gebe
  1. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Kadın Haberleri 2005

    Konu, 'Kadın Haberleri' kısmında Misafir tarafından paylaşıldı.

    Kocalar Sırttan Vuruyor
    Komiser Ceylan'ın "kadın cinayetleri" araştırmasına göre kadınları en
    çok hayat arkadaşları "erkekler" öldürüyor. Kocalar daha çok sırttan,
    sevgililer göğüsten vuruyor. Cinayetler eşlerin bir arada olduğu
    hafta sonu ya da bayram tatillerinde yoğunlaşıyor.

    ----------------------------------------------------------------------
    ----------
    Uçan Süpürge
    07/01/2005
    ----------------------------------------------------------------------
    ----------
    BİA (İstanbul) - İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Adli Tıp
    Enstitüsü'nde yüksek lisans eğitimini sürdüren Üsküdar İlçe Emniyet
    Müdürlüğü Olay Yeri Büro Amiri Komiser Beyhan Ceylan, bitirme tezini
    İstanbul'da işlenen cinayetler üzerine yapmış.

    2000- 2003 yılları arasında İstanbul'da işlenen cinayetleri
    araştırmaya karar verdiğinde yüzlerce cinayetle karşılaşınca,
    danışmanı Yard. Doç. Dr. Neylan Ziyalar'ın da tavsiyesiyle
    araştırmasını sadece kadın cinayetleriyle sınırlamış.

    Olay Yeri İnceleme Amirliği 1997'de kurulduğu ve ancak 2000'den sonra
    sağlam verilere ulaşılabildiği için 2000'den sonra işlenen kadın
    cinayetleri istatistiklerini araştırmış. Çalışmasında tüm verilerin
    toplandığı Gayrettepe Olay Yeri İnceleme Şubesi'ndeki dosyalardan
    yararlanmış.

    Ceylan araştırmayı yaparken kadınların nerelerde, kimler tarafından,
    daha çok hangi silahlarla öldürüldüğünü ortaya koymayı amaçladığını
    söylüyor. Bu araştırmanın erkek ve çocuk cinayetleriyle de devam
    edeceğini söyleyen Neylan Ziyalar, böylelikle İstanbul'da cinayete
    kurban gitmiş kişilerden yola çıkarak bir mağdur profili çıkarmayı
    hedefliyor.

    Komiser Ceylan, araştırma sırasında "cinayetleri yorumlamadığını"
    belirtiyor; "Cinayet nedenlerini araştırmadım, çünkü nedenleri ve
    sonuçları araştırma alanının dışındaydı" diyor.

    Yine de, genel olarak kadın ve erkek cinayetleri arasındaki başlıca
    farkın cinayeti işleme amacı olabileceğini söylüyor. Erkekler daha
    çok aralarında alacak verecek gibi konularda çıkan tartışmalar
    yüzünden cinayet işlerken, kadın cinayetleri cinsel nedenlerden ya da
    aile içi şiddetten kaynaklanıyor.

    Yaklaşık 164 cinayet verisi üzerinde çalışan, ancak 20 olayda veriler
    net olmadığı için sadece 144 olguyu temel alan Ceylan'ın sadece olay
    yerinde ele geçirilen verilerden yola çıkarak yaptığı araştırma
    oldukça ilginç sonuçlar ortaya koyuyor.

    En çok kadın cinayeti Şişli'de

    Söz konusu yıllar içinde nüfusla doğru orantılı olarak en fazla
    Şişli'de kadın öldürülürken, Adalar ve Şile'de hiç kadın cinayeti
    işlenmemiş.

    Araştırmanın danışmanı Neylan Ziyalar'a göre Şişli'nin kadınlar için
    daha tehlikeli olmasının nedeni ilçenin kozmopolit yapısı: "Şişli
    farklı insanların, yalnız yaşayanların olduğu bir ilçe. Gece
    hayatının, eğlence dünyasının yoğun olması da etken olabilir."

    Araştırmanın çarpıcı sonuçlarından biri de faillerin büyük bir
    çoğunluğunun mağdurenin kocası ya da sevgilisi olması. Bu da aslında
    kadınlara hayati tehdit oluşturan kişilerin yabancılar olmadığını,
    tam tersine evlerinin içinde, yataklarında beraber oldukları insanlar
    olduğunu gösteriyor. Failler listesinde koca ve sevgiliyi eski koca,
    kendi çocukları, anne-baba, kardeş, akraba ve arkadaşlar izliyor.

    Kocalar daha çok sırttan, sevgililer göğüsten vuruyor. Katil sevgili
    ise sadece ateşli silah ve kesici aletleri kullanıyor. Ancak kocalar
    eşlerini boğarak da öldürüyor. Kocalar daha hınçlı olduğu için 5-6
    darbe vuruyor. Sevgililer 2 darbeyle cinayet işliyor. Cinayetler
    eşlerin bir arada olduğu hafta sonu ya da uzun bayram tatillerinde
    yoğunluk kazanıyor. (SD)

     
  2. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Kadın Haberleri 2005
    "Katil Olmamak İçin Kaçıyorum"

    Karısı evi terk edince aile meclisinin, "Eşini öldür" dediğini anlatan Erşan Baran, "Katil olmamak için kızımla Batman'dan kaçtım" diyor.



    --------------------------------------------------------------------------------
    Milliyet
    10/01/2005 Şakir AYDIN
    --------------------------------------------------------------------------------
    BİA (İstanbul) - Erşan Baran (28), bir akşam eve döndüğünde eşini bulamadı. Bir yaşındaki kızı ise beşikte yatıyordu. Ertesi gün telefon çaldı. Arayan eşinin annesiydi. "Kızımı rahat bırak, artık seninle yaşamak istemiyor" diyordu.

    Baran, bu durumu ailesine anlatınca, töre kuralları devreye girdi. Aile, önce Baran'a kızını götürüp annesine vermesini söyledi. Ancak Baran, kızını çok sevdiği için bunu kabul etmedi.

    "Babam yerimizi buldu"

    Birkaç gün sonra toplanan aile büyükleri, Baran'ın eşini öldürmesi gerektiğine karar verdi. İki ay boyunca ailesinin bu konudaki baskısı altında ezilen Baran, sonunda kızıyla Şırnak'a kaçtı.

    Baran, "8 ay Silopi'de kaldım. Şoförlük yaparak geçimimi sağlıyordum. Ailem yerimi bilmediği için rahattım. Ama babam ve kardeşlerim bir gün beni buldu. Babam yanında getirdiği silahı uzatarak, 'Ya gider eşini öldürüp namusumuzu temizlersin ya da seni öldürürüz' diye tehdit etti. Ben de İstanbul'a geldim" dedi.

    Tek amacının küçük kızına güzel bir hayat sağlamak olduğunu anlatan Erşan, bir aydır İstanbul'da saklandığını, ancak parası bittiği için kalacak yeri olmadığını belirterek, yetkililerin kendisine yardım eli uzatmasını istedi.(BB)
    .....
     
  3. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Kadın Haberleri 2005

    7.Kurultay Sonuç Bildirgesi Açıklandı


    Kurultayın sonuç bildirgesinde kadınlar, "sığınaklar, danışma/dayanışma merkezleri"; "medya"; "töre, namus, c**nsellik, cinsel şiddet, cinsel özgürlük" ve "yasal düzenlemeler"e ilişkin öneri ve eleştirilerini sıralayıp geçtiğimiz bir yılı değerlendirdiler.



    --------------------------------------------------------------------------------
    BİA Haber Merkezi
    04/01/2005 Burçin BELGE
    --------------------------------------------------------------------------------
    BİA (İstanbul) - Çanakkale'de 3-5 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilen 7. Kadın Sığınakları ve Danışma / Dayanışma Merkezleri Kurultayı'nın sonuç bildirgesi açıklandı.

    "Hem sığınakları istiyoruz, hem de sığınaklara gerek duyulmayacak günleri" sloganıyla gerçekleştirilen kurultayın sonuç bildirgesinde kadınlar, yerel yönetimlerin kadın sığınaklarını zaman geçirmeksizin açmalarını; şiddet uygulayan erkeğin evden uzaklaştırılmasını sağlayacak 4320 sayılı yasanın uygulamasının yaygınlaştırılmasını; Yerel Yönetimler Yasası Kadın Sığınakları Uygulama Yönetmeliği'nin evrensel sığınak ilkeleri doğrultusunda hazırlanmasını istediler.

    "Kadına Yönelik Şiddet ve Cinsel Suçlarla Mücadele Birimi kurulsun"

    Töre ve namus cinayetlerinin sadece belirli toplumlara mal edilmesini eleştiren kadınlar, namus gerekçesiyle ölüm tehdidi altında yaşayan kadınların can güvenliklerinin sağlanmasını ve Emniyette "kadına yönelik şiddet ve cinsel suçlarla mücadele birimi" kurulmasını talep ettiler.

