du. Ünlü sahabi komutan Eba Eyyub el-Ensari'nin mezarını bulduğu söyle*nir. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    AKŞIN: (Tür.) 1. Az ak, akımsı.2. Derisinde, kıllarında ve gözlerinde doğuştan boya maddesi bulunmadığı için her yanı beyaz olan (insan, hay-

    van). Erkek ve kadın adı olarak kulla*nılır.

    AKŞİT: (Tür.) Er. - Kutlu uğurlu. 2. Ak. 3. Güneş, nur, aydınlık. Akşit Muhammed b. Tugac: İhşidiler devle*tinin kurucusu.

    AKTAY: (Tür.) Er. - Beyaz tay. Türkler'de çok kullanılan bir isimdi.

    AKTAÇ: (Tür.) Er. - Beyaz taç.

    AKTAN: (Tür.) - Aydınlık, mehtaplı gece.

    AKTAR: (Tür.) Er. - Parlak, aydınlık sabah.

    AKTAŞ: (Tür.) Er. - Mermer.

    AKTEKİN: (Tür.) Er. - Parlak, gör*kemli, temiz huylu yiğit.

    AKTEMÜR: (Tür.) Er. - Akdemir.

    ARTİMUR: (Tür.) Er. - (bkz. Aktemur).

    AKTOLGA: (Tür.) Er. - (bkz. Tol*ga).

    AKTUĞ: (Tür.) Er. - (bkz. Aytuğ).

    AKYIL: (Tür.) Er. -Temiz, güzel se*ne. - Erkek ve kadın adı olarak da kullanılır.

    AKYILDIZ: (Tür.) - Akşama doğru doğan parlak yıldız. Çoban yıldızı, sa*bah yıldızı.

    AKYİĞİT: (Tür.) Er.- Dürüstlüğü ve temizliğiyle tanınmış yiğit.

    AKYOL: (Tür.) Er. - Dürüst, doğru ve iyi yol.

    ALAADDİN: (Ar.) Er. -Dini yücelt*mek için din uğruna çalışan kimse. Alaaddin Keykubad (1192-1237) Anadolu Selçuklu Sultanı. - Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.

    ALACAN: (Tür.) Er. - (bkz. Akan).

    ALAGÜN: (Tür.) Ka. - Yazın güneş buluta girdiği zamanki gölgeli hava.

    ALAMET: (Ar.) Ka. 1. İşaret, iz, ni*şan. 2. Remiz, sembol. 3. Belirti, emare. 4. Çok iri, şaşılacak büyüklük*te (mec.).

    ALANALP: (Tür.) Er. - Ülke alan, fetheden, fatih.

    ALANAY: (Tür.) Er. - (bkz. Alanalp).

    ALANER: (Tür.) Er. - (bkz. Alanalp).

    ALANGOYA: (Moğ.) Ka. 1. Altın geyik. 2. Ünlü Moğol destanının kut*sal sayılan kadın kahramanı.

    ALANGU: (Tür.) Er. -Altın geyik.

    ALANUR: (Ar.) Ka. - (bkz. Nur).

    ALAPINAR: (Tür.) Ka. - (bkz. Pı*nar).

    ALATAN: (Tür.) Er. - Güneş doğma*dan önce ufukta beliren karışık renk*ler.

    ALATAY: (Tür.) Er. - Derisinde be*nekler olan tay.

    ALCAN: (Tür.) Ka. - Can alıcı güzel. Can alan, cesur, yürekli.

    ALEMDAR: (a.f.i.) Er. 1.Bayrak ve*ya sancak tutan, taşıyan, bayraktar, sancaktar. 2. İşe önderlik eden. Alem*dar Mustafa Paşa: Osmanlı veziri.

    ALEV: (Tür.) Ka. 1. Ateşten ve yanı*cı cisimlerden çıkan parlak, çeşitli şe*killere giren gazlardan meydana gelen şeffaf dil, yalım. 2. Aşk ateşi, sevda. 3. Alımlı, cazibeli kadın.

    ALEVİ: (Ar.) Er. - Hz. Ali soyundan, Hz. Ali'ye hususi ilgi gösteren, ona taraftar olan. Şii mezhebinin kolların*dan biri.

    ALGAN: (Tür.) Er. - Alan, fetheden, fatih.

    ALGIN: (Tür.) Er. 1. Güçlü, iyi, gü*zel, sıcakkanlı, sevimli. 2. Sevdalı, aşık, vurgun. 3. Hızlı akan su. 4. Renksiz, cılız, zayıf.

    ALGUHAN: (Tür.) Er. - Çağatay hanlığı hükümdarı. (1266). Orta Asyayı ele geçirip Harezmden Afganis*tan'a kadar sınırlarını genişletti. Cengiz'in yasalarını şiddetle uyguladı.

    ALGUN: (Fars.) Ka. 1. Aklı alınmış. 2. Al renginde, koyu ve parlak pem*be. 3. Tümsek, tepe.

    ALGUNE: (Fars.) Ka. 1. Serap. 2. Allık.

    ALGÜL: (Tür.) Ka. - Kırmızı gül.

    ALİ: (Ar.) Er. 1. Yüce, ulu, yüksek. 2. Hz. Ali: Ebu Talib'in oğlu. Pey*gamberimizin amcazadesi ve kızı Fat*ma (r.anha)'nın kocası. Dördüncü ha*life.

    ALİCAN: (a.f.i) Er. - Ali ve can isimlerinin bir araya gelmesinden meydana gelmiştir. - (bkz. Ali ve Can).

    ALİCENGİZ: (a.t.i.) Er. - Akla gel*mez, şeytanca, beklenmedik ve umul*madık tarzda anlamlan ile "Alicengiz oyunu" deyiminde geçer.

    ALİGÜHER: (a.f.i.) Er. - Yaratılışı ve mayası yüce ve değerli olan.

    ALİ HAN: (a.t.i.) Er. - Yüce han.

    ALİKADR: (Ar.) Er. 1. Yüksek kıymette olan, çok kıymetli, çok takdir edilen, çok saygıdeğer. 2. Meşhur bir çeşit lale.

    ALİM: (Ar.) Er. 1. Çok okumuş, bilgin.,2. Çok bilen. 3. Sonsuz. İlim sa*hibi. Allah'ın sıfatlarındandır. Kur'an'da Cenab-ı Hakk'ın ismi olarak 13 yerde geçer. "Abd" takısı alarak da kullanılır.

    ALİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Alim).

    ALINAK: (Tür.) Er. - Doğru, güve*nilir.

    ALİŞAH : (a.f.i.) Er. - Hükümdarla*rın en yücesi. Alişah Taceddin. (?-1324). İlhanlı veziri.

    ALIŞAN: (a.f.i.) Er. - Şan ve şerefi yüce ve yüksek olan çok değerli.

    ALİYAR : (a.f.i.) Er. 1. Yar, dost, sevgili. 2. Alinin dostu, sevgili adı. 3. Yüce dost. - Birleşik isim

    ALİYE: (Ar.) Er. - Yüce, yüksek, bir şeyin en yukarısı, tepesi. - (bkz. Ali).

    ALKAN: (Tür.) Er. - Kırmızı kan. Alkan bey: Türk denizci. Selçuklula*rın egemenliğindeki İznik'te Ebu'l-Kasım'ın donanma komutanı.

    ALKIM: (Tür.) Er. - Gökkuşağı. Al*kım (Uluğ Bahadır) Türk Arkeolog.

    ALKIN: (Tür.) Er. 1. Sevdalı, aşık, vurgun. 2. El çırpma, övme.

    ALKUR: (Tür.) Er. - Hep, bütün, herkes.

    ALLAHVERDİ: (a.t.i.) Er. - İran'da yaşayan bir Türkmen kabilesinin adı.

    ALP: (Tür.) Er. 1. Eski Türklerde kahraman, yiğit, cesur, bahadır, pehli*van. 2. Seyfi kola mensup, savaşçı, fütüvvct ehli. Alperen, Alpgazi. Bu isim İslam'dan sonra da Türkler ara*sında kullanılmaya devam etti.

    ALPAGU: (Tür.) Er. 1. Tek başına düşmana saldıran yiğit. 2. Eski Türk*lerde bir rütbe adı. 3. Eski Türklerde bir kurt adı.

    ALPAĞAN: (Tür.) Er. - Cesur, yiğit, kahraman.

    ALPAK: (Tür.) Er. - Dürüst, kahra*man, yiğit.

    ALPARTUR: (Tür.) Er. - Kendine güveni olan yiğit.

    ALPASLAN: (Tür.) Er. - Arslan gibi cesur ve yiğit, savaş beyi. Büyük Sel*çuklu hükümdarı. Selçukluların en büyük zaferi sayılan Malazgirt zaferi onundur (l071).

    ALPAY: (Tür.) Er. - Cesur, yiğit kimse.

    ALPAYDIN: (Tür.) Er. - (bkz. Al*pay).

    ALPBİKE : (Tür.) Er. - genç, deli*kanlı, (bkz. Alp).

    ALPÇETİN: (Tür.) Er. - (bkz. Al*pay).

    ALPDE.MİR: (Tür.) Er. - (bkz. Al*pay).

    ALPDOĞAN: (Tür.) Er. - Doğuştan yiğit olan.

    ALPER: (Tür.) Er. - (bkz. Alp).

    ALPEREN: (Tür.) Er. - Yiğit, baha*dır.

    ALPERTUNGA: (Tür.) Er. - Efsane*vi Türk hükümdarı ve destan kahra*manı. M.Ö. 626 yıllarında yaşayıp İranlılarla uzun savaşlara giren Turan (Saka) hükümdarı olduğu söylenir.

    Türk, İran, Arap, Hint, Eski Yunan ve Asur kaynaklarında kendisinden deği*şik adlarla bahsedilir.

    ALPGİRAY: (Tür.) Er. - Yiğit hü*kümdar. Kırım veliahtı. Bir ara Kırım Hanı da oldu.

    ALPHAN: (Tür.) Er. - Yiğit hüküm*dar.

    ALPKAN: (Tür.) Er. - Yiğit soydan gelen.

    ALPKIN: (Tür.) Er. - Keskin kılıç.

    ALPMAN: (Tür.) Er. - Yiğit, cesur, kahraman.

    ALPNUR: (Tür.) Ka. - (bkz. Alp).

    ALPSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Alpkan). Yiğit ve cesur soya mensub.

    ALPTEKİN: (Tür.) Er. - Kahraman şehzade. Birleşik isim. Alp: Kahra*man, Tekin: Şehzade.

    ALTAN: (Tür.) Er. 1. Sabahın güneş doğarkenki zamanı. 2. Hakanlara ve*rilen unvan, sultan, padişah.

    ALTAY: (Tür.) Er. 1. Asya'da Batı Sibirya ile Moğolistan'ı ayıran dağlık bölge. 2. Altay dağlan bölgesinde ya*şayan Türklerin genel adı.

    ALTIN: (Tür.) Ka. 1. Parlak, san renkte, paslanmayan, kolay işlenebi*len, ziynet eşyası olarak da kullanılan maden, zer, zeheb. 2. Örfte kadın adı olarak kullanılır. Zerrin (bkz. Zerrin).

    ALTINBAŞAK: (Tür.) Ka. - Değerli kimse.

    ALTINBİKE: (Tür.) Ka. - (bkz. Altınbaşak).

    ALTINIŞIN: (Tür.) Ka. - Işığın en güçlü anı.

    ALTINİZ: (Tür.) Ka. - (bkz. Altınışık).

    ALTINTAÇ: (Tür.) Ka. - Altından taç.

    ALTUĞ: (Tür.) Er. - (bkz. Tuğ).

    ALTUNAY: (Tür.) Er. - Ay'ın san renkli hali

    ALTUNÇ: (Tür.) Er. 1. Bakır alaşı*mı. 2.Kırmızı bakır. 3. Kırmızı, al gözlü.

    ALTUNER: (Tür.) Er. - Değerli kim*se.

    ALTUNHAN: (Tür.) Er. - Zengin ha*kan. Türklerin, Çin'de hüküm süren Türk-Moğol hükümdarlarına verdik*leri ad.

    ALYA: (Ar.) Er. 1. Yüksek yer, yük*seklik. 2. Gök, sema.

    AMANULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın bağışlaması. Allah'ın koruması.

    AMİD: (Ar.) Er. 1. Çok hasta. 2. Aşk hastası. 3. Başlıca nokta. 4. Önder, şef, komutan. 5. Diyarbakır'ın eski adı. Ortaçağ'da İslam Türk devletle*rinde kullanılan bazı unvanlar ve me*muriyet isimleri.

    AMİL: (Ar.) Er. 1. Fail, yapan, işle*yen. 2. İslam devletlerinde zekat, ver*gi tahsildarı veya valiler ve devlet memurlan.

    AMİNE: (Ar.) Ka. - Gönlü emin, kal*binde korku olmayan. - Peygamber'in (s.a.s) annesinin adı. (bkz. Emine).

    AMİR: (Ar.) Er. 1. Mamur eden, şen*lendiren. 2. İmar olunmuş. 3. Devlete ait. 4. Kendisine bağlı görevliler bu*lunan. Amir b. Abdullah b. Mes'ud: Tabiindcndir. İslam fıkıh bilgini.

    AMİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Amir).

    AMMAR (Ar.) Er. 1. Memur eden. 2. Bayındırlaştıran. (bkz. Amir). - Ammar b. Yasir. Sahabeden. İlk müslüman olanlardandır. Çok işkence gör*dü. Habeşistan'a hicret etti. Annesi ilk İslam şehidcsi Sümeyye (r. anha)'dir.

    AMR: (Ar.) Er. - Uzun yaşamak, uzun ömürlü olmak. Amr b. Madikerib: 631'de Medine'ye gitti ve müslüman oldu. Çok yaşlıyken bile iyi sa*vaştı.

    AMRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Amr).

    AMUZ: (Fars.) Er. - Bilen, öğrenmiş, öğreten.

    ANBER: (Ar.) Ka. 1. Ada balığının bağırsaklarında toplanan yumuşak, yapışkan ve misk gibi kokan, kül ren*ginde madde. 2. Güzel koku. 3. Gü*zellerin saçı.

    ANDAK: (Tür.) Er. - Hemen, o anda. - Erkek ve kız adı olarak kullanılır.

    ANGIN: (Tür.) Er. 1. Tanınmış, ünlü, namlı. 2. Bayındır.

    ANI: (Tür.) - Yaşanmış olaylardan belleğin sakladığı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ANIL: (Tür.) Ka. 1. Anılmak eylemi. 2. Meşhur, ünlü. 3. Hatırlanan.

    ANİF: (Ar.) Er. 1. Sert, şiddetli. 2. Haşin. 3. Geçmişte, pek yakında, bur*nun ucu denecek kadar yakından ge*çen. 4. Biraz önce, belirtilen, bahsedi*len.

    ANİFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Anif).

    ARAF: (Ar.) Er. 1. Cennet ile cehen*nem arasındaki yer. 2. Sert, tepe. 3. Adetler, usuller. Arafat: Mekke'nin yakınında bulunup hacıların arefe gü*nü durdukları yerdir. Bu duruş haccın rükünlerindendir.

    ARAL: (Tür.) - Birbirine yakın ada*lar topluluğu. Orta Asya'da bir göl.

    ARAM: (Fars.) Ka. 1. Dinlenme, sü*kun, karar. 2. Rahat, huzur, istirahat. 3. Oturma, eğlenme, ikamet etme.

    ARAMCAN: (Fars.) Ka. -1. Gönül rahatı. 2. Sevgili, sevilen güzel.

    ARAMDİL: (Fars.) Er. 1. gönül ra*hatı. 2. Sevilen güzel. 3. Yer mekan.

    ARCA: (Ar.) Ka. -1. Temiz, namus*lu. 2. Aksak, topal.

    ARDA: (Tür.) Er. 1. Eskiden bazı ça*vuşların elde tuttukları uzun değnek. 2. İşaret için dikilen değnek. -3. Çık*rıkçı kalemi. 4. Sonra gelen.

    ARDALI: (Tür.) Er. - (bkz. Arsal).

    ARDAN: (Tür.) Er. - (bkz. Arsal).

    AREF: (Ar.) Er. 1. Pek maruf, çok bilinen. 2. Arif, anlayışlı ve bilgili.

    AREFE: (Ar.) Ka. 1. Arife, dini bay*ramlardan bir evvelki gün. 2. Bir ön*ceki gün.

    AREL: (Tür.) Er. - Temiz, dürüst kimse.

    ARGU: (Tür.) Er. 1. İki dağ arası, uçurum. 2. Orta Asya'da Issık gölü çevresinde Çu ve Talaş havzalarında yaşamış Kırgızların en büyük boyu. Argu Türkleri.

    ARGUN: (Tür.) Er. 1. Zayıf, güçsüz, düşkün, dermansız, zebun. 2. Yanyana iki kamış düdüğünden veya kartal kemiğinden yapılmış kaval. - Argun: İlhanlı hükümdarı. Abaka Han'ın oğ*lu.

    ARGÜN: (Tür.) Er. - Temiz, aydınlık gün.

    ARGUN ŞAH: (Tür.) Er - (bkz. Argun). Argunşah. (Nizameddin) Ana*dolu Selçuklu Sultanı Kılıç Aslan II'nın oğlu. Babası ülkeyi oğullan ara*sında pay edince, hissesine Amasya düşmüştü.

    ARHAN: (Tür.) Er. - Üstün nitelikli, gururlu bakan.

    ARICAN: (Tür.) Er. - Temiz, doğru kimse.

    ARIÇ: (Tür.) Er. - Barış, asayiş.

    ARIER: (Tür.) Er. - Çalışkan kimse.

    ARİF: (Ar.) Er. 1. Meşhur, çok tanın*mış, mütearif. 2. Bilgi sahibi. Bilen, bilgili, irfan sahibi. 3. Sıbyan mektebi hocası veya kalfası.

    ARİFE: (Ar.) Ka. - Bilgi ve irfan sa*hibi kadın. Uyanık, ince ruhlu, latif.

    ARIHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Arhan).

    ARIKAL: (Tür.) Er. - Temiz, doğru, dürüst kal.

    ARIKAN: (Tür.) Er. - Temiz soy.

    ARIKHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Arhan)

    ARIN: (Tür.) Er. 1. Temiz, arı, saf. 2. Alın. 3. Yüz, cephe. Dağların, tepele*rin yüzü.

    ARINÇ: (Tür.) Er. 1. Temiz, saf, arı. 2. Barış.

    ARISAL: (Tür.) Er. - An gibi çalış*kan kimse.

    ARISAN: (Tür.) Er. - Temiz, doğru tanınmış kimse.

    ARISOY: (Tür.) Er. - (bkz. Arısan).

    ARITAN: (Tür.) Er. - Temizleyen, arı duruma getiren.

    ARKAN: (Ar.) Er. 1. Temiz, ari kan*dan gelen. 2. Üstün galip. Arkan (Seyfı) Türk mimar (1903-1966).

    ARKIN: (Tür.) Er. - Yavaş, ağır, sa*kin, gelecek yıl.

    ARKUT: (Tür.) Er. - Temiz, uğurlu, kutlu.

    ARMAĞAN: (Fars.) 1. Hediye, peş*keş, tuhfe, bergüzer. 2. Birinin gördü*ğü işe veya başarısına karşılık olarak verilen şey, mükafat.3. Bir ilim ada*mını tanıtmak veya çalışmalarından ötürü mükafatlandırmak maksadıyla adına çıkarılan ilmi eser. (Köprülü Armağanı). - Erkek ve kadın adı ola*rak kullanılır.

    ARMAN: (Fars.) Er. 1. Hasret, özle*me. 2. Zahmet, sıkıntı. 3. Teessüf. 4. Pişmanlık.

    ARMİNE: (İbr.) Ka. - İbranice isim. (bkz. Emine).

    ARRAF: (Ar.) Er. l Falcı, kahin. Müneccim. 2. Hekim. 3. Göçebe Arap aşiretlerinin örfe vakıf umumi bilgile*ri.

    ARRAFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Arraf).

    ARSAL: (Tür.) Er. - Temiz huylu, namuslu.

    ARSEBÜK: (İ.) Er. - 1. Temiz ruhlu ve çabuk. 2. Toy. 3. Namus konusun*da titiz.

    ARSLAN: (Tür.) Er. 1. Kuvvet ve saldırganlığıyla tanınan hayvan, esed, şir. 2. Cesur adam, bahadır. 3. Bir çe*şit çiçek. Arslan Argun: Alpaslan'ın oğlu (1097).

    ARSLANGİRAY: (Tür.) Er. Cesur, korkusuz han. Arslan Giray: Kırım hanı (1702-1767).

    ARSLANŞAH: (Tür.) Er. - Arslan gibi cesur ve yiğit şah, kral. Cesur ko*mutan. Arslan Şah: Kirman Selçuklu hükümdarı (l 145). ,

    ARTAN: (Tür.) Er. 1. Yarar, fayda. 2. Üstünlük, meziyet, nitelik.

    ARTUÇ: (Tür.) Er. - Ucu sivri de*mirle donanmış mızrak.

    ARTUK: (Tür.) Er. - Selçuklu Emiri. (XI. yy.). Selçukluların ünlü hakanı Alpaslan'ın emrinde Malazgirt savaşı*na katıldı.

    ARÜSEK: (Fars.) Ka. 1. Gelin, kü*çük gelin. 2. Bebek gibi güzel kız. 3. İşlemecilikte kullanılan yeşil parlak sedef. 4. Ateş böceği. 5. Küçük bir mancınık çeşidi.

    ARZIK: (Tür.) Er. - Dindar, sofu.

    ARZU: (Ar.) Ka. 1. İstek, bahşiş. 2. Emel, heves, meyl. 3. Özlemek, müş*tak olmak. "Arzum" olarak da kulla*nılır. Meşhur halk hikayelerinde Kamber'in sevgilisi.

    ARZUMAN: (Ar.) Ka. - (bkz. Arzu).

    AS: (Ar.) Er. 1. Mersin ağacı. 2. (Fars.) Değirmen.

    ASAF: (Ar.) Er. 1. Vezir. 2. Erdem, ileri görüşlülük, yönetimde başarı. Hz. Süleyman'ın ünlü veziri. Süley*man (a.s.)'ın en çok güvendiği kişiydi. Neml suresinde anlatılanlar Asaf üze*rine yorumlandı. Daha sonra padişa*hın vezirlerine Asaf unvanı verildi.

    ASAL: (Tür.) Er. - Başlıca, esaslı, te*mel.

    ASALET: (Ar.) Er. - Soy temizliği, soyluluk.

    ASENA: (Tür.) Er. - Kurt.

    ASFA: (Ar.) Er. - Çok saf, en temiz, halis.

    ASGAR: (Ar.) - En küçük, daha kü*çük. - Erkek ve kadın adı olarak kul*lanılır.

    ASHAB: (Ar.) Er. 1. Sahib'in çoğu*lu. 2. Hz. Muhammcd (s.a.s)'i görüp ona tabi olan kişiler. İnsanlık alemi*nin en seçkin simaları ve örnek nesli*dirler. Haklarında varid olan naslarla korunmuşlar, Allah'ın yardımını müşahade etmişler ve büyük peygambe*rin öğretilerini harfiyyen yaşamışlar*dır. Ashab-ı Kiram: Yüce sahabeler.

    ASIF: (Ar.) Er. - Pek sert, pek şiddet*li, şiddetle esen.

    ASIFE: (Ar.) Ka. - Şiddetle esen rüz*gar. Kur'an'da Yunus 22, İbrahim 18 ve En'am suresi 81. ayetlerde geçer.

    ASİL: (Ar.) Er. 1. Sağlam. 2. İyice kökleşmiş, yüksek duygularla hareket eden. 3. Kendi kendine hareket eden. 4. Soyu, sopu belli. Necip.

    ASIM: (Ar.) Er. 1. Yasak, yanına yaklaşılamayan. 2. Günahtan, haram*dan çekinen. 3. İffetli, afif, ismetli, perhizkar. Asım b. Umeyr: (749). İs*lam komutanlarından. Maveraünnehir fethine katıldı ve yiğitliğiyle ün saldı.

    ASIMA: (Ar.) Ka. - (bkz. Asım).

    ASİME: (Fars.) Er. - Akılsız, beyin*siz, şaşkın, sersem. - İsim olarak kul*lanılmaz.

    ASİYE: (Ar.) Ka. 1. Sütun, direk, ko*lon. 2. Mersingiller, mersin ağacı tü*ründen ağaçlar. 3. İsyan eden, itaatsiz, başkaldıran, serkeş, bagi. 4. Allah'ın emirlerini yerine getirmeyen, günahkar. 5. Haydut, şaki. -Bu isim Rasulullah tarafından yasaklanmıştır. İçer*diği anlam İslami anlayışa terstir.

    ÂSİYE: (Ar.) Ka. - 1. Kederli üzün*tülü. Musa (a.s.)'ı daha bebekken Nil'den kurtarıp sarayda büyüten ve sonra onun peygamberliğine iman eden kadın. Kur'an'da Fir'avun'un ka*rısı olduğu belirtilmiştir. Fakat ismi zikredilmemiştir. - (bkz. Kasas: 9; Tahrim: 11). Firavun'a karşı gelerek müslüman olmuştur. Tahrim suresin*de mü'mine bir kadının en son nokta*da yapması gerekenlere örnek olarak gösterilen hanım.

    ASKER: (Ar.) Er. 1. Ordu, ordu ör*gülüyle ilgili. Vazife yapan. 2. Ülke savunmasında istihdam edilmek üzere eğitilip donatılan kimse. 3. Rütbesiz asker, er.

    ASKERÎ: (Ar.) Er. - Orduya mensup. Orduyla alakalı. Askeri (Ebu Ahmed el-Hasan b. Abdullah el): Zamanının ünlü alimlerdendir (903-993). Ebu Davud esSicistani'nin talebesiydi.

    ASLI: (Ar.) Ka. 1. Asıl, tek, dip, kü*tük, temel, esas, kaide, kural, hakikat. 2. Soy, sop, nesep. 3. Bir şeyin belli başlı kısmı, başlangıç, baş yer, sıhhat. 4. Hakiki, esaslı, halis, safi. 5. Esasen, zaten, başlıca, en ziyade, hakikaten.

    ASLIHAN: (a.t.i.) Ka. - Aslı ve Han kelimelerinden türetilmiş birleşik bir isimdir. Kerem ile Aslı hikayesinin kadın kahramanıdır. Güzelliğinin ya*nında saçlarının uzunluğu ve gürlü*ğünden bahsedilir.

    ASRİ: (Ar.) Er. - Zamana uygun, çağdaş.

    ASUDE: (Fars.) Ka. 1. Rahatlamış, sükuna ermiş, keder ve sıkıntıdan uzak, müsterih. 2. Sakin, sessiz.

    ASUMAN: (Fars.). - Gök, sema, fe*lek. Asuman ile Zeycan hikayesinin erkek kahramanı. Doğu Anadolu'da yaygın olarak anlatılır. Erkek ve ka*dın adı olarak kullanılır.

    ASUTAY: (Tür.) Er. - Hırçın tay.

    ASYA: (Tür.) Ka. - Dünyadaki kıtala*rın en büyüğü.

    AŞIK: (Tür.) Er. 1. Bir başkasını aşk*la seven. 2. Dalgın, unutkan. 3. Ta*savvufta Allah'a muhabbet duyan kişi. Aşık Çelebi (1520-1572) Osmanlı şa*ir ve yazarlardan.

    AŞİR: (Ar.) Er. 1. Ondabir, onuncu. 2. Samimi dost ve arkadaş. 3. Koca. 4. Aşar toplayan. 5. Kur'an-ı Kerim'den 10 ayetlik bir bölümü okuma. Aşir Efendi (Mustafa). Osmanlı Şey*hülislamı (1728-1804).'Bursa, Mekke ve İstanbul kadılıklarında bulundu. 1758-1800'de Şeyhülislamlık görevi*ni ifa etli.

    AŞKIN: (Tür.) 1. Geçkin, aşmış olan. 2. Ölçüyü kaçıran, coşkun. 3. Fazla. 4. Sonra. 5. Benzerlerinden da*ha üstün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    AŞKINAY: (Tür.) Ka. - (bkz. Aşkın).

    AŞKINER: (Tür.) Er. - (bkz. Aşkın).

    ATA: (Tür.) Er. 1. Baba. 2. Soyun geçmişte yaşamış ferdi. 3. Vermiş, veriş. Bağışlama, ihsan. 4. Yesevi ta*rikatında mürşid. Ata b. Ebi Rabah: Fıkıh alimi (Mekke 733). Ebu Meysere b. Ebu Hüseyin el-Fikri'nin azatlı kölesiydi. Birçok hadis rivayet etmiştir.

    ATABEK: (Tür.) Er. 1. Selçuklu devletinde şehzadelerin terbiyesiyle vazifeli şahıs. 2. Lala. Devlet idare*sinde yetki taşıyan naip.

    ATABEY: (Tür.) Er. - Devlet yönetiminde bir san. Lala.

    ATACAN: (Tür.) Er. - (bkz. Ata).

    ATAÇ: (Tür.) Er. - Atalardan gelen, atalarla ilgili olan.

    ATAERGİN: (Tür.) Er. - (bkz. Ata).

    ATAHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Ata).

    ATAKAN: (Tür.) Er. -1. Düşünmek*sizin her işe sokulan adam. 2. İleri atı*lan.

    ATALAY: (Tür.) Er. - (bkz. "Ata"). Ünlü, namlı, şöhretli. Atalay Mah*mut, Türk güreşçi. Balkan, Avrupa, Dünya ve Meksika Olimpiyatları şampiyonu oldu (1968).

    ATAMAN: (Tür.) Er. - (bkz. "Ata"). 1. Ata kişi, başkan, önder. 2. Don ka*zaklarının önderlerine verilen ad.

    ATANER: (Tür.) Er. - (bkz. Ata).

    ATASAGUN: (Tür.) - Eski Türkler*de hekimlere verilen isim.

    ATASAN: (Tür.) Er. - (bkz. Ata).

    ATASEVEN: (Tür.) Er. - (bkz. Ata).

    ATASOY: (Tür.) Er. - (bkz. Ata).

    ATATUĞ: (Tür.) Er. - (bkz. Ata).

    ATAULLAH: (Ar.) Er. - Birleşik isim. - Allah'ın bağışladığı, hediye et*tiği, ihsanı, lütfü. Ataullah Efendi. (Arapzade). Osmanlı Şeyhülislamı (1719-1785) Şam, Mekke, İstanbul kadılıklarında bulundu.

    ATAY: (Tür.) Er. - Bilinen, tanınmış.

    ATIF: (Ar.) Er. 1. Çevirme, meylet*tirme, imale. 2. Yükletme, birinin işi veya sözü olduğunu iddia etme, hami, isnad. 3. Yüzünü çeviren, meyleden, mail, müteveccih. 4.Merhamet sahibi, şefkatli, acıyan. 5. Beğenen. Atıf Efendi (Mehmet Kuyucaklı. (-İst. 1847). Osmanlı matematik bilgini. Şam ve İstanbul kadılıklarında bulun*du.

    ATIFA: (Ar.) Ka. - (bkz. Atıf).

    ATIFET: (Ar.) Ka. 1. Birine iyi niyet ve sevgi ile yönelme, teveccüh, meyi. 2. Karşılık beklemeden gösterilen sevgi, ihsan.

    ATİK: (Ar.) Er. 1. Sırtın üst kısmı. 2. Berrak, saf, karışmamış, kıymetli. 3. Eski, kadim, kühen, dirin. 4. Azatlı, hür. 5. Güzel genç kız. 6. Çok hare*ketli, çevik, hızlı hareket eden. 7. Asil. 8. Hz. Ebubekir'in lakabı. Pey*gamber (s.a.s)'in "Sen ateşten kurtul*muş kimsesin" müjdesine kavuşmuş olmasından ötürü bu lakapla anıldığı söylenir.

    ATİKE: (Ar.) Ka. - (bkz. Atik). Atike: Kureyş kabilesinden Zeyd b. Amr'ın kızıdır. Hicretten önce İslamiyeti kabul etmiştir. Medine'ye hicret edenler arasındadır. Hz. Ebubekir'in oğlu ile evlenmiştir. Abdullah, Taif te şehid olunca Hz. Ömer'le O şehid edi*lince Zübeyr b. el-Avvam ile, o da şe*hid edilince Hz. Hüseyin ile evlendi. Ve Hz. Hüseyin de şehid olunca şehid zevcesi olarak anıldı.

    ATIL: (Tür.) Er. - Girişken ol, ilerle*mek için çaba göster.

    ATILAY: (Tür.) Er. 1. Ünlü, namlı, şöhretli. 2. Atilla'dan sonra tahta geçen ünlü hükümdar.

    ATILGAN: (Tür.) Er. 1. Karşısına çıkabilecek engellerden ve tehlikeler*den korkmadan her zaman ileriye atı*lan. 2. Karşı çıkan, çekinmesi olma*yan, cüretkar. 3. Hevesli.

    ATİLLA: (Tür.) Er. 1. Büyük, ünlü. 2. Babacık. 3. Savaşçı, fatih. 4. Hun Türklerinin büyük imparatoru (400-453).

    ATİYE: (Ar.) Ka. 1. Bağış, bahşiş, ihsan. Hediye. 2. Gelecek, istikbal.

    ATKIN: (Tür.) Er. - Atılmış. Kumaş dokumada kullanılan tabir.

    ATLAN: (Tür.) Er. - Ata bin.

    ATLAS: (Tür.) Er. 1. Üstü ipek, altı pamuk kumaş, diba. 2. Düz, havasız, tüysüz. 3. Büyük harita. 4. Atlas ok*yanusu. 5. Kuzey Afrika'da Fas, Ce*zayir'i geçerek Tunus Körfezi'ne ka*dar uzanan sıradağlara verilen ad.

    ATLIHAN: (Tür.) Er. - Ata binmiş süvari. - Birleşik isim. Atlıhan: Alın*ca Hanın oğlu. Tatar'ın kutsal göbek soyundan sekizinci kuşak.

    ATSAN: (Ar.) Ka. - Susuz, susamış, teşne.

    ATTAB: (Ar.). - Yumuşak huylu. Sertlik yanlısı olmayan. Uyumlu. Attab b. Esid. Sahabeden. Mekke valili*ği yapmıştır. Rasulullah tarafından atanmıştır.

    ATTAR: (Ar.) Er. 1. Güzel kokulu bitki özleri, yağlan vb. satan, güzel koku ticareti yapan kimse. 2. İlaç maddeleri vb. şeyler satan adam. 3. Mahalle aralarında bazı baharatlar ile iğne, iplik vb. satan dükkan sahibi. Attar: Meşhur İranlı şair.

    ATUF: (Ar.) Er. - Birine sevgisi olan, sevgi duyan. Allah'a karşı sevgi du*yan.

    ATUFET: (Ar.) Ka. - Şefkat, merha*met.

    ATYEB: (Ar.) Ka. - Çok güzel, pek güzel.

    AVCI: (Tür.) Er. l. Avlanan, av spo*ru yapan kişi. 2. Bir şeyi elde etmeye uğraşan. 3. Osmanlı sarayında şikariler diye adlandınlan askeri grup.

    AVFİ: (Ar.) Er. Arap düşünür (Bas*ra- ? ) İhvanu's-Safa denilen İslam felsefe akımının kurucularından biri.

    AVNİ: (Ar.) Er. 1. Yardımla ilgili, yardıma ait. 2. Fatih Sultan Mehmed'in şiirde kullandığı mahlas.

    AVNİYE: (Ar.) Ka. 1. Yeniçeriler ta*rafından ve daha sonra Sultan Mecid ve Sultan Aziz zamanlarında giyilen bir çeşit yağmurluk. 2. Yardım etmiş. Yardımla ilgili.

    AVNULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın yar*dımı. - Birleşik isim.

    AVŞAR: (Tür.) Ka. - Oğuzların önemli bir kolu. Büyük Selçuklu Devleti'nin kurulması ve yakındoğunun Türkleşmesinde büyük rol oyna*mışlardır.

    AVVAD: (Ar.) Er. - Ud çalan, udçu. Avvad (Tevfik Yusuf): Lübnanlı yazar, gazeteci. Diplomat.

    AY: (Tür.) Er. 1. Yılın on iki bölü*münden biri. 2. Dört hafta, 29-30, 31 günden oluşan zaman dilimi. 3. Kut*sal kitapta adı geçen kent. Kudüs'ün kuzeyi. 4. Dünyanın uydusu. Ay: Mı*sır kralı. Amarnada memurdu. Genç kral Tutank Hamon'un danışmanı oldu. Daha sonra o ölünce dul karısıyla evlenip tahta çıktı (İ.Ö. 1320).

    AYABA: (Tür.) Er. - Muhammed Tapar'ın oğlu. Büyük Selçuklu Sultanı Sancar'ı Oğuzların elinden tutsaklık*tan kurtarıp tahtına oturttu. Selçuklu*ları istila etmek isteyen Harizm Şah*lan uzun süre engelledi.

    AYALP: (Tür.) Er. - Ay kadar parlak ve güzel, yiğit.

    AYANA: (Tür.) Er.-Saygı.

    AYANFER: (Ar.) Ka. - Gözün ışığı, nuru.

    AYANOĞLU: (Ar.) Er. - Ayan: Açık, belirli. Ayan'ın oğlu.

    AYAS: (Ar.) 1. Dolunay, mehtap. 2. İskenderun Körfczi'nin batı kıyısında Ceyhan nehrinin ağzının vücuda ge*tirdiği Yumurtalık limanı veya Ayaş koyunun kuzeydoğu kenarında, Ada*na ilinin Yumurtalık ilçesinin idare merkezidir. Ayaş Paşa: Osmanlı sad*razamlarından birinin adı.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    AYASUN: (Tür.) Ka. - (bkz. Aysun).

    AYAYDIN: (Tür.) Er. - Ay ışığı, ay*dınlığı.

    AYAZ: (Tür.) Er. - Soğuk ve Durgun hava. Dondurucu soğuk. Ayaz: Selçuklu emin (Öl. 1105).

    AYBAR: (Tür.) Er. 1. Gösterişli, hey*betli, görkemli. 2. Korku veren.

    AYBEG: (Tür.) Er. -Ay gibi temiz ve aydın yönetici, ileri gelen, bey. Abeg Kutbeddin (Öl. 1210): Delhi Memlükler Devleti'nin kurucusu. İslam'ın Ortaasya'da yayılmasında bü*yük başarılar gösteren, Gazne sultanı Muiziddin'le birlikte savaşıp onun ölümüyle Delhi sultanlığına gelen ün*lü komutan.

    AYBEK: (Fars.) - Put, sanem. - İsim olarak kullanılmaz.

    AYBEN: (Tür.) Ka. - Ay benizli.

    AYBER: (Tür.) - Ay meyvası. - Er*kek ve kadın adı olarak kullanılır.

    AYBERK: (Tür.) Er. 1. Sağlam ay, sağlam kişilik. 2. Şimşek, ay'ın şim*şek gibi parlaklığı. 3. Yaprak, ay yap*rağı.

    AYBİGE: (Tür.) - Büyük ay, dolu*nay. - Erkek ve kadın adı olarak kul*lanılır.

    AYBİKE: (Tür.) Ka. - (bkz. Ayben).

    AYBİKEN: (Tür.) Ka. - Eski Türk hükümdarlarından birinin hanımının ismi.

    AYCA: (Tür.) Ka. - Ay gibi güzel, ışıklı, parlak.

    AYÇAN: (Tür.) Ka. - Ay gibi parlak güzel ve sevimli.

    AYCİHAN: (a.f.i.) - Cihanı aydınla*tan ışık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    AYÇA: (Tür.) Ka. 1. Ayın yeni doğ*duğu günlerdeki şekli, yeni ay, hilal. 2. Cami kubbelerine ve minare külah*larına konulan hilal şeklindeki süs. 3. Ay kadar güzel, aydınlık.

    AYÇETİN: (Tür.) Er. - Zor, güç ay.

    AYÇIL: (Tür.) Ka. 1. Işık saçan, sü*rekli parlaklık veren ay. 2. Ay gibi.

    AYDAN: (Tür.) Ka. - Ay'a dahil olan. Ay gibi.

    AYDANUR: (Tür.) Ka. - Ay'ın ışığı, aydan yayılan ışık.

    AYDEMİR: (Tür.) Er. - Marangozla*rın kullandığı kavisli bir keser çeşidi.

    AYDERUSİ: (Ar.) Er. - Güney Ara*bistan'ın eski ve tanınmış bir derviş ailesinden olup (1722-1778) yılları arasında yaşamış, Hindistan, Mısır, Taif, Suriye ve İstanbul'a ziyaretler yapmıştır.

    AYDİLEK: (Tür.) Ka. - Ay ve dilek isimlerinden oluşmuş birleşik isim. -Ay'a ait arzu, istek.

    AYDIN: (Tür.) 1. Aylı gece, mukmin. 2. Aydınlık, ışıklı, parlak, ruşen, ziyadar, münevver. 3. Açık, belli, or*tada, vazıh, aşikar, bahir. 4. Kutlu, uğurlu, mübarek, mesut. 5. Okumuş, kültürlü ileri fikirli, münevver. Kılıçarslanın hanımının ismidir. Erkek ve kadın ismi olarak kullanılır.

    AYDINALP: (Tür.) Er. - Münevver, bilgili, yiğit, kahraman kişi. Konya Selçuklulan'ndan ünlü bir komutan.

    AYDINAY: (Tür.) Ka. - (bkz. Ay*dın).

    AYDİNÇ: (Tür.) Er. - Cesur, aydın.

    AYDINER: (Tür.) Er. - (bkz. Aydın).

    AYDINTAN: (Tür.) Er. - Şafak vak*ti.

    AYDINTUĞ: (Tür.) Er. - (bkz. Ay*dın).

    AYDOĞDU: (Tür.) Ka. - Doğmakta olan ay. Ay doğdu Bey. Ertuğrul Gazi'nin oğlu veya torunu (1302).

    AYDOLUN: (Tür.) Er. - Dolunay, mehtap.

    AYETULLAH: (Ar.) Er. 1. Allah'ın ayetleri. 2. Özellikle Şii mollalarının kullandığı isimlerdendir. Allah'ın göndrermiş olduğu yasalar ve emirler. 3. Mucizeler, hikmetler. 4. İz, nişan.

    AYFER: (t.f.i.) Ka. 1. Ayyüzlü, ay gibi güzel, parlak ışık saçan. 2. Şan, haşmet sahibi.

    AYGEN: (Tür.) Ka. 1. Dost, arkadaş. 2. Sevgili, yar. 3. Temiz yaratılıştı.

    AYGUT: (Tür.) Er. - Karşılık, müka*fat.

    AYGUTALP: (Tür.) Er. - (bkz. Aygut). Aygutalp: (XIV. yy.) Türk ko*mutan. Osman Gazi'nin silah arkada*şı. İlk Türk denizcisi İmralı fatihi Ka*ra Ali'nin babası. Yıldırım Bayezid'le birlikte Timur'a esir düşen Timurtaş Paşa'nın dedesi.

    AYGÜL: (Tür.) Ka. - Ay'ın gülü.

    AYGÜN: (Tür.) Ka. - Gösterişli, ay ve güneş kadar güzel anlamında.

    AYHAN: (Tür.) Er. - Ay sahibi, ay hakimi. Oğuz Kağan Destanı'na göre, Oğuz'un altı oğlundan biri. Efsanede bahsedilen, Oğuz'un ışıktan doğan ka*rısından olan 3 oğlundan biri. Ay*han'ın 4 oğlu 24 Oğuz boyunun 4'ünü oluşturur. Bunlar Bozoklu soyudur.

    AYHATUN: (Tür.) Ka. - Ay yüzlü kadın. Ay ve hatun kelimelerinden birleşik isim.

    AYİLKİN: (Tür.) Ka. - İlk çocuklara takılan isim.

    AYKAÇ: (Tür.) Er. 1. Söyleyen, ko*nuşan. 2. Akıl veren. 3. Ozan, şair.

    AYKAN: (Tür.) Er. - Soylu, asil, te*miz kişi.

    AYKE: (Ar.) Ka. - Sık koruluk.

    AYKUT: (Tür.) Er. 1. Kutlu, uğurlu ay. 2. Karşılık, mükafat.

    AYKUTALP: (Tür.) Er. - Mükafat veren kahraman, iyi karşılık veren ba*hadır.

    AYLA: (Tür.) Ka. - Ay'ın ve güneşin etrafında bazı zamanlarda görülen halka, ayla. Beyaz ışık. (bkz. Hale).

    AYLİN: (Tür.) Ka. - Ay'a ait.

    AYMAN: (Tür.) Er. - Ay gibi güzel, ışıklı kimse.

    AYMETE: (Tür.) Er. - (bkz. Mete).

    AYMUTLU: (Tür.) Er. - (bkz Mut*lu).

    AYNAMELEK: (t.a.i.) Ka. - Melek gibi, melek görünüşlü kadın.

    AYNDİLGE: (a.t..i.) - Pınar, su, kaynak. - Antakya-Halep arasında, Suriye sınırına çok yakın bir yerde bulunan kaynak su. Tarihte bu kaynak dolayısıyla önemli yerleşim bölgesi olmuştur. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    AYNİ: (Ar.) Er. 1. Ayn'a ait. 2. Pınar, kaynak, göz. 3. Karşılığı mal olarak ödenmiş. el-Ayni, (1360-1451) yıllan arasında yaşamış İslâm âlimi.

    AYNIHAYAT: (Ar.) Ka. – Hayatın gözü, hayat pınarı.

    AYNŞEMS: (Ar.) 1. Güneş kaynağı. 2. Mısır'da bir kasaba. 3. Bir cins de*ğerli taş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    AYNUR: (t.a.i.) Ka. - Ay ışığı.

    AYNÜDDEVLE: (Ar.) Er. - 1. Dev*letin gözü. 2. Devletin kaynağı. Aynüddevle (Öl. 1152). Danişmendli hükümdar. Melikşah'ın oğlu.

    AYPARE: (f.t.b.i.) Ka. - Ay parçası.

    AYPERİ: (t.f.i.) Ka. - Ay yüzlü güzel, dilber.

    AYRAL: (Tür.) - Benzerlerinden farklı olan, kendine özgü, değişik. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    AYSAL: (Tür.) - Ay gibi, ay'a ben*zeyen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    AYSAN: (Tür.) - Ay gibi, ay yüzlü. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    AYSEL: (Tür.) Ka. 1. Bol ışık saçan, ay. 2. Ay'ın en parlak zamanında do*ğan.

    AYSEMA: (t.a..i.) Ka. - Ay gözlü.

    AYSEN: (Tür.) Ka. - Ay gibi güzel. Parlak ve nurlu.

    AYSEV: (Tür.) - Ay gibi sevgili. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    AYSEVEN: (Tür.) Ka. - (bkz. Aysev).

    AYSU: (Tür.) Ka. - Su gibi berrak ay.

    AYSUDA: (Tür.) Ka. - Suya yansı*yan ay.

    AYSUN: (Tür.) Ka. - Ay gibi ışıltılı ve güzelsin anlamında.

    AYSUNA: (Tür.) Ka. - (bkz. Aysu).

    AYSUNAY: (Tür.) Ka. - (bkz. Aysu).

    AYSUNGUR: (Tür.) Er. - (bkz. Sun*gur).

    AYŞAN: (Tür.) - Ay gibi şanlı, gör*kemli, parlak. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    AYŞE: (Ar.) Ka. - Yaşayan. Rahat yaşayan. (Geniş bilgi için bkz. Aişe).

    AYŞEN: (Tür.) Ka. - Neşeli ay, gülen ay.

    AYŞENUR: (Ar.) Ka. - Nurlu, ışıltılı hayat.

    AYŞIL: (Tür.) Ka. - Ay gibi ışıl ışıl. - Ay ve şıl kelimelerinden birleşik isim.

    AYŞİN: (Tür.) Ka. - (bkz. Ayşıl).

    AYŞİRİN: (Tür.) Ka. - Sevimli ay, ay gibi sevimli. Şirin.

    AYŞULE: (t.a.i.) Ka. 1. Ay kıvılcımı. 2. Ay ışığı.

    AYTAÇ: (Tür.) Er. - Başa takılan ay şeklinde taç.

    AYTEK: (Tür.) Er. - Ay gibi (Eski Türkçede tek/teg olarak kullanılmış*tır).

    AYTEKİN: (Tür.) Er. - Ay şehzade*si, ay prensi.

    AYTEN: (Tür.) Ka. 1. Ay yüzlü. 2. Teni beyaz ve parlak olan. 3. Güzel vücutlu.

    AYTİGİN: (Tür.) Er. - (bkz. Tigin).

    AYTOLUN: (Tür.) Er. 1. Dolunay. 2. Ay'ın ondördü gibi güzel.

    AYTUĞ: (Tür.) Er. 1. Mızrağın ucu*na yapılmış ayın üstüne yapılan tüy. 2. Tuğ, tüy, fars gibi.

    AYTUNA: (Tür.) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır, (bkz. Tuna).

    AYTUNCA: (Tür.) - (bkz. Tunca).

    AYTÜL: (Tür.) Ka. - Ay ve tül keli*melerinden oluşan birleşik isimler*den. - Son zamanlarda yapılmış, uy*durma bir isimdir.

    AYTÜN: (Tür.) Er. - Ay ve gece.

    AYVAZ: (Ar.) Er. 1. Arapça ivaz ke*limesinin bozulmuş şekli. 2. Eskiden kibar konaklarda yemek servisi yapan ve sokak işlerinde kullanılan Vanlı Ermenilere verilen ad. Ermeni uşak. 3. Karagöz perdesinin belli başlı tip*lerinden biri. 4. Köroğlu destanında bir kahraman.

    AYYÜKSEL: (Tür.) Ka. - Yükselen ay.

    AYZER: (l.a.i.) 1. Altın renginde ay. 2. Ay'ın altın rengini aldığı an. - Er*kek ve kadın adı olarak kullanılır.

    AZAD: (Fars.) Er. l. Hür, serbest. 2. Kimseye bağımlı olmayan. 3. Kurtul*muş. 4. Müberra. 5. Zarif, nazik. -Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

    AZADE: (Fars.) Ka. - (bkz. Azad).

    AZAM: (Ar.) Er. - En büyük, daha büyük, ulu. İmam-ı Azam Ebu Hanife: Hanefi mezhebinin kurucusu. Bü*yük alim ve müctehid.

    AZAMEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin ulu*luğu, emaneti. - Türk dil kuralı açısın*dan "d/t" olarak kullanılır.

    AZAMET: (Ar.) Er. - Büyüklük, ulu*luk.

    AZER: (Fars.- İbr.) Er. - Ateş. İbra*him (a.s.)'in babası olduğu söylenir.

    AZİM: (Ar.) Er. 1. Büyük, ulu, ce*sim, iri, muhteşem. 2. Kuvvetli, şid*detli, derecesi yüksek. 3. Ehemmiyet*li, mühim, müthiş.

    AZİME: (Ar.) Ka. 1. Kesin kararlılık, niyet, sebat. 2. Cin, yılan ve benzeri şeylerin şerrinden kurtulmak için okunan dua. 3. Büyük iş, büyük gü*nah, büyük bela.

    AZİMET: (Ar.) Ka. 1. Kuvvetli bir iradeye dayanan karar, yemin anlamı*na gelmektedir. 2. Herhangi bir ko*laylığa başvurmaksızın bütün güçlüklerin irade gücüyle yenilerek yapılma*sı gerekli olan dini vecibeler.

    AZİZ: (Ar.) Er. 1. Muhterem, sayın. 2. Sevgili. 3. Veli, evliya, ermiş. 4. Az bulunur. 5. Allah'ın izzetli kıldığı, mü'min. - Aziz (İmadettin Abulfeth Osman el-Aziz): Selahaddin Eyyubi-'nin II. oğlu. Kardeşi el-Efdal, Melik iken kendisi Şam'ı terkederek Mısır Eyyubileri hükümdarlığını ilan etti. Fakat daha sonra kardeşiyle barıştı.

    AZİZE: (Ar.) Ka. - (bkz. Aziz).

    AZİZİ: (Ar.) Er. - Aziz'e ait. - XVI. yy.'da yaşamış Türk şairi. "Yedikuleli Azizi' lakabıyla tanınır. Asıl adı Mus*tafa'dır.

    AZMİ: (Ar.) 1. Kasıt, niyetlilik ka*rar. 2. Kemikli. 3. Güçlü, kuvvetli. Azmi Pir Mehmet (-1583): Şehzade Mehmed'in ve III. Mehmed'in hocalı*ğını yapmıştır.

    AZMİDİL: (a.f.i.) Ka. - Gönül yüceliği.

    AZMİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Azmi).

    AZMUN: (Fars.) Er. - Deneme, sına*ma, tecrübe.

    AZRA: (Ar.) Ka. 1. Bakire, kızoğlan kız. 2. Ayak değmemiş kum. 3. Delinmemiş inci. 4. Hz. Meryem'e verilen adlardan. 5. Medine şehrinin adların*dan biri. 6. Masal kahramanı "Vamık"'ın sevgilisi.

    AZRAF: (Ar.) Er. 1. Zarif. 2. Pek in*ce, pek nazik. 3. Çok zeki.

    AZREF: (Ar.) 1. Çok zarif, en zarif. 2. Çok zeki. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    AZZAM: (Ar.) Er. - En büyük, en ulu. Abdullah Azzam: Afganistan İslâmî hareketinin siyasi liderlerinden. Bir suikast sonucu şehit olmuştur.

    AZZE: (Ar.) Ka. 1. Dişi ceylan yav*rusu. 2. Yüce, şerefli. [​IMG]

     
  2. ocean

    ocean Paylaşımcı Melek Üye

    Kayıt:
    15 Ekim 2008
    Mesajlar:
    360
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    izmir
    Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?
    - B -

    BABA: (Tür.) Er. 1. Kendi dölünden çocuğu olan erkek. 2. Birinci dereceden erkek akraba. 3. Koruyucu, velinimet. 4. Saygı ifadesi olarak yaşlılara verilen unvan. 5. Ecdad, Ata. 6. Tekke büyüğü. 7. Zencilerde görülen saraya benzer bir hastalık. - Baba Oruç. Oruç Reis. Türk denizcisi Barbaros Hayrettin Paşa'nın lakabı.

    BABÜR: (Tür.) Er. 1. Böbürlenme. 2. Hükümdar. - Babürşah. Zahirettin Muhammed (1483-1530). Hindistan'daki Türk-Hint İmparatorluğu'nu kuran kişi.

    BADE: (Fars.) Ka. - Şarap, içki. İsim olarak kullanılmaz.

    BADEM: (Fars.) Ka. 1. Gülgillerden ülkemizin her bölgesinde yetişen ağaç. 2. Bu ağacın yaş ve kuru yenen meyvesi.

    BADİ: (Fars.) Er. 1. Rüzgara veya havaya ait. 2. Geçici. Badi Ahmed (1839-1908). Türk yazar ve şair.

    BADİYE: (Ar.) Ka. - Çöl, kır.

    BAĞATUR: (Tür.) Er. - Cesur yiğit.

    BAĞDAGÜL: (Tür.) Ka. - Değeri ölçülemeyen gül.

    BAĞDAŞ: (Tür.) Er. - Yakın arkadaş, dost.

    BAĞDAT: (Ar.) Ka. - İrak'ın başken*ti olan tarihsel kent. Bağdat Hatun: (XIV. yy.) Emir Coban'ın güzelliğiyle ünlü kızı. İlhanlılar devletinin son hükümdarı Ebu Said Bahadır Han ile evlenmiştir. Bahadır Han'ın ölümünden sorumlu tutularak Arpa Han tarafından öldürüldü.

    BAĞIŞ: (Tür.) 1. Bağışlanan şey, ihsan. 2. Sıçrayış, atlama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BAĞIŞCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bağış).

    BAĞIŞHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bağış).

    BAĞLAM: (Tür.) 1. Cinsleri ayrı ya da birbirlerine yakın olan şeylerin bir arada bağlanmışı, demet, deste. 2. Bir koşuttaki dörtlüklerin herbiri. 3. Herhangi bir olayda, olaylar durumlar ilişkiler örgüsü ya da bağlantısı. 4. Dilbilgisinde, önce veya sonra gelen kelimeyi etkileyen belirleyen birim ya da birimler bütünü. -Erkek veya kadın adı olarak kullanılır.

    BAHA: (Ar.) Er. 1. Güzellik, zariflik. 2. Parıltı. 3. Alışma, dadanma. - Bahailik mezhebinin kurucusu.

    BAHADDİN: (Ar.) Er. - Dinin güzelligi. Dinin değerlisi. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

    BAHADIR: (Fars.) Er. - Cesur, yiğit, bağatur. Timur soyundan Hindistan'da hükümdarlık yapmış Türk lider.

    BAHADIRHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bahadır).

    BAHAEDDİN: (Ar.) Er. - (bkz. Bahaddin). Bahaeddin Ahmed Efendi (Bursa 1741-1794): Osmanlı dönemi tarihçilerinden. Müderrislik ve kadılık yaptı.

    BAHAMRA: (Ar.) - Irak'ta bir yer. -

    Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BAHAR: (Fars.) Ka. 1. Kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart'la Haziran arası, ilkyaz. 2. Güzellik, güzel. 3. Sığır gözü, papatya, sığır papatyası, sarı papatya. 4. Put, çelipa, sanem. 5. Atılmış pamuk. 6. Ölçek. 7. Karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şey.

    BAHAULLAH: (Ar.)Er. - Allah katında değer ve kıymet sahibi.

    BAHİR: (Ar.) Er. 1. Deniz, derya. 2. Yalancı, ahmak, alık. 3. Ekin sulayıcı, sulayan. 4. Belli, besbelli, açık, apaçık. 5. Işıklı, parlak, güzel. Bahir (Abdurrahman) İst. 1688-1746). Osmanlı dönemi kadılarından. Şair, bestekar.

    BAHİRA: (Ar.) Ka. 1. Kulağı yarık dişi deve veya koyun. Hayvan yavru doğurduğunda veya 5 yavru dişi olduğu zaman hayvanın kulağı kesilerek belirtilirdi. - Kur'an-ı Kerim, bu adetleri kaldırmıştır.

    BAHİRE: (Ar.) Ka. 1. Işıklı, parlak, güzel. 2. Dikenli ağaç. 3. Açık, apaçık. 4. Çok koşan cins deve. 5. Vapur.

    BAHİSE: (Ar.) Ka. - Söz eden, bahseden.

    BAHİT: (Ar.) Er. - Bahtı açık şanslı.

    BAKİYE: (Ar.) Ka. - Şehvetli kadın. İsim olarak kullanılmaması uygundur.

    BAHRA: (Ar.) Er. - Timur devletinin güney sınırını koruyan eski bir sınır kalesi.

    BAHRİ: (Ar.) Er. 1. Denize ait denize mensup, denizle ilgili. 2. Denizci, levent. 3. Tüyünden kürk olan, patkada denilen, gagası kaşığa benzer bir çeşit deniz ördeği.

    BAHRİYE: (Ar.) Ka. 1. Donanmaya ait (bkz. Bahri). 2. Libya çölünde vahalar grubu, Bahriye, Mısır'ın büyük vahalar grubunun en kuzeyinde olan aşırı verimli vahalardır. 3. Gönlü geniş, cömert vaha gibi verimli.

    BAHTEVER: (Tür.) Er. - Şah Avrangzeb'in gözde kadınlarından biri.

    BAHTI: (Ar.) Er. 1. Bahtla, kaderle ilgili. 2. Kimi Divan şairlerinin ortak mahlası.

    BAHTINUR: (Ar.) Ka. - Talihli, şanslı, yazgısı parlak.

    BAHTİSER: (a.f.i.) Ka. - Talihli, şanslı, iyi yazgılı. İşleri başından beri iyi giden.

    BAHTİŞEN: (a.f.i.) Ka. - Talihi, kaderi, kısmeti şen. (bkz. İkbal).

    BAHTİYAR: (a.f.i.). 1. Bahtlı, talihli. 2. Mesud, mutlu. Bahtiyar (Ebu Mansur) (942-978). Büveyhilerin hükümdarlarından biri.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BAKANAY: (Tür.). – Gökyüzünde duran ay, açık seçik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BAKIR: (Fars.) Er. l. İnceleyen, tetkik edip açıklayan. 2. Arslan. 3. Hz. Hüseyin'in Zeyne'l-Abidin'den torununun adı.

    BAKİ: (Ar.) Er. 1. Allah'ın isimlerindendir. Genellikle "abd" takısı alarak kullanılır, (bkz. Abdülbaki). Kalıcı, sürekli, devamlı. Varlığının sonu olmayan. Ölümsüz. 2. Artan, kalan, geriye kalan. 3. Korunmuş. Baki: - Ünlü Türk şairlerinden olup asıl adı Abdül*baki Mahmud'dur.

    BAKİNAZ: (Fars.) Ka. - Sürekli nazlanan, çok nazlı.

    BAKİYE: (Ar.) Ka. - Ağlayan kadın. Hüzünlü kadın.

    BAKYAZI: (Tür.). - Sevilen bir olaydan sonra verilen ziyafet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BALA: (Tür.) Er. 1. Çocuk yavru. 2. Yüksek, yüce, yukarı, (bkz. Ali). 3. Azat. 4. Yedek atı.

    BALABAN: (Tür.) Er. 1. Çocuk bekçisi. 2. Gürbüz canlı, cüsseli, insan veya hayvan. Balaban: Gıyasu'd-Din Uluğ Hanın IV. yy. başlarında Aybek tarafından İltutmuş'dan sonraki en büyük hükümdar.

    BALAHATUN: (Tür.) Ka. - Üstün, asil kanlı. Değerli soy mensubu. Balahatun: Şeyh Edebali'nin kızı ve Osman beyin karısı.

    BALAMAN: (Tür.) Er. - (bkz. Balaban).

    BALAMİR: (Tür.) Er. - Eski bir Türk kağanı. (IV. yy.) Alanları ve Ostrogotları yenerek batıya sürdü.

    BALATEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Balaban).

    BALCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Baldan).

    BALDAN: (Tür.) Ka. - Bal gibi tatlı, şirin, hoş.

    BALDEMİR: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, şirin.

    BALER: (Tür.) Er. - Tatlı dilli, cana yakın kimse.

    BALGIN: (Tür.) Ka. 1. Bal'a doymuş. 2. Çok tatlı, bal gibi.

    BALHAN: (Tür.) Ka. - Hazar denizi sahilinde Anuderyanın eski yatağının denize vardığı yerde bir dağ silsilesi.

    BALIM: (Tür.). 1. Kardeş. 2. Çok sevgili, samimi arkadaş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BALIN: (Tür.) Ka. - (bkz. Balım).

    BALİ: (Ar.) Er. - Eski, koca, köhne.

    BALİBEY: (a.t.i.) Er. - Osmanlı beylerinden. Bosna beyi olarak Kanuni'nin Belgrad Seferine katıldı. Mohaç savaşında (1526) düşmanı iki yandan çevirerek zaferin kazanılmasında büyük payı oldu.

    BALİSOY: (a.t.i.) Er. - Eski, köklü soydan gelen.

    BALK: (Tür.) Er. - Şimşek.

    BALKAN: (Tür.) Er. 1. Sarp ve ormanlık sıradağları. 2. Avrupa'nın güneydoğu bölgesine verilen isim. Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, Arnavutluk ve Romanya'yı içerir.

    BALKAR: (Tür.) Er. 1. Kuzey Kafkasya'da yaşayan bir Türk boyu. Kıpçaklann bir kolu. 2. Bu boya mensup kişi.

    BALKI: (Tür). 1. Parıltı, ışık. 2. Güzel parlak, süslü. 3. Şimşek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BALKIR: (Tür.) Er. - Parıltı, ışık, şimşek. Balkır Rıza: (Öl. 1945). Türk Karagöz oyunu ustası.

    BALKIZ: (Tür.) Ka. - Şirin, tatlı, hoş. Belkıs adının örfte söylenişi.

    BALKOÇ: (Tür.) Er. - (bkz. Balkı).

    BALSAN: (Tür.) Er. - (bkz. Balım).

    BANGU: (Tür.) Er. 1. Haykırış, bağırış. 2. Gökgürültüsü, yankı.

    BANU: (Fars.) Ka. 1. Kadın hatun, hanım. 2. Kraliçe, prenses. 3. Gelin. 4. Şarap ve gül suyu gibi şeylerin şişesi. 5. Yusuf ve Zeliha öyküsünün kadın kahramanı. - Banu Hanım (Cevheriye Banu). Türk halk şairi. (1864-1914 Çankırı). Kadiri tarikatı bağlılarından.

    BANUGÜL: (Fars.) Ka. - (bkz. Banu).

    BANUHAN: (Fars.) Ka. - (bkz. Banu).

    BARAK: (Tür.) Er. - Oğuzların Bayat boyuna mensup bir oymak. Gaziantep, Kilis ve Nizip çevresinde yaşarlar. - Barak Han: Çağatay hükümdarı (1266-1271).

    BARAN: (Fars.) Ka. 1. Yağmur. Mevsim-i Baran, yağmur mevsimi.

    BARANSEL: (f.t.i.) Er. - (bkz. Baran).

    BARAY: (Tür.) Er. - Ezeli, öncesi olmayan, öncesiz.

    BARBAROS: (İtal.) Er. Kırmızı sakal. Baba-Oruç. Türk denizci kaptan-ı derya. Oruç Gazi'nin İtalyanlarca meşhur olan ismi. Kanuni döneminde yaşayan ünlü denizci. Barbaros Hayrettin olarak bilinmekte.

    BARÇIN: (Tür.) Ka. - Bir tür ipekli kumaş.

    BARIK: (Tür.) Er. 1. Sivri tepeler arasındaki uçurum, yüksek kayalıklardaki çatlaklıklar. 2. Yeşillik, çayırlık yer.

    BARIKHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Barık).

    BARIM: (Tür.) Er. - Varlık, servet, zenginlik.

    BARIN: (Tür.) Er. 1. Bütün, hep. 2. Güç kuvvet. 3. Göğüs. 4. Moğol devrinde Orta Asya'da büyük beyliklerden biri.

    BARIŞ: (Tür.) Er. 1. Savaşsızlık durumu. 2. Savaştan sonra silah bırakma, uzlaşma sulh. 3. Dirlik, düzenlik.

    BARIŞCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Barış).

    BARİK: (Ar.) Er. 1. Parıldayan. 2. Nazik, dakik, ince. Fikr-i Barik İnce düşünce.

    BARİKA: (Ar.) Ka. - Şimşek, yıldırım parıltısı.

    BARKAN: (Tür.). 1. Çöllerde rüzgarın esme yönüne dikey doğrultuda oluşan ay biçimindeki küçük kumsal külle. 2. Hareketli kumul. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BARKIN: (Tür.) Er. - Yolculuk eden, yolcu gezgin.

    BARLAS: (Tür.) Er. - Kahraman, savaşçı.

    BARS: (Tür.) Er. l. Kaplana benzeyen yırtıcı hayvan. 2. Arı oğulu. -İsim olarak kullanılmaz. Barsbay: (el-Melikü'1-Eşref (Öl. 1438). Mısır Memluklan sultanı. Çerkez hanedanındandır.

    BARTU: (Tür.) Er. - En eski Türk kağanlarından biri.

    BAŞAK: (Tür.) Er. - Sağlam, dayanıklı.

    BASİR: (Ar.) Er. 1. Göz. 2. Görme. 3. Allah'ın sıfatlarından, herşeyi gören ("Abd" takısı almadan kullanılmaz).

    BASİRET: (Ar.) Ka. 1. Göz açıklığı, inceden inceye etraflı derin görüş. 2. Ön görüş, seziş.

    BASRİ: (Ar.) Er. - Basralı, Basra şehrinde oturan. Hasan'ı Basri'ye izafeten kullanılmıştır.

    BASRİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Basri).

    BAŞAK: (Tür.) Ka. 1. Tahıl tanelerini taşıyan kısım, sünbüle: Buğday başağı. 2. Hasattan artakalan şey. 3. Okun uç kısmındaki sivri demir.

    BAŞAR: (Tür.) Er. - Başarılı ol, işi sonuçlandır.

    BAŞARMAN: (Tür.) Er. - Yaptığı işi başarıyla sonuçlandıran.

    BAŞAY: (Tür.). - Birinci, ilkay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BAŞBUĞ: (Tür.) Er. - Başkumandan, hükümdar. - Eski Türklerde orduya kumanda eden hükümdar veya komutanlar..

    BAŞEĞMEZ: (Tür.) Er. - Buyruk altına girmeyen, kişilikli.

    BAŞER: (Tür.) Er. - (bkz. Başar).

    BAŞİR: (Ar.) Er. 1. Müjdeci. 2. Güler yüzlü, mesut, mutlu. (bkz. Beşir).

    BAŞKAYA: (Tür.) Er. – Kayaların başı, güçlü, kuvvetli.

    BAŞKAYNAK: (Tür.) Er. - İlk kaynak. Ana kaynak.

    BAŞKUR: (Tür.) Er. - Türk çadırlarının çevresindeki kanatlan örten bölümlerin üst tarafına bağlanan ve 18 cm eni olan kuşak.

    BAŞKURT: (Tür.) Er. - Ural dağlan bölgesinde yaşayan ve Türklerin Kıpçak kolundan olan bir boy. Asıl ismi Başkırt'tır. Ural dağlannın güneyinde yerleşiktirler

    BAŞKUT: (Tür.) Er. - Kutlu, talihli kimse.

    BAŞOK: (Tür.) Er. - Önde olan yiğit.

    BAŞOL: (Tür.) Er. - Başta ol, önder ol.

    BAŞÖZ: (Tür.) Er. - Önemli soydan gelen.

    BAŞSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Başöz).

    BAŞTUGAY: (Tür.) Er. - (bkz. Başok).

    BAŞTUĞ: (Tür.) Er. - (bkz. Başman).

    BATIBOY: (Tür.) Er. - Türklerin göç sonucu batıya yerleşen oymakları.

    BATIGÜL: (Tür.) Ka. - Batı'da açan yetişen gül.

    BATIHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Batı).

    BATI: (Tür.) - Güneşin battığı yön ve bu yöndeki ülkeler. Erkek ve kadın adı, birleşik isim yapılarak kullanılır.

    BATIR: (Tür.) Er. - Yiğit, kahraman, bahadır.

    BATIRAY: (Tür.) Er. - (bkz. Batır).

    BATIRHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Batır).

    BATTAL: (Ar.) Er. 1. Cesur, kahraman. 2. Pek büyük. 3. İşe yaramaz, hantal. 4. İşsiz. Battal Gazi: Emevilerin VII. yy. Bizans'a düzenledikleri sefer ve savaşlarda ün salmış komutanı.

    BATU: (Tür.) Er. - Üstün gelen, gücü yeten, galip.

    BATUĞ: (Tür.) Er. - (bkz. Batu).

    BATUHAN: (Tür.) Er. - Altınordu devletinin kurucusu (1204-1255). Cengiz Han'ın torunu.

    BATUR: (Tür.) Er. - Kahraman, yiğit, cesur, bahadır.

    BATURALP: (Tür.) Er. - Yiğitler yiğidi.

    BATURAY: (Tür.) Er. - (bkz. Batur).

    BATURHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Batur).

    BAVER: (Fars.) Er. - Tasdik, inanma. Sağlam, pek doğru.

    BAYAR: (Tür.) Er. 1. Ulu, yüce saygın, soylu. 2. Ekilmemiş toprak.

    BAYAZID: (Ar.) Er. - (bkz, Bayezid).

    BAYBARS: (Tür.) Er. - Bahri Memlüklerin sultanı olup Kıpçak ülkesinde doğmuştur. Baybars (el-Melikü'l-Zahir Rüknettin). (1223 Şam - 1277). Eyyubi hanedanını ortadan kaldırıp Abbasi halifeliğinin yeniden kurulmasını sağladı.

    BAYBAŞ: (Tür.) Er. - Zengin, ileri gelen, saygın.

    BAYBEK: (Tür.) Er. - (bkz, Baybaş).

    BAYBORA: (Tür.) Er. - Fırtına.

    BAYCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Baybaş).

    BAYÇA: (Tür.). - Zengin, varlıklı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BAYDAK: (Tür.) Er. - Bayrak.

    BAYDAN: (Tür.) Er. - Şımarık, gururlu, kendini beğenmiş.

    BAYDAR: (Tür.) Er. - Kırım yarımadasında Sivastopol şehrinin güneyinde tartada bir Türk köyü. Güzellik ve bereketiyle ünlüdür.

    BAYDIR: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli.

    BAYDU: (Tür.) Er. - İlhanlı devleti hükümdarı Hulagunun torunu. 11 ay İlhanlı devleti hükümdarı oldu.

    BAYDUR: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, cesur.

    BAYDURALP: (Tür.) Er. - (bkz. Baydur).

    BAYER: (Tür.) Er. - Zengin, varlıklı kimse.

    BAYEZİT: (Ar.) Er. - Çeşitli zamanlarda yaşamış Osmanlı şehzadelerinin genel adı. Bayezit l. (Bursa 1360-Alaşehir 1403). Yıldırım, Osmanlı padişahı. I. Murat'ın Gülçiçck Hatun'dan olma oğlu.

    BAYGÜÇ: (Tür.) Er. - Zengin ve güçlü kimse.

    BAYKAN: (Tür.) Er. - (bkz, Baygüç).

    BAYINDIR: (Tür.) Er. - İmar edilmiş, mamur.

    BAYKAL: (Tür.) Er. - Yaban kısrağı Orta Asya Türk ülkelerinde yaşar.

    BAYKAM: (Tür.) Er. - Hekim, doktor.

    BAYKAN: (Tür.) Er. - Bay soyundan, zengin. Baykan (XIV. yy. Kars). Türk halk şairi. Timur'un 1386'da Kars'ı Karakoyunlular'dan alması üzerine ünlü bir destan yazdı. Anadolu-Azerbaycan sahasının en eski aşığıdır.

    BAYKARA: (Ar.) Er. 1. Helak olma, mahvolma. 2. Böbürlene böbürlene, salınarak yürüme. 3. Malı çok olma. Baykara: Timuroğullan şehzadesi. Timur'un torunu Şeyh Ömer'in oğludur.

    BAYKOCA: (Tür.) Er. - Varlıklı, saygın.

    BAYKURT: - (bkz. Baykoca).

    BAYKUT: (Tür.) Er. - Kutlu talihli.

    BAYKUTAY: - (bkz. Baykut).

    BAYLAN: (s.) Ka. 1. Nazlı, şımarık. 2.Bayla büyüdü bir dediği iki edilmedi.

    BAYMAN: (Tür.) Er. - Varlıklı, saygın.

    BAYRAM: (Tür.) Er. 1. Neşe ve sevinç günü. Dini bakımdan hususi değeri olan ve milletçe kutlamalar yapılan gün veya günler.

    BAYRI: (Tür.) Er. - Çok eski zamanlarda var olmuş, eskiden beri var olan.

    BAYRU: (Tür.) Er. - (bkz. Bayrı).

    BAYRUALP: (Tür.) Er. - (bkz. Bayru).

    BAYRUHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bayru).

    BAYSAL: (Tür.) Er. - Soylu, ünlü kişi.

    BAYSAN: (Tür.) Er. - Zengin, tanınmış.

    BAYSU: (Tür.) Er. - (bkz. Baysan).

    BAYSUNGUR: (Tür.) Er. - Akkoyunlu hükümdarlarından. Gıyase'd-Din Baysungur. Timur'un torunu ve Şahruh Mirzanın oğlu. Büyük bir hattattır ve resim ve sanatın koruyucusu olarak tanınmıştır.

    BAYTAL: (Tür.) Er. 1. Kısrak. 2. Bayır, yokuş.

    BAYTEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Baytal).

    BAYTUGAY: (Tür.) Er. - (bkz. Tugay)-

    BAYTÜZE: (Tür.) Er. - (bkz. Tüze).

    BAYTÜZÜN: (Tür.) Er. - (bkz. Tüzün).

    BAYÜLKEN: (Tür.) Er. - (bkz. Ülgen).

    BEDAHŞAN: (Fars.). - Amu-derya'nın kaynağı olan Perc'in yukarı mecrasının sol sahilindeki dağlık memleket. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BEDAHŞİ: (Fars.) Ka. - (bkz. Bedahşan).

    BEDAYİ: (Ar.) Er. - Eşi benzeri olmayan güzel, mükemmel, yeni şeyler.

    BEDEL: (Ar.). 1. Değer, kıymet. 2. Bir şeyin yerine verilen, yerini tutan şey, karşılık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BEDİ: (Ar.) Er. 1. Bir şeyi örneği olmadığı halde meydana getiren. 2. Yoktan vareden. Allah'ın 99 isminden birisidir. 3. Söz estetiği, halin muktezasına uyan delilleri açık şekilde belirtme ve sözü güzelleştirme yollarına ait bilgiler toplamı. 4. Güzel, güzellik. Bedi b. Mansur. Hanefi fıkıh alimi (Sivas-1223). El-Bahru'1-Muhit adlı bir fıkıh eseri vardır.

    BEDİA: (Ar.) Ka. 1. Yüksek estetik değerde, sanat eseri. 2. Beğenilen ve takdir edilen şey. Eşi az bulunur güzellikte. 3. Ülkü, ideal.

    BEDİD: (Fars.) Er. - Meşhur, görünür, açık meydanda. (Hüveyda).

    BEDİH: (Ar.) Er. - Şan ve şerefi büyük olan.

    BEDİHE: (Ar.) Ka. 1. Düşünmeden, birden bire söylenen güzel söz. 2. Başlangıç.

    BEDİHİ: (Ar.) Er. - Besbelli, açık-apaçık.

    BEDİNUR: (Ar.) Ka. - (bkz. Bedi).

    BEDİR: (Ar.) Er. - Dolunay, ondört gecelik ay.

    BEDİRAN: (Fars.) Ka. 1. İşleri kötü idare eden. 2. Çapkın kadın.

    BEDİRHAN: (Fars) Er. - İleri görüşlü, aydın lider.

    BEDİÜZZAMAN: (Ar.) Er. 1. Zamanın harikası. 2. Asrın mükemmel insanı. - Daha çok lakab olarak kullanılır. - Bediüzzaman Said Nursi: Son devrin meşhur müslüman alimlerindendir. Hayatının önemli bir kısmı İslami düşüncelerinden ötürü hapislere girip çıkmakla geçti. Risale-i Nur Külliyatı'nı telif etmiştir.

    BEDRAN: (Fars.) Ka. 1. Sert başlı at.2. Daima. 3. Hoş latif, yakışıklı.

    BEDREDDİN: (Ar.) Er. 1. Din'in nuru, ışığı. 2. Dinin aydınlığı, dinde bilgelik. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    BEDREKE: (Fars.) Ka. - Yol gösteren, kılavuz.

    BEDRİ: (Ar.) Er. 1. İçi altın dolu kese. Bedr-i Dilşan b. Mehmed b. Oruç b. Gazi b. Şeban: (XV. yy. il yarısı) Türk şairlerinden. Murat II. adına yazdığı Murat namesi ünlüdür. 2. Ayla ilgili, ayın ondördü gibi güzel.

    BEDRİYE: (Ar.) Ka. 1. Ay gibi. Ay kadar güzel. Ay'a ait. 2. Sühreverdiyye tarikatının altı şubesinden biri.

    BEDRULCEMAL: (Ar.) Er. 1. Ay yüzlü. 2. Fatımi devleti vezir ve serdarlarındandır. 2 defa Şam valisi olmuştur. (1013-1094).

    BEDRUNNİSA: (Ar.) Ka. - Dolunay yüzlü kadın.

    BEDÜK: (Tür.) Er. - Büyük, yüce, gösterişli, önemli.

    BEGÜM: (Fars.) Ka. - Kadın hükümdar, prenses. Doğu Türk hükümdarlarının harem ve kızlarına isim olarak verilirdi.

    BEHÇET: (Ar.) Er. 1. Sevinç. 2. Güzellik, güleryüzlülük. 3. Şirinlik. Bu kelime Kur'an-ı Kerim'in Neml suresi 60. ayetinde geçmektedir.

    BEHİCE: (Ar.) Ka. - Şen, güzel, güleryüzlü kadın. (bkz. Behiç).

    BEHİÇ: (Ar.) Er. - Şen, güzel, güler-yüzlü adam. Kur'an-ı Kerim'de adı geçen kelimelerdendir. - (bkz. Hac, ayet 5).

    BEHİRE: (Ar.) Ka. 1. Güzel kadın. Soyu-sopu temiz kadın. 2. Şişmanlıktan dolayı nefes darlığı olan.

    BEHİŞT: (Fars.) Er. 1. Cennet. 2. Uçmak.

    BEHİYE: (Ar.) Ka. - Beha'dan güzel.

    BEHLÜL: (Ar.) Er. 1. Çok gülen, çok gülücü. 2. Hayır sahibi, çok iyi adam. 3. Bir İslam sofisi, Behlül-i Dana. Harun er-Reşid'in kardeşinin adı olup, delice hareketleriyle meşhur olmuştur.

    BEHMAN: (Fars.) Er. 1. Filan filanca. 2. Fars takviminde 11. ay'a ve her ayın 2. gününe delalet eder.

    BEHMAR: (Fars.) Er. - Çok ziyade, fazla. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BEHMENYAR: (Fars.) Er. - İbn Sina mektebine mensup ve Arapça telifleri olan filozof. (X-XI. yy.). İbn Sina'nın kitaplarını şerhetmişir.

    BEHNAN: (Ar.) Er. - Güleç, güler-yüzlü, iyi huylu ve daima gülen adam.

    BEHNANE: (Ar.) Ka. - Güleryüzlü, iyi huylu ve daima gülen kadın.

    BEHRA: (Fars.) Ka. l. Onun için ondan dolayı. 2. Bir Arap kabilesi olup Hunus ovasında yerleşmişlerdir.

    BEHRAM: (Fars.) Er. 1. Merih yıldızı. 2. Her ayın 20. gönü. 3. Acem pehlivanlarından birinin adı. 4. İran hükümdarlarından birkaçının adı ki en meşhuru yaban eşeği avına pek düşkün olan "Behram Gûr"dür.

    BEHRAMŞAH: (Fars.) Er. 1. (bkz. Behram). 2. Gazne sultanı. 3. Kirman Selçukluları hükümdarı.. 4. Eyyubilerin büyük şairi.

    BEHREM: (Ar.) Ka. - Asfur çiçeği kırmızı gül.

    BEHZAD: (Ar.) Er. - Ressam, minyatürcü. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

    BEKATA: (Tür.) Er. - İleri gelen, saygın. Soylu, isim yapmış sülaleden.

    BEKBARS: (Tür.) Er. - (bkz. Bekata).

    BEKDEMİR: (Tür.) Er. - (bkz. Bekata).

    BEKDİL: (Tür.) Er. 1. Doğru sözlü, mert. 2. Gönlü zengin. Baygönüllü.

    BEKİL: (Ar.) Er. - Yakışıklı, süslü delikanlı, genç.

    BEKİR: (Ar.) Er. 1. Sabahları erken kalkmayı alışkanlık edinen kimse, bakir. 2. Yeni doğmuş. 3. Öncesi, İsmaili zümresine ait büyük bir Arap kabilesi.

    BEKRİYE: (Ar.) Er. 1. Her şeyin evveli, ilk çocuk. 2. Genç ve taze kız. 3. Dişi deve yavrusu.

    BEKSAN: (Tür.) Er. 1. Tanınmış, ünlü, saygın. 2. Bey ünvanı taşıyan.

    BEKTAŞ: (Fars.) Er. 1. Akran. 2. Eş, müsavi. - Bektaşi: Hacı Bektaş Veli tarikatına mensubolan kişi, Horasan'da gelip Anadolu'ya yerleşen Hacı Bektaş Veli tarafından kurulduğu ileri sürülen tarikata mensup ilk zamanlan bilinmeyen bu tarikat, sonradan batıni bir hüviyet kazanmıştır.

    BEKTÖRE: (Tür.) Er. - Güçlü, değişmez töreleri olan, törelerine bağlı.

    BEL'AM: (Ar.) Er. 1. Terbiyesiz, aç gözlü, pisboğaz, obur. 2. Hz. Musa hakkında İsrailoğullarını kandırarak yalan söyleyip dünya menfaatından ötürü gerçeğe sırtını dönen, bilge olmasına rağmen küfrü tercih edip Hz. Musa'ya beddua etmesiyle tanınmış olan "Bel'am b. Baura" adında İsrail kabilesinden bir zatın adı. İsim olarak konulmaz.

    BELAZURİ: (Ar.) Er. - II. yy. Arap tarihçilerinin en büyüklerinden. (Ahmet b. Yahya) Belazur usaresi içmiş ve şuurunu kaybederek öldüğü için kendisine bu ad verilmiştir.

    BELEK: (Tür.) Er. 1. Hediye, armağan. 2. Selçukluların Dersim, Gere, Harput ve Halep emiri.

    BELEN: (Tür.) 1. Dağ beli, dağın aşılacak yeri, dağlık yer. 2. Akdeniz bölgesinde İskenderun'da Suriye'nin Kuzeye ulaşan büyük yolun Amanos dağlarım aştığı geçit üzerinde bulunan kasaba. - Erkek ve kadın adı ola*rak kullanılır.

    BELGE: (Tür.) Er. - Bir gerçeğe tanıklık eden şey.

    BELGİN: (Tür.) Ka. 1. Alamet, nişan, marka. 2. Tam ve kesin olarak belirlenmiş, sarih.

    BELHİ: (Ur.). - Belh şehrine mensup (Afganistan). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BELİĞ: (Ar.) Er. 1. Fasih ve düzgün konuşan. 2. Açık, yeterli, tam.

    BELİK: (Tür.) Ka. - Saç örgüsü.

    BELİN: (Tür.) Ka. - Gözlerini açıp baka kalmış şaşkın.

    BELKIS: (Ar.) Ka. - Müslümanların seba melikesine verdikleri isim. - Güneşe tapan bir kavmin kraliçesi iken Hz. Süleyman'a biat ederek kendisiyle evlenmiş ve müslüman olmuştur. Kur'an'da ismi lafzen geçmemiştir. Fakat Hz. Süleymanla arasında geçen olaylar Neml suresinde anlatılır. Kur'an'da bahsedilen kadının o olduğu rivayet edilir.

    BENDE: (Fars). 1. Bağlanmış kimse, tutsak. 2. Kul, köle. 3. Yürekten bağlı. 4. Büyük aşkla seven. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BENDER: (Fars.) Er. - Deniz veya büyük nehir üzerindeki liman. Ticaret limanı.

    BENGİ: (Tür.) Er. - Sonu olmayan, hep kalacak olan, sonsuz, ebedi.

    BENGİALP: (Tür.) Er. - (bkz. Bengi).

    BENGİSAN: (Tür.) Er. - (Bengi).

    BENGİSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Bengi).

    BENGİSU: (Tür.) Ka. - Ebedilik, ölümsüzlük veren su, Ab-ı hayat.

    BENGÜ: (Tür.) Ka. - Ebedi, sonu olmayan.

    BENNA: (Ar.) Ka. - Yapı yapan, mimar, kalfa, dülger.

    BERA: (Ar.) Er. - 1. Fazilet. 2. Seçkin olma vasfı. 3. Olgunluk. el-Bera' b. Azib: Ashabdandır. (Küfe-691). Bedir gazası dışında bütün savaşlara katıldı. Rey ve Kazvin'i fethetti. Kufe'de vefat etti.

    BERAT: (Ar.). 1. Resmi belge, imtiyaz belgesi. 2. Osmanlıda bir kimseye verilen nişan, rütbe veya toprak imtiyazını gösterir belge. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BERCA: (Fars.). - Yerinde tam doğru ve münasip. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılabilir.

    BERCESTE: (Fars.) Ka. 1. Seçilmiş, beğenilmiş. 2. Güzel, hoş, latif.

    BERCİS: (Ar.) Ka. 1."Müşteri" denilen yıldız, Jüpiter gezegeni. 2. Sütü çok olan deve.

    BERÇİN: (Fars.) Ka. - Toplayıcı.

    BEREKET: (Ar.) Ka. 1. Bolluk. 2. Meymenet, saadet, mutluluk, Allah vergisi.

    BEREN: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, akıllı.

    BERFİN: (Fars.) Ka. 1. Kardan yapılmış. 2. Tertemiz, kar gibi beyaz.

    BERGİN: (Tür.) Er. - (bkz. Berkin).

    BERGÜZAR: (Fars.) Ka. - Hediye, hatıra, andaç.

    BERGÜZİN: (Fars.) Ka. - Seçkin, beğenilmiş makbul.

    BERHUZ: (Fars.) Er. - Dağarcık, torba.

    BERİ: (Ar.) Er. 1. Salim, kurtulmuş. 2. Temiz, Arınmış.

    BERİA: (Ar.) Ka. - Olgunluk ve güzelliğiyle akranlarından üstün olan sevgili.

    BERİD: (Ar.) Er. 1. Haberci. 2. Eskiden müslüman devletlerde posta ve haber alma örgütünün adı.

    BERİN: (Fars.) Er. 1. En yüksek, çok yüce. 2. Soylu.

    BERİRE: (Ar.) Ka. - İnam ve ihsan sahibi. Saliha ve vazifesini yapan hanım.

    BERK: (Tür.) Er. 1. Sağlam, kuvvetli. 2. Katı, sert. Şiddetli. 3. Hızlı. 4. Orman. 3. Arı, şimşek, yaprak.

    BERKA: (Ar.). - Kuzey Afrika'da eski bir şehir. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

    BERKAN: (Ar.) Er. 1. Şakıma, parıldama. 2. Kıvırcık tüylü kuzu postu kürkü.

    BERKANT: (Tür.) Er. - Güçlü, bozulmaz, yemin.

    BERKAY: (Tür.) Er. - (bkz. Berk).

    BERKE: (Tür.) Er. 1. Kama. 2. Altınordu hükümdarı. Cengiz Han'ın torunu ve Cuci'nin 3. oğludur.

    BERKEL: (Tür.) Er. - güçlü el.

    BERKER: (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam kişilikli.

    BERKİ: (Tür.) Er. - Şimşek gibi parlak.

    BERKİN: (Tür.) Er. - Sağlam güçlü kuvvetli.

    BERKKAN: (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen.

    BERKMAN: (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam, kişilikli.

    BERKSAN: (Tür.) Er. - Güçlü tanınan kimse.

    BERKSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Berksan).

    BERKSU: (Tür.) Er. - Soğuk ve keskin su.

    BERKÜN: (Tür.) Er. - Sağlam, güçlü tanınmış.

    BERK YARUK: (Tür.) Er. - Selçuklu Sultanı. (Öl. 1104). Melikşah'ın oğlu.

    BERMAL: (Fars.) Ka. - Dağ tepesi, doruk. - (bkz. Şahika, zirve).

    BERNA: (Fars.) - Genç delikanlı, yiğit. - Kadın ve erkek için kullanılır.

    BERRA: (Ar.). - Doğru sözlü, hayır işleyen kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BERRAK: (Ar.) Ka. 1. Duru, saf, bulanık olmayan, nurlu. 2. Şimşek, parıltı. 3. Kulağa hoş gelen ses.

    BERRAKA: (Ar.) Ka. - Aydınlık görünüşlü güzel kadın.

    BERRAN: (Fars.) Ka. - Kesen, kesici, keskin.

    BERRİN: (Fars.) Ka. - Yüksek yüce.

    BERŞAN: (Fars.) Ka. - Ümmet. Bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden kimse.

    BERŞE: (Tür.) Ka. - Hep, bütün, çok.

    BERTER: (Fars.) Er. - Üstün, yüksek nitelikli, değerli.

    BERZALİ: (Ar.) Er. - Ebu'l-Kasım b. Muhammed. - Arap tarihçilerinden-dir.

    BERZEN: (Fars.). - Yöre, mahalle, yol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BESALET: (Ar.). - Korkusuzluk, yüreklilik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BESAMET: (Ar.) Ka. - Güleryüzlülük, şenlik.

    BESİM: (Ar.) Er. - Güleryüzlü, güleç adam.

    BESİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Besim).

    BESTE: (Fars.) Ka. 1. Kapalı, bağlı, bitiştirilmiş bağlanmış. 2. Müzikte, şarkının makam ve ahengi.

    BEŞUŞ: (Ar.) Ka. 1. Okşadıkça süt veren deve. 2. Araplarca çok meşhur ve meş'um bir kadın.

    BEŞAREDDİN: (Ar.) Er. - Dinin müjdesi. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    BEŞARET: (Ar.) Ka. 1. Müjde, muştu, iyi haber. 2. Güler yüzlülük, gülümseme.

    BEŞİR: (Ar.) Er. 1. Müjde getiren müjdeci. 2. Güleryüzlü güleç adam. Kur'ani bir kavramdır. İnsanlara Allah'ın emir ve nimetlerini, cennet ve mükafatı haber veren peygamberler ve Kur'an için kullanılmıştır.

    BEŞİRE: (Ar.) Ka. 1. Müjde getiren, müjdeci. 2. Güleryüzlü, güleç hanım

    BETİK: (Tür.) Er. - Yazılı olan şey, yazılmış yapıt.

    BETİM: (Tür.). 1. Bir nesnenin kendine özgü belirtilerini tam ve açık bir biçimde, söz ya da yazıyla anlatma, tasvir. 2. Herhangi bir şeyin resmi ya da heykeli.

    BETÜL: (Ar.) Ka. 1. Bakire. 2. Erkekten çekinen, erkeklere yaklaşmayan namuslu kadın. 3. Ayrı kök salan fidan. 4. Hz. Meryem'in lakabı. 5. Hz. Muhammed (s.a.s)'in kızı Hz. Fatıma'nın lakabı.

    BETÜLAY: - (bkz. Betül).

    BEYAN: (Ar.). 1. Bildirme, söyleme, açıklama. 2. Belagat ilimlerinden ikincisi. 3. Belli apaçık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BEYATİ: (Ar.) Er. 1. Gece uyuma, gece iş görme, geceyi işiyle geçirme. 2. Türk müziğinin en eski makamlarından olup, hala kullanılmakta olan bir makamdır.

    BEYAZ: (Ar.) Ka. 1. Ak, en açık renk. 2. Aydınlık. 3. Deri rengine göre bir insan ırkı. 4. Yumurta akı. -Mahalli yerlerde kadın adı olarak kullanılmakladır.

    BEYAZIT: (Ar.) Er. - Ebu Yezid, Yezid'in babası, kısaltılmıştır. - Arapça'dan Türkçeleşmiş.

    BEYBOLAT: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü, saygın kimse.

    BEYBARS: (Tür.) Er. - (bkz. Baybars).

    BEYCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Beybolat).

    BEYDA: (Ar.) Ka. 1. Tehlikeli yer. 2. Sahra, çöl. 3. Mekke ile Medine arasında düz bir yer.

    BEYHAK: (Ar.) Er. - Horasan'ın Nişabur eyaletinde bir bölge.

    BEYHAKİ: (Ar.) Er. - el-Beyhaki: Arap müellifi olup muhaddis ve Şafii fakihlerindendir.

    BEYHAN: (Tür.) Ka. - Hükümdarların üstünü. Seçkin han. Beyhan Sultan: Mustafa III. kızı.

    BEYKAL: (Tür.) Er. - (bkz. Beycan).

    BEYKAN: (Tür.) Er. - (bkz. Beycan).

    BEYREK: (Tür.) Er. 1. Çok nazik, efendi, bey. 2. Hüzünlü.

    BEYSAN: (Tür.) Er. - (bkz. Beycan).

    BEYSUN: (Tür.) Ka. - Nazik insan.

    BEYTİYE: (Ar.) Ka. - Eve ait, evle ilgili.

    BEYTÖRE: (Tür.) Er. - Baş adet, adetleri yerine getiren.

    BEYZA: (Ar.) Ka. 1. Daha ak, çok beyaz. 2. Günahtan kaçınmış. Günahla kirlenmemiş.

    BEYZADE: (Tür.) Er. 1. Beyoğlu. 2. Soylu kimse. - Farsça'dan birleşik isim olarak Türkçeleştirilmiştir.

    BEYZAVİ: (Ar.) Er. - Beyzavi (Abdullah b. Ömer). İran'da yaşamış Tefsir ve Kelam alimi. Şafii mezhebindendir. Tefsirin yanında fıkıh usulü, kelam ve irab hakkında eserler vermiştir.

    BEZEN: (Tür.) Ka. - Süs, benek, zinet.

    BEZMİ ALEM: (Ar.) Ka. - Dünya meclisi, sohbet toplantısı. Bezm-i Alem Sultan. Sultan Abdülmecid'in annesi.

    BİCAN: (Fars.) Er. 1. Cansız, ruhsuz. 2. Canını esirgemeyen, şehit.

    BİDAYET: (Ar.) Ka. - Başlama, başlangıç.

    BİDİL: (Tür.) Er. - Hindistan'da yerleşmiş Farsça yazan büyük Türk şairi.

    BİGE: (Tür.) Ka. - Evlenmemiş, çouğu olmamış.

    BİHRUZ: (Fars.) Ka. - İyi gün, güzel gün anlamında. Bihruze Hatun: Şah İsmail'in zevcesi. Çaldıran'da yenilip her şeyini bırakan Şah İsmail'in zevcesi.

    BİHTER: (Fars.) Ka. - Pek iyi, daha iyi.

    BİHTERİN: (Fars.) Ka. - En iyi, pek iyi.

    BİKE: (Tür.). - Benzersiz, eşsiz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BİLAD: (Ar.) Er. - Şehirler bölge, eyalet, memleket isimlerini ifade için terkiplerde kullanılır.

    BİLAL: (Ar.) Er. - Su gibi ıslatan, ıslatış, ıslaklık. Bilal b. Raba: İslamın ilk müezzini, Habeş asıllı olup İslamı köle olarak ilk kabul edenlerden birisidir.

    BİLAN: (Tür.) Er. - Süslü ve işlemeli kılıç kemeri.

    BİLAY: (Tür.). - Ay gibi asil ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BİLDAR: (Fars.) Er. 1. Bel, belleyen, yer kıran, kürek çeken. 2. İstihkam neferi.

    BİLEK: (Tür.) Er. - Güç, kuvvet.

    BİLEN: (Tür.) Er. - Bilgili, görgülü, anlayışlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BİLGE: (Tür.). - Bilgili, iyi geniş, derin, bilgi sahibi kimse. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

    BİLGEALP: - (bkz. Bilge).

    BİLGEHAN: (Tür.) Er. - Göktürk hakanı (683-734). Babası Kutluğ İlteriş Han'dır.

    BİLGE HATUN: (Tür.) Ka. - Kutluk Han'ın annesi. Türk hükümdarı (VIII.yy-).

    BİLGEKAĞAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bilge). Bilge Kağan (683-734). Göktürk hakanı. İkinci Göktürk hanedanlığının kurucusu.

    BİLGEKAN: (Tür.) Er. - Bilgin soydan gelen.

    BİLGEN: (Tür.) Ka. - (bkz. Bilge).

    BİLGER: (Tür.) Er. - Akıllı, bilgili, bilge, bilgin.

    BİLGİN: (Tür.). - Bilgili kişi (alim, karşılığı olarak da kullanılmaktadır). -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BİLGİNUR: (t.f.i.) Ka. - Bilginin ışığı, bilginin aydınlığı.

    BİLGİSER: (t.f.i.) Ka. - (bkz. Bilginer).

    BİLGİYE: (Tür.) Ka. - Bilgin hanım.- Yanlış yapılmış isimlerdendir.

    BİLGÜN: (Tür.) Ka. - (bkz. Bilgin).

    BİLKAN: (Tür.) Er. - Bilgili.

    BİLLUR: (Ar.) Ka. 1. Bazı cisimlerin tabi olarak aldıkları geometrik şekil. 2. Duru, berrak, kesme cam, kristal. 3. Necef taşı. (Mec.) Temiz, pırıl pırıl insan.

    BİLMEN: (Tür.) Er. - Bilen, anlayan, bilgili.

    BİLSEN: (Tür.) Ka. - Kendini bil.

    BİLTAY: (Tür.) Er. - (bkz. Bilmen).

    BİNALİ: (Ar.) Er. - Ali'nin oğlu.

    BİNALP: (Tür.) Er. - Yiğitler.

    BİNAY: (Tür.) Ka. - Bin tane ay, çok kuvvetli ışık.

    BİNHAN: (Tür.) Ka. - Hanların hanı.

    BİNKAN: (Tür.) Er. - Soylu kanlar.

    BİNNAZ: (Tür.) Ka. 1. Nazlı. 2. Cilveli. 3. Allah'a yalvaran.

    BİNNUR : (Tür.) Ka. 1. Nurla özdeşleşmiş. 2. Bin tane nur.

    BİNTUĞ: (Tür.) Er. - (bkz. Binkan).

    BİRANT: (Tür.) Er. 1. Özel, tek yemin. 2. Özelliği olan yemin.

    BİRAT: (Tür.) Er. 1. Asil, soylu, bir aileye mensup. 2. İlk erkek çocuğa verilen isim.

    BİRAY: (Tür.) Ka. - Ay gibi tek, eşsiz.

    BİRCAN: (Tür.) Er. - Tek, eşsiz. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BİRCE: (Tür.) Ka. - Tek, eşsiz, biricik.

    BİRCİS: (Ar.) Ka. - Gezegen, Jüpiter, müşteri yıldızı, bercis.

    BİRDAL: (Tür.) Er. - Bir tane, tek dal.

    BİRGE: (Tür.) Er. 1. Kamçı. 2. Birlikte, beraber.

    BİRGİ: (Tür.) Ka. - Batı Anadolu'da İzmir ilinin Ödemiş ilçesinin merkezi, Bozdağ eteklerinde kurulmuştur.

    BİRGİT: (Tür.) Er. - Birleşik, birleşmiş, birlik almış.

    BİRGİVİ: (Tür.) Er. - Birgivi: Büyük din ve dil alimi (d. 1522) İmam Birgivi lakabıyla şöhret olmuş, vasiyetnamesi ve ilmihali o dönem halkının ihtiyacını karşılamıştır.

    BİRGÜL: (Tür.) Ka. - Bir tane, tek gül. Kıymetli gül.

    BİRHAN: (Tür.) Er. - Tek yönetici.

    BİRİM: (Fars.) Ka. - Bir tanem, biriciğim.

    BİRKAN: (Tür.) Er. - Soylu.

    BİRKE: (Ar.). 1. Büyük havuz. 2. Gölcük. 3. Göğüs. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BİRMA: (Hint.). - Çin Hindi'nde bir yer. Birmanya diye de tanınır. Birmanya müslümanları ülkelerinin % 30'una ulaşmışlardır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BİRMEN: (Tür.) Er. - Tek olan, benzeri olmayan kimse.

    BİROL: (Tür.) Er. - Tek ad, bir ol.

    BİRSEN: (Tür.) Ka. - Sadece sen, tek sen.

    BİRSEV: (Tür.) Ka. - Tek sevgili.

    BİRSİN: (Ar.) Ka. - Yonca.

    BİRTAN: (Tür.) Er. - Bir tane, tek.

    BİRUN: (Fars.) Er. 1. Dışarı. 2. Dış harici. 3. Osmanlı Devleti'nde saray dışında vazifeli memurlar.

    BİRÛNÎ: (Fars.) Er. - Reyhan Muhammed b. Ahmed el-Biruni: Büyük İslam bilgini (973-Gazne 1048). İbn Sina'dan ders altı. Hindistan'a gitti. Sanskritçe öğrendi. Pozitif ilimlerin hepsiyle ilgilendi ve bu konuda birçok kitap yazdı.

    BİSTAMİ: (Fars.) Er. - (bkz. Bistem). - Bayezid Bistami: Ünlü mutasavvıf, hayatı hakkında çok az şey bilinmektedir.

    BİSTEM: (Fars.) Er. - Horasan eyaletinde El-Bürz eleklerinde bir şehir. Hüsrev 2. Pervizin dayısı Bistam tarafından kurulduğu için bu ismi almıştır. Elmaslanyla ünlüdür.

    BİŞAR: (Fars.) Er. 1. Esir tutsak. 2. Altın, gümüş kakmalı işlemeler. 3. Saçılan şey, saç. 4. Güçsüz, dermansız.

    BİŞR: (Ar.) Er. - Güler yüzlü kişi, güleç, sevimli. Bişr b. Bera': Sahabedendir. Babası Bera' b. Marun Akabe beyatına katılanlardandı. Bişr, iyi bir savaşçı ve okçuydu. Yahudi bir kadının verdiği zehirli eti yiyince zehirlenerek şehid oldu.

    BİTENGÜL: (Tür.) Ka. - Güllerin bitmesi.

    BOĞAÇ: (Tür.) Er. - Küçük yaşta boğa öldürdüğü için kendisine bu ad verilen, Dede Korkut hikayelerindeki bir kahraman. Dirse Han'ın oğlu.

    BOĞAÇHAN: - (bkz. Boğaç).

    BOĞATAŞ: (Tür.) Er. - Ünlü Türk beylerinden biri.

    BOLGAN: (Tür.) Er. - Eski Türk adlarından.

    BOLHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bolgan).

    BORA: (İtal.) Er. - Araziden çıkan şiddetli rüzgar.

    BORAN: (Tür.) Er. - Rüzgar, şimşek, gökgürültüsü, sağanak yağmurun birlikte olduğu iklim hadisesi. Boran Hatun: Emevi halifesi Me'mun'un zevcesi.

    BORANALP: - (bkz. Boran).

    BORATAY: - (bkz. Boran).

    BOYLA BAĞA TARKAN: (Tür.) Er. - Anlamı iyice bilinmemekle birlikte. Orhun yazıtlarında vezir Tonyukuk'a verilen unvan olarak geçer.

    BOYLA KUTLUG YARGAN:

    (Tür.) Er. - Eski Türklerde birleşik rütbe unvanı. Suci yazıtında Kırgız kabilesinden Yaplakar Kan Ata'nın ünvanı olarak geçer.

    BOYLAN: (Tür.) Er. - Kibirli, mağrur.

    BOYRAZ: (Tür.) Er. - Kuzey rüzgarı.

    BOYSAN: (Tür.) Er. - Uzun boylu, yakışıklı delikanlı.

    BOYSEL: (Tür.). - Uzun boylu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BOZAN: (Tür.) Er. - Büyük Selçuklu Emiri. Selçuklu Sultanı Melikşah'a büyük yardımları dokundu. Kazanılan birçok zaferde etkin rol oynadı.

    BOZBEY: (Tür.) Er. - Kır beyi, gri.

    BOZBORA: (Tür.) Er. - Fırtına.

    BOZDOĞAN: (Tür.) Er. - Bir şahin türü.

    BOZER: (Tür.) Er. - Beyaz tenli.

    BOZKAYA: (Tür.) Er. - (bkz. Bozer).

    BOZKURT: (Tür.) Er. - Göktürk efsanelerinde yer alan kutsal hayvan.

    BOZUN: (Tür.) Er. 1. Büyük Selçuklu emirinin adı. 2. Sürülmemiş tarla.

    BOZYEL: (Tür.) Er. - Yağmur getiren lodos rüzgarı.

    BOZYİĞİT: (Tür.) Er. - (bkz. Bozer).

    BÖKE: (Tür.) Er. 1. Kahraman, güçlü kimse. 2. Önder, başkan, reis. 3. Kabadayı, cesur efe. 4. Güreşçi, pehlivan.

    BÖRÇETİN: (Tür.) Er. - Eski tarihçilere göre Türkleri Ergenekon'dan kurtaran demircinin adı.

    BÖRİTİGİN: (Tür.) Er. - Karahanlı hükümdarı. Maveraünnehir'e hakim oldu. Bastırdığı paralarda İbrahim b. Nasr adıyla anılır (XI. yy.).

    BUDAK: (Tür.) Er. 1. Ağacın dal olacak sürgünü. 2. Dal. 3. Dalın göv*de içindeki sert bölümü.

    BUDUN: (Tür.) Er. - Halk, kavim, ahali.

    BUDUNALP: - (bkz. Budun).

    BUĞRA: (Fars.) Er. 1. Büyük erkek deve, iki hörgüçlü deve. 2. Turna kuşu, turna sürüsünün önünde uçan turna horozu. 3. Harizm hükümdarlarından birinin lakabı.

    BUĞRAHAN: (f.t.i.) Er. 1. X. yy.'ın başlarında Orta Asya'daki yağma boyundan çıkan ve ilk İslam devletinin Türk hükümdarlarının birçoğuna verilen ünvan. 2. İliğ ve Karahanlı sülalesinden birçok hükümdarların unvanıdır. - Tarık Buğra, Saltuk Buğra.

    BUHAYRA: (Ar.) Ka. 1. Küçük deniz. 2. Mısır'ın kuzeybatısında bir şehir.

    BUHRİ: (Ar.) Er. 1. Tütsüye ait. 2. Denize ait.

    BUHTAN: (Ar.). - Yalan, iftira. - İsim olarak kullanılmaz.

    BUKA: (Ar.). - 1. Ülke, yer. 2. Büyük bina. 3. Ben, benek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Buka Han: Altınordu devletinin Bayagut boyundan Nogay Yarguçi adlı prensin oğlu.

    BUKET: (Fars.) Ka. - Çiçek demeti.

    BUKLE: (Fars.) Ka. - Kıvrılmış, küçük lüle şeklinde saç.

    BULAK: (Tür.) Er. - Kaynak, pınar, çeşme.

    BULGAR: (Tür.) Er. - Olgun, bilgili, görgülü, hoşgörülü kimse.

    BULUT: (Tür.). - Su buharlarının yoğunlaşmasıyla meydana gelen ve gökyüzünde mahiyetine göre farklı yükseklikte bulunan hava kütlesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BUMİN: (Tür.) Er. - Göktürk devletinin kurucusu (Öl. 552). Avarlarla arası açılınca, savaşarak onları çökertti ve merkezi Ötüken olmak üzere Göktürk devletini kurdu (552). Aynı yıl öldü.

    BUMİNHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bumin).

    BURAK: (Ar.) Er. - Berk-Yıldırımdan türetilmiştir. - Hz. Muhammedin Mirac'daki bineği. Kur'an'da böyle bir isim geçmemekle beraber, İslam kaynaklarında böyle bir binitin olduğuna dair rivayetler vardır. Burak Reis: (Öl. 1499). Osmanlı denizcilerinden.

    BURCU: (Tür.) Ka. - Güzel koku.

    BURÇ: (Ar.) Er. 1. Süryanice Burgus kelimesinin Arapçalaştınlmış hali. 2. Kalenin köşelerine yapılan daha yüksek ve daha kalın çıkıntı kule. 3. Yuvarlak bina. 4. Güneşin ayrıldığı oniki kısımdan herbiri. 5. Tek hisar.

    BURÇAK: (Tür.). - Baklagillerden, taneleri yemiş olarak kullanılan bir bitki. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BURÇHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Burç).

    BURÇİN: (Tür.) Ka. - Dişi geyik.

    BURHAN: (Ar.) Er. 1. Delil hüccet. 2. Hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan ayıran delil. 3. İlahi aydınlık.

    BURHANEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin delili. Burhaneddin Mahmud b. Taceddin el-Buhari (Öl. 1149). Hanefi fıkıh alimi. Önemli yapıtı. el-Muhit el-Buhari'dir. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

    BURKAN: (Tür.). - Uygur Türklerinin Budaya verdikleri ad. - İsim olarak kullanılmaz.

    BURKHAN: (Tür.). - Put, heykel, Buda heykeli. - İsim olarak kullanılması yanlıştır.

    BUSE: (Fars.) Ka. - Öpüşmek, öpmek. - İslâmî ahlâka aykırı olduğu için isim olarak kullanılmaz.

    BUYAN: (Tür.). 1. Mutluluk, uğur, talih. 2. İyi biliş, sevab. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BUYRUK: (Tür.) Er. 1. Belirli bir davranışta bulunmaya zorlayıcı güç. 2. Egemen. 3. Emir. 4. Kendi başına hareket eden.

    BUYRUKALP: - (bkz. Buyruk).

    BÜKLÜM: (Tür.) Ka. - Bükülmüş kıvrılmış şeylerin oluşturduğu halka.

    BÜLBÜL: (Ar.) Ka. 1. Sesinin güzelliğiyle ünlü ötücü kuş. 2. Sesi çok güzel olan kimse. Bülbül Hatun: Bayezid II.'in eşi. (Öl. Bursa 1515). Şehzade Ahmed'in annesi.

    BÜLENT: (Fars.) Er. - Yüce yüksek, ala, ulu.

    BÜNYAMİN: (Ar.) Er. - Yakub peygamberin en küçük oğlu.

    BÜRDE: (Ar.) Ka. 1. Hırka, Arapların gece üzerlerine örttükleri, gündüz giyindikleri elbise. 2. Ka'b b. Züheyrin yazdığı kaside. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s) tarafından beğenilmiş ve Peygamberimiz hırkasını çıkararak şaire giydirmiştir. Bu yüzden bu kaside "Kaside-i bürde" olarak tanınır.

    BÜRGE: (Tür.). - Bir yerde duramayan canlı, taşkın kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    BURKAN: (Ar.) Er. - Yanardağ, volkan.

    BÜRKE: (Ar.) Ka. 1. Martı. 2. Havuz, gölcük.

    BÜŞRA: (Ar.) Ka. - Müjde, sevinçli haber.

    BÜTE: (Tür.) Ka. - Fidan.

    BÜTEYRA: (Ar.) Ka. 1. Güneş. 2. Sabah. [​IMG]
     
  3. ocean

    ocean Paylaşımcı Melek Üye

    Kayıt:
    15 Ekim 2008
    Mesajlar:
    360
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    izmir
    Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?
    - C -

    CABBAR: (Ar.) Er. - (bkz. Cebbar).

    CABGU: (Ar.) Er. 1. Efendi, 2. Bey. 3. İleri gelen, saygın kimse.

    CABİR: (Ar.) Er. - 1. Cebreden, zorlayan. 2. Galip gelen. 3. Aziz ve kuvvetli olan. Allah'ın hükümlerini uygulamada güç kullanan. 4. Kırıkçı, kırık sancı. Cabir b. Abdullah b. el-Ensari: Sahabedendir (603-697). Birinci Akabe Bey'atından sonra müslüman oldu. Rasulullah'ın bulun savaşlarına katıldı. Sahabenin bilginlerindendi. Kendisinden çok sayıda hadis rivayet edilmiştir.

    CABİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cabir).

    CABİYE: (Ar.) Ka. 1. Hazine (bkz. Semahat). 2. Şam'ın güneybatısında, Çavlan'da bir yer. 3. Havuz.

    CAFER: (Ar.) Er. - Küçük akarsı. Çay. Cafer b. Muhammed: Lakabı es-Sadık olup 12 imamın 6.'ncısıdır. Muhammed b. el-Bakır'ın yerine imamete geçmiştir. Cafer-i Tayyar: Hz. Alinin kardeşi olup, Mute savaşında bayrak tutarken iki elini de kaybederek şehid olmuştur. Bugün Mute civarında kabri bulunmaktadır.

    CAHİD: (Ar.) - Er. - Cehdeden, elinden geldiği kadar çalışan. Bu kelime Kur'an-ı Kerim'de "cihad et". "Allah yolunda savaşa çık" anlamında kullanılmıştır. - Dil kuralında "d/t" olarak kullanılmaktadır.

    CAHİDE: Ka. - (bkz. Cahid).

    CAHİZ: (Ar.) Er. 1. Gözü pek, yürekli, cesur kimse. 2. Patlak gözlü. Daha çok lakap olarak kullanılmıştır. - Cahiz b. Ebu Osman, Basra Mutezile kelamcılarının ileri gelenlerinden. Bir köle olduğu halde ilimde ilerlemiş ve devrinin ünlü simalarından olmuştur.

    CAİZ: (Ar.) Er. 1. Geçer. 2. Caiz, İslam'ın mumaleta taalluk eden 5 ahkamından biridir. 3. İşlenmesi, yapılması "müsaade alınabilir" anlamında olup, şeran yasaklanmayan her fiili içerir.

    CAİZE: (Ar.) Ka. 1. Armağan, hediye. 2. Yol yiyeceği, azık. 3. Eski şairlere yazdıkları methiyeler için verilen bahşiş.

    CALİB: (Ar.) Er. - Çekici, celbedici, cazib.

    CALİBE: (Ar.) Ka. - Kendine çeken, celbeden, çekici.

    CALP: (Ar.) Er. - Güçlü, kuvvetli, gayretli.

    CALUT: (Ar.) Er. - Calut, Ad ve Semud kavimlerinin soyundandır. Hz. İsmail'den evvel bir müddet Beni İsrail'e hükümdar oldu. Onlara zulmetti. Filistin'de yaşayan Berberilerin krallarına Calut adı veriliyordu. Filistinlilere yaptığı zulümden dolayı Hz. Davud tarafından öldürülmüştür. Kur'an-ı Kerim'da üç yerde ismi geçmektedir (el-Bakara, 249-250-251). İsim olarak tercih edilmez.

    CAMİ: (Ar.) Er. 1. Derleyen, toplayan. 2. İçine alan. 3. Cuma namazı kılınan mescid. 4. En az sekiz bablık hadis kitabı. - Molla Cami: İranın XV. asırda yetişmiş büyük mutasavvıf, mütefekkir, alim ve şairi. Asıl adı Mevlana Nureddin Abdurrahman b. Nizameddin'dir. Birçok manzum ve mensur eserleri vardır.

    CAN: (Fars.) Er. 1. Can, ruh. Hayat. 2. Güç, kuvvet, hayatiyet, dirilik. 3. Gönül, yakın dost, çok sevilen arkadaş. 4. Mevlevi ve Bektaşi tarikatlarında dervişlerin birbirlerine hitabı. 5. Kişi, fert. 6. Sevgili.

    CANAL: (Tür.). 1. Gönül al. Kendini sevdir, sevilen biri ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    CANALP: (Tür.) Er. - Özünde yiğitlik, güçlülük olan kimse. Cana yakın yiğit.

    CANAN: (Fars.) Ka. - Sevgili, gönül verilmiş, sevilen kadın.

    CANAY: (Tür.). - Ay gibi temiz, saf, parlak kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    CANAYDIN: (Tür.) Er. - Özü temiz, aydınlık ruhlu kimse.

    CANBEK: (Tür.) Er. 1. Özü pek. 2. Güçlü kişilikli kimse. Canbek Giray (1568-1636): Kırım hanı. Devlet Giray'ın torunu. Şakay Mübarek Giray'ın oğlu. Selamet Giray'ın son zamanlarında kalgay (veliaht) oldu. Arkasından han oldu. IV. Murat tarafından Rodos'a sürüldü.

    CANBERK: (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam kimse.

    CANBEY: (Tür.) Er. - Canım gibi sevgili.

    CANBULAT: (Tür.) Er. - Canbulat en-Naşirî. Mısır Memlûk sultanı. Yaşbekin kölesiydi. Yaşbek, Canbulat'ı Sultan Kayıtbay'a sattı. Kayıtbay kendisine önemli görevler verdi. Halep ve Şam valiliğine kadar yükseldi. 1500 yılında sultanlığı ele geçirdi.

    CANDAN: (Tür.) Ka. 1. Samimi, içten, kalbi. 2. Yakınlık belirten davranış.

    CANDANER: (Tür.) Er. - İçten, samimi, dost kimse.

    CANDAR: (Tür.) Er. 1. Silah taşıyan, can ve dar isimlerinden müteşekkil birleşik isim. 2. Osmanlı'da, hassa askeri, kılıç askeri, idam hükümlerini infaz eden kimse. 3. Jandarma. Muhafız.

    CANDEĞER: (Tür.) Er. - Uğrunda can verilecek kadar güzel, değerli, sevilen.

    CANDEMİR: (Tür.)Er. - Özü güçlü, demir gibi sağlam kişilikli.

    CANDOĞAN: (Tür.) Er. - Cana doğan.

    CANEL: (Tür.) Er. - İçten uzatılan el, dostluk eli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    CANER: (Tür.) Er. - Delikanlı, genç, dinamik. - Can ve er kelimelerinden birleşik isim.

    CANFEDA: (Fars.). - Canını veren, özverili kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Canfeda Hatun: III. Murad'ın annesinin en gözde cariyesiydi. Harem kethüdalığına getirildi ve sarayda büyük nüfuz kazandı.

    CANFER: (Fars.) Er. 1. Aydın bilgili. 2. Güçlü saygın.

    CANFEZA: (Fars.) Ka. - Can artıran, cana can katan.

    CANGİRAY: (Tür.) Er. - (bkz. Giray).

    CANGÜL: (Tür.) Ka. 1. Gül gibi canlı. 2. Güzel, temiz kimse.

    CANGÜN: (Tür.) Er. - Doğduğu gün çok sevinilen kimse.

    CANGÜR: (Tür.) Er. - Canlı, neşeli kimse.

    CANİB: (Ar.) - Ön taraf, cihet. -Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

    CANİPEK: (Tür.) Ka. – Yumuşak huylu (kimse).

    CANKAN: (Tür.) Er. - Soyu temiz, asil kimse.

    CANKUT: (Tür.) Er. 1. Kişinin mutluluğu talihi, şansı, uğuru. 2. Mutlu talihli kimse.

    CANNUR: (Tür.) Ka. - Özü aydınlık, nurlu kimse.

    CANOL: (Tür.) Er. - Canım ol, can gibi içten ol.

    CANRUBA: (Fars.) Ka. - Gönül alan, sevgili.

    CANSAL: (Tür.) Er. - (bkz. Can). -Can ve sal kelimelerinden birleşik isim.

    CANSEL: (Tür.) Ka. - Hayat veren su. - Can ve sel kelimelerinden birleşik isim.

    CANSEN: (Tür.). - Sen cansın, sevilensin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    CANSER: (Tür.). - (bkz. Can). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    CANSES: (Tür.) Ka. - (bkz. Canser).

    CANSET: (Tür.) Ka. - Küçük kraliçe, prenses.

    CANSEVER: (Tür.) Ka. - (bkz. Cansın).

    CANSIN: (Tür.) Ka. Canım gibisin, canımsın.

    CANSOY: (Tür.) Er. - Asil, soylu, cana yakın.

    CANSU: (Tür.) Ka. 1. Hayat veren su, tazelik. 2. Sevgili, sevimli.

    CANSUN: (Tür.) - (bkz. Cansu). -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    CANTEKİN: (Tür.) Er. - Tek can, eşsiz can.

    CANTEZ: (Tür.) Er. - Tez canlı, aceleci.

    CANTÜRK: (Tür.) Er. - İyi hasletlere sahip Türk.

    CANVER: (Tür.) Er. - Canlı, haşere.

    CARULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a yakın. Allah dostu. Carullah Zemahşeri: Müfessir, alim.

    CAVİD: (Fars.) Er. - Baki, daimi, ebedi.

    CAVİDAN: (Fars.) Ka. - Daimi kalacak olan, sonrasız, ebedi.

    CAVİDE: (Fars.) Ka. - (bkz. Cavidan).

    CAVİT: (Fars.) Er. - (bkz. Cavid).

    CAZİM: (Ar.) Er. 1. Kesin. 2. Kesin kararlı. Cazim Mehmed: Türk şair (1725).

    CEBBAR: (Ar.) Er. 1. Cebreden, zorlayıcı. 2. Kuvvet, kudret sahibi Allah, Allahın isimlerinden. 3. Becerikli. 4. Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.

    CEBE: (Ar.) Er. 1. Zırh. 2. Osmanlıda silah ihtiyacını karşılayan aracın adı. Cebeci ocağı, Yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla ilga edilmiş, kaldırılmıştır. Cebe Ali Bey: Türk komutan (XV. yy.) İstanbul'un fethine kendi sipahileriyle katıldı. Ele geçirdiği kapı kendi adıyla anıldı. Cibali kapısı.

    CEBEL: (Ar.) Er. 1. Dağ. 2. Tarıma elverişsiz arazi.

    CEBERUT: (İbr.) Er. - İbranice "kudret" anlamına gelmektedir. Yeni Eflatuncu filozoflar ile işraki felsefesine tabi olan mutasavvıflara verilen ad.

    CEBİR: (Ar.) Er. 1. Zorlamak. 2. Düzeltme, onarma. 3. Kırık veya çıkık bir kemiği yerleştirip sarmak.

    CEBİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cebir).

    CEBRAİL: (Ar.) Er. 1. Peygamberlere vahiy getiren dört büyük melekten biri. 2. Cibril, İbranice Allahın kulu. 3. Az çok zorla olgunlaştırmak. Cebrail b. Ömer. Batı Karahanlı hükümdar (1099-1102).

    CEDİS: (Ar.) Er. - Arabistanın yerli kabilelerinden birinin adı.

    CEHDİ: (Ar.) Er. - Uğraşan, çalışan. Çaba ve gayret gösteren.

    CEHİD: (Ar.) Er. - Çalışma, çabalama, uğraşma. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

    CEHM: (Ar.) Er. - Cehm b. Safvan: İslam kelamcısı. Mürcie ve Mutezile kelamından kendisine ait inanç kaidelerini belirleyerek özel bir akım geliştirmiştir. Öğrencileri II. yy.'a kadar Cehmiye inancını taşıyarak, Tirmiz'de yaşadılar. Daha sonra Eş'ariye mezhebine girmişlerdir.

    CEHVEN: (Ar.). - Kurtuba'da yerleşmiş, birçok alim, fakih, vezir yetiştirmiş meşhur bir Arap ailesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    CELADET: (Ar.). 1. Gözüpeklik. 2. Yiğitlik. 3. Kahramanlık.

    CELAL: (Ar.) Er. 1. Büyüklük, ululuk azamet. 2. Hiddet, öfke. 3. Allah'ın "Kahhar, cebbar, mütekebbir" gibi sertlik ve büyüklük ifade eden sıfatları. Kur'an'da Rahman suresi 27, 78. ayetlerde geçmektedir. Zül Celali; Celal sahibi Allah.

    CELALEDDİN: (Ar.) Er. 1. Dini savunan. 2. Dinin ululadığı, övdüğü. Celaleddin Harizmşah: Son Harizm hükümdarı (Öl. 1231). Celaleddin Rumi: Ünlü Türk mutasavvıfı, Mevlana. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılmaktadır.

    CELASUN: (Tür.) Er. 1. Kahraman, cesur, atak, delikanlı, yiğit. 2. Genç sağlıklı, gürbüz.

    CELAYİR: (Tür.) Er. - Moğol kavminin bir kolu olup birçok kabileyi bünyesinde toplamıştır. Celayirliler devleti, kendisine İlhanlılar devletini örnek almıştır.

    CELİL: (Ar.) Er. 1. Büyük, ulu. (bkz. Celal). Allah için sıfat olarak kullanılır. 2. Osmanlı devletinde vezir ve müşir rütbelerinde bulunanlara hitapta bu sıfat kullanılırdı. 3. Güzel sanatlarda bir yazı stili.

    CELİLAY: (a.t.i.). - Ulu, yüce ay. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    CELİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Celil).

    CELVET: (Ar.) Er. 1. Yerini yurdunu terk etmek. 2. Tasavvufta, kulun, Allanın sıfatlarıyla halvetten çıkışına ve fena fillahda fani oluşuna denilir. Celvetiye; Aziz Mahmud Hüdayi'nin kurduğu tarikatının adı.

    CEM: (Ar.) Er. 1. Toplama, biraraya getirme, yığma. 2. Hükümdar, şah. 3. Süleyman Peygamberin lakabı. 4. Büyük İskender'in lakabı. Cem Sultan: Fatih Sultan Mehmed'in Çiçek hatundan olma oğlu (1459-1495).

    CEMAL: (Ar.) Er. - Yüz güzelliği, zahiri ve batıni güzellik. Allah'ın rahmetle tecellisi. Allah'ın lütuf, ihsan, rıza sıfatlarının karşılığı.

    CEMALLEDDİN: (Ar.) Er. 1. Dinin cemali, parlak yüzü. Daha çok şeref unvanı olarak kullanılmıştır. el-Cevad el-İsfahani tarafından ilk defa kullanılmıştır.

    CEMALULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın lütfü, bağışı.

    CEMİL: (Ar.) Er. 1. Güzel erkek. 2. İyilikle anma. 3. Eskiden okullarda verilen başan kağıdı.

    CEMİLE: (Ar.) Ka. 1. Güzel kadın. 2. Gönül almak amacıyla yapılan davranış. 3. İlk Emevi devrinde yaşamış meşhur Arap şarkıcısı.

    CEMİNUR: (Ar.) Ka. - Işık, nur topluluğu, çok nurlu, aydınlık kimse.

    CEMRE: (Ar.) Er. 1. Ateş. 2. Kor halinde ateş. 3. Şubat ayında azar azar artan sıcaklık. 4. Hacıların Mina'da şeytan taşlaması. Küçük taş parçası. Arafat'ta hacıların şeytan taşlamaları.

    CEMŞASB: (Fars) Er. 1. Hz. Süleyman. 2. Cemşid'in oğlu.

    CEMŞİD: (Fars.) Er. - Cemşasb'ın babası.

    CENAB: (Ar.) Er. - "Yan"manasına gelir. Şeref, onur ve büyüklük terimi olarak kullanılır. Hazret, Cenab-ı Hakk, Cenab-ı Halik, Allah. - Dil kuralı açısından "b/p" olarak kullanılmaktadır.

    CENAN: (Ar.) Ka. - Kalb, yürek, gönül.

    CENGAVER: (Fars.) Er. Savaşçı, silahşor. Savaşı seven, savaşkan, dövüşken.

    CENGEL: (Fars.) Er. - Orman.

    CENGER: (Fars.) Er. - (bkz. Cengaver).

    CENGİZ: (Tür.) Er. - Cengiz Han. Moğol İmparatorluğu'nun kurucusu, asıl adı Timuçin'dir. Moğolcada Çing sıfatının çoğulu olarak, güçlü, kuvvetli anlamındadır. İslam ülkelerine düzenlediği seferlerle acımasız ve gaddarca müslümanları katletti. İslam medeniyetine büyük ölçüde tahribat verdi.

    CENK: (Fars.) Er. - Harp, savaş, kavga. - İsim olarak kullanılması uygun değildir. Hz. Peygamberin değiştirdiği isimlerden birisi.

    CENKER: (f.t.i.) Er. - İyi savaşan, savaşçı.

    CENNET: (Ar.) Ka. 1. Uçmak. 2. Bahçe. 3. Çok ferah ve havadar yer. 4. Firdevs. - Allah'ın insanlara müjdelediği, ölümden sonraki alemde bulunan, Allah'a inanan, günah işlememiş veya günahlarından temizlenmiş olanların gireceği fevkalade güzel yer. 8 cennet olduğu rivayet edilmiştir. Daru'1-Celal, Daru's-Selam, Cennetü'l-Me'va, Cennetü'1-Huld, Cennetü'n-Naim, Cennetü'l-Firdevs, Cennetü'l-Karar, Cennetü'1-Adn.

    CEREN: (Tür.) Ka. - Halk ağzında "ceylan" anlamına gelir.

    CERİB: (Ar.). - Hububat için kullanılan bir ölçek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    CERİR: (Ar.) Er. İp, halat. Yular anlamında. Sahabeden bu ismi taşıyanlar vardır.

    CERİT: (Ar.) Er. 1. Verimsiz çorak yer. 2. Bekar.

    CESARET: (Ar.) Ka. - Yüreklilik, korkusuzluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    CESİM: (Ar.) Er. - İri, büyük, kocaman, ulu, mühim.

    CESİMİ: (Ar.) Er. - İri, büyük.

    CESUR: (Ar.) Er. - Cesaretli, yürekli, yiğit, gözüpek, atılgan.

    CEVAD: (Ar.) Er. 1. Cömert, eli açık. 2. İhsan eden. - Dil kurumuna uygun olarak "d/t" ye dönüştürülür.

    CEVAHİR: (Ar.) Er. 1. Cevherler, elmaslar, kıymetli taşlar. 2. Mayalar, özler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    CEVAN: (Fars.) Er. - Genç, taze, delikanlı. - Cüvan şeklinde kullanılabilir, (bkz. Civan).

    CEVDET: (Ar.) Er. 1. İyilik, güzellik. 2. Olgunluk. 3. Büyüklük. 4. Tazelik. 5. Kusursuzluk. Cevdet Paşa: Osmanlı devlet adamı. Tarihçi ve hukukçu (1822-1895).

    CEVHER: (Ar.) Ka. 1. Öz, maya. 2. Başlı başına, kendiliğinden olan. 3. Tıynet, cibilliyet, soydan gelen, haslet, tabii istidat. 4. Kıymetli taş. 5. Ebcet hesabında yalnız noktalı harfleri hesaplamaya dayanan tarih düşürme şekli. 6. Kılıç namlusuna yapılan menevişli süs. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

    CEVHERE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cevher). Hicri 5. asırda Bağdat'ta yaşamış meşhur bir İslam hanımı.

    ÇEVRİYE: (Ar.) Ka. 1. Haksızlık. 2. Eza, cefa, eziyet, gadir, zulüm, sitem.

    CEVVAL: (Ar.). - Koşan, dolaşan, hareket eden, canlı.

    CEVZA: (Ar.) Er. - Güneşin Mayıs ayında girdiği ikizler burcu. Ebced.

    CEYDA: (Ar.) Ka. - Uzun boyunlu ve güzel.

    CEYDAHAN: - (bkz. Ceyda).

    CEYHAN: (Tür.). - Güney Anadolu'da Toroslar'dan doğan ve Akdeniz'e dökülen nehir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    CEYHUN: (Tür.) Er. 1. Orta Asya'da Amu-Derya'ya Arap ve Farslıların vermiş olduğu ad. 2. Tevrat'a göre cennetin 4 nehrinden biri.

    CEYLAN: (Tür.) Ka. - Hızlı koşan, biçimli bacakları olan ve güzel gözleriyle tanınan bir gazel cinsi.

    CEZLAN: (Ar.). - Mutlu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    CEZMİ: (Ar.) Er. 1. Cezm ile ilgili. 2. Kat-i karar ve niyete ait. 3. Kesmek.

    CEZMİYE: (Ar) Ka. - (bkz. Cezmi).

    CEZRİ: (Ar.) Er. - Kökle ilgili, kökten.

    CEZZAR: (Ar.) Er. - Deve kasabı. -Daha çok lakab olarak kullanılır. Cezzar Ahmet Pasa (?-Akka 1804). Osmanlı vezirlerindendir.

    CİHAD: (Ar.) Er. 1. Din uğrunda düşmanla savaşma. 2. İslam uğrunda çalışma. Cihad müslümanlara farz kılınmıştır. Mallarıyla, canlarıyla savaşan mü'minler övüldüğü gibi, bu mücadele uğruna canını veren kişi şchidlik makamıyla yüceltilip taltif edilmişlerdir. Kur'an'da defalarca tekrarlanan bir emirdir. - Dil kuralına uygun olarak "d/t" olarak kullanılmaktadır.

    CİHAN: (Fars.) 1. Dünya, alem, kainat, yeryüzü, yerküresi. 2. Dünyada yaşayan insanların tümü. Cihan Ara Begüm: Hint-Türk hükümdarı Şahcihan ile adına Taç Mahal'in yapıldığı Mümtaz Mahal'in kızı. Dindarlığı ve ihlaslı oluşu sebebiyle "Zamanın Fatıması" olarak anıldı. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

    CİHAN BANU: (Fars.) Ka. - Dünyaca tanınmış kadın.

    CİHANDAR ŞAH: (Fars.) Er. - Delhi, Türk-Hind İmparatorları'nın 13.'sû olup Şah Alem Bahadır'ın büyük oğludur.

    CİHANDİDE: (Fars.). - Dünyayı gezip görmüş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    CİHANEFRUZ: (Fars.). - Dünyayı parlatan, aydınlatan.

    CİHANER: (Fars.) Er. - Dünyaya bedel kişi, yiğit.

    CİHANFER: (Fars.) Ka. - Cihanı, dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı.

    CİHANGİR: (Fars.) Er. - Dünyaya egemen olan, dünyayı zabteden kimse. Fatih. Osmanlı şehzadelerinin ortak adıdır.

    CİHANGÜL: (Fars.) Ka. - (bkz. Cihan).

    CİHANMERT: (Fars.) Er. - (bkz. Cihaner).

    CİHANNUR: (Fars.). - Dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı. - Türk-Hind padişahı Ekber'in büyük oğlu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    CİHANSER: (Fars.). - Cihan'ın başı. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

    CİHANSUZ: (Fars.) Ka. 1. Cihan yakan. 2. Gaznelilerden Buhran Şahı mağlup edip, Gaznice ve Bust şehirlerini yakıp-yıkan, gaddar vahşi Alaeddin-Hüseyin'e verilen ad.

    CİHANŞAH: (Fars.) Er. - Cihan'ın şah'ı. - Kara-Koyunlu padişahlarından Timur'un ölümünden sonra kaybedilen yerleri geri almıştır.

    CİLASUN: (Tür.) Er. - Babayiğit, boylu, boslu, delikanlı, gürbüz.

    CİLVE: (Ar.) Ka. 1. Hoşa gitmek için yapılan davranış. 2. İşve, naz. 3. Yeni gelin duvağının kaldırılması merasiminin ve bu münasebetle güveyin geline verdiği hediyenin (Türk yüz görümlüğü) adıdır.

    CİNAN: (Ar.). - Cennetler, yedi göğün üstünde ve Arş ile Kürsi'nin altındaki sekiz cennet. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

    CİNUÇEN: (Tür.) Er. - Üstün, galip, zafer kazanmış.

    CİRYAL: (Ar.) Ka. 1. Bir nevi kırmızı boya. 2. Altının kırmızılığı. 3. Temiz renk. 4. Saf.

    CİVAN: (Fars.) Er. - Genç, delikanlı, yakışıklı. - (bkz. Cevan, cuvan).

    CİVANBAHT: (Fars.) Er. - Mutlu, şanslı (kimse).

    CİVANMERT: (Fars.) Er. - Cömert, eli açık genç, delikanlı.

    COŞAN: (Tür.) Er. - Coşku duyan, heyecanlı (kimse).

    COŞAR: - (bkz. Coşan).

    COŞKUN: (Tür.) Er. 1. Coşmuş, galeyana gelmiş. 2. Duyarlı, aşın hareketli.

    COŞKUNER: (Tür.) Er. - Coşan kimse.

    COŞKUNSU: (Tür.) Er. - Sel, gürültüyle akan su.

    CÖMERT: (Tür.) Er. 1. Elinde olanı harcayan, eli açık. 2. Başkalarına yardımdan kaçınmayan.

    CUDİ: (Ar.) Er. l. Cömert, eli açık. 2. İyilik severlikle ilgili.- Dicle nehri kıyısında bir dağ. Nuh'un gemisinin tufandan sonra bu dağın üzerinde durduğu söylenir.

    CUDİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cudi).

    CUMA: (Ar.) Er. 1. Haftanın beşinci günü. 2. Müslümanların ibadet ve Bayram günü. 3. Cuma günü kılınan öğle namazı. 4. Toplanma. Sure-i Cuma Kur'an'ın 62. suresi.

    CUMALİ: (Tür.) Er. - Cuma günü doğan.

    CUMHUR: (Ar.) Er. 1. Halk, ahali. 2. Kalabalık, başıboş kalabalık. 3. Takım, heyet. - Tekke musikisinde koro tarafından okunan ilahi.

    CÜBEYR: (Ar.) Er. - Küçük kahraman, küçük yiğit. Sahabe isimlerindendir.

    CÜHEYNE: (Ar.) Er. - Ünlü bir Arap kabilesidir. Kızıldeniz-Vadi'l-Kura arasında yaşamaktadırlar.

    CÜMANE: (Ar.) Ka. - Tek inci anlamında. Hz. Ali (r.a.)'nin kızkardeşi ve Rasulullah'ın amcasının kızı olan hanım sahabi.

