gebe
  1. handanca

    handanca Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    1 Nisan 2008
    Mesajlar:
    4.684
    Beğenilen Mesajlar:
    106
    Ödül Puanları:
    63

    İsraf etmeyelim*ettirmeyelim

    Konu, 'Hayatın İçinden & Hayata Dair Herşey' kısmında handanca tarafından paylaşıldı.

    ALINTIDIR:
    Beş yaşında idim.
    Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.
    Bir tane yere düştü.
    Babaannem eğildi, aramaya başladı.
    Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu .
    Çocukluk iste,
    -Aman babaanne dedim.
    - Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?
    Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
    -Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ' dedi.
    - Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?'
    Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.

    Aradan yıllar geçti.
    Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
    Alain'in proposlarini okuyorum.
    Birden irkildim.
    Babaannemi hatırladım.
    Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu.
    İlave ediyordu. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın teri, göz nuru, el emeği vardır diyordu.


    On dokuz yıl evveldi.
    Stockholm'e gitmiştim.
    Bir otele indim.
    Geceydi.
    Sabahleyin, traş olmak i çin lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm.
    'Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın, yanda bir kutu var oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun' diyordu.
    Doğrusu hayretler içinde kaldım.
    Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir.
    Birçok eşya üzerinde' İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.
    İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.

    İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, televizyonlar bir haberi duyurur.
    'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın.
    Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi ols a, kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun.'


    Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır.
    Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir.
    Böyleleriyle; evini mezat salonuna çevirmiş zavallı, diye eğlenirler.
    Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
    Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor.
    Zamanın başbakanı meclisi toplar.
    Kürsüye çıkar.
    Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;
    -Şu andan itibaren der,
    -Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim.
    -Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
    Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır.
    Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.
    Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.
    Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...


    *Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?

    *Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki, İlk okul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.

    Bir mıh bir nalı kurtarır.
    Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,
    Bir komutan bir orduyu,
    Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..


    Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
    Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.


     
İsraf etmeyelim*ettirmeyelim konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. israf

    israf

    Zamanını ve maddi imkanını sorumsuzca harcağıdığını görmek AllahTeala'nın gazabına, yoksulluğa düşmeye yahut ishal olmaya delalet eder.
  2. israfla ilgili hadisler

    israfla ilgili hadisler

    israf ile ilgili hadisler israf ile ilgili sözler israfla sözler israfla ayetler hadisler Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (İktisat eden zenginleşir, israf eden fakirleşir.) [Bezzar] (Kıyamette herkes, şu dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamaz: 1- Ömrünü nasıl geçirdi? 2- İlmi ile nasıl amel etti? 3- Malını nereden, nasıl kazandı ve nerelere harcetti? 4- Cismini, bedenini nerede...
  3. Huzur İsrafı

    Huzur İsrafı

    Karşımızdaki bir insana, nezaket ifadesi olarak; “Ben sizin daha fazla vaktinizi almayayım” cümlesini tekrarladığımız halde, kendimizin vaktini hoyratça savurduğumuzun farkında mıyız?.. Zamanı milimi milimine kullanan ve o kullanma tarzından vazgeçmeyen bir arkadaşım var.. ibadetlerini yapar, günün belli saatlerinde mutlaka Kur’an ve tefsir okur, belli zaman içinde bitirmek zorunda olduğu...
  4. İsraf Nedir

    İsraf Nedir

    merhaba arkadaşlar İsraf Nedir ve Peygamber Efendimizin bu konuda ki tutumu nelerdir acaba bilen var mı ? Bu konuyla alakalı hadis yada israfla ilgili bir ayet varsa paylaşın lüotfen.
  5. İsraf Etmek

    İsraf Etmek

    israf nedir israf etmek israf ne demek İsraf etmek denilince aklımıza hemen çöpe atılan ekmekler, yemekler, boşa akıtılan su, boşa yanan lambalar gelir melekler :) Oysa israf sadece materyallerde olmaz, bazen hayatımızı, dostlarımızı, arkadaşlarımızı da israf ederiz. Bakın İlahiyatçı yazar israfla ilgili ne kadar güzel bilgiler paylaşmış.. İsraf, gereksiz ve ölçüsüz harcamaktır. Biz her...

Sayfayı Paylaş