    Kadınların haklarını öğrenirken ana dillerinde bilgilendirilmesi gerektiğini vurgulayan kadılar, Aile Mahkemeleri Yönetmeliği'nin çıkartılması ve her ilde Aile Mahkemeleri kurulması çağrısı yaptılar.

    Kadının Statüsü Genel Merkezi (KSGM) Yönetmeliği'nin kadın örgütlerinin görüşleri doğrultusunda hazırlanmasının önemini vurgulayan kadılar, Medeni Kanun'un yürürlük tarihi ile ilgili yasanın 10. maddesinin kadın örgütlerinin talepleri doğrultusunda değiştirilmesini de istediler.

    "Kurban değiliz, gücümüz var"

    Kadınların yaşamları tehlikede iken sığınakları açmayan, kadının yaşam hakkını hiçe sayan iktidarları eleştiren kurultay katılımcıları, 2005 yılı gündemlerini, "yukarıdaki taleplerin hayata geçirilmesi için çalışmak" olarak belirlediler.

    Sağlanan fonları değerlendirebilecekleri ortak bir havuz oluşturmayı tasarlayan kadınlar, kadın hareketinde eşcinsel kadınların görünmez olmaktan çıkartılması için eşcinsel örgütleriyle karşılıklı deneyim aktarımı yapılmasını planladılar.

    Kurultay katılımcıları, kendi aralarında bilgi ve deneyim aktarımı sürecini hızlandırmak, ortak bir dil oluşturabilmek için çalışma grupları oluşturmayı; medyada kadına yönelik şiddet haberlerini toplumsal cinsiyete duyarlı bir bakış açısıyla gerçekleştiren çalışanları desteklemeyi kararlaştırdılar.

    Bir yılın değerlendirmesi

    Kurultay sonuç bildirgesinde geçtiğimiz bir yılı değerlendiren kadınlar, altıncı kurultayda ileri sürdükleri taleplerden bazılarının gerçekleşmesinden sevinç duyduklarını belirttiler:

    * Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) hazırlanması ve yasalaşması sırasında kadın hareketinin yürüttüğü mücadele, TCK'da kadınların lehine hükümlerin çıkmasını sağladı.

    * Çeşitli bölgelerde birçok danışma ve dayanışma merkezi açıldı.

    * Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı'nda "Kadın Sığınakları" açılması konusunda hükümlerin yer alması üzerine, kadına yönelik şiddetle uğraşan kadın örgütleri 5 Temmuz 2004'de ortak dilekçe eylemi gerçekleştirdi.

    * 2004'te meydana gelen namus cinayetlerinden sonra kadınlar etkili eylemler düzenlediler.

    * Kadın örgütleri arasında bilgi, belge, deneyim aktarımı sağlamak, ortak bir dil oluşturmak, eğitim programları hazırlamak ve uygulamak, iletişimi hızlandırmak ve sürekli kılmak için Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı'nın girişimiyle "İletişim Merkezi" kuruldu.


    * Şiddete karşı örgütlü mücadelenin en önemli araçlarından biri olan kadın örgütleri arasında bilgi, belge, deneyim aktarımı sağlamak, ortak bir dil oluşturmak, eğitim programları hazırlamak ve uygulamak, iletişimi hızlandırmak ve sürekli kılmak için Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı'nın girişimiyle "İletişim Merkezi" kuruldu.

    * İzmir Barosu'ndan Av. Ayten Tekeli'nin başvurusu sonucu "evli kadının yalnızca kendi soyadını kullanabilmesi" konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden (AİHM) oldukça önemli bir karar çıktı.

    Kurultayda "gündeme gelenler"

    Kurultay'da, Ceza Muhakemeleri Kanunu (CMUK) ile ilgili olarak İstanbul Barosu Kadın Hakları Uygulama Merkezi'nin hazırladığı talepler tartışıldı ve bu talepler için toplanan imzalar, kurultay sırasında Meclis Başkanlığı'na ve milletvekillerine iletildi.

    Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü'nün (KSGM) 13-14 Aralık 2004 tarihleri arasında Cenevre'de yapılacak Birleşmiş Milletler Pekin+10 Ön Toplantısı'na katılacak Hükümet Dışı Kuruluşların hangileri olacağı konusunda kadın kuruluşlarına hiç bilgi ve haber vermeden kendisinin uygun gördüğü kuruluşları seçmesi kınandı.

    Ayrıca Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nün adının, teşkilat yasasının çıktığı şu günlerde, Türkiye'de kadının hiçbir sorunu kalmamış gibi yansıtan ifadesiyle "Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü" olarak değiştirilmesi de eleştirildi.

    Atölye başlıkları ve kararlar

    Bildirgede kadınlar, "Kadın Sığınakları ve Danışma / Dayanışma Merkezleri", "Yasalarda Kadına İlişkin Hükümlerin Uygulanması, Yaygınlaştırılması ve Değişiklik Önerleri", "Kadın ve Medya", Kadın Örgütleri, Yapı ve Bağımsızlık Sorunu ve Feminist Etik" ile "Töre, Namus Kavramları, Cinsel Şiddet, Cinsel Özgürlük" başlıklı atölye çalışmalarının ardından aldıkları kararları şöyle dilendirdiler:

    Sığınaklar, Danışma / Dayanışma Merkezleri

    1. Kadınlara yönelik harcamalar, şiddetin önlenmesi ve şiddete uğrayan kadınlara destek programlarının hayata geçirilebilmesi için kamu ve yerel yönetim bütçelerinden ödenek ayrılması ve bütçelerin toplumsal cinsiyet bakış açısıyla hazırlanması zorunlu hale getirilmeli.

    Bu konunun Avrupa Birliği Mevzuatına da girmesi için bu yılki çalışma programına "kadına yönelik şiddetle mücadele"yi alan Avrupa Kadın Lobisi nezdinde girişimlerde bulunulmalıdır.

    2. Yerel Yönetimler, öncelikle bağımsız kadın kuruluşlarının açacakları bağımsız sığınakları, iç işleyişine müdahale etmeden, mekan ve finansman olarak desteklemelidir. Bu amaçla Yasa'nın Kadın Sığınakları Uygulama Yönetmeliğinin, evrensel sığınak ilkeleri ve bağımsız kadın hareketinin görüşleri göz önüne alınarak hazırlanması için karşılıklı girişimlerde bulunulmalıdır.

    3. Yerel Yönetimler ve bağımsız kadın örgütlerince açılacak-işletilecek sığınaklarda aşağıdaki evrensel ilkeler gözetilmelidir:

    * Sığınakların adresleri gizlidir ve başvuran kadınlar hakkında bilgiler gizli tutulur.

    * Kadınlar arasında yaş, cinsel tercih, sınıf, sakat olma, din, mezhep, dil, meslek, medeni hal, milliyet, renk, siyasi görüş vb. durumuna göre ayrımlar gözetilmez.

    * Sığınaklarda hiçbir kadına veya çocuğa baskı ve şiddet uygulanamaz.

    * Sığınaklarda çalışmalar yalnızca kadın bakış açısına sahip kadınlar tarafından yürütülür.

    * Sığınaklar kadınları ve çocukları birlikte kabul eder.

    * Sığınaklar kadınların ve çocukların güvenliğini sağlamak zorundadır.

    * Kadınların şiddeti yaşıyor olmaları esastır ve kadınların söyledikleri geçerlidir.

    * Sığınak ortamı, kadının şiddetten kurtulmanın yol ve yöntemlerini kendisinin bulabilmesi için teşvik edici olmalıdır. Kadınlara şiddetsiz bir hayat kurabilmek için ihtiyaç duyduğu tıbbi, psikolojik, hukuki danışmanlık, meslek kursları ve iş bulma olanakları ile çocuk bakım desteği sağlanmalıdır. Sığınakta kadının özgüvenini yeniden kazanmasını sağlayacak bir yaşam ortamı yaratılmalıdır.

    * Hem sığınakların adreslerinin gizliliği, hem de kadınlara sığınak dışındaki gerekli destekleri vermek için sığınakların mutlaka kadın danışma merkezleri ile birlikte açılması gereklidir.

    4. "Kadın Korunma Evi", "Konuk Evi" gibi kavramlar yerine "sığınak" sözcüğü kullanılmalıdır.

    5. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı ve Ankara Kadın Dayanışma Vakfı sığınaklarının en kısa zamanda yeniden açılması için gerekli kadın dayanışması ve güç birliği sağlanmalıdır.

    6. SHÇEK'e bağlı toplum merkezleri ve sığınakların yerel yönetimler yasası uyarınca yerel yönetimlere aktarılması halinde kadın bakış açısına sahip, Toplumsal Cinsiyet Eğitimi ve Kadının İnsan Hakları Eğitimi almış ve alanında uzmanlaşmış kadın personelin kadro kıyımına uğramaması için alanlarında çalışmalarının devam etmesi gerekmektedir.