    CÜNEYD: (Ar.) Er. 1. Küçük asker, askercik. Cüneyd-i Bağdadi: Ünlü mutasavvıf. [​IMG]
     
  4. ocean

    ocean Paylaşımcı Melek Üye

    Kayıt:
    15 Ekim 2008
    Mesajlar:
    360
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    izmir
    Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?
    - Ç -

    ÇAĞA: (Tür.). - Çocuk.

    ÇAĞAÇAR: (Tür.) Er. - Çağ açacak kimse.

    ÇAĞAKAN: (Tür.) Er. - Çağı yakalayan, çağdaş.

    ÇAĞAN: (Tür.) Er. - Bayram, şenlik.

    ÇAĞANAK: (Tür.) Er. - Körfez, liman.

    ÇAĞAR: (Tür.) Er. 1. Bayram. 2. Kalın ve kuvvetli deve kösteği. 3. Doğan kuşu.

    ÇAĞATAY: (Tür.) Er. 1. Yavru at, tay. 2. Doğu Türklerine, lehçelerine dayanılarak verilan ad. - Çağatay Han: Cengiz Han'ın 2. oğlu Çağatay. Müslümanlara ve dinin emirlerine karşı politika uygulamakta ve Moğol yasasını tatbik etmekteydi. Gusl abdestini yasaklamıştı. Hristiyan dostu olarak bilinmektedir. Marco Polo kendisinin vaftiz edildiğini kaydetmiştir.

    ÇAĞILI: (Tür.). 1. Çağla ilgili. 2. Çakıl. 3. Çağla. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÇAĞIN: (Tür.). - Yıldırım, şimşek. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÇAĞKAR: (Tür.) Er. - Canlı, dinamik, çalışkan.

    ÇAĞLA: (Tür.) Ka. - Olgunlaşmamış meyve, bazı meyvelerin olgunlaşmadan, henüz yeşilken yenen hali.

    ÇAĞLAR: (Tür.). - Çağlayan, şelale (bkz. Şelale). - Erkek ve kadın adı olarak da kullanılır.

    ÇAĞMAN: (Tür.) Er. - Çağın insanı.

    ÇAĞNUR: (Tür.) Er. - Çağın nuru, zamanın nuru. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÇAĞRI: (Tür.) Er. 1. Çakır gözlü. 2. Mavi hareli göz. Çağrı bey (990-1060). Büyük Selçuklu devleti hükümdarı Tuğrul beyin kardeşi. Çağrı bey müslüman olduğunda Davud ismini aldı. Kardeşi Tuğrul ise Muhammed ismini almıştır.

    ÇAKA BEY: (Tür.) Er. - Oğuzların Çavuldur boyundan olan Türk beyi. XI. yy. ilk yarısında İzmir bölgesinin hakimi oldu.

    ÇAKAR: (Tür.) Er. - Parıldayan, ışık veren.

    ÇAKIR: (Tür.). - Mavimsi, mavi renkli, gri benekli gözleri olan kişi. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÇAKMAN: (Tür.) Er. 1. Amacına erişen, ulaşan kimse. 2. Süt mavisi.

    ÇAKMUR: (Tür.) Er. 1. Yarı uykulu bakış. 2. Sert taş. 3. Pinti.

    ÇALAP: (Tür.). 1. Tanrı. 2. Ateş. -İsim olarak kullanılmaz.

    ÇALAPKULU: (Tür.) Er. - Tanrı kulu- Abdullah.

    ÇALAPÖVER: (Tür.) Er. - Tanrı'nın övgüsüne mazhar olmuş kişi.

    ÇALGAN: (Tür.) Er. - Yatağı taşlık olan ve gürültüyle akan su.

    ÇALKIN: (Tür.) Er. - Alev.

    ÇAPAN: (Tür.) Er. - Tatar, ulak, postacı.

    ÇAVAŞ: (Tür.) Er. 1. Güneş. Güneşli yer. 2. Güney.

    ÇAVLAN: (Tür.). - Büyük çağlayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÇAVLI: (Tür.). - Ava alıştırılmamış doğan. Çavlı Çandar: (Öl. 1146). Selçuklu emiri. Sultan Mesud döneminde yararlı işler yaptı.

    ÇAYKARA: (Tür.). - Küçük akarsu, yazın kuruyan küçük akarsu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÇELEBİ: (s.) Er. 1. Efendi, nazik ve kibar. 2. Şehir terbiyesi almış okuryazar kimse. 3. Osmanlı devletinin ilk devirlerinde şehzadelere verilen unvan. Musa Çelebi, Süleyman Çelebi. - Mevlevi tarikatının başı bu adla anılırdı. Mevlana veya Hacı Bektaş soyundan olan kimse.

    ÇELEN: (Tür.) Er. 1. Yakışıklı delikanlı. 2. Tepelerin kar tutmayan kuytu yeri. 3. Açıkgöz, becerikli, kurnaz. 4. Evlerin dışında bulunan saçak.

    ÇELGİN: (Tür.) Ka. - Yaralanarak kaçan av hayvanı.

    ÇELİK: (Tür.) Er. 1. Su verilip sertleştirilen demir. 2. Çok güçlü kuvvetli. 3. Kısa kesilmiş dal.

    ÇELİKEL: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü el.

    ÇELİKER: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü kimse.

    ÇELİKHAN: (Tür.) Er. - Güçlü hakan, yönetici.

    ÇELİKKAN: (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen kimse.

    ÇELİKÖZ: (Tür.) Er. - (bkz. Çelik).

    ÇELİKSU: (Tür.) Er. - (bkz. Çelik).

    ÇELİKYAY: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli.

    ÇEMAN: (Fars.) Ka. 1. Salına salına yürüyen. 2. Nazlı sevgili.

    ÇEMENZAR: (Fars.) Ka. - Otlak. Çimenlik.

    ÇERAĞ: (Fars.) Er. 1. Yağ kandili, lamba, mum. 2. Atın şaha kalkması. 3. Çırak edilme. 4. Bir memuriyete ve ihsana nail olan. 5. Vazifesinden emekli edilen.

    ÇERME: (Tür.) Er. 1. Çay kıyılarında sulu ve yeşil yer. 2. Akarsuların topraktan çıkan sızıntısı. 3. Kaynak.

    ÇEŞMAN: (Fars.). - Gözler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÇEŞMİAHU: (Fars.) Ka. - Ahu gözlü kadın, ceylan gözlü güzel.

    ÇEŞMİNAZ: (Fars) Ka. 1. Süzerek bakma, bakış. 2. Nazlı nazlı bakan göz. 3. Güzel gözlü sevgili.

    ÇEŞPAN: (Fars.). - Layık, uygun, münasip, yakışır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÇERİ: (Tür.). - Asker, savaşçı.

    ÇETİN: (Tür.) Er. 1. Sert, işlenmesi, elde edilmesi, çözümü zor, sarp, müşkil. 2. İnatçı, azimli, şedid.

    ÇETİNALP: Er. - (bkz. Alp).

    ÇETİNAY: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).

    ÇETİNEL: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).

    ÇETİNER: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).

    ÇETİNÖZ: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).

    ÇETİNSOY: - (bkz. Çetin).

    ÇETİNSU: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).

    ÇEVİK: (s.) Er. - Çabuk davranan, hızlı ve hareketli.

    ÇEVİKCAN: - (bkz. Çevik).

    ÇEVRİM: (Tür.) Er. 1. Sınır. 2. Girdap. 3. Sürekli ve düzenli değişme.

    ÇIDAM: (Tür.) Er. - Sabır, tahammül.

    ÇINAR: (Fars.) Er. - Çınar ağacı.

    ÇINAY: (Fars.) Ka. - Soylu ay, ayın en parlak zamanı.

    ÇIRAĞ: (Fars.). - Meşale, ışık, kandil (bkz. Çerağ). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÇİÇEK: (Tür.) Ka. 1. Bitkilerin üreme unsurlarını ihtiva eden renkli veya beyaz renkte açan, çok defa kokulu, sonradan meyve veya tohum haline gelen kısımları (bkz. Şükûfe). 2. Bitki, çiçek açan bitki. 3. Bazı şeylerin toz haline getirilmiş özü, kükürt çiçeği. 4. Kumaş veya başka şeyler üzerine yapılan renkli veya renksiz süsleme.

    ÇİĞDEM: (Tür.) Ka. - Zambakgillerden, soğanlı otsu, çeşitli renklerde çiçek açan kır bitkisi, mahmur çiçeği.

    ÇİLAY: (Tür.) Ka. - Ayın üzerinde beliren açık renk lekeler.

    ÇİLE: (Fars.), l. Zevk ve sefadan el çekerek kuytu bir yerde yapılan 40 günlük ibadet. 2. Eziyet, sıkıntı. 3. İbrişim, yün vs. demeti. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÇİLTAY: (Tür.) Er. - Üzerinde benekler bulunan tay.

    ÇİNEL: (Tür.). - Doğru, dürüst, namuslu kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÇİNER: (Tür.). - (bkz. Çinel).

    ÇİNTAR: (Tür.) Er. - Sabah vakti.

    ÇİNTAY: (Tür.) Er. - Soylu at.

    ÇİNUÇİN: (Tür.) Er. - Üstün, galip, zafer kazanmış.

    ÇİRAY: (Fars.). 1. Yüz çizgileri, yüz güzelliği. 2. Beniz, yüz. 3. İnsan resmi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÇİRE: (Fars.). 1. Maharetli, becerikli. 2. Kahraman, yiğit. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÇİTRA: (Fars.) Er. - Afganistan'da bir kabile. Büyük ekseriyetle ari ırktan olup narin yapılı, güzel gözlü ve gür saçlı, hoş ve cazip tavırlı olmalarına rağmen haşin, sert yapılı ve gaddar olarak bilinmektedirler.

    ÇOĞA: (Tür.) Er. - Çocuk, yavru.

    ÇOĞAHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Çoğa).

    ÇOĞAN: (Tür.) Er. - Kökü ve dalları sabun gibi köpüren bitki, çöven.

    ÇOĞAŞ: (Tür.) Er. - Güneş.

    ÇOĞUN: (Tür.). - Çok defa, ekseriya.

    ÇOKAY: (Tür.) Er. 1. Köy zengini, çiftlik sahibi. 2. Eşkıya.

    ÇOKMAN: (Tür.) Er. - Topuz, gürz.

    ÇOLPAN: (Tür.) Ka. 1. Çoban yıldızı. 2. Aciz, beceriksiz, zavallı. 3. Zühre, venüs. [​IMG]

    D -

    DADAŞ: (Tür.) Er. 1. Erkek kardeş. 2. Delikanlı, babayiğit.

    DAFİ: (Ar.) Er. l. Defeden, gideren. 2. Savan, savuşturan, iten.

    DAĞAŞAN: (Tür.) Er. - Dağaşan.

    DAĞDELEN: (Tür.) Er. - (bkz. Dağaşan).

    DAĞHAN: (Tür.). - Eski Türklerde dağ tanrısı. - İsim olarak kullanılmaz.

    DAĞTEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Dağaşan).

    DAHHAK: (Ar.) Er. - Çok gülen, çok gülücü. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

    DAHİ: (Ar.) Er. - Üstün zeka sahibi.

    DAHİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Dahi).

    DAİM: (Ar.) Er. - Devamlı sürekli, her zaman.

    DALAN: (Tür.) Er. 1. Biçim, şekil. 2. İnce, narin, zarif.

    DALAY: (Tür.) Ka. - Deniz.

    DALAYER: (Tür.) Er. - Deniz adamı.

    DALDAL: (Tür.) Er. - Kahraman, yiğit-

    DALGA: (Tür.). 1. Denizin yel esince oynayıp kabarması. 2. Denizde hareketli su kütlesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    DALOKAY: (Tür.) Er. - Çok beğenilen.

    DALYA: (Tür.) Ka. - Yıldız çiçeği.

    DAMAN: (Fars.) Er. 1. Etek. 2. Bir dağ silsilesinin eteğinde uzanan bölge.

    DAMLA: (Tür.) Ka. 1. Bir sıvıdan ayrılarak düşen parça halinde, küçük miktar, katre. 2. Belli miktarlarda akıtılarak kullanılan ilaç.

    DANA: (Fars.) Er. 1. Bilen, bilici, bilgin.

    DANİŞ: (Fars.) Er. 1. Bilim, bilgi, ilim. Ehl-i daniş: Bilgi sahipleri. Daniş-Merd: Bilgili, Tanzimattan önce kadıların yanında stajer olarak çalışan kimse. - Danişmend: Sultan Melikşah'ın alimlerinden emir Danişmend'in kurmuş olduğu bir Türk devlet ve sülalesi.

    DANİYAL: (İbr.) Er. - Ben-i İsrail peygamberlerinden biri. "Tanrı benim yargıcımdır" anlamına gelir. İki tane Daniyal vardır: a) Babillilcre esir olmuş genç Daniyal, b) Hz. Nuh ile Hz. İbrahim arasında geçen zamanda yaşayan Daniyal.

    DARCAN: (Tür.) Er. 1. Aceleci, sıkıntılı. 2. Serçe.

    DAREKUTNİ: (Ar.) Er. - Ebu'l-Hasen Ali b. Ömer. Tanınmış muhaddislerdendir (917-995) yıllan arasında yaşamış 80 yaşında Bağdat'ta vefat etmiştir. Hadis sahasında kıymetli eserleri vardır.

    DARGA: (Tür.) Er. - Başkan, lider.

    DARİMÎ: (Ar.) Er. - Ebu Muhammed b. Abdurrahman. Hadis bilgini. Müslim ve Ebu İsa hadislerini Darimi'den aldıklarını söylerler. En meşhur eseri Camiu's-Sahih'dir.

    DAVUD: (İbr.) Er. Kendisine kitap olarak Zebur'un gönderildiği büyük peygamberlerden biri. Kur'an-ı Kerim'de 16 yerde ismi geçer. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    DEDE: (Tür.). 1. Ana ve babanın babası. 2. Ced, ata. 3. Çok yaşlı kimse. 4. Mevlevilikte çile doldurmuş, dervişlik gayesine erişmiş ve dergahta hücre sahibi olmuş kimse. 5. Bektaşilerde şeyh, baba. - Örfte isim olarak kullanılırken, daha çok lakap olarak kullanılır.

    DEFİNE: (Ar.) Ka. 1. Yere gömülmüş, kıymetli eşya. 2. Kıymet ve değeri olan kimse veya mal.

    DEFNE: (Yun.) Ka. - Akdeniz ikliminde yetişen, yapraklan sert ve üst yüzleri parlak açık sarı çiçek ve güzel kokan defnegillerden bir ağaç.

    DEĞER: (Tür.). 1. Bir şeyin tam karşılığı, kıymet, baha. 2. Layık. 3. Bir şeyin sahip olduğu yüksek vasıf. 4. Ehliyet, kabiliyet. 5. Kadir, itibar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    DEHNA: (Ar.). - Kızıl. Kumun rengi dolayısıyla Arabistan'da ıssız iller adıyla anılan bir çölün adı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    DEHRİ: (Ar.). - Dünyanın sonsuzluğuna inanıp öteki dünyayı inkar eden, ruhun da cesetle birlikte öldüğüne inanan. Materyalist. İsim olarak kullanılmaz.

    DELAL: (Ar.). - İnsana hoş, sevimli görünen hal, naz, işve. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    DELFİN: (Yun.). - Yunus balığı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    DELİSTAN: (Tür.) Ka. - İlkbaharda birdenbire kabarmış bahçe. Gelişmiş, içinde her türden bitki bulunan, karışık bahçe.

    DEMET: (Tür.) Ka. 1. Bağlanarak, oluşturulan deste. 2. Biçilip bağlanmış ekin. 3. Bir kaynaktan çıkan ışıkların meydana getirdiği ışık destesi, hazne.

    DEMİR: (Tür.) Er. - Dayanıklı ve kullanış sahası geniş, mavimsi esmer renkli bir maden.

    DEMİRAĞ: (Tür.) Er. – Demirden ağ.

    DEMİRALP: (Tür.) Er. - Demir gibi sağlam ve yiğit.

    DEMİRAY: (Tür.) Er. - Demir gibi.

    DEMİRCAN: - (bkz. Demirağ).

    DEMİRDELEN: - (bkz. Demirağ).

    DEMİREL: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü eli olan.

    DEMİRER: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü kimse.

    DEMİRHAN: (Tür.) Er. - Güçlü hükümdar.

    DEMİRKAN: (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen.

    DEMİRMAN: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü sağlam kimse.

    DEMİRÖZ: (Tür.) Er. - Özü demir gibi güçlü olan.

    DEMİRŞAH: - (bkz. Demirhan).

    DEMİRTEKİN: - (bkz. Demirhan).

    DEMİRTUĞ: - (bkz. Demirtekin).

    DEMREN: (Tür.) Er. - Okun ucuna geçirilen demir ya da kemik parçası.

    DENGİZ: (Tür.) Er. - (bkz. Deniz).

    DENGİZER: (Tür.) Er. - Denizci.

    DENİZ: (Tür.) Ka. 1. Büyük su kütlesi. 2. Büyük su kütlesindeki dalgalanma.

    DENİZALP: (Tür.) Er. - Yiğit denizci.

    DENİZCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Denizalp).

    DENİZER: (Tür.) Er. - Deniz adamı, denizci.

    DENİZHAN: (Tür.) Er. 1. Denizlerin hakimi, yöneticisi. 2. Eski Türklerde Deniz tanrısı. - İsim olarak kullanılmaz.

    DERBEND: (Ar.) Er. - Kapılar kapısı.

    DEREM: (Fars.). - Para, akçe. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    DEREN: (Tür.) Ka. - Derleyen, toplayan, ekini biçip toplayan.

    DERİM: (Tür.). - Çadır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    DERKAVA: (Ar.) Er. - Afrika'nın kuzeybatısında, Fas-Cezayir'i içine alan müslüman tarikatların genel adı.

    DERKAVİ: (Ar.) Er. - Derkava'ya mensup. - (bkz. Derkava).

    DERMAN: (Fars.) Er. 1. İlaç. Çare. 2. Takat, kuvvet, güç.

    DERSU: (Tür.). - Hepsi, kamilen, baştan başa hep. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    DERVİŞ: (Fars.) Er. 1. Allah için alçakgönüllülüğü ve fukaralığı kabul eden veya bir tarikata bağlı bulunan kimse. 2. Fakir ve muhtaç kimse. 3. Daha çok lakap olarak kullanılır.

    DERYA: (Fars.) Ka. - Deniz, büyük nehir.

    DERYAB: (Fars.). - Akıllı, anlayışlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    DERYACE: (Fars.) Ka. 1. Küçük deniz. 2. Göl.

    DERYADİL: (Fars.) Ka. - Gönlü geniş, herşeyi hoş gören.

    DERYANUR: (f.a.i.) Ka. - Nur denizi, deryası.

    DESEN: (Fran.) Ka. 1. Renksiz çizim. 2. Kumaş şekli.

    DESTAN: (Fars.) Ka. 1. Hikaye, kıssa. 2. Hile, mekr, tenvir. 3. Rüstem'in babasının lakabı.

    DESTE: (Fars.) Ka. 1. Demet, tutam, takım. 2. Kabza, tutacak yer. 3.On yapraklık altın varak defteri.

    DESTEGÜL: (Fars.) Ka. - Gül demeti, destesi.

    DEVA: (Ar.). - İlaç. Çare, tedbir. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    DEVAN: (Fars.) Er. 1. Koşan, seğirten, hızlı yürüyen. 2. Koşmak. Süratle, hızla gitmek.

    DEVLEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin mutluluğu, uğuru, büyüklüğü. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanı*lır.

    DEVLET: (Ar.). - Bir hükümet dairesinde teşkilatlandırılmış olan siyasi topluluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Devlet Giray: Kırım hanı (1530-1577). Mübarek Giray'ın oğlu.

    DEVLETŞAH: (Fars.) Er. - XV. yy. yetişen en tanınmış İran edebiyatçısı.

    DEVRAN: (Ar.) Er. 1. Dünya, felek. 2. Zaman. 3. Talih, yazgı.

    DEVRİM: (Tür.) Er. 1. Hareket halinde bir şeyin bir eğri çizerek dönmesi, devretmesi. 2. Köklü değişiklik, inkılap. 3. Eski olduğu fark edileni yıkıp yerine yeni olduğu farz edileni koymak. 4. İhtilal.

    DİBA: (Fars.) Ka. 1. Alacalı ipek kumaş. 2. Atlas.

    DİBACE: (Fars.) Ka. 1. Kitabın başlangıç kısmı, önsöz. 2. Kitapların süslü sayfaları.

    DİCLE: (Tür.). - Yakındoğu'nun Türkiye'den doğan ve Mezopotamya'dan Basra Körfezine dökülen nehirlerden biri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    DİCLEHAN: (Tür.) Er. - Dicle'nin hükümdarı.

    DİDAR: (Fars.) Ka. 1. Yüz, çehre. 2. Görme, görüşme. 3. Görüş kuvveti. 4. Açık meydanda.

    DİDE: (Fars.) Ka. 1. Göz. 2. Gözcü. 3. Gözbebeği. 4. Gözucu.

    DİDEM: (Fars.) Ka. - Gözüm.

    DİHYE: (Ar.) Er. - Dihye b. Halife. Kelbi kavmine ait, Hz. Rasûlullah (s.a.s)'ın ticaret ortağı. Hoş tavırlı, kibar, zengin bir tacir. Cebrail (a.s.)'in bazen Dihyetü'l-Kelbi suretinde vahiy getirdiği rivayet olunur.

    DİKÇAM: (Tür.) Er. - Çam gibi uzun. Metanetli.

    DİKMEN: (Tür.) Er. 1. Koni biçiminde sivri tepe. 2. Dağların en yüksek yeri. 3. Yayla.

    DİLAN: (Fars.). - Gönüller, yürekler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    DİLARA: (Fars.) Ka. 1. Gönül alan, gönül kapan, gönül okşayan, gönlü dinlendiren. 2. Bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlarından biri.

    DİLAVER: (Fars.) Er. - Yiğit, yürekli.

    DİLAVİZ: (Fars.) Ka - Gönlün takıldığı, gönüle takılan.

    DİLAY: (Fars.) Ka. - Gönlü aydınlatan ay.

    DİLAZAD: (Fars.) Er. - Gönlü bir şeyle ilgili olmayan, gönlü rahat. Özgür.

    DİLBAZ: (Fars.) Ka. 1. Gönül eğlendiren. 2. Güzel söz söyleyen. 3. Yüze hoş görünen.

    DİLBER: (Fars.) Ka. - Gönül alıp götüren, güzel.

    DİLBERAN: (Fars.) Ka. - Dilberler, güzeller.

    DİLBESTE: (Fars.) Ka. - Gönül bağlamış, aşık.

    DİLDAR: (Fars.) Ka. 1. Birinin gönlünü almış, sevgili. 2. Abdülbaki Dede'nin terkib ettiği 7 makamdan biri.

    DİLDEREN: (Fars.) Ka. - Sevgi toplayan, gönül alan, beğenilen.

    DİLEFRUZ: (Fars.) Ka. - Gönül aydınlatan. - (bkz. Dilfüruz).

    DİLEK: (Tür.) Ka. 1. Dilenen şey, arzu, istek. 2. İsteme, arzu etme, dileme.

    DİLEM: (Fars.) Ka. - Gönül ilacı.

    DİLERCAN: (Fars.) Er. - Dilekte, istekte bulunan.

    DİLFERAH: (Fars.) Ka. - Gönlü ferah, sevinçli.

    DİLFEZA: (Fars.) Ka. - Gönlü genişleten, gönlü artıran.

    DİLFÜRUZ: (Fars.) Ka. - Gönüle ferahlık veren, sevindiren.

    DİLGE: (Tür.). - Güzel konuşan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    DİLHAN: (Fars.) Er. - Gönülden söyleyen, içten konuşan.

    DİLHUN: (Fars.) Er. - İçi kan ağlayan.

    DİLKESTE: (Fars.) Ka. - Gönül çekici.

    DİLMAN: - (bkz. Dilmen).

    DİLMEN: (Fars.) Ka. 1. Güzel. 2. Güzel dil bilen, konuşan, söz söyleyen.

    DİLNUR: (Fars.) Ka. - Gönlü nurlu.

    DİLRAH: (Fars.) Ka. - Gönül yolu.

    DİLRUBA: (Fars.) Ka. 1. Gönül kapan, gönül alan. 2. Tahminen 2 asırlık bir makam.

    DİLSAFA: (Fars.) Er. - Gönlü şen, rahat, dertsiz.

    DİLSAZ: (Fars.) Er. - Gönül yapan.

    DİLSUZ: (Fars.) Ka. - Gönül yakan, yürek yakıcı.

    DİLŞAD: (Fars.) Ka. - Gönlü hoş, sevilmiş.

    DİLŞAH: (Fars.) Er. - Gönül hükümdarı, şahı.

    DİLŞÜKUFE: (Fars.) Ka. - Gönül çiçeği.

    DİNÇ: (Tür.) Er. - Gücü kuvveti yerinde ve sağlıklı.

    DİNÇAY: (Tür.) Er. - Kuvvetli ay.

    DİNÇER: (Tür.) Er. - Kuvvetli kimse, genç, erkek, yiğit.

    DİNDAR: (f.a.i.) Er. - Allah'a inanmış, bağlanmış olan kimse.

    DİRAHŞAN: (Fars.) Ka. - Parlak, parlayan.

    DİRAYET: (Ar.). - Zeka, bilgi, kavrayış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    DİREM: (Fars.) Er. 1. Akça, para. 2. Gümüş para.

    DİRENÇ: (Tür.) Er. - Karşı koyan kuvvet, mukavemet.

    DİRİCAN: (Tür.) Er. - Güçlü, canlı kimse.

    DİRİĞ: (Fars.) Er. - Esirgeme, acıma.

    DİRSEHAN: (Tür.) - Dede Korkut hikayelerinde, çocuğu olmadığı için hor görülen sonra da Boğaç Han adında yiğit bir oğula sahip olan kahramanın adı.

    DİZDAR: (Fars.) Er. - Kale muhafızı.

    DOĞA: (Tür.) Er. - Tabiat karşılığı olarak kuraldışı uydurulmuş kelime.

    DOĞAN: (Tür.) Er. - Kartalgillerden, alıştırılarak kuş avında kullanılan, yırtıcı bir kuş.

    DOĞANALP: - (bkz. Doğan).

    DOĞANAY: (Tür.) Er. - Ayın ilk günleri.

    DOĞANBEY: (Tür.) Er. - Doğan gibi atik ve cesur bey. Doğan bey: Niğbolu kalesini haçlılara karşı koruyan Osmanlı beyi Yıldırım Bayezid dönemi.

    DOĞANBİKE: - (bkz. Doğan).

    DOĞANER: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, yiğit.

    DOĞANGÜN: (Tür.) Er. - Sabahın ilk ışıklan.

    DOĞANHAN: - (bkz. Doğanbey).

    DOĞANNUR: (Tür.) Ka. - Nurun doğması.

    DOĞANTEN: (Tür.) Er. - Şafak vakti.

    DOĞAY: (Tür.) Er. - Ayın doğması.

    DOĞU: (Tür.) Er. 1. Doğma bölgesi. 2. Güneşin doğduğu yön, şark.

    DOĞUHAN: (Tür.) Er. - Doğu ülkesinin hükümdarı, hakimi.

    DOĞUKAN: (Tür.) Er. - (bkz.. Doğuhan).

    DOLUNAY: (Tür.). - Tam yuvarlak halde görünen ay, bedir, bedr-i tam. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    DORUK: (Tür.) Er. - Tepe, ağaç tepesindeki körpe filiz.

    DOYUM: (Tür.) Ka. - Ganimet almış.

    DÖNDÜ: (Tür.) Ka. 1. Henüz evlenmemiş kız. 2. Örfte devamlı erkek çocuğu olan ailenin son doğan çocuğu kız olursa döndü adını koyarlardı.

    DÖNE: (Tür.) Ka. - Karşı ziyarette bulunma. - (bkz. Döndü).

    DUCİHAN: (Fars.) Ka. - İki cihan, dünya ve ahirct.

    DUDU: (Fars.) Ka. 1. Hanım, küçük kardeş. 2. Papağan, tuti. Bir papağan cinsi. 3. Abla, yaşlı ermeni kadın.

    DUHA: (Ar.). 1. Kuşluk vakti. 2. Kur'an-ı Kerim'de 93. surenin ismi. -Kız ve erkek adı olarak kullanılır.

    DUHTER: (Fars.) Ka. - Kerime, kız.

    DUMRUL: (Tür.) Er. - Dede Korkut hikayelerinde geçen bir kahramanın adı.

    DURALİ: - (bkz. Dursunali).

    DURAK: (Tür.) Er. 1. Yolu taşıyan araçların düzenli olarak durdukları yer. 2. Durma, dinlenme. 3. Cümle sonuna konulan nokta.

    DURAN: (Tür.) Er. - Hareketsiz halde bulunan, sabit.

    DURANAY: (Tür.) Ka. - Ayın en uzun süre gökyüzünde kaldığı zaman.

    DURCAN: (Tür.) Er. - Canlı kal, ömrün uzun olsun.*

    DURDU: (Tür.) Ka. - (bkz. Dursaliha).*

    DURHAL: (Tür.) Er. - Hal üzere kal, olduğun gibi kal*

    DURKADIN: , Tür.) Ka. - (bkz. Dursaliha).*

    DURKAYA: (Tür.) Er. - Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri isim.*

    DURMUŞ: (Tür.) Er. - (bkz. Dursun).*

    DURNA: (Tür.) Er. - Bir cins kuş. Turna.

    DURSALİHA: (t.a.i.) Ka. - Erkek çocuğu olmayan ailelerin en son doğan kız çocuklarına verdikleri ad.*

    DURSUN: (Tür.) Er. - Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri ad. *

    DURSUNALİ: (t.a.i.) Er. - Kız çocuğu olmayan ailelerin en son doğan erkek çocuklarına verdikleri isim.*

    DURU: (Tür.) Ka. - Saf, berrak.

    DURUALP: (Tür.) Er. - Özü temiz yiğit.

    DURUCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Durualp).

    DURUGÜL: (Tür.) Ka. - Temiz, saf gül.

    DURUHAN:. - (bkz. Durualp).

    DURUKAN: - (bkz. Durualp).

    DURUL: (Tür.) Er. 1. Berrak, saf duruma gel. 2. Dibe çöken şey, tortu.

    DURUSAN: (Tür.) Er. - Temiz olarak tanınmış kimse.

    DURUSOY: - (bkz. Durusan).

    DUYGU: (Tür.) Ka. 1. His. 2. Duyulan, işitilen, hissedilen şey.

    DUYSAL: (Tür.) Ka. - Duymakla, hissetmekle ilgili olan.

    DÜCANE: (Ar.) Er. - sahabe-i kiramdan önemli bir şahsiyetin adı.

    DÜDEN: (Tür.). 1. Yer altında akan suların kireçli tabakaları eriterek meydana getirdikleri tabii kuyu. 2. Bataklık, girdap. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    DÜLFİN: (Ar.) Ka. - Arap astronomları tarafından Delphinus yıldız kümesine verilen isim.

    DÜNDAR: (Fars.) Er. 1. Eski Fars hükümdarı. 2. Arkayı gözeten, koruyan asker.

    DÜRDANE: (Fars.) Ka. 1. İnci tane*si. 2. Sevgili, kıymetli.

    DÜREFŞAN: (Fars.) Ka. 1. İnci serpen. 2. İnci gibi söz söyleyen ağız.

    DÜRİYYE: (Ar.) Ka. 1. İnci gibi parlayan, parlak. 2. Parıltılı yıldız.

    DÜRNUR: (Fars.) Ka. - İnci ışığı.

    DÜRRE: (Ar.) Ka. - İnci tanesi.

    DÜRÜST: (Fars.) Er. 1. Doğru, düzgün, sağlam. 2. Bütün, tam.

    DÜRVEŞ: (Fars.) Ka. - İnci gibi.

    DÜZEY: (Tür.). - Seviye karşılığı olarak uydurulmuş olmayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    DÜZGÜN: (Tür.). 1. Girintisi, çıkıntısı, pürüzü olmayan. 2. Düzeltilmiş, tesviye edilmiş. 3. İyi düzen verilmiş. 4. İntizamlı, nizamlı. 5. Yolunda, rayında. 6. Kadınların yüzlerine sürdükleri beyaz veya kırmızı boya. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    [* NOT:Eski Türk adetlerinden olan bu tür temenni ifade eden isimler ve bu isimlerden bir şeyler beklemek islam'da kadere rıza anlayışına ters olduğu için yersiz ve mesnedsiz şeylerdir] [​IMG]
     
  5. ocean

    ocean Paylaşımcı Melek Üye

    Kayıt:
    15 Ekim 2008
    Mesajlar:
    360
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    izmir
    Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

    - E -

    EBAN: (Ar.) Er. - Eban b. Osman b. Affan: Hz. Osman'ın üçüncü oğlu olup valilik etmiştir. Cemel vakasında Hz, Aişe'ye refakat etmiştir.

    EBBEDULLAH: (Ar.) Er. - Allah ebedi eylesin, daim eylesin.

    EBECEN: (Tür.) Er. - Akıllı çocuk.

    EBED: (Ar.). - Sonu olmayan gelecek. - İsim olarak kullanılmaz.

    EBER: (Ar.). - Hayırlı, şerefli, faziletli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    EBHER: (Ar.) Er. - En parlak.

    EBRA: (Ar.) Er. 1. Ürkme, kaçma. 2. Birden bire ölme.

    EBRAR: (Ar.) Er. 1. Hayır sahipleri. 2. İyiler, dindarlar, özü sözü doğru olanlar. Şeş Ebrar: Altı hayır sahibi, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin.

    EBRU: (Fars.) Ka. 1. Kaş. 2. Bulut renginde, buluta benzer, bulut gibi dalgalı, bulutlu. 3. Kağıt üzerine kendine has usulle yapılan, mermer, damarları gibi dalgalı şekilli süsleme. Ciltçilikte ve hüsn-ü hat'ta kullanılır.

    EBU: (Ar.) Er. - Baba, ata. (bkz. Ebi, peder).

    EBU ALİ SİNA: (İbn Sina). Ali Sina'nın babası anlamında. Ünlü Türk bilgini.

    EBUBEKİR: (Ar.) Er. - Deve yavrusunun babası. - Hulefa-i Raşidin'in ilkidir. Hz. Ebubekir'in lakabı. Rasûlullah (s.a.s)'ın nübüvvetinden önce de sonra da en yakın arkadaşı olmuştur.

    EBU CEHİL: (Ar.) Er. - (Ebu'l-Hakem Amr b. Hişam b. el-Muğire) İs*lam'ın doğuşunda müslümanların en büyük düşmanlarından. Mekkeli müşrik. Müslümanlara en büyük işkeneler onun tarafından yapıldı. Cehalet ve bilgisizliğin babası anlamında Ebu Cehil denildi. Hakkında ayetler indi. Bedir savaşında İslam mücahidi İbn Mes'ud tarafından öldürüldü.

    EBU DAVUD: (Ar.) Er. - Süleyman b. el-Eşas es-Sicistani. Kütüb-i Sitte'den birisi olan Sünen-i Ebu Davud'un müellifi. Büyük hadis bilgini. 500.000 hadis arasından seçtiği 4800 hadisten oluşan Sünen'i, ahlak, tarih ve fıkıhla ilgili meseleleri içerir.

    EBU EYYUB EL-ENSARİ: (Ar.) Er. - Asıl adı Halid b. Seyd'dir. Sahabedendir. Rasûlullah Medine'ye geldiğinde ilk önce onun evinde misafir oldu. İstanbul'a kadar gelip Bizanslılarla savaştı.

    EBU HANİFE: (Ar.). (Nu'man b. Sabit). Hanefi mezhebinin kurucusu. Müetehid, alim. (Küfe 699-Bağdat 787). Kabil'den gelen büyük babası Kufe'ye yerleşti. İslami ilimler sahasında mükemmel bir eğitim gören İmam-ı Azam ictihad edebilecek seviyeye geldi. Devrinin en meşhur bilginidir. Küfe kadılığı teklifini reddedince Halife Mansur onu hapse attırdı. Hapishanede iken vefat etli.

    EBU HUREYRE: (Ar.) Er. - Suffe ashabındandır. Birçok hadis rivayet etmiştir.

    EBU UBEYDE B. EL-CERRAH: (Ar.) Er. - (571-639) (Amr b. Abdullah). İslami ilk kabul eden sahabelerden biri. Cennetle müjdelenmiştir. Çeşitli cephelerde ordu komutanlığı yaptı. Suriye'de vefat elti.

    EBU ZER: (Ar.) Er. - Altın sahibi, servet ve zenginlik sahibi.

    EBU ZER EL-GIFARİ: (Ar.) Er. -Sahabedendir.

    EBYAR: (Ar.) Er. - Pek ak, pek beyaz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ECE: (Tür.) Ka. 1. Baş reis. 2. Kraliçe. 3. Ana. 4. Yaşlı kadın.

    ECEGÜL: (Tür.) Ka. - (bkz. Ece).

    ECEHAN: (Tür.). - (bkz. Ece).

    ECEMİŞ: (Tür.) Er. - Çok bilmiş.

    ECER: (Tür.) Er. - Yeni, güzel, iyi.

    ECHER: (Ar.) Ka. 1. Son derece güzel kadın. 2. Gündüz iyi görmeyen karmaşık gözlü.

    ECİR: (Ar.) Er. 1. Bir iş ya da emek karşılığı verilen şey. 2. Sevap. 3. Aziz sevgili.

    ECMEL: (Ar.). - En güzel, en yakışıklı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ECVED: (Ar.) Er. 1. En iyi olan. 2. Eli açık cömert. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak okunur.

    EDA: (Ar.) Ka. - 1. Naz, cilve. 2. Kurum, caka. 3. Alınan şeyi geri ödeme. 4. Bir vazifeyi yerine getirmek.

    EDAGÜL: (Tür.) Ka. - (bkz. Eda).

    EDEBALİ: (Tür.) Er. - (Öl: 1325). Osman Gazi'nin kayınpederi ve hocası. Osmanlı imparatorluğunun kuruluşunda önemli bir rolü oldu.

    EDGÜ: (Tür.) Er. - İyi.

    EDGÜALP: (Tür.) Er. - İyi yiğit.

    EDGÜER: (Tür.) Er. - (bkz. Edgü).

    EDGÜKAN: (Tür.) Er. - (bkz. Edgü).

    EDHEM: (Ar.) Er. Karayağız at. -Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. İbrahim Edhem: İslam tarihinde meşhur sofi

    EDİB: (Ar.) Er. 1. Edepli, terbiyeli, zarif, nazik. 2. Edebiyatla uğraşan kimse. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. Edip Ahmet Yükneki: (XII. yy.) Türk şair yazar. Tek ve önemli yapıtı Süleymaniye kütüphaneside mevcut olan Atabetul Hakayık isimli eserdir.

    EDİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Edip).

    EDİM: (Ar.) Er. - Fiil, amel.

    EDİZ: (Tür.) Er. 1. Yüksek, yüksek yer. 2. Ulu, yüce, değerli.

    EDRİS: (Ar.) Er. - (bkz. İdris).

    EDVİYE: (Ar.) Ka. - Devalar, ilaçlar, çareler.

    EFADİL: (Ar.) Er. - Pek mümtaz olanlar, çok bilgililer.

    EFAHİM: (Ar.) Er. - En ulu, pek büyük ve saygıya layık kimseler.

    EFAZIL: (Ar.) Er. - (bkz. Efadıl).

    EFDAL: (Ar.). 1. Çok faziletli, yüksek derecede. 2. Tercihe şayan, müreccah. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    EFE: (Tür.) Er. 1. Ağabey, büyük kardeş. 2. Yiğit, cesur. 3. Kabadayı.

    EFEKAN: (Tür.) Er. - Efe soyundan gelen.

    EFGAN: (Fars.) Er. - Figan, ağlayıp inleme, feryat.

    EFGEN: (Fars.) Er. 1. Düşüren, yıkan, yere atan. 2. Alıcı, yakıcı, düşürücü. - (bkz. Figen).

    EFHEM: (Ar.) Ka. 1. Çabuk anlayan. 2. Zihni açık olan. 3. Daha ulu, çok büyük şeref sahibi fehametli. - (bkz. Fehamet).

    EFİDE: (Ar.) Ka. - Yürekler, kalpler, gönüller.

    EFİL: (Tür.) - Rüzgar, dalgalanma. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    EFKAR: (Ar.) Er. 1. Düşünceler. 2. İç sıkıntısı, kaygı.

    EFKEN: (Fars.) Er. - Düşkün.

    EFLAK: (Ar.) Er. 1. Semalar, felekler, yükler, küreler, zamanlar. 2. Bahtlar, talihler, kaderler.

    EFLAKİ: (Ar.) Er. - Gökte oturan melek. - Eflaki Şemseddin Ahmet Dede: (1360). Osmanlı sufi ve yazar. Mevlana'ya dair Menakıbü'l-Arifin adlı eserin müellifi.

    EFLATUN: (Yun.) Er. 1. Açık mor. 2. Aristo'nun hocası, Sokrat'ın talebesi, ünlü Yunan filozofu.

    EFRAHİM: (İbr.) Er. - Hz. Yusuf un ikinci oğlu. Orta Filistin'de yerleşen İsrail kabilesine adını verdiği söylenir. Bu kabile Hz. Süleyman'ın ölümünden sonra asıl İsrail topluluğunun 12 kola ayrılmasında etken oldu.

    EFRAS: (Ar.) Er. - Atlar, beygirler, kısraklar.

    EFRASİYAP: (Fars.) Er. - Turan Türkleri büyük kahraman kağanının Farsça adı. Alp er Tonga asıl adıdır. Büyük İskender'den evvel yaşamıştır. Kaşgar'daki ilk müslüman Türk sülalesi Karahanlıların Afrasiyab neslinden geldiği söylenmektedir. Alper Tonga Hüsrev tarafıandan öldürülmüştür.

    EFRAZ: (Fars.) Ka. - Kaldıran, yükselten. - Firar. Yükselten, mümtaz, büyük, meşhur, maruf.

    EFRİDUN: (Fars.). - Cemşid soyundan anlayış ve zekasıyla meşhur bir İran hükümdarı.

    EFRUG: (Fars.). 1. Parıltı, ışık. 2. Nur. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    EFRUZ: (Fars.) Ka. 1. Şule, parıltı. 2. Aydınlatan, parlatan. 3. Tutuşturan, yakan. Gösterişli güzel.

    EFSANE: (Fars.) Ka. 1. Asılsız hikaye. 2. Masal, boş söz, saçma sapan lakırdı. - Dillere düşmüş, maşhur olmuş hadise.

    EFSER: (Fars.). 1. Taç. 2. Subay. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır, (bkz. İklil).

    EFSUN: (Fars.) Ka. 1. Efsun, büyü, sihir, gözbağcılık, (bkz. Füsun).

    EFŞAN: (Fars.) Ka. - Eklendiği kelimelere "saçan, dağıtan, serpen, silken" manası verir.. - Gülefşan: Gül saçan.

    EFZA: (Fars.). - Artmak, çoğalmak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    EGE: (Tür.) Ka. 1. Bir çocuğu koruyan, işlerine bakan ve her halinden sorumlu olan. 2. Yaşça büyük, ulu. 3. Sahip.

    EGEMEN: (Tür.) Er. - Hakim, hüküm süren karşılığı olarak kullanılan bu kelime, hem kök, hem de ek olarak yanlıştır. Türkçe'de ne "eğe" kökü, ne de "man-men" şeklinde isim yapım eki vardır.

    EGENUR: (Tür.) Ka. - (bkz. Ege).

    EGESEL: (Tür.) Er. - (bkz. Ege).

    EĞİLMEZ: (Tür.) Er. - Başkalarının baskısını ve üstünlüğünü kabul etmeyen, baş eğmeyen.

    EĞİN: (Tür.) Er. - sırt, arka.

    EHAD: (Ar.). 1. Bir, tek. 2. İlk sayı. 3. Allah'ın isimlerinden, bir ve tek olan Allah. - İsim olarak kullanılmaz.

    EHİL: (Ar.) Er. 1. Sahip, malik. 2. Becerikli, yetenekli. 3. Karı-kocadan her biri.

    EHLİMEN: (Ar.) Er. - inançlı inanan kimse.

    EHLİYET: (Ar.) Ka. 1. İşe yarar halde bulunuş, bir işi hakedebilecek durumda bulunuş, selahiyet, yetki. 2. Mahirlik, iktidar, liyakat, kabiliyet, kifayet, mensubiyet. 3.İktidar, kabiliyet ve liyakat vesikası.

    EHLULLAH: (Ar.) Er. 1. Allah'ın adamı, veli, evliya. 2. Allah'a teveccüh etmiş, kulluğunu yanlız ona yöneltmiş. Küfür ehlinden, ve şirkten kaçınan.

    EKABİR: (Ar.) Er. - Rütbece, görgü ve faziletçe büyük olanlar, devlet ricali.

    EKBER: (Ar.) Er. - Daha büyük, çok büyük, en büyük, pek büyük, azam. -Allah'ın sıfatlanndandır. Kur'an-ı Kerim'de 23 yerde geçer. İsim olarak kullanılması iyi değildir. Hindistan'a hakim olan Türk hükümdarı.

    EKE: (Tür.) Er. 1. Bilgili, deneyli, olgun. 2. Kurnaz, açıkgöz. 3. Bilmiş çocuk. 4. Dahi.

    EKEMEN: (Tür.) Er. - (bkz. Eke).

    EKER: (Tür.) Er. - Toprakla uğraşan.

    EKİM: (Tür.) Ka. 1. Toprağa ürün ekme işi. 2. Yılın onuncu ayı.

    EKİN: (Tür.) Ka. 1. Ekilmiş tahılın sürmüşü, tarlada bitmiş tahıl. 2. - Kültür.

    EKİNER: (Tür.) Er. - (bkz. Ekin).

    EKMEL: (Ar.) Er. l. Daha, pek kamil, mükemmel ve kusursuz olan. 2. En uygun, en eksiksiz. 3. Ekmel-i Enbiya: Hz. Rasûlullah (s.a.s). 4. Dinin tamamlanması. Maide suresi ayet, 3.

    EKMELEDDİN: (Ar.) Er. 1. Dinin en olgunu, en olgunlaştırdığı isim. 2. Dinin tamamı. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. - (bkz. Ekmelettin).

    EKREM: (Ar.) Er. 1. Daha, en kerim. 2. Çok şeref sahibi, pek cömert, çok eli açık. Ekremü'l-Ekremin: Cenab-ı Hak. (Alak suresi: 3 ).

    EKVAN: (Ar.) Er. - Varlıklar, alemler, dünyalar. - (bkz. Evren).

    ELA: (Ar.) Ka. - Sarıya çalan kestane rengi, göz rengi.

    ELANUR: (Ar.) Ka. - (bkz. Ela).

    ELBURZ: (Fars.). - 1. Kafkaslarda en yüksek dağ. 2. Uzun boylu yakışıklı kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ELÇİ: (Tür.) Er. 1. Başka bir devlet nezdinde devletini temsil eden kişi. 2. Sefir. 3. Allah'ın gönderdiği rasul ve nebiler.

    ELDEMİR: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü el.

    ELFAZ: (Ar.) Er. - Sözler, sözcükler.

    ELFİDA: (Ar.) Ka. - Feda etme, gözden çıkarma, verme.

    ELFİYE: (Ar.) Ka. l- 1000 mısralık manzume. 2. Manzum risaleler.

    ELGİN: (Tür.) Er. - Garip, yurdundan ayrılmış.

    ELHAN: (Ar.). - Nağmeler, ezgiler. -erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ELİF: (Ar.) Ka. 1. İslami alfabenin ilk harfi. Ebccd hesabında değeri birdir. 2. Musikide "la" notasını ifade için kullanılır. 3. Ülfet eden, dost, tanıdık. 4. Alışmış, alışkın, alışık. - İki kelimeli isimler yapılabilir (Elif Beyza, Elif Nur v.s.).

    ELİFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Elif).

    ELMAS: (Yun.i.) Ka. 1. Bilinen kıymetli taş. 2. Pek sevgili ve kıymetli. 3. Billurlaşmış saf ve şeffaf karbon. 4. Ucunda sivri bir elmas parçası bulunan ve cam kesmekte kullanılan alet.

    ELVAN: (Ar.) - Levnler, renkler, çok renkli, polikrom. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ELVİDA: (Ar.) - Allah'a ısmarladık. Allah'a emanet olun yollu ayrılık hitabı, (bkz. el-Firak, el-Veda). - Erkek ve kadın ismi olarak kullanılır.

    ELYESA: (Ar.) Er. - Kur'an-ı Kerim'de adı geçen bir peygamber.

    EMAN: (Ar.) Er. 1. Emniyet. 2. Himaye, masuniyet. Güvence. - Müslüman her ferde eman verebilir.

    EMANET: (Ar.) Ka. 1. Emniyet edilen kimseye bırakılan şey, eşya veya kimse. 2. Osmanlı devletinde bazı devlet dairelerine verilen isim.

    EMANETULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın emaneti.

    EMANULLAH: (Ar.) Er. 1. Allah'ın emaneti. Devletin tebası, halk, millet.

    EMEÇ: (Tür.) Er. 1. Hedef. 2. Yamaç. 3. Henüz memeden kesilmemiş buzağı.

    EMEK: (Tür.) Er. 1. Uzun, yorucu ve özenli çalışma. 2. Bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa gücü.

    EMEL: (Ar.) Ka. 1. Ümit. 2. Şiddetli arzu, hırs, tamah. 3. Uzun zamanda gerçekleşebilecek arzu. 4. İnsan ömrünün yetmeyeceği hülyalar, kuruntular.

    EMİN: (Ar.) Er. 1. Korkusuz kimse. 2. Emniyette olan. 3. İnanan, güvenen. 4. İnanılır, güvenilir. 5. Şüpheye düşmeyen, kati olarak bilen. 6. Emanet olarak idare edilen dairelerin başı. - 7. (Hz. Muhammed (s.a.s) ve Cebrail'in adı.

    EMİNE: (Ar.) Ka. - 1. Arapça'daki Amine kelimesinin Türkçeleştirilmiş şeklidir. 2. Peygamberimizin annesi.

    EMİR: (Ar.) Er. 1. Bir kavmin, bir şehrin başı. 2. Büyük bir hanedana mensup kimse. 3. Peygamberimizin soyundan gelen. 4. Kumandan. 5. Abbasi devletinde başkomutan. 6. Osmanlı devletinde beylerbeyi ve Tanzimat'tan sonra sivil paşalığın ilk derecesi.

    EMİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Emir).

    EMİRHAN: (a.t.i.) Er. - (bkz. Emir). - "Emir" kelimesine "han" eki getirilerek iki isimden meydana gelmiştir.

    EMİR SULTAN: (Ar.) Er. I. Beyazıd zamanında Buhara'dan Bursa'ya hicret eden mutasavvıf.

    EMRAH: (Tür.) Er. - Anadolu saz şairlerinden.

    EMRAN: (Ar.) Er. - Kürkler, hayvan derileri.

    EMRE: (Tür.) Er. - Aşık. Mübtela. Vurgun.

    EMREDDİN: (Ar.) Er. - Dinin emrettiği. - Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.

    EMRİ: (Ar.) Er. - Emirle ilgili.

    EMRİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Emri).

    EMRULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın emri.

    EMSAL: (Ar.) Er. 1. Kıssalar, hikayeler, destanlar. 2. Numuneler, örnekler. 3. Eş benzer. 4. Yatış denk. 5. Katsayı.

    ENAM: (Ar.) Er. 1. Bütün mahlukat, yaratılmış her şey. 2. Halk, insanlar. Seyyidü'l-Enam: Halkın ulusu Rasûlullah (s.a.s). 3. Kur'an-ı Kerim'in 6. Suresinin adı. 4.Bazı ayet ve duaları içeren dua kitabı.

    ENBİYA: (Ar.) Er. - Peygamberler.

    ENDER: (Ar.) Er. - çok az, çok seyrek, çok az bulunur, pek nadir.

    ENER: (Tür.) Er. - En yiğit, en kahraman kişi.

    ENERGİN: (Tür.) Er. - En olgun, çok olgun.

    ENES: (Ar.) Er. 1. İnsan. 2. Enes b. Malik: (Basra 709). Rasûlullah (s.a.s)'den çok hadis nakleden sahabelerdendir. Hicretten sonra annesi onu, 10 yaşındayken Rasûlullah (s.a.s)'ın hizmetine vermiştir. Rasûlullah (s.a.s)'ın vefatına kadar yanında kalmıştır. 97-107 yaşına kadar yaşadığı rivayet edilmektedir.

    ENFA: (Ar.) - Çok yararlı, daha çok faydalı, (bkz. Nafi). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ENFAL: (Ar.) Er. 1. Ganimet. 2. Kur'an-ı Kerim'in 8 suresinin adı.

    ENFES: (Ar.) Ka. - Çok güzel, en güzel.

    ENGİN: (Tür.) Er. 1. Ucu, bucağı görünmeyecek kadar çok geniş. 2. Denizin kıyıdan çok uzaklarda bulunan geniş bölümü, açık deniz. 3. Değer ve fiyatı düşük olan. 4. Yüksekte olmayan, alçak yer.

    ENGİNALP: (Tür.) Er. - Değerli yiğit.

    ENGİ A Y: (Tür.) Er. - (bkz. Engin).

    ENGİNER: (Tür.) Er. - İyi, güzel, değerli insan.

    ENGİNİZ: (Tür.) Er. - İz bırakacak kadar değerli insan.

    ENGİNSOY: (Tür.) Er. - Geniş soydan gelen.

    ENGİNSU: (Tür.) Er. - Açık deniz.

    ENGİNTALAY: (Tür.) Er. - Büyük deniz, okyanus.

    ENGÜR: (Tür.) Er. 1. Çok gür. 2. Bereketli.

    ENHAR: (Ar.) - Irmaklar, çaylar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Enhar. Kur'an-ı Kerim'de cennetlerin altlarından akan ırmaklar.

    ENİS: (Ar.) Er. 1. Dost arkadaş. 2. Yar, sevgili.

    ENİSE: (Ar.) Ka. - (bkz. Enis).

    ENSAR: (Ar.) Er. 1. Yardımcılar, muavinler, müdafiler, koruyucular. 2. Medine'ye hicretle Mekkeli muhacirlere yardım eden, Medineli müslümanlara verilen ad. Kur'an-ı Kerim'de çok geçen kelimelerden birisidir.

    ENSARULLAH: (Ar.) Er. - Allah yolunda Rasûlullah (s.a.s)'a yardım edenler.

    ENVAR: (Ar.) Er. - Ziyalar, aydınlıklar, ışıklar, parlaklıklar. - (bkz. Ziya).

    ENVER: (Ar.) Er. - Daha nurlu, en nurlu, çok parlak.

    ERACAR: (Tür.) Er. - Becerikli erkek.

    ERAKALIN: (Tür.) Er. - Alnı ak, dürüst erkek.

    ERAKINCI: (Tür.) Er. - Yiğit akıncı.

    ERAKSAN: (Tür.) Er. - Temiz adlı yiğit.

    ERALKAN: (Tür.) Er. - Al kanlı yiğit.

    ERALP: (Tür.) Er. - Yiğit erkek.

    ERALTAY: (Tür.) Er. - (bkz. Eralp).

    ERANDAÇ: (Tür.) Er. - (bkz. Eraltay).

    ERANIL: (Tür.) Er. – Yiğitliğinle anıl, tanın.

    ERASLAN: (Tür.) Er. - Aslan gibi, güçlü kuvvetli erkek.

    ERAVEND: (Fars.) Er. 1. Şevk, arzu, istek. 2. Şan, şeref.

    ERAY: (Tür.) Er. - Erken ay, ilk ay, ayın ilk günlerinde doğan. - (bkz. İlkay).

    ERBAŞAT: (Tür.) Er. - (bkz. Eralp).

    ERBATUR: (Tür.) Er. - Cesur, yiğit.

    ERBAY: (Tür.) Er. - Soylu, ünlü aileye mensup erkek.

    ERBELGİN: (Tür.) Er. - Açık yürekli erkek.

    ERBEN: (Tür.) Er. - (bkz. Eralp).

    ERBERK: (Tür.) Er. - Şimşek gibi yiğit.

    ERBOĞA: (Tür.) Er. - Boğa gibi güçlü erkek.

    ERBOY: (Tür.) Er. - Yiğit soydan gelen.

    ERCAN: (Tür.) Er. - Canlı, diri, sıhhatli erkek.

    ERCİHAN: (t.f.i.) Er. - Cihanın tanıdığı erkek.

    ERCİVAN: (t.f.i.) Er. - Genç erkek.

    ERCÜMENT: (Fars.) Er. - Muhterem, şerefli, itibarlı, haysiyetli, seçkin, saygın, değerli.

    ERCÜVAN: (f.a.i.) 1. Erguvan çiçeği. 2. Kızıl şey. 3. Kırmızı kadife. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ERÇELİK: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü erkek.

    ERÇETİN: (Tür.) Er. - Sert, güçlü erkek.

    ERÇEVİK: (Tür.) Er. - Çevik, hızlı erkek.

    ERÇİN: (Fars.) - Merdiven, basamak. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ERDA: (Ar.) Ka. - Beyaz karınca.

    ERDAL: (Tür.) Er. - Tek erkek, dal gibi uzun erkek.

    ERDEM: (Tür.) Er. 1. Fazilet. 2. Maharet, hüner. 3. Liyakat. 4. Usta gemici. 5. İnsanın ruhsal yetkinliği.

    ERDEMALP: (Tür.) Er. – Erdemli yiğit.

    ERDEMAY: (Tür.) Ka. - (bkz. Erdem).

    ERDEMER: (Tür.) Er. – Erdemli kimse.

    ERDEMİR: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü erkek.

    ERDEMLİ: (Tür.) Er. - Erdemli, faziletli.

    ERDENİZ: (Tür.) Er. - (bkz. Deniz).

    ERDEŞİR: (Tür.) Er. - Cesur, kahraman, aslan yürekli.

    ERDİ: (Tür.) Er. 1. Amacına ulaşan, erişen. 2. Olgunlaşmış erkek. 3. Ermiş veli.

    ERDİBİKE: (Tür.) Ka. - Olgunluğa erişmiş, deneyimli kadın.

    ERDİM: (Tür.) Er. - (bkz. Erdem).

    ERDİN: (Tür.) Er. - (bkz. Erdi).

    ERDİNÇ: (Tür.) Er. - Duru, güçlü kuvvetli erkek.

    ERDOĞAN: (Tür.) Er. - Yiğit doğan.

    ERDÖNMEZ: (Tür.) Er. - Sözünden dönmeyen, doğru sözlü.

    ERDURAN: (Tür.) Er. - (bkz. Erdönmez).

    ERDURMUŞ: (Tür.) Er. - (bkz. Erduran).

    ERDURSUN: (Tür.) Er. - (bkz. Erdurmuş).

    EREK: (Tür.) Er. - Gerçekleştirilmek için tasarlanan ve erişmek istenilen şey, amaç, gaye, hedef.

    EREKEN: (Tür.) Er. - (bkz. Erek).

    EREL: (Tür.) Er. - Erkek eli, güçlü el.

    EREN: (Tür.) Er. 1. Yetişen, ulaşan, vasıl olan. 2. İyi yetişmiş kişi. 3. Cesur, yiğit adam. 4. Ermiş. 5. Koca, zevc. 6. Kişi, şahıs.

    ERENALP: (Tür.) Er. - (bkz. Eren).

    ERENAY: (Tür.) Er. - (bkz Eren).

    ERENCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Eren).

    ERENDİZ: (Tür.) Er. - Gezegenlerin en büyüğü ve güneşe yakınlık bakımından beşincisi Jüpiter.

    ERENGÜÇ: (Tür.) Er. - (bkz. Eren).

    ERENGÜL: (Tür.) Ka. - (bkz. Eren). - Eren ve gül isimlerinden birleşik.

    ERENÖZ: (Tür.) Er. - (bkz. Eren).

    ERENSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Eren).

    ERENSU: (Tür.) Er. - (bkz. Eren).

    ERENTÜRK: (Tür.) Er. - Eren-türk.

    ERER: (Tür.) Er. - Ulaşır, kavuşur.

    ERETNA: (Tür.) Er. - XIV. yy. Orta Anadolu'da Sivas ve Kayseri'de beylik kuran bir zat. Aslen Uygur Türkleri'nden olup Küçük Asya'da Anadolu Selçuklularına ait yerleri idarelerine almış olan İlhanlıların emirlerinden biri. Adil yönelimi sayesinde halkın övgüsünü almış ve kendisine "köse peygamber" lakabı verilmiştir.

    EREZ: (Ar.) Er. - Acıbadem ağacı.

    ERGALİP: (t.a.i.) Er. - Üstün, yenen kimse.

    ERGAZİ: (t.a.i.) Er. - (bkz. Ergalip).

    ERGE: (Tür.) Ka. - Şımarık, nazlı.

    ERGENÇ: (Tür.) Er. - Genç erkek.

    ERGENER: (Tür.) Er. - (bkz. Ergenç).

    ERGİ: (Tür.) Er. - İyi, güzel bir şeye erişme.

    ERGİN: (Tür.) Er. 1. Olmuş, yetişmiş, kemale ermiş. 2. Haklarını kendi kullanmak için yasanın gösterdiği yaşa gelmiş olan kimse ( bkz. Reşid).

    ERGİNAY: (Tür.) Er. - (bkz. Ergin).

    ERGİNCAN: (Tür.) Er. - Olgun ruhlu kimse.

    ERG İNER: (Tür.) Er. - Olgun erkek.

    ERGİNSOY: (Tür.) Er. - Olgun kişilerin soyundan gelen.

    ERGİNTUĞ: (Tür.) Er. - (bkz. Ergin).

    ERGİNALP: (Tür.) Er. - (bkz. Ergin).

    ERGÖK: (Tür.) Er. - (bkz. Ergin).

    ERGÖKMEN: (Tür.) Er. - Mavi gözlü, sanşın kimse.

    ERGÖNÜL: (Tür.) Er. - Gönül eri, iyi insan.

    ERGUN: (Fars.) Er. - Sert başlı, oynak ve hızlı giden at. Ergun Celaleddin Çelebi: Türk sufı. Mevlananın soyundandır. Kütahya mevlevi hanesine de şeyhlik yapmıştır.

    ERGUNALP: (f.t.i.) Er. - Hızlı, çevik, yiğit.

    ERGUNER: (f.t.i.) Er. - Hızlı, çevik erkek.

    ERGUVAN: (Fars.) Er. - Kırmızımtrak bir çiçek.

    ERGÜÇ: (Tür.) Er. - Erkek gücü.

    ERGÜDEN: (Tür.) Er. 1. Yiğitlik eden erkek. 2. Sevk ve idare kabiliyeti olan, lider.

    ERGÜDER: (Tür.) Er. - (bkz. Ergüden).

    ERGÜL: (Tür.) - Nadide gül, tek gül. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ERGÜLEÇ: (Tür.) Er. - Güleryüzlü erkek.

    ERGÜMEN: (Tür.) Er. - Amacına, isteğine kavuşan.

    ERGÜN: (Tür.) Er. 1. Yumuşak uysal kimse. 2. Sulu kar, sulu saf kar.

    ERGÜNAY: (Tür.) Er. - (bkz. Ergün).

    ERGÜNER: (Tür.) Er. - Yumuşak huylu, uysal erkek.

    ERGÜVEN: (Tür.) Er. - Kendine güvenen.

    ERGÜVENÇ: (Tür.) Er. - Güven duyulan kimse.

    ERHAN: (Tür.) Er. - İyi, adaletli hükümdar.

    ERİB: (Ar.) Er. - Akıllı, zeki kimse.

    ERİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Erib).

    ERİKE: (Ar.) Ka. - Taht.

    ERİKER: (Tür.) Er. - Becerikli, yürekli adam.

    ERİM: (Tür.) Er. 1. Bir şeyin erebileceği uzaklık. 2. Vakıf olmak, yetmek.

    ERİMEL: (Tür.) Er. - (bkz. Erim).

    ERİMŞAH: (Tür.) Er. - (bkz. Erim).

    ERİNÇ: (Tür.) Er. - Rahat, huzur.

    ERİNÇER: (Tür.) Er. - Huzur veren kimse.

    ERİPEK: (Tür.) Er. - Yumuşak, uysal erkek.

    ERİS: (Fars.) Er. - Zeki, uyanık, azılı.

    ERKAL: (Tür.) Er. - Erkek kal, adam olarak kal.

    ERKAN: (Ar.) Er. 1. Bir topluluğun ileri gelenleri, büyükler, üstler. 2. General ya da amiral aşamasındaki askerler. 3. Yol, yöntem, adet, usûl. 4. Temel esaslar. Rükünler, direkler.

    ERKAM: (Ar.) Er. - Rakamlar, sayılar, yazılar. Erkam b. Erkam: İlk müslüman olan sahabilerden birinin adı. Peygamberimiz ve müslümanlar Mekke döneminde bir müddet çalışmalarını gizlice Erkam'ın evinden yürüttükleri için, evi İslâm tarihinde meşhur olmuş ve günümüze Daru'l-Erkam olarak ulaşmıştır.

    ERKE: (Tür.) 1. İş başarma gücü. 2. Nazlı serbest büyütülmüş çocuk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ERKEL: (Tür.) Er. - Güçlü, kudretli el.

    ERKILIÇ: (Tür.) Er. - Kılıç gibi keskin güçlü yiğit.

    ERKINAY: (Tür.) Er. - Çalışan erkek.

    ERKİN: (Tür.) Er. - Serbest, hür.

    ERKİNER: (Tür.) Er. - Bağımsız, özgür insan.

    ERKMAN: (Tür.) Er. - Güçlü, etkili, sözü geçen kimse.

    ERKOÇ: (Tür.) Er. - Güçlü, iriyan erkek.

    ERKOÇAK: (Tür.) Er. - bkz. Koçak.

    ERKSAN: (Tür.) Er. - Güçlü, etkili san, tanınmış ad.

    ERKSOY: (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen.

    ERKSUN: (Tür.) Er. - Gücünü, kudretini göster.

    ERKUL: (Tür.) Er. - Erkek kul, güçlü kuvvetli adam, kul.

    ERKUT: (Tür.) Er. 1. Güçlü, dayanıklı erkek. 2. Mübarek insan, kutlu insan.

    ERKUTAY: (Tür.) Er. - Uğurlu ayda doğan erkek.

    ERMA: (Ar.) Ka. - Çok güzel ve cilveli olan.

    ERMAN: (Fars.) Er. 1. Arzu, istek. 2. Yerinme, pişman olma.

    ERMİN: (Fars.) Er. - Keykubat'm dördüncü oğlu.

    ERMİŞ: (Tür.) Er. 1. Allah'a yönelmiş ve bu yolda merhale katetmiş kimse. 2. Veli, aziz.

    ERMİYE: (Ar.) Er. - Dolu yağdıran kasırga.

    ERNOYAN: (Tür.) Er. - Yiğit başkomutan.

    EROĞUZ: (Tür.) Er. - Yiğit kimse.

    EROKAY: (Tür.) Er. - Seçkin, beğenilen erkek.

    EROL: (Tür.) Er. - Erkek ol. - "Er" ve "ol" kelimelerinden birleşik isim.

    ERONAT: (Tür.) Er. - Dürüst, güvenilir, iyi erkek.

    EROZAN: (Tür.) Er. - Erkek ozan, şair.

    ERÖZ: (Tür.) Er. - Özü erkek, yiğit olan.

    ERSAL: (Tür.) Er. - Yiğitliğinle tanın.

    ERSALMIŞ: (Tür.) Er. - (bkz. Ersal).

    ERSAN: (Tür.) Er. l. Adıyla, sanıyla ünlenmiş erkek. 2. Güzel, güçlü san bırakmak.

    ERSAVAŞ: (Tür.) Er. - (bkz. Ersal).

    ERSAYIN: (Tür.) Er. - Saygı değer kimse.

    ERSEÇ: (Tür.) Er. - Seçkin ol.

    ERSEN: (Fars.) Er. - Meclis, kurultay, kongre.

    ERSERİM: (Tür.) Er. - (bkz. Serim).

    ERSEVEN: (Tür.) Er. - Seven erkek.

    ERSEVER: (Tür.) Er. - (bkz. Erseven).

    ERSEVİM: (Tür.) Ka. - Sevimli, sempatik erkek.

    ERSEZEN: (Tür.) Er. - (bkz. Ersezer).

    ERSEZER: (Tür.) Er. - Kavrayışı güçlü erkek.

    ERSÖZ: (Tür.) Er. - Yiğit sözlü.

    ERSU: (Tür.) Er. - (bkz. Ersöz).

    ERSUNAL: (Tür.) Er. - (bkz. Ersu).

    ERŞAD: (t.f.i.) Er. - Sevinçli, mutlu erkek.

    ERŞAHAN: (Tür.) Er. - Şahin gibi güçlü yiğit.

    ERŞAHİN: (Tür.) Er. - Erkek şahin, kuş.

    ERŞAN: (Tür.) Er. - Yiğitliğiyle tanınmış, ünlenmiş erkek.

    ERŞED: (Ar.) Er. - Er reşid, ergin olan, doğru yola daha yakın, hareket hattı daha iyi olan. (bkz. Reşid).

    ERSEN: (Tür.) Er. - Mutlu, neşeli erkek.

    ERTAN: (Ar.) Er. - Dericilerin,, yaprağıyla sahtiyan (deri) boyadıkları bir nevi ağaç.

    ERTAŞ: (Tür.) Er. - Taş gibi erkek. -Er ve taş kelimelerinden birleşik isim.

    ERTAYLAR: (Tür.) Er. - Uzun boylu, yakışıklı erkek.

    ERTE: (Tür.) Er. 1. Gelecek şafak, şafak sökme zamanı. 2. Yarın. 3. Herhangi bir işte ilk başarı.

    ERTEK: (Tür.) Er. - Tek, eşsiz yiğit.

    ERTEKİN: (Tür.) Er. - Soylu erkek. - Er ve tekin kelimelerinden birleşik isim.

    ERTEN: (Tür.) Er. 1. Sabah güneşin doğduğu zaman. 2. Gün.

    ERTİNGÜ: (Tür.) Er. - Olağanüstü görülmemiş.

    ERTOK: (Tür.) Er. - Gözü, gönlü tok yiğit.

    ERTÖRE: (Tür.) Er. - Töreleri olan yiğit.

    ERTUĞ: (Tür.) Er. - Sorguç tutan erkek.

    ERTUĞRUL: (Tür.) Er. - Dürüst, doğru, yiğit. - Ertuğrul Gazi: Osmanlı hanedanının kurucusu. Osman Bey'in babası.

    ERTUNA: (Tür.) Er. - (bkz.Tuna).

    ERTUNÇ: (Tür.) Er. l. Tunç renkli erkek. -2. Tunç madeni gibi güçlü kuvvetli erkek. - Er ve tunç kelimelerinden birleşik isim.

    ERTUNGA: (Tür.) Er. 1. Yiğit hakan. 2. Uygur yazıtlarında geçen Türk adı.

    ERTÜZE: (Tür.) Er. - (bkz. Tüze).

    ERÜSTÜN: (Tür.) Er. - Üstün erkek.

    ERVA: (Ar.) Er. 1. Çok güzel genç. 2. Son derece cesur ve yiğit adam.

    ERVİN: (Fars.) Ka. 1. Tecrübe, sınama, deneme. 2. Şeref ve itibar.

    ERYALÇIN: (Tür.) Er. - Sert, güçlü, boyun eğmez yiğit.

    ERYAMAN: (Tür.) Er. - Güçlü, becerikli.

    ERYAVUZ: (Tür.) Er. - Yürekli, korkusuz.

    ERYETİŞ: (Tür.) Er. - Erken gel.

    ERYILDIZ: (Tür.) Er. - Yıldız gibi parlak yiğit.

    ERYILMAZ: (Tür.) Er. - (bkz. Yılmaz).

    ERZADE: (t.f.i.) Er. - Yiğit oğlu.

    ERZAN: (Fars.) Er. 1. Ucuz, bol. 2. Uygun, münasip, layık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ESAD: (Ar.) Er. 1. Oldukça mutlu, daha saadetli. 2. Çok hayırlı. – Türk dil kurallarına göre "d/t" olarak kullanılır. Esad b. Zürare: Sahabedendir. Künyesi Ebu Umame'dir. Akabe bey'atmdan önce müslüman oldu. 1.2. ve 3. Akabe bey'atlarında hazır bulundu. Medine'ye İslamı ilk tebliğ eden sahabidir. Hicretin II. yılında Şevval ayında (Bedir öncesi) vefat elti.

    ESED: (Ar.) Er. - Arslan. Gazanfer. Haydar. Cesur ve kahraman kişi anlamında kullanılmıştır.

    ESEDÜ'D-DİN: (Ar.) Er. - Dinin arslara. - Şeref lakabıdır.

    ESEDULLAH: (Ar.) Er. - (Allah'ın arslanı) Hz. Ali, Hayber'in fethinde gösterdiği kahramanlıktan dolayı Rasûlullah (s.a.s), Hz. Ali'ye bu ismi vermiştir. Astronomi'de: Güneşin rumi, temmuzun 9'unda ve Efrenci temmuzun 23'ünde içine girdiği ve semanın kuzey yarımküresi eteğinde bulunan birçok parlak yıldızdan müteşekkil 5. burç.

    ESEN: (Tür.) Er. - Sağ, salim, sağlıklı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ESENBOĞA: (Tür.) Er. - (bkz. Esen).

    ESENDAĞ: (Tür.) Er. - Dağ gibi güven verici ve sağlam yaptı.

    ESENER: (Tür.) Er. - Sağlıklı, rahat kimse.

    ESENGÜL: (Tür.) Ka. - Canlı, dipdiri, renkleriyle yeni açan güzel gül.

    ESENTÜRK: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, sağlıklı Türk.

    ESER: (Ar.) Er. 1. Nişan, alamet, iz. 2. Etki, tesir. 3. Yok olmuş bir nesneden kalma parça. 4. Bir kişinin ortaya koyduğu mahsul, telif. 5. Hadis, hadis ilmi. 6. İmal, icat. 7. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ESİN: (Tür.) Ka. -1. Rüzgar, sabah rüzgarı. 2. İlham, çağrışım.

    ESLEK: (Tür.) Er. 1. Çalışkan, gayretli. 2. Yumuşak başlı, uysal. 3. Atik, çevik.

    EŞLEM: (Ar.) Er. 1. En selamatli, en emin, en doğru yol. 2. Kendisini bütünüyle Allah'ın dinine adamış, Silm'e girmiş mü'min. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

    ESMA: (Ar.) Ka. 1. Adlar. 2. Kulaklar, işitme. - Esmaü'l-Hüsna: Allah'ın güzel isimleri. - Hz. Esma: Hz. Ebu Bekir'in kızı, Hz. Aişe'nin ablasıdır.

    ESMAHAN: - (bkz. Esma).

    ESMAN: (Ar.) Ka. - Bedeller, kıymetler, değerler.

    ESME: (Tür.) Ka. - Esmek fiili.

    ESMER: (Ar.) Ka. - (bkz. Esved).

    ESMERAY: (a.t.i.) Ka. - Siyah ay, buğday renkli, karayağız.

    ESRA: (Ar.) Ka. - Daha hızlı, daha çabuk, en çabuk.

    ESVED: (Ar.) Ka. - Siyah, kara.

    EŞ'ARİ: (Ar.) Er. - Ebu Musa Abdullah b. Kays el-Eş'ari (Öl. 935). Ünlü kelam alimi, Eş'ari mezhebinin, kurucusudur. 40 yaşına kadar Mutezile görüşü benimsemiş, daha sonra Basra camiinden de herkese ilan ederek Mutezile'yi bıraktığını açıklamıştır.

    EŞAY: (Tür.) Er. - Ay kadar güzel.

    EŞCA: (Ar.) Er. - En cesur, en yiğit kişi.

    EŞFAK: (Ar.) Er. - Daha şefkatli, çok merhametli.

    EŞİR: (Ar.) Er. - Çok sevinçli.

    EŞRAF: (Ar.) Er. 1. Şerefli, saygın kimseler. 2. Bir yerin zenginleri, sözü geçenler.

    EŞREF: (Ar.) Er. - Daha şerefli, çok onurlu, çok aziz, pek muhterem. Eşrefi: Akkoyunlular devrinde kullanılan bir çeşit gümüş para. Yavuz Sultan Selim'in Mısırı fethettikten sonra burada bastırdığı para. Eşrefoğlu Rumi: Kadiri tarikatının bir kolu olan Eşrefîyye adlı ekolün kurucusu.

    ETEM: (Ar.) Er. - Daha tam daha noksansız, mükemmel. - (bkz. Ekmel).

    ETHEM: (Ar.) Er. - (bkz. Edhem).

    EVCAN: (Tür.) Er. - Evdeki insan evcimen.

    EVCİMEN: (Tür.) Er. - Evine, ailesine bağlı. Ev işlerinde becerikli.

    EVDEGÜL: (Tür.) Ka. - Güzel kız.

    EVFA: (Ar.) Er. Daha vefalı, cana yakın, sözünde duran.

    EVİN: (Tür.) Ka. - Tohum, tane, öz cevher.

    EVİRGEN: (Tür.) Er. - İşini bilen, tedbirli kimse.

    EVLA: (Ar.) Ka. - Daha uygun, daha layık, daha iyi üstün. Hayırlı amel.

    EVLİYA: (Ar.) 1. Veliler. 2. Allah'ın dostları. 3. İman edip salih amel işleyenler. 4. Allah yolunda mallan ve canlarıyla cihad edenler. 5. Allah'ın emaneti olan dinini ve hükümlerini yeryüzünde tevelli ederek korumaya çalışanlar.

    EVNUR: (Tür.) Ka. - (bkz. Evdegül)

    EVRA: (Fars.) Ka. - Hisar.

    EVREN: (Tür.) Er. 1. Büyük yılan, ejderha. 2. Felek, zaman. 3. Kainat, dünya. 4. Yaşanılan vasat.

    EVRENSEL: (Tür.) Er. - "Alemşümül" karşılığı olarak. - Fransızca "Universal'e benzetilerek kullanılır.

    EVSAN: (Ar.) - Pullar, harçlar (bkz. Esnam). - İsim olarak kullanılmaz.

    EVVAH: (Ar.) Er. 1. Çok ah eden. 2. Çok dua eden. 3. Merhametli. 4. İmanı sağlam. 5. Din bilgisi çok geniş olan kimse. 6. Kur'an-ı Kerimde bu isimle Hz.İbrahim vasıflandırılmıştır.

    EVVEL: (Ar.) 1. İlk başlangıç, ilkin. 2. Allah'ın 99 isiminden biri.

    EYGÜL: (Tür.) - İyi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    EYLÜL: (Ar.) Ka. - Sonbahar'ın ilk ayı.

    EYMEN: (Ar.) Er. 1. Daha uğurlu, çok talihli, hayırlı, kutlu. 2. Sağ taraftaki. Eymen b. Hureym:. Sahabedendir. Mekke'nin alınışı sırasında müslüman oldu. Babası ve amcası Bedir şehitlerindendir. Hadis rivayctiylc ün kazandı.

    EYÜB: (Ar.) Er. 1. Sabırlı. 2. Dönen, pişman olan, günahlarına tevbe eden demektir. Kur'an'da adı geçen peygamberlerden. Güzel sabır sahibi. Allah'ın imtihanına güzellikle sabredip mükafat ve ihsana ulaşmıştır. -Türk dil kuralı açısından "b/p" olarak okunur.

    EZAMET: (Ar.) Ka. - (bkz. Azamet). 1. Büyüklük, ululuk. 2. Çalım, kıvrım.

    EZELHAN: (a.t.i.) Er. - (bkz. Ezel).

    EZFER: (Ar.) Ka. - Güzel kokulu.

    EZGİ: (Tür.) Ka. 1. Belli bir kurala göre yaratılan ve kulakta haz uyandıran şeşname. 2. Makamla söylenen manzum söz. 3. Beste (bkz. Beste).

    EZGÜ: (Tür.) - Makam, hava. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    EZHAN: (Ar.) - İnsanda akıl, fikir, zeka, hafıza anlayış, kavrayış, kudretleri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    EZHERAN: (Ar.) - Ay ve güneş. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    EZNEV: (Fars.) - Yeni baştan, yeniden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    EZRA: (Ar.) Ka. 1. Pek fasih, sözü düzgün adam. 2. Beyaz kulaklı siyah at.

    EZRAK: (Ar.) - Mavi gözlü. Gök rengi saf ve temiz su. - Erkek ve kadın adı olarak [​IMG]
     
  6. ocean

    ocean Paylaşımcı Melek Üye

    Kayıt:
    15 Ekim 2008
    Mesajlar:
    360
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    izmir
    Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

    - F -

    FADALE: (Ar.) Er. 1. Faziletli. 2. Rasulullah'a tabi olmuş sahabedendir. Medineli ilk müslümanlardandır. Birçok hadis rivayeti mevcuttur.

    FADIL: (Ar.) Er. - (bkz. Fâzıl).

    FADİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Fazıl).

    FADİME: (Tür.) Ka. - (bkz. Fatma).

    FADL: 1. İyilik. 2. Fazilet. 3. Erdemlilik. Fadl b. Abbas b. Abdülmuttalib: Rasulullah'ın amcası Abbas (r.a.)'ın oğludur.

    FAHAMET: (Ar.) Ka. 1. Fahimlik, ululuk. 2. İtibar, kıymet, değer.

    FAHHAR: (Ar.) Er. 1. Çok övünen, kendini çok metheden. 2. Çanak, çömlek, toprak testi. 3. Saksı.

    FAHİM: (Ar.) Er. 1. Akıllı, anlayışlı, kavrayışlı.2. Ulu, büyük, sayan.

    FAHİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Fahim).

    FAHİR: (Ar.) Er. 1. Övünülecek, iftihar edilecek. 2. Şerefli, kıymetli. 3. Parlak, güzel, mükemmel.

    FAHİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Fahir).

    FAHREDDİN: (Ar.) Er. - Dinin övdüğü, diniyle övünen. Dinin seçkini. Fahreddin Razi: (Rey 1149-Horat 1209). Müfessir, kelamcı. Dilbilimci. Fizikçi. Tıpçı.

    FAHRİ: (Ar.) Er. - Bir karşılık beklemeden yalnızca şeref ve iftihar vesilesi olarak kabul edilen iş. (İş, sıfat, unvan). Fahri aza, fahri üye; maaşsız, ücretsiz veya müessese için gurur kaynağı olan kişi.

    FAHRİYYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Fahri). İslami edebiyatla, şairlerin kendi vasıflarından, faziletlerinden ve şairlik kuvvetlerinden bahsettikleri şiirler. Daha çok kasidelerin bir bölümü bu şekildedir.

    FAHRUNNİSA: (Ar.) Ka. - (bkz. Fahir). - Çok övünen, şanlı, şerefli, onurlu kadın.

    FAİK: (Ar.) Er. 1. Üstün, seçkin, yüksek, ileri. 2. Mümtaz, manevi olarak üstün olan.

    FAİKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Faik).

    FAİZ: (Ar.) Er. - Fevz bulan, muradına ulaşan, başarı kazanan. Kur'an'da müslümanları vasfetme sadedinde birçok yerde geçmektedir.

    FAİZA: (Ar.) Ka. - (bkz. Faiz).

    FAKI: (Tür.) Er. - Fakih'ten bozma kelime. Anadolu'da okuryazar ve bilgili imam, hoca gibi kimselere eskiden verilen unvan.

    FAKİH: (Ar.) Er. l. Bir şey bilen yahut anlayan kimse. 2. Fıkıh ilminde üstad. İslam hukuk bilgini.

    FALİH: (Ar.) Er. 1. Felaha eren, başarı kazanan, muradına eren. 2. Toprağı süren, eken.

    FARABİ: (t.h.i.) Er. - 870-950 yıllan arasında yaşamış ve Aristo felsefesinin İslam aleminde yayılmasına yol açmış Türk filozofudur. Kendisine muallim-i sani (Aristo'dan sonra 2. üstad) unvanı verilmiştir. Eserlerinin İbn-i Sina üzerinde büyük tesiri vardır. Kanun dediğimiz çalgının mucididir. Asıl adı "Ebu Nasır Muhammed'tir.

    FARİS: (Ar.) Er. 1. Atlı (süvari). 2. Binici, ata binmekte maharetli. 3. Ferasetli, anlayışlı. 4. İran'ın güneyindeki Şiraz vilayeti.

    FARİSE: (Ar.) Ka. - (bkz. Faris).

    FARUK: (Ar.) Er. 1. Haklıyı-haksızı ayırmakta güçlü olan. 2. Doğruyu yanlıştan ayıran. 3. Keskin. - Hz. Ömer'in lakabı; haklıyı haksızdan ayırederek adaleti tam yerine getirmekte ün kazandığı için "Faruk" kelimesiyle adlandırılmıştır.

    FARÛKİ: (Ar.) Er. - Hz. Ömer'in nesline yahut adaletine mensup.

    FARYAB: (Fars.) Er. 1. Dere ve ırmak suyu ile sulanan yer. 2. Eski Horasan'da Delh'e yakın bir şehir.

    FATİH: (Ar.) Er. 1. Fetheden, açan. 2. Bir ülkeyi, şehri veya kaleyi zapteden kimse. 3. Hüküm veren anlamında, Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarından biridir. A'raf suresi 89. ayet. - İstanbul'u fetheden yedinci Osmanlı padişahı Sultan Mehmet Han'a bu fethinden ötürü verilen unvan.

    FATİN: (Ar.) Er. 1. Zeki, anlayışlı. 2. Zihni açık, kavrayışlı. Uyanık.

    FATÎNE: (Ar.) Ka. - ((bkz. Fatin).

    FATIMA: (Ar) Ka. 1. Sütten kesilmiş. 2. Kendisi ve zürriyeti cehennemden uzak kılınmış.- Hz. Peygamber'in Hz. Hatice'den dünyaya gelen en küçük kızının adıdır. Hicretten 18 yıl önce 605'te Mekke'de dünyaya gelmiştir. 632 yılında Medine'de vefat etmiştir. 18 yaşında iken Hz. Ali ile evlenmiş, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Ümmü gülsüm ve Hz. Zeyneb adında dört çocuğu vardır. Rasûlullah (s.a.s)'tan sonra 6 ay yaşamıştır. Lakabı Zehra'dır.

    FATMAGÜL: (Ar.) Ka. - (bkz. Fatma).

    FATMANUR: (Ar.) Ka. - (bkz. Fatma).

    FAYİH: (Ar.) Er. - Kendiliğinden dağılan güzel koku.

    FAYİHA: (Ar.) Ka. 1. Çiçek veya meyve kokusu. 2. Güzel kokulu nesne.

    FAYSAL: (Ar.) Er. 1. Keskin hüküm, karar. 2. Halletme, neticelendirme. 3. Keskin kılıç. 4. Hakim.

    FAZIL: (Ar.) Er. 1. Faziletli, fazilet sahibi. 2. Erdemli, faik, üstün. - (bkz. Faik, Fadıl).

    FAZILA: (Ar.) Ka. - (bkz. Fazıl).

    FAZİLET: (Ar.) Ka. 1. İnsanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan devamlı ve değişmez istidat, güzel vasıf. 2. Kişiyi, ahlaklı ve iyi hareket etmeye yönelten manevi kuvvet. 3. İnsanın yaratılışındaki iyilik, iyi huy, erdem. 4. İyi anlak, iffet. - (bkz. Erdem).

    FAZLI: (Ar.) Er. 1. Değer, üstünlük, iyilik, fazilet, lütuf. 2. Fazla, ziyade, artık, baki. 3. İki sayının birbirinden olan farkları. 4. İlim ve irfan sahibi. 5. Âli, cenablık, ihsan, cömert. 6. Olgunluk.

    FAZLULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın fazlı, erdemi, lütfü.

    FECRİ: (Ar.) Er. - Sabaha karşı güneş doğmadan önce ufkun gündoğusu tarafından görülen aydınlığı, tanyerinin ağarması.

    FECRİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Fecri).

    FEDAİ: (Ar.) Er. l. Canını esirgemeyen, mühim bir maksat uğrunda canını vermeye hazır bulunan. 2. Allah yoluna başkoymuş.

    FEDAKÂR: (Fars) Er. - Birleşik isim. Kendini veya şahsi menfaatlerini esirgemeyen.

    FEDAYİCAN: (a.f.i.) Er. - Canını vermeye hazır, canını verme.

    FEHAMET: (Ar.) Ka. - (bkz. Fahamet).

    FEHİM: (Ar.) Er. - Zeki, anlayışlı, pek çok anlayan.

    FEHMİ: (Ar.) Er. - Fehme mensup, fehim ile ilgili (bkz. Fehim).

    FEHMİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Fehmi).

    FELAH: (Ar.) Er. - Kurtuluş, selamet, mutluluk, bahtiyarlık.

    FELAK: (Ar.). 1. Gün ağarması. 2. Kur'an-ı Kerim'in 113. suresinin adı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    FELİN: (Ar.) - Mantar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    FENER: (Yun.) Er. - İçinde ışık kaynağı bulunan şeffaf mahfaza.

    FERAĞ: (Fars.) Er. - Serin rüzgar.

    FERAH: (Ar.) Ka. 1. Gönül açıklığı. 2. Sevinç, scvinme.

    FERAHENGİZ: (f.b.i.) Ka. - Ünlü bir çeşit lale.

    FERAHET: (Fars.) - Şan ve şeref. -Erkek ve kadın adı.

    FERAHFEZA: (a.f.i.) Ka. 1. Ferah artıran. 2. Türk müziğinin mürekkeb makamlarından. 3. Meşhur bir lale türü.

    FERAHNA: (Fars.) Ka. 1. Bolluk, genişlik. 2. Geniş yer.

    FERAHNAK: (a.f.b.s.) Ka. - Sevinçli. - Türk müziğinin mürekkeb makamlarından.

    FERAHNAZ: (Fars.) Ka. - Nazlı kız.

    FERAHŞAN: (a.f.b.s.) Ka. 1. Sevinç veren. 2. Ferah saçan.

    FERAMUŞ: (Fars.) Er. - Unutma, hatırdan çıkma, nisyan.

    FERASET: (Ar.) Ka. - Anlayışlılık, çabuk seziş.

    FERAY: (Fars.) Ka. - Aydınlık, parlak ay, canlılık, süs, zinet.

    FERDA: (Fars.) Ka. 1. Yarın. 2. Gelecek zaman, ati. 3. Ahiret, öbür dünya.

    FERDANE: (Ar.) Ka. - Tekli, yalnız.

    FERDİ: (Ar.) Er. - Fertle ilgili, ferde has, tek başına yapılan.

    FERDİYYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Ferdi).

    FEREC: (Ar.) Er. 1. Gam, tasa ve sıkıntıdan kurtulma. 2. Zafer.

    FERHAD: (f.h.i.) Er. - Anadolu Anonimi'nde Ferhad ve Şirin adıyla meşhur olan eski bir hikayenin erkek kahramanı olup Şirin'in aşıkıdır. - (bkz. Ferhat).

    FERHAL: (Fars.) Ka. Kıvırcık ve dolaşık olmayan uzun saç.

    FERHAN: (Ar.) Er. 1. Sevinçli, mesut. 2. Şen, memnun.

    FERHAT: (Ar.) Er. - Sevinç, neşe. (bkz. Ferhad).

    FERHUNDE: (Fars.) Ka. - Mübarek, mesut, meymenetli, kutlu, uğurlu.

    FERİD: (Ar.) Er. - Tek, eşsiz, eşi olmayan, kıyas kabul etmez, ölçüsüz, üstün. - Türk dil kurallarına göre "d/t" olarak kullanılır.

    FERİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Ferid). -Kendi reyiyle hareket eden, kibirli, gururlu kimse.

    FERİDUN: (Fars.) Er. 1. Sekizinci gök. 2. Pişdadilerin 6. padişahı olup Cemşid sülalesinden demirci Gave'nin yardımıyla Dahhak-ı Mari'yi öldürmüştür. Lakabı Ferruh'tur.

    FERİDÜDDİN: (Ar.) Er. - Dinin feridi, tek, eşsiz, kıyas kabul etmez kimse.

    FERİT: (Fars.) Er. 1. Avcı kuş. 2. Donmuş, katılaşmış şey.

    FERMA: (Fars.). 1. Emreden, buyuran. 2. Amir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    FERMAN: (Fars.) Er. 1. Emir, buyruk. 2. Padişah tarafından verilen yazılı emir, berat, buyrultu.

    FERMEND: (Fars.) Er. - Mevki ve şeref sahibi.

    FERRUH: (Fars.) Er. 1. Uğurlu, kutlu. 2. Mübarek. 3. Aydınlık insan. - (bkz. Mübarek).

    FERRUHİ: (Fars.) Er. 1. Ferruha ait. 2. Uğurluluk, meymenet. 3. İranlı ünlü şair.

    FERZAN: (Fars.) Ka. - İlim ve hikmet.

    FERZANE: (Fars.) 1. Alim, bilgin, seçkin. 2. Benzerlerinden, akranlarından ileride. 3. Hakim, feylesof. 4. Tasavvufta, ncfsani bağlantılardan sıyrılmış olan derviş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    FESAHAT: (Ar.) - Açıklık, duruluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    FETANET: (Ar.) Ka. - Zihin açıklığı, zihnin yaratılıştan bir şeyi çabuk ve iyi kavraması. Peygamberlere mahsus beş sıfattan biridir.

    FETHİ: (Ar.) Er. - Fethe mensup. Fetih hakkında yazılan kaside.

    FETHİYYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Fethi).

    FETHULLAH: (Ar.) Er. - Dinin açılması. Yaşamaya başlamak. Allah'ın nusreti.

    FETİH: (Ar.) Er. 1. Açma, açış, açılma. 2. Bir ülkeyi, şehri veya kaleyi ele geçirme. 3. Zafer. 4. Kur'an-ı Kerim'in 48. suresi. 5. Kapalılığı giderme, ihtilafı halletme.

    FETTAH: (Ar.) Er. 1. Açan, açıcı, zafer kazanmış, üstün gelmiş. 2. Kullarının kapalı işlerini açan, Cenab-ı Hakk'ın isimlerinden.

    FEVZİ: (Ar.) Er. 1. Kurtuluşla ilgili. 2. Zafere ait. 3. Galip gelen, üstün olan.

    FEVZİYE: (Ar.) Ka. 1. (bkz. Fevzi). 2. Tarihte, yeniçeri ocağının kaldırılması üzerine 2. Sultan Mahmud tarafından eski adalar mevkiine verilen ad.

    FEYHA: (Ar.) - Büyük, geniş, engin.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    FEYYAZ: (Ar.) Er. 1. Çok faydalı, çok verimli. 2. Feyiz, bereket ve bolluk veren.

    FEYZA: (Ar.) Ka. 1. Suyun taşıp akması. 2. Bolluk, çokluk, verimlilik, fazlalık, gürlük, ilerleme, çoğalma. 3. İlim, irfan. 4. Feyz ile dolu olan.

    FEYZİ: (Ar.) 1. İlim, irfan. 2. Akma, suyun akıp taşması. 3. Bolluk çokluk, verimlilik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    FEYZULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın feyzi, bolluğu, bereketi.

    FEZA: (Ar.) 1. Ucu bucağı bulunmayan boşluk. 2. Dünyanın sonsuz olan genişliği, sema. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    FEZZAN: (Ar.) - Büyük Sahra'da, Trablus ülkesinin güneyinde bir ülke.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    FIRAT: (Ar.) Er. 1. Tatlı su. 2. Türkiye'nin en uzun nehri.

    FİDAN: (Yun.) Ka. 1. Yeni yetişen körpe ağaç. 2. Fidan boylu: İnce uzun mütenasip.

    FİDE: (Yun.) Ka. - Bahçıvanlıkta, yastıklarda tohumdan yetiştirilip başka yerlere dikilmek için hazırlanan sebze veya körpe çiçek.

    FİGEN: (Fars.) Ka. - Atıcı, yıkıcı, düşürücü.

    FİKRET: (Ar.) Er. 1. Fikir, düşünce. 2. İdrak. 3. Zihin, akıl. 4. Murat, maksat, niyet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    FİKRİ: (Ar.) Er. - Fikre ait, fikirle ilgili, düşünerek meydana getirilen şey.

    FİKRİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Fikri).

    FİLİZ: (Ar.) Ka. 1. Bitkilerde yeni sürgün, tohumdan çıkan yeni uçlar. 2. Ocaktan çıkarılmış, eritilmemiş ham maden, cevher, gümüş, filiz. 3. Betonarmede demirleri eklemek için bırakılan uzantılar. 4. İnce taze ve güzel vücutlu.

    FİRAS: (Ar.) Er. 1. Yiğit, mert. 2. Binici, at yetiştirici.

    FİRAZENDE: (Fars.) - Yükselten. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    FİRDEVS: (Ar.) Ka. 1. Cennet, 2. Bostan, bahçe. - Firdevsi: İran'ın milli destanı olan "Şeyhname"nin yazarıdır. Adı, Mansur b. Hasan'dır. 934-1020 yıllan arasında yaşadığı tahmin edilmektedir.

    FİRUZ: (Ar.) Er. - Mesut, mutlu, sevinçli, ferah, uğurlu, iyi bahtlı.

    FİRUZE: (Ar.) Ka. 1. (bkz. Firuz). 2. Nişabur'da çıkan açık mavi renkli ve değerli bir yüzük taşı. 3. Açık yeşil, dağ yeşili ile gök mavisi arasında ve bal mumu parlaklığında maruf kıymetli taş.

    FİTNAT: (Ar.) Ka. - Zihin açıklığı, zeyreklik. Zihnin herşeyi çabuk anlayışı. Türk şairlerinden meşhur bir İslam hanımının adıdır. Asıl adı Zübeyde'dir.

    FUAD: (Ar.) Er. - Kalb, yürük, gönül.

    FULYA: (İtal.) Ka. - Nergisgillerden, san renkte çiçeği keskin ve güzel kokulu bir bitki, sarı soğançiçcği.

    FUNDA: (Tür.) Ka. - Kırcık yerlerde yetişen ve birçok çeşidi olan çalı.

    FURAT: (Ar.) Er. - (bkz. Fırat).

    FURKAN: (Ar.) Er. - Hakkı, batıldan, doğruyu yanlıştan ayırma, tefrik.

    FUZULİ: (Ar.) Er. 1. Boşuna, yersiz, lüzumsuz, haksız. 2. Boşboğaz lüzumsuz işlerle uğraşan. 3. Yetkisi olmadığı halde başkası namına tasarrufta bulunan. - Fuzuli Mehmed: XVI. yy. 'da yaşamış büyük Türk şairlerinden. Çağatay edebiyatı da dahil olmak üzere, Türk edebiyatının birçok sahalarında kuvvetli tesir ve nüfus sahibidir. Türkçe, Arapça, Farsça, manzum, mensur birçok eserleri vardır. Bunlar arasında "Leyla ve Mecnun" mesnevisi çok meşhurdur.

    FÜRUZAN: (Fars.). - Parlayıcı, parlayan, parlak. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    FÜSUN: (Ar.) Ka. - Büyü sihir. Şaşırtıcı güzelliğe sahip, hayret verici derecede güzel. [​IMG]
     
  7. ocean

    ocean Paylaşımcı Melek Üye

    Kayıt:
    15 Ekim 2008
    Mesajlar:
    360
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    izmir
    Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

    - G -

    GABRA: (Ar.) Ka. - Yer, yeryüzü, arz.

    GAFFAR: (Ar.) Er. 1. Kullarının günahlarını affeden, Allah. 2. Çok merhamet eden. Allah'ın isimlerinden. -(bkz. Abdülgaffar).

    GAFUR: (Ar.) Er. - Mağfiret eden, yarlığayan, affeden, bağışlayan, merhamet eden Allah. Allah'ın isimlerinden. - (bkz. Gaffar).

    GAGAUZ: (Tür.) 1. Gökoğuzlar. 2. Hristiyanların Ortodoks mezhebine bağlı Türk kavmi. Balkanlar ve Rusya'da yaşamaktadırlar. Deliorman, Dobruca, Beşerabya ve Ukrayna'da oturan Hristiyan Türklere verilen ad.

    GALİB: (Ar.) Er. 1. Galebe çalan, muzaffer, yenen. 2. Güçlü kuvvetli, kudretli, hükmeden. 3. Üstün baskın. Şeyh Galip: Meşhur divan şairlerinden. 1757-1798 yıllan arasında yaşamıştır. - Türk dil kurallarına göre "b/p" olarak kullanılır.

    GALİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Galib).

    GAMZE: (Ar.) Ka. 1. Süzgün bakış. 2. Çene veya yanak çukurluğu.

    GANİ: (Ar.) Er. 1. Zengin varlıklı, bol doygun. 2. Sahip olduğunda fazlasını istemeyen. Allah'ın isimlerinden. - (bkz. Abdülgani).

    GANİYE: (Ar.) Ka. 1. Zengin kadın. Zengin kız. 2. Çok hoş. 3. Şarkıcı.

    GANİM: (Ar.) Er. - Ganimet alan.

    GANİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Ganim).

    GANİMET: (Ar.) Ka. - Kafirlerle yapılan savaş sonucu ele geçirilen mal, para, silah gibi metalar. İslami usullere göre tasnif edilip, beytülmale, fakirlere, yoksullara ve mücahidlere dağıtılır.

    GARİB: (Ar.) Er. 1. Yabancı, acaib. Kimsesiz, memleketinden uzak. Türk dil kuralları açısından "b/p" olarak kullanılır.

    GARİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Garib).

    GAVS: (Ar.) Er. 1. Suya dalma, dalgıçlık. 2. Yardım muavenet. 3. Yardım istemek için bağırmak. 4. Yardımcı, imdada yetişen. 5. Allah'ın velileri, hakkında kullanılır. Daha çok ünvan olarak verilir. - Gavs-ı Azam: Tarikat kurucusu, özellikle Abdülkadir Geylani için kullanılır.

    GAYE: (Ar.) Ka. 1. Maksat, meram. 2. Netice, son, hedef.

    GAYRET: (Ar.). 1. Çalışma, çabalama. 2. Kıskanma, çekememe. 3. Aziz ve kutsal bir şeye tecavüz edildiğini görmekten doğan asil temiz duygu. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GAZA: (Ar.) Er. - Din uğruna savaş.

    GAZAL: (Ar.) Er. 1. Ceylan. 2. Geyik, âhû. 3. Geyik yavrusu. 4. Güzel göz, irigöz.

    GAZALE: (Ar.) Ka. - Dişi geyik.

    GAZANFER: (Ar.) Er. 1. İri arslan, şir. 2. Cesur, yürekli, yiğit adam. 3. Hz. Ali'nin lakabı.

    GAZEL: (Ar.) Er. 1. Latif. 2. Kuruyarak dökülmüş ağaç yaprağı. 3. Divan, Fars ve Arap edebiyatlarında en yaygın nazım şekli.

    GAZİ: (Ar.) Er. 1. Allah yolunda savaşan kişi. 2. Gaza sırasında yaralanan kimse. 3. Gaza sırasında yararlıklar gösteren kumandanlara verilen unvan. 4. 2. Mahmud zamanında çıkarılan altın sikke.

    GAZİR: (Ar.) Er. 1. Yumuşak, mülayim. Tatlı, nazik, uysal.

    GAZİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Gazir).

    GAZİYÜDDİN: (Ar.) Er. - Din uğrunda yara alan, yaralanan. Savaşan.

    GAZZAL: (Ar.) Er. - İplikçi.

    GAZZALİ: (Ar.) Er. - İslam aleminin büyük mütefekkirlerinden. - Babası "Gazzal-iplikçi" sanatçısı olduğu için kendisine Gazali adı verilmiştir.

    GELİNCİK: (Tür.) Ka. 1. Yazın kırlarda yetişen kırmızı ve büyük çiçekli bitki. 2. Sansargillerden ince yapılı, sivri çeneli, küçük bir hayvan. 3. Mezgitgillerden, yılan balığına benzer eti sevilen bir balık.

    GENÇ: (Fars.) Er. 1.Hazine define. 2. (a.) Naz, eda, cilve.

    GENCAL: (Tür.) Er. - Genç kal. -(bkz. Genç).

    GENCAY: (Tür.) Er. - Ayın bir haftalık oluncaya kadar ki şekli, hilal.

    GENCE: (Fars.) Er. - Kuzey Azerbaycan'ın Baku'dan sonra en büyük şehri.

    GENCER: (Tür.) Er. - Yeni taze, körpe kimse, yiğit.

    GENÇYAZ: (Tür.). - İlkbahar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GERMA: (Fars.) Ka. - Sıcak yaz.

    GEVAN: (Fars.) Er. - Kahramanlar, yiğitler.

    GEVHER: (Fars.) Ka. 1. Değerli taş. 2. Elmas. 3. Bir şeyin aslı, esası.

    GEVHER ŞAD: (Fars.) Ka. -Pırlanta gibi kıymetli ve neşeli. Gevherşad'. Baysungur'un annesi.

    GEYSU: (Fars.) Ka. - Uzun saç, saç örgüsü, zülüf.

    GEZEGEN: (Tür.) Er. - Güneş etrafında dolanan, ondan aldıkları ışığı yansıtan gök cisimlerinin ortak adı.

    GIYAS: (Ar.) Er. - Yardım, gavs, nusret.

    GIYASEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin yayılması için yardımı dokunan zat. Gıyaseddin Keyhüsrev I: Anadolu Selçuklu Sultanı. - Türk dil kuralına göre "d/t" olur.

    GİLMAN: (Ar.) Er. 1. Tüyü, bıyığı çıkmamış delikanlılar gençler. 2. Köleler, esirler. 3. Cennette hizmet gören erkekler.

    GİLŞAH: (Fars.). 1. Balçık şah. 2. Balçıkta yapıldığı için Hz. Adem'in lakabı. 3. Farsların masal kahramanı Keyyummers'in lakabı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GİRAMİ: (Fars.) Er. - Aziz, muhterem, saygın ulu.

    GİRAY: (Tür.). - Kuvvetli, kudretli. Kırım hanları tarafından unvan olarak kullanılmıştır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GİRGİN: (Ar.). - Herkesle çabucak yakınlık kurarak işini yürütebilen. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GİRYAR: (Fars.). Ağlayıcı, ağlayan, (bkz. Nalan). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GİZEM: (Tür.) Ka. - Sır karşılığı olarak kullanılan uydurma bir kelime.

    GONCA: (Fars.) Ka. 1. Henüz açılmamış gül, tomurcuk. 2. Sevgilinin ağzı.

    GÖĞEM: (Tür.). - Halk dilinde yeşile çalan mor. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GÖKALP: (Tür.) Er. - Göklerin yiğidi bahadır.

    GÖKBEN: (Tür.). - Gökle ilgili, uzay sema. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GÖKÇAY: (Tür.), (bkz. Gökçe). -Kuzey Kafkasya da az tatlı su gölü. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GÖKÇE: (Tür.) Ka. 1. Gökle ilgili göğe ait semavi. 2. Mavi, mavimsi. 3. Güzel hoş güzelce, latif. 4. Gösterişli.

    GÖKÇEK: (Tür.) Er. 1. Güzel çok güzel. 2. Hoş, sevimli, cana yakın alımlı. 3. İnce narin zarif. 4. Güler

    GÖKÇEN: (Tür.) Ka. -(bkz. Gökçe).

    GÖKDOĞAN: (Tür.) Kuzey yarımkürede yaşayan bir doğan türü.

    GÖKEKİN: (Tür.) - Yeni başak meydana getirmiş ekin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GÖKKIR: (Tür.) - At donlarından maviye çalan kır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GÖKKUŞAĞI: (Tür.) - Düşmekte olan yağmur damlacıklarında güneş ışınlarının kırılıp yansımasıyla gökyüzünde oluşan yedi renkli kemer biçimindeki görüntü alkı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GÖKMEN: (Tür.) Ka. - Mavi gözlü ve sarışın kimse.

    GÖKSEL: (Tür.) Er. - Semavi, gökçül karşılığı olarak kullanılan uydurma kelam.

    GÖKSEVİM: (Tür.) Ka. - Sevimli gök.

    GÖKSU: (Tür.) 1. Türklerin oturduğu birçok akarsuya verilen isim. 2. Adana'dan gelerek Akdeniz'e dökülen Seyhan nehrinin önemli kollarından. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GÖKSÜN: (Tür.) - Binboğa dağlarından Elbistan'ın güney batısında Seyhan nehrine karışan çay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GÖKŞEN: (Tür.) Ka. - Gökle ilgili, aydınlık ışıklı gök, uydurma bir kelime.

    GÖKTEPE: (Tür.) Er. - Mavi tepe.

    GÖKTÜRK: (Ar.) Er. - Orta Asya'da yaşamış eski bir Türk ulusu ve bu ulustan olan kimse.

    GÖKYÜZÜ: (Ar.) - Göğün görünen yüzeyi (sema). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GÖNENÇ: (Tür.) Ka. - Refah hali, mutluluk.

    GÖNÜL: (Tür.) Ka. 1. İnsanın manevi varlığının ifadesi, inancı ve hislerinin kaynağı. 2. İstek, arzu, heves, niyet. 3. Duygu, his, aşk. 4. Kibir, gurur. 5. Tabiat, huy.

    GÖRGÜ: (Tür.) Ka. 1. Bir topluluğa ait uyulması gereken nezaket kaideleri muaşeret adabı. 2. Deneme, tecrübe. 3. Görmüş olma durumu, görgü şahidi.

    GÖRKEM: (Tür.) 1. İhtişam, gösteriş karşılığı olarak kullanılan bir kelimedir. 2. Gösterişli, heybetli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GÖRSEL: (Tür.) - Görmekle ilgili manasına kullanılan uydurma bir kelime. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GÖZDE: (Tür.) Ka. 1. Göze girmiş olan sevilen beğenilen, benimsenen. 2. Beğenilen kadın. 3. Osmanlı sarayında padişahın ilk dört cariyesine verilen ünvan.

    GÖZEN: (Tür.) Ka. - Bir nevi alageyik.

    GÖZLEM: (Tür.) - Müşahade, gözlemek karşılığı olarak kullanılan kelime. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GUFRAN: (Ar.) - Günahların affı.

    GULAM: (Ar.) Er. 1. Oğlan, uşak. 2. İran ve Hindistan'da (abd) kelimesi yerine kullanılmıştır. - Gulam Ali, Gulam İshak Han gibi.

    GURBET: (Ar.) - Doğup yaşanılmış olan yerden uzakta yer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GÜÇLÜ: (Tür.) Er. 1. Gücü olan kuvvetli zorlu. 2. Bir musiki dizisinde duraktan sonraki en önemli perde.

    GÜFTAR: (Fars.). - Söz, kelam. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GÜFTE: (Fars.) Ka. 1. Söyleniş, söylenmiş. 2. Bir söz eserinin bestelenmiş bulunan manzum sözleri.

    GÜHER: (Fars.) - Gevher, cevher, (bkz. Gevher). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GÜHERPARE: (Fars.) Ka. - Cevher parçası.

    GÜL: (Fars.) Ka. 1. Çiçek. 2. Bilinen çiçek, gül çiçeği, gülağacı. 3. Tasavvufta Allah'ın birliğinin remzi. 4. Başına ve sonuna ek ve isimler getirilerek yeni isimlerin türetilmesinde kullanılan bir isimdir. - (Ayşegül, Gülay, vb).

    GÜLABİ: (Fars..) Er. - Gülsuyu.

    GÜLAFET: (Fars.) Ka. - Nefes kesen güzellikle. - Gül ve âfet kelimesinden oluşmuş birleşik bir isimdir.

    GÜLBAHAR: (Fars.) Ka. - 1. Bahar gülü. 2. Ebru sanatında kullanılan koyu kırmızı renkte toprak. Gülbahar Hatun: Mehmet Il.'nin hanımı. Bayezid II ve Gevher Sultan'ın annesi.

    GÜLBANU: (Fars.) Ka. - Gülhanım. Gül gibi güzel kadın. Gül hatun.

    GÜLBEDEN: (Fars.) Ka. - Zarif, ince vücuda sahip. Gülbeden Begüm, Babur Şah'ın kızı.

    GÜLBERK: (Fars.) - Gül yaprağı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GÜLBEŞEKER: (Fars.) Ka. - Bir çeşit gül tatlısı.

    GÜLBEYAZ: (f.t.i.) Ka. - Beyaz gül.

    GÜLBİN: (Fars.) Ka. - Gül kökü, gül biten yer.

    GÜLBİZ: (Fars.) Ka. - Gül serpen, gül serpilmiş.

    GÜLCİHAN: (Tür.) Ka. - Cihana, aleme bedel gül.

    GÜLÇE: (Fars.) Ka. - Gülcük, küçük gül.

    GÜLÇİN: (Fars.) Ka. - Gül toplayan, gül devşiren.

    GÜLDEHAN[​IMG] Fars.) Ka. - Gül ağızlı, ağzı gül gibi olan.

    GÜLDESTE: (Fars.) Ka. - Güldemeti, çiçek destesi. - Türk müziğinde mürekkeb makamlardan.

    GÜLENAY: (Tür.) Ka. - Devamlı gülen, ayyüzlü kişi.

    GÜLENBEY: (Tür.) Er. - (bkz. Gülenay).

    GÜLENDAM: (Fars.) Ka.- Gül endamlı, gül boylu, nazik, güzel endam.

    GÜLENNUR: (Tür.) Ka. - Gülmesiyle etrafı aydınlatan, ışık saçan kimse.

    GÜLER: (Tür.) Ka. - Gülen, sevinçli, handan.

    GÜLFAM: (Fars.) Ka. 1. Gül renkli. 2. Gül gibi kızıl olan.

    GÜLGONCA: (Fars.) Ka. - Açılmamış gül.

    GÜLGÜN: (Fars.) Ka. - Gül renkli, gül renginde, pembe.

    GÜLHAN: (Fars.) Er. - Gül evi, ateşhane.

    GÜLHANIM: (Tür.) Ka. 1. İyi huylu, nazik hanım. 2. Gül yüzlü hanım.

    GÜLHAYAT: (Tür.) Ka. 1. Mutlu, huzurlu bir hayat. 2. Gül gibi güzel hayat.

    GÜLİBAR: (Tür.) - Gül fırtınası. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GÜLİSTAN: (Fars.) Ka. 1. Gül bahçesi, güllük. 2. Azerbaycan'da Karabağ bölgesinde bir mevki.

    GÜLİZAR: (Fars.) Ka. 1. Gül yanaklı. 2. Al yanaklı. 3. Türk musikisinde mürekkep bir makam.

    GÜLKIZ: (Tür.) Ka. - Güle benzeyen kız.

    GÜLLÜ: (Tür.) Ka. 1. Gülü olan. 2. Gül desenli (kumaş). - Daha çok örfte kullanılır.

    GÜLNAR: (Fars.) Er. - Hisar, kule.

    GÜLNAME: (Fars.) Er. - Sevgiliye yazılan mektup, kaside.

    GÜLNAR: (Fars.) Ka. - Nar çiçeği.

    GÜLNAZ: (Fars.) Ka. 1. Gül yüzlü kadın. 2. Gül gibi, nazlı narin. - Birleşik isim.

    GÜLNİHAL: (Fars.) Ka. 1. Gül fidanı. 2. Gül ağacı. - Birleşik isim.

    GÜLNUR: (Tür.) Ka. - Etrafına ışık saçan, aydınlatan gül.

    GÜLNÜŞ: (Fars.) Ka. 1. Güliçen. 2. Gülle özdeşleşmiş, gül gibi.

    GÜLPERİ: (Fars.) Ka. - Gizli gül.

    GÜLRANA: (Fars.) Ka. - Güzel gül, dışı sarı içi kırmızı renkte olan bir çeşit gül.

    GÜLRİZ: (Fars.) Ka. 1. Gül saçan, gül serpen. 2. Meşhur bir çeşit lale.

    GÜLRUHSAR: (Fars.) Ka. - Gül yanaklı.

    GÜLSEREN: (Tür.) Ka. - Gül toplayan, gül dağıtan.

    GÜLSEVİM: (Tür.) Ka. - Sevimli, güzel, hoş görünüşlü gül.

    GÜLSU: (Tür.) Ka. - Gül renkli su, taze su.

    GÜLSUNA: (Tür.) Ka. - Gül gibi çekici kadın. Güzel sevgili.

    GÜLSÜM: (Tür.) Ka. - Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kızlarından birinin adı.

    GÜLŞAH: (Fars.) Ka. 1. Güllerin şahı. 2. Varaka'nın sevgilisi, masal kadın.

    GÜLŞEN: (Fars.) Ka. - Gülbahçesi, gülistan, gülizar,

    GÜLTANE: (Tür.) Ka. - Yeni açmış gül, gonca.

    GÜLTEKİN: (Tür.) Er. - Genç delikanlı, nazik.

    GÜLTEN: (Fars.) Ka. - Gül tenli, gül vücutlu.

    GÜLZAR: (Fars.) Ka. - Gülbahçesi, gül tarlası.

    GÜNAY: (Tür.) Ka. - Gündüz, gün aydınlığında ay.

    GÜNEŞ: (Tür.) Ka. - Çevresindeki sisteme ait gezegenlerin etrafında döndüğü, ışık ve ısı yayan büyük gök cismi, şems.

    GÜNEY: (Tür.) - Dört ana yönden biri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GÜNSEL: (Tür.) Er. - Hızlı akan sel.

    GÜRAY: (Tür.) Er. - Yeni doğan ay.

    GÜRBÜZ: (Tür.) Er. 1. İyi, yetişmiş, sağlam ve kuvvetli. 2. Cesur, kuvvetli. 3. Sağlıklı, sıhhatli.

    GÜRCÜ: (Tür.) Er. - Gürcistan ahalisinden veya bu ahalinin soyundan olan. Gürcistan ahalisine ait.

    GÜRÇINAR: (Tür.) Er. - Çok büyümüş, gelişmiş, serpilmiş.

    GÜRDAL: (Tür.) Er. - Güçlü, gelişmiş dal.

    GÜREL: (Tür.) Er. - Maiyeti geniş, çevresi güçlü kuvvetli.

    GÜRGAN: (Fars.) Er. 1. İran'ın kuzeydoğusunnda bir yer. 2. Aksak Timur'un lakabı.

    GÜRHAN: (Tür.) Er. 1. Hanlar hanı. 2. Kara-Hitay prenslerine verilen unvan.

    GÜRKAN: (Tür.) Er. 1. Bol kan. Genç, taze, gelişmiş, serpilmiş.

    GÜROL: (Tür.) Er. - Büyü, serpil, geliş.

    GÜRSU: (Tür.) - Temiz, pak, hızlı su. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GÜVEN: (Tür.) 1. Korku ve kuşku duygusundan uzak. 2. İnanma ve bağlanma duygusu. 3. Yüreklilik, cesaret. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    GÜVENÇ: (Tür.) Er. 1. Güvenme, dayanma, itimat. 2.Övünme, gurur.

    GÜZİDE: (Fars.) Ka. - Seçkin, seçilmiş, beğenilmiş.

    GÜZİN: (Fars.) Ka. - Seçen, seçilmiş, seçkin, beğenilmiş. - Hz. Muhammed (s.a.s)'in dostu (halifesi) Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali (r.anhum).

    GÜZİR: (Fars.) - Çare, derman. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. [​IMG]
     
  8. ocean

    ocean Paylaşımcı Melek Üye

    Kayıt:
    15 Ekim 2008
    Mesajlar:
    360
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    izmir
    Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

    - H -

    HABBAN: (Ar.) Er. - Güney Arabistan'da bir kasaba.

    HABİB: (Ar.) Er. - Sevgili. Seven, dost.

    HABEŞİ: (Ar.) Er. - Habeşler gibi derisinin rengi çok koyu esmer olan kimse. Habeş ırkına mensup.

    HABİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Habib)

    HABİBULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın sevgilisi. Hz. Peygamber.

    HABİL: (Ar.) Er. - Habil. Hz. Adem'in oğullarından, Kabil'in kardeşi, Kabil tarafından öldürülmüştür. Yeryüzünde ilk öldürülen kişidir.

    HABİNAR: (Ar.) Ka. - Nar tanesi.

    HABİR: (Ar.) Er. 1. Taze, haberli, bilgili, agah, vakıf. 2. Cenab-ı Hak.

    HACCAC: (Ar.) Er. 1. Delil ikame eden. Delille galip olan. 2. Irak valisi olup, Hz. Muhammed soyuna ve taraflarına eziyet eden Yusuf b. Sakail'nin unvanı. Yezid'in komutanlarından.

    HACCE: (Ar.) Ka. 1. Hacca giden,

    Kabe'yi ziyaret eden hacı kadın. 2. Bir çeşit akdiken. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

    HACE: (Fars.) Er. 1. Hoca. 2. Bilgin, öğretmen. 3. Çelebi, sahip, muallim, profesör. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

    HACER: (Ar.) Ka. 1. Taş, kaya. -Hacer-i Esved: Kabe'nin duvarında bulunan meşhur kara taş. 2. Hz. İsmail'in annesi ve Hz. İbrahim'in cariyesinin adı.

    HACERUNNUR: (Ar.) Ka. - Kükürt ile demirin birleşmesinden meydana gelen altın sarısı renginde.

    HACI: (Ar.) Er. 1. Hacca giden, Kabe'yi ziyaret eden, hacı. 2. Dini bir mahalli ziyaret eden kimse.

    HACİB: (Ar.) Er. - Birinin bir yere gitmesine engel olan. 2. Kapıcı. -Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

    HACİR: (Ar.) Er. 1. Hicret eden, bir başka yere geçen. 2. Sayıklayan.

    HADDAS: (Ar.). Çabuk kavrayan, anlayışlı, kavrayışlı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    HADİ: (Ar.) Er. 1. Yenilene yardım eden, yardımcı. 2. Hidayet eden, doğru yolu gösteren. Kılavuz, rehber. 3. Önde giden kimse. 4. Mızrak ucu.

    HADİC: (Ar.) Er. - Erken doğan oğlan çocuğu.

    HADİCE: (Ar.) Ka. - Vakitsiz, erken doğan kız çocuğu. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. Hadice: Hz. Muhammed (s.a.s)'in ilk eşi.

    HADİD: (Ar.) Er. 1. Keskin. 2. Demir. 3. Öfkeli, hiddetli, şiddetli, titiz. 4. Kur'an-ı Kerim'in 50. suresinin adı.

    HADİM: (Ar.) Er. - Hizmetkar, yardım eden. Hadim-i Harameyn: Harem-i Şerifin hizmetkarı. Hicaz'ın alınmasından sonra Osmanlı sultanlarına verilen lakap.

    HADİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hadi).

    HAFAZA: (Ar.) Ka. 1. İnsanın yaptığı işleri yazmakla görevli melekler. 2. Bekçiler.

    HAFİ: (Ar.) Er. 1. Çok ikram eden, insanı güler yüzle karşılayan. 2. Yalınayak yürüyen, koşan adam.

    HAFİD: (Ar.) Er. - Erkek torun.

    HAFİDE: (Ar.) Ka. - Kız torun. (bkz. Nebire).

    HAFİZ: (Ar.) Er. 1. Allah'ın adlarındandır. Muhafaza eden, saklayan, esirgeyen, koruyan. 2. Kur'an'ı ezbere bilen ve usulüne uygun okuyan kimse.

    HAFİZE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hafız).

    HAFİZÜDDİN: (Ar.) Er. - Dinin koruyucusu. - Daha çok unvan olarak verilir.

    HAFSA: (Ar.) Ka. - Hz. Ömer'in kızı. Hz. Peygamberin zevcelerinden, Ümmü'1-Mü'minin.

    HAKAN: (Tür.) Er. 1. Eski Türk ve Moğol hükümdarlarının kullandığı unvanlardan biri, hanlar hanı. 2. Kağan.

    HAKEM: (Ar.) Er. 1. Bir uzlaşmazlığın halli için tarafların üzerinde anlaştıkları kimse. 2. Çeşitli yarışmaları, müsabakaları idare eden kimse. 3. Jüri, bir yarışmada değerlendirme yapan kimse. 4. Allah'ın isimlerinden. Hüküm veren, karar veren, bütün meselelerin kendisine döndüğü hüküm sahibi.

    HAKGÜZAR: (a.f.i.). - Hakkı tanıyan, haktan ayrılmayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    HAKİ: (Fars.) Er. ı. Yeşile çalan koyu sarı renk, toprak rengi. 2. Topraktan, toprağa mensup. Mütevazi kişi.

    HAKİKAT: (Ar.) Ka. l. Bir şeyin aslı ve esası, mahiyeti. 2. Gerçek, doğru, gerçekten, doğrusu. 3. Sadakat, doğruluk, bağlılık, kadirbilirlik.

    HAKİM: (Ar.) Er. 1. Her şeye hükmeden, hikmet sahibi olan Allah. 2. Hükmeden, dava yargılama işine memur olan, yargıç. 3. Üstte bulunan. 4. Hekim, akıllı, becerikli. 5. Kadı, vali, amir, hükümdar, emir.

    HAKİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Hakim).

    HAKİMİYET: (Ar.) Ka. - Hakimlik, amirlik, üstünlük, egemenlik. Sulta.

    HAKKI: (Ar.) Er. 1. Doğruluk ve insaf sahibi. 2. Bir insana ait olan şey. 3. Dava, iddiada hakikate uygunluk. 4. Emek. 5. Pay, hisse. 6. Layık, münasip.

    HAKTAN: (Tür.) Er. - Allah'tan gelen, Allah'ın verdiği.

    HAKTANIR: (a.t.i.) Er. - Herkesin hakkını gözeten kimse.

    HALAS: (Ar.) Er. - Kurtuluş, kurtulma.

    HALASKAR: (Ar.) Er. - Kurtarıcı.

    HALDUN: (Ar.) Er. - Devamlılar, sürekli olanlar.

    HALE: (Ar.) Ka. - Ayın ve güneşin etrafında bazı zamanlarda görülen ışıklı halka, ayla, ağıl.

    HALEF: (Ar.) Er. 1. Babadan sonra kalan oğul. 2. Memurlukta, birinden sonra gelip onun yerine geçen kimse.

    HALENUR: (Ar.) Ka. - (bkz. Hale).

    HALİD: (Ar.) Er. 1. Sonsuz, daim, ebedi. 2. Bir yıldan çok yaşayan. 3. Türk dil kurallarına göre "d/t" olarak kullanılır. Halid b. Velid: Ünlü sahabi. Allah'ın kılıcı olarak anıldı.

    HALİDDİN: (Ar.) Er. - Dinin sonsuzluğu ölümsüzlüğü.

    HALİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Halid).

    HALİFE: (Ar.) Er. 1. Halef, naib. 2. Hz. Peygamber'in vekili ve dünyadaki müslümanların başı olan kimse.

    HALİL: (Ar.) Er. - Samimi dost, Allah'ın dostu.

    HALİLULLAH (Ar.) Er. - Allah'ın dostu. Hz. İbrahim (a.s.).

    HALİM: (Ar.) Er. 1. Sakin, sessiz. 2. Tabiatı yavaş olan, yumuşak huylu. Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı alarak kullanılması tercih edilir.

    HALİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Halim). Peygamberimizin (s.a.s) süt annelerinden.

    HALİS: (Ar.) Er. 1. Hilesiz, katkısız. 2. Karışmamış, katışıksız, saf, hilesiz. Temiz. 3. Yalnız, sadece. - (bkz. Muhlis).

    HALİSE: (Ar.) Ka. - (bkz. Halis).

    HALLAC: (Ar.) Er. - Pamuk, yatak, yorgan atan kimse. - Hallac-ı Mansur: 922 yılında "Ene'1-Hak" dediği için asılan ve divan edebiyatında adına sık sık rastlanılan ünlü sufı.

    HALUK: (Ar.) Er. - İyi huylu, insaniyetli, geçim ehli olan.

    HAMAN: (Ar.) Er. - Hz. Musa'ya karşı acımasızca mücadele eden Mısır Firavunu'nun veziri.

    HAMASE: (Ar.) Er. - Yiğitlik, kahramanlık şiirleri, marşlar.

    HAMASET: (Ar.) Ka. 1. Cesaret, kahramanlık, yiğitlik. 2. Kahramanca şiir.

    HAMDİ: (Ar.) Er. 1. Allah'ı övmek. 2. Allah'a şükretmek. 3. Şükreden, şükredici.

    HAMDİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hamdi).

    HAMDULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın övgüsü.

    HAMİ: (Ar.) Er. - Himaye eden, koruyan, koruyucu, sahip çıkan, gözeten.

    HAMİD: (Ar.) Er. 1. Koru sönmediği halde alevi sönen ateş. 2. Hamdeden, şükreden kul. 3. Hz. Pey. (s.a.s)'in lakaplarından.

    HAMİD: (Ar.) Er. - Övülmeye değer. - Allah'ın isimlerinden (bkz. Abdülhamid). - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    HAMİDE: (Fars.) Ka. - (bkz. Hamid).

    HAMİL: (Ar.). 1. Yüklü. Gebe. 2. Sahip, malik. 3. Taşıyan, gözeten. 4. Uhdesinde bir poliçe bulunan. 5. Hamil-i vahy: Cebrail (a.s.). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    HAMİYE: (Ar.) Ka. 1. Himaye eden, koruyan korucu. 2. Kayıran, kayırıcı.

    HAMİYET[​IMG]Ar.) Ka. 1. Milli onur ve haysiyet. 2. İnsanlık, fazilet. 3. İzzeti nefs.

    HAMMAD: (Ar.) Er. -1. Çok hamdeden, çok şükür ve dua eden. Hammad b. Ebu Süleyman: Hadisçi. Tabiindendir.

    HAMMADE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hammad).

    HAMRA: (Ar.) Ka. - Daha, pek çok kızıl, kırmızı. - el-Hamra: İspanya'nın Gırnata şehrinde Araplardan kalma meşhur saray.

    HAMZA: (Ar.) Er. 1. Arslan. 2. Heybetli, azametli demektir. - Hz. Peygamber'in amcası, Mekke döneminde müslüman olmuş, Uhud Savaşı'nda Vahşi tarafından şehid edilmiştir.

    HANBELİ: (Ar.) Er. Ahmed b. Muhammed b. Hanbel (Öl. 855): Ehli sünnetin dört ana mezhebinden birisi olan Hanbeli mezhebinin imamı.

    HANDAN: (Fars.) Ka. 1. Gülen, gülücü. 2. Güler yüzlü, sevimli.

    HANDE: (Fars.) Ka. 1. Açılış, açılma. 2. Gülme, gülüş.

    HANDEGÜL: (Fars.) Ka. - Gülün açması.

    HANEDAN: (Fars.) Er. - Kökten, asil ve büyük aile.

    HANEF: (Ar.) Er. - Doğruluk, istikamet.

    HANEFİ: (Ar.) Er. - İmamdı Azam Ebu Hanife'nin mezhebinden olan. Hanefi mezhebine mensup kişi.

    HANİF: (Ar.) Er. l. Tek Allah'a, Al*lah'ın birliğine inanan. 2. İslam inan*cına sıkı ve samimi olarak bağlanan. 3. Hz. Muhammed (s.a.s)'in tebliğin*den önce Mekke'de tek Allah'a ina*nanlar.

    HANİFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hanif).

    HANIM: (Tür.) Ka. 1. Kadınlar için kullanılan saygı sözü. 2. Eş, karı, zevce. 3. Ev sahibesi.

    HANNAN: (Ar.) Çok acıyan, çok merhametli. Allah'ın isimlerinden "abd" takısı alarak isim yapılır. Abdülhannan.

    HANNAS: (Ar.) - Şeytan. - İsim olarak kullanılmaz.

    HANSA: (Ar.) Ka. - Arapların en büyük ünlü hanım şairi. Müslüman olmuştur.

    HANSOY: (Tür.) Er. - (Han sülalesine mensup.

    HANZADE: (Fars.) Ka. - Hükümdar çocuğu.

    HANZALE: (Ar.) Ka. - Doğu Arabistan'da bir Arap kabilesi.

    HARE: (Fars.) Ka. 1. Sert taş, kaya. 2. Meneviş, menevişli kumaş.

    HAREM: (Ar.) Ka. 1. Yasak kılınmış mukaddes olan şey. 2. Evlerde yabancı erkeklerin girmesine izin verilmeyen, kadınlara ait bölüm. 3. İç avlu. 4. Hicaz'da ihrama girilen yerden Ka'be'ye dek uzanan bölüm. 5. Mekke-Medine'nin ismi.

    HARİKA: (Ar.) Ka. İmkanların üstünde olup insanda hayret uyandıran şey.

    HARİM: (Ar.) Er. 1. Biri için kutsal olan şeyler. 2. Harem dairesi, harem. 3. Evin içi gibi, başkalarına kapalı olan yer. 4. Bir evin civarı. 5. Avlu. 6. Ortak, şerik. 7. Hacıların, hac zamanı giydikleri giysi.

    HAKİME: (Ar.) Ka. - Kişinin dilediği gibi kullanabilecek hakka malik olduğu malı (bkz. Harim).

    HARİS: (Ar.) Er. 1. Muhafız, bekçi, gözcü. 2. Koruyan, koruyucu. 3. Son derece hırslı olan. 4. Yemen'de bir Arap kabilesinin adı.

    HARİSE: (Ar.) Ka. - (bkz. Haris).

    HARİZM: (Fars.) Er. - Amuderya'nın aşağı kısmının her iki yanında bulunan ülke. Bu ülkede XIII. yy'a kadar dilini muhafaza ederek yaşamış olan İran kavminin adı.

    HARMAN: (Ar.) Er. 1. Tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek tanelerin başaklarından ayrılması. Bu işin yapıldığı mevsim, sonbahar. 2. Birçok çeşitten birer parça alıp yeni bir bileşim oluşturmak.

    HARRAS: (Ar.) Er. - Ekinci, çiftçi, toprağı işleyip ekin eken.

    HARUN: (Ar.) Er. - Kur'an-ı Kerim'de bahsedilen peygamberlerdendir. Musa Peygamberin büyük kardeşi. Fir'avun erkek çocukların öldürülmesi emrini kaldırdıktan sonra doğmuştur. Hz. Musa'dan 3 sene sonra doğduğu söylenir.

    HARUT: (Ar.). 1. Arkadaşı Marut ile tanınan melek, büyü ve sihir ile uğraştıkları için kıyamete kadar kalmak üzere Babil'de bir kuyuya hapsedil-

    mişlerdir. 2. Babil halkına korunmaları için büyü öğreten iki melekten biri, sihir yapar. - İsim olarak kullanılmaz.

    HARZEM: (Fars.) Er. - (bkz. Harizm).

    HASAFET: (Ar.) Er. 1. Hükümde sağlamlık, kuvvet ve olgunluk. 2. Görüş sağlamlığı.

    HASAN: (Ar.) Er. - Güzellik, iyilik, hüsn sahibi olmak. Hasan b. Ali b. Ebi Talib: Ali (r.a.)'nin büyük oğlu. Peygamber Efendimizin torunu. Kur'an'da geçen kelimelerdendir.

    HASBEK: (Tür.) Er. - Dürüst, iyi, saf insan.

    HASBİ: (Tür.) Er. - İsteyerek ve karşılık beklemeksizin yapılan.

    HASBİNUR: (Ar.) Ka. - (bkz. Hasibe).

    HASEKİ: (Ar.) Er. - Hükümdarların hizmetine tahsis edilmiş şahıs ve zümrelere verilen ad.

    HASEN: (Ar.) Er. 1. Güzel, süslü. 2. Güzel işler, hayırlar. Hasan şeklinde kullanılır.

    KASENE: (Ar.) Ka. 1. İyilik, iyi hal, iyi iş, hayırlı iş. 2. Dünya ve ahiret saadeti. 3. Eski altın paralardan birinin adı.

    HASENİ: (Ar.) Ka. - Hasene ait.

    HASGÜL: (Ar.) Ka. - Değerli, eşsiz gül.

    HASHANIM: (Ar.) Ka. 1. Çıtıpıtı, ince, narin kadın. 2. Bilge, değerli kadın. - Birleşik isim.

    HASİB: (Ar.) Er. 1. Hayır sahibi, eliaçık, cömert. 2. Değerli, itibarlı, soyu temiz, muhterem, saygın, şahsi meziyet sahibi. 3. Muhasebeci, sayman.

    HASİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hasib).

    HASİF: (Ar.) Er. - Hasafetli, aklı başında olgun adam.

    HASİFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hasif).

    HASNA: (Ar.) Ka. - İffetli, şerefli, namuslu. - (bkz. Hesna).

    HASKIZ: (Tür.) Ka. - İyi nitelikleri kendinde toplamış genç kız.

    HASLET: (Ar.) - İnsanın yaratılışındaki huyu, tabiatı, mizacı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    HASPOLAT: (Tür.) Er. - Katışıksız, saf, çelik gibi.

    HASRET: (Ar.) Ka. 1. Ele geçirilemeyen veya elden kaçırılan bir nimete veya kıymetli şeye üzülüp yanmak. 2. İç çekme, inleme, üzüntü, iç sıkıntısı, keder, zahmet, eseflenme, özleyiş.

    HAŞİM: (Ar.) Er. 1. Haşmetli, gösterişli, muhteşem. 2. Kuru ekmek kırıntısı doğrayan. - Ezen, kıran, yaran, parçalayan. - Ben-i Haşim Hz. Peygamber'in (s.a.s) soyu.

    HAŞİMÎ: (Ar.) Er. - Haşime mensup, Haşimilerden olan.

    HAŞMET: (Ar.) Er. - İhtişam, gösterişlilik, heybet, büyüklük. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    HAŞMEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin büyüklüğü, ihtişamı.

    HATEM: (Ar.) Er. 1. Mühür, üstü mühürlü yüzük. 2. En son. 3. Hatemü'l-Enbiya: Peygamberlerin sonuncusu, Hz. Muhammed. 4. Halemi Tai: Arap kabileleri arasında tanınmış "Tayy" kabilesine mensup ve cömertliğiyle meşhur olan "İbn Abdullah b. Sa'd"ın lakabı. 5. Çok cömert olan.

    HATIR: (Ar.) Er. 1. Şan ve şeref sahibi. 2. Yüce, ulu. 3. Tehlikeli.

    HATIRA: (Ar.) Ka. - Hatıra gelen, hatırda kalan şey, andaç.

    HATIRNEVAZ: (a.f.i.) Ka. - Gönlü okşayan, hatırnaz.

    HATIRSAZ: (a.f.i.) Er. - Gönül yapan, hoşnut eden.

    HATİB: (Ar.) Er. 1. Hitab eden, söz söyleyen. 2. Camide hutbe okuyan. 3. Güzel, düzgün konuşan kimse. Sahabe isimlerindendir.

    HATİCE: (Ar.) Ka. - Erken doğan kız çocuğu. Hz. Haticetü'l-Kübra; Hz. Peygamber'in ilk eşi ve 6 çocuğunun annesi. Ümmü'l-Mü'minin.

    HATİF: (Ar.) Er. - 1. Kuvvetli, sert ve tiz bir sesle tebliğ veya davet eden kimse. 2. Göz kamaştıran. 3. Göze görünmeyen.

    HATİFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hatif).

    HATİM: (Ar.) Er. 1. Sona erdiren, bitiren. 2. Mühürleyen, mühürleyici.

    HATİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Hatim).

    HATUN: (Ar.) Ka. 1. Kadın. 2. Eş, zevce. 3. Eskiden yüksek kişilikli kadınlara ya da hakan eşlerine verilen unvan.- Örfte isim olarak kullanılır.

    HAVER: (Fars.). 1. Şark, doğu. 2. Güneşin doğduğu gün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    HAVLE: (Ar.) Ka. 1. Etraf, çevre, güç, kuvvet. 2. Sahabe hanımlarından birisi. Hakkında ayet inmiştir.