    7. Ulusal medyada reyting uğruna yapılan, kadınları yanlış yönlendiren, şiddeti sorgulamayan ve kadınları yargılayan program ve yayınlar teşhir edilmelidir.

    8. Medyada kadınları güçlendiren program ve haber yapanları desteklenmelidir.

    9. Medya çalışanlarının eğitimi konusunda, basın-yayınla ilgili kuruluşlarla ilişki kurulmalı ve basın yayın okullarında toplumsal cinsiyet dersleri konulmalıdır.

    10. Kadına yönelik şiddetle ilişkili çalışan kadın gruplarında toplanan bilgi, belge, istatistikler ve araştırmaların kamuoyuna aktarılması konusunda medya ve kadın örgütlerinin ortak çalışması gerekmektedir.

    Töre, namus, c**nsellik, cinsel şiddet, cinsel özgürlük

    11. Töre, namus, c**nsellik, cinsel şiddet, cinsel özgürlük gibi kavramlara açıklık getirmek ve ele almak, mücadeleyi kadınlar lehine güçlendirecektir:

    * Namusun olumlu tanımı yoktur. Namus, kadınların bedenleri ve cinsellikleri üzerindeki güçlü, yaygın,örgütlü ve içselleştirilmiş bir ataerkil tahakküm mekanizmasıdır. Namus, cinsel şiddete ve ölüme neden olur. Cinsel özgürlüğü yok eder. Namus, c**nsellik yaşamımızı tek tipleştirir, sınırlandırır ve kendi bedenimize kendimizi yabancılaştırır. Namus, kadınların yaşadığı insan hakları ihlallerini dile getirmelerini engeller. Erkeklerin iktidar ve statü elde etmesine neden olur. Kadınların bedenini metalaştırır.

    * Töre ve gelenekler namus anlayışını güçlendirir, ama tek başına namusu ifade etmez. Töre ve namus suçları dünyanın ve Türkiye'nin her yerinde yaşanan bir gerçek olduğu için sadece Kürtlere mal edilemez.

    * Cinsel özgürlük, namus kavramından ve törelerden uzak bir şekilde duygusal ve cinsel haz alma hakkına sahip olması ve kadının kendi bedeni ve cinselliği üzerindeki söz hakkının kendisine ait olmasıdır. Cinsel özgürlük, kadınların özgürlüğünün en önemli alanlarından biridir ve farklı cinsel kimliklere açık olmaktır.

    * Türkiye'de kadın hareketinde heteroseksist bakış açısı sorgulanmalı, eşcinsellerin görünür olmaları için eşcinsel örgütleriyle bağlantılar kurulmalı ve deneyim aktarımı yapılmalıdır.

    12. Kadın örgütleri bulundukları illerdeki barolarda kadın komisyonları ya da kadın hakları uygulama merkezi kurulması konusunda çalışmalar yapmalıdır. Kurulan ya da kurulacak komisyonlar feminist yöntemlerle çalışmalı ve kadın avukatlardan oluşmalıdır.

    13. Valilikler, kadın örgütleri ile birlikte emniyet, il sağlık, jandarma,diyanet,muhtarlık,tabipler odası,üniversiteler vb. arasında çalışma grupları oluşturmalı. Buralarda toplumsal cinsiyet, kadına yönelik şiddet ve yasalarla ilgili eğitim çalışmaları yapılmalıdır.

    14. 4320 sayılı yasanın uygulamaya yönelik sorunlarının giderilmesi için gerekli idari önlemler alınmalıdır. Emniyet güçleri, hekimler, hakimler, savcılar ve avukatlar arasında meslek içi eğitimler düzenlemelidir.

    15. Kadınlar haklarını öğrenirken ana dilde bilgilendirilmeli. Ana dilin kullanılması eğitim politikasında da desteklenmelidir.

    16. Emniyet'te "Kadına Yönelik Şiddet ve Cinsel Suçlarla Mücadele Birimi" kurulması için İçişleri Bakanlığı'na, CMK yasasında Adli Kolluk Sistemi kabul edilirse Adalet Bakanlığı'na başvurulmalıdır.

    17. Aile Mahkemeleri Yönetmeliği çıkarıtılmalı ve bu mahkemeler her ilde kurulmalıdır.

    18. Kamu Yasa tasarısına bağlı olarak yerel yönetimlerde kadınlar erkeklerle eşit düzeyde yer almalıdır.

    19. Bilgi edinme yasası doğrultusunda, CEDAW'ın Türkiye raporu; 4320 sayılı yasa değişikliği ile ilgili Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvuru sonuçları; KSGM Yönetmeliği'nin taslağı kadın kuruluşlarına verilmeli ve kuruluşların yapacakları öneriler dikkate alınmalıdır.

    20. KSGM Yönetmeliği kadın örgütlerinin görüşleri alınarak hazırlanmalı ve bir an önce kabul edilmelidir.

    21. Yasalardaki kadına yönelik ayrımcılık yaratan maddelerle ilgili Anayasa'ya aykırılık itirazına gidilmeli, Medeni Kanunun yürürlüğüne ilişkin yasanın 10. maddesi kadın örgütlerinin talepleri doğrultusunda bir an önce değiştirilmeli.

    22. Ceza İnfaz Yasası Tasarısı incelenerek, kadınlar lehinde gözden geçirilmelidir.

    77 kadın kuruluşu Çanakkale'de buluştu

    "Birleşmiş Milletler (BM) Kadınlara Yönelik Şiddete Son Günü" kapsamında, altı yıldır düzenlenmekte olan ve Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı'nın girişimiyle başlatılan "Kadın Sığınakları ve Danışma / Dayanışma Merkezleri" kurultaylarının yedincisi, 3-5 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirildi.

    Her yıl başka bir kentte ve farklı bir kadın kuruluşunun ev sahipliğinde toplanan kurultay, bu yıl Çanakkale'deydi. Türkiye'nin çeşitli illerinden 77 kadın kurum, kuruluş ve grubunun bir araya geldiği Çanakkale buluşmasının ev sahipliğini ise, Çanakkale El Emeğini Değerlendirme Derneği (ELDER) üstlendi. Kurultayın organizasyon çalışmalarını İletişim Merkezi yürüttü, Heinrich Böll Vakfı da destek verdi.

    Kurultay katılımcıları:

    Adana: Adana Kadın Kuruluşları Birliği; Amargi Kadın Kooperatifi; Adana Kadın Danışma Merkezi ve Sığınma Evi
    Adana Kent Konseyi Yerel Gündem 21

    Ankara: Kadın Dayanışma Vakfı; SHÇEK Genel Müdürlüğü; Toplumsal Gelişme İçin Kadın Gençlik Kültür ve Çevre Derneği; Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü

    Antalya: Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği
    Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi; SHÇEK

    Aydın: Söke Kadın Sığınma Evi Yaptırma ve Yaşatma Derneği

    Bartın: Bartın Kadın Dayanışma Derneği

    Batman: Batman Kadın Danışma Merkezi; Batman Kadın Platformu; Batman Belediyesi-TİLDA

    Bingöl: Bingöl Ka-mer

    Bursa: Bursa Büyükşehir Belediyesi Yerel Gündem 21; Bursa Barosu Kadın Hukuku Komisyonu; SHÇEK; Nilüfer Yerel Gündem 21; Günyüzü Kadın Dayanışma Kooperatifi

    Çanakkale: Kadın El Emeğini Değerlendirme Kadın Danışma Merkezi; Çanakkale Toplum Merkezi; Çanakkale Barosu; Çanakkale Anneler Derneği; Çanakkale Yerel Gündem 21; SHÇEK; Çanakkale Belediyesi; Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi; CHP Kadın Kolları; Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği; Yaşlılarla Dayanışma; DEMAP; ÇKBD

    Denizli: SHÇEK

    Diyarbakır: Selis Danışmanlık Organizasyon ve El sanatları; Epi-Dem Kadın Eğitim ve Psikolojik Danışma Merkezi; Diyarbakır Ka-mer; Bağlar Belediyesi; Kardelen Kadınevi; Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi-Dikasum

    Eskişehir: Eskişehir Barosu Kadın Hukuku Komisyonu

    Hakkari: Hakkari Ka-mer

    İstanbul: Amargi Kadın Akademisi; Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı; Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Vakfı; Kadınlarla Dayanışma Vakfı; Şahmaran Kadın Dayanışma ve Araştırma Merkezi; Gökkuşağı Kadın Derneği; Pazartesi Dergisi; İstanbul Barosu Kadın Hakları Uygulama Merkezi; Uluslararası Af örgütü-Türkiye Temsilciliği; Yeditepe Üniversitesi; Kadın Eserleri Kütüphanesi; Bizim Bedenlerimiz Bizim Cinselliğimiz Projesi; Filmmor Kadın Kooperatifi; Akıllara Zarar Dergisi; Türkiye Sakatlar Derneği; Ülkede Özgür Gündem Kadın Eki