    HAVVA: (Ar.) Ka. - Esmer kadın. Havva: Hz. Adem (a.s.)'in karısı, ilk kadın. Adem (a.s) cennette uyurken sol kaburga kemiğinden yaratılmıştır. İnsan soyunun başlangıcı yani türeyiş, onların bir arada yaşamaya başlamasıyla vaki olmuştur.

    HAY: (Ar.) Er. 1. Canlı, diri. 2. Allah'ın sıfatlarından. - "abd" takısı alarak kullanılır. "Abdülhay".

    HAYA: (Ar.) Ka. l. Utanma, sıkılma. 2. Ar, namus, edep. 3. Allah korkusu ile günahtan kaçınma.

    HAYAL: (Ar.) Ka. 1. İnsanın kafasında canlandırdığı şey. 2. Bir olay veya eşyanın zihinde kalan izi. 3. Gerçekte olmadığı halde görüldüğü sanılan şey, görüntü.

    HAYALİ: (Ar.) Er. - 1. Hayal niteliğinde ya da hayal ürünü olan. 2. Kanuni Sultan Süleyman devrinin büyük şairlerinden biri.

    HAYAT: (Ar.) Ka. 1. Yaşayan, diri. 2. Canlılarda doğumdan ölüme kadar geçen süre. 3. Yaşama, yaşayış.

    HAYATEFZA: (a.f.i.) Ka. - Hayat artıran.

    HAYATENGİZ: (a.f.i.) Ka. - Yaşatan, yaşamaya zorlayan.

    HAYATİ: (Ar.) Er. 1. Dirilik, canlılık. 2. Büyük önem taşıyan. 3. Hayata, yaşayışa ait, hayatla ilgili.

    HAYDAR: (Ar.) Er. 1. Arslan, esed, gazanfer, şir. 2. Cesur, yiğit adam. 3. Hz. Ali'nin lakabı.

    HAYİM: (Ar.) Er. 1. Şaşkın, hayrette. 2. Sevgiden dolayı şaşkına dönmüş.

    HAYME: (Ar.) Ka. - Çadır.

    HAYR: (Ar.) Er. İyi, faydalı, hayırlı, yarar. Hayru'l-Vera: Halkın, alemin hayırlısı, Hz. Muhammed. Hayru'l-Beşer: İnsanların hayırlısı, Hz. Muhammed.

    HAYRAN: (Ar.) Er. 1. Şaşmış, şaşa kalmış, şaşırmış. 2. Çok tutkun. 3. Aşırı derecede sevgi duyan.

    HAYRAT: (Ar.) Er. 1. Sevap kazanmak için yapılan hayırlı işler, iyilikler. 2. Sevap için kurulan müessese.

    HAYREDDİN: (Ar.) Er. - Dinin hayırlı eylediği mübarek kıldığı insan. -Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.

    HAYRET: (Ar.) Ka. - Şaşma, şaşırma, şaşakalmış, ne yapacağını bilmeme.

    HAYRİ: (Ar.) Er. - Hayırla, iyilikle ilgili, uğur ve kutluluğa ait.

    HAYRİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hayri).

    HAYRULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın hayırlı ettiği erkek.

    HAYRUNNİSA: (Ar.) Ka. - Kadınların hayırlısı.

    HAYSİYET: (Ar.) Er. - Şeref, onur, itibar, değer.

    HAYYAM: (Ar.) Er. 1. Çadırcı. 2. İran'ın meşhur şairlerinden Ömer Hayyam,

    HAZAL: (Ar.) Ka. - Kuruyup dökülen ağaç yaprakları.

    HAZAN: (Fars.) Ka. - Sonbahar, güz.

    HAZAR: (Ar.) 1. Sabit meskeni olanların oturdukları memleket. 2. Barış ve güven. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılabilir.

    HAZEN: (Ar.) Ka. - Üzüntü. Gam, keder.

    HAZER: (Ar.) - Deniz, bahr, büyük su. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    HAZIM: (Ar.) Er. - Hazmeden, hazimli, ihtiyatlı, akıllı, işinde gözü açık, sağlam olan.

    HÂZİM: (Ar.) Er. - Zafer kazanan, galip, hazimete uğratan.

    HÂZİME: (Ar.) Ka. - Sindirici kuvvet, (bkz. Hazim).

    HAZİN: (Ar.) Er. 1. Hüzünlü, üzüntülü, acıklı. 2. Üzüntü veren, gamlandıran, kederlendiren.

    HAZİNE: (Ar.) Ka. 1. Devlet malının parasının saklandığı yer. 2. Gömülü ya da saklıyken bulunan değerli şeyler.

    HAZİZ: (Ar.) Er. 1. Mesud, mutlu. 2. Hisse ve nasibi olan.

    HAZİZE: (Ar.) Ka. - (bkz. Haziz).

    HAZLAN: (Ar.) Er. 1. Terketmek. 2. Allah ilminde, Allah'ın insanı lütuf ve nusretinden mahrum etmesi. İsim olarak kullanılmaması daha uygundur.

    HAZRÂ: (Ar.) Ka. 1. Yeşil, sebze, hadra. 2. Gökyüzü. 3. Türk musikisinde mürekkep bir makam.

    HAZREC: (Ar.) Er. 1. Bir Arap kabilesinin ismi. 2. Hz. Peygamberi Mekkeli muhacirlerle, Medine'de kabul eden ve ilk İslam devletinin temelini teşkil eden ensarın en önemli kolu.

    HEBİB[​IMG]Ar.)Er.-Rüzgar.

    HECİL: (Ar.) Ka. - İki dağın arasındaki kısım, vadi, dere.

    HEDEF: (Ar.) Er. 1. Nişan, nişan alınacak yer alanı. 2. Meram, maksat, gaye, amaç.

    HEDİYE: (Ar.) Ka. 1. Hediye, armağan. 2. Karşılıksız verilen şey. - Hediyetullah: Allah'ın hediyesi.

    HEKİM: (Ar.) Er. - 1. İnsan hastalıklarının teşhis ve tedavisi ile uğraşan kimse, doktor. 2. Hikmet sahibi kişi, filozof.

    HENNÂ: (Ar.) Ka. - Kına ağacı, (bkz. Kına).

    HEPER: (Tür.) Er. - Cesur, yiğit kimse.

    HEPGÜL: (Tür.) Ka. 1. Gül gibi güzel kadın. 2. Neşeli ol.

    HEPŞEN: (Tür.) Ka. - (bkz. Hepgül).

    HEPYENER: (Tür.) Er. - (bkz. Heper).

    HESNA: (Ar.) Ka. 1. Güzel kadın. 2. Hanım, kadın.

    HEYBÂN: (Ar.) Er. 1. Korkunç, korku veren. 2. Çok utangaç.

    HEYBET: (Ar.) Er. 1. İnsanlarda korku ile birlikte saygı uyandıran görünüş. 2. Karizma, doğal etkileyiş.

    HEZÂR: (Fars.). 1. Bülbül. 2. Çok, pek çok. 3. Bin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    HEZÂRE: (Ar.) Ka. - Afganistan'ın dağlık kesiminde oturan bir kabile.

    HEZARFEN: (Fars.) Er. - Çok bilen, elinden her iş gelen. Bin türlü iş beceren. Hezarfen Ahmet Çelebi: Türk bilgini. Yapay kanatlarla ilk defa uçma deneyimini başaran adam.

    HIDIR: (Ar.) Er. - (bkz. Hızır).

    HIFZI: (Ar.) Er. 1. Saklama, koruma ile ilgili. 2. Ezberleme, akılda tutma.

    HIFZURRAHMAN: (Ar.) Er. - Merhamet eden, acıyan. Allah'ın koruyuculuğu. Allah'ın uhdesinde.

    HIFZİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hıfzı).

    HIFZULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın koruması, saklaması.

    HINCAL: (Tür.) Er. - Öc al.

    HIYRE: (Fars.) Ka. - Kamaşık, donuk, fersiz göz.

    HIZIR: (Ar.) Er. 1. Yeşil. Yeşillik. 2. Kehf suresinde 59-81. ayetlerde bahsi geçen ve Hz. Musa'nın onunla buluşarak imtihan olunduğu şahsın müfessirlerin ekseriyetinin üzerinde ittifakla durdukları ismi. Hızır hakkında çok çeşitli rivayetler vardır.

    HIZIRHAN: (Ar.) Er. - Seyyid. Seyyidi sülalesinin kurucusu, Malik Süleyman'ın oğlu.

    HIZIR BEY: (Ar.) Er. - İstanbul'un fethinden sonra oranın ilk kadısı olan Türk alimi ve şairi.

    HIZLAN: (Tür.) Er. - Hız kazan, hızını artır.

    HİBE: (Ar.) Ka. - Bağışlama, bağış.

    HİBETULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın bağışlaması, bağışı.

    HİCAB: (Ar.) Er. 1. Utanma, sıkılma. 2. Perde, ikişeyi birbirinden ayırmaya yarayan perde.

    HİCABİ: (Ar.) Er. - (bkz. Hicab).

    HİCRAN: (Ar.) Ka. 1. Ayrılık. 2. Unutulmaz acı, keder.

    HİCRET: (Ar.) Ka. 1. Bir memleketten, başka bir memlekete göç ediş. 2. Rasulullah'ın Mekke'den Medine'ye göç etmesi, takvim başlangıcı olan Miladi 622 yılında vuku bulmuştur.

    HİÇSÖNMEZ: (Tür.) Er. - (bkz. Sönmez).

    HİÇYILMAZ: (Tür.) Er. - (bkz. Yılmaz).

    HİDAYET: (Ar.). - Hak yoluna doğru yola girme. 2. Müslüman olmak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    HİDAYEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin gösterdiği doğru yol.

    HİDİV: (Ar.) Er. - İmtiyazlı, Mısır valisi veya bu valinin ünvanı.

    HİKEM: (Ar.) Er. - Hikmetler.

    HİKMEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin hikmeti. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    HİKMET: (Ar.). 1. Hakimlik, feylesofluk. 2. Sebeb, gizli, Allah'ın hikmeti. 3. Felsefe. 4. Ahlaki söz, öğüt verici, kısa öz, öğretici söz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    HİKMETULLAH: (Ar.) Er. 1. Ancak Allah'ın bileceği iş. 2. Allah'ın hikmeti.

    HİLÂ: (Ar.) Er. - Hükümdarın taltif etmek istediği kimseye verdiği kıymetli elbise. Hil'at.

    HİLÂL: (Ar.) Ka. 1. Hilal, yeni ay şeklinde olan ay, ayça, gençay. 2. Bir yazı sitili. 3. Hilaliyye: Kadiri tarikatı şubelerinden birinin adı.

    HİLMİ: (Ar.) Er. - Yumuşak huylu, sakin tabiatlı.

    HİLMİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hilmi).

    HİLYE: (Ar.) Ka. 1. Süs, zinet, cevher. 2. Güzel sıfatlar. 3. Güzel yüz. 4. Bir yazı sitili. 5. Hz. Muhammed'in mübarek vasıflarını ve güzelliklerini anlatan manzum ve mensur eser.

    HİMAYET: (Ar.) Er. - Koruma, korunma.

    HİMMET: (Ar.) Er. 1. Gayret, emek, çalışma, çabalama. Yüksek irade. 2. Ermiş kimsenin tesiri. 3. Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.

    HİMYER: (Ar.) Er. - Yemen'de bir kavmin adı.

    HİND: (Ar.) Ka. 1. Hindistan. 2. Sahabeden Ebu Süfyan'ın karısı.

    HİRAM: (Fars.) Er. - Salınma, salınarak edalı yürüme.

    HİSAR: (Ar.). 1. Kuşatma, etrafını sarma. 2. Kale etrafı islihkamlı bent. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    HİŞAM: (Ar.) Er. - Nisam el-Melik: Emevi halifesi.

    HİZBER: (Ar.) Er. 1. Arslan, esed, gazanfer, şir, bahadır. 2. Cesur, yürekli adam.

    HİZBULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a inananlar topluluğu.

    HİZRAN: (Fars.) Ka. 1. Hezaren ağacı. 2. Harun er-Reşid'in annesi.

    HOŞEDA: (Fars.) Ka. - Hareket ve davranışı hoş, güzel. Cazibeli.

    HOŞENDAM: (Fars.) Ka. - Boyu bosu güzel, düzgün olan.

    HOŞFİDAN: (Fars.) Ka. - Güzel endamlı, boylu boslu kadın.

    HOŞKADEM: (Fars.) Ka. - Ayağı uğurlu.

    HOŞNEVÂ: (Fars.) Ka. - Güzel sesli.

    HOŞNİGAR: (Fars.) Ka. - Güzel, hoş sevgili.

    HOŞTEN: (Fars.) Ka. - Güzel vücutlu.

    HUBEYB: (Ar.) Er. 1. Küçük taze buğday taneceği. Tanecik. Hubeyb b. Adiyy el-Ensarî (Öl. 625): İslam'ın ilk şehitlerindendir. Uhud'un ardından tutsak edildi ve Mekke'ye köle olarak götürüldü. Uhud'ta öldürülen Haris'e mukabil, işkence edilerek vahşi bir biçimde kazığa vuruldu ve şehid oldu.

    HUBTER: (Fars.) Ka. - Pek güzel, en güzel.

    HÜCCET: (Ar.) Er. - Delil.

    HUCESTE: (Fars.) Ka. - Uğurlu, hayırlı, kutlu.

    HUCURAT: (Ar.) 1. Hücreler odalar. 2. Kur'an-ı Kerim'in 49. suresinin adı.

    HUD: (Ar.) Er. - Hz. Hud (a.s). Ad kavmine gönderilen peygamber. -Kur'an'da ismi geçen 24 peygamberden biridir. Dalalet ve sapıklık içinde olan kavmini ıslah için çok uğraştı fakat onlar, Hud'a inanmadılar ve ani bir fırtına ile yok olarak tarihten silindiler.

    HUDA: (Ar.). 1. Doğru yol gösteren, hidayet eden. 2. Allah'ın isimlerinden. 3. Kur'an-ı Kerim. Ek almadan isim olarak kullanılmaz. Hudanur gibi.

    HUDAVENDİGAR: (Fars.) Er. 1. Sahip, hükümdar, bay. 2. Fars edebiyatında Allah manasında kullanılır.

    HUDAVENDİ: (Fars.) Er. 1. Hükümdarlık. 2. Efendi, sahip, maliklik. 3. Hakim, hükümdar.

    HUDAYİ: (Fars.) Er. - Allah'a mensup, Allah'ın yarattığı.

    HUDEYBİYE: (Ar.) Er. 1. Mekke'den ağır yürüyüşle 17 km mesafede bir vadi. 2. İslam tarihinde Hudeybiye Musalahası olarak bilinen anlaşmanın yapıldığı yer.

    HULAGU: (Fars.) Er. - Moğol hükümdarı olup, İran'da Moğol hanedanının kurucusudur.

    HULKİ: (Ar.) Er. 1. Hulk, yaratılışla ilgili, doğal tabi. 2. İyi ahlaklı, iyi huylu.

    HULUSİ: (Ar.) Er. 1. Halis olan, saf, iç temizliği. 2. Samimi, candan. -(bkz. Halis).

    HUMEYRA: (Ar.) Ka. 1. Beyaz tenli kadın. 2. Hz. Aişe'nin lakabı.

    HUNALP: (Tür.) Er. - Cesur, kahraman.

    HUNDE: (Ar.) Ka. - Sükun, sulh ve mütareke, (bkz. Hudeybiye). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    HURDAZ: (Fars.) Er. - Farsların kullandığı şemsi senenin 3. ayına verilen isim.

    HURİ: (Ar.) Ka. 1. Cennet kızı. 2. Sevgili. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

    HURİSER: (a.f.i.) Ka. - Cennet kızlarının başı, hurilerin başı.

    HURİYE: (Ar.) Ka. - Coşkunluk hallerinde hurilerle buluştuklarına inanan bir tarikat.

    HURREM: (Fars.) Ka. 1. Şen, sevinçli, güleryüzlü, gönülaçan, taze, hoş. 2. Bir yazı sitili. 3. Hurrem Sultan: Kanuni Sultan Süleyman'ın gözde zevcelerinden. Osmanlı siyasetinde etkin rol oynayan hanımlardan.

    HURŞİD: (Fars.) Er. - Güneş, aftab, mihr, şems. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

    HUSREV: (Ar.) Er. - Hükümdar, padişah.

    HUZUR: (Ar.) Er. - Baş dinçliği, gönül rahatlığı, dirlik, erinç.

    HÜCCET: (Ar.) Er. 1. Senet, vesika, delil. 2. Seçkin alimlere verilen unvan. - Hüccetü'l-İslam: Gazali.

    HÜDAİ: (Ar.) Er. - (bkz. Hüdayi).

    HÜDAVENDİGAR: (Fars.) Er. 1. Amir, hükümdar. 2. Osmanlı padişahlarından I. Murad'ın ünvanı.

    HÜLYA: (Ar.) Ka. - Kuruntu.

    HÜMA: (Ar.) Er. 1. Devlet kuşu. 2. Saadet, mutluluk.

    HÜMEZE: (Ar.) - Birini arkasından çekiştirmek. Kur'an-ı Kerim'in 104. suresinin adı. İsim olarak kullanılmaz.

    HÜNER: (Fars.) Ka. - Bir işte gösterilen incelik ve beceriklilik, maharet, ustalık marifet.

    HÜNKAR: (Fars.) Er. 1. Uğurlu. 2. 15-29 yaş arasında Osmanlı Sultanlarına verilen isim.

    HÜR: (Ar.) Er. - Özgür, bağımsız.

    HÜRAY: (a.t.i.). - Ay gibi özgür, ay kadar bağımsız. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    HÜRCAN: (a.t.i.). (bkz. Hüray).

    HÜRDOĞAN: (a.t.i.) Er. - (bkz. Hüray).

    HÜREYRE: (Ar.) Er. Kedicik, kedi yavrusu. - Ebu Hüreyre: Ashab-ı Kiram'dan en çok hadis rivayet eden sahabi. Kedi yavrularını çok sevdiği için bu ismi aldığı söylenir.

    HÜRGÜL: (Tür.) Ka. - Gül gibi özgür güzel.

    HÜRKAL: (Tür.) Er. - Esir olma.

    HÜRKAN: (Tür.) Er. - Özgür soydan gelen.

    HÜRMET: (Ar.) Ka. - Saygı.

    HÜRMÜZ: (Fars.) Er. 1. Zerdüştlerin hayır tanrısı. 2. Eski İran takviminde güneş yılının ilk günü. 3. Jüpiter, müşteri, erendiz. 4. Sasani sülalesinden 5. padişahın adı.

    HÜROL: (Tür.) Er. - (bkz. Hürkal).

    HÜRREM: (Fars.) Ka. 1. Yeşil taze. 2. Gönülaçıcı. 3. Şen şakrak, sevinçli.

    HÜRRİYET: (Ar.) Ka. 1. Hürlük, serbestlik. 2. İstediğini herhangi bir engelle karşılaşmadan karar dairesi içinde yapabilme hali.

    HÜRSEL: (Tür.) Er. - (bkz. Hürol).

    HÜRSEV: (Tür.) Er. - Hürriyeti seven kişi.

    HÜRYAŞ AR: (Tür.) Er. (bkz. Hürsev).

    HÜSAM: (Ar.) Er. - Keskin kılıç.

    HÜSAMEDDİN: (Ar.) Er. 1. Dinin keskin kılıcı. 2. Mevlana'nın halifesi olan Hüsameddin Çelebi, Mevlana'nın Mesnevi'yi dikte ettirdiği kişidir. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    HÜSEYİN: (Ar.) Er. 1. Küçük sevgili. 2. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in torunu, Hz. Ali'nin küçükoğlu.

    HÜSMEN: (Tür.) Er. - Hüseyin'den bozma olarak yapılan isim.

    HÜSNİ: (Ar.) Er. - Güzelliğe ait, güzellikle ilgili.

    HÜSNİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Hüsni).

    HÜSNÜ: (Ar.) Ka. - Çok güzel.

    HÜSNÜGÜL: (a.f.i.) Ka. - Gülün güzelliği.

    HÜSNÜGÜZEL: (Tür.) Ka. - Sarı çiçekli, güzel yapraklı süsbitkisi.

    HÜSNÜHAL: (Ar.) Ka. - Davranış güzelliği.

    HÜSREV: (Fars.) Er. 1. Padişah, hükümdar, sultan. 2. Hüsrev şirin masalının erkek kahramanı. - Hüsrev: Eserlerini daha çok Farsça yazmış bir Türk şairi ve edibi olup 1253-1325 yıllan arasında Hindistan'da yaşamıştır.

    HÜTEYN: (Ar.) Er. - Hicaz ve Mısır'da dağınık halde yaşayan büyük bir göçebe kabile.

    HÜVARE: (Ar.) Ka. - Berberi kabilesinin en önemlilerinden birinin adı.

    HÜVEYDÂ: (Fars) Ka. - Açık, apaçık, belli, besbelli, zahir.

    HÜZEY: (Ar.) Er. - Kuzey Arabistan'da büyük bir Arap kabilesi.

    HÜZZAM: (Fars.) Ka. - Türk müziğinin en eski birleşik makamlarından. [​IMG]
     
  9. ocean

    ocean Paylaşımcı Melek Üye

    Kayıt:
    15 Ekim 2008
    Mesajlar:
    360
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    izmir
    Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

    - I -

    IDIK: (Tür.) Er. - Kutsal, mübarek.

    IDIKUT: (Tür.) Er. 1. Eski Türklerde bir şan. 2. Devlet yönetme gücü.

    IKNAT: (Ar.) Ka. 1. Allah'a dua etme, yalvarma. 2. İnkisar etme. 3. Namazda kıyamı uzatma ve hacca devam etme.

    ILDIR: (Tür.) Er. 1. Parıltı, parlayış. 2. Alacakaranlık.

    ILDIZ: (Tür.). 1. Yıldız. 2. Gündönümünden 10 gün önceki zaman. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ILGAR: (Tür.) Er. 1. Çok çabuk, hızlı. 2. Hücum, akın. 3. Verilen söz. 4. Havanın parlak, açık olması. 5. Öfke.

    ILGAZ: (Tür.). 1. Atın dört nalla koşması. 2. Hücum, akın. 3. Çankırı ilinin ilçe merkezi. 4. Batı Karadeniz bölgesinin en yüksek dağ kitlesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ILGAZER: (Tür.) Er. - (bkz. Ilgar).

    ILGI: (Tür.) Er. 1. Soy sop. 2. Sürü. 3. Çoban. 4. Hısım, akraba.

    ILGIM: (Tür.) Ka. 1. Serap. (bkz. Serap). 2. Gök erimi, serap. 3. Belli belirsiz.

    ILGIN: (Tür.) Ka. - Kumlu topraklarda yetişen ve çit bitkisi olarak kullanılan ağaççık.

    ILICAN: (Tür.) Er. - Ilıkça, biraz ılık.

    IRAK: (Tür.) Ka. - (bkz. Uzak).

    IRAZ: (Tür.) Ka. - (bkz. Irak).

    IRIZ: (Tür.) Er. - Cesur, yiğit.

    IRMAK: (Tür.) Ka. - Çoğunlukla denize dökülen, genişliği ve taşıdığı su niceliği bakımından en büyük akarsu, nehir.

    IŞIK: (Tür.) Ka. 1. Bazı cisimler tarafından tabii halde ve akkor haline gelinceye kadar ısıtıldığında yayılan, cisimleri görmemizi sağlayan ışıma, aydınlık, ziya, nur (bkz. Ziya, nur). 2. Aydınlatma cihazı, mum, lamba, ampul, fener. 3. Işık tutma, bir konuda aydınlatıcı bilgi vermek.

    IŞIKALP: (Tür.) Er. - (bkz. Işık).

    IŞIKAY: (Tür.). - (bkz. Işık). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    IŞIKER: (Tür.) Er. - (bkz. Işık).

    IŞIKHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Işık).

    IŞIL: (Tür.) Ka. - Çok aydınlık, parlak ışık.

    IŞILAR: (Tür.) Ka. 1. Parlayan, ışıldayan. 2. Neşeli, canlı, şen.

    IŞIMAN: (Tür.) Er. - Parlak, aydınlık yüzlü kimse.

    IŞIN: (Tür.) Ka. - Bir ışık kaynağından çıkarak her yöne yayılıp giden ışık demeti.

    IŞINBAY: (Tür.) Er. (bkz. Işın).

    IŞINBİKE: (Tür.) Ka. - (bkz. Işın).

    IŞINER: (bkz. Işın).

    IŞINSU: (Tür.) Er. - (bkz. Işın).

    IŞKIN: (Tür.) Ka. - Bitki sürgünü, asma filizi.

    ITIR: (Ar.) Ka. 1. Güzel, hoş koku. 2. Sardunyagillerden, yapraklan güzel kokan bitki, turnagagası.

    ITRİ: (Ar.) Er. - Itrî (Buharizâde Mustafa Efendi). Türk besteci, hattat ve şair. [​IMG]



    - İ -

    İBADULLAH: (Ar.) Er. 1. Allah'ın kullan, insanlar, (bkz. Abdullah). 2. Çok, pek çok.

    İBER: (Ar.). - İbretler, alınan kötü dersler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İBHAC: (Ar.). - Sevindirme, sevindirilme. - Erkek ve kadın adı olarakkullanılır.

    İBİŞ: (Tür.) Er. l. Ortaoyunu ve kukla tiplerinde gülünç şahıs. 2. Avanak, sersem. Daha çok takma isim olarak kullanılır.

    İBN: (Ar.) Er. - Erkek çocuk demektir. Araplarda birçok şahıs babalarının isimleriyle anılmıştır. İbn Abbas (Abdullah): Rasulullah 'in amcası Abbas'ın oğlu. Sahabedendir.

    İBRA: (Ar.). Beri kılma, beraat etme, temize çıkarılma, aklanma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İBRAHİM: (Ar.) Er. 1. İnananların babası. 2. Hakların babası. 3. Kur'an'da ismi geçen İbrahim peygamber.

    İBRET: (Ar.) Ka. 1. Bir olaydan, kötü bir durumdan ders alma. 2. İbret alınacak olay, iş, acaip, tuhaf.

    İBRİN: (Ar.) Ka. - Yüzü parlak, güzel olan sevgili.

    İBRİNŞAK: (Ar.) Ka. - Ağaçta, çiçek açma, ağacın çiçeğinin tomurcuğunu yarıp çıkması.

    İBRİZ: (Ar.). - Halis, saf altın. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İBSAN: (Ar.) Er. - İnsanın yüzü veya huyu güzel olma.

    İBŞAR: (Ar.) - Müjde verme, müjdeleme, muştulama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İCAZET: (Ar.) Ka. 1. İzin, ruhsat. 2. Diploma.

    İCAB: (Ar.) Er. 1. Lazım gelme, gerçek. 2. Bir sözleşme için ilk söylenen söz. 3. Olumlama, olumlu hale gelme.

    İCÂBET: (Ar.) Ka. 1. Kabul etme, kabul edilme. 2. Razı olma, uyma.

    İCÂBİ: (Ar.) Er. - (bkz. İcab).

    İCİ: (Fars.) Er. 1. Hükümdar veziri vekili. 2. Atmaca.

    İCLÂL: (Ar.) Ka. 1. Büyültme, saygı gösterme, ikram. 2. Büyüklük, kudret ve kuvvet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İCMA: (Ar.) Ka. - Dağınık şeyleri toplama, biraraya getirme.

    İCMÂL: (Ar.). 1. Özetleme. 2. Özet. 3. Cem, toplama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İÇKİN: (Tür.). - Varlığın içinde bulunduğu varlığın yapısına karışmış olan. 2. Yalnızca bilinçte olan. 3. Deney içinde kalan, deneyi aşmayan. 4.Dünya içinde dünyada olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İÇÖZ: (Tür.) Er. - İçli, özlü değerli.

    İÇTEN: (Tür.). - Yürekten, candan, samimi. En önemli, can alıcı noktasından. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İDİCANAN: (Ar.) Ka. - Sevgilinin bayramı.

    İDİKUT: (Tür.) Er. 1. Kutlu, saadetli. 2. Yüksek rütbeli. 3. Eski Türklerde bir hükümdar ünvanı.

    İDİL: (Yun.i.) Ka. 1. Kır hayatını konu edinen yazı veya şiir, aşk hakkında. 2. Küçük ve şairane resim. 3. İçten ve saf aşk.

    İDLÂL: (Ar.) Ka. - Naz etme, nazlanma, aşın derecede nazlanma.

    İDRİS: (Ar.) Er. 1. Meyvesi hoş kokulu, kerestesi güzel bir kiraz türü. 2. İlim ve fende ileri seviyede olan anlamında. 3. Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen İdris peygamber. 4. İlk kez giysi dikip giydiği için terzilerin, ilk kez kalem kullandığı için yazarların piri sayılmaktadır.

    İFAKAT: (Ar.) Ka. 1. Hastalıktan kurtulma, iyileşme. 2. Ayılma.

    İFAZA: (Ar.). 1. Feyizlendirme, feyz ve nur verme. 2. Kabı taşıncaya kadar doldurma. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

    İFDAL: (Ar.). 1. Lütuf ve bağış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İFFET: (Ar.) Ka. 1. Afiflik, temizlik. 2. Namus.

    İFHAR: (Ar.) Er. - Onurlandırma, üstün etme.

    İFTİHAR: (Ar.). 1. Şeref, şan. 2. Övünme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İĞDEMİR: (Tür.) Er. - Marangozlukta ağaç delmek için kullanılan çelik araç.

    İHLAS: (Ar.) Er. 1. Halis, temiz doğru sevgi. 2. Gönülden gelen dostluk, samimiyet, doğruluk, bağlılık. 3. Kur'an-ı Kerim'in 112. suresinin adı.

    İHMİRÂR: (Ar.) Ka. Kızarma, kızıllık.

    İHSAN: (Ar.) Er. 1. İyilik etme. 2. Bağış bağışlama. 3. Verilen bağışlanan şey. 4. Lütuf, iyilik.

    İHTİMAM: (Ar.) Er. - Dikkatle çalışma, önemle inceleme.

    İHTİRAM: (Ar.) Er. - Saygı, hürmet.

    İHTİŞAM: (Ar.). - Büyüklük, göz alıcılık, gösterişlilik, görkem. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İHVAN: (Ar.). 1. Sadık, samimi candan dostlar. 2. Aynı tarikata mensup insanlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İHYA: (Ar.). 1. Diriltme, diriltilme, canlandırma. 2. Taze can verircesine iyilik lütfetme. 3. Yeniden kuvvetlendirme. 4. Uyandırma, canlandırma, tazelik verme. 5. Allah'ın sıfatlarından. - İsim olarak kullanılmaz.

    İKAN: (Ar.). - Sağlam biliş, bilme. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İKBÂL: (Ar.). 1. Birine doğru dönme. 2. Baht-talih. 3. İşlerin yolunda gitmesi, bahtlı, saadetli, mutlu olması. 4. Arzu, istek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İKBAR: (Ar.). Büyük, ulu görme, görülme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İKDAM: (Ar.). 1. İlerleme. 2. İlerlemeye çalışma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İKLİL: (Ar.) Ka. - Taç esfer.

    İKLİM: (Yun.). - Bir ülke ya da bölgenin ortalama hava durumunu belirleyen meteorolojik olayların tümü. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İKRAM: (Ar.). 1. Hürmet, saygı gösterme. 2. Ağırlama. 3. Bir şeyi hediye, armağan olarak verme. 4. Hesap dışı yapılan inceleme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İKRAMULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın ikramı, nimeti, bağışı.

    İKSİR: (Ar.). 1. Ortaçağ kimyacılarının olağanüstü etkili güçte varsaydıkları cisim. 2. Etkili, yarar şurup. 3. En etkili neden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İKTİDAULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a tabi olma, uyma.

    İLBAŞI: (Tür.) Er. - Selçuklular'da köy yöneticisi.

    İLBEY: (Tür.) Er. - Bir müddet "vali" karşılığında resmen kullanılan uydurma kelime.

    İLBEYİ: (Tür.) Er. - Eski Türkler'de ve Osmanlılarda bazı oymak beyleri ve ileri gelenler için kullanılan ünvan.

    İLBİLGE: (Tür.) Er. - Bir ülkenin tanınmış saygın, bilgin kişisi.

    İLCAN: (Tür.) Er. - Ülkenin canı, sevdiği kişisi.

    İLDEMİR: (Tür.) Er. - Ülkenin en sağlam, güçlü, kuvvetli kişisi,

    İLDENİZ: (Tür.). 1. Ülkenin denizi. İldeniz Şemseddin: Azerbaycan Atabeyleri diye de anılan İldenizler Sülalesinin kurucusu. Kıpçaklardandır. (Öl. 1175). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İLENÇ: (Tür.) Er. - İlenmek amacıyla söylenen söz, ilenme.

    İLEY: (Fars.). 1. Huzur. 2. Yan, yön, karşı taraf. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İLGAR: (Tür.) Er. 1. Eski Türklerde at koşularına ve tören olarak yapılan koşulara verilen ad. 2. Atın dört nala koşması.

    İLGARİ: (Tür.). 1. Artukluların Mardin ve Silvan kolundan iki Atabeyin adı. 2. Komutan, önder.

    İLGİ: (Tür.). 1. İki nesne arasındaki bağ, alaka. 2. Kimyada bir cismin başka bir cisimle birleşmeye olan meyli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İLGÜ: (Tür.). Engel, mania. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İLGÜL: (Tür.) Ka. 1. Ülkenin gülü. 2. Çok güzel kadın.

    İLGÜN: (Fars.) Ka. - Halk, ahali.

    İLHAM: (Ar.). 1. Allah tarafından insanın gönlüne doldurulan şey. 2. Peygamberin gönlüne gelen ilahi düşünceler. 3. Günlük, olağan şey. 4. İçe-gönüle doğma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İLHAMİ: (Ar.) Er. - (bkz. İlham).

    İLHAN: (Fars.) Er. - Moğol hükümdarlarına verilen unvan.

    İLİG: (Tür.) Er. - Hükümdar ve hükümdar ailesi mensuplan.

    İLİGHAN: (Tür.) Er. Karahanlı hükümdar.

    İLKAN: (Tür.) Er. 1. İlk kan. 2. İran'da İlhanlılar'dan sonra bir devlet kuran Türk hükümdarı.

    İLKAY: (Tür.). - Yeni ay, ayın ilk hali. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İLKBAHAR: (Tür.) Ka. - Yılın ilk mevsimi, bahar.

    İLKBAL: (Tür.) Ka. - İlk doğan kız çocuklarına verilen ad.

    İLKCAN: (Tür.) Er. - İlk doğan erkek çocuklarına verilen ad.

    İLKE: (Tür.) 1. Kendisinden türetilen ilk madde. 2. Temel düşünce, temel kanı, umde, prensip. 3. Temel bilgi. 4. Öncül. 5. Davranış kuralı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İLKEHAN: (Tür.) Er. - Yeni ilkeler, kanunlar koyan hükümdar, yönetici.

    İLKER: (Tür.) Er. - İlk doğan çocuk.

    İLKİM: (Tür.). - İlk doğan çocuklara verilen ad. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İLKİN: (Tür.) - Önce, öncelikle, uydurma bir kelime. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İLKNAZ: (Tür.) Ka. - İlk doğan kız çocuklarına verilen isim.

    İLKNUR: (Tür.) Ka. - İlk ay, ayın ilk hali.

    İLKSEL: (Tür.) - Uzun süre çocuğu olmayanların daha sonra ikiz ve üçüz çocukları olduğunda verilen isim. -Erkek ve kadın adı olarak kulanılır.

    İLKSEN: (Tür.) - (bkz. İlknaz). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İLKSER: (Tür.) Er. - İlk baş, ilk önce, birinci.

    İLKSEV: (Tür.) Ka. - (bkz, İlknaz).

    İLKSEN: (Tür.) Ka. - (bkz. İlksen).

    İLKUT: (Tür.) Er. - Kutlu, mutlu, uğurlu ülke.

    İLKUTAY: (Tür.) Er. - Kutsal ülke.

    İLKYAZ: (Ar.) Ka. - İlkbahar, yaz başlarında doğanlara verilen ad.

    İLLİYYUN: (Ar.). - Gökyüzünün ve cennetin en yüksek tabakası. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İLMA: (Ar.). 1. Parlatma. 2. Belirleme, işaret etme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İLMEN: (Tür.) Er. - Bir ülke halkından olan kimse, yurttaş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İLMİ: (Ar.) Er. - İlimle, bilgi ile ilgili.

    İLMİYE: (Ar.) Ka. - İlme ait, ilme mensup.

    İLSAK: (Ar.) - Birleştirme, kavuşturma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İLSAVUN: (Tür.) Er. - Ülkeni düşmanlardan koru.

    İLSEV: (Tür.) - Ülkeni sev, ülkesini seven. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İLSEVEN: (Tür.) - (bkz. İlsev).

    İLSU: (Tür.) - Ülkenin suyu, bereketi, bolluğu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İLŞEN: (Tür.) Ka. - Mtlu, şen ülke.

    İLTAN: (Tür.) Er. - Ülkeni tanı, ülkesini tanıyan seven.

    İLTAY: (Tür.) Er. - (bkz. İltan).

    İLTEBER: (Tür.) Er. - Eski Türklerde vali, kumandan anlamlarında unvan.

    İLTEKİN: (Tür.) Er. - Tek ve eşsiz ülke.

    İLTEMİR: (Tür.) Er. - (bkz. İltekin).

    İLTEMİZ: (Tür.) Er. - (bkz. İltekin).

    İLTEMÜR: (Tür.) Er. - (bkz. İltekin).

    İLTER: (Tür.) Er. - Yurdunu seven, koruyan, gözeten.

    İLTİCAULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a sığınma, iltica etme.

    İLTİFAF: (Ar.) Ka. 1. Sarınma, bürünme, örtünme. 2. Çiçeklerin bürüm bürüm katmerleşmesi.

    İLTİFAT: (Ar.) 1. Yüzünü çevirip bakma. 2. Dikkat. 3. Hatır sorma, gönül alma. 4. Sözünü başka bir kişiye çevirme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İLTİKA: (Ar.) Ka. - Rast gelme, kavuşma, karşılaşma, buluşma.

    İLTİKAULLAH: (Ar.) - Allah'a kavuşma, hidayete erme.

    İLYAS: (İbr.) Er. - Yağmurlara hükmeden İsrail peygamberi. Kur'an-ı Kerim'de 3 yerde adı geçen peygamberin ismidir. Hızır (a.s.) olduğunu söyleyenler vardır.

    İMAD: (Ar.) Er. - Direk, kolon.

    İMADEDDİN: (Ar.). 1. Dinin direği. Daha çok unvan olarak kullanılır. -Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

    İMAM: (Ar.) Er. 1. Namazda kendisine uyulan kimse. 2. Önde bulunan, önayak olan kimse. 3. Halife. Devlet başkanı. 4. Mezhep kuran yüksek dereceli alim. 5. Hz. Ali neslinden gelen. 6. İmam-ı Âzam: Hanefiyye mezhebinin kurucusu.

    İMÂR: (Ar.) Er. - Şenlendirme, bayındırma.

    İMAREDDİN: (Ar.) Er. - Dini alanda yenilik yapan, dinin yönlendirdiği kimse. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

    İMDÂD: (Ar.) Er. 1. Yardım eden. 2. Yardıma gönderilen kuvvet. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    İMER: (Tür.) - Çok zengin, varlıklı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İMGE: (Tür.) - Hayal karşılığı olarak kullanılan ve Fransızca İmaj kelimesine benzetilerek uydurulan kelime.

    İMRÂN: (Ar.) Er. 1. Evine bağlı kalan. 2. Hz. Meryem'in babası, Âl-i İmran: İmran ailesi. Musa, Harun-Meryem ve İsa. - Kur'an-ı Kerim'in 3. suresi.

    İMREN: (Tür.) - Görülen bir şeyi veya herhangi bir isteği elde etmek istemi, gıbta. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İMRUZ: (Fars.) - Bugün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İNAK: (Ar.) Er. - Gerçek dost, arkadaş, sırdaş.

    İNAKA: (Ar.) Ka. - Aşın güzelliği ve çekiciliği ile hayat verme, verilme.

    İNALKUT: (Tür.) Er. - İnanılan doğru, uğurlu ve kutlu kimse.

    İNALTEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. İnalkut).

    İNAMULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın nimeti, iyiliği.

    İNAN: (Ar.) Er. 1. Dizgin. 2. İdare etme, yürütme. 3. (Tür.) Bir kimse ya da şeyin doğruluğunu büyüklüğünü ve gücünü sarsılmaz bir duygu ile benimseme, iman.

    İNANÇ: (Tür.) Er. 1. Bir fikre olan bağlılık, kesin kabul. 2. İman. 3. Kesin kabulle bağlanılan şey. 4. İnanılır şey. 5. Doğru, emin.

    İNANÖZ: (Tür.) Er. - Özünde inanç olan, iman eden.

    İNARE: (Ar.). - Nurlandırma, aydınlatma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İNAYET: (Ar.) Ka. 1. Dikkat. 2. Gayret, özenme. 3. Lütuf, ihsan, iyillik.

    İNAYETULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın lütfü. Allah'ın ihsanı. İnayetullah Kenbu: Şah Cihan dönemini anlatan, Şahcihanname isimli yapıtın sahibi. Hintli tarihçi, yazar.

    İNCİ: (Tür.) Ka. 1. İstiridye cinsinden deniz hayvanlarının içinde çıkan parlak, yuvarlak ve ziynet eşyası olarak kullanılan kıymetli taş. 2. Küçük, temiz ve sevimli. 3. Kıymetli.

    İNCİFEM: (t.a.i.) Ka. - İnci gibi güzel ağızlı.

    İNCİFER: (t.f.i.) Ka. - İnci gibi parlak güzel.

    İNCİLÂ: (Ar.) Ka. 1. Parlama, cilalama. 2. Görünme, belli olma. 3. Parlaklık, ışık.

    İNCİLAY: (Tür.) Ka. - Ay'ın en ince olan zamanı. - İnci ve ay kelimelerinden birleşik isim.

    İNCİSER. (t.f.i.) Ka. - Baş inci, en güzel inci.

    İNDİRA: (Ar.) 1. Girişim. 2. Öne geçme. 3. Bulut altından sıyrılma. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İNFAKULLAH: (Ar.). - Allah'ın yardımı, nafakası, infakı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İNKİYADULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a boyun eğme, teslim olma, kendini teslim etme.

    İNŞAT: (Ar.) Er. - Neşelendirme, (bkz. Neşet).

    İNŞAULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın yapması, meydana getirmesi.

    İNŞİLÂL: (Ar.) 1. Şelale oluşturma. 2. Şiddetle dökülme, atılarak akma.-Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İNŞİRAH: (Ar.) Er. 1. Açılma. 2. Açıklık, ferahlık. - Kur'an-ı Kerim'de bir süre adı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İNŞİRAK: (Ar.) 1. Çatlayıp yarılma, yarık olma. 2. Parlama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İPAR: (Tür.) Ka. 1. Yüksek dağların kar tutmayan yerlerinde yetişen bir çeşit dikenli otun sarımtrak çiçekleri, kurusa bile uzun süre kokusu gitmez.

    2. Güzel koku, misk, anber.

    İPEK: (Tür.) Ka. - İpekböceği denilen ve dut yaprağı ile beslenen kurdun ördüğü koza çözülerek elde edilen, kumaş dokumada kullanılan parlak ve ince tel.

    İRADE: (Ar.) Er. 1. İstem. 2. Emir. 3. (bkz. İstem).

    İRCA: (Ar.) 1. Geri çevirme, geri döndürme. 2. (Kim.) indirgeme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İREM: (Ar.) 1. Cennet bahçesi. 2. Ok veya kurşun atılan nişan tahtası. 3. Cenk denilen musiki aleti ve bunu icad edenin adı. 4. Ad kavmi zamanında, Şeddad tarafından cennete benzetilme amacıyla yapılan bahçe olup, Şam'da veya Yemen'de bulunduğu söylenir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İREN: (Ar.) 1. Özgür, hür. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İRFAN: (Ar.) 1. Bilme, anlama. 2. Gerçeği sezme, kavrama gücü. 3. Dini gerçek ve sırlan biliş. 4. Kültür. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İRFAT: (Ar.) Er. - Yardım etme, bir şey verme.

    İRGÜN: (Tür.) - Sabahın erken saatleri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İRMAN: (Fars.) 1. Çağrısız gelen kimse. 2. Dalkavuk. 3. Eğreti. 4. Arzu, istek. 5. Pişmanlık. - Erkek ve ka*dın adı olarak kullanılır.

    İRMEGÂN: (Fars.) Ka. 1. Uğurluluk, saadet, ikbal. 2. Terbiye eden.

    İRSAD: (Ar.) Ka. 1. Hazırlama. 2. Hazır olma.

    İRSALULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın göndermesi, yollaması, Allah'tan gelen.

    İRSEN: (Ar.) - Miras olarak, anadan babadan geçerek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İRŞAD: (Ar.) 1. Doğru yolu gösterme uyarma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İRŞADULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın irşadı.

    İRTEK: (Tür.) Er. 1. Şafak vaktinde doğan. 2. Masal, efsane.

    İRTİZA: (Ar.) Er. - Razı olma, uygun bulma, beğenme, seçme.

    İRVA: (Ar.) Ka. - Suya kandırma.

    İRZA: (Ar.) - Gönlünü etme, hoşnut etme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İRZİZ: (Ar.) Ka. 1. Titreme. 2. Dolu tanesi. 3. Dik ses.

    İSA: (Ar.) Er. - Dört büyük peygamberden biri. Dört büyük kitaptan İncil'in kendisine gönderildiği, Fir'avunlarla verdiği muhteşem mücadeleyle bilinen büyük peygamber. Kur'an'da 25 yerde ismi geçmektedir.

    İSABET: (Ar.) 1. Düşme, (isabet). 2. Düşme, çıkma. 3. Değme, tutma. 4. Yerindelik, yazılmazlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İSAD: (Ar.) Er. 1. Yüceltme, yükseltme. 2. Kutlu kalma.

    İSADE: (Ar.) Ka. - (bkz. İsad).

    İSAF: (Ar.) Er. - Bir isteği, dileği yerine getirme.

    İSAR: (Ar.) Er. 1. İkram, bahşiş. 2. Cömertlikle verme. 3. Dökme, saçma, serpme. 4. Kendi muhtaç olduğu halde bahşiş verme.

    İSARE: (Ar.) Ka. - (bkz. İsar).

    İSASE: (Ar.) Ka. 1. Göz ucuyla bakma. 2. Camiyet. 3. Zenginlik, servet.

    İSFENDİYAR: (Fars.) Er. - İran mitolojisinde adı geçen hükümdarın adı.

    İSFİD: (Fars.) 1. Ak, beyaz renkli. 2. (bkz. Esfid). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İSHAK: (İbr.) Er. 1. İbranice "Gülme" anlamına geldiği söylenir. 2. Hz. İbrahim'in 2 oğlundan biri olan ve Ya'kub (a.s.)'un babası. Peygamberdir. Kur'an'da 17 yerde ismi geçen peygamberlerdendir.

    İSKENDER: Er. - M.Ö. 356-323 yıllan arasında yaşayan ve 20 yaşında hükümdar olan Makedonya kralı, Aristo'dan ders almıştır. Yunanistan, İran, Anadolu, Suriye, Mısır, Hindistan'ı istila eden hükümdara, Büyük İskender lakabı takılmıştır. 33 yaşında ölmüştür.

    İSLÂM: (Ar.) Er. 1. Muhammed(s.a.s)'e nazil olan ve kendisi tarafından insanlığa tebliğ edilen din, Allah'ın en son dini. 2. Allah'a teslim olma, onun emirlerine uyup, yasaklarından kaçınma. 3. İyi geçinme, barış içinde olma.

    İSMÂH: (Ar.) Er. 1. Semahatli, cömert kılma. 2. Mülayim ve itaatli.

    İSMAİL: (Ar.) Er. - Hz. İbrahim (a.s.)'in oğlu. İbrahim (a.s.) O'nu Allah'a kurban olarak adamış ve sözünde durmak için harekete geçmiştir.

    Fakat Allah (c.c.) O'nu son anda Cebrail aracılığıyla durdurmuş ve bu imtihanı kazandığını bildirmiştir. İsmail (a.s.) Kur'an'da ismi geçen peygamberlerdendir ve babasıyla beraber Ka'be'yi inşa etmişlerdir.

    İSMET: (Ar.) 1. Masumluk, günahsızlık, temizlik. 2. Haramdan namusa dokunan hallerden çekinme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Peygamberin sıfatlarındandır.

    İSMİHAN: (Ar.) - Hükümdar isimleri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İSMİNAZ: (a.f.i.) Ka. 1. Naz isminde. 2. Çok nazlı olan.

    İSMİNUR: (Ar.) Ka. - Nur ismini alan.

    İSMİRAR: (Ar.). - Esmerleşme, kara olma, kararma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılabilir.

    İSNÂ: (Ar.) 1. Övme, şükretme. 2. Değerini yükseltme. 3. Bir yerde uzun zaman kalma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İSRA: (Ar.) Ka. 1. Yürütme, geceleyin yürütme gönderme. 2. Hz. Peygamberin miraç gecesi. 3. Kur'an-ı Kerim'in 17. suresi.

    İSRÂC: (Ar.) 1. Yakma, yandırma. 2. Aydınlatma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İSRAFİL: (Ar.) Er. - Dört büyük melekten sura üfürme görevi verilen melek.

    İSRAİL: (İbr.) - Ya'kub peygamberin lakabı. Sonradan onun soyundan gelenler İsrailoğullan diye anılmışlardır. İsrailoğullan, Kur'an'da çok sık kullanılan bir isimdir.

    İSTÂRE: (Fars.) Ka. - Yıldız, necm, sitare.

    İSTEM: (Ar.) 1. Zulüm ve sitem. 2. İsim olarak kullanılması uygun değildir.

    İSTEMİHAN: (Tür.) - Göktürk devletinin kurucusu Bumin kağanın kardeşi olan Türk hakanı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İSTİHSAN: (Ar.) - Güzel bulma, beğenme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İSTİKBAL: (Ar.) 1. Gelecek zaman. 2. Geleni karşılama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İŞCAN: (Tür.) Er. - Çalışmayı seven, çalışkan.

    İŞVE: (Ar.) Ka. - Güzellerin gönül alıcı, gönül aldatıcı, nazlı davranışı.

    İTKAN: (Ar.) Er. 1. Sağlamlaştırma. 2. İnanma.

    İVAR: (Fars.) Ka. - Düzülmüş, koşulmuş, hazırlanmış.

    İYEM: (Tür.) - Güzellik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İYİSAN: (Tür.) - İyi adla anılan, iyi tanınan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İZAN: (Ar.) 1. Anlayış, kavrayış, akıl. 2. Terbiye, edeb. 3. Boyun eğme, göz dinleme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İZANULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a boyun eğme, Allah'ın terbiyesi.

    İZEM: (Ar.) - Büyüklük, ululuk. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İZGİ: (Tür.) - (bkz. İzgü).

    İZGÜ: (Tür.) - İyi güzel, akıllı, adaletli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İZGÜL: (Tür.) Ka. - (bkz. İzgü).

    İZGÜN: (Tür.) Er. - (bkz. İzgü).

    İZHAN: (Tür.) Er. - İyiliğin, güzelliğin hakimi, yönetici.

    İZHANIM: (Tür.) Ka. - (bkz. İzhan).

    İZHAR: (Ar.) Er. - Gösterme, meydana çıkarma.

    İZRA: (Ar.) 1. Aşın övme. 2. Altın arama. 3. Korkutma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    İZZET: (Ar.) Er. 1. Değer kıymet yücelik, ululuk. 2. Kuvvet, kudret. 3. Hürmet, saygı ikram izan.

    İZZETTİN: (Ar.) Er. 1. Dünün kıymeti, kudret, ulviyeti. 2. Asıl şekli "İzzü'ddin"dir. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

    İZZİ: (Ar.) Er. - Sabırlı, dayanıklı kimse. [​IMG]



    J -

    JALE: (Fars.) Ka. - Gece meydana gelen ve sabah çiçekler üzerinde görülen su damlacığı, çiğ, şebnem (bkz. Şebnem).

    JENGAR: (Tür.) Ka. 1. Bakır pası. 2. Çöktaşı. 3. Deniz yeşili renk.

    JERFÎ: (Fars.) Er. - Derinlik. Derin deniz.

    JEYN: (Fars.) Er. - (bkz. Jiyan).

    JİYAN: (Fars.) Er. - Coşmuş, kükremiş, kızgın.

    JÜLİDE: (Fars.) Ka. 1. Karışık, karmakarışık, dağınık. 2. Derinli
     
  10. ocean

    ocean Paylaşımcı Melek Üye

    Kayıt:
    15 Ekim 2008
    Mesajlar:
    360
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    izmir
    Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

    - K -

    KAAN: (Tür.) Er. 1. Çin ve Moğol imparatorlarına verilen isim. 2. Hakan, hükümdar.

    KA'B: (Ar.) Er. 1. Topuk kemiği, aşık kemiği anlamında. 2. (Mecazen): Şeref, şan, onur anlamında kullanılır. 3. Ka'b b. Züheyr (Vll.yy.): Sahabedendir. Rasulullah için okuduğu Kaside-i Bürde çok meşhurdur. Birçok dillere çevirisi yapıldı.

    KABİL: (Ar.) Er. 1. Olabilir, mümkün. 2. Cins, soy, sınıf, tür, çeşit. -Hz. Âdem'in büyük oğlu olup kardeşi Habil'i öldürmüş ve yeryüzünde ilk kan döken insan olmuştur.

    KADEM: (Ar.). 1. Ayak. 2. Adım. 3.

    Yarım arşın uzunluğunda bir ölçek. 4 Uğur. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

    KADEMRAN: (Fars.). 1. İlerleyen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KADER: (Ar.) Ka. 1. İman esaslarından, Allah'ın bütün yaratıklar için hüküm ve irade ettiği hallerin oluş şekli,

    alın yazısı, takdir. 2. Talih, baht. 3. Kötü talih. 4. Güç kuvvet.

    KADI: (Ar.) Er. 1. Hüküm, karar, hakimlik. 2. Seri devlette, mahkeme reisi. İlim sahibi yetkili. Kadı İyaz: (İyaz b. Musa b. Ümran es-Sebtî: (1083-1149). Meşhur fıkıh ve hadis bilgini. İspanya'da Gırnata kadılığı yaptı. 20'yi aşkın eseri vardır.

    KADİFE: (Ar.) Ka. - Yüzü ince sık tüylü, parlak ve yumuşak kumaş.

    KADİM: (Ar.) Er. 1. Ayak basan, ulaşan, varan. 2. Ezeli, evvelsiz. 3. Çok eski zamanlara ait eski atik. 4. Yıllanmış. - Kelam-ı Kadim, Kur'an-ı Kerim.

    KADIN: (Tür.) Ka. 1.Yetişkin dişi insan. 2. Evlenmiş kadın. 3. Evli ve itibarlı kadın, hanım.

    KADİR: (Ar.) Er. 1. Değer, kıymet, itibar. 2. Parlaklık. 3. Kudret sahibi kudretli, kuvvetli, güçlü. 4. Allah'ın isimlerinden. Kur'an-ı Kerim'de 50'ye yakın yerde geçmektedir. Başına"abd" takısı olarak "Abdülkadir" olarak kullanılır.

    KADİRBİLLAH: (Ar.) Er. 1. Allah'la güçlenen. Gücünü Allah'tan alan. 2. Ebu'l-Ahmed b. İshak. Abbasi halifesi (Öl. 1031). Halife Muktedir'in torunu.

    KADİRE: (Ar.) Ka. - Güçlü kuvvetli.

    KADİRŞAH: (a.f.i.) Er. 1. Güçlü, kuvvetli hükümdar, padişah. 2. Kadir ve şah kelimelerinden türetilmiş birlesik isimdir.

    KADREDDİN: (Ar.) Er. - Dinin kudreti, gücü. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

    KADRİ: (Ar.) Er. 1. Değer, itibar. 2. Onur, şeref, haysiyet, meziyet. 3. Rütbe, derece.

    KADRİCAN: (a.f.i.) Er. - Değerli, itibarlı, can, ruh. - Kadri ve Can isimlerinden meydana gelen birleşik isim.

    KADRİHAN: (a.t.i.) Er. – Değerli hükümdar, yönetici.

    KADRİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Kadri).

    KÂFİ: (Ar.) Er. - El veren, yeter, yetecek, yetişen, kifayet eden.

    KAFİYE: (Ar.) Ka. 1. Şiirde, mısra sonunda yer alan kelimelerin ses benzerliği, ses uyuşması, uyak. 2. Eski nesrimizde zaman zaman yer alan ses benzerliği ve uygunluğuna dayanan sanat, seci.

    KAĞAN: (Tür.) Er. 1. Hakan, imparator. 2. Kükremiş, öfkelenmiş, kükreyen, öfkelenen.

    KAHHAR: (Ar.). 1. Ziyadesiyle kahreden, kahredici, yok edici batırıcı. 2. Allah'ın isimlerinden. - İsim olarak kullanılmaz. - (bkz. Abdülkahhar).

    KAHİR: (Ar.) 1. Allah'ın sıfatlarındandır. Kur'an-ı Kerim'de iki yerde geçer. 2. Kahredici, zorlayan. 3. Yok eden. 4. Ezici kuvvet. Kahir Billah: Abbasi halifesi. (Ebu Mansur Muhammed el-Mutezid). Muktedir'in kardeşi.

    KAHRAMAN: (Fars.) Er. 1. Yiğit, cesur, (bahadır). 2. Hüküm sahibi, iş buyuran. 3. Fars mitolojisinde Rüstem'in yendiği kimse. - (bkz. Bahadır).

    KÂHTA: (Tür.) Er. - Fırat nehri kollarından birinin adı, Malatya'da aynı isimle yerleşim bölgesi vardır.

    KÂHYA: (Fars.) Er. 1. Efendi, emir. 2. Ev sahibi, aile reisi. 3. Çiftlik yöneticisi.

    KAİD: (Ar.) Er. 1. Rehber kumandan. 2. Atlan yedekte götüren. 3. Oturan, ikamet eden.

    KAİDE: (Ar.) Ka. 1. Oturan. 2. Temel, esas. 3. Başkent.

    KAİM: (Ar.) Er. 1. Duran, ayakta duran. 2. Bir şeyi yapan icra eden. 3. Allah'ın emrini ifa eden.

    KAİME: (Ar.) Ka. 1. (bkz. Kaim). 2. Türklerde kağıt para manasına gelmektedir.

    KÂİNAT: (Ar.) Er. 1. Var olanların hepsi. Yaratıklar. Yer gök. - (bkz. Evren).

    KALAGAY: (Tür.) Er. - Al, kırmızı renk.

    KALENDER: (Fars.) Er. 1. Dünyadan elini eteğini çekip başı boş dolaşan. 2. Alçak gönüllü, gurur ve kibirden uzak, üstüne başına dikkat etmeyen bulduğu ile yetinen kimse.

    KALGAY: (Tür.) Er. 1. İzci kumandanı. 2. Kırım hanlığında veliahta verilen unvan.

    KALHAN: (Tür.) Er. 1. (bkz. Kalgay). 2. Kahramanoğulları'nın han soyundan, ceddi de Kalhan adını taşımaktadır.

    KAM: (Ar.) Er. 1. Hekim. 2. Düşünür. 3. Büyücü, sihirbaz.

    KAMACI: (Tür.) Er. - Top kaması yapan ya da onaran kimse.

    KAMANBAY: (Tür.) Er. - (bkz. Kamar).

    KAMAN: (Tür.) Er. - Dağların doruğuna yakın olan yerler.

    KAMARAN: (Ar.) Ka. - Kızıl Deniz'de Yemen kıyılan yakınında bir ada.

    KAMBAY: (Tür.) Er. - Hekim, tabib, doktor.

    KAMBER: (Ar.). 1. Sadık dost, köle. 2. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KAMBİN: (Fars.) Ka. - Mutlu, bahtiyar.

    KÂME: (Fars.) Ka. - Kâm, istek, arzu.

    KAMELYA: (Ar.) Ka. 1. Çaygillerden, büyük beyaz, kırmızı veya penbe renkte çiçekler açan dayanıklı yapraklı bir bitki. 2. Yabangülü, çingülü.

    KAMER: (Ar.). 1. Ay. 2. Sadık hizmetkâr. 3. Kur'an-ı Kerim'in 54. suresi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KÂMİL: (Ar.) Er. 1. Bütün tam noksansız, eksiksiz. 2. Kemale ermiş olgun. 3. Yaşını başını almış terbiyeli, görgülü. 4. Alim, bilgin, geniş bilgili. - (bkz. Kemal).

    KÂMİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Kamil).

    KAMRAN: (Fars.) Er. - İsteğine kavuşmuş olan.

    KÂMURÂN: (Fars.). 1. Kâm sürücü, süren, arzusuna isteğine kavuşmuş mutlu. 2. Arzusuna erişen, bahtiyar, mutlu. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KÂMVER: (Fars.) Er. - İsteğine kavuşmuş, mutlu.

    KANBER: (Ar.) Er. 1. Hz. Ali'nin sadık, vefakâr kölesi. 2. Bir evin gediklisi.

    KANDEMİR: (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen.

    KANİ': (Ar.) Er. 1. Kanaat eden, yeter, bulup fazlasını istemeyen. 2. İnanmış kanmış.

    KANİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Kani).

    KANSU: (Tür.) Ka. 1. Çin'in kuzey batısında önemli bir sınır kenti. 2. Çin'de müslümanların en çok bulunduğu eyalet.

    KANTARA: (Ar.). 1. Köprü, özellikle taştan yapılmış. 2. Su yolu, bend, hisar anlamına da gelir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KANUN: (Ar.) Er. 1. Devletin teşri, yasama kuvveti tarafından herkesçe uyulmak üzere konulan her türlü nizam, kaide kural. 2. Herhangi bir mevzu üzerindeki kanunu taşıyan kitap.

    KANUNİ: (Ar.) Er. 1. Kanuna ait kararla ilgili. 2. Osmanlıların 10. padişahı Sultan 4. Süleyman'ın lakabı, Osmanlıların yükselme devrinin son padişahı. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

    KANVER: (Tür.) Er. - Kanını ver, asil.

    KAPAR: (Tür.) Er. - Akıl, ruh.

    KAPKIN: (Tür.) Er. - Uygun, düzenli.

    KAPLAN: (Tür.) Vahşi kedigillerden, benekli, yırtıcı hayvan.

    KAPLAN GİRAY: (Tür.) Er. -(1680-1738) yıllan arasında Kırım hanı oldu. 3 defa han olmuştur.

    KAPSAM: (Tür.) - Şümul ihtiva, ihata, istiab, manalarına gelen uydurma bir kelime. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KAPTAN: (İtal). 1. Bir geminin sevk ve idare sorumlusu. 2. Şehirlerarası otobüs şoförü. 3. Baş pilot.

    KARAALP: (Tür.) Er. - Esmer, kara yağız yiğit.

    KARABEY: (Tür.) Er. - (bkz. Karacabey).

    KARABUĞRA: (Tür.) Er. - Esmer, erkek deve.

    KARACA: (Tür.) Er. 1. Rengi karaya çalan, esmer, yağız. 2. Geyikgillerden, küçük, boynuzlu, güzel görünüşlü av hayvanı. 3. Üst kol.

    KARACABEY: (Tür.) Er. - Esmer bey, rengi karaya çalan.

    KARACAN: (Tür.) Er. - (bkz. Karaca).

    KARAHAN: (Tür.) Er. - Esmer bey, Esmer hükümdar. Karahanlılar devletinin kurucusu.

    KARAKAN: (Tür.) Er. - Bir tür dağ ağacı.

    KARAMAN: (Tür.) Er. 1. Esmer, yağız insan. 2. Güneybatı'da esen yel.

    KARANALP: (Tür.) Er. - Karayağız, kahraman yiğit.

    KARANFİL: (Ar.) Ka. - Bir çeşit kokulu çiçek.

    KARANI: (Ar.) Er. 1. Orta Anadolu'da bir köy. 2. Veysel Karani'nin doğduğu yer.

    KARASU: (Tür.) Er. 1. Ağır akan su. 2. Çoğunlukla gözün iç basıncının çoğalmasıyla kendini gösteren körlüğe neden olabilen bir göz hastalığı.

    KARATEĞİN: (Tür.) Er. - Amuderya'yı vücuda getiren nehirlerden Surhab üzerinde önemli bir kent.

    KARÇİÇEĞİ: (Tür.) Ka. - Süsengillerden, beyaz pembe çiçekler açan so*ğanlı bitki.

    KARDELEN: (Tür.) Ka. 1. Çiğdem. 2. Nergisgillerden baharda çok erken çiçek açan soğanlı bir bitki.

    KÂRDİDE: (Fars.). - İş bilir, uyanık, tecrübeli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KARGIN: (Tür.) Er. 1. Taşkın su. 2. Bol, çok. 3. Doymuş, tok. 4. Erimiş buz ve kar parçalarının oluşturduğu akarsu. 5. Çağlayan.

    KARGINALP: (Tür.) Er. - Coşkulu, taşkın, hareketli yiğit.

    KARHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Kargın).

    KARİN: (Ar.) Er.l. Yakın. 2. Nail olan. 3. Hısım komşu. 4. Mabeynci.

    KARLUK: (Tür.) Er. - Türk boylarından biri.

    KARLUKHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Karluk).

    KARMEN: (Fars.) Ka. - Parlak kırmızı renk.

    KARNEYN: (Ar.) Er. 1. İki boynuz. 2. Zülkarneyn: Kur'an-ı Kerim'de Kehf 83, 86, 94. ayetlerde adı geçen ve nebi mi, veli mi olduğunda tereddüt edilen zat. 3. Büyük İskender.

    KARTAL: (Tür.) Er. 1. Kartalgillerden, beyazla karışık siyah tüylü, kıvrık ve kuvvetli gagalı, geniş kanatlı büyük yırtıcı kuş. 2. Yeniden diriliş ve güçlülük sembolü.

    KARTAY: (Tür.). Er. - Yaşlı, pir.

    KARTEKİN: - (bkz. Kartay).

    KARUN: (Ar.) Er. 1. Beni İsrail'de zenginliğiyle meşhur olan ve bu yüzden kendisini herşeyin sahibi gibi görmeye başlayıp Allah'a karşı büyüklenen, belki de dünya kapitalistle*rinin en eskisi ve en büyüğü olan kişi. Hz. Musa dönemlerinde yaşamış bu müstekbir, ilahi kahır ve intikama uğrayarak bütün servetiyle birlikte ani bir zelzele ve tufan sonucu yerin dibine geçmiştir. 2. Hunnan ile Beni İsrail'e zulmeden Fir'avun'un müşrik nazırlarından. 3. Çok zengin kimse.

    KARYE: (Ar.) Ka. - Köy küçük kasaba. Kabile reisi veya eşraftan birine oturduğu karyeyle aynı isim verilmektedir.

    KASEM: (Ar.) Er. 1. Yemin etmek. 2. Bölmek.

    KÂSİB: (Ar.) Er. - Kesbeden, kazanan, kazanç sahibi.

    KÂSİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Kasib).

    KASIM: (Ar.) Er. 1. Taksim eden, ayıran bölen. Kasım b. Muhammed (s.a.): Hz. Muhammed (s.a.s)'in oğlunun ismi. Küçük yaşta vefat etmiştir. 2. Kinci, ezici, ufaltıcı. 3. Yılın 11. ayı. 4. Yılın kış bölümü.

    KÂŞİF: (Ar.) Er. - Keşfeden, bulan, meydana çıkaran.

    KÂŞİFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Kaşif).

    KATADE: (Ar.) Er. - 13 yy.'dan itibaren Mekke'de hakim olan Şeriflerin atasına verilen ad.

    KATİB: (Ar.) Er. 1. Yazıcı. Bir kuruluşta yazı işleriyle vazifeli kimse, sekreter. 2. Osmanlı devletinde divanın resmi yazılarını yazan vazifeli. 3. Devlet memuru. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. - Katib Çelebi 1609-1658 yıllan arasında yaşamış ünlü bilgin. En mühim eseri Keşfü'z-Zünun'dur

    KATİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Katib).

    KATİFE: (Ar.) Ka. 1. Kadife. 2. Bir nevi çiçek.

    KATRE: (Ar.) Ka. 1. Damla. Damlayan şey.

    KAVAS: (Ar.) Er. - Okçu, tüfekçi, tüfekli alet.

    KAVİ: (Ar.) Er. 1. Yakar, yakıcı. 2. Kuvvetli, güçlü. 3. Sağlam inanılır. 4. Zengin varlıklı.

    KAVİS: (Ar.) Er. 1. Yay. 2. Gökyüzü, ay, burcu.

    KAVİY: (Ar.) Er. 1. Kuvvetli, güçlü, dayanıklı, metin muhkem, sağlam. 2. Şiddetli, zorlu. 3. Kudret sahibi herşeye gücü yeten. Cenab-ı Hakk'ın güzel isimlerinden biri. Kur'an-ı Kerim'de 10'dan fazla yerde geçer.

    KAVRAM: (Tür.). 1. Bir nesnenin zihindeki soyut ve güzel tasarımı, mefhum. 2. Nesnelerin ya da olayların ortak özelliklerini kapsayan ve ortak bir ad altında toplayan genel tasarım. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KAVUŞUM: (Tür.). 1. Yeryuvarlağı bir uçta kalmak üzere yerin güneşin ve herhangi bir gezegenin bir doğru üzerine gelmeleri. 2. İçtima. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KAYA: (Tür.) Er. 1. Büyük ve sert taş kütlesi. 2. Kayalık sarp dağ.

    KAYAALP: (Tür.) Er. - Kaya gibi güçlü er.

    KAYACAN: (Tür.) Er. - Canı kaya gibi güçlü.

    KAYAER: (Tür.) Er. - Kaya gibi güçlü er.

    KAYAN: (Tür.) 1. Akarsu sel. 2. Yassı, düz, kat kat oluşmuş taşlar. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KAYANSEL: (Tür.) Er. - (bkz. Kayan).

    KAYGUN: (Tür.) Er. 1. Etkili, hüzünlü, dokunaklı. 2. Akdoğan.

    KAYHAN: (Tür.) Er. - Sert, güçlü sesli okuyucu, kayayı bile delecek güçte sesi olan okuyucu.

    KAYI: (Tür.) Er. 1. Yağmur, sağanak, bora. 2. Oğuz boylarından Osmanlı hanedanının mensup olduğu boy. 3. Sağlam, güçlü, sert.

    KAYIHAN: (Tür.) Er. - Güçlü hükümdar.

    KAYITBAY: (Tür.) Er. - Kayıtbay el-Zahiri: Ünlü Mısır ve Suriye sultanı.

    KAYMAZ: (Tür.) Er. 1. Dağ eteği. 2. Güneydoğu'dan esen bir rüzgar.

    KAYNAK: (Tür.) 1. Bir suyun çıktığı yer, menşe. Bir haberin çıktığı yer. 2. Araştırma ve incelemede yararlanılan belge. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KAYRA: (Tür.) - Yüksek büyük tutulan ya da sayılan birinden gelen iyilik lütuf, ihsan atıfet, inayet. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KAYRAALP: (Tür.) Er. - İyiliksever, yiğit.

    KAYRABAY: (Tür.) Er. - İyiliksever, saygın kimse.

    KAYRAHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Kayraalp).

    KAYRAK: (Tür.) Er. 1. Taşlı, kumlu, ekime elverişli olmayan toprak. 2. Kaygan toprak. 3. Bileği taşı.

    KAYRAL: (Tür.) Er. - Kayrılan, himaye edilen (kimse).

    KAYRAR: (Tür.) Er. 1. Orman içindeki ağaçsız kalan. 2. Kayan yer. 3. İnce çakıllı, kumlu toprak.

    KAYS: (Ar.) Er. 1. Leyla ile Mecnun hikayesinin erkek kahramanı olan Mecnun-i Amiri'nin asıl adı. 2. Umman Denizi'nde küçük bir ada.

    KAYSER: (Ar.) Er. - Roma ve Bizans (Alman) imparatorunun lakabı. -Daha çok unvan olarak kullanılır.

    KAYTUS: (Ar.) - Bir yıldız kümesi. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KAYYUM: (Ar.) 1. Gökleri, yeri ve herşeyi tutan. Herşeyin varlık sahibi olabilmesi için gerekeni veren. Allah'ın isimlerinden.

    KAZA: (Ar.) Er. - Hüküm karar verme, emir tesbit vs.

    KAZAK: (Tür.) Er. 1. Göçebe akıncı. 2. Rusya'da yaşayan bir Türk kavmi. 3. Genç, taze. 4. İnatçı.

    KAZAKHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Kazak).

    KAZAN: (Tür.) Er. 1. Su çevrisi, kayra. 2. Sazlık yerlerde dibi bulunmayan sulu yer. 3. Girdap.

    KAZANHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Kazan).

    KÂZIM: (Ar.) Er. 1. Öfkesini yenen kimse. Hırsını dizginleyen. 2. Kinini yenen.

    KEBİR: (Ar.) 1. Büyük, ulu azim. 2. Yaşça büyük yaşlı. 3. Çocukluktan çıkmış genç. 4. Allah'ın isimlerinden. Abdülkebir şeklinde kullanılmalıdır.

    KEBİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Kebir).

    KEBUTER: (Fars.) Ka. - Güvercin.

    KEFFARET: (Ar.) Ka. 1. Günahı örten anlamına gelir. 2. Günahların ödenmesi gereken bedeli.

    KELAMİ: (Ar.) Er. - Söze ilişkin, sözle ilgili.

    KELEBEK: (Tür.) Ka. 1. Vücudu kanatlan ince pullarla ve türlü renklerle örtülü, dört kanatlı, çok sayıda türü olan böcek. 2. Narin, ince kadın.

    KELİM: (Ar.) Er. 1. Söz söyleyen, konuşan. 2. Kelimullah: Tur'u Sina'da Cenab-ı Hakla konuşmasıyla Hz. Musa'ya verilen unvan. 3. Sure-i Kelim: Taha suresi. KELİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Kelim).

    KEMAL: (Ar.) Er. 1. Olgunluk, yetkinlik, tamlık, eksiksizlik. 2. En yüksek değer, mükemmellik, değer baha. 3. Bilgi, fazilet.

    KEMALAT: (Ar.) Ka. - İnsanın bilgi ve ahlak güzelliği bakımından olgun*luğu.

    KEMALEDDİN: (Ar.) Er. 1. Din'de olgunluğa eren, dinin son derecesi. 2. Din bilgisi kuvvetli. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    KEMANDAR: (Fars.) Er. - Yay tutan, yay tutucu.

    KEMYAB: (Fars.) Ka. - Az bulunan, nadir.

    KENAN: (Ar.) Er. 1. Hz. Ya'kub'un memleketi, Filistin. 2. Yusuf-i Kenan: Hz. Yusuf. - Pir-i Kenan: Hz. Ya'kub. Hz. Nuh'un iman etmeyen oğlunun adının da Kenan olduğu rivayet edilmektedir.

    KENTER: (Tür.) Ka. - Şehirli, kentli.

    KERAM: (Ar.) Er. - (bkz. Kirami).

    KERAMEDDİN: (Ar.) Er. 1. Kerem bağış ihsan lütuf sahibi. 2. Dinde üstün mertebelere ulaşan. 3. Keramet sahibi derviş veli. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

    KERAMET: (Ar.) Ka. 1. Birine karşı ikramda bulunmak. 2. Allah'ın bir kimseye cömertliği, lütfü, himayesi ve yardımı olarak ele alınır.

    KEREM: (Ar.) Er. 1. Asalet, asillik, soyluluk. 2. Cömertlik, el açıklığı lütuf, bağış, bahşiş.

    KEREMŞAH: (Ar.) Er. - (bkz. Kerem).

    KERENÂY: (Fars.) Ka. - Eskiden kullanılan bir çeşit nefesli saz.

    KERİM: (Ar.) Er. 1. Kerem sahibi, cömert, verimcil. 2. Ulu, büyük. 3. Lütfü, ihsanı bol, ihsan yönünden ulu. 4. Allah'ın isimlerinden, "abd" takısı alarak kullanılır, (bkz. Abdülkerim).

    KERİMAN: (Ar.) Ka. - (bkz.Kerim).

    KERİME: (Ar.) Ka. 1. (bkz. Kerim). 2. Âyet. 3. Kız evlat.

    KERİMHAN: (a.t.i.) Er. - (bkz. Kerim).

    KEŞİF: (Ar.) Er. - Açma, meydana çıkarma.

    KEVÂR: (Ar.) Ka. - Büyük Sahra'da önemli bir vaha.

    KEVKEB: (Ar.) - Yıldız gökyüzündeki parlak cisimleri ifade eden genel isim. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KEVNİ: (Ar.) Er. - Var olmayla, varlıkla ilgili.

    KEVSER: (Ar.) Ka. 1. Maddi ve manevi çokluk, kalabalık nesil. 2. Cennette bir havuzun ırmağın adı. 3. Kur'an-ı Kerim'de en kısa sure.

    KEYÂN: (Tür.) Er. - Büyük hükümdar, şah.

    KEYFER: (Fars.) 1. Karşılık. 2. Mükafat veya mücazat. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KEYHAN: (Fars.) - Dünya. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KEYHÜSREV: (Fars.) Er. 1. Adil ve ulu padişah. 2. Keykavus'un torunu, Siyavuş'un oğlu olan meşhur hükümdar.

    KEYKÂVUS: (Fars.) Er. 1. Adil, necip. 2. Keyaniyan'ın II. padişahı olup Keykubat'ın torunu ve halefidir. Key'lerin ikinci padişahı.

    KEYKUBAD: (Fars.) Er. 1. Büyük ve ulu padişah. 2. Keykavus'un dedesi olan ünlü padişah. 3. Key'lerin ilk padişahı. - Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.

    KEYS: (Ar.) Er. - Zeka, anlayış, kavrayış.

    KEYVAN: (Fars.) Ka. - Satürn yıldızı.

    KEYYİS: (Ar.) 1. Akıllı, anlayışlı, kavrayışlı. 2. İnce zarif.

    KEYYİSE: (Ar.) Ka. - (bkz. Keyyis).

    KEZBAN: (Fars.) Ka. 1. Bir yeri yöneten kadın kahya. 2. Ev kadını, evine ve kocasına bağlı kadın.

    KEZER: (Fars.) Er. - Kahraman.

    KILAVUZ: (Tür.) Er. - Yol gösteren, rehber.

    KILIÇALP: (Tür.) Er. - Kılıç gibi keskin yiğit.

    KILIÇASLAN: (Tür.) Er. - (bkz. Kılıçalp). İlk Selçuklu Sultanı Süleyman Şah'ın oğlu. Daha sonra O da Selçuklu hanedanının başına geçti.

    KILIÇHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Kılıçalp).

    KILINÇ: (Tür.) Er. 1. Çelikten silah. 2. Davranış, yaratılış, huy.

    KINAY: (Tür.) - Çok çalışkan, etkin, faal. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KINCAL: (Tür.) 1. İnce zarif. 2. Aksi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KINER: (Tür.) Er. - (bkz. Kıncal).

    KINIK: (Tür.) Er. 1. Kaynak, menba. 2. İstek, arzu, gayret. 3. Obur. 4. Oğuzların 24 boyundan biri.

    KINIKASLAN: (Tür.) Er. - (bkz. Kınık).

    KINNESRİN: (Ar.) Ka. - Kuzey Suriye'de bir şehir, eski Halepde denilmektedir.

    KIRALP: (Tür.) Er. - Kır beyi, taşrada oturan.

    KIRAY: (Tür.) Er. 1. Genç, delikanlı. 2. Ürün vermeyen arazi. 3. Eşkıya yol kesen.

    KIRCA: (Tür.) Er. 1. Dolu. 2. Ufak ve sert taneli kar, rüzgarla karışık yağmur.

    KIRDAR: (Tür.) Er. - Ölçülü davranış, soğukkanlılık.

    KIRGIZ: (Tür.) Er. 1. Gezici, gezgin. 2. Kırgızistan'da oturan halk.

    KIRTEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Kıralp).

    KISMET: (Ar.) Ka. 1. Bölme, pay etme, hisselere ayırma. 2. Talih, nasip, kader. 3. Şayi olan hisseyi tayin etme belirtme.

    KIVANÇ: (Tür.). 1. Sevinç, memnuniyet. 2. Övünen, güvenen, iftihar eden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KIYAM: (Ar.) Er. 1. Kalkma, ayağa kalkma, ayakta durma. 2. Namazda ayakta durma. 3. Bir işe başlama. 4. Ayaklanma. 5. Ölümden sonra dirilme, ayağa kalkma.

    KIYAS: (Ar.) Er. 1. Bir şeyi başka şeye benzeterek hüküm verme. 2. Karşılaştırma, örnekseme. 3. Umum kaideye uyma.

    KIYMET: (Ar.) Ka. 1. Değer. 2. Bedel, baha, tutar. 3. Şeref, onur, itibar.

    KIZILÖZEN: (Tür.) Ka. - Kızılırmak, güney Azerbaycan'ı 2 defa katederek Gilan'da Hazer denizine dökülen ırmak.

    KİBAR: (Ar.) Ka. 1. Duygu, davranış ve hareket bakımından ince, zarif, nazik, çelebi. 2. Büyük cömert, asil, zengin. 3. Şık, seçkin. 4. Büyükler, ulular. 5. Kibirli.

    KİBARİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Kibar).

    KİÇİHAN: (Tür.) Er. - Küçük hükümdar.

    KİFAYET: (Ar.) Ka. 1. Yetişme, el verme, kafi gelme. 2. Bir işi yapabilecek yetenekte olma.

    KİMEK: (Tür.) - X. yy. İrtiş'in orta bölgesinde yaşayan bir Türk kavmi. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KİRAM: (Ar.) Er. 1. Soydan gelenler, soyu temizler, ulular, sergeliler. 2. Cömertler, eliaçıklar. Sahabenin lakabı olmuştur.

    KİRAMİ: (Ar.) Er. 1. Cömertçe, eli açıklara özgü. 2. Soylular, ulular, şereflilerle ilgili.

    KİRAZ: (Yun.) Ka. - Gülgillerden, yapraklanmadan önce çiçek açan, düz kabuklu ağaç ve bu ağacın yuvarlak sulu ve tek çekirdekli yemişi.

    KİRMAN: (Fars.) Er. 1. Hisar, kale. 2. İran'da bir eyalet ve bu eyaletin bugünkü merkezi.

    KİRMANŞAH: (Tür.) Er. - (bkz. Kirman).

    KİSRA: (Fars.) Er. - İran şahlarının adı.

    KİŞVER: (Fars.) Ka. - Ülke.

    KİTİARAZ: (Fars.) Ka. - Dünyayı süsleyen, dünyanın süsü olan.

    KİYAN: (Fars.) Ka. 1. Yıldız. 2. Merkez.

    KİYASET: (Ar.) Ka. - Uyanıklık, anlayışlılık.

    KOCA: (Tür.) Er. 1. Eş. Ev ve ailenin yaşça en büyüğü. 2. İri, kocaman. 3. Akıllı, tedbirli yiğit.

    KOCAALP: (Tür.) Er. - Yaşlı, ulu, yiğit

    KOÇAK: (Ar.) Er. - Yürekli, eli açık. 2. Yüce gönüllü. 3. Konuk sever. 4. Yiğit, korkmayan kişi, savaşçı. 5.Açık kestane renginde olan.

    KOÇAKALP: (Tür.) Er. - Cömert, kahraman, yiğit.

    KOÇAKER: (Tür.) Er. - Cömert, kahraman kimse.

    KOÇAŞ: (Tür.) Er. 1. Kılavuz, rehber. 2. Yağmur bulutu.

    KOÇAY: (Tür.) Er. - Koç gibi güçlü.

    KOÇER: (Tür.) Er. - Sağlıklı, yürekli er.

    KOÇHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Koçer).

    KOÇUBEY: (Tür.) Er. - Koçu arabasını kullanan kişi. Koçu: Gelin arabası.

    KOCYİĞİT: (Tür.) Er. - Yürekli, cesur, kahraman.

    KONGAR: (Tür.) Er. - (bkz. Kongur).

    KONGUR: (Tür.) Er. - San ile siyah karışımı bir renk, koyu kumral, kestane rengi.

    KONGURALP: (Tür.) Er. - (bkz. Kongur).

    KONGURTAY: (Tür.) Er. - (bkz. Konguralp).

    KORUR: (Tür.) 1. Açık san, açık kestane renkli. 2. Kimseyi beğenmeyen gururlu, kendini beğenmiş. 3. Süslü, çalımlı, şık.

    KONURALP: (Tür.) 1. Cesur, yiğit, er. Orhan Gazi'nin komutanlarından biri.

    KORAL: (Fran.) Er. 1. Batı musikisinde dini şarkı. 2. Sınır muhafızı.

    KORALP: (Tür.) Er. - (bkz. Koral).

    KORAY: (Tür.) Er. - İyice kor rengine gelen ay.

    KORÇAN: (Tür.) Er. - Ateşli, canlı, hareketli.

    KORÇAN: (Tür.) Er. - Çağlayan.

    KORGAN: (Tür.) Er. - Hisar kale.

    KORHAN: (Tür.) Er. - Ateşli, canlı, güçlü hükümdar.

    KORKUT: (Tür.) Er. 1. Büyük dolu tanesi. 2. Korkusuz, yavuz, heybetli. 3. Cin, şeytan.

    KORKUTALP: (Tür.) Er. - (bkz. Korkut).

    KORTAN: (Tür.) Er. 1. Yanan, sıcak ten. 2. Yalçın ve kesik kaya. 3. Pelikan kuşu.

    KOTUZ: (Tür.) Er. - Gururlu, kibirli.

    KOTUZHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Kotuz).

    KOYAK: (Tür.) Er. 1. Vadi, dere. 2. Dağlar ve kayalıklar üzerindeki doğal çukurlar. 3. Dağ yolu üzerindeki otluk. 4. Etkili, dokunaklı.

    KOYAŞ: (Tür.) Er. - Güneş. - Erkek ve kadın adı olur.

    KOYGUN: (Tür.) Er. 1. Etkili, hüzünlü, dokunaklı. 2. Akdoğan.

    KOYTAK: (Tür.) Er. - Rüzgar almayan çukur yer.

    KOYTAN: (Tür.) Er. - Dağ bucağı.

    KOZA: (Tür.) Ka. - İçinde tohum ya da krizalit bulunan koruncak.

    KÖKEN: (Tür.) Er. 1. Bir şeyin çıktığı, dayandığı temel, biçim neden ya da yer. 2. Kavun, karpuz, kabak gibi bitkilerin toprak üstüne yayılan dalları. 3. Soy, asıl, ata.

    KÖKER: (Tür.) Er. - Köklü soydan gelen kimse.

    KÖKLEM: (Tür.) Er. - İlkbahar

    KOKSAL: (Tür.) Er. - Yer altında geniş bir alana dağılan kök.

    KÖKSAN: (Tür.) Er. - Tanınmış, ünlü ad.

    KÖKŞİN: (Tür.) Er. 1. Gök renginde. 2. Yaşlı, koca.

    KÖKTEN: (Tür.) Er. 1. Köklü, yüzeyde kalmayan, derine inen. 2. Soylu.

    KÖRNES: (Tür.) - Ayna. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KÖSE: (Fars.) Er. - Sakalı bıyığı hiç çıkmayan veya seyrek olan. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

    KÖSEM: (Tür.) Ka. 1. Sürüler önünde rehber vaziyetinde giden. 2. Cildi temiz, pürüzsüz. 3. Kösem Sultan: IV. İbrahim'in annesi ve torunu zamanında Osmanlı iktidarında etkin olan Sultan.

    KUBİLAY: (Tür.) Er. - Cengiz Han'dan sonra Moğol imparatorluğu tahtına çıkan büyük kağanların en meşhuru 35 yıl saltanat sürmüş ve 1294 yılında 80 yaşında ölmüştür.

    KUDDUS: (Ar.) Er. 1. Temiz, pak. 2. Hatadan, gafletten, eksiklikten uzak. 3. Çok aziz, mübarek. - Allah'ın isimlerinden. "Abd" takısı alarak kullanılırsa daha iyi olur.

    KUDDUSİ: (Ar.) Er. - 1. Kuddus olan Allah'ın nimetine mazhar olan 2. 19. yy. Bor'lu meşhur mutasavvıf Türk şairi.

    KUDRET: (Ar.) Ka. 1. Kuvvet, takat, güç. 2. Allah'ın ezeli gücü. 3. Varlık, zenginlik. 4. Allah yapısı, yaratılış, insan eliyle yapılamayan şeyler. 5. Ehliyet kabiliyet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KUDRETULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın gücü.

    KUDSİ: (Ar.) Er. - Kutsal, muazzez, mukaddes. - Allah'a mensup, ilahi.

    KUDSİYYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Kudsi).

    KUDÜS: (Ar.) Er. 1. Filistin'in merkezi olan şehir. - Ruhu'1- Kudüs: Cebrail, Hz. İsa'ya üfürülen ruh.

    KUHİSTAN: (Fars.) Er. - Dağlık memleket, İran yaylasında dağların çok olduğu bölge.

    KUHRUD: (Fars.) - Dağ ırmağı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KÛHSAR: (Fars.) 1. Dağlık. 2. Dağ tepesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KULA: (Tür.) Er. 1. Kumral. 2. Sarışın, mavi gözlü. 3. Vücudu koyu sarı, kuyruğu ve yelesi siyah olan at.

    KULAHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Kula).

    KULAN: (Tür.) Er. 1. Anayurdu Asya olan at ile eşek arası görünüşte yabanıl bir at türü. 2. İki, üç yaşında dişi tay, kısrak. 3. Zafer kazanmış kişi.

    KUMAN: (Tür.) Er. - XI. yy ile XIV. yy. arasında Güney Rusya bozkırlarında göçebe olarak yaşayan bir Türk boyu.

    KUMANBAY: (Tür.) Er. - (bkz. Kuman).

    KUMRU: (Fars.) Ka. - Güvercinlerden, uzunca kuyruklu boynunun yanlarında benekler bulunan ve güvercinlerden daha küçük olan boz renkli kuş.

    KUMRUL: (Fars.) Er. - (bkz. Kumru).

    KUMUK: (Tür.) Er. 1. Kılıç. 2. Kuzeydoğu Kafkasya ile Hazar denizinin batı kıyısında yaşayan bir Türk boyu.

    KUMUKBAY: (Tür.) Er. - (bkz. Kumuk).

    KUNT: (Tür.) Er. 1. Sağlam ve iri yapılı. 2. Ağır dayanıklı, kalın. 3. Bir tür güvercin.

    KUNTAY: (Tür.) Er. - (bkz. Kunt).

    KUNTER: (Fars.) Er. - Sağlam, kuvvetli.

    KUNTMAN: (Tür.) Er. - Sağlam ve iri yapılı, sağlıklı kimse.

    KURA: (Tür.) Er. 1. Cesur. 2. Çelik. 3. Toprak içinde bulunan büyük taş.

    KURAL: (Tür.) Er. 1. Davranışlara ya da bir sanata bir bilime yön veren ilkeler. 2. Araç. 3. Silah.

    KURAY: (Tür.) Er. - Ay gibi.

    KURBAN: (Ar.) Er. 1. Allah'ın rızasını kazanmaya vesile olan şey. 2. Eti. fakire parasız olarak dağıtılmak niyetiyle farz, vacib, ve sünnet olarak kesilen hayvan. 3. Bir gaye uğruna feda olma.

    KURÇEREN: (Tür.) Er. - Dayanıklı ve yiğit adam.

    KUREYŞ: (Ar.) Er. - Hz. Peygamberin soyu.

    KURMAN: (Tür.) Er. - Yüksek aşamalı, nitelikli kimse.

    KURRE: (Ar.) Ka. Tazelik, parlaklık. - Mısır valiliği yapmış bir zatın adıdır.

    KURTARAN: (Tür.) Er. - Kurtulmasını sağlayan.

    KURTULUŞ: (Tür.) Er. 1. Kurtulmak fiili, kurtulma. 2. Tehlike, sıkıntı, zorluk veya esaretten, istiladan kurtulmuş olma hali, halas, necat, reha, selamet. 3. İstanbul'da bir semt adı.

    KUSAY: (Ar.) Er. 1. Uzaklaşmak. 2. Peygamberin 5. dereceden atası olup İslamiyetten önce Mekke'de Kabe'yi tamir ettirmiş ve yeniden düzenlemiştir.

    KUSVA: (Ar.) Er. 1. Son derece bulunan. 2. Nihayet son. 3. Erişilecek son nokta son sınır. 4. Peygamber (s.a.s)'in devesinin adı.

    KUŞEYR: (Ar.) Er. - Büyük beni Amir b. Şaşa'a grubuna dahil bir Arap kabilesi. Kuşeyri: İslam aleminin büyük sufi müelliflerinden. Kuşeyri Risalesi adıyla ünlü eseri bulunmakta.

    KUTAL: (Tür.) Er. - Mutlu ol.

    KUTALMIŞ: (Tür.) Er. - Mutlu olmuş, kutlu olmuş.

    KUTALP: (Tür.) Er. - Kutlu, uğurlu, yiğit.

    KUTAM: (Ar.) Er. - Akbabaya benzeyen.

    KUTAN: (Tür.) Er. 1. Dua, yalvarma. 2. Saka kuşu. 3. Saban. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    KUTAY: (Tür.) Er. 1. Mübarek ay. 2. Borneo adasının doğu tarafından bir sultanlık.

    KUTBAY: (Tür.) Er. - (bkz. Kutalp).

    KUTBERK: (Tür.) Er. - (bkz. Kutbay).

    KUTCAN: (Tür.) Er. - Kutlu, uğurlu can.

    KUTEL: (Tür.) Er. - Uğurlu el.

    KUTER: (Tür.) Er. - Mutlu, uğurlu kişi.

    KUTERTAN: (Tür.) Er. - (bkz. Kuter).

    KUTHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Kuter).

    KUTKAN: (Tür.) Er. - Saygın, kutlu soydan gelen.

    KUTLAN: (Tür.) Er. - Kutlu, mutlu ol.

    KUTLAR: (Tür.) Er. - Mutluluklar, uğurlar.

    KUTLAY: (Tür.) Er. 1. Uğurlu kutlu ay. 2. Kır donlu at.

    KUTLU: (Tür.) Er. 1. Uğurlu, hayırlı. 2. Mübarek. 3. Mesut, bahtiyar.

    KUTLUALP: (Tür.) Er. - Uğurlu yiğit-

    KUTLUAY: (Tür.) Er. - Uğurlu ay.

    KUTLUBAY: (Tür.) Er. - (bkz. Kutlu).

    KUTLUCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Kutlu).

    KUTLUĞ: (Tür.) Er. - Uğurlu, mutlu, şanslı, kutlu.

    KUTLUĞHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Kutluğ).

    KUTLUTEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Kutlu).

    KUTSAL: (Tür.) Er. - Kudsi, kutlu mübarek, mukaddes.

    KUTSALAN: (Tür.) Er. - Uğur getiren, kutlu kimse.

    KUTSALMIŞ: (Tür.) Er. - (bkz. Kutsalan).

    KUTSAN: (Tür.) Er. - Uğurlu, talihli ol.

    KUTSEL: (Tür.) Er. - (bkz. Kutsan).

    KUTSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Kutsel).

    KUTULMUŞ: (Tür.) Er. - Kurtul*muş, aydınlığa kavuşmuş.

    KUTUN: (Tür.) Er. - Kutlu, kutsal.

    KUTUNALP: (Tür.) Er. - (bkz. Kutun).

    KUTUNER: (Tür.) Er. - (bkz. Kutun).

    KUTYAN: (Tür.) Er. - Uğurlu kimse.

    KUVVET: (Ar.) Er. 1. Güç, kudret, takat, sıhhat, sağlamlık. 2. Bir hükümetin askeri gücü.

    KUYAŞ: (Tür.) Er. 1. Güneş. 2. Çok sıcak, güneşin etkili vurması.

    KÜBRA: (Ar.) Ka. 1. Büyük olan (Ekber'in müennesi). 2. Hadicetü'l-Kübra: Hz. Peygamberin ilk hanımı.

    KÜLTİGİN: (Tür.) Er. - Göktürk prensi ve komutanı.

    KÜLÜK: (Tür.) Er. 1. Meşhur ünlü. 2. Taşçı, çekici, balyoz.

    KÜRBOĞA: (Tür.) 1. İri, güçlü, sarsılmaz boğa. Kuvvetli iri yapılı boğa. Selçuklu komutanı ve Musul emirinin adı.

    KÜREMA: (Ar.) Er. 1. Kerim, asil, necip, iyiliksever, hayır sahibi cömert, eli açık kimseler. 2. Ulular, büyükler.

    KÜRHAN: (Tür.) Er. Yiğit, yürekli han.

    KÜRŞAD: (Tür.) Er. - Eski Türklerde yiğit, alp.

    KÜRÜMER: (Tür.) Er. - topluluk, sürü.

    KUŞAD: (Fars.) Er. 1. Açılış, açma. 2. Fetih, fethetme. 3. Açılış merasimi, küşad resmi. 4. Yayın gerilip bırakılması. 5. Musikide uvertür. 6. Bir cins tavla oyunu. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.


    - L -

    LÂCEREM: (Ar.) Ka. 1. Şüphesiz. 2. Besbelli, elbette.

    LAÇİN: (Tür.). 1. Bir cins şahin. 2. Sarp, yalçın. 3. Şiddetli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    LAHİB: (Ar.) Er. - Açık yol.

    LÂHİK: (Ar.) Er. 1. Yetişip ulaşan. 2. Eklenen. 3. Yenisi.

    LAHİKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Lahik).

    LÂHZA: (Ar.) Ka. 1. Bir bakış, bir göz atma. 2. Göz kırpacak kadar zaman an. 3. Bir kez göz kırpma.

    LAJVERDİ: (Fars.) Ka. 1. Lacivert. 2. Koyu mavi değerli bir süs taşı.

    LALE: (Fars.) Ka. 1. Zambakgillerden, uzun yapraklı, güzel ve çeşitli renklerde çiçekli soğanlı bir bitki. 2. Eskiden sucuların boyunlarına asılan iki ucu lale gibi kıvrak demir halka, pranga. 3. Ağaçtan meyve koparmaya yarayan ucu çatallı sırık.

    LÂLEFAM: (Fars.) Ka. - Lale renginde.

    LÂLEGUN: (Fars.) Ka. - Lale renginde.

    LÂLEGÜL: (Fars.) Ka. - Türk musikisinde bir makam.

    LALERUH: (Fars.) Ka. 1. Lale yanaklı, yanağı lale gibi kırmızı olan. 2. Türk müziğinde mürekkeb bir makam.

    LÂLEVEŞ: (Fars.) Ka. - Lale gibi.

    LÂLEZAR: (Fars.) Ka. - Lalelik, lale yetişen yer, lale bahçesi.

    LÂMİ: (Ar.) Er. - Parlayan, parıldayan parlak. - Lamii: 1472-1532 yılları arasında yaşayan Türk edebiyatında haklı bir ün kazanmış mutasavvıf ve sanatkar.

    LÂMİA: (Ar.) Ka. - (bkz. Lami).

    LÂMİH: (Ar.) Er. 1. Hz. Nuh'un erkek kardeşi. 2. Parlayan, parıldayan, parlak.

    LÂMİHA: (Ar.) Ka. - (bkz, Lamih).

    LAMİNUR: (Ar.) - Nur saçarak parlayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    LÂNAZİR: (Ar.) - Eşsiz, benzersiz. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    LANE: (Fars.) Ka. - Yuva, ev, aşiyan.

    LÂSİF: (Ar.) Er. - Parlayan, parlayıcı.

    LÂTİF: (Ar.) Er. 1. Allah'ın isimlerindendir. 2. Yumuşak, hoş, güzel, nazik. 3. Bütün inceliklere vakıf. -"abd" takısı alarak kullanılabilir. (Abdüllatif).

    LÂTİFE: (Ar.) Ka. - Güldürecek, tuhaf ve güzel söz ve hikaye şaka.

    LÂTİME: (Ar.) Ka. - Misk, güzel koku.

    LAVANTA: (İtal.) Ka. - Lavanta çiçeğinden elde edilen güzel koku.

    LÂYEZAL: (Ar.) - Zevalsiz, bitimsiz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılabilir.

    LÂYİH: (Ar.) Er. 1. Parlak, parlayan. 2. Aşikar, meydanda, hüveyda. 3. Hatıra gelen.

    LÂYİHA: (Ar.) Ka. 1. Düşünülen bir şeyin yazı haline getirilmesi. 2. Tasarı.

    LÂYİK: (Ar.) Er. - Yakışan, yakışıklı.

    LÂZIM: (Ar.) Er. - Gerekli şey. Gerekçe.

    LÂZIME: (Ar.) Ka. - (bkz. Lazım).

    LEÂL: (Ar.) Ka. - İnciler.

    LEBABE: (Ar.) Ka. - Akıl sahibi olma.

    LEBÂBET: (Ar.) - Akıllılık, zeyreklik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    LEBİB: (Ar.) Er. - Akıllı, zeki, fatin.

    LEBİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Lebib).

    LEFİF: (Ar.) Er. - Durulmuş sarılmış.

    LEMA: (Ar.) - Pırıltı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    LEMAN: (Ar.) Ka. - Parlama, parıltı.

    LEMARİZ: (Fars.) - Parlayan, parıldayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    LEMEAT: (Ar.) Ka. - Parıltılar.

    LEMEHÂT: (Ar.) Ka. - Bir defa bakışlar, bir göz atışlar.

    LEMİ: (Ar.) Er. - (bkz. Leman).

    LEMYEZEL: (Ar.) 1. Zail olmaz, baki, kalıcı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    LERZÂN: (Fars.) Ka. - Titrek, titreyen.

    LERZE: (Fars.) Er. - Titretme.

    LERZENDE: (Fars.) Ka. - Titreyen, titrek.

    LETAFET: (Ar.) Ka. 1. Latiflik, hoşluk. 2. Güzellik. 3. Nezaket. 4. Yumuşaklık.

    LEVAMİ: (Ar.) - Parlamalar, nurlar.

    LEVEND: (İtal.) 1. Osmanlı donanmasında vazifeli asker denizci. 2. Eskiden Venedikliler'in şark memleketlerinden maaşla topladıkları denizciler. 3. Yakışıklı, boylu poslu kimse. 4. Atak, gözü pek, hareketli ve çevik.

    LEVNİZ: (Ar.) Er. 1. Renk, boya, yüz. 2. Nevi, çeşit, Türk.

    LEVZİ: (Ar.) 1. Badem biçiminde olan. 2. Bademle ilgili. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    LEVZİYYE: (Ar.) Ka. 1. (bkz. Levzi). 2. Badem erik, kayısı vişne, kiraz ve benzer meyvelerin içinde anıldıkları grup.

    LEYAL: (Ar.) Ka. - Geceler.

    LEYÂN: (Fars.) Ka. - Parlayan, parlayıcı, konforlu, lüks hayat.

    LEYFUNNUR: (Ar.) - Geceyi aydınlatan nur, ışık.

    LEYLÂ: (Ar.) 1. Çok karanlık gece. 2. Arabi ayların son gecesi. 3. Leyla ile Mecnun hikayesinin kadın kahramanı.

    LEYLÂK: (Ar.) 1. Zeytingillerden hoş kokulu salkım şeklinde mor ve beyaz renklerde çiçek açan bir bitki ve bitkinin çiçeği.

    LEYS: (Ar.) 1. Yokluk. 2. Arslan, esed, haydar, gazanfer, şir.

    LEZİR: (Fars.) - Akıllı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    LİSAN: (Ar.) 1. Dil. 2. Konuşulan dil. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    LİVA: (Ar.) Er. 1. Bayrak. 2. Mülki idarede kaza-vilayet arasında bir derece, sancak. 3. Tugay. 4. Tuğgeneral. 5. Livai saadet, Liva-i şerif. Hz. Muhammed (s.a.s)'in bayrağı Livaü'l-Hamd: Muhammed ümmetinin mahşer günü altında toplanacakları bayrak. Makam-ı Ahmedi.

    LİYÂKAT: (Ar.) Ka. 1. Layık olan,

    değerlilik, yararlılık. 2. İktidar, hüner, fazilet.

    LOKMAN: (Ar.) Er. 1. Eski kavimlerde, ahlaki öğütler veren hekim. 2. Kur'an-ı Kerim'de bir sure adı.

    LULUBAR: (Ar.) Ka. - İnci yağmuru.

    LUT: (Ar.) Er. 1. Hz. İbrahim'in peygamber yeğeni. 2. Kendisine itaat etmeyen ve eşcinsel olarak yaşamayı adet edinmiş olan Sodom ve Gomorrah halkına gelmiştir. Hanımı da helak olanlar arasındadır. Lut (a.s.) Kur'an'da adı geçen peygamberlerdendir.

    LÜBBETÜLAYN: (Ar.) Ka. - Göz bebeği.

    LÜTFİ: (Ar.) Er. - Hoşluk, güzellik, iyi davranış.

    LÜTFİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Lütfı).

    LÜTFULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın lütfü. Allah'ın iyi, hoş ve letafet sahibi kıldığı kişi demektir. [​IMG]
     
  11. ocean

    ocean Paylaşımcı Melek Üye

    Kayıt:
    15 Ekim 2008
    Mesajlar:
    360
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    izmir
    Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

    - M -

    MACİD: (Ar.) Er. - Şan ve şeref sahibi olan kimse. İyi ahlaklı. Ulu.

    MACİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Macid).

    MAĞFİRET: (Ar.) Ka. - Allah'ın kullarının günahlarını bağışlaması, örtmesi.

    MAHBUB: (Ar.) Er. 1. Muhabbet olunmuş, sevilmiş, sevilen, sevgili. 2. Mahbub-i Hûda, (Allah'ın sevgilisi) Hz. Muhammed (s.a.s).

    MAHBUBE: (Ar.) Ka. - Muhabbet olunmuş, sevilmiş, sevilen. - (bkz. Mahbub).

    MAHFER: (Fars.) Ka. - Ay aydınlığı, ay ışığı.

    MAHFİ: (Ar.) Er. - Gizli, saklı.

    MAHFUZ: (Ar.) Er. Korunmuş, gözetilmiş. Gizlenmiş, saklanmış.

    MAHİN: (Ar.) - (bkz. Hz. Peygamberin isimleri).

    MAHİNEV: (Fars.) Ka. - Yeni ay, ayça, hilal.

    MAHİNUR: (Fars.) Ka. 1. Ayın nuru, ışığı. 2. Ay yüzlü güzel.

    MAHİR: (Ar.) Er. - Maharetli, hünerli, elinden iş gelir, becerikli.

    MAHİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mahir).

    MAHİZAR: (Fars.) Ka. - İnleyen ay.

    MAHİZER: (Fars.) Ka. - San, altın renginde ay.

    MAHMUD: (Ar.) Er. 1. Hamd olunmuş, sena edilmiş, övülmeye değer. Makam-ı Mahmud: Hz. Muhammed'in en büyük şefaat makamı, cennet. 2. Ebrehe'nin Kabe'yi yıkmak üzere getirdiği filin adı. 3. Mahmud (Kaşgarlı) Karahanlılar'dan olan bu Türk bilgini "Divanu Lügati't-Türk" adlı eseriyle tanınmıştır. 4. Mahmudiye: 2. Mahmut devrinde basılan altın para.

    MAHMUDE: (Ar.) Ka. - Bingör otu, sakmunya.

    MAHMUR: (Ar.) Er. 1. Sarhoşluğun verdiği sersemlik. 2. Uyku basmış, ağırlaşmış, yan baygın göz.

    MAHMURE: (Ar.) Ka. -(bkz. Mahmur).

    MAHPARE: (Fars.) Ka. - Ay parçası, çok güzel kadın.

    MAHPERİ: (Fars.) Ka. - Ay gibi peri kadar güzel.

    MAHPERVER: (Fars.) Ka. - Mehtap.

    MAHPEYKER: (Fars.) Ka. 1. Yüzü ay gibi parlak, güzel, nurlu. 2. Kösem Sultan'ın adı.

    MAHRA: (Ar.) Ka. 1. Elverişli, uygun şey. 2. Değerli kimse.

    MAHRU: (Fars.) Ka. - Ay yüzlü, yüzü ay gibi olan güzel.

    MAHŞER: (Ar.) Er. - Huy, tabiat.

    MAHSUN: (Ar.) Er. - Güçlendirilmiş, güçlü.

    MAHSUNE: (Ar.) Ka. - Kuşatılmış, sarılmış, çevrilmiş.

    MAHSUT: (Ar.) Er. - Hasat edilmiş, ekini biçilmiş. Biçilmiş ekin.

    MAHTER: (Fars.) Ka. - Yeni ay, ayça, hilal.

    MAHUR: (Fars.) - Türk musikisinde rast perdesinde karar kılan bir makam. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MAİDE: (Ar.) Ka. 1. Üzerinde yemek bulunan sofra. Yemek, şölen. 2. Kur'an-ı Kerim'in 5. suresinin adı. 3. İsa ve Havarilerine gökten inen sofra (Maide-i Mesih).

    MAİL: (Ar.) Er. 1. Bir yana eğilmiş, eğik. 2. Hevesli, istekli, yetenekli. Taraflı, içten istekli. 3. Andırır, benzer. 4. Tutkun.

    MAİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mail).

    MAKAL: (Ar.) Er. - Söz, lakırdı. Söyleme, söyleyiş.

    MAKBUL: (Ar.) Er. - Kabul olunmuş, alınmış, alınan. Beğenilen, hoş karşılanan, geçer.

    MAKBULE: (Ar.) Ka. - (bkz. Makbul).

    MAKRUN: (Ar.) - Ulaşmış, kavuşmuş, yakın. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MAKSUD: (Ar.) Er. 1. Kasdolunan, istenilen şey, istek. Maksad, niyet, murat. 2. Varılmak istenen yer.

    MAKSUDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Maksud).

    MAKSUM: (Ar.) Er. - Ayrılmış, bölünmüş. Kısmet. Rızk-ı Maksum; Allah tarafından takdir edilmiş rızık.

    MAKSUME: (Ar.) Ka. - (bkz. Maksum).

    MAKSUR: (Ar.) Er. 1. Kasrolunmuş, kısaltılmış, kasılmış. 2. Alıkonulmuş. Bir şeye ayrılmış.

    MAKSURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Maksur).

    MAKUL: (Ar.) Er. - Akla uygun bulunan. Akıl ile bilinir, akılla kanıtlanan. Oldukça akıllı, sözü akla yakın.

    MAKULE: (Ar.) Ka. - (bkz. Makul).

    MÂLİK: (Ar.) Er. 1. Sahip, bir şeye sahip olan, bir şeyi olan. Malikii'l-Mülk, Allah. 2. Yedi cehennemin hakimi ve kapıcısı olan melek. 3. Zebanileri idare eden melek. İmam Malik, Maliki mezhebinin kurucusu. Ashab bu ismi kullanmıştır.

    MALİKE: (Ar.) Ka. - (bkz. Malik). 1. Mal sahibi olan kadın. 2. Peri, su perisi.

    MALKOÇ: (Tür.) Er. - Akıncı ocağı reisi.

    MALUM: (Ar.) Er. - Bilinen, belli. Herkesçe bilinen. Faili belli olan fiil.

    MAMUR: (Ar.) Er. 1. Bayındır, şenlikli. 2. İmar edilmiş, işlenmiş yer. 3. Beyt-i mamur: Kabe.

    MANA: (Ar.) 1. Mana, anlam. 2. İç, içyüzü. 3. Rüya, düş. - (bkz. Anlam).- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MANOLYA: (Frans.) Ka. - Manolyagillerden. Beyaz renkli ve güzel kokulu çiçekleri olan, süs bitkisi olarak yetiştirilen ağaç ve bu ağacın çiçeği.

    MANSUR: (Ar.) Er. 1. Yardım olunmuş, Allah'ın yardımıyla galip, üstün gelmiş. 2. Türk musikisinde bir düzen. 3. Bir ney çeşidi.

    MANSURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mansur).

    MANZUR: (Ar.) Er. - Bakılan, nazar olunan. Gözde olan, beğenilen.

    MANZURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Manzur).

    MARAL: (Tür.) Ka. - Dişi geyik, ceylan, karaca.

    MARİFET: (Ar.) Ka. 1. Herkesin yapamadığı ustalık, herşeyde görülmeyen hususiyet, ustalıkla yapılmış olan şey. 2. Bilme, biliş. 3. Hoşa gitmeyen hareket. 4. Vasıta aracı, ikinci el. Marifetname: İbrahim Hakkı Bey'in divan kültürüne ait hazırladığı meşhur eseri.

    MÂRİYE: (Ar.) Ka. - Şen'un adında birinin kızı olup hicretin 7. yılında kızkardeşi Şirin ile birlikte, Mukavkıs tarafından Hz. Muhammed'e (s.a.s) hediye edilen kıbti bir cariye. Hz. Peygamberin hanımlarından küçük yaşta ölen oğlu İbrahim'in annesi.

    MARUF: (Ar.) Er. 1. Herkesçe bilinen tanınmış belli. Meşhur ünlü. 2. Şeriatın emrettiği, uygun gördüğü.

    MARUFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Maruf).

    MÂRUT: (Ar.) - Arkadaşı "Harut" ile meşhur olan bir melek olup büyü ile uğraştıklarından dolayı kıyamete kadar kalmak üzere Babil'de bir kuyu içerisine hapsedilmişlerdir. - İsim olarak kullanılmaz.

    MASUM: (Ar.) Er. 1. Suçsuz, kabahatsiz, günahsız, ismet sahibi. 2. Saf, temiz. İmam-ı Rabbani'nin oğlu.

    MASUME: (Ar.) Ka. - (bkz. Masum). İmamiye mezhebinde günahsız sayılan ehl-i beyt mensubu.

    MASUN: (Ar.) Er. - Korunmuş, korunan.

    MASUNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Masun).

    MAŞUK: (Ar.) Er. - Sevilen, sevilmiş.

    MAŞUKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Maşuk).

    MATLUB: (Ar.) Er. - İstenilen, aranılan, talep edilen şey.

    MATLUBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Matvlub).

    MATUK: (Ar.) Er. - Azat olunmuş, özgürlüğü bağışlanmış.

    MATUKE: (Ar.) Ka. - (bkz. Matuk).

    MAUN: (Ar.) Er. Zekat. Kur'an-ı Kerim'in 107. suresi.

    MAVERA: (Ar.) - Ara, geri, bir şeyin ötesinde bulunan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MAVİYE: (Ar.) Ka. - Suya ait.

    MAYE: (Fars.) Ka. 1. Maya, asıl ve gerekli madde. 2. Para, mal. İktidar güç. 3. Bilgi.

    MAZHAR: (Ar.) Er. 1. Bir şeyin göründüğü çıktığı yer. 2. Nail olma, şereflenme. 3. Bazı tekkelerde oturarak uyurken dayanılan kısa değerde. 4. Bir çeşit tef.

    MAZLUM: (Ar.) Er. 1. Zulüm görmüş. 2. Halim, selim, sakin, sessiz.

    MAZMUN: (Ar.) Er. 1. Borçluluk, kefalet. 2. Ödenmesi gereken şey.

    MAZYAR: (Ar.) Er. - Taberistan'daki Karini hükümdarlarının sonuncusu.

    MEBDE: (Ar.) - Baş, başlangıç, ilke.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MEBHUR: (Ar.) Er. - Soluyan, soluğan, nefes darlığına yakalanmış olan.

    MEBHURE: (Ar.) Ka. (bkz. Mebhur).

    MEBRUK: (Ar.) Er. - Tebrike şayeste. Kullu.

    MEBRUKE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mebruk).

    MEBRUR: (Ar.) Er. - Beğenilmiş, hayırlı, yararlı.

    MEBRURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mebrur).

    MEBSUDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mebsut).

    MEBSUT: (Ar.) Er. - Açılmış, yayılmış. Uzun uzadıya anlatılan.

    MEBŞURE: (Ar.) Ka. - Yüzü beyaz, gösterişli güzel kadın.

    MECDİ: (Ar.) Er. - (bkz. Mecid).

    MECDİDE: (Ar.) Ka. - Rızkı bol, nasibi açık, bahtiyar.

    MECERRE: (Ar.) 1. Samanyolu. 2. Harekete müsait yol, cadde veya yer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MECİD: (Ar.) Er. - Çok ulu, yüce, şan ve şeref sahibi. Allah'ın sıfatlarından. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. Abdülmecid, Allah'ın (Mecid'in) kulu..

    MECİDDİN: (Ar.) Er. - Dinin ululuğu, büyüklüğü. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

    MECİDE: (Ar.) Ka. - Büyük ulu. Şan ve şeref sahibi.

    MECNUN: (Ar.) Er. 1. Cin tutmuş, cinlenmiş. 2. Delice seven, tutkun. Leyla ile Mecnun hikayesinin erkek kahramanı.

    MECRA: (Ar.). - Suyun aktığı yatak, su yolu. Bir işin gidiş yolu. Bedendeki ahlatın alıştığı yol. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MECUT: (Ar.) Er. - Talihi açık, mutlu, şanslı kimse.

    MED'UV: (Ar.) Er. - Davet olunmuş, çağırılmış, davetli. Hz. Peygamber (s.a.s)'in isimlerinden.

    MEDÂ: (Ar.). Mesafe. Son. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MEDAR: (Ar.). 1. Dayanak. 2. Dönence. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MEDENİ: (Ar.) Er. 1. Medine'ye mensup, şehirli, şehir halkından olan. 2. Bir memleketle ilgili olan. 3. Terbiyeli, görgülü, nazik. Daha çok lakab olarak kullanılır.

    MEDİD: (Ar.) Er. - Uzun, çok uzun süren. Arap aruzunun 2. bendi.

    MEDİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Medid).

    MEDİH: (Ar.) Er. - Methetmeye, övmeye sebeb olan şey, övme mevzuu.

    MEDİHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Medih).

    MEDİNE: (Ar.) Ka. - Arabistan'da bir şehir. Hz. Peygamberin kabrinin bulunduğu şehir. Hacıların Mekke'den sonra ziyaret ettikleri şehir.

    MEFAHİR: (Ar.) - İftihar edilecek, övünülecek şeyler. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MEFHAR: (Ar.) Er. - Övünme. Övünmeye sebeb olan, güvenmeyi gerektiren. Mefhar-i kainat: Muhammed (s.a.s).

    MEFHARET: (Ar.) Ka. - İftihar duyma, övünme.

    MEFKURE: (Ar.) Ka. - Ülkü, ideal.

    MEFRUZ: (Ar.) Er. - Farz olunmuş, varsayılmış.

    MEFRUZA: (Ar.) Ka. - (bkz. Mefruz).

    MEFTUH: (Ar.) Er. 1. Açılmış, açık. 2. Ele geçirilmiş.

    MEFTUHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Meftah).

    MEFTUN: (Ar.) Er. 1. Fitneye düşmüş, sihirlenmiş. 2. Gönül vermiş, tutkun vurgun. Hayran olmuş, şaşmış.

    MEFTUNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Meftun).

    MEHDİ: (Ar.) Er. 1. Kendisine rehberlik edilen. Allah tarafından hidayet verilmiş olan. - Doğru yolu tutan. 2. Şiilere göre 12 imamın sonu.

    MEHDİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mehdi).

    MEHİB: (Ar.) Er. 1. Heybetli, azametli, korkunç (mehub). 2. Arslan (Esed, gazanfer, haydar, şir).

    MEHİR: (Fars.) Ka. - Ay.

    MEHLİKA: (Fars.) Ka. - Ay yüzlü güzel.

    MEHMET: (Tür.) Er. - Muhammed isminin türkçesi. (bkz. Muhammed).

    MEHPARE: (Fars.) Ka. - Ay parçası, çok güzel.

    MEHRE: (Tür.) Ka. - Hind okyanusu sahili ile Hadramut arasında bir ülke.

    MEHRU: (Fars.) Ka. - Ay yüzlü güzel.

    MEHTAP: (Fars.) Ka. 1. Ay aydınlığı, ay ışığı. Dolunay. 2. Alay, eğlence, zevklenme. - Türk dil kuralı açısından "b/p" olarak kullanılır.

    MEHVEŞ: (Fars.) Ka. - Ay gibi, ay yüzlü, güzel.

    MEKİN: (Ar.) Er. 1. Temekkün eden, oturan yerleşen. 2. Vakarlı, temkinli, vakar, iktidar sahibi. Hz. Peygamber (s.a.s)'in isimlerinden.

    MEKİNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mekin). 1. İktidar ve onur sahibi. 2. Yer tutup oturan, yerleşmiş.

    MEKNUN: (Ar.) Er. - Saklı, gizli, iyice korunmuş.

    MEKNUNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Meknun).

    MEKNUZ: (Ar.) Er. - Gömülü. Hazineye konulmuş, saklanmış.

    MEKNUZE: (Ar.) Ka. - (bkz. Meknuz).

    MEKREMET: (Ar.) Er. - Kerem, cömertlik. Saygı, ağırlama.

    MEKŞUFE: (Ar.) Ka. - Açılmış, açık. Bilinmez değil, keşfolunmuş.

    MELÂ: (Ar.) Ka. 1. Doluluk. 2. Topluluk. 3. Ova.

    MELAHAT: (Ar.) Ka. - Güzellik, yüz güzelliği.

    MELDÂ: (Ar.) Ka. - Genç, körpe ve nazik.

    MELEK: (Ar.) Ka. 1. Allah'ın nur*dan yarattığı varlıklar. Allah'ın emirlerine tam itaat eden varlıklar. 2. Ha*lim, selim güzel huylu kimse.

    MELEKNAZ: (a.f.i.) Ka. - (bkz. Melek).

    MELEKNUR: (Ar.) Ka. - (bkz. Melek).

    MELEKPER: (a.f.i.) Ka. - Melek kanatlı.

    MELEKRU: (a.f.i.) Ka. - Melek yüzlü.

    MELEKSİMA: (a.f.i.) Ka. - Melek şimali.

    MELHUZ: (Ar.) Er. - Umulur, bek*lenir.

    MELHUZA: (Ar.) Ka. - (bkz. Mel*huz).

    MELİH: (Ar.) Er. - Melahat sahibi, güzel, şirin, sevimli.

    MELİHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Melih).

    MELİK: (Ar.) Er. 1. Padişah, hakan, hükümdar. 2. Mal sahibi. 3. Allah'ın isimlerinden, (bkz. Abdülmelik). Melikşah: Sultan Sencer'in babası olan büyük Selçuklu hükümdarı.

    MELİKANBER: (Ar.) Er. - Kudret*li, nüfuzlu, Habeş köle. Melik ve anber isimlerinden birleşik isim.

    MELİKE: (Ar.) Ka. - Kadın hüküm*dar. Hükümdar karısı.

    MELİKSERVER: (Ar.) Er. - Doğu Sultanı hükümdar.

    MELODİ: (Yun.) Ka. - Nağme, ahenk, ezgi.

    MELTEM: (Tür.) Ka. - Yazın düzenli olarak karadan denize doğru esen rüzgar.

    MEMDUD: (Ar.) Er. - Uzatılan.

    MEMDUDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Memdud).

    MEMDUH: (Ar.) Er. Övülmüş, övü*lecek.

    MEMDUHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Memduh).

    MEMNUN: (Ar.) Er. 1. Minnet altın*da bulunan. 2. Sevinmiş, sevinçli. Ra*zı hoşnut, (bkz. Dilşad).

    MEMNUNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mem*nun). Sevinmiş, sevinçli.

    MEMUN: (Ar.) Er. - Emin bulunan, korkusuz, tehlikesiz, sağlam, (bkz. Emin).

    MENAF: (Ar.) Er. 1. Dağın sivri te*pesi. 2. Cahiliye döneminde Arapla*rın putu. - İsim olarak kullanılmaz.

    MENDERES: (Yun.) Er. - Akarsu yataklarının dolanbaçlı kısmı. Ege bölgesindeki 3 akarsudan birisinin adı.

    MENEKŞE: (Fars.) Ka. - Menekşe*gillerden birçok çeşitleri bulunan ko*yu mor çiçek açan süs bitkisi. Koyu mor renk.

    MENGÜ: (Tür.) - Ebedi ölümsüz, bengi. Mengü suyu: Ab-ı hayat. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MENGÜALP: (Tür.) Er. - Ölümsüz, güçlü, kuvvetli, yiğit.

    MENGÜBAY: (Tür.) Er. - Varlıklı kimse.

    MENGÜBERT: (Tür.) Er. - Allah verdi.

    MENGÜCEK: (Tür.) Er. - Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar'ı içine alan bölgeyi fethederek XII. yy.'ın ilk yansına kadar elinde tutan Türk sülalesi.

    MENGÜÇ: (Tür.) Er. - Yaşlı.

    MENGÜER: (Tür.) Er. - (bkz. Mengü).

    MENGÜTAY: (Tür.) Er. - (bkz. Mengüer).

    MENNAN: (Ar.) Er. - Çok ihsan eden, verici, ihsanı bol. - Abd takısı alarak kullanılır. Allah'ın isimlerinden (bkz. Abdülmennan).

    MENSUR: (Ar.) Er. - Saçılmış, dağılmış. Ölçüsüz, uyaksız, manzum olmayan söz.

    MENSURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mensur).

    MENŞUR: (Ar.) Er. - Neşrolunmuş, dağıtılmış, yayılmış.

    MENSURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Menşur).

    MENZUR: (Ar.) Er. - Adanmış, vadedilmiş. Adak olarak belirtilmiş.

    MENZURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Menzur).

    MERAFİ: (Ar.) 1. Dağın sivri tepesi. 2. İslam'dan evvel Arapların putu. -İsim olarak kullanılmaz.

    MERAHÂN: (Ar.) Er. 1. Ferah, sevinç. 2. Zayıf olma hali.

    MERAL: (Tür.) Ka. - (bkz. Maral).

    MERAM: (Ar.) Ka. - Arzu istek. İçten tasarlanan niyet.

    MERCAN: (Ar.) Selenterelerin mercanlar sınıfından olup kayalık yerlerde koloni meydana getirerek yaşayan, iskeleti kalkerli kırmızı renkli deniz hayvanı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MERD: (Fars.) Er. 1. Adam, insan. 2. Özü sözü doğru kabadayı, yiğit. -Türk dil kurallarına göre "d/t" değişmesiyle kullanılır.

    MERDAN: (Fars.) Er. - Mertler, insanlar, erkekler, yiğitler.

    MERDİ: (Fars.) Er. - Mertlik, erlik. Cesaret, yüreklilik. İnsanlık.

    MERDÜM: (Fars.) 1. İnsan, adam. 2. Gözbebeği. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MEREVİŞ: (Tür.) Ka. - Terementi ağacının tohumu.

    MERĞUB: (Ar.) Er. 1. İstenilen, sevilen. 2. Herkes tarafından sevilip aranılan.

    MERĞUBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mergup).

    MERİÇ: (Tür.) - Balkan yarımadasının güneydoğu kesiminden geçen akarsu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MERİH: (Ar.) Er. - Dünya'dan sonra güneşe en yakın olan gezegen.

    MERKÜR: (Fran.) Er. - Güneşe en yakın gezegen.

    MERSA: (Ar.) Ka. - Liman.

    MERT: (Fars.) Er. 1. Özü, sözü doğru yiğit. 2. Erkek insan.

    MERTEL: (f.t.i.) Er. - (bkz. Mert).

    MERTER: (f.t.i.) Er. - (bkz. Mert).

    MERTKAL: (f.t.i.) Er. - Her zaman doğru kal.

    MERTKAN: (f.t.i.) Er. - Mert soydan gelen.

    MERTOL: (f.t.i.) Er. - Her zaman sözünün eri ol.

    MERVAN: (Ar.) Er. - Emevi sülalesinin Mervan kolu.

    MERVE: (Ar.) Ka. - Mekke'de bir dağın adı olup hacılar, Merve ile Safa arasında Sa'y ederler yani 7 defa gidip gelirler.

    MERYEM: (İbr.) Ka. - 1. Abid. İbadete düşkün insan. 2. Hz. İsa'nın annesi.

    MERZAT: (Ar.) Er. - Rıza, hoşnutluk.

    MERZUK: (Ar.) Er. - Rızıklandırılmış, rızık verilmiş.

    MERZUKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Merzuk).

    MESERRET: (Ar.) Ka. - Sevinçler. Şenlik, sevinç.

    MESİH: (Ar.) Er. 1. Üzerine yağ sürülmüş. 2. Mesholunmuş, başka bir şekle girmiş olan. 3. Acaip, tuhaf. 4. Ölmek. - Mesih: Hz. İsa'nın elini sürdüğü hastaların derhal iyileşmesi dolayısıyla kendisine isim olarak verilmiştir.

    MESRUR: (Ar.) - Sevinçli, memnun, sevinmiş meramına ermiş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MESRURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mesrur).

    MESUD: (Ar.) Er. - Saadetli, bahtlı, bahtiyar, kutlu. - Türk dil kurallarına göre "d/t" olarak kullanılır.

    MESUDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mesud).

    MEŞHED: (Ar.) Er. - Bir adamın şehit olduğu veya bir şehidin gömüldüğü yer. İran'da ziyaretgah olan meşhur şehir. Hz. Peygamber (s.a.s)'in isimlerinden.

    MEŞHUR: (Ar.) Er. - Ünlü, argın, tanınmış.

    MEŞHURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Meşhur).

    MEŞKUR: (Ar.) Er. - Beğenilmiş, övülmüş. Teşekkür edilmeye değer olan.

    MEŞKURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Meşkur).

    METE: (Tür.) Er. - Büyük Türk-Hun İmparatoru (M.Ö. 209-174).

    METEHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Mete)

    METHİYE: (Ar.) Ka. - Birini övmek maksadıyla yazılmış eser, kaide.

    METİN: (Ar.) Er. 1. Metanetli, sağlam, dayanıklı. 2. Özü, sözü doğru, sebatkar, itimat edilir. Hz. Peygamber (s.a.s)'in isimlerinden.

    METİNER: (Tür.) Er. - (bkz. Metin).

    MEVA: (Ar.) Ka. - Sığınılacak yer, yurt, mesken.

    MEVCUD: (Ar.) Er. - Var olan, bulunan. Hazır olan, hazır bulunan. -Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

    MEVCUDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mevcud).

    MEVDUT: (Ar.) Er. - Sevilmiş, sevilen. Gaznelilerin bir hükümdarı.

    MEVEDDET: (Ar.) Ka. - Sevgi, muhabbet. Dostluk.

    MEVHİBE: (Ar.) Ka. - Vergi, ihsan, bağış.

    MEVLUD: (Ar.) Er. 1. Yeni doğmuş çocuk. 2. İhsanın doğduğu yer. 3. Doğulan zaman. Hz. Muhammed'in doğumunu anlatan manzum eser. - Türk dil kurallarına göre "d/t" olarak kullanılır.

    MEVLUDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mevlud).

    MEVSİM: (Ar.) Ka. 1. Yılın dört bö*lümünden biri. 2. Dağlamak suretiyle damga vurmak.

    MEVSUL: (Ar.) Er. - Hz. Peygamber'in isimlerinden.

    MEVSUNNE: (Ar.) Ka. 1. Bahar yağmuru yağmış toprak. 2. Baştan aşağı süslü zırh.

    MEVZUN: (Ar.) Er. - Biçimli, yakışıklı, güzel.

    MEVZUNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mevzun).

    MEYMUN: (Ar.) Er. - Uğurlu, bereketli, kutlu.

    MEYMUNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Meymun). Hz. Peygamberin en son hanı*mı.

    MEYSUR: (Ar.) Er. - Kolaylanmış, kolaylaştırılmış şeyler.

    MEYSURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Meysur).

    MEZİD: (Ar.) Er. - Artmış, artırıl*mış, büyümüş. - Türk dil kuralı açı*sından "d/t" olarak kullanılır.

    MEZİYET: (Ar.) Ka. - Bir kişiyi başkalarından ayıran ve yücelten va*sıf, üstünlük, değerlilik yüksek karak*ter.

    MİDHAT: (Ar.) Er. - Övme. - Türk dil kuralı açısından "d/t" değişmesiyle kullanılır.

    MİFTAH: (Ar.) Er. 1. Anahtar. 2. Şifre cetveli. 3. Dil öğrenirken yapı*lacak tercüme ve meselelerin halledilmiş şekillerini gösteren kitap. 4. Hz.Peygamber (s.a.s)'in isimlerinden.

    MİHİN: (Fars.) Er. - Büyük, ulu.

    MİHİNE: (Fars.) Ka. - (bkz. Mihin).

    MİHNE: (Ar.) - Düzleştirmek. - Er*kek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MİHRACE: (Sanskritçe.) Ka. - Hindistan'da kral ve prenseslere verilen unvan.

    MİHRAN: (Ar.) - Nehir. Pakis*tan'dan geçen İndus nehrine İslam müellifleri tarafından verilen isim. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MİHRİ: (Fars.) Ka. 1. Güneş. 2. Sev*gi. 3. Eylül ayı. - Mihr ü mah, güneş ile ay.

    MİHRİBAN: (Fars.) Ka. - Şefkatli, merhametli, muhabbetli, güleryüzlü, yumuşak huylu.

    MİHRİCAN: (Fars.) - Sonbahar. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MİHRİMAH: (Ar.) Ka. - Güneş ile ay.

    MİHRİNAZ: (Fars.) Ka. - Naz güneşi. Çok nazlı.

    MİHRİNİSA: (Fars.) Ka. - Kadınlı*ğın güneşi, erdemli, nitelikli kadın.

    MİHRİNUR: (Fars.) Ka. - Işık sa*çan, aydınlatan güneş.

    MİHRİŞAH: (Fars.) Ka. - Şahların güneşi.

    MİHRİYE: (Fars.) Ka. - Güneşe ait, güneşle ilgili.

    MİKAİL: (Ar.) Er. - Dört büyük me*lekten rızıkların taksimine memur melek.

    MİKAT: (Ar.) Er. 1. Tesbit edilen yer ve zaman. 2. Mekke yolu üzerinde hacıların ihrama girdikleri yer.

    MİMOZA: (Lat.) Ka. - Baklagillerden ince ve san yapraklı çiçek açan bir cins süs bitkisi, küstümotu.

    MİNA: (Ar.) Ka. 1. Camın ana maddesi. 2. Liman, iskele. 3. Gökyüzü.

    MİNE: (Fars.) Ka. 1. Maden ve çini üzerine vurulan camı andırır cila. 2. Dişlerin üzerindeki ince ve parlak tabaka. 3. İnce ve parlak nakış.

    MİNŞAR: (Ar.) 1. Cennet. 2. Şişe sırça. 3. Zümrüt, zebercet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MİR'AT: (Ar.) Ka. 1. Ayna. 2. Meşhur bir çeşit lali.

    MİRAÇ: (Ar.). 1. Merdiven. 2. Göğe çıkan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Hz. Muhammed (s.a.s)'in göğe çıktığı gece ki, Recep ayının 27'sine rastlayan kandil gecesidir. O gecede 5 vakit namaz farz kılınmıştır.

    MİRAN: (Fars.) Er. - Beyler.

    MİRAY: (Fars.) Ka. - Ayın ilk günleri.

    MİRCAN: (Fars.) Ka. - Canın içi.

    MİRHAN: (Fars.) Ka. - (bkz. Mircan).

    MİRKELAM: (Fars.) Er. - Güzel, nazik konuşan kimse.

    MİRNUR: (Fars.) Ka. - (bkz. Mircan).

    MİRZA: (Fars.) Er. 1. Emiroğlu beyi, hükümdar soyundan gelen. 2. Doğu Türk devletlerinde asalet unvanı. 3. Dubb-i Ekber yıldız kümesindeki parlak yıldız.

    MİSAK: (Ar.) - Sözleşme, yemin, and, ahid. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MİSBAH: (Ar.) Er. - Aydınlatma cihazı, ışık çırağı. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in isimlerinden.

    MİZAN: (Ar.) Er. 1. Terazi. 2. Sağlama.

    MUADDAL: (Ar.) Er. - (bkz. Hz. Peygamberin isimlerinden).

    MUALLA: (Ar.) Ka. 1. Yüce, yüksek, (bkz. Bülent). Makamı, rütbesi yüksek. 2. Bir yazı stili.

    MUAMMER: (Ar.) - Ömür süren, yaşayan, yaşamış. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MUARRA: (Ar.) Ka. - Çıplak, soyulmuş. An, temizlenmiş.

    MUATTAR: (Ar.). - Güzel kokulu, ıtırlı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MUAVİYE: (Ar.) Er. - Emevi devletinin ilk hükümdarı olup Hind ve Ebu Süfyan'ın oğludur. Mekke'de doğmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kayınbiraderi ve vahiy katibidir.

    MUAZ: (Ar.) Er. 1. Korunan, sığınan. 2. Çok aziz, izzet sahibi, saygı uyandıran, kıymetli, muhterem, sevgili. Muaz b. Cebel, sahabeden.

    MUAZZEZ: (Ar.) Ka. - (bkz. Muaz). - Ta'ziz edilmiş, izzetlendirilmiş. İzzet ve şeref sahibi. İkram ve izaz olunan, ağırlanan, hürmetle, saygı ile kabul olunan. Kıymetli, değerli, aziz.

    MUBAHAT: (Ar.) Ka. - Günahı, sevabı olmayan, işlemesi ne haram, ne de helal olan (mubah).

    MUCİB: (Ar.) Er. 1. İcabet eden, uyan. İcap eden, gereken. 2. Sebeb olan, vesile teşkil eden. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    MUCİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mucib).

    MUCİD: (Ar.) Er. 1. Yaratıcı. 2. Bir buluş ortaya çıkaran kimse.

    MUCİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mucid).

    MUCİZE: (Ar.) Ka. - Hayran bırakan, olağanüstü olay. İnsan aklının alamayacağı.

    MUFADDAL: (Ar.) Er. - Faziletli, fazileti çok adam.

    MUHABBET: (Ar.) Ka. 1. Sevme, sevgi. 2. Dostluk. Dostça konuşma.

    MUHACCEL: (Ar.) Er. 1. Ayağı sekili beyaz at. 2. Gerdeğe konulmuş.

    MUHACİR: (Ar.) Er. - Göç eden, göçmen.

    MUHAFIZ: (Ar.) Er. - Muhafaza eden, değiştirmeyen, koruyan. Bekçi.

    MUHAMMED: (Ar.) Er. 1. Birçok defalar hamdu sena olunmuş, tekrar tekrar övülmüş. 2. Birçok güzel huylara sahip. Hz. Peygamber (s.a.s)'in isimlerindendir. Dedesi Abdülmuttalib tarafından, gökte hak yerde halk övsün niyetiyle bu ad konulmuştur. Kur'an'da dört yerde zikredilmiştir.

    MUHARREM: (Ar.) Er. 1. Tahrim olunmuş, haram kılınmış. 2. Kamer takviminin birinci ayı aşura ayı. Müslümanlıktan önce bu ayda savaşmak yasak olduğu için bu ad verilmiştir. Bu ayın ilk 10 gününde Kerbela vakasının yıldönümünde matem yapılır. 10. gününde aşure pişirilir.

    MUHBİR: (Ar.) Er. - Haber veren, haberci.

    MUHDİN: (Ar.) Er. - (bkz. Hz. Peygamberin isimlerinden).

    MUHİB: (Ar.) Er. 1. Seven, sevgi besleyen, dost. 2. Tutkan, yer. 3. Bir tarikata intisap etmemekle birlikte ya*kınlığı olan.

    MUHİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Muhib).

    MUHİDDİN: (Ar.) - Dini saran, çevreleyen. - Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.