    İzmir: İzmir Yerel Gündem 21; SHÇEK; Günışığı Kadın Dayanışma Merkezi; Ege Kadın Dayanışma Vakfı; Aliağa Belediyesi Kadın Sorunları Danışma Dayanışma Merkezi; Kazete; İzmir Kadın Dayanışma Grubu

    Kars: Kars Ka-mer

    Kocaeli: Kadav Köseköy Yeni Adım Kadın Eğitim ve Kültür Sitesi; Kızılay Psikososyal Toplum Merkezi; Değirmendere Kadın Destek Merkezi; Kocaeli Yerel Gündem 21

    Küçükkuyu: Küçükkuyu Kadın Dayanışma Grubu

    Mardin: Mardin Ka-mer; Kızıltepe Kad-mer

    Mersin: Bağımsız Kadın Derneği

    Van: Van Kadın Derneği; Yaka-Koop SS Yaşam Çevre Kadın Kültür ve İşletme Kooperatifi
     
  4. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Kadın Haberleri 2005

    Kadına Yönelik Şiddet ve Ayrımcılık Sürüyor

    CEDAW Türkiye Komitesi'nin raporuna göre, Türkiye'de karar alma mekanizmalarında kadınlar yer almıyor; kadınların yüzde 97'si hayatları boyunca en az bir kez şiddete uğruyor. Yasal reformlara rağmen, kadınlara yönelik ayrımcı düzenlemeler de sürüyor.



    --------------------------------------------------------------------------------
    BİA Haber Merkezi
    14/01/2005 Burçin BELGE
    --------------------------------------------------------------------------------
    BİA (İstanbul) - Türkiye kadınlarının sorunları, New York'ta, Birleşmiş Milletler Merkezi'nde gerçekleştirilecek özel oturumda konuşulacak.

    Kadının İnsan Hakları - Yeni Çözümler Vakfı ve Uçan Süpürge, hazırladıkları "gölge raporları" 20 Ocak'ta Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) Komitesi'ne sunacaklar.

    100 kadından 97'si şiddete maruz kalıyor

    CEDAW Türkiye Komitesi temsilcileri, raporlarını, dün (Çarşamba) basına ve kamuoyuna açıkladılar.

    Uçan Süpürge'nin 81 ilden 453 kadının katılımıyla hazırladığı "Gölge Rapor" a göre, Türkiye'de karar alma mekanizmalarında kadınlar yer almıyor; evli erkeklerin üçte biri eşine cinsel saldırıda bulunuyor; kadınların yüzde 97'si hayatları boyunca en az bir kez şiddete maruz kalıyorlar.

    Reformlar tamam, eşitsizlik sürüyor

    Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Vakfı'nın hazırladığı rapor ise, Avrupa Birliği (AB) uyum süreci çerçevesinde gerçekleştirilen yasal reformlarda kadın erkek eşitsizliğine yol açan düzenlemelere işaret ediyor.

    Raporda, namus cinayetleri, bekaret kontrolleri, olumlu ayrımcılık, kadının siyasete ve iş gücüne katılımı, Yerel Yönetimler ve Kamu Reformu ve Medeni Kanun'daki Mal Rejimi ile ilgili eşitsizlikler ele alınıyor.

    Kadının İnsan Hakları - Yeni Çözümler Vakfı, hazırladığı CEDAW Gölge Raporu'nda, kadına yönelik şiddet ve ayrımcılıkla mücadele için somut çözümler öneriyor.

    "TCK hak ihlallerinin meşrulaştırıyor"

    Rapora göre, Yeni Türk Ceza Kanunu'nda hâlâ, kadınlara karı ayrımcılık yaratan ve kadının insan hakları ihlallerini meşrulaştıran düzenlemeler bulunuyor.

    Rapor, namus cinayetleri, bekaret testleri, ayrımcılık ve 15-18 yaş arası gençlerin rızaya dayalı cinsel ilişkileri maddelerindeki ayrımcı düzenlemelerin kaldırılmasını ve bu maddelerin kadın ve gençlerin hak ve özgürlüklerini koruyacak şekilde düzeltilmesini öngörüyor.

    "Kadın sığınma evleri kapatılırsa..."

    Yerel Yönetimler ve Kamu Reformu, sayısı zaten çok yetersiz olan kadın sığınma evlerinin ve toplum merkezlerinin kapatılması tehlikesini getiriyor.

    Raporda, devletin kadına karşı şiddeti önleme konusundaki tüm yükümlülüklerini yerel yönetimlere devretmesi eleştirilerek, hem merkezi yönetimin hem de yerel yönetimlerin bu konuda sorumluluk almasının esas olduğu vurgulanıyor.

    Eşitlik mekanizmaları devreye

    Geçtiğimiz Nisan ayında değiştirilen Anayasa'nın 10. maddesi hâlâ, kadın ve erkek eşitliğinin hayata geçirilmesi için gereken olumlu ayrımcılık perspektifini taşımıyor. Madde bu şekliyle, kadınlara fırsat eşitliği yaratmak üzere alınacak geçici önlemleri dahi engelleyebilecek nitelikte.

    Raporda, 10. maddenin olumlu ayrımcılık ilkesine göre düzeltilmesi, Eşitlik Çerçeve Yasası'nın hazırlanması, bir Eşitlik İzleme Komisyonu ile Cinsiyet Eşitliği Ombudsmanlığı'nın oluşturulması gerektiği ifade ediliyor.

    Kadınların işgücüne katılımı

    Raporda, Medeni Kanun'daki "evlilik süresince edinilmiş malların ortak paylaşımı" ilkesinin geriye yönelik işletilebilecek şekilde düzenlenmesi; kadınların siyasi hayata katılımını artırmak için yüzde 30'luk kota sisteminin getirilmesi ve hükümetin 2010 Lizbon kriterleri ışığında kadınların iş gücüne katılım oranının artırılması için gerekli bütün önlemleri alması öngörülüyor.

    Siyasi kültür, kadınların önünde engel

    Uçan Süpürge'nin açıkladığı "Gölge Rapor"da ise, Türkiyeli kadınların durumları, "yasalar ve kanun önünde eşitlik ilkesi"; "siyaset ve karar mekanizmalarına katılım"; "ekonomi, çalışma hayatı ve yoksulluk"; "kadına yönelik şiddet"; "evlilik, aile ilişkileri, geleneksel roller"; "eğitim"; "medya" ve "kadın sağlığı" gibi kriterler ışığında değerlendiriliyor.

    Raporda, kadınların karar alma mekanizmalarında yer almadığı ve Türkiye'nin bu konuda 119 ülke arasında 103. olduğu belirtiliyor. "Siyasi partilerin erkek egemen yapısı", Türkiye'de kadınların siyasal temsilinin önündeki en önemli engeller arasında sıralanıyor.

    Çalışma hayatında ayrımcılık

    Türkiye'de kadınların işgücü piyasasına erkeklerle eşit bir biçimde katılamadığını belirten rapora göre, "içselleştiren kalıp yargılar, kadına yönelik ayrımcılığın fark edilmesini" de engelliyor.

    Raporda, 2003'te çıkartılan İş Kanunu'na rağmen yasal düzenlemelerde kadınların dikkate alınmadığı belirtiliyor. Kadının istihdamını artırmaya yönelik bir istihdam politikası oluşturulması, kadınlar lehine geçici özel önlemler alınması, kredi borçlanma ve sigorta konularında pozitif ayrımcılık uygulanması, Tarım İş Yasası'nın çıkartılması öneriliyor.

    Namus cinayetleri: 4 yılda 54 kadın öldürüldü

    Uçan Süpürge'nin Gölge Raporu'nda, Türkiye'de kadınların öldürüldüğü, intihara zorlandığı ve tecavüze uğradıkları belirtiliyor. Rapor, namus cinayetlerine de dikkat çekiyor ve 2000-2004 yılları arasında basına yansıyan namus cinayeti kurbanı kadınların sayısının 54'e ulaştığı vurgulanıyor.

    Türkiye'deki kadın sığınma evlerinin azlığına dikkat çeken raporda, yılda en az 3 sığınma evinin açılması gerektiği; kadına yönelik şiddetle mücadele ulusal eylem planına ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor.

    Rapor, ensest ilişkinin yasalarda suç sayılması gerektiğini ifade ediyor; kadına yönelik şiddetin kadın-erkek eşitsizliğinden kaynaklandığını belirtiyor. Bekaret testlerinin yasaklanması uyarısında bulunan kadınlar, eşcinsellere yönelik ayrımcılığın da suç sayılmasını istiyorlar.

    Erken yaşta, nikahsız evlilik

    Raporda, Türkiye'de ataerkil aile düzeni ve kalıplaşmış cinsiyet rollerinin kadına yönelik; aile yapısındaki bölgesel farklılıkların ise kadınlar arasında ayrımcılığa yol açtığı belirtiliyor.

    "Türkiye'de aile kurumunun dokunulmazlığı, kadınların daha iyi bir hayat sürmesine engel olan ayrımcı davranışların meşrulaşmasına ve adetler şeklinde gelenekselleşmesine ortam hazırlamaktadır. Kadın ve aile ile ilişkili konularda gelenekçiliğe aşırı vurgu yapılarak, özel alanda dindarlık ve muhafazakarlık sürdürülmekte ve kadınlar tarafından da taşınmaktadır" denilen raporda, eşit haklara yönelik en önemli engeller, şöyle sıralanıyor:

    "Gelenek, töre ve dini anlayışlar; ataerkil aile düzeni; kalıplaşmış cinsiyet rolleri; eğitimsizlik; ekonomik bağımlılık."

    Raporda, bu engellerin ortadan kaldırılabilmesi için kararlı bir devlet politikasına ve bu politikayı uygulama iradesine ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor.

    Raporda, eğitimde, medyada ve kadın sağlığı alanında kadına yönelik ayrımcı uygulamalara ve bunların ortadan kaldırılmasında devletin sorumluluğuna da dikkat çekiliyor. (BB)
     
  5. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Kadın Haberleri 2005
    Üniversite Mezunu Daha Çok Dövüyor

    Prof. Dr. Şahika Yüksel, "Üniversite mezunu erkeklerin yüzde 24'ü, hiç eğitim almayanların ise yüzde 2'si eşlerini dövüyor. Genellikle şiddet, evliliğin ilk 14 ayında kendini gösteriyor. Kadınların 3'te 2'si ayda en az bir kez şiddete maruz kalıyor" dedi.



    --------------------------------------------------------------------------------
    Milliyet
    18/01/2005 Kerem KURUL
    --------------------------------------------------------------------------------
    BİA (Edirne) - İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şahika Yüksel, kadınlara uygulanan şiddetin eğitim düzeyiyle ilişkisi olmadığını belirterek, "Üniversite mezunlarının yüzde 24'ü kadınlara şiddet uygularken, bu oran hiç eğitim almamışlarda yüzde 2'lerde kalıyor. Ekonomik yokluklar ve ataerkil toplum yapımız, kadınlara uygulanan şiddeti tetikliyor" dedi.

    "Aile içi şiddet" konulu konferansa katılan Yüksel, alkol kullanan, aşırı kıskanç, kumar oynayan ve başka kadınlarla ilişkisi olan erkeklerin, kadınlara şiddet uygulamaya daha eğilimli olduklarını kaydetti.

    Balayında bile şiddet var

    Balayında bile şiddet uygulayan erkekler olduğunu ifade eden Yüksel, şunları söyledi: "Genellikle şiddet, evliliğin ilk 14 ayında kendini gösterir. Kadınların 3'te 2'si ayda en az bir kez şiddete maruz kalıyor. Erkeklerin 3'te 1'i sopa, kemer gibi aletlerle dövüyor. Şiddet tanımına, namus cinayetleri, cinsel şiddet, zorla çalıştırma ve duygusal şiddet de giriyor." (BB)
     
  6. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Kadın Haberleri 2005

    Valiler de şiddete dokunacak



    İstanbul'dan sonra İzmir Valiliği de kadın sağlığı, hukuku ve haklarıyla ilgili çalışma yürüten sivil toplum kuruluşlarıyla aile içi şiddeti masaya yatırıyor

    Çok sayıda sivil toplum örgütü ve kadın kuruluşları temsilcilerini geçtimiz yıl içinde biraraya getiren İstanbul Valiliği bir yandan SHÇEK'e ait kadın konukevlerinin işleyiş ve yapısal sorunlarını mercek altına alırken bir yandan da kadına yönelik şiddete karşı Hükümet dışı kuruluşlar ve kadın örgütleriyle birlikte 'acil müdahale birimleri' oluşturulması için çalışmalar yapıyor.
    İstanbul Valisi Muammer Güler, Türkiye'nin; kadınların toplumun etkin, saygın ve yaratıcılıkları ile vazgeçilmez üyesi oldukları gerçeğini pek çok batı ülkesinden önce uluslararası belgelere imza atarak kabul ettiğini hatırlatarak 'Buna karşın toplumsal hayatımızda kadının yeri ve toplumsal rolü ile ilgili aşılması gereken bazı önyargılar, aile içi şiddet ve zaman zaman yaşanan töre cinayetleri gibi, ulusumuzun çağdaşlık hedefi ile örtüşmeyen sorunlar bulunmaktadır' dedi. Vali Güler, kadına yönelik şiddet ve namus cinayetlerini önleme konusunda Valilik ve kadın kuruluşlarını temsilen kadına yönelik şiddete karşı çalışacak kalıcı bir eşgüdüm kurulunun oluşturulması için SHÇEK ile işbirliği yapılacağını söyledi. İstanbul Valiği İnsan Hakları İl Masası Başkanı Av. Vildan Yirmibeşoğlu'nun çabalarıyla geçtiğimiz aylarda oluşturulan Kadının Statüs' Birimi, aile içi şiddetle mücadelede şu önerileri geliştirdi:

    ' İstanbul Valiliği ve kadın kuruluşlarını temsilen Kadına yönelik şiddete karşı çalışacak kalıcı bir eşgüdüm kurulu oluşturulmalıdır.
    ' Bu eşgüdüm kurulu'ndaki çeşitli kuruluş temsilcilerine SHÇEK ve kadın STK'larla işbirliği içinde meslek içi eğitim verilmelidir.
    ' SHÇEK Genel Müdürlüğü'ne 183 Alo Şiddet hattının 24 saat etkin biçimde kullanılması için öneri götürülmelidir.
    ' Aile içi şiddet mağdurları için emniyet, hastane, sığınak, baro, kadın danışma merkezi vb. Acil Müdahale Birimleri oluşturulmalıdır.
    ' Şiddete uğrayan kadınların ilk başvurdukları sağlık ocakları, hastaneler, jandarma ve polis karakollarındaki muhataplara, şiddet ve buna ilişkin 4320 sayılı Aileyi Koruma Yazası, Medeni Yasa ve TCK ile ilgili eğitim verilmelidir.
    ' SHÇEK kadınkonukevlerine kabul kriterleri kolaylaştırılmalıdır. Aile içi şiddet mağduru kadınlardan rapor ve kanıt istenmesi, ikametgah sorunu gibi bürokratik işlemler asgariye indirilmelidir.
    ' Polis radyosu ve TRT'de şiddetle ilgili programlar yapılmalıdır.
    ' 4320 Sayılı Aileyi koruma Yasası'nın uygulanması ve mağdura haklarının yazılı-sözlü anlatılması sağlanmalıdır.'
    İZMİR VALİLİĞİ'NDE KOMİTE OLUŞUYOR
    Öteyandan İzmir Valiliği'nde de kadın haklarıyla ilgili çalışma yürüten çeşitli sivil toplum örgütlerinden gelen talep üzerine İnsan Hakları İl Kurulu bünyesi'nde 'aile içi şiddet ve sığınma evleriyle ilgili çalışma yapacak komite oluşturulması kararlaştırıldı. İzmir Vali Yardımcısı Güneş , makamında kabul ettiği YG 21 Aile İçi Şiddet ve Sığınmaevi Grubu, Bağımsız Kadın İnsiyatifi, EKDAV, Uluslararası Af Örgütü, Karşıyaka Kadın Danışma Merkezi, Bağımsız Kadın Dayanışma Gurubu, Günışığı KDM temsilcileri ile görüşerek, soruna dönük çözüm önerilerini dinledi ve bu örgütlerin kendi aralarında seçecek 5 kişilik bir komite oluşturmasını istedi

    Kazete
     
  7. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Kadın Haberleri 2005
    Kadın Sünnetine Karşı Kampanya

    Nijer'de bölgeden bölgeye değişmekle birlikte her üç kadından biri sünnet ediliyor. UNICEF işbirliği ile yürütülen kampanyalar ve yasal değişiklerle, dört bölgede bu gelenek yasaklandı. Sünnet, hastalıklara ve travmaya yol açıyor.



    --------------------------------------------------------------------------------
    BİA Haber Merkezi
    11/02/2005
    --------------------------------------------------------------------------------
    BİA (Nijer) - Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Nijer'de hala binlerce kızın sünnet edildiğini fakat geçtiğimiz yıllarda sürdürülen kampanyalar ve yapılan yasal değişikliklerle bir miktar gelişme sağlandığını açıkladı.

    UNICEF Nijer bürosundan Natalie Fol, yapılan çalışmaların bölgeden bölgeye değişmekle birlikte Nijerli kadınların yüzde 5 ila 30'unun sünnet edilmiş olduğunu söyledi.

    Tillaberi ve Diffa bölgelerinde her üç kadından biri bu geleneğin mağduru.