    MUHLİS: (Ar.) Er. - Halis, katıksız. Dostluğu, samimiliği ve her hali içten gönülden olan.

    MUHLİSE: (Ar.) Ka. - (bkz. Muhlis).

    MUHSİN: (Ar.) Er. - İhsan eden, iyilikte, bağışta bulunan.

    MUHSİNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Muhsin).

    MUHTAR: (Ar.) Er. 1. İhtiyar eden, seçilmiş, seçkin. Hareketinde serbest olan, istediği gibi davranan, dilediğini yapan. 2. Köy veya mahalle işlerine bakmak üzere halkın seçtiği kimse. Hz. Peygamber (s.a.s)'in isimlerinden.

    MUHTEREM: (Ar.) Ka. - İhtiram olunmuş. Saygıdeğer, sayılan.

    MUHTEŞEM: (Ar.) - İhtişamlı, tantanalı, debdebeli, görkemli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MUHYİ: (Ar.) - İhya eden, dirilten, canlandıran, hayat veren. - Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı alarak kullanılır. Abdulmuhyi.

    MUİD: (Ar.) Er. - Öğretmen yardımcısı. Asistan.

    MUİN: (Ar.) Er. - Yardımcı. Çırak.

    MUİNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Muin).

    MUİZ: (Ar.) - Ağırlayıcı, izzet ve ikram edici. Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı alarak kullanılır. Abdulmuiz.

    MUKADDEMUN: (Ar.) Er. - (bkz. Hz. Peygamberin isimlerinden).

    MUKADDER: (Ar.) 1. Takdir olunmuş, kıymeti biçilmiş, kadri değeri bilinmiş, beğenilmiş. 2. Yazılı, yazılıp belirlenmiş ilahi taktir. 3. Yazılı olmayıp sözün gelişinden anlaşılan. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Hz. Peygamberin isimlerinden.

    MUKADDES: (Ar.) - Takdis edilmiş, mübarek kutsal temiz. Mübarek, kutsal kitaplar, Kur'an, Tevrat, Zebur, İncil. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MUKAFFA: (Ar.) Er. - Uyaklı, kafiyeli. - (bkz. Hz. Peygamberin isimlerinden).

    MUKAYYET: (Ar.) Er. 1. Kayıtlı, bağlı, bağlanmış. 2. Ayağında zincir ve pranga bulunan. 3. Bir işe ehemmiyet veren. 4. Kaydolunmuş, deftere geçmiş.

    MUKBİL: (Ar.) Er. - İkballi, kutlu, mutlu, bahtiyar, mes'ud.

    MUKBİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mukbil).

    MUKİM: (Ar.) Er. - İkamet eden, oturan. Hz. Peygamberin isimlerinden.

    MUKİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Mukim).

    MUKMİR: (Ar.) Er. - Ay ışıklı, mehtaplı.

    MUKMİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mukmir).

    MUKTEDİR: (Ar.) Er. - İktidarlı, gücü yeten, becerebilen.

    MUKTEFİ: (Ar.) Er. 1. İktifa eden. 2. Ardı sıra izinden gidilmiş örnek olan. - Hz. Peygamber (s.a.s.)'in isimlerinden.

    MUNGAR: (Tür.) Er. - Eli açık, cömert.

    MUNİS: (Ar.) Er. - Ünsiyetli alışılan, yadırganmaz, alışılmış. Cana yakın sevimli. İnsandan kaçmayan.

    MUNİSE: (Ar.) Ka. - (bkz. Munis).

    MUNTEKA: (Ar.) Er. - (bkz. Hz. Peygamberin isimlerinden).

    MURAD: (Ar.) Er. - Arzu, istek, dilek. Maksat meram. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

    MURADİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Murad).

    MURATHAN: (Ar.) Er. (bkz. Murat).

    MURTAZA: (Ar.) Er. 1. İrtiza edilmiş, beğenilmiş seçilmiş. Güzide. 2. Allah'ın razı olduğu kişi, kendisinden razı olunan kişi. - Aliyyü'l-Murtaza: Hz. Ali'nin lakabı.

    MUS´AB: (Ar.) Er. - Zor. Güçlü, dayanıklı. Ashabdan ünlü şehid Mus'ab b. Umeyr'in adıdır.

    MUSA: (Ar.) Er. - Vasiyet edilmiş. Vasi nasbolunmuş, vasiyeti yerine getirmekle vazifelendirilmiş. Tavsiye olunmuş. Sina yarımadısında, Eymen vadisinde Tur dağında Allah'ın lütfuna mazhar olarak, kavmine "on emir" adı altında Allah'ın şeriatını bildiren peygamber. Büyük kitaplardan Tevrat ona indirilmiştir.

    MUSADDIK: (Ar.) Er. - Gerçekliğini ve geçerliliğini resmi yazı ile bildiren. Tasdik eden.

    MUSLİH: (Ar.) Er. - İslah eden, iyileştiren, düzeltici, arabulucu. Barıştıran. Bu kelime Kur'an'da birkaç defa zikredilmiştir.

    MUSLİHİDDİN: (Ar.) Er. - Dinin salahı için çalışan.

    MUSTAFA: (Ar.) Er. 1. Temizlenmiş, seçilmiş, güzide. 2. Hz. Peygamberin isimlerinden. 3. Sa'd Suresi 47. ayette geçer.

    MUŞTU: (Tür.) Er. - Müjde, sevindirici haber.

    MUŞTUBEY: (Tür.) Er. - (bkz. Muştu).

    MUTA: (Ar.) Er. - İtaat olunan, boyun eğilen, başkalarının kendisine itaat ettikleri. Hz. Peygamberin isimlerinden.

    MUTAHHAR: (Ar.) - Takdir edilmiş, temizlenmiş, temiz. Temiz mübarek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MUTALLA: (Ar.) Ka. - Yaldızlanmış, yaldızlı.

    MUTARRA: (Ar.) - Çok taze, parlak. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MUTASIM: (Ar.) Er. 1. İtisam eden, eliyle tutan, yapışan. 2. Günahtan çekinen. 3. Allah'ın ipine sımsıkı sarılan.

    MUTE: (Ar.) Er. - Ürdün'de Lut gölünün kuzeyinde verimli bir ova. Peygamberliğin son dönemlerinde hristiyanlarla yapılan savaşın adı.

    MUTEBER: (Ar.) Ka. 1. İtibarlı, hatırı sayılır, saygın. 2. İnanılır, güvenilir. 3. Yürürlükte olan geçer.

    MUTENA: (Ar.) Ka. 1. Özenle dikkatle seçilmiş. 2. Önemli, seçkin. 3. Az bulunur.

    MUTİ: (Ar.) Er. 1. İtaat eden, baş eğen, veren. Tabi, bağlı. 2. Rahat ve uslu.

    MUTİA: (Ar.) Ka. - (bkz. Muti).

    MUTLAY: (Tür.) - Mutlu, sevinçli ay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MUTLU: (Tür.) - Talihli, uğurlu. Bahtiyar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MUTLUALP: (Tür.) Er. - (bkz. Mutlu).

    MUTLUGÜN: (Tür.) Er. - (bkz. Mutlu).

    MUTLUHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Mutlay).

    MUTLUKANİ: (Tür.) Er. - (bkz. Mutlu).

    MUTLUTEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Mutlay).

    MUTTALİB: (Ar.) - Talepte bulunan, isteyen, (bkz. Abdülmuttalib)

    MUTLUER: (Tür.) Er. - (bkz. Mutlu).

    MUVAFFAK: (Ar.) Er. 1. Allah'ın yardımına ulaşmış, işi rast gitmiş kimse. 2. Başaran beceren.

    MUVAHHİD: (Ar.). - Allah'ın birliğine inanan. Allah'tan başka hiçbir ilah ve kanun koyucu tanımayan, yalnız Allah'tan gelen emirleri kabul eden.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MUVAKKAR: (Ar.) Er. - Tevkir edilmiş, ağırlanmış, saygı gösterilmiş olan. Vakarlı, ağırbaşlı.

    MUZAFFER: (Ar.) - Zafer, üstünlük kazanmış, üstün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MUZİ: (Ar.) - Işık veren parlayan parlak. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MUZAM: (Ar.) Er. - Bir şeyin en büyük kısmı.

    MÜ'MİN: (Ar.)Er. - İman etmiş, İslam dinine inanmış, müslüman.

    MÜ'MİNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mü'min).

    MÜBAHAT: (Ar.) Ka. - Övünme, iftihar etme.

    MÜBAREK: (Ar.) Er. 1. Bereketli, feyizli. Uğurlu, hayırlı, kutlu, mutlu. 2. Beğenilen, sevilen, kızılan şaşılan kimse. Bir şey hakkında sözleşme.

    MÜBAREKE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mübarek).

    MÜBECCEL: (Ar.) Ka. - Yücelmiş, saygı gösterilmiş yüce, ulu.

    MÜBELLİĞ: (Ar.) Er. 1. Tebliğ eden, haber veren bildiren. 2. Büyük camilerde imamın söylediğini tekrarlayan kimse. - Hz. Peygamberin isimlerinden.

    MÜBERRA: (Ar.) - Temize çıkmış aklanmış, müstesna, azade, arınmış. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. -Hz. Peygamberin isimlerinden.

    MÜBEŞŞİR: (Ar.) Er. - Müjdeci, muştucu. - Hz. Peygamber (s.a.s)'in isimlerinden.

    MÜBİN: (Ar.) Er. - 1. İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, hayrı şerden ayıran. 2. Açık anlaşılır, aşikar, belli. 3. Kur'an'ı Kerim'i bazen de peygamber (s.a.s.)'i vasfetmek için kullanılmıştır.

    MÜBİNE: (Ar.) Ka. - (bkz, Mübin).

    MÜBŞER: (Ar.) Er. - İbşar olunmuş, müjdelenmiş, mübeşşer.

    MÜBTEHİC: (Ar.) Er. - Sevinçli, sevinmiş, memnun, mesrur, şad. (bkz. Behçet, Şadan).

    MÜCAB: (Ar.) Er. - Kabul cevabı almış olan. Duası kabul olunan.

    MÜCADELE: (Ar.) Er. 1. Uğraşma, savaşma, çatışma. 2. Kur'an surelerinden birisinin adı.

    MÜCAHİD: (Ar.) Er. 1. Cihad eden, din düşmanlarıyla savaşan. Savaşan, uğraşan, savaşçı. 2. Gayret eden, çok çalışan. 3. Tasavvufta nefsine karşı gelerek kendini terbiye eden ve böylece manevi makamlara erişen kimse, derviş. - Türk dil kurallarına göre d/t olarak kullanılır.

    MÜCAHİDDİN: (Ar.) Er. - Din savaşçısı, İslam askeri.

    MÜCD: (Ar.) Ka. - Kıvırcık, kıvrılmış, lülelenmiş saç.

    MÜCEDDET: (Ar.) Ka. - Yeni, henüz kullanılmamış.

    MÜCELLA: (Ar.) Ka. - Parlatılmış, parlak, cilalı.

    MÜCEVHER: (Ar.) Ka. 1. Değerli süs eşyası. 2. Arap alfabesinde noktalı olan harf.

    MÜCMEL: (Ar.) - Kısa ve az sözle anlatılmış, öz, özet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MÜCTEBA: (Ar.) Er. - Seçilmiş, seçkin. Hz. Peygamberin isimlerinden.

    MÜCTEHİD: (Ar.) Er. - İctihad eden, gücü yettiği kadar çalışan. Ayet ve hadislerden şer'i hükümler çıkaran din alimi. - İmam-ı Azam gibi.

    MÜDAFİ: (Ar.) Er. - Müdafaa eden, koruyan. Savunan, dayanan.

    MÜDEBBER: (Ar.) Ka. - Tedbir alınmış, düşünce ile hareket edilmiş.

    MÜDRİK: (Ar.) Er. - İdrak eden, anlayan, aklı ermiş.

    MÜDRİKE: (Ar.) Ka. - (bkz. Müdrik).

    MÜEMMİL: (Ar.) Er. - Temin edilmiş, sağlanmış, emniyete alınmış. -Hz. Peygamberin isimlerinden.

    MÜESSER: (Ar.) Ka. - Kendisine bir şey tesir etmiş olan.

    MÜEYYED: (Ar.) - Teyid edilmiş, kuvvetlendirilmiş, sağlam. Doğrulanmış. Yardım gören. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MÜFAHİR: (Ar.) Er. - Övünen.

    MÜFAHİRE: (Ar.) Ka. - Fahreden, övünen.

    MÜFERREC: (Ar.) Er. 1. Meydanı olan, geniş. 2. Keder gideren.

    MÜFERRİH: (Ar.). - Ferahlık veren, iç açan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MÜFİD: (Ar.) Er. 1. İfade eden, anlatan, manalı. 2. Faydalı. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    MÜFİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Müfid).

    MÜFİZ: (Ar.) Er. - Feyizlendiren, feyiz veren. Allah'ın isimlerinden. -"Abd" takısı alarak kullanılır. Abdulmufiz.

    MÜFTEHİR: (Ar.) Er. 1. İftihar eden, övünen. Şanlı, şerefli. 2. Parasız işgören, fahri.

    MÜGE: (Fran.) Ka. - İnci çiçeği.

    MÜHEYMİN: (Ar.) - Birini korkudan koruyan. Allah'ın isimlerinden. -"Abd" takısı almadan kullanılmaz. Abdulmüheymin.

    MÜHEYYA: (Ar.) Ka. - Hazır.

    MÜHİB: (Ar.) Er. 1. Heybetli, korkunç, korkutan. 2. Tehlikeli ve saygı uyandıran.

    MÜHİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mühib).

    MÜHRE: (Fars.) Ka. 1. Bir çeşit yuvarlak şey. 2. Cam boncuk. Mühre-i Zar: Güneş.

    MÜJDAT: (Fars.) Er. - Müjdeler, sevinçli haberler.

    MÜJDE: (Fars.) Ka. 1. Muştu, sevinç haberi, büşra. 2. Hayırlı, sevinçli bir haber getirene verilen bahşiş.

    MÜJGÂN: (Fars.) Ka. - Kirpikler, kirpik.

    MÜKÂFAT: (Ar.) Ka. - Ödül. Değerlendirici, sevindirici davranış.

    MÜKAFİ: (Ar.) Er. - Eşit, beraber.

    MÜKERREM: (Ar.) - Muhterem, aziz sayın, saygıdeğer, sayılan, onurlandıran, hürmet ve tazime erişmiş. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MÜKREM: (Ar.) Er. - Kerem ve şeref ile nitelenmiş olan.

    MÜKREMİN: (Ar.) Er. - İkram olunmuş, ağırlanmış.

    MÜKRİM: (Ar.) Er. - İkramcı, ikram eden, ağırlayan-ağırlayıcı, misafirperver.

    MÜKRİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Mükrim).

    MÜLAYİM: (Ar.) Er. 1. Uygun, muvafık. 2. Yumuşak huylu, yavaş kimse. Pekliği olmayan.

    MÜLHİM: (Ar.) Er. - İlham veren, içe doğduran, esinlendiren.

    MÜLHİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Mülhim).

    MÜLKET: (Ar.) Er. - Ülke.

    MÜLTEKA: (Ar.) - Kavuşma, buluşma, birleşme yeri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MÜLTEMİ: (Ar.) Er. - Parlayan, parıldayan.

    MÜMTAZ: (Ar.) Er. - İmtiyaz tanınmış, ayrı tutulmuş, üstün tutulmuş. Seçkin.

    MÜNCİ: (Ar.) Er. - İnca eden, kurtaran, halaskar. - Hz. Peygamberin isimlerinden.

    MÜNEVVER: (Ar.) Ka. - Tenvir edilmiş, nurlandırılmış, aydınlatılmış, ışıklı. Aydın.

    MÜNİB: (Ar.) Er. 1. İnabe eden, asiliği, azgınlığı bırakarak Allah'a yönelen. 2. Güzel yağan, faydalı yağmur. 3. Taze ve verimli bahar.

    MÜNİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Münib).

    MÜNİF: (Ar.) Er. 1. Yüksek, ulu, büyük, ali, bülend. 2. Yüksek, büyük hükümler.

    MÜNİFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Münif).

    MÜNİM: (Ar.) Er. - Nimet veren,

    yedirip içiren. - Takı alarak kullanılır. Abdülmün'im.

    MÜNİR: (Ar.) Er. 1. Nurlandıran, ışık veren, parlak, ziyalar. 2. Kur'an'da peygambere ve ilahi kitaplara sıfat olarak kullanılmıştır.

    MÜNİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Münir).

    MÜNŞİ: (Ar.) Er. - İnşa eden, yapan. Yapısı, üslubu güzel olan, iyi katib.

    MÜNTEHA: (Ar.) - Son, nihayet, uç, en son, akıbet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MÜNZİR: (Ar.) 1. Akıbetinin kötülüğünü söyleyerek korkutan. 2. Kafirleri ve münafıkları sapıklıklarından döndürmek için cehennem azabı ile korkutan. Rasulullah için kullanılmıştır. Birçok sahabe de bu ismi kullanmıştır.

    MÜRDÂZ: (Fars.) - İran güneş yılının 5. ayı.

    MÜREN: (Tür.) - Akarsu, dere, ırmak. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MÜREVVA: (Ar.) Ka. - Aklı, fikri, düşünüşü görünüşü sağlam.

    MÜRİD: (Ar.) Er. 1. İdare eden, emreden buyuran. 2. Bir şeyhe bağlı olan kimse. - Türk dil kurallarına göre "d/t" olarak kullanılır.

    MÜRİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mürid).

    MÜRSEL: (Ar.) Er. 1. Gönderilmiş yollanılmış. Şeriat sahibi peygamberler. 2. Salıverilmiş suç. 3. Bir yazı sitili. Hz. Peygamberin isimlerinden.

    MÜRŞİD: (Ar.) Er. 1. İrşad eden, doğru yolu gösteren kılavuz. 2. Tarikat şeyhi. Gafletten uyandıran.

    MÜRŞİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mürşid).

    MÜRÜVVET: (Ar.) Ka. - İnsaniyet, mertlik, yiğitlik. Cömertlik, iyilikseverlik.

    MÜSEVVER: (Ar.) Ka. - Çevresine sur, duvar çevrilmiş korunmuş.

    MÜSLİM: (Ar.) Er. - İslam dininde olan.

    MÜSLİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Müslim).

    MÜSTAKİM: (Ar.) Er. - Doğru, düz, dik. Temiz, namuslu.

    MÜSTEAN: (Ar.) - Kendisinden yardım beklenen, yardım istenen. -Allah'ın sıfatlarındandır.

    MÜSTEBŞİR: (Ar.) Er. - İstibşar eden, müjdeleyen. Müjde ile sevinen.

    MÜSTECAB: (Ar.) Er. - İsticabe edilmiş, kabul olunmuş, (bkz. Mücab).

    MÜSTEKBİR: (Ar.) 1. Kibirlenen kendini büyük gören, büyüklenen. 2. Alah'a karşı büyüklenen kafir ve mülhid. - İsim olarak kullanılmaz.

    MÜSTEKFİ: (Ar.) Er. - Yetecek kadarını isteyen.

    MÜSTENİR: (Ar.) Er. - Işıklı, parlak.

    MÜSTENİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Müstenir).

    MÜSTESNA: (Ar.) 1. İstisna edilen, kural dışı bırakılan, bırakılmış. 2. Bütün. 3. Ayrı tutulan, ayrık. 4. Benzerlerinden baskın. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MÜSTEZIM: (Ar.) Er. 1. İstizanı eden, büyük gören, büyük tutan, cömert. 2. Kibirli, gururlu.

    MÜŞERREF: (Ar.) - Şereflendirilmiş kendisine şeref verilmiş, şerefli.

    MÜŞFİK: (Ar.) - Şefkatli, merhametli, acıyan, seven. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MÜŞFİKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Müşfik).

    MÜŞİR: (Ar.) Er. 1. Haber veren, bildiren. 2. Emir ve işaret eden. 3. Mareşal. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

    MÜŞTAK: (Ar.) Er. - İştiyaklı, özleyen, göreceği gelen, can atan.

    MÜŞTEHİR: (Ar.) - İştihar eden, şöhret bulan, meşhur. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MÜTEÂL: (Ar.) Er. - Yüksek, yüce. (bkz. Bülend).

    MÜTİM: (Ar.) Er. - Tamamlayan, tamamlayıcı, tamamlamaya yarayan.

    MUTTAKİ: (Ar.) Er. - İttika eden, sakınan, çekinen. Allah'tan korkan, abid, zahid. - Hz. Peygamberin isimlerinden.

    MÜVEDDET: (Ar.) Ka. - Sevgi, muhabbet, dostluk.

    MÜVELLÂ: (Ar.) - Bir davanın veya anlaşmazlığın halli, bir işin araştırılması konusuna şeriatça vazifelendirilmiş şahıs. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    MÜYESSER. (Ar.) Ka. - Kolayı bulunup yapılan, kolay gelen, kolaylıkla olan.

    MÜZAHİR: (Ar.) Er. - Zahir olan, arka çıkan, yardım eden, koruyan.

    MÜZDÂD: (Ar.) Er. - Ziyadeleşmiş, artmış, çoğalmış. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

    MÜZEHHER: (Ar.) Ka. - Çiçekli, çiçeklenmiş, çiçek açmış. - (bkz. Zühre).

    MÜZEKKİR: (Ar.) Er. – Zikreden hatıra getiren anan. Zikreden ibadet eden. - Hz. Peygamberin isimlerinden.

    MÜZEMMİL: (Ar.) Er. 1. Bir şeye sarılmış sargılanmış. 2. Kur'an-ı Kerim'de bir sure adı.

    MÜZEYYEN: (Ar.) Ka. - Zinetlendirilmiş, süslenmiş, süslü. [​IMG]
     
  12. ocean

    ocean Paylaşımcı Melek Üye

    Kayıt:
    15 Ekim 2008
    Mesajlar:
    360
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    izmir
    Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

    - N -

    NABİ: (Ar.) Er. 1. Haberci, haber veren. 2. Yüksek, yüce. 3. Büyük Türk şairidir. 17. asrın ikinci yarısında yaşamıştır.

    NABİA: (Ar.) Ka. - Yerden çıkıp fışkıran, kaynayan, akan.

    NABİYE: (Ar.) Ka. 1. Ulu, şerefli kimse. 2. Sonradan şair olan kimse. 3. Haberci, haber veren.

    NACİ: (Ar.) Er. - Necat bulan, kurtulan, selamete kavuşan. Cehennemden kurtulmuş, cennetlik.

    NACİL: (Ar.) Er. - Soyu sopu temiz olan kimse.

    NACİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Naci).

    NADAN: (Fars.) Ka. - Kaba, dobra.

    NADİDE: (Fars.) Ka. - Görülmemiş görülmedik. Pek seyrek bulunan, çok değerli.

    NADİM: (Ar.) Er. - Pişmanlık duyan, pişman. Tevbe eden.

    NADİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Nadim).

    NÂDİR: (Ar.) Er. - Seyrek, az, ender bulunur.

    NADİ: (Ar.) Er. 1. Nida eden, haykı*ran, çağıran. 2. Toplantı, meclis, (bkz. Nida).

    NÂDİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nadir).

    NADİYE: (Ar.) Ka. 1. Bağırıp, çağıran, seslenen. 2. Toplantı, meclis.

    NÂFERİZ: (Fars.) Er. 1. Göbek düşüren. 2. Koku saçan.

    NAFİ': (Ar.) - Yararlı, kârlı. Şifalı, hayır ve fayda verici şeyler yaratan Allah. - Esmaü'l-Hüsna'dandır. "Abd" takısı alarak kullanılır.

    NÂFİA: (Ar.) Ka. - Bayındırlık işleri.

    NAFİH: (Ar.) Er. - Üfleyen, üfleyici.

    NAFİLE: (Ar.) Ka. - Mal, ganimet, ihsan bağış.

    NAFİZ: (Ar.) Er. 1. Delen, delip geçen. İçeriye giren, işleyen. 2. Tesir eden, sözü geçen.

    NAFİZE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nafiz).

    NÂGEHAN: (Fars.) Ka. - Ansızın, birdenbire.

    NAĞME: (Ar.) Ka. - Ahenk güzel ses. (bkz. Ezgi).

    NAHİD: (Fars.) Er. - Venüs (zühre) gezegeni. (Arapça'da) Yeni yetişen kız. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    NAHİDE: (Fars.) Ka. - (bkz, Nahid).

    NAHİRE: (Ar.) Ka. - Ayın ilk günü ya da son gecesi.

    NAİB: (Ar.) Er. - 1. Vekil, birinin yerine geçen, kadı vekili, Şeriata göre hükmeden hakim. 2. Nöbet bekleyen, nöbetle gelen.

    NAİBE: (Ar.) Ka. - Vekil, birinin yerine geçen.

    NAİL: (Ar.) Er. - Muradına eren, ermiş, ele geçiren. Naili: Divan edebiyatı şairlerinden olup asıl adı Salih'tir. Manastır'da doğmuş, Mısır'da vefat etmiştir.

    NAİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nail).

    NAİM: (Ar.) Er. 1. Bollukta yaşayış. 2. Cennetin bir kısmı. Daru'n-Naim: Cennet.

    NAİMA: (Ar.) Er. - Haleb'te doğmuş, asıl adı Mustafa Naim'dir. Naima tarihiyle meşhurdur.

    NAİME: (Ar.) Ka. - Güzel zarif kadın. Nazlı büyütülmüş kadın.

    NAİRE: (Ar.) Ka. - Ateş, alev, sıcaklık.

    NAKİ: (Ar.) Er. 1. Temiz, pak. 2. Çok ince, çok güzel, zarif.

    NAKİB: (Ar.) Er. - Bir kavim veya kabilenin reisi veya vekili. Bir tekkede, şeyhin yardımcısı olan ve en eski derviş veya dede.

    NAKİBE: (Ar.) Ka. 1. İnsan ruhu. 2. Akıl.

    NAKİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Naki).

    NAKŞİDİL: (Ar.) Ka. - Gönül resmi, gönül süsü.

    NÂLÂN: (Fars.) Ka. - İnleyen, inleyici, ağlayan, feryad eden. Manası dolayısıyla isim olarak kullanılmamalıdır.

    NALE: (Fars.) Ka. - İnleme, inilti.

    NALEZEN: (Fars.) Ka. - İnleyen, inildeyen.

    NAMAL: (Tür.) Er. - Adın duyulsun, ün kazan.

    NAMDAR: (Fars.) Er. - Namlı, ünlü.

    NAME: (Fars.) Ka. - Sevgiliye ve aşka ait yazılmış mektup. Mektup. Kitap, dergi.

    NAMİ: (Fars.) Er. - Namlı, şöhretli ünlü.

    NAMIK: (Ar.) Er. - Yazıcı, katip, yazar

    NAMIKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Namık).

    NAMİYE: (Ar.) Ka. - Olma, yerden bitme kuvvetli, gelişme yetişme.

    NAMUS: (Ar.). 1. Kanun nizam. 2. Ar, edep, haya, ırz. 3. Temizlik, doğruluk. 4. Allah'a yakın olan büyük melek.

    NAMVER: (Fars.) Er. - Adlı, ünlü.

    NARDAN: (Fars.) Ka. 1. Nar taneleri. 2. Gözyaşı damlaları.

    NARDANE: (Fars.) Ka. - Nar tanesi.

    NARDİN: (Fars.) Ka. - Bir çeşit sümbül.

    NARGÜL: (Fars.) Ka. - Ateş renginde, kırmızı gül.

    NARİN: (Fars.) Ka. - İnce, zarif yapılı, nazik. Zayıf çelimsiz.

    NARİYE: (Ar.) Ka. - Ateşle ilgili, cin peri. - İsim olarak kullanılmaz.

    NASIH: (Ar.) Er. - Nasihat eden, öğüt veren. - Nasıh-ı Emin: Hz. Nuh (a.s.).

    NÂSIHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Nasıh).

    NASIR: (Ar.) Er. - Yardımcı, yardım eden (muin). "Abd" takısı alarak kullanılırsa daha iyi olur. Abdünnasır.

    NASİB: (a.i) Er. - Pay hisse. Birinin elde ettiği şey. Allah'ın kısmet ettiği şey. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

    NASİBE: (Ar.) Ka. - Dikili taş. Yollara nişan için dikilen taş.

    NASR: (Ar.) Er. - Yardım. - Üstünlük (zafer). - Kur'an-ı Kerim'in 110. suresi. Nasrullah: Allah'ın yardımı.

    NASRUDDİN: (Ar.) Er. - (Dine yardımı dokunan. - Dilimizde "Nasreddin" şeklinde kullanılır.

    NASRULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın nusreti, yardımı.

    NASUH: (Ar.) Er. 1. Nasihatçı, öğütçü. 2. Halis, temiz.

    NASUHİ: (Ar.) Er. - Bozulmaz şekilde tevbe edici.

    NÂŞİD: (Ar.) Er. - Şiir okuyan, şiir söyleyen, şiir yazan.

    NÂŞİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Naşid).

    NAŞİR: (Ar.) Er. - Neşreden, dağıtan, yayan, yayınlayan.

    NATIK: (Ar.) Er. 1. Söyleyen konuşan. 2. Düşünen. 3. Bildiren, bildirici.

    NATIKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Natık).

    NÂYAB: (Fars.) - Bulunmaz. Benzeri olmaz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    NAYMAN: (Moğ.) Er. - Sekiz. Batı Moğolistan'da yaşayan sekiz kabileden oluşan Türk topluluğu.

    NAZ: (Fars.) Ka. 1. Kendini beğendirmek için takınılan yapmacık cilve, işve. 2. Bir şeyi beğenmiyormuş gibi gözükme. Şımarıklık. 3. Yalvarma, rica.

    NAZAN: (Fars.) Ka. - Nazlı.

    NAZENDE: (Fars.) Ka. - Naz edici, nazlı, hoş edalı.

    NAZENİN: (Fars.) Ka. 1. Cilveli, oynak. Çok nazlı yetiştirilmiş, şımarık. 2. Narin ince yapılı.

    NAZIDİL: (Fars.) Ka. - Gönül nazı, gönül cilvesi.

    NAZIM: (Ar.) Er. - Tanzim eden, düzenleyen. Sıra sıra, dizi dizi olan şey.

    NÂZIME: (Ar.) Ka. - (bkz. Nazım).

    NAZIR: (Ar.) Er. 1. Nazar eden, nezaret eden, bakan, gözeten. 2. Vekil bakan. 3. Bir yüzü bir tarafa yönelik olan.

    NAZİF: (Ar.) Er. - Temiz, pak, nazik, zarif ve şık giyimli.

    NAZİFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nazif).

    NAZİK: (Fars.) Ka. 1. İnce, narin. 2. Terbiyeli, saygılı. 3. Güzel zarif.

    NAZİL: (Ar.) Er. - Yukardan aşağıya inen. Bir yere konan, bir yerde konaklayan.

    NAZİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nazil).

    NAZİR: (Ar.). - Er. 1. Taze. 2. Altın. 3. Benzer eş.

    NAZİRE: (Ar.) Ka. 1. Örnek karşılık. 2. Manzum eserde ayrı vezin ve kafiyede benzer olma hali.

    NAZLAN: (Tür.) Ka. - Kendini beğendir, nazlı ol.

    NAZLI: (Tür.) Ka. - Naz yapan, kendini ağıra satan. Değer verilen sevgili.

    NAZLIGÜL: (Tür.) Ka. - (bkz. Nazlı).

    NAZLIHAN: (Tür.) Ka. - (bkz. Nazlı.)

    NAZMİ: (Ar.) Er. - Dizme, tertib etme, sıraya koyma. Sıra, tertip. - Vezinli, kafiyeli söz.

    NAZMİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Naz-mi).

    NAZRA: (Ar.) Ka. - Bir tek bakış.

    NAZRET: (Ar.) - Tazelik. 2. Bakma, bakış. 3. İdare, reislik. 4. Nazırlık. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    NEBA: (Ar.) - Haber. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    NEBAHADDİN: (Ar.) Er. - Dinin şanı ve şerefi. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    NEBÂHAT: (Ar.) Ka. 1. Şan, şeref, onur. 2. Şan, şeref sahibi.

    NEBÂLET: (Ar.) Ka. 1. Zekilik. 2. Büyüklük, ululuk. 3. Cömertlik.

    NEBİ: (Ar.) Er. - Haberci. Peygamber.

    NEBİH: (Ar.) Er. - Namlı, şerefli.

    NEBİHE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nebih).

    NEBİL: (Ar.) Er. 1. Yüksek meziyet ve onur sahibi. 2. Akıllı, anlayışlı. Bilgili, faziletli.

    NEBİLE: (Ar.) Ka. - (bkz, Nebil).

    NEBİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nabiye).

    NECÂBET: (Ar.) Er. - Soyluluk, soy temizliği.

    NECAETTİN: (Ar.) Er. - Dine girip hidayete eren, kurtulan.

    NECÂH: (Ar.) Er. - İsteğine ulaşma. Kurtulma. İhtiyaçlarını temin edebilmek.

    NECAT: (Ar.) Er. - Kurtulma, kurtuluş. Selamet.

    NECATİ: (Ar.) Er. - Kurtulmaya mensup, kurtuluşla ilgili. Necati: 15 asır meşhur Osmanlı şairi olup asıl adı İsa'dır.

    NECCAR: (Ar.) Er. - Dülger. Marangoz. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

    NECDET: (Ar.) Er. - Kahramanllık yiğitlik, efelik. Korkusuz olmak.

    NECEF: (Ar.) Er. - Yüksek, sırt tepe, tümsek. Kufe civarlarında Hz. Ali'nin türbesinin bulunduğu yer.

    NECİB: (Ar.) Er. 1. Soyu sopu temiz pak olan kimse. 2. Asilzade, kıymetli, üstün. 3. Güzel ahlak sahibi. - Türk dil kuralı açısından "b/p" olarak kullanılır.

    NECİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Necip).

    NECİD: (Ar.). - Yüksek yayla. Arabistan'ın sahil ovasına ve çukur sahaya zıt olan yüksek kısım. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    NECİL: (Ar.) Er. - Soylu, soyu sopu temiz, kişizade. Asıl.

    NECİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Necil).

    NECİY: (Ar.) Er. - Sırdaş.

    NECİYULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın kurtuluş verdiği kişi. Hz. Peygamberin isimlerinden.

    NECLA: (Ar.) Ka. - Çocuk, evlat. Kuşak, soy, nesil.

    NECMİ: (Ar.) Er. - Yıldızla ilgili. Necmüddin: Dinin yıldızı. - Dilimizde "Necmettin" şeklinde kullanılmaktadır.

    NECMİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Necmi).

    NECVE: (Ar.) Ka. - Tümsek ve yüksek yer.

    NEDA: (Ar.). - Çiğ, nem rutubet, (bkz. Şebnem). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    NEDİM: (Ar.) Er. 1. Meclis arkadaşı, sohbet arkadaşı. 2. Büyükleri fıkra ve hikayeleri ile eğlendiren. Güzel hikayeler anlatan, tatlı konuşan. - Nedim: Osmanlı şairlerinden. Asıl adı Ahmed'tir. Lale devri şairlerindendir.

    NEDİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Nedim). -Zengin veya itibarlı bir kadının arkadaşı. Saray hayatında Sultan hanımlarının yardımcıları.

    NEDRET: (Ar.). - Azlık, seyreklik, az bulunurluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    NEDVE: (Ar.) Er. - Görüşme konuşma. Daru'n-Nedve'. Cahiliyye zamanında Mekke'de, kabile işlerini konuşmak için yapılmış olan meşhur bina.

    NEFASET: (Ar.) Ka. - Nefislik, nefis olma hali. Kıymetlilik.

    NEFER: (Ar.) Er. 1. Bir adam, tek kişi. 2. Er, asker.

    NEFİ: (Ar.) Er. - Çıkar ile ilgili faydacı, menfaat, kâr. - Nefi', Divan edebiyatının başarılı şairlerindendir. 4. Murad zamanında yaşamıştır.

    NEFİS: (Ar.) Ka. - Çok hoş, hoşa giden, beğenilen.

    NEFİSE: (Ar.) Ka. - Pek hoş, çok hoşa giden, en güzel, çok beğenilen.

    NEHÂR: (Ar.) Ka. -Gündüz.

    NEHİB: (Ar.) Er. 1. Dehşet, korku. 2. Yağmacı, çapulcu. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

    NEHİR: (Ar.) Ka. - Akarsu, ırmak. Çok bol su.

    NEHİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nehir).

    NEHRİ: (Ar.) Er. - Nehirle ilgili, nehire ait.

    NEJAD: (Fars.) Er. - Soy, nesil.

    NEMA: (Ar.) Ka. 1. Artma, çoğalma. 2. Büyüme, uzanma. 3. Faiz.

    NEMİR: (Ar.) Ka. - Tatlı su.

    NEMRUD: (Ar.) Er. - Babil'in kurucusu olduğu sanılan hükümdar. M.Ö. 2640'ta yaşamış Hz. İbrahim'i ateşe attırmıştır. Babil kulesinin onun zamanında yapıldığı söylenmektedir. -İsim olarak kullanılmaz.

    NEPTÜN: (Lat.) Er. - Güneşe yakınlığı 8. sırada olan gezegen.

    NERGİS[​IMG]Fars.) Ka. - Nergisgillerden çiçekleri ayrı veya bir köksap üzerinde şemsiye vaziyetinde bulunan ve beyaz san nevilesi de olan bir süs çiçeği.

    NERİM: (Fars.) Er. - Pehlivan, yiğit, bahadır.

    NERİMAN: (Fars.) Ka. - (bkz. Nerim). - Rüstem'in dedesi olan Şam'ın babası.

    NERMİ: (Fars.) Er. - Yumuşak, gevşeklik.

    NERMİN: (Fars.) Ka. - Yumuşak.

    NESEFİ: (Ar.) Er. - Yapı ustası.

    NESİB: (Ar.) Er. - Soylu, soyu temiz baba.

    NESİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nesib).

    NESİF: (Ar.) Er. - İki kişi arasında olan sır.

    NESİL: (Ar.) Er. - Aynı çağda, aynı yaşta bulunan kimselerin tümü, kuşak.

    NESİM: (Ar.) Er. 1. Hafif rüzgar. 2. Hoş, mülayim insan.

    NESİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Nesim).

    NESLİ: (Ar.) Ka. - Nesle ait, soya ait.

    NESLİGÜL: (a.f.i.) Ka. - Gül soyu, gül gibi güzel soydan gelen.

    NESLİHAN: (a.f.i.) Ka. - Han nesline ait, hanın soyundan.

    NESLİŞAH: (a.f.i.) Ka. - Şah soyundan gelen.

    NESRİN: (Fars.) Ka. - Yaban gülü Ağustos gülü. Mısır gülü. Van gülü.

    NEŞTERİN: (Fars.) Ka. - Ağustos gülü, yaban gülü.

    NEŞAT: (Ar.) Er. - Sevinç, neşe, şenlik, keyif. İran şairlerinden birisinin adı.

    NEŞET: (Ar.) Er. 1. Meydana gelme, gelişme. 2. Kaynak olma, bir mecradan çıkış. Neşet: 19. yy. Türk şairlerinden biri.

    NEŞE: (Ar.) Ka. - Neşe keyif, sevinç. Az sarhoşluk, çakırkeyif.

    NEŞECAN: (a.t.i.) Ka. - Canın neşesi, mutluluğu.

    NEŞEGÜL: (a.f.i.) Ka. - (bkz. Neşe).

    NEŞENUR: (Ar.) Ka. - Işık saçan neşe, sevinç. - (bkz. Neşe).

    NEŞEVER: (a.t.i.) Ka. - Çok neşeli.

    NEŞİD: (Ar.) Er. - (bkz. Neşide).

    NEŞİDE: (Ar.) Ka. - Manzum şiir. Atasözü derecesinde kullanılan meşhur beyit veya mısra.

    NEŞVE: (Ar.) Ka. - Sevinç.

    NEVA: (Fars.) Ka. 1. Ses, şada, makam, ahenk, name. 2. Refah, zenginlik. Güç, kudret. 3. Doğu müziğinde bir makam.

    NEVADİR: (Ar.). - Az bulunan şeyler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    NEVÂL: (Ar.). 1. Talih, kısmet. 2. Bahşiş, bağış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    NEVAZ: (Fars.) Er. - Okşayan, okşayıcı.

    NEVBAHAR: (Fars.) Ka. - İlkbahar. Yeni bahar.

    NEVBAHT: (f.a.i.) Ka. - Yeni şansı açılmış, şansı açık.

    NEVBAR: (Fars.) Ka. 1. Genç kız. 2. Turfanda çıkan meyve ve çiçek.

    NEVBARE: (Fars.) Ka. - Turfanda yemiş. Taze yeşillik.

    NEVCİ: (Fars.) Er. - Makam, ahenk ve nasip ile ilgili. Ali Şakir'in lakabı.

    NEVCİVAN: (Fars.) Er. - Genç, delikanlı.

    NEVEDA: (Fars.) Ka. - Yeni tavır, yeni eda. "Nev" ve "eda" kelimelerinden birleşik isim.

    NEVESER: (Fars.). - Türk müziğinde birleşik bir makam. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    NEVFEL: (Ar.) Er. - Deniz. (bkz. Derya). Sahabe isimlerindendir.

    NEVGÜL: (Fars.) Ka. - Yeni açılmış gül.

    NEVHAYAT: (f.a.i.) Ka. - Yeni hayat, yeni yaşam.

    NEVHİZ: (Fars.) Er. - Genç. Yeni yetişmiş, yeni çıkmış.

    NEVİDE: (Ar.) Ka. - İyi, sevinçli haber.

    NEVİN: (Fars.) Ka. - Yepyeni, yeni şey, yeni olan.

    NEVİNUR: (Fars.) Ka. - Renk ışık.

    NEVİR: (Ar.) Ka. 1. Parlaklık. 2.Ağaç çiçeği.

    NEVİT: (Fars.) Er. - İyi, sevinçli haber, müjde.

    NEVNİHAL: (Fars.) Ka. - Taze fidan, ağacın taze sürgünü.

    NEVRA: (Ar.) Ka. 1. Işıklı olma, parlaklık. 2. Çiçek, özellikle beyaz çiçek.

    NEVRED: (Fars.). - Gezen, dolaşan, yol alan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    NEVREDDİN: (Ar.) Er. - Dinin ışığı, aydınlığı. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    NEVRES: (Fars.). - Yeni yetişen, yeni biten. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    NEVRESTE: (Fars.) Ka. - (bkz. Nevres).

    NEVRİYE: (Ar.) Ka. - Işıkla, parlaklıkla, aydınlıkla ilgili.

    NEVRUZ: (Fars.) Ka. 1. Yeni gün. 2. İlkbahar başlangıcı. 3. Türk müziğinin makamlarından.

    NEVSAL: (Fars.) Er. - Yeni yıl.

    NEVSALE: (Fars.) Ka. - Genç, taze, küçük.

    NEVŞAH: (Fars.) Er. 1. Yeni dal. 2.Yeni bilmiş geyik boynuzu.

    NEVZAD: (Fars.) Er. - Yeni doğmuş. Yeni doğan. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

    NEVZAR: (Fars.). - Yeni ağlayış, ağlaması güzel olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    NEVZENİN: (Fars.). - Yeni tarz yeni yöntem. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    NEYYİR: (Ar.) Er. - Nurlu, parlak. Işıklı cisim. Güneş.

    NEYYİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Neyyir).

    NEYZEN: (Fars.) Er. - Ney çalan kimse.

    NEZAFET: (Ar.) Ka. - Temizlik, paklık.

    NEZÂHAT: (Ar.) Ka. - Temizlik, paklık. İncelik, rikkat.

    NEZÂKET: (Fars.) Ka. 1. Naziklik. 2. Zariflik, incelik. 3. Terbiye. 4. Ehemmiyet.

    NEZİH: (Ar.) Er. - Temiz, pak.

    NEZİHE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nezih).

    NEZİHİ: (Ar.) Er. - Temizlik, saflık, incelikle ilgili.

    NEZİR: (Ar.) Er. 1. Birini doğru yola (Sırat-ı Müstakim'e) yöneltmek için Allah'ın azabıyla gözdağı vererek korkutmak. 2. (Fıkıh'ta) Adak, dilek, tahsis. 3. Kendisini Allah yoluna adayan kişi. Kur'an'da 40'tan fazla yerde geçmektedir. Hz. Peygamberin isimlerinden.

    NEZİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nezir).

    NEZZAM: (Ar.) Er. - Nizam veren düzenleyen.

    NİDA: (Ar.) Ka. 1. Çağırma, bağırma, seslenme. 2. Ses verme.

    NİGAH: (Fars.) Ka. 1. Bakış, bakma. 2. Göz.

    NİGAR: (Fars.) Ka. 1. Resim. 2. Resmedilmiş, resmi yapılmış. Put. 3. Sevgili. 4. Türk musikisinde bir makam. Nigar Hanım: Meşhur kadın şairlerdendir. Osman Paşa'nın kızıdır.

    NİHAD: (Fars.) Er. - Tabiat huy, yaratılış, kişilik, bünye. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

    NİHAL: (Fars.) Ka. 1. Sevgili. 2. Taze, düzgün fidan, sürgün.

    NİHALE: (Ar.) Ka. 1. Yeni yetişmiş, düzgün, fidan. 2. Avcı, korkuluğu. 3. Döşeme, döşenecek şey.

    NİHAN: (Fars.) Ka. - Gizli, saklı. Bulunmayan, görünmeyen.

    NİHAVEND: (Fars.) Ka. 1. İran'ın batı yöresinde ünlü bir kent. 2. Musikide bir makam.

    NİHAYET: (Ar.). 1. Son. Sonunda. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    NİJAD: (Fars.) Er. - Soy, nesil, ne-seb. Tabiat, cibilliyet, (bkz. Nejad).

    NİKÂN: (Fars.) - İyiler, hoşlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    NİKBİN: (Fars.) Ka. - İyimser.

    NİKHU: (Fars.) - İyi huylu, huyu güzel. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

    NİL: (Ar.) Ka. 1. Çivit otu. 2. Mısır'dan geçen Akdeniz'e dökülen meşhur nehir.

    NİLAY: (Ar.) Ka. - İki nil. Seyhan ve Ceyhan nehirleri. Fırat ve Dicle nehirleri.

    NİLGÜN: (Fars.) Ka. - Çividî, çivit renginde, lacivert.

    NİLHAN: (Ar.) Ka. - Nil havzası hanlarından.

    NİLSU: (Tür.) Ka. - (bkz. Nil).

    NİLÜFER: (Fars.) Ka. - Çiçek adı.

    NİMET: (Ar.) Ka. 1. İyilik, lütuf, ihsan, bahşiş. 2. Azık, yiyeceğe, içeceğe dair şeyler. 3. Saadet, mutluluk. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    NİMETULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın nimeti.

    NİMRE: (Ar.) Ka. - Dişi kaplan.

    NİSA: (Ar.) Ka. 1. Kadınlar. 2. Kur'an-ı Kerim'in 4. suresi.

    NİSAN: (Süry.) Ka. 1. Bolluk, bereket, cömertlik. 2. İlkbaharın 4. ayı.. 3. Sur.

    NİŞAN: (Fars.) Er. 1. İm, iz, belirti. 2. Amaç, hedef. 3. Tuğra, madalya.

    NİŞANBEY: (f.t.i.) Er. - (bkz. Nişan).

    NİYAZ: (Fars.) Er. 1. Yalvarma, yakarma. Dua. 2. Bazı tarikatlarda küçüğün büyüğe karşı olan selam, saygı ve duası. 3. İhtiyaç, muhtaçlık.

    NİYAZİ: (Fars.) Er. 1. (bkz. Niyaz). 2. Yalvarıcı, niyaz edici. Sevgili. Türk mutasavvıflarından birisi. 18. yy.'da yaşamıştır.

    NİZAM: (Ar.) Er. 1. Dizi, sıra. Düzen, usul, tertip, yol, kaide. 2. Kanun*lar. 3. Hindistan'daki küçük devletlerin hükümdarlığı. Nizamüddin: Dinin nizamı, düzeni. - Dilimizde "Nizamettin" olarak kullanılır.

    NİZAMİ: (Ar.) Er. 1. Usulüne uygun, terkipli, düzenli. 2. Kanun ve nizama ait, onunla ilgili. Nizami; İran'ın en büyük şairlerinden olup, Genceli'dir.

    NUH: (Ar.) Er. - Nuh peygamber. Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen 25 peygamberden baştan 3. sırada gelen kişi. Zamanında Nuh tufanı olmuştur. Kur'an-ı Kerim'in 71. suresinin adı.

    NUHAYLE: (Ar.) Er. - İrak'ta, Kufe'ye yakın bir mevki.

    NUHBE: (Ar.) Ka. - Herşeyin seçilmişi, seçkin, seçilmiş, aydınlanmış.

    NUHCAN: (a.t.i.) Er. - (bkz. Nuh).

    NUHİ: (Ar.) Er. - Nuh'a ait, Nuh ile ilgili. Pek eski.

    NUMAN: (Ar.). 1. Kan. 2. Gelincik. Hanefi Mezhebi'nin imamı, Nu'man b. Sabit.

    NUR: (Ar.) Ka. 1. Aydınlık, parıltı, parlaklık, niran. 2. Mekke'deki Hıra dağı. Işığın bir şeye yansımasından meydana gelen parlaklık. Zünnureyn: Hz. Peygamberin 2 kızıyla evlendiği için Hz. Osman'a verilen unvan, onur sahibi. Kur'an-ı Kerim'in 24. suresinin adı.

    NURAL: (a.t.i.) Ka. - Nur, ışık al, ışıklı ol.

    NURALEM: (Ar.) Ka. - Evrenin nuru, alemi aydınlatan.

    NURALP: (a.t.i.) Er. - Nurlu, yiğit.

    NURAN: (Fars.) Ka. - Işıklı. Nurlu, nura ait.

    NURANİ: (Fars.) Er. - Işıklı, ışık saçan. Saygı uyandıran, nurlu.

    NURATAY: (a.t.i.) Er. - (bkz. Nuralp).

    NURAY: (a.t.i.) Ka. - Işık saçan ay. Ayın en çok ışık saçtığı dönem.

    NURBAKİ: (Ar.) Er. - Sürekli aydınlık olan, nurlu sabah.

    NURBANU: (a.f.i.) Ka. - Nur yüzlü hanım, gelin, prenses. - Nur ve ba-nu'dan birleşik isim.

    NURBAY: (a.t.i.) Er. - Nurlu, aydınlık kimse.

    NURCAN: (a.t.i.) Ka. - Canlı, neşeli, hayat dolu.

    NURCİHAN: (a.f.i.) Ka. - Cihan'ın nuru, ışığı. Dünyaya ışık saçan. Türk-Hind imparatoru Cihangir'in zevcesi.

    NURCİVAN: (a.f.i.) Er. 1. Parlak, neşeli, genç. 2. Mert, gözüpek, genç.

    NURÇİN: (a.f.i.) Ka. - Nur toplayan, ışık derleyen,

    NURDAĞ: (a.t.i.) Er. - Nurdağı, Nurdan dağ.

    NURDAN: (a.t.i.) Ka. - Nur'a ait, nurdan yapılmış.

    NURDANAY: (a.t.i.) Ka. - (bkz. Nurdan).

    NURDİL: (a.f.i.) Ka. - Nurlu, ışıklı gönül.

    NURDOĞAN: (a.t.i.) Ka. - Nurlu insan.

    NUREDDİN: (Ar.) Er. - Dinin nuru, ışığı.

    NUREFŞAN: (a.f.i.) Ka. - Aydınlık veren, ortalığı ışık içinde bırakan. -Nur ve efşan kelimelerinden birleşik isim.

    NUREL: (a.t.i.) Ka. - Nurlu el.

    NURER: (a.t.i.) Er. - Nurlu insan.

    NURERSİN: (a.t.i.) Er. - (bkz. Nurer).

    NURFER: (a.f.i.) Ka. - Işık ve aydınlık.

    NURFİDAN: (a.f.i.) Ka. - Taze ve pırıl pırıl genç, zarif hanım.

    NURGÖK: (a.t.i.) Ka. - Nurlu, aydınlık gökyüzü.

    NURGÜL: (Fars.) Ka. - Gülün en parlak olanı.

    NURGÜN: (a.t.i.) Ka. 1. Nurlu gün, ışıklı gün. 2. Günün ve bütün hayatın nurlu parlak olması.

    NURHAN: (a.t.i.) Ka. - Nur'un yöneticisi, hakimi.

    NURHİLAL: (Ar.) Ka. - (bkz. Nuray).

    NURİ: (Ar.) Er. - Nura ait, nurla ilgili.

    NURİNİSA: (Ar.) Ka. - Nurlu kadın.

    NURIŞIK: (a.t.i.) Ka. - Bol ışık, aydınlık.

    NURİYYE: (Ar.) Ka. - Rufai tarikatı şubelerinden biri.

    NURKAN: (a.t.i.) Er. - Temiz, berrak soydan gelen.

    NURKUT: (a.t.i.) Er. - (bkz. Nurkan).

    NURMAH: (Fars.) Ka. - Işıklı ay, ay gibi güzel ve nurlu.

    NURMELEK: (Ar.) Ka. - (bkz. Melek).

    NURNİGAR: (a.f.i.) Ka. - Işıklı, aydınlık, sevgili.

    NUROL: (a.t.i.) Er. - Nurlu ol, ışıklı ol.

    NURPERİ: (a.f.i.) Ka. - Işıklı, peri kadar güzel.

    NURSABAH: (Ar.) Ka. - Aydınlık sabah.

    NURSAÇ: (a.t.i.) Ka. - Işık saç, aydınlat.

    NURSAL: (a.t.i.) Er. - Işık saç, aydınlat.

    NURSEL: (a.t.i.) Ka. - Nur, ışık seli akışı.

    NURSELİ: (a.t.i.) Ka. - (bkz. Nursel).

    NURSEMA: (Ar.) Ka. - Işıklı, aydınlık gökyüzü.

    NURSEN: (a.t.i.) Ka. - Nurlu, ışıklı, kişi, insan.

    NURSENİN: (a.t.i.) Ka. - (bkz. Nursen).

    NURSER: (a.f.i.) Ka. - Nurlu, aydınlık, münevver kafalı insan.

    NURSEREN: (Ar.) Ka. - (bkz. Nurser).

    NURSEV: (a.t.i.) Ka. - Işığı sev.

    NURSEVİL: (a.t.i.) Ka. - (bkz. Nursev).

    NURSİM: (Fars.) Ka. - Aydınlık ve gümüş gibi parlak.

    NURSİMA: (Fars.) Ka. - Işıklı, aydınlık yüz.

    NURSİNE: (Fars.) Ka. - Işıklı, aydınlık yürek.

    NURSU: (a.t.i.) Ka. - Nurlu su.

    NURSUN: (a.t.i.) Ka. - (bkz. Nurser).

    NURŞAH: (Fars.) Er. - Parlak hükümdar.

    NURŞEN: (Fars.) Ka. - Çok çok ışıklı, neşeli insan.

    NURTAÇ: (a.t.i.) Er. - Nurdan taç.

    NURTAN: (a.t.i.) Er. - Işıklı tan.

    NURTANE: (a.t.i.) Ka. - Nurlu, biricik insan.

    NURTEK: (a.t.i.) Ka. - (bkz. Nurtane).

    NURTEKİN: (a.t.i.) Er. - Aydın ve güvenilir, emin.

    NURTEN: (a.t.i.) Ka. - Beyaz, parlak, ten.

    NURULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın nuru.

    NURVER: (a.t.i.) Ka. - (bkz. Nursun).

    NURVEREN: (a.t.i.) Ka. - (bkz. Nursun).

    NURZAT: (Tür.) Er. - Nurlu, aydınlık kişi.

    NURZEN: (a.f.i.) Ka. - Nurlu, ışıklı kadın.

    NURZER: (Ar.) Ka. - Altın gibi parlak ışık, altın ışık.

    NUSRET: (Ar.). 1. Yardım. 2. Allah'ın yardımı. 3. Zafer, muzafferiyet. Basan, üstünlük. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    NUSRETTİN: (Ar.) Er. 1. Dinin yardım ettiği. 2. Dinin başarılı temsilcisi.

    NUŞAT: (Fars.) Er. - İçkiden sarhoş olmuş, mest olmuş.

    NUŞİN:: (Fars.) Er. - Tatlı, hoş, güzel.

    NUŞİREVAN: (f.h.i.) Er. - İran'da 531-579 yıllan arasında hükümdarlık etmiş ve doğruluğuyla şöhret bulmuş olan Sasani Şahı, "adil" lakabıyla anılır.

    NUTKİ: (Ar.) Er. - Söz, lakırdı, konuşma. Nutuk, söylev, söyleyen.

    NUYAN: (Fars.) Er. - Şehzade, prens.

    NÜKHET: (Ar.) Ka. 1. Nükteler, herkesin anlayamayacağı ince, zarif, manalı sözler. 2. Koku.

    NÜVE: (Ar.). - Çekirdek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    NÜVEYT: (Ar.). - Çekirdekçik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    NÜVİD: (Fars.) Ka. - Müjde, muştu. Hayırlı haber. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Türk dil kuralı açısından son harf olan "d/t" olarak kullanılır.

    NÜVİDE: (Fars.) Ka. - (bkz. Nüvid).

    NÜZHET: (Ar.). 1. Neşe, eğlence, eğlence yerlerini seyredip gezme. 2, Sevinç, ferahlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. [​IMG]
     
  13. ocean

    ocean Paylaşımcı Melek Üye

    Kayıt:
    15 Ekim 2008
    Mesajlar:
    360
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    izmir
    Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

    - O -

    OBA: (Tür.) Er. 1. Çadırlarda yaşayan göçebe ailelerin meydana getirdiği topluluk. 2. Genellikle bölmeli göçebe cadın. 3. Yabancı. 4. Zeka ya da yetenekleri olağanüstü işler başaracak kadar üstün olan kimse, dahi. 5. Ova.

    OBUZ: (Tür.) Er. 1. Su kaynağı. 2. Akarsulardan oluşan küçük derecik. 3. İki derenin birleştiği dar yer. 4. Karların erimesiyle oluşan ufak dere.

    ODHAN: (Tür.) Er. - Atak, hareketli ve canlı lider.

    ODKAN: (Tür.) Er. 1. Canlı, coşkulu kimse. 2. Ateş kanlı. 3. Atak. Delidolu

    ODMAN: (Tür.) Er. - Ateş gibi canlı, coşkulu, hareketli kimse.

    OFLAS: (Tür.) Er. - (bkz. Oflaz).

    OFLAZ: (Tür.). 1. İyi, güzel, eksiksiz, tam. 2. Gürbüz, yakışıklı, güzel giyinen. 3. Becerikli. 4. Eflatun rengi. 5. İşe yarar uygun. 6. Cesur kabadayı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    OFLAZER: (Tür.) Er. - Oflaz er. Gürbüz, becerikli, eksiksiz, yiğit.

    OGAN: (Tür.). - (bkz. Okan).

    OGANER: (Tür.) Er. - Oğan er.

    OGÜN: (Tür.). - Anımsanan belirli bir günde doğan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    OĞANER: (Tür.) Er. - Oğan er.

    OĞANSOY: (Tür.) Er. - Oğan soy.

    OĞUÇ: (Tür.) Er. 1. Oymak. Hısım, akraba. 2. Bereket.

    OĞUR: (Tür.) Er. 1. Uğur. 2. Samimi, içten dost. 3. Bir şey yapabilmek için ele geçen zaman ya da elverişli durum.

    OĞURALP: (Tür.) Er. - Samimi, içten yiğit.

    OĞURATA: (Tür.) Er. - Uğurlu ata.

    OĞUŞ: (Tür.) Er. - Erkek çocuk.

    OĞUZ: (Tür.) Er. 1. Mübarek, saf ve iyi yaratılışlı. 2. Genç, sağlam, güçlü. 3. Anlayışı kıt, bön. 4. Köylü. Tosun. 5. Türk efsanelerinde geçen büyük bir kahraman. Büyük bir Türk boyu.

    OĞUZALP: (Tür.) Er. - Oğuz boyundan, yiğit, savaşçı.

    OĞUZATA: (Tür.) Er. 1. Oğuz'a mensup, güçlü yiğit baba. 2. Oğuz kahramanı.

    OĞUZBALA: (Tür.) Er. 1. Oğuz çocuğu. 2. Yiğit gürbüz çocuk.

    OĞUZBAY: (Tür.) Er. - Oğuz bay.

    OĞUZCAN: (Tür.) Er. - Oğuz can.

    OĞUZER: (Tür.) Er. - Oğuz er.

    OĞUZHAN: (Tür.) Er. 1. Yiğit han, hakan. 2. Oğuz boylarının efsanevi kahramanı.

    OĞUZKAN: (Tür.) Er. - Damarlarında Oğuz kanı taşıyan.

    OĞUZMAN: (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam, iyi yürekli, dost kimse.

    OĞUZTAN: (Tür.) Er. - Görkemli, aydınlık.

    OĞUZTÜZÜN: (Tür.) Er. 1. Sağlam, yiğit. 2. Yumuşak huylu, sakin.

    OKAN: (Tür.) Er. 1. Anlayışlı. Anlama, öğrenme. 2. Tanrı, oğuz.

    OKANALP: (Tür.) Er. 1. Anlayışlı yiğit. 2. Tanrısal gücü olan yiğit.

    OKANAY: (Tür.) Er. - Okan ay.

    OKANDAN: (Tür.) Er. - Tanrı'dan gelen, Tanrı'nın verdiği.

    OKANER: (Tür.) Er. - (bkz. Okanalp).

    OKATAN: (Tür.) Er. - Ok atan.

    OKATAY: (Tür.) Er. - Ok atay.

    OKAY: (Tür.). 1. Baht, talih, şans. 2. Bahtlı, talihli. 3. Beğenme. 4. Satürn gezegeni. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    OKBAŞ: (Tür.) Er. - Ok baş.

    OKBOĞA: (Tür.) Er. - Hızlı ve boğa gibi güçlü.

    OKBUDUN: (Tür.) Er. - Birlik içinde olan. Dürüst soya mensup.

    OKCAN: (Tür.) Er. - Canlı, hareketli canı tez.

    OKÇUN: (Tür.) Er. - Uzak, öte, uzakta bulunan.

    OKDAĞ: (Tür.) Er. - Ok dağ.

    OKDEMİR: (Tür.) Er. 1. Demir gibi sağlam ve atak. 2. Demirden yapılmış ok.

    OKER: (Tür.) Er. - Hızlı, canlı, hareketli kimse.

    OKERGÜN: (Tür.) Er. - Ok ergin.

    OKGÜÇ: (Tür.) Er. - Ok gibi güçlü ve hızlı.

    OKHAN: (Tür.) Er. - Hızlı, atak ve güçlü lider, han.

    OKKAN: (Tür.) Er. - Ok kan.

    OKMAN: (Tür.) Er. 1. Ok gibi hızlı, güçlü kimse. 2. Okçu. Kemankeş.

    OKSAL: (Tür.) Er. - Ok sal.

    OKSALMIŞ: (Tür.) Er. - Ok atmakla meşhur.

    OKSAR: (Tür.) Er. - Ok atışına hazırlan.

    OKSAY: (Tür.) Er. - Ok ve Say'dan birleşik isim.

    OKSEV: (Tür.) Er. - Ok ve Sev'den birleşik isim.

    OKSEVEN: (Tür.) Er. - Ok seven.

    OKSU: (Tür.) Er. - Hızlı ve düzenli akan su.

    OKŞAK: (Tür.) Er. 1. Benzeyiş. 2. Benzeyen, andıran.

    OKŞAN: (Tür.) Ka. - Daima övülen, beğenilen insan ol.

    OKTAN: (Tür.) Er. - Ok tan.

    OKTAR: (Tür.) Er. - Ok tar.

    OKTAY: (Tür.) Er. - Öfkeli, sinirli, kızgın.

    OKTUĞ: (Tür.) Er. - Ok tuğ.

    OKTUNA: (Tür.) Er. - Ok tuna.

    OKTÜRE: (Tür.) Er. - Ok türe.

    OKTÜREMİŞ: (Tür.) Er. - Ok türemış.

    OKUŞ: (Tür.) Er. 1. Zeka, akıl, anlayışlılık (Öküs'ten). 2. Çağrı, davet.

    OKUŞLU: (Tür.) Er. - Zeki, akıllı, anlayışlı.

    OKUTAN: (Tür.) Er. - Eğitici, öğretmen.

    OKUTMAN: (Tür.) Er. - Okutan, öğreten, öğretmen.

    OKUYAN: (Tür.) Er. 1. Okumayı seven. 2. Çağıran, davet eden.

    OKYALAZ: (Tür.) Er. - Ateş gibi canlı ve çabuk.

    OKYAN: (Tür.) Er. - Ok yan.

    OKYANUS: (Yun.) - Ana karaları birbirinden ayıran büyük deniz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    OKYAR: (Tür.) Er. - Ok yar.

    OKYAY: (Tür.) Er. - Ok yay.

    OLCA: (Tür.) - Savaşta düşmandan ele geçirilen mal, ganimet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    OLCAY: (Tür.) Ka. - Baht, talih, ikbal.

    OLCAYTU: (Tür.) Er. - Bahtlı, şanslı, talihli.

    OLCAYTUĞ: (Tür.) Er. - (bkz. Olcaytu).

    OLCUM: (Tür.) l. Eli işe yatkın, becerikli, usta. 2. Kendini olduğundan üstün gösteren. 3. Hekimlik taslayan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    OLDAÇ: (Tür.) Er. - Şişman, büyümeye, gelişmeye elverişli olan.

    OLGAÇ: (Tür.) Er. - Olgun, yetişkin, iyi gelişmiş.

    OLGUN: (Tür.) - Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    OLGUNAY: (Tür.) - Olgunay, dolunay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır

    OLGUNER: (Tür.) Er. - Olgun er. Yetişmiş, iyi gelişmiş kimse.

    OLGUNSOY: (Tür.) Er. - Tanınmış soydan gelen.

    OLGUNSU: (Tür.) Er. - Olgunsu

    OLSAR: (Tür.) Er. - Adın duyulsun.

    OMAÇ: (Tür.) - Hedef, gaye, amaç. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    OMAY: (Tür.) 1. Seçkin, seçilmiş. 2. Özet, öz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ONAR: (Tür.) - Daha iyi bir duruma giren, mutlu olan. Hastalıktan, dertten kurtulan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ONARAN: (Tür.) Er. 1. Düzelten, yararlı bir duruma getiren. İyileştiren, tedavi eden. 2. Başaran, bitiren.

    ONAT: (Tür.) 1. İyi, güzel, düzgün. 2. İyi yaratılışlı. 3. Doğru, dürüst nitelikli. 4. Kolay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ONATKAN: (Tür.) Er. - Onat kan. Temiz, dürüst soydan gelen.

    ONATSÜ: (Tür.) Er. - Güzel, dürüst asker. Nitelikli asker.

    ONAY: (Tür.). -Uygun bulma, onaylama. Uygun yerinde. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ONBULAK: (Tür.) Er. - On bulak.

    ONGAR: (Tür.) Er. - Kurtuluş.

    ONGAY: (Tür.) Er. - Kolay.

    ONGU: (Tür.) Ka. 1. Gönül rahatlığı, mutluluk, sağlık. 2. Bayındırlık, gelişmişlik.

    ONGUN: (Tür.) 1. Eksiksiz, tam. 2. Verimli, bol, Bayındır. 3. Kutlu, uğurlu, beğenilen. 4. Kurtulmuş, onmuş. 5. Gelişmiş, gürbüz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ONGUNALP: (Tür.) Er. - Kutlu, uğurlu, beğenilen yiğit.

    ONGUNER: (Tür.) Er. - Gelişmiş, gürbüz genç.

    ONGUNSU: (Tür.) Er. - Bol ve gür akan su.

    ONGÜNER: (Tür.) Er. - Ongün-er.

    ONGÜNEŞ: (Tür.) Er. - Ongün-eş.

    ONUK: (Tür.) Er. - Sevgili, aziz.

    ONUKER: (Tür.) Er. - Onuk er. Sevilen, sevgili insan, saygı değer.

    ONUKTEKİN: (Tür.) Er. - Sevilen, sayılan güvenilir, emin insan.

    ONUL: (Tür.) - İyileş, iyi ol, sağlıklı ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ONULTAN: (Tür.) Er. - İyileştiren, düzelten, sağlığına kavuşturan.

    ONUR: (Tür.) Er. 1. İnsanın kendisine karşı duyduğu saygı. 2. Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı değer, şeref.

    ONURAD: (Tür.) Er. - Onuruyla tanınmış ad.

    ONURAL: (Tür.) Er. - Şan, şeref kazan.

    ONURALP: (Tür.) Er. - Onuruyla tanınmış kimse. Yiğit ve onurlu.

    ONURHAN: (Tür.) Er. - Onurlu han, hükümdar.

    ONURKAN: (Tür.) Er. - Onurlu, soylu kandan gelen.

    ONURSAL: (Tür.) Er. - Onurla ilgili. Saygı için verilen san.

    ONURSAN: (Tür.) Er. - Onuruyla tanınmış, şerefli.

    ONURSAY: (Tür.) Er. - Onur say.

    ONURSEV: (Tür.) Er. - Onur sev.

    ONURSOY: (Tür.) Er. - Onurlu soydan gelen.

    ONURSU: (Tür.) Er. - Onur su.

    ONURSÜ: (Tür.) Er. - Onurlu asker.

    ORAK: (Tür.) Er. 1. Ekin biçme zamanı, hasat. 2. Ekin biçme aracı.

    ORAL: (Tür.) Er. - Kuleyi, şehri ele geçir, zaptet.

    ORALMIŞ: (Tür.) Er. Kale, şehir almış.

    ORAN: (Tür.) Er. 1. Ölçü, nispet, derece. Ölçülü, hesaplı. 2. Tahmin. 3. Anlayışlı. 4. Abartma, abartı. 5. Özel işaret, nişan.