    Fol, kadınların anestezi ve steril malzemenin yokluğunda sünnet edilmesinin acı, travma ve HIV/AIDS'e yakalanma riskini arttırmasının yanı sıra adet ve doğum problemleri gibi uzun vadeli sorunlara da yol açtığını belirtti.

    UNICEF ülkede medya, dini liderler ve kamu görevlileri ile birlikte duyarlılık yaratma kampanyaları yürütüyor.

    Yakın zaman önce de yasal değişiklik yapılarak kadınların sünnet edilmesi yasaklandı.

    Bu değişikliklerin sonucunda geçtiğimiz yıl Komba ve dört diğer bölgede uygulamalar durdu. Bir zamanlar tabu olan konu okullarda, hastanelerde ve hükümet düzeyinde tartışılabilir hale geldi. (EÜ/BB)
     
  8. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Kadın Haberleri 2005

    Alo, kurtarın beni


    İstanbul'dan sonra Tunceli'de de açılan Alo 183 Kadın ve Çocuk Sosyal Hizmet Hattı, aile içi veya dışı ihmal ve istismara uğramış kadın, çocuk, yaşlı ve özürlülere ücretsiz olarak yardım hizmeti verecek



    --------------------------------------------------------------------------------
    BİA Haber Merkezi
    04/04/2005 Hüsniye KARAKOYUN
    --------------------------------------------------------------------------------
    BİA (Tunceli) - 2002 yılının eylül ayında İstanbul Valiliği bünyesinde kurulan Alo 183 Kadın ve Çocuk Sosyal Hizmet Hattı Türkiye genelinde yaygınlaştırılıyor. İlk olarak 20 ilde daha kullanıma giren hizmet hattı, Tunceli'de de çalışmaya başladı.

    Ankara'daki Behice Eren Çocuk ve Gençlik Merkezi'nde oluşturulan Danışma Hattı'nda, sosyal hizmet uzmanı, çocuk gelişimcisi ve psikologdan oluşan 4 meslek elemanı, haftada 7 gün 24 saat süreyle başvuruda bulunanların sorunlarının çözümü için yol gösterici görevini üstlenecek ve bulunduğu bölgedeki ilgili kuruluşa yönlendirecek.

    Alo 183 hattı, aile içi veya aile dışı ihmal ve istismara uğramış kadın, çocuk, yaşlı ve özürlülerin bizzat kendileri yada çevresindeki kişiler tarafından acil durumlarda yardım istemek üzere ücretsiz olarak aranabilir.

    Tunceli'deki uygulamayla ilgili bilgi veren Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü görevlisi Betül Yüksel, Alo 183'ün henüz yeterince bilinmediğini, fakat önümüzdeki günlerde yapacakları tanıtım çalışmalarıyla bu hizmeti duyurmayı amaçladıklarını söyledi.

    Şu anda Tunceli'de Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü bünyesinde 1 erkek 2 bayan toplam 3 sosyal hizmet uzmanının görevlendirildiğini ifade eden Yüksel, şiddete uğrayan kadın ve çocukların kendilerine başvurmaları ya da 183'ü aramaları halinde koruma altına alınacaklarını söyledi. Sosyal Hizmet Uzmanı Yüksel, 183 numaralı telefon arandıktan sonraki işleyiş hakkında şu bilgileri verdi:

    Öğretmenler dikkatli olmalı

    "Şiddet veya istismara uğrayan biri bu numarayı aradığında Ankara'daki merkezimizdeki kişi tarafından kendisine ne yapılabileceğine dair bilgi veriliyor. Şayet arayan kişinin durumu aciliyet arzediyorsa, bizi arıyorlar. Hangi saatte olursa olsun gidip o kişiyi bulunduğu yerden alıyoruz ve en kısa sürede belli illerdeki merkezlerimize ulaştırıyoruz. Müracaatçıların yerleri kesinlikle gizli tutulur."

    Sosyal Hizmet Uzmanı, özellikle öğretmenlerden, bu yönde öğrencilerinde gözlemledikleri bir durum olduğunu anladıklarında kendilerine bildirmelerini istedi. Tunceli'nin sosyal ve kültürel yapısının kadınlarla çocukların bu hizmetten yararlanmasını adeta imkansız kıldığını bildiklerini, fakat yine de herkesin bu hattı bilmesinde yarar olduğunu belirtti.

    Ayrıca Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü tarafından birçok aileye para yardımı yapıldığını söyleyen Yüksel, bunların bir kısmının kendilerinin başvurduğunu, bir kısmının ise yardım dağıtmak için gittiklerinde sosyal hizmet uzmanlarınca tespit edildiğini söyledi.
     
  9. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Kadın Haberleri 2005

    Eşitsizlikler dünyası

    Dünya Ekonomik Forum'unun (DEF) yayınladığı 'Toplumsal Cinsiyet Uçurumu' raporuna göre hiçbir ülkede kadın-erkek eşitliği yakalanmış değil. Raporda İskandinav ülkeleri eşitsizliğin en az olduğu ülkeler arasında yer alırken, Türkiye sondan ikinci ülke olarak yer aldı.

    MHA/FRANKFURT

    Dünya Ekonomik Forumu'nun (DEF) 58 ülke "Toplumsal Cinsiyet Uçurumu" raporununda, eşitsizliğin en fazla yaşandığı ülkeler ile en az görülen ülkeleri sıraladı.

    Rapora göre, kadın-erkek arasındaki eşitsizliğin en az görüldüğü ülkeler İskandinav ülkeleri olarak dikkat çekerken, Türkiye sondan ikinci sırada yer aldı.

    Forum, ilk beş sırayı alan İsveç, Norveç, İzlanda, Danimarka ve Finlandiya'yı selamladı. Raporda, "Cinsler arası eşitlik kriterlerin tümü kapsamında, en iyi not olan 7 üzerinde sadece 5 Kuzey ülkesi ortalama 5 notunu aldı." denildi.

    DEF'in Global Competitiveness Programı direktörü ve ekonomist şefi Augusto Lopez-Claros, "Kuzey ülkelerinin tecrübesi iyi bir referans kaynağıdır" diyerek, "Kuzey ülkelerinin DEF'in dünya planında da ön sıralamada yer almaları bir tesadüf değildir" şeklinde konuştu.

    Eşitlik hiçbir yerde yok

    Raporda, Avrupa Birliği üyesi kuzey ülkelerinin dışında diğer Avrupa Birliği ülkeleri de ilk 15'te yer alırken, raporda tüm Avrupa ülkeleri için "güzel bir sonuç" belirlemesi yapıldı. Avrupa ülkeleri 7. sırada yer alan Kanada'nın ardında yer alıyor. Buna göre, İngiltere (8), Almanya (9), Fransa (13) ve Hollanda (14) üst sıralarda yer alırken, kadın-erkek eşitliği konusunda Avrupa'nın en kötü ülkeleri İtalya (45) ve Yunanistan (50) olarak dikkat çekiyor.

    Forum raporunda "Hiçbir ülke cinsler arası eşitsizliği ortadan kaldırmayı başaramadı" değerlendirmesi yapıldı.

    Forumun hazırladığı rapor 5 ilke ile sonuçlandırılıyor: ekonomik katılım (eşit çalışma, eşit ücret), ekonomik fırsatlar (düşük ücretli, vasıfsız işlerle sınırlı olmayan iş pazarına erişim), politik güce giriş (karar organlarında kadınların temsili), eğitime erişim (kadınların ilk, orta ve yüksek öğretimdeki oranları), sağlık ve refah (sağlık hizmetlerinden yararlanma)

    Türkiye sondan ikinci

    Öte yandan, Forum'un raporunda ABD 17. sırada yer alırken, İsviçre 34, Japonya 38, Brezilya 51, Hindistan 53. sırada yer aldı.

    Türkiye ise en sonda yer alan Mısır'dan sonra 57. sıradaki yeri ile, kadın ve erkek arasındaki eşitsizliğinde en kötü ülkelerin başında yer aldı. Türkiye ayrıca, kadınlara sunulan ekonomik fırsatlarda da son sırada. Buna göre, eğitime erişimde 55, politikada 53, sağlıkta ise 50. sırada bulunuyor.

    Dünya Ekonomik Forumu raporunda nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan yedi ülke de kadın-erkek eşitsizliğinin en fazla yaşandığı ülkeler olarak gösterildi. Raporda, Bangladeş (39), Malezya (40), Endonezya (46), Ürdün (55), Pakistan (56), Mısır (58) ve Türkiye için "Geleneksel, derin muhafazakar tutum, kadınların kamusal etkisi olan karar verici yapılara girmelerini aşırı derecede zorlaştırıyor" belirlemesinde bulunuldu.

    Raporda yer alan 58 ülkenin hepsi, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'ne (CEDAW) taraf olmalarına karşın, çoğunluğunun kadın hakları ile ilgili politikaları benimsemediğine dikkat çekildi
     
  10. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Kadın Haberleri 2005

    Batman'da Kadınlar "Hala" İntihar Ediyor
    Vali Ala OHAL'in bitmesiyle intiharların azaldığını iddia ederken, yazar Müjgan Halis, yerel medyanın haberlere "sansür" uyguladığını söylüyor: "Topluma ne kadar yukardan bakılırsa bakılsın, Batmanlı olmaktan vazgeçilemiyor. Kadınlar ölüyor" diyor.



    --------------------------------------------------------------------------------
    BİA Haber Merkezi
    21/06/2005 Ayşe DURUKAN [email protected]
    [email protected]---------------
    BİA (İstanbul) - Batman eski Baro Başkanı Sabih Ataç, "Batman'da kadın, köyden kente göç ettiğinde, kendisini katı inanç kümesi kalıpları içersinde buluyor. Aileler zaten istemeden geldikleri kentte erozyona uğramamak için kendilerini daha da kapatıyorlar. Bu da en çok kadını etkiliyordu. Bir yandan töre ve din baskısı, öte yandan terör kadını intihara sürüklüyordu" diyor.

    OHAL gitti, intihar bitti!

    Aynı doğrultudaki başka bir görüş de, Batman Valisi Efkan Ala 'dan geldi.

    Yeni Şafak gazetesi'nin 16 Haziran tarihli sayısında, Abdullah Muradoğlu 'nun, "Faili Meçhul Cinayetler ve İntiharlar Kenti"başlıklı yazı dizisine konuşan vali, kadın intiharlarının azalmasını Olağanüstü Hal'e (OHAL) bağlıyor:

    "İntihar oranı 1999 ve öncesinde Türkiye ortalamasının üç katına çıkmış, sonraki yıllarda Türkiye ortalamasının altına düşmüştür. Batman'daki intihar vakalarının diğer illerden çok fazlaymış gibi bir imajla sunulması doğru değil. OHAL'le intiharlar azalsa bile, diğer OHAL uygulanan illerde neden yok. Batman'daki intiharların birkaç boyutu var"

    Gelinlik seçti, sonra intihar etti

    "Batman'da Kadınlar Ölüyor" adlı kitabın yazarı gazeteci Müjgan Halis 'e göreyse, kadın intiharlarında bir değişiklik yok ve intiharlar hala sürüyor:

    "İntiharların azaldığına katılmıyorum. Onu söyleyenler ne kadar aydın olurlarsa olsunlar, topluma ne kadar yukarıdan bakarlarsa baksınlar Batmanlı olmaktan vazgeçemiyorlar. Son bir kaç ayda kaynaklarımdan gelen intihar haberlerini biliyorum. Bizi çözüm mercii gibi görerek bilgi veriyorlar. Çok yakın bir arkadaşımın kızı, kendisine gelinlik seçtikten iki gün sonra, Hasankeyf'de intihar etti. Görünürde bir sorun yoktu".

    Vali Efkan Ala, idarenin yapabileceği her şeyin yapıldığını, aile danışma merkezleri ve psikologların devrede olduğunu söylerken, Müjgan Halis "Ne oldu da intiharlar bitti? Benim bildiğim bu anlamda ciddi bir çözüm yok. Geliştirilmiş bir proje yok. Batman da doğru dürüst bir sosyal bilimci ve psikiyatr yok. Olsa bile o kadınlara ulaşma şansları yok" diyor.

    Batman sokakları kadına hala yasak

    Müjgan Halis'e göre, faili meçhul cinayetlerle ve kadın intiharlarıyla anılmak Batmanlıyı rahatsız ediyor ve Batman üzerindeki bu lekenin silinmesini istiyor.

    Tüm entelektüel birikimlerine karşın Batmanlılar, kadın intiharlarını yadsımaktan yanalar. Halis, kadın intiharların azalmasına ilişkin gösterilen nedenlerin yeterli olmadığı kanısında:

    "Bir zamanlar faili meçhullerin başkenti olarak ve kadın intiharlarıyla anılan Batman'da birden intiharlar durdu. Böyle bir söylemin doğru olduğunu sanmıyorum. Köyden kente gelenlerin uyumsuzluğunun hala sürdüğünü düşünüyorum. Feodalizm hala var. Batman sokakları 20 yıl önce de kadına yasaktı, hala yasak. Dinsel baskı hala var. Dinin etkinliğinin azalttığını söylemek doğru değil."

    Dini baskı grupları legalleşti

    Eski Batman Baro Başkanı Sabih Ataç, şehir dokusuyla sağlanan uyuma gönderme yaparken, "Hizbullah terörünün sona erdi. Bu da dini baskı gruplarının legal siyaset alanına soktu ve Batman islami dernekler çoğaldı. Kadın üzerindeki baskı hafiflettiğinden, intihar olayları da azaldı" yorumunu yapıyor.

    Müjgan Halis, bu saptamanın da genelleştirilemeyeceğini belirterek, "İntiharlar, son 4-5 yılın ürünü. Hizbullah'ın yoğun olduğu dönemde intiharlar yoktu. Hizbullah terörünün bittiği nokta intiharlar başladı" diyor.

    İntiharların azaldı gibi görünmesinin ana nedeni olarak, konulan yasağı gösteriyor Müjgan Halis:

    "İntiharların başladığı ilk günlerde Valilik tarafından, intihar haberlerine sansür konuldu. Valilik yasakladı. Bir de batman da, çok kuvvetli bir yerel medya var. 11 kadar sanıyorum gazete çıkıyor.Sansürden sonra İntihar haberleri yapmamaya başladılar. Yapıyorlarsa da ulusal medya kullanmıyor. Önemsemiyor. Tabii Batmanlı gazetecilerin oto sansürünü gözden uzak tutmamak gerek."

    İntihar savaş sonrası sendromudur

    Müjgan Halis'e göre, intihar olayları, toplumsal bir olayın ardı sıra gelen bir sonuç. Psikiyatri de, savaş sonrasi semptomlarından biri de "intihar" olarak gösterilir diyor Halis:

    "Zaten savaş sonrasında intiharların yaygın olduğu üzerine bir söylem vardır. Savaşta yakınlarını kaybeden, bizzat kendileri savaşa katılanların hayallerinin gerçekleşmemesine dayandırılır. Batman göz önüne alındığında, kadın intiharlarını, 15-20 yıllık çatışma ortamından, umutların, gerçek hayatla çakışmamasından doğan umutsuzluğa bağlıyorum"

    İntihar, baskıdan kurtuluş mu?

    Faili meçhul cinayetler ve kadın intiharlarıyla öne çıkan Batman, Türkiye illeri içinde en fazla göç alan illerden biri. Köyden kente göç kadar, çevre illerden de göç alan Batman'da etnik ve dini nedenlerle kimlik bunalımı yaşayan gençler bir yalnızlık içine itiliyor.

    Görünürde bir neden olmasa da, kadın cinselliği üzerine kurulu olan şiddetin verdiği tepki, "intihar" oluyor. Yaşları 13 ile 24 arasında değişen intihar eden genç kız ve kadınların "kurtuluşu" intihar da bulması da bu ülkenin bir gerçekliği oluyor.(AD)
     
  11. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Kadın Haberleri 2005

    Türkiye aile içi şiddette birinci ...

    Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre, aile içinde fiziksel şiddetin boyutları oldukça büyük. Araştırmalara göre, Türk kadınlarının yüzde 57’si fiziksel, yüzde 47’si cinsel şiddete maruz kalıyor, yüzde 8’i ise tecavüze uğruyor.


    NTV-MSNBC

    Güncelleme: 06:55 ET 01 Temmuz 2005 Cuma-İZMİR

    Worldwatch Institute tarafından 2002 yılında 50 ülkeden kadınlar üzerinde yapılan araştırmaya göre en fazla şiddete uğrayanlar yüzde 58’le Türk kadınları. Türkiye’yi yüzde 47’yle Bangladeş, yüzde 45’le Etyopya , yüzde 40’la Hindistan, yüzde 34’le Mısır izliyor.



    Ege Üniversitesi’nde “Türkiye’de Üreme Sağlığı Programı ve Cinsiyete Dayalı Şiddet ve Şiddetin Üreme Sağlığına İlişkin Araştırma” kapsamında hizmet içi eğitim programı başladı.

    Farklı meslek gruplarından uzmanların eğitim gördüğü programda ilginç veriler de sunuldu.

    Worldwatch Institute tarafından 2002 yılında 50 ülkeden kadınlar üzerinde yapılan araştırmaya göre en fazla şiddete uğrayanlar yüzde 58’le Türk kadınları. Türkiye’yi yüzde 47’yle Bangladeş, yüzde 45’le Etyopya , yüzde 40’la Hindistan, yüzde 34’le Mısır izliyor.

    Türkiye’de 12 ilde 4 bin aileyle yapılan bir başka araştırmada ise bu rakamlar doğrulanıyor. Araştırmaya göre, Türkiye’deki ailelerin yüzde 34’ünde aile içi şiddet yaşanıyor.