    ORAY: (Tür.) 1. Ateş gibi kızıl renkte ay. 2. Şehirli, şehirde yaşayan. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ORBAY: (Tür.) Er. - Ordu komutanı. Ordu beyi.

    ORBEK: (Tür.) Er. - Şehir beyi.

    ORBEY: (Tür.) Er. - Bekçi muhafız.

    ORCAN: (Tür.) Er. 1. Bey can. 2. Üstün, kıdemli kişi.

    ORCANER: (Tür.) Er. - (bkz. Orcan).

    ORÇUN: (Tür.) Er. - Ardıllar, halefler.

    ORGUN: (Tür.) Er. - Gizli saklı.

    ORGUNALP: (Tür.) Er. - Orgun alp.

    ORGUNTAY: (Tür.) Er. - Orgun tay.

    ORGÜL: (Tür.) Ka. - Ateş gibi kırmızı renkte gül.

    ÖRGÜN: (Tür.) Er. - Sıcak gün.

    ORGUNALP: (Tür.) Er. - Örgün alp.

    ORHAN: (Tür.) Er. - Şehrin yöneticisi, hakimi. Orhan Gazi: Osmanlı imparatorluğunun ikinci padişahı.

    ORHON: (Tür.) Er. - (bkz. Orhun).

    ORHUN: (Tür.) Er. 1. Orta Asya'da bir ırmak. 2. Orta Asya Türklerinin kullandığı en eski yazı. 3. Yüksek, yüce Hun anlamında.

    ORKAN: (Tür.) Er. - Or kan.

    ORKİDE: (Fran.) Ka. - Çiçeklerinin güzelliği nedeniyle seralarda yetiştirilen değerli bir süs bitkisi.

    ORKUN: (Tür.) Er. - (bkz. Or hun).

    ORKUT: (Tür.) Er. - Kutlu, uğurlu şehir.

    ORKUTAY: (Tür.) Er. - Or kut ay.

    ORTAÇ: (Tür.) Er. 1. Tepe, ozanların bulunduğu. 2. Mirasçı. 3. Veliaht. 4. Sıfat fiiller.

    ORTAN: (Tür.) Er. - Ateş renginde kızıl tan.

    ORTANCA: (Tür.) 1. Pek çok türü bulunan süs bitkisi. 2. Yaş bakımından üç kardeşin büyüğü ile küçüğü arasındaki kardeş. İsim olarak kullanılmaz.

    ÖRTÜN: (Tür.) Er. - Ortanca kardeş.

    ORTUNÇ: (Tür.) Er. - Ateş renginde tunç.

    ORUÇ: (Tür.) Er. - İslam'ın beş şartından birisidir. Tan yerinin ağarmasından güneş batana kadar Allah rızası için yiyip içmekten cinsi münasebetten sakınmak. İbadet. Savm. -Oruç Reis; Önceleri Cezayir'de olup daha sonra Osmanlı donanmasına katılan ünlü denizci.

    ORUK: (Tür.) Er.l. Aile, oymak. Göçmen olarak gelip bir yere yerleşen. 2. Yol, çare, imkan.

    ORUN: (Tür.) Er. 1. Özel, yer. Önemli bir görevlinin çalıştığı yer, makam. 2. Gizli, habersiz. 3. Huy, yaratılış.

    ORUS: (Tür.) Er. - Eski uygur adlarındandır. "Talih, baht, saadet" anla*mındadır.

    ORUZ: (Tür.) Er. - Düşün, düşünce.

    OSKAN: (Tür.) Er. - Akıllı.

    OSKAY: (Tür.) - Neşeli, mutlu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    OSMAN: (Ar.) Er. 1. Bir tür kuş ya da ejderha. 2. Hz. Muhammed (s.a.s)'in damadı ve Hz. Ömer'den sonra devlet başkanı olan III. halife. 3. Osmanlı devletinin kurucusu, Osman Gazi.

    OTAC: (Tür.). - Hekim, doktor. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    OTARAN: (Tür.) Er. - Hayvanları otlatan çoban.

    OTAY: (Tür.) - Ateş renginde ay. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    OYA: (Tür.) Ka. 1. Genellikle ipek ibrişim kullanılarak iğne, mekik, tığ ya da firkete ile yapılan ince dantel. 2. İnce, güzel, nazik.

    OYAL: (Tür.) - Oy al. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    OYALP: (Tür.) Er. - Oy alp.

    OYANALP: (Tür.) Er. - Oğan alp. Güçlü yiğit.

    OYHAN: (Tür.) Er. - Oy han.

    OYKAN: (Tür.) Er. - Oy kan.

    OYKUT: (Tür.) Er. - Oy kut.

    OYLUM: (Tür.) 1. Vadi, koyak. Çukur, oyuk. 2. Bir cismin uzayda kapladığı boşluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    OYMAN: (Tür.) Er. - Görüş, düşünce sahibi.

    OYTUN: (Tür.) 1. Kutsal, mübarek. 2. Beğenilen, güzel yer. Alçak yer, ova. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    OYTUNÇ: (Tür.) Er. - Oy tunç.

    OYUM: (Tür.) - Oymak işi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    OZAN: (Tür.) Er. 1. Şiir yazan, şair. Halk şairi. 2. Şakacı, tatlı, güzel konuşan.

    OZANALP: (Tür.) Er. - Şiir söyleyen tatlı dilli yiğit.

    OZANER: (Tür.) Er. - Ozan er.

    OZANSOY: (Tür.) Er. - Güzel konuşan, şiir yazan bir soydan gelen.

    OZANSÜ: (Tür.) Er. - Güzel konuşan, şiir yazan asker.

    OZGAN: (Tür.) Er. - Öne geçen, kazanan, başarılı. [​IMG]



    - Ö -

    ÖCAL: (Tür.) Er..- Yapılan kötülü*ğün acısını çıkar, öcünü al.

    ÖCALAN: (Tür.) Er. - İntikam alan.

    ÖDÜL: (Tür.) l Bir basan ya da iyilik karşısında verilen armağan. 2. Yarışma veya müsabakalarda bir tarafın, kazanana verdiği hediye, mükafat. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖGE: (Tür.) 1. Çok akıllı. Yaşlı kimse. 2. Bir ulusun büyüğü, ileri geleni. 3.. Hekim. 4. Ün, şöhret. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖGEDAY: (Tür.) Er. 1. Çok akıllı, bilgili. 2. Moğol hükümdarı Cengiz Han'ın oğlu.

    ÖGER: (Tür.) Er. - Akıllı, bilgili kimse.

    ÖGET: (Tür.) - Beğenilen, aranılan, övülen, iyi güzel. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖGETÜRK: (Tür.) Er. - Akıllı, bilgili Türk.

    ÖĞÜN: (Tür.) 1. Kendini yücelt, gurur duy. 2. Zaman vakit. 3. Kez, defa. 4. Önde, ileride olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖĞÜT: (Tür.) - Bir kimseye yapması ya da yapmaması gereken şeyler için söylenen söz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖKE: (Tür.) Er. - (bkz. Öge).

    ÖKER: (Tür.) Er. - Akıllı kimse.

    ÖKKEŞ: (Ar.) Er. 1. Erkek örümcek. 2. Bir dağ adı.

    ÖKLÜ: (Tür.) Er. - Akıllı.

    ÖKMEN: (Tür.) Er. - Akıllı, zeki, bilgili kimse.

    ÖKMENER: (Tür.) Er. - Akıllı, bilgili kimse.

    ÖKTEM: (Tür.) Er. - Güçlü, onurlu, gösterişli, korkusuz.

    ÖKTEMER: (Tür.) Er. - (bkz. Öktem).

    ÖKTEN: (Tür.) Er. - Akıllı, bilgili, fazıl, kahraman, cesur.

    ÖKTÜRK: (Tür.) Er. - Akıllı, güçlü Türk.

    ÖMER: (Ar.) Er. - İslam Devleti'nin II. Halifesi Ömer b. Hattab. Dünya durdukça adaletinden dolayı ondan bahsedilecek. Cennetle müjdelenmiştir. Hak ile Batılı çok iyi ayırt edebilen bir alim olduğu için Ömeru'1-Faruk adını almıştır.

    ÖMÜR: (Ar.) 1. Hayat müddeti, yaşama süresi. 2. Hayat, dirilik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖMÜRAL: (a.t.i.) Er. - Uzun ömürlü ol.

    ÖMÜRCAN: (a.t.i.) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖNAL: (Tür.) Er. - İleri git, lider ol anlamında.

    ÖNAY: (Tür.) - Ayın ilk günlerindeki hali, hilal. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖNAYDIN: (Tür.) Ka. - Ön aydın.

    ÖNCEL: (Tür.) 1. Birine göre kendinden önce yerini tutmuş olan kimse. 2. Bizden önce yaşamış olanlar. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖNCÜBAY: (Tür.) Er. - Klavuz, rehber, önder kişi.

    ÖNDER: (Tür.) - Bir davada, fikri siyasi bir harekette önde giden, önayak olan, kitleyi idare eden kimse, lider, şef. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖNEL: (Tür.) - Bir işin tamamlanması için verilen süre, vade, mühlet. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖNEN: (Tür.) - Hak, adalet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖNER: (Tür.) 1. Önde gelen, başta gelen. 2. Yön. 3. Sıra. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖNGAY: (Tür.) - Jüpiter gezegeni. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖNGEL: (Tür.) Er. - Ağır başlı.

    ONGEN: (Tür.) - Basan, zafer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖNGÜ: (Tür.) Er. 1. İlk, önce, önceki. 2. Direnme, inat.

    ÖNGÜL: (Tür.) 1. Direnen, inatçı kimse. 2. Ön ayak olan, teşvik eden. 3. Kılavuz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖNGÜT: (Tür.) Er. 1. Saklanarak yanaşma, izinden yürüme. 2. Hücum etmek için elverişli yer.

    ÖNKAL: (Tür.) Er. - Ön kal.

    ÖNNUR: (Tür.) Ka. - Ön nur.

    ÖNSAL: (Tür.) Er. - Ön sal.

    ÖNSOY: (Tür.) Er. - İlk soy.

    ÖNÜR: (Tür.) - Kendinden önceki, eski. Öne geçen, ileriye giden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖREN: (Tür.) 1. Eski yapı ya da kent kalıntısı. 2. Şehir kent. Köy. 3. Bitek ova. 4. Ormanlık yer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖRENEL: (Tür.) Er. - Cömert ve geniş el.

    ÖRENER: (Tür.) Er. - Geniş, güven veren yiğit.

    ÖRENGÜL: (Tür.) Er. - Yaban gülü.

    ÖRGEN: (Tür.) Er. 1. Organ. 2. İnce halat, urgan.

    ORSAN: (Tür.) Er. - Yüce adı olan.

    ÖRSEL: (Tür.) Er. - Ör sel.

    ÖTÜKEN: (Tür.) Er. 1. Oğuz destanında Tiyenşan dağlarıyla Orhun havzası arasında bulunduğu belirtilen, ormanlık kutsal bölge. 2. Moğolca'da yer Tanrıçası. - İsim olarak kullanılmaz.

    ÖVEÇ: (Tür.) Er. - 2, 3 yaşındaki erkek koyun.

    ÖVÜNÇ: (Tür.) - Övünmeye yol açan, övünülecek şey. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖYMEN: (Tür.) Er. - Evcimen, evine bağlı.

    ÖZ: (Tür.) 1. Bir kimsenin betiği, manevi varlığı. 2. Bir şeyin temel öğesi. 3. Kan bağı ile bağlı olan. 4. Katıksız, an. 5. Çay, dere. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZAK: (Tür.) Er. - Öz ak. Özü temiz, doğru kimse.

    ÖZAKAN: (Tür.) Er. - Öz akan.

    ÖZAKAY: (Tür.) - Öz akay. Özü temiz kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZAKIN: (Tür.) Er. - Öz akın.

    ÖZAKINCI: (Tür.) Er. - Öz akıncı.

    ÖZAKTUĞ: (Tür.) Er. - Beyaz tuğ.

    ÖZAL: (Tür.) Er. - Öz al.

    ÖZALP: (Tür.) Er. - Özünde yiğit olan kimse.

    ÖZALPMAN: (Tür.) Er. - Özünde yiğit olan kimse.

    ÖZALPSAN: (Tür.) Er. - Yiğitliğiyle tanınan kimse.

    ÖZALTAN: (Tür.) - Sabah seher vöaktinde göğün kızıllaşarak aydınlanması. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZALTAY: (Tür.) Er. - Altaylara mensup. Öztürk.

    ÖZALTIN: (Tür.) - Özü altın gibi değerli olan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZALTUĞ: (Tür.) Er. - Kırmızı tuğ.

    ÖZAN: (Tür.) Ka. - Öz an.

    ÖZARI: (Tür.) - Arı gibi çalışkan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZARKIN: (Tür.) Er. - Öz arkın.

    ÖZASLAN: (Tür.) Er. - Aslan gibi güçlü, soylu kimse.

    ÖZATA: (Tür.) Er. - Ata ve Öz kelimelerinden birleşik isim.

    ÖZATAY: (Tür.) Er. - Özü herkesçe tanınan kimse.

    ÖZAY: (Tür.). - Özü ay gibi temiz, parlak, aydınlık kimse.

    ÖZAYDIN: (Tür.) - Özü temiz, aydınlık kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZBAL: (Tür.) Er. - Balın özü. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZBALA: (Tür.) Er. - Öz çocuk.

    ÖZBAŞ: (Tür.) Er. - Öz baş.

    ÖZBAŞAK: (Tür.) Ka. - Öz başak.

    ÖZBATU: (Tür.) Er. - Öz batu.

    ÖZBAY: (Tür.) Er. - Yiğit, Türk Alpi.

    ÖZBEK: (Tür.) 1. Yiğit, cesur, özü güçlü. 2. Orta Asya'da yaşayan bir Türk boyu ve bu boydan olan kimse. 3. Dere, çay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZBEKKAN: (Tür.) Er. - Özbek soyundan gelen.

    ÖZBEN: (Tür.) - Soyluluk ve asalette öz, temel. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZBERK: (a.f.i.) Er. - Özü güçlü kimse.

    ÖZBEY: (Tür.) Er. - (bkz. Özbay).

    ÖZBİL: (Tür.) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZBİLEK: (Tür.) - Güçlü bilek. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZBİLEN: (Tür.) - Kendisi bilen, kendiliğinden bilen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZBİLGE: (Tür.) - Bilgelik taşıyan. Doğasında bilgelik bulunan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZBİLGİN: (Tür.) - Öz bilgin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZBİLİR: (Tür.) - Asıl bilgiye ulaşan, temel bilgi sahibi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZBİR: (Tür.) Er. - Soy, temel, asıl birliği.

    ÖZBOĞA: (Tür.) Er. - Öz boğa.

    ÖZCAN: (Tür.) - Candan, samimi, içten. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZCANAN: (t.f.i.) Ka. - Kişiye en yakın, sevgili.

    ÖZCEBE: (Tür.) Er. - Zırh, cevşen, silah, mühimmat işleriyle uğraşan.

    ÖZÇAM: (Tür.) Er. - Öz çam.

    ÖZÇELİK: (Tür.) Er. - Özü çelik gibi sert ve güçlü.

    ÖZÇEVİK: (Tür.) Er. - Canlı, çevik, hareketli kimse.

    ÖZÇIN: (Tür.) Er. - Özü doğru, saf, temiz kimse.

    ÖZÇINAR: (Tür.) Er. - Öz çınar.

    ÖZDAĞ: (Tür.) Er. - Öz dağ.

    ÖZDAL: (Tür.) - Öz dal. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZDAMAR: (Tür.) Er. - Öz damar.

    ÖZDEĞER: (Tür.) Er. - Bir şeyin gerçek değeri.

    ÖZDEK: (Tür.) Er. 1. Temel, esas, kök. 2. İç, öz, çekirdek. 3. Madde.

    ÖZDEL: (Tür.) - Hediye. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZDEMİR: (Tür.) Er. - Özü demir gibi güçlü.

    ÖZDEN: (Tür.) 1. Soyca temiz, köleliği olmayan, özgür. 2. Özle, özvar-lıkla, gerçekle ilgili. 3. Suların geçtiği yer, su geçidi. 4. Özsu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZDENER: (Tür.) Er. - Özden er.

    ÖZDEREN: (Tür.) Ka. - Öz deren.

    ÖZDEŞ: (Tür.) - Her türlü nitelik bakımından eşit olan, benzer olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZDİL: (Tür.) Er. - Gönülden, içten.

    ÖZDİLEK: (Tür.) - Candan dilenen dilek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZDİLMAÇ: (Tür.) Er. - Tercüman, çevirmen.

    ÖZDİNÇ: (Tür.) Er. - Özlü, canlı, dinç olan kimse.

    ÖZDİNÇER: (Tür.) Er. - Özü canlı, dinç olan kimse.

    ÖZDOĞA: (Tür.) Er. - Gerçek, bozulmamış tabiat.

    ÖZDOĞAL: (Tür.) Er. - Öz doğal.

    ÖZDOĞAN: (Tür.) Er. - Öz doğan.

    ÖZDOĞRU: (Tür.) Er. - Özünden temiz, dürüst kimse.

    ÖZDORU: (Tür.) Er. - Öz doru.

    ÖZDORUK: (Tür.) Er. - Zirve. Yüksek şahsiyet.

    ÖZDURAN: (Tür.) Er. - Öz duran.

    ÖZDURDU: (Tür.) Er. - Öz durdu.

    ÖZDURU: (Tür.) Er. - Özü duru, katıksız olan.

    ÖZEK: (Tür.) 1. Güç. 2. Çalışkan. 3. Küçük dere. 4. Ağacın, bitkinin özü, içi. Bitki filizi. 5. Bir şeyin ortası. 6. Sel yarıntısı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZEKAN: (Tür.) Er. - Öze kan.

    ÖZEL: (Tür.) - Öz el. l. Yalnız bir kişiye, bir şeye ait ya da ilişkin olan. Devlete değil, kişiye ait olan. 2. Her zaman görülenden, olağandan farklı, dikkate değer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZEN: (Tür.) 1. Bir işin elden geldiğince iyi olması için gösterilen çaba. 2. İçerlek, tam orta, en içeride olan. 3. İlk söz. 4. Bir birine yakın iki dağın arasındaki uzaklık, ara. Dere, ırmak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZENAY: (Tür.) Ka. - Özen ay.

    ÖZENDER: (Tür.) Er. - Ender bulunan yaratılışta olan, değerli.

    ÖZENGİN: (Tür.) Er. - Özü engin, geniş ve derin.

    ÖZENGÜL: (Tür,) Ka. - Özen gül.

    ÖZENİR: (Tür.) Ka. - Çaba gösteren, en iyisini yapmaya çalışan.

    ÖZENLİ: (Tür.) Er. - Özenle çalışan kimse.

    ÖZER: (Tür.) - Yiğit, doğru kimse. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZERCAN: (Tür.) Er. - Özer can.

    ÖZERDAL: (Tür.) Er. - Öz er dal.

    ÖZERDEM: (Tür.) Er. - Bütün erdemleri özünde toplayan.

    ÖZERDİM: (Tür.) Er. - Özüne erdim, ulaştım.

    ÖZERDİNÇ: (Tür.) Er. - Özünde canlı, dinç olan erkek.

    ÖZEREK: (Tür.) Er. - Asıl amaç, ulaşılmak istenen şey.

    ÖZERHAN: (Tür.) Er. - Yiğit, cesur han.

    ÖZERK: (Tür.) Er. - Kendi kendini yönetme yetkisi olan.

    ÖZERKİN: (Tür.) Er. - Özgür, güçlü kimse.

    ÖZERKMEN: (Tür.) Er. – Özünde güçlü olan.

    ÖZERMAN: (Tür.) Er. - 1. Bir şeyi çok isteyen. 2. Pişmanlık duyan.

    ÖZEROL: (Tür.) Er. - Gerçek yiğit ol.

    ÖZERTAN: (Tür.) Er. - Öz ertan.

    ÖZERTEM: (Tür.) Er. - Özünde erdemli olan.

    ÖZGE: (Tür.). 1. Başka, gayrı, diğer. Yabancı, ağyar. 2. İyi, güzel. 3. İki dağ arasındaki dereciklerin birleştiği yer, derenin başlangıcı. 4. Şakacı. 5. Cana yakın, sıcakkanlı. 6. Yürekli, gözü pek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZGEBAY: (Tür.) Er. - İyi, güzel, yürekli erkek.

    ÖZGEER: (Tür.) Er. - İyi güzel erkek.

    ÖZGEN: (Tür.) - Özü geniş, rahat, sakin kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZGENALP: (Tür.) Er. - Sakin, ağırbaşlı yiğit.

    ÖZGENAY: (Tür.) - (bkz. Özgenay). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZGENÇ: (Tür.) Er. - Öz genç.

    ÖZGENER: (Tür.) Er. - (bkz. Özgenalp).

    ÖZGER: (Tür.) - İyi, güzel kimse. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZGİRAY: (Tür.) Er. - Kuvvetli, kudretli yiğit. Kırım hanlarının kullandığı isimlerden.

    ÖZGÜ: (Tür.) 1. Kutsal. 2. Özellikle birine ya da bir şeye ait olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZGÜÇ: (Tür.) Er. - Temel güç. Ana kuvvet.

    ÖZGÜL: (Tür.) Ka. 1. Özü gül gibi olan. 2. Özellikle bir türe ait olan.

    ÖZGÜLAY: (Tür.) Ka. - Öz gül ay.

    ÖZGÜLEÇ: (Tür.) - Güler yüzlü, içten gülen kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZGÜLER: (Tür.) Ka. - Öz güler.

    ÖZGÜLÜM: (Tür.) Ka. - Öz gülüm.

    ÖZGÜN: (Tür.) - Nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan. Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZGÜNAY: (Tür.) Özgün ay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZGÜNEL: (Tür.) Ka. - Üstün, kerem sahibi cömert el.

    ÖZGÜNER: (Tür.) Er. - Öz güner.

    ÖZGÜNEŞ: (Tür.) - Güneş gibi parlak ve kapsamlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZGÜR: (Tür.) 1. Kendi kendine hareket etme, davranma karar verme gücü olan. 2. Tutuklu olmayan, hür. Başkasının kölesi olmayan. Bağımsız. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZGÜRCAN: (Tür.) Er. - Özgürlüğüne düşkün kimse.

    ÖZGÜREL: (Tür.) Er. - Özgür davranan kimse.

    ÖZGÜVEN: (Tür.) - Kendine güve*nen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZHAKAN: (Tür.) Er. - Hakan soyundan gelen.

    ÖZHAN: (Tür.) Er. - Hükümdar soyundan gelen.

    ÖZİL: (Tür.) - Gerçek ülke. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZİLHAN: (Tür.) Er. - Ülkenin hanı, reisi.

    ÖZİLTER: (Tür.) Er. - Yurdun gerçek savunucusu, koruyucusu.

    ÖZİNAL: (Tür.) Er. - Gerçek arkadaş, dost.

    ÖZİNAN: (Tür.) - Özden gelen inanç, iman. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZKAN: (Tür.) Er. - Temiz kan, soylu kimse.

    ÖZKAR: (Tür.) Er. - Öz kar.

    ÖZKAYA: (Tür.) Er. - Öz kaya.

    ÖZKAYRA: (Tür.) Er. - İçten gelen bağış, iyilik.

    ÖZKE: (Tür.) - Sağlam, sağlıklı. Temiz yürekli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZKENT: (Tür.) Er. - Öz kent.

    ÖZKER: (Tür.) Er. - Sağlam, temiz yürekli er.

    ÖZKOÇ: (Tür.) Er. - Cesur, savaşkan yapılı..

    ÖZKÖK: (Tür.) Er. 1. Esas, temel, kaynak. 2. Neslin geldiği soy ağacı.

    ÖZKUL: (Tür.) Er. - Gerçek kul. Hakkıyla ibadet eden kul.

    ÖZKURT: (Tür.) Er. - Öz kurt.

    ÖZKUT: (Tür.) Er. - Kutsanmış, kadr sahibi.

    ÖZKUTAL: (Tür.) Er. - Gerçek mutluluk senin olsun.

    ÖZKUTAY: (Tür.) Er. - Özü uğurlu ve ay gibi parlak olan.

    ÖZKUTLU: (Tür.) Er. - Kutlu olan şeyin kendisi. Özü kutlu, uğurlu olan.

    ÖZKUTSAL: (Tür.) Er. - Öz kutsal.

    ÖZLEK: (Tür.) 1. Toprağın özlü, verimli yeri. 2. Zaman. 3. Doğa üstü güç, felek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZLEM: (Tür.) Ka. - Yeniden görme, tekrar kavuşma arzusu, hasret tahassür. Bir şeye karşı duyulan istek, meyil.

    ÖZLEN: (Tür.) 1. Su kaynağı. Küçük dere. 2. Ağaç kökü. 3. Özlenecek kadar sevilen bir kişi ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZLÜ: (Tür.) Er. 1. Özü benliği olan. 2. İçten gerçek. 3. Verimli.

    ÖZLÜER: (Tür.) Er. - Şahsiyet sahibi, olgun kişi.

    ÖZMEN: (Tür.) - Özlü kimse, özü iyi, sağlam kişilikli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZMERT: (Tür.) Er. - Mert yapılı.

    ÖZMUT: (Tür.) Er. - Yapısında mutluluk olan.

    ÖZNUR: (Tür.) - Özü ışıklı, aydınlık kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZOĞUL: (Tür.) Er. - Öz oğul.

    ÖZOĞUZ: (Tür.) Er. - Oğuz'a mensup. Oğuz'a ait.

    ÖZOK: (Tür.) Er. - Özü ok gibi güçlü olan.

    ÖZOL: (Tür.) Er. - Özün değişmesin, göründüğün gibi ol.

    ÖZOZAN: (Tür.) Er. - Gerçek şair.

    ÖZÖĞE: (Tür.) Er. - Bir şeyin aslı, özü.

    ÖZÖNDER: (Tür.) Er. - Gerçek önder.

    ÖZÖZ: (Tür.) - Gönlü geniş kimse. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZPALA: (Tür.) Er. - Pala gibi sert ve keskin kişilikli.

    ÖZPEKER: (Tür.) Er. - Özünde çok güçlü olan yiğit.

    ÖZPINAR: (Tür.) - Öz pınar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZPOLAT: (Tür.) Er. - Özü çelik gibi sağlam olan.

    ÖZPULAT: (Tür.) - (bkz. Özpolat).

    ÖZSAN: (Tür.) - Adı duyulmuş ünlü. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZSEL: (Tür.). - Özle ilgili, öze ilişkin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZSELEN: (Tür.) - Gerçek haber. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZSEVİ: (Tür.) - İçten gelen sevgi. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZSU: (Tür.) - Bitki ve hayvan dokularında bulunan sıvılara verilen ad. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZSUNGUR: (Tür.) Er. - Sakin, soğukkanlı yapısı olan.

    ÖZSÜ: (Tür.) Er. - Gerçek asker. Askeri kişilik ve yapı sahibi.

    ÖZSÜER: (Tür.) Er. - (bkz. Özsü).

    ÖZŞAHİN: (Tür.) Er. - Şahin gibi güçlü, atak, çabuk yapılı.

    ÖZŞAN: (Tür.) Er. - Öz şan.

    ÖZŞEN: (Tür.) Er. - Şen yapılı.

    ÖZTAN: (Tür.) Er. - Karanlığı bitiren, aydın başlangıç.

    ÖZTANIR: (Tür.) Er. - Gerçeği ayırabilen.

    ÖZTARHAN: (Tür.) Er. - 1. Büyük nüfuz sahibi. 2. Komutan, han. 3. Toprak zengini. - (bkz. Tarhan).

    ÖZTAŞ: (Tür.) Er. - Öz taş.

    ÖZTAY: (Tür.) Er. - Öz tay.

    ÖZTAYLAN: (Tür.) Er. - (bkz. Taylan).

    ÖZTEK: (Tür.) Er. - Öz tek.

    ÖZTEKİN: (Tür.) Er. - Yapısında emniyet ve güven taşıyan.

    ÖZTEN: (Tür.) Ka. - Öz ten.

    ÖZTİMUR: (Tür.) Er. - Özü demir gibi güçlü.

    ÖZTİN: (Tür.) Er. - Ruhun özü. Sağlam bir ruh yapısı olan.

    ÖZTİNEL: (Tür.) Er. - Öz tinel.

    ÖZTİNER: (Tür.) Er. - Ruhsal yönden sağlıklı erkek. (bkz. Tiner).

    ÖZTOYGAR: (Tür.) Er. - (bkz. Toygar).

    ÖZTUNA: (Tür.) - (bkz. Tuna). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZTUNÇ: (Tür.) Er. - Özü tunç gibi güçlü olan.

    ÖZÜAK: (Tür.) Er. - Özü tertemiz olan kişi

    ÖZÜDOĞRU: (Tür.) Er. - Dürüst ve doğruluğu ilke edinen.

    ÖZÜM: (Tür.) - Kardeş gibi tutulup sevilen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZÜN: (Tür.) 1. Hakkıyla kazanılmış ün. 2. Şiir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZÜPEK: (Tür.) Er. - Ruhen güçlü.

    ÖZVER: (Tür.) Er. - Öz ver.

    ÖZVERDİ: (Tür.) Er. - Öz verdi.

    ÖZVEREN: (Tür.) Er. - Özveride bulunan, fedakar.

    ÖZVERİ: (Tür.) - Bir amaç ya da kişi için kendi yararlarından vazgeçme, fedakarlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZYAY: (Tür.) - Yay gibi çevik ve atılgan yapılı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZYURT: (Tür.) - Anavatan, anayurt. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZYUVA: (Tür.) - Ata evi, dönülecek asıl yer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    ÖZYÜREK: (Tür.) Er. - Güçlü korkusuz. [​IMG]
     
  14. ocean

    ocean Paylaşımcı Melek Üye

    Kayıt:
    15 Ekim 2008
    Mesajlar:
    360
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    izmir
    Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

    - P -

    PADİŞAH: (Fars.) - Hükümdar.

    PAHA: (Tür.) - Değer, fîat, eder, tutar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    PAKALIN: (f.t.i.) Er. - Dürüst, doğru iyi tanınmış kimseler.

    PAKAN: (Fars.) Er. 1. Temizler, anlar. 2. Veliler, ermişler, evliya.

    PAKEL: (f.t.i.) Er. - İyi işler yapan, doğru kimse.

    PAKER: (f.t.i.) Er. - Temiz, dürüst, iyi kimse.

    PAKİZE: (Fars.) Ka. - Temiz, saf, halis, lekesiz.

    PAKKAN: (f.t.i.) Er. - Temiz soydan gelen kimse.

    PAKSAN: (f.t.i.) Er. - Temiz, doğru namuslu tanınmış kimse.

    PAKSOY: (f.t.i.) Er. - Temiz soydan gelen.

    PAKSU: (f.t.i.) Er. - Temiz su. Billur gibi arı duru, şahsiyetli.

    PAKSÜT: (f.ı.i.) Er. - Sütü temiz.

    PALA: (Tür.) Er. - Kısa ve geniş kılıç.

    PALATEKİN: (Tür.) Er. - Emniyet, güven ve cesaret telkin eden kişi.

    PALATİMUR: (Tür.) Er. - Demir pala. Sert ve katı yapılı, güçlü.

    PALAY: (Fars.) Er. - Yedek at.

    PALAZ: (Tür.) Er. 1. Kimi kuş yavrularının civcivlikten sonraki durumu. 2. Güzel, canlı, gürbüz, şişman. 3. Dağınık.

    PALMİYE: (Fran.) Ka. - Süs olarak kullanılan bir nevi hurma ağacı.

    PAMİR: (Tür.) Er. 1. Orta Asya'da yükseltisi 7000 m'yi geçen yüksek dağlık külle. 2. (Fars.) Dünyanın çatısı.

    PAMİRHAN: (Tür.) Er. - Pamir han.

    PAPATYA: (Tür.) Ka. - İlkbaharda çiçek açan, taç yapraklı, beyaz, ortası sarı kümeçli bir kır çiçeği.

    PARLA: (Tür.) Ka. 1. Işık saç, ışılda. 2. Ün kazan, tanın.

    PARLAK: (Tür.) Ka. 1. Parlayan, ışıldayan. Temiz. 2. Çok başarılı.

    PARLANUR: (Tür.) Ka. - Nur gibi parla. Parla nur.

    PARLAR: (Tür.) Ka. - Işık saçar, ışıldar, aydınlık verir.

    PARSA: (Fars.) Er. 1. Sofu, dinine bağlı. 2. İffetli, namuslu, temiz, doğru.

    PARSBAY: (f.t.i.) Er. - Pars gibi güçlü ve çevik.

    PARSHAN: ( f.t.i.) Er. - (bkz. Parsbay).

    PARSKAN: ( f.t.i.) Er. - Kanında atılganlık, cesaret ve saldırganlık taşıyan.

    PAŞA: (Tür.) Er. 1. Osmanlı devletinde yüksek rütbeli askerlere verilen unvan. General. 2.Uslu, ağırbaşlı.

    PAYAM: (Tür.) Er. - Badem.

    PAYAN: (Fars.) - Son nihayet. Uç, kenar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    PAYE: (Fars.) 1. Aşama, rütbe, derece. 2. Basamak, merdiven basamağı. 3.. İkizlerin bir yıldızı, cevza burcu. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    PAYİDAR: (Fars.) 1. Saygın, rütbeli. 2. Sağlam, sürekli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    PAYİZ: (Fars.) Er. - Güz, sonbahar. Yaşlılık.

    PAYZEN: (Fars.) Er. 1. Tutsak, esir. Suçlu. Ayağına pranga vurulmuş kimse. 2. Rençber.

    PAZVANTI: (Fars.) Er. - Osmanlı devletinde, Rumeli bölgesinde gece bekçilerine verilen ad.

    PEDÜK: (Tür.) Er. - Yüce, yüksek.

    PEHLEVİ: (Fars.) Er. 1. Şehir. 2. Kahraman, yiğit.

    PEHLİVAN: (Fars.) Er. 1. Güreşçi. 2. Boylu boslu, iri yan, güçlü kimse, yiğit.

    PEKAL: (Tür.) Er. - Pek al.

    PEKALP: (Tür.) Er. - Güçlü, sert, kahraman yiğit.

    PEKART: (Tür.) Er. - Sağlam dönülmez yemin. Pek ant.

    PEKAY: (Tür.) Ka. - Pek ay.

    PEKDEĞER: (Tür.) - Çok değerli, çok kıymetli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    PEKDEMİR: (Tür.) Er. - Sert, sağlam, demir gibi.

    PEKEL: (Tür.) Er. - Güçlü el. Pek el.

    PEKER: (Tür.) Er. - Güçlü kimse. Gözüpek, cesur yapılı.

    PEKERGİN: (Tür.) Er. - Olgun kimse.

    PEKGÖZ: (Tür.) Er. - Cesur, yiğit.

    PEKİN: (Tür.) Er. - Üzerinde kuşku duyulmayan, kesinlikle bilinen, kesin.

    PEKİNER: (Tür.) Er. - (bkz. Pekin).

    PEKİNTÜRK: (Tür.) Er. - Pekin Türk.

    PEKKAN: (Tür.) Ka. - Sağlam temiz kandan gelen. Soylu.

    PEKOL: (Tür.) Er. - Sert, sağlam, dayanıklı ol.

    PEKÖZ: (Tür.) - Özü sağlam kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    PEKŞEN: (Tür.) - Neşeli, şen-şakrak, mutlu kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    PEKTAŞI: (Tür.) Er. - Güçlü, sert taş.

    PEKTAY: (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam tay.

    PEKTÜRK: (Tür.) Er. - Sağlam ve güçlü Türk.

    PEKÜN: (Tür.) Er. - Tanınmış güçlü isim.

    PEKÜSTÜN: (Tür.) Er. - Çok üstün, üstünlükte en iyi seviyede olan.

    PELİN: (Tür.) Ka. - Birleşikgillerden, keskin ve güzel kokulu, bir çeşit bitki.

    PELİT: (Tür.) - Çınar, meşe vb. ağaçların meyvesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    PEMBE: (Tür.) Ka. - Beyaz ve kırmızının karışmasından oluşan açık renk.

    PEMBEGÜL: (Tür.) Ka. - Pembe gül.

    PERÇEM: (Fars.) Ka. 1. Kâkül. Yele. 2. Mızrak, bayrak gibi şeylerin başlarına konan püskül.

    PERDAH: (Fars.) Er. 1. Cila, parlaklık, parlama. Parlatma, parlaklık verme. 2. Budanmış asmadan yeni süren çubuk.

    PEREN: (Fars.) Ka. - Ülker yıldızı, pervin, Süreyya.

    PERİ: (Fars.) Ka. 1. Dişi cin (güzel ve iyilik severlik sembolü olarak kabul edilirler). 2. Güzel kadın veya kız.

    PERİCAN: (Fars.) Ka. - (bkz. Peri).

    PERİDE: (Fars.) Ka. - Uçmuş, soluk, solmuş.

    PERİHAN: (Fars.) Ka. - Peri padişahı. Büyücü.

    PERİNÇEK: (Tür.) Er. - Özverili, fedakar, sadık.

    PERİRU: (Fars.) Ka. - Peri yüzlü, çok güzel.

    PERİVEŞ: (Fars.) Ka. - Peri gibi, çok güzel.

    PERİZ: (Fars.) Er. 1. Bağırma, haykırma. 2. Su kenarında yetişen yeşil saz, ot.

    PERİZAT: (Fars.) Ka. 1. Peri çocuğu. 2. Güzel, çok güzel.

    PERİZE: (Fars.) Ka. 1. Kırmızı altın. 2. Ateşte pişirilen ekmek.

    PERK: (Tür.) Er. - Katı, sert, güçlü berk.

    PERKEL: (Tür.) Er. - Güçlü er.

    PERKER: (Tür.) Er. - Güçlü kimse.

    PERKİN: (Tür.) Er. - Çok güçlü kuvvetli, sağlam kimse.

    PERMUN: (Fars.) Ka. - Bezek, süs.

    PERRAN: (Fars.) Ka. - Uçan, uçucu.

    PERRİN: (Fars.) Ka. - Nezaket, nazlılık.

    PERTAV: (Fars.) Er. 1. Atılma, sıçrama. 2. Uzağa düşen ok.

    PERTEV: (Fars.) Er. - Işık. Parlaklık.

    PERVA: (Fars.) 1. Korku. Çekingenlik. 2. İlgi, bağ.

    PERVER: (Fars.) Er. - Besleyen, besleyici, yetiştiren, yetiştirici, koruyan, terbiye eden.

    PERVİN: (Fars.) Ka. - Ülker süreyya.

    PERVİZ: (Fars.) Er. 1. Üstün. 2. Elek. Süzgeç. 3. Balık. 4. Güzellik. Cilve. 5. İran hükümdarı Hüsrev'in lakabı.

    PESEN: (Tür.) Kırağı, çiğ. Sis. İnce ince yağan kar, çisenti. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    PESENT: (Fars.) Ka. 1. Beğenen, beğenmiş. Beğenme, seçme. 2. Esmerleşmiş. 3. Altın, mat altın.

    PESİN: (Fars.) - Sonraki, en son. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    PEŞİN: (Fars.) Er. - Keykubat'ın üçüncü oğlu.

    PEŞREV: (Fars.) Er. 1. Türk müziğinin en meşhur saz eseri formu. 2. Güreşten önce güreşçilerin yaptıkları gösteri.

    PETEK: (Tür.) Ka. 1. Kovanda arıların içine bal yaptıkları göz, mum tekerleği. Kovan. 2. Minarenin şerefe ile külah arasındaki kısmı. Bacalarda külahın altındaki çıkıntılı kısım.

    PEYAM: (Fars.) Er. - Haber, başkasından alınan bilgi, nebe.

    PEYAMİ: (Fars.) Er. - Haberle, bilgi ile ilgili.

    PEYDA: (Fars.) Ka. - Meydanda açıkta. Hazır, mevcut.

    PEYGAMBER: (Fars.) - Allah tarafından kullarına haber götürmekle görevlendirilmiş seçkin insan. Nebi, Rasul. - Yalnız Peygamberlere mahsus bir isimdir.

    PEYKAN: (Fars.) Er. - Temren, başak, okun ucundaki sivri demir.

    PEYKE: (Fars.) Ka. - Kuru kanepe, tahta sedir.

    PEYKER: (Fars.) Ka. - Yüz, surat.

    PEYMA: (Fars.) Ka. - Ölçen, ölçücü.

    PEYMAN: (Fars.) Er. - Yemin, and, ahd.

    PEYMANE: (Fars.) Ka. - Büyük kadeh, şarap bardağı.

    PEYREV: (Fars.). - Ardı sıra giden. Arkasından giden, izinden yürüyen. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    PEYZAJ: (Fran.) Ka. - Kır resmi.

    PINAR: (Tür.) Ka. - Yerden kaynayıp çıkan su, kaynak, çeşme. Bir suyun çıktığı yer, su başı. Kaynak suyunun devamlı aktığı yer.

    PIRILTI: (Tür.) Ka. - Parıldayan şeyin çıkardığı ışık. Anlık ışık geçişi.

    PIRLANTA: (hal.) Ka. - Değerli bir tür elmas.

    PIRNAL: (Tür.) Ka. - Meşe ağacı çalısı.

    PITIRCA: (Tür.) Ka. - Koyu pembe renkli bir bahar çiçeği.

    PİNHAN: (Fars.) Ka. - Gizli.

    PİRANE: (Fars.) Er. - Yaşlılara yakışır şekilde, olgunca tavır.

    PİRAYE: (Fars.) Ka. - Süs, zinet.

    PİRUZ: (Fars.) Er. - Kutlu, hayırlı, uğurlu.

    PİRUZE: (Fars.) Ka. - Mavi renkli ve değerli bir süs taşı.

    PİYALE: (Fars.) Ka. - Kadeh, şarap bardağı.

    PLATİN: (Lat.) Ka. - Beyaz ve çok değerli bir maden.

    POLAT: (Fars.) Er. - Çelik. Güç, kuvvet.

    POLATALP: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü yiğit.

    POLATHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Polatalp).

    POLATKAN: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü soydan gelen.

    POLATKILIÇ: (Tür.) Er. - İyi cins çelikten yapılma kılıç.

    POYRAZ: (Yun.) 1. Kuzeydoğudan esen soğuk rüzgar. 2. Kuzey. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    POZAN: (Tür.) Er. - Üzüm bağı.

    PÜRÇEK: (Tür.) Ka. - Şakaklardan sarkan saç, zülüf. Ağaç ve bitkilerin saçak gibi ince kökleri. Oya, püskül, saçak.

    PÜRÇİN: (Fars.) Ka. - Çok düşünceli, öfkeli. Kırışık.

    PÜRDİL: (Fars.) Er. - Yürekli, cesur.

    PÜREN: (Tür.) Ka. - Kimi ağaçlarda yapraklardan ayrı olarak süren ince yaprak. Çalılık ve sık otlu yerler. Sarı, kırmızı, çiçek açan ufak yapraklı anların çok sevdiği bir tür ot. Meşe ağacı filizi.

    PÜRFER: (Fars.) Ka. - Çok parlak, aydınlık.

    PÜSER: (Fars.) Er. - Oğul, erkek çocuk. [​IMG]
     
  15. ocean

    ocean Paylaşımcı Melek Üye

    Kayıt:
    15 Ekim 2008
    Mesajlar:
    360
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    izmir
    Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

    - R -

    RABBANİ: (Ar.) Er. 1. Allahla ilgili. 2. Kendini bütün varlığıyla Allah'a teslim eden. Putçu inanıştan uzak, şalin amel işleyen, Allah'tan geleni kabul edip, O'nun dinine muhalif olana karşı çıkan.

    RABIT: (Ar.) Er. - Rabteden, bağlayan, birleştiren. Nefsini dünyadan menedip ahirete bağlamış olan.

    RABITA: (Ar.) Ka. 1. İki şeyi birbirine bağlayan şey, bağ. 2. Münasebet, ilgi. 3. Bağlılık, mensub olma. 4. Sıra, tertip, usul, düzen.

    RABİ: (Ar.) Er. - Dördüncü.

    RABİA: (Ar.) Ka. 1. Dördüncü. Saatteki salisenin 2. Tanzimattan sonra memurlukta kolağası derecesinde bir rütbe. 3. Ünlü kadın mutasavvuf.

    RABİH: (Ar.) Er. - Yararlı, kazançlı, karlı.

    RÂCİ: (Ar.) 1. Rica eden, yalvaran, dileyen. 2. Dönen, geri gelen. 3. Nis-bet ve ilgisi bulunan, dokunan.

    RACİFE: (Ar.) Ka. - Sur'un kıyamette bütün canlıları öldürecek olan ilk üflenişi.

    RACİH: (Ar.) Er. - Değerli, üstün. Fıkıhta: Delil ve Burhanların tercihinde delili öncelik kazanan taraf.

    RACİYE: (Ar.) Ka. 1. Rica eden, yalvaran. 2. Umutlu.

    RADİ: (Ar.) Er. - Boyun eğen, kabul eden, rıza gösteren.

    RADİFE: (Ar.) Ka. - Kıyamette üfürülecek surun ikincisi

    RADİYE: (Ar.) Ka. - Rıza gösteren, kabul eden, boyun eğen.

    RAFET: (Ar.) Er. - Acıma, merhamet etme, esirgeme anlamında. Kur'an-ı Kerim'de Nur suresi 2. ayet. Hadid suresi 27. ayette geçmekledir.

    RAFEDDİN: (Ar.) Er. - İslam dininin vermiş olduğu acıma, esirgeme duygusu. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    RAFIZ: (Ar.) Er. - Bırakan, salıveren.

    RÂFİ: (Ar.) Er. - Kaldıran, yücelten, yükselten. Allah'ın isimlerinden, (bkz. Abdürrafi'). Rafi' b. Hadic, sahabeden.

    RAFİA: (Ar.) Ka. - Her çeşit ayaklık ve destek.

    RAFİH: (Ar.) Er. - Rahat ve huzurlu yaşayan.

    RAĞIB: (Ar.) Er. - Arzulu, isteyen, rağbet eden. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

    RAĞİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rağıb).

    RAĞBET: (Ar.) Ka. - İstek, arzu. İstekle karşılama.

    RAHATEFZA: (a.f.i.) - Rahat artıran. Türk müziğinin bileşik makamlarından. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    RAHDAN: (Fars.) Er. - Yol bilen.

    RAHE: (Ar.) Ka. - Avuç içi, el ayası.

    RAHİ: (Ar.) Er. - Rahat, huzurlu, dingin.

    RAHİLE: (Ar.) Ka. - Rahat, sakin.

    RAHİM: (Ar.) Er. - Esirgeyen, acıyan, koruyan, merhametli. Kur'an'da 220 yerde zikredilmiştir. Allah'ın isimlerinden, (bkz. Abdürrahim).

    RAHİME: (Ar.) Ka. - Hafif sesli, latif konuşan kadın demektir, (bkz. Rahim).

    RAHİYE: (Ar.) Ka. - Bal arısı.

    RAHMAN: (Ar.) Er. - Bütün canlılara merhamet eden, koruyan. Kur'an-ı Kerim'de 55'ten fazla yerde zikredilmiştir. Yine Kur'an-ı Kerim'in 55. suresinin adıdır. - Allah'ın isimlerinden "abd" takısı alarak isim olarak kullanılır, (bkz. Abdürrahman).

    RAHMANİ: (Ar.) Er. - Allah'tan gelen, kutsal, Allah'a özgü.

    RAHMET: (Ar.). - Acıma, esirgeme, koruma, yarlığama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    RAHMETİ: (Ar.) Er. - Rahmetle ilgili.

    RAHMETULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın esirgemesi, koruması.

    RAHMİ. (Ar.) Er. - Acımayla ilgili.

    RAHMİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rahmi).

    RAHŞAN: (Fars.) Ka. - Parıltılı. Işıltı.

    RAHŞENDE: (Fars.) Ka. - Parıldayan, parıldayıcı.

    RAİD: (Ar.) Er. - Gürleyen, gürüldeyen.

    RAİDE: (Ar.) Ka. - Gürleyen bulut.

    RAİF: (Ar.) Er. - Acıması olan, merhametli.

    RAİFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Raif).

    RAİK: (Ar.) Er. - Sade, saf, halis.

    RAİKA: (Ar.) Ka. - Sade, saf, katışıksız.

    RAKIM: (Ar.) Er. - Yazan, çizen. -Yükselti.

    RAKİ: (Ar.) Er. - Namazda eğilen, rüku' eden. Kur'an-ı Kerim'de 4 yerde bu anlamda zikredilmiştir.

    RAKÎB: (Ar.) Er. - Herhangi bir alanda üstünlük sağlamaya çalışan taraflardan herbiri. Koruyucu. "Görüp gözeten" Allah'ın isimlerinden.

    RAKİD: (Ar.) Er. - Hareketsiz, durgun, yavaş.

    RAKİDE: (Ar.) Ka. - Durgun, sessiz, hareketsiz.

    RAKİK: (Ar.) Er. 1. İnce. Yufka yürekli. 2. Köle veya cariye.

    RAKİKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Rakik).

    RAM: (Fars.) Er. - İtaat eden, boyun eğen, kendisini başkasının emrine bırakan. -İki isimlerde kullanılır. Ramcan, Ramcanan gibi.

    RAMAZAN: (Ar.) Er. - Hicri (kameri) ayların dokuzuncusu, oruç ayı. Kur'an'da Bakara suresi 185. ayette ismi geçen ay ismi.

    RAMİ: (Ar.) Er. - Atan, atıcı.

    RAMİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rami).

    RAMİZ: (Ar.) Er. 1. Akıllı, zeki. 2. İşaretlerle simgelerle gösteren.

    RAMİZE: (Ar.) Ka. - (bkz. Ramiz).

    RÂNÂ: (Ar.) Ka. 1. Güzel, hoş latif, parlak. Çok iyi, çok ala. 2. Arapça'da "er'an" kelimesinin mücnnesi olup "ahmak, sünepe kadın" demektir. Erkek adı olarak da kullanılır.

    RASÂFET: (Ar.) Ka. - Sağlamlık, dayanıklılık.

    RASÂNET: (Ar.) Ka. - Sağlamlık, dayanıklılık, melanet.

    RASİ: (Ar.) Er. - Kımıldamayan, oynamayan, sabit. Lenger atmış olan, demir üzerinde bulunan gemi.

    RASİA: (Ar.) Ka. - Kabara. Kabara gibi yer yer konulan süs.

    RASİF: (Ar.) Er. 1. Sağlam dayanıklı. 2. Denizin yüzüne çıkmış kayalar. 3. Taş, temel, rıhtım.

    RASİFE: (Ar.) Ka. - Rıhtım, su içine yapılan set.

    RASİH: (Ar.) Er. 1. Sağlam, temeli güçlü, dayanıklı. 2. Bir bilimde, özellikle din alanında çok derinleşmiş olan (kimse). Kur'an'da Rasihûn olarak geçer.

    RASİHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Rasih).

    RÂSİM: (Ar.) Er. - Resim yapan.

    RÂSİME: (Ar.) Ka. 1. Âdet, töre. Merasim, tören. 2. Formalite.

    RASİN: (Ar.) Er. - Sağlam, dayanıklı, güçlü.

    RASİYE: (Ar.) Ka. - Büyük dağ.

    RAST: (Fars.) 1. Sağ. 2. Haklı, doğru. Uygunluk. 3. Türk müziğinin en eski makamlarından. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    RASTAN: (Fars.) Er. - Doğru olanlar, haklı olanlar, haklılar.

    RASTBİN: (Fars.) - Herşeyin doğrusunu gören. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    RASTİ: (Fars.) Er. - Doğruluk, gerçeklik, istikamet.

    RASTKÂR: (Fars.) Er. - Doğru adam.

    RAŞAN: (Ar.) Ka. - Titreme, titreyiş.

    RAŞİD: (Ar.) Er. 1. Olgun, ergin, akıllı. 2. Doğru yolda olan. 3. Hak din olan İslam'ı kabul eden. Kur'an'da Hucurat suresi ayet 7'de geçmektedir. Ayrıca 4 halife için Raşid halifeler denmiştir. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    RAŞİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Raşid).

    RATİB: (Ar.) Er. 1. Sıralayan, düzenleyen (kimse). 2. Sabit, sağlam, yerleşmiş. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

    RATİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Ratib).

    RAUF: (Ar.) Er. - Esirgeyen acıyan, çok merhametli. - Allah'ın isimlerinden. "Abd" takısı alarak kullanılır. -(bkz. Abdürrauf). Kur'an-ı Kerim'de 10'dan fazla yerde geçmektedir.

    RAUFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rauf).

    RAVEND: (Fars.) Er. - Kökleri ve sapları ilaç olarak kullanılan karabuğdaygillerden bir bitki.

    RAVZA: (Ar.) Ka. - Çimeni, ağacı bol olan yer, bahçe. Ravza-i Mutahhara; Rasulullah'ın medfun olduğu mekan.

    RAYET: (Ar.) - Bayrak. Sancak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    RAYİHA: (Ar.) Ka. - Güzel koku.

    RAYİHAN: (a.f.i.) Er. - Han bayrağı, han sancağı.

    RÂZÎ: (Ar.) Er. - Boyun eğen, kabul eden, rıza gösteren. İslam dünyasında meşhur bir isimdir.

    RAZİYE: (Ar.) Ka. - Kabul eden, rıza gösteren, boyun eğen.

    REBAB: (Fars.) Ka. 1. Bir çeşit kemençe. 2. Arapça'da dostlar anlamına gelir. Hz. Hüseyin'in hanımının ismidir

    REBİ: (Ar.) Er. - Bahar, ilkyaz.

    REBİA: (Ar.) Ka. - (bkz. Rebi).

    REBİYE: (Ar.) Ka. 1. Kış sonlarında yapılan ekim. 2. Eskiden ozanların bahara girerken büyüklere sundukları kaside.

    RECA: (Ar.) Er. - Umut, umma. İstek, dilek.

    RECAİ: (Ar.) Er. - İsteyen, rica eden, yalvaran. Allah'a yalvaran. As-hab'ın kullandığı isimlerdendir.

    RECEP: (Ar.) Er. 1. Hicri kameri ayların yedincisi, üç ayların ilki. 2. Gösterişli, haybetli.

    REFAH: (Ar.) Ka. - Bolluk, rahatlık, sıkıntı içinde olmamak.

    REFAHET: (Ar.) Ka. - Bolluk, gürlük.

    REFAKAT: (Ar.) Ka. - Refildik arkadaşlık, yoldaşlık.

    REFET: (Ar.) Er. - Acıma, merhamet etme, esirgeme. Kur'an-ı Kerim'de Nur suresi ayet 2 ve ve Hadid suresi 27. ayette geçmektedir.

    REFETTİN: (Ar.) Er. - (bkz. Rafeddin).

    REFHAN: (Ar.) Ka. - Varlık içinde yaşayan.

    REFİ: (Ar.) Er. - Yüksek, yüce, saygın.

    REFİA: (Ar.) Ka. - (bkz. Refı).

    REFİG: (Ar.) Er. - Bolluk ve rahat içinde geçinen.

    REFİH: (Ar.) Er. - (bkz. Refhan).

    REFİHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Refih).

    REFİK: (Ar.) Er. 1. Arkadaş, yol arkadaşı, yoldaş. Muavin, yardımcı. 2. Koca. 3. Ortak. 4. Mesleğe yeni giren kimsenin rehber olarak tanıdığı kişi. Kur'an'da geçen bir isimdir.

    REFİKA: (Ar.) Ka. - Eş, kan, zevce.

    REFREF: (Ar.) 1. İnce, yumuşak kumaş. 2. Kenar saçağı. 3. Döşek, döşeme, minder, yastık. 4. Kuşu çok olan çimenlik. 5. Dallan salkım salkım olan ağaç. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    REFTAR: (Fars.) Ka. - Salınarak, edalı yürüyüş.

    REGAİP: (Ar.) 1. Çok istek gören, beğenilen. 2. Armağanlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    REHA: (Fars.) Er. 1. Kurtulma, kurtuluş. 2. (Ar.) Bolluk, genişlik, varlık.

    REHAMET: (Ar.) Ka. - Sesin ince, yavaş ve tatlı olması.

    REHASET: (Ar.) Ka. 1. Tazelik, yumuşaklık. 2. Ucuzluk.

    REHAVİ: (Fars.) Er. - Türk müziğinin en eski birleşik makamı.

    REHAYİ: (Fars.) - Kurtulma, necat. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    REHBER: (Fars.) Er. - Yol gösteren, kılavuz.

    REİS: (Ar.) Er. - Başkan, baş.

    REKÂNET: (Ar.) Ka. - Ağırbaşlılık, gururluluk.

    REKİN: (Ar.) Er. - Gururlu, ağırbaşlı. Yüce, yüksek.

    REKİNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rekin).

    REKİZ: (Ar.) Er. 1. Gizli, gömülü define. 2. Sağlam, adamakıllı.

    REMİDE: (Fars.) Ka. - Ürkmüş, korkmuş.

    REMİZ: (Ar.) Er. l. İşaret, meramını isteğini işaretle ifade etme. 2. Alamet, amblem.

    REMZİ: (Ar.) Er. - Remizle ilgili, remze ait, sembolik, simgesel.

    REMZİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Remzi).

    RENÂN: (Ar.) Er. - İnleyen, çınlayan.

    RENGİDİL: (Fars.) Ka. - Türk müziğinde bir makam.

    RENGİN: (Fars.) Ka. 1. Renkli, parlak renkli. 2. Güzel, hoş. Süslü.

    RENGİNAR: (Tür.) Ka. - Nar renginde olan.

    RESÂ: (Fars.) Ka. - Yetişen, yetiştiren, erişen.

    RESAİ: (Ar.) Er. - Süsler, süs.

    RESAN: (Fars.) - Erişenler, yetişenler, ulaşanlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    RESANE: (Fars.) Ka. - Özlem, hasret.

    RESANET: (Ar.) Ka. - Sağlamlık, metanet.

    REŞAT: (Fars.) Er. - Layık, değer, yakışır.

    REŞİDE: (Fars.) Ka. - Yetişmiş, olgunlaşmış, ermiş.

    RESMİ: (Ar.) Er. 1. Devletle ilgili olan. 2. Törenle yapılan. 3. Çok ciddi.

    RESMİGÜL: (Fars.) Ka. - Gül gibi güzel, gül biçiminde.

    RESMİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Resmi).

    RESUL: (Ar.) Er. - Bir kimsenin sözünü başka bir kimseye tebliğ eden kişi. Elçi, Allah elçisi peygamber. Yeni bir kitap ve şeriatle gönderilen peygamber.

    RESULHAN: (a.f.i.) Er. - Hükümdarların elçisi.

    REŞAD: (Ar.) Er. 1. Doğru yolda, hak yolda yürüme. 2. Sultan Reşad; Osmanlı son dönem padişahlarındandır. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    REŞİD: (Ar.) Er. 1. Cenab-ı Hakk'ın isimlerinden. 2. İyi ve doğruyu seçebilen, malını idare gücü olan, rüşd yaşına ulaşmış akil ve baliğ (kişi) ergin, erişkin. 3. Akıllı hareket eden doğru yolda giden. - Abdürreşid olarak kullanılır. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    REŞİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Reşid).

    REŞİDUDDİN: (Ar.) Er. - Dinin akıllı kişisi, dini olgunluğa ulaşmış kişi.

    REŞİK: (Ar.) Er. - Uzun boylu, yakışıklı.

    REVA: (Fars.) Er. - Yakışır, uygun, yerinde.

    REVAH: (Ar.) Er. 1. Bir şeyi elde etmeden doğan neşe. 2. Güneş battıktan sonra gece oluncaya kadar geçen zaman.

    REVAHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Revah). Ünlü sahabi Abdullah b, Revaha'nın babası.

    REVAHİ: (Ar.) Er. - Bal arıları.

    REVAİD: (Ar.) Er. - Gürleyen bulutlar.

    REVAN: (Fars.) 1. Akan, su gibi akıp giden. 2. Ruh, can. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    REVHA: (Ar.) Er. - Rahatlık. Gönül rahatlığı.

    REVİŞ: (Fars.) Er. - Biçim, tarz, üslup. Tutum, davranış, yol.

    REVNAK: (Ar.) Ka. - Parlaklık, güzellik, tazelik, süs.

    REVZEN: (a.f.i.) Ka. - Pencere.

    REYAN: (Ar.). - Herşeyin evveli, ilk zamanı, tazelik zamanı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    REYHAN: (Ar.) Ka. 1. Fesleğen, güzel kokulu bir süs bitkisi. 2. Rızık, geçimlik, rahmet anlamına da gelir.

    REYYA: (Ar.) Ka. - Güzel koku, reyhan.

    REYYAN: (Ar.) - Suya kanmış, suya doymuş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    REZAN: (Ar.) Er. - Ağırbaşlı, gururlu.

    REZZAK: (Ar.) Er. - Bütün canlıların rızkını veren , onları nimetlendiren anlamında. Allah'ın isimlerinden. "Abd" takısı alarak kullanılır, (bkz. Abdürrezzak).

    REZZAN: (Ar.) Ka. - Ağırbaşlı, ağır, onurlu.

    RIDVAN: (Ar.) Er. 1. Rıza, razılık, razı olma. 2. Cennet kapısında bekleyen melek. Kur'an'da 10'dan fazla yerde geçmektedir.

    RIFAT: (Ar.) Er. - Yükseklik, yücelik, itibar, yüksek mertebe.

    RIFKI: (Ar.) Er. - Yumuşaklık, mülayimlik, yumuşak başlılık, naziklik, tatlılık.

    RIFKIYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rıfkı).

    RIZA: (Ar.) Er. - Razılık, razı olma, hoşnutluk, memnuniyet, muvafakat, kabul. Bir şeyin olmasına muvafakat etme. Kadere mukadderata boyun eğme.

    RIZKULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın verdiği nimet. Nimetler veren Allah'ın kulu.

    RİAYET: (Ar.) 1. Gütme, gözetme. 2. Sayma, saygı, itibar. 3. Ağırlama. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    RİCAL: (Ar.) Er. 1. Erkekler. 2. Onur sahibi kimseler.

    RİKAB: (Ar.) Er. - Büyük, saygın bir kimsenin huzuru, önü. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

    RİKKAT: (Ar.) Ka. - İncelik, naziklik. Sevecenlik, acıma duygusu.

    RİMAYET: (Ar.) Ka. - Atıcılık, ok, kurşun, gülle gibi şeyleri almada usta.

    RİNDAN: (Fars.) Ka. - Dünya işini boş görenler, alçakgönüllüler, kalenderler.

    RİSALE: (Ar.) Ka. 1. Mektup. 2. Kısa yazılmış, küçük kitap. 3. Dergi, mecmua.

    RİSALEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin elçisi, peygamberi. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    RİSALET: (Ar.) Er. - Elçilik. Peygamberlik.

    RİVA: (Ar.) - Suya kanmışlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    RİYASET: (Ar.) - Reislik, başlık, baş olma, başkanlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    RİYAZ: (Ar.) Er. - Bahçeler, ağaçlık çimenlik yerler, ravza.

    RİYAZET: (Ar.) - Nefis kırma, dünya lezzetlerinden ve rahatından sakınma, perhizle, kanaatle yaşama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    RUHAN: (Fars.) Ka. - Güzel kokan, güzel kokulu.

    RUHANİ: (Fars.) Er. - Ruhla ilgili. Gözle görülmeyen.

    RUHCAN: (Tür.) Er. - Ruh ve can isimlerinden bileşik isim.

    RUHFEZA: (Tür.) Ka. - Yükselen ruh, yüksek ruh.

    RUHİ: (Ar.) Er. - Ruhsal, ruhla ilgili.

    RUHİDDİN: (Ar.) Er. - Dinin ruhu, özü. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    RUHİNUR: (f.a.i.) Ka. - Nurlu, aydınlık yüzlü.

    RUHİŞEN: (a.f.i.) Ka. - Şen, neşeli, canlı kimse.

    RUHİYE: ( Ar.) Ka. - (bkz. Ruhi).

    RUHNEVAZ: (Fars.) Ka. 1. Ruh okşayan. 2. Türk müziğinde bir makam.

    RUHSADE: (Fars.) Ka. - Yanağını, yüzüne süren, yüzünü sürmüş.

    RUHSAL: (Tür.) Ka. - Ruhla ilgili olan, ruhi.

    RUHSAR: (Fars.) Ka. - Yanak. Yüz, çehre.

    RUHSARE: (Fars.) Ka. - (bkz. Ruhsar).

    RUHSAT: (Ar.) - İzin, müsaade. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    RUHŞAN. - (Ar.) Er. - Yüce, üstün, şanlı, ruh.

    RUHŞEN: (a.f.i.) Ka. - (bkz. Ruhişen).

    RUHUGÜL: (Ar.) Ka. - Güzel, temiz, latif kimse, gül ruhlu.

    RUHUNUR: (Tür.) Ka. - (bkz. Ruhinur).

    RUKİYE: (Ar.) Ka. - Büyüleyici, sihirleyici, efsun. Peygamberimizin kızlarından birinin adıdır.

    RUŞEN: (Fars.) Er. - Aydın, parlak. Belli, aşikar.

    RUŞENİ: (Fars.) Er. 1. Aydınlık, açıklık. Belli olma. 2. Bir tarikatın adı. Halvetiyyenin Ruşeni kolunun kurucusu olan Aydınlı Ömer Dede'dir.

    RUZAN: (Fars.) Ka. - Günler, gündüzler.

    RUZİ: (Fars.) Er. 1. Gündüze ait, gündüzle ilgili. 2. Rızık, azık, kısmet, nasip.

    RUZİYE: (Fars.) Ka. - Gündüze ait, gündüzle ilgili.

    RÜCUM: (Ar.) Er. - Akan yıldız.

    RÜÇHAN: (Ar.) Er. - Üstünlük, üstün olma.

    RÜKNEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin temel direği. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

    RÜKNİ: (Ar.) Er. l. Bir şeyin en sağlam yanı. 2. Saygın, güçlü, önemli kimse

    RÜKUNET: (Ar.) Ka. - Ağırbaşlılık, gururluluk.

    RÜSTEM: (Fars.) Er. - Yiğit, kahraman. İran'ın ünlü pehlivanı ve savaşçısı.

    RÜSTİ: (Fars.) Er. - Yiğitlik. Üstünlük. Kuvvet.

    RÜSUHİ: (Ar.) Er. 1. Sağlam, güçlü. 2. Becerikli, yetenekli.

    RÜŞTÜ: (Ar.) Er. - Doğru yolda olan. Akıllı, ergin.

    RÜVEYDA: (Ar.) Ka. - Hoş, ince, nazik, Rüveyde.

    RÜVEYDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rüveyda).

    RÜVEYHA: (Ar.) Ka. - Zariflik, incelik.

    RÜVİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rüveyde).

    RÜYA: (Ar.) Ka. 1. Uyku sırasında görülen şey, düş. 2. Hayal, umut.

    RÜYET: (Ar.) - Görme, seyretme, bakma, görüş. Basiret, isabetli düşünme hassası. Kalp gözüyle manevi alemi görme, müşahade. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

    RÜZGÂR: (Fars.) Er. 1. Zaman, devir. 2. Dünya, alem. 3. Talih. 4. [​IMG]
     
İsminin anlamını biliyormusun? konusuna benzer içeriklerimiz
  1. Para birimlerinin anlamları biliyormusunuz

    *Austral Arjantin Latince : "Australis" = güneyden gelen, güneyli. "Auster" = Güney rüzgarı Balboa Panama Vasco Nunez de Balboa (1475-1519) , Pasifik Okyanusunu keşfeden ispanyol kaşif Bolivar Venezuela Simon Bolivar'a itafen, 1825'te Bolivya'yı kuran Venezuella'lı devlet adamı. Cent, Centavo, Centime Çeşitli ülkeler Latince : "centum" = yüz, "yüzde...
  2. 14 Şubat Sevgililer Gününün anlamını biliyormuyuz?

    14 şubat sevgililer günü anlamı sevgililer gününün anlamı 14 şubat gününün günü Her yıl 14 Şubat günü, birçok ülkede Sevgililer Günü olarak kutlanır. Kökeni, Roma Katolik Kilisesi'nin inanışına dayanan bu gün, Valentine ismindeki bir din adamının adına ilan edilen bir bayram günü olarak ortaya çıkmıştır. Bu sebeple bazı toplumlarda "Aziz Valentin Günü" (İngilizce: St. Valentine's...
  3. Renklerin Anlamlarını Biliyormusunuz Kızlar

    Mavi, yalnızlığı, üzüntüyü, depresyonu, bilgeliği, güveni ve sadakati simgeler. İş görüşmelerine mavi giyerek gitmek kararlılığı ve bağlılığı ifade eder. Mavi, bütün renkler arasında en iştah kapatıcı renktir. Doğada mavi renkli yiyecek çok ender bulunur. Mavi yiyecekler insana itici gelir çünkü ilk çağlarda atalarımız yiyecek ararken zehirli yada bozulmuş yiyeceklerden uzak durmayı...
  4. kızlar Yüsra isminin anlamını merak ediyorum anlamı nedir ?

    yüsra ismini çok beğeniyorum ama anlmının ne olduğunu bilmeden çocuğuma o ismi koymak istemiyorum beni bu konuda bilgilendirirseniz sevinirim
  5. allah aşkına belinay isminin anlamını yazarmısınız

    allah aşkına belinay isminin anlamını yazarmısınız bana nerden biliyorsunuz anlamını cennette peygamber çiçeği olduğunu insanlara yanlış bilgi vermeyin veya kimden öğrenerek yazdınız bu anlamı cevap bekliyorum sizden.. acil cevap verirseniz sevinirim çünkü bende kızıma belinay ismini vermek istiyorum ama türlü türlü anlamları çıkıyor internette

Sayfayı Paylaş