    Hizmet içi eğitim danışmanı, Marmara Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Eğitim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Polat Türkiye’deki aile içi şiddet durumunu şöyle açıkladı;

    “Kadınların, özellikle cinsel şiddete maruz kalanların yaşadıklarını söylemeye çekindiklerini, korktuklarından dolayı bu konuda konuşmak istemediğini biliyoruz, buna rağmen yüzde 70’lere yüzde 80’lere varan bir fiziksel şiddetten bahsetmek mümkün, bununla birlikte yüzde 25 oranında cinsel şiddet yaşanıyor. yani her 4 kadından biri cinsel şiddete maruz kalıyor. Bunlar son derece büyük oranlar. Aynı zamanda durumun vahimliğini ortaya koyan ayrıca Worldwatch Institute diye uluslararası bir örgütün çalışması var. Bu çalışmada yapılan araştırma Türkiye’de kadının gördüğü aile içi şiddetin yüzde 58’lere vardığını görüyoruz. Üstelik Türkiye bu konuda dünyada bir numara.”


    EĞİTİMLİ KADINLAR DA ŞİDDETE MARUZ KALIYOR

    Özellikle çocuklara ve kadınlara yönelik şiddetle ilgili çalışmaları bulunan Oğuz Polat, sanıldığı gibi yalnızca düşük sosyo ekonomik sınıflardan kadınların değil, ekonomik özgürlüğünü kazanmış kadınların da şiddet gördüğünü belirtti.

    Oğuz Polat; “Erkek egemen bir toplumdan geçişi ya da demokratik yaşamı sürdürebilme gibi bir geleneğimizin olmaması gibi sebeplerden dolayı, şiddetin yoğun olması eğitimin yüksek olmasına rağmen sürüyor. Yani eğitimi yüksek bir kadın da yine eğitimi yüksek kocasından dayak yiyebiliyor, şiddet görebiliyor” diye konuştu.

    Ege Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Yemişçigil, pek çok kadının kendilerine “ben şiddet görüyorum” diyerek başvurmadığını, hizmet içi eğitim programının bu anlamda şiddet gören kadınları fark etmek ve yardımcı olabilmek adına da çok önemli bir adım olduğunu dile getirdi.

    Yemişçigil; “Bir doktor ya da avukat şiddeti tek başına engelleyemez, şiddet gören kadının sorunlarını çözemez. Şiddet gören kadınla ilk kez görüşen hemşire, doktor, sağlık personeli yada şikayetçi bulunabileceği yerler, sığınabileceği sosyal hizmetler gibi pek çok aşaması var bu işin. Biz bu sebeple pek çok meslek grubundan insanlarla çalışıyoruz” diye konuştu.

    Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılan hizmet içi eğitim programı İzmir’den sonra Aydın, Ankara ve Elazığ’da devam edecek.
     
  12. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Kadın Haberleri 2005

    Mustafa Bumin'den boşalan Anayasa Mahkemesi başkanlığına Tülay Tuğcu seçildi. Tuğcu, Anayasa Mahkemesi'nin ilk kadın başkanı oldu.


    Bugün yapılan seçimlerinden ardından gazetecilere açıklamalarda
    bulunan Anayasa Mahkemesi Başkanı Vekili Haşim Kılıç, Tülay Tuğcu'nun 6 oyu alarak, başkanlığa seçildiğini bildirdi. Kılıç, şunları
    kaydetti:

    "Sizlerin ve kamuoyunun çok yakın ilgisi, mahkemeyi zaman zaman
    sıkıntıya soktuysa da demokratik bir süreç olduğundan dolayı
    arkadaşlarımız hür vicdanıyla hiçbir baskı ve telkin altında kalmadan kendi vicdanlarında yaptıkları değerlendirme sonucunda böyle bir sonucu hasıl etmişlerdir. Belki biraz zor olmuştur, ama uygun olan bir şekilde Anayasa Mahkemesi başkanlığı için belki problem olan düğüm bugün çözülmüş oluyor. Bu vesileyle yeni başkan seçilen Sayın Tuğcu'ya başarılar diliyorum. ülkemize, devletimize ve mahkememize çok iyi işler yapacağı inancını taşıyorum."

    Tuğcu, Anayasa Mahkemesi'nin ilk kadın başkanı oldu.

    "ÇALIŞMALARIMIZDA BİR DEĞİŞİKLİK OLMAYACAK"


    Tuğcu, başkan seçildikten sonra yaptığı açıklamada, başkanlık
    seçiminin rutin ve yasal bir işlem olduğunu söyledi.

    Tuğcu. çağdaş hukuk kurallarına, insan haklarına ve Atatürk ilke ve
    devrimlerine, laik ve demokratik hukuk devletine bağlı olarak
    çalışmalarına devam edeceğini belirtti.
    Tuğcu, Anayasa Mahkemesi bundan önce nasıl çalıştıysa, aynı şekilde
    çalışmaya devam edeceğini bildirdi.
    Anayasa Mahkemesi'nin erkek üyelerinin oylarıyla başkan seçildiğini
    belirten Tuğcu, bunun da erkek üyelerin ne kadar eşitlikçi ve demokrat
    olduğunu gösterdiğini vurguladı.

    ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANI TUĞCU'NUN ÖZGEÇMİŞİ

    Tülay Tuğcu'nun özgeçmişi şöyle:

    H. Tülay Tuğcu, 1942 yılında Ankara'da doğdu. Tuğcu, ilk ve orta
    öğrenimini TED Ankara Koleji'nde tamamladı. Ankara Hukuk
    Fakültesi'nden 1965 yılında mezun olan Tuğcu, bir süre serbest
    avukatlık yaptı. 1969 yılında Danıştay sınavlarını kazanarak Danıştay
    Yardımcısı olarak göreve başlayan Tuğcu, 1974 yılında Amme İdaresi
    Enstitüsü'nü bitirdi. 1982 yılında Danıştay Birinci Dairesi Kıdemli
    Tetkik Hakimliği'ne getirilen Tuğcu, 1992 yılına kadar bu görevi
    yürüttü.

    1992 yılında Danıştay üyeliğine seçilerek Altıncı Daire'de göreve
    başlayan Tuğcu, 3 yıl burada çalıştıktan sonra Danıştay Onuncu
    Dairesi'ne geçerek Anayasa Mahkemesi Üyeliği'ne seçilinceye kadar bu
    Daire'de görev yaptı.

    Tuğcu, Danıştay Genel Kurulu'nca belirlenen üç aday arasından 9.
    Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından 22.12.1999 tarihinde Anayasa
    Mahkemesi Üyeliği'ne seçildi.

    Tülay Tuğcu'nun seçilme şansı, dört yıllık görev süresini tamamlamadan
    emekliye ayrılacak olması nedeniyle de yüksek gösteriliyordu.

    "Suçluların İadesi" ve "İdarenin Takdir Hakkının Yüksek Yöneticilerde
    Kullanılması" konulu tezleri ve "Verimlilik" konulu çevirisi bulunan
    Tuğcu, evli ve iki çocuk annesi.

    (Hürriyetim)
     
  13. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Kadın Haberleri 2005

    Kocadan kaçıp bir köy kurdular


    Kenya'daki 'sığınma köyü'nde 48 kadın turistlere takı satarak para kazanıyor.



    LONDRA - Kenya'da sadece kadınların yaşadığı bir köy var. Ancak eşlerinin kötü
    muamelesinden bıkıp evi terk eden kadınların kurduğu köyde erkek tacizi eksik
    olmuyor.
    Eşlerinin davranışlarından dolayı evlerini terk edip, 1990 yılında Umoja köyünü
    kuran 15 kadın, bu hareketleriyle geleneksel Afrika ataerkilliğini kırdı. O
    tarihten bu yana genişleyen Umoja köyünün şimdiki nüfusu 48. Kadınlar
    geçimlerini, kabileleri Samburu'ya has olan parlak boncuklardan yaptıkları
    kolyeleri turistlere satarak sağlıyor. Ancak yaptıkları 'devrim', kendilerine en
    yakın kasaba olan Archer's Post ahalisinin nefretini uyandırmış. Ceplerinde
    paraları olmayan kızgın erkekler, minibüslerle bölgeye gelip turistleri
    yakınlardaki Samburu'ya götürüyor ve Umoja'ya uğramamaları konusunda
    uyarıyorlar. Köyün çevresindeki çiti atlayan erkekler, kadınları çalılıklara
    kaçırıp sopalarla dövüyor ve evlerini ateşe vermekle tehdit ediyorlar. Köyün
    kurucularından Rebecca Lolosoli, artık köyde huzurlarının kalmadığını, parasız
    erkeklere kazançlarını vermedikleri için erkeklerin kızgın olduğunu söylüyor.
    Lolosoli, "Dayak yediğimiz için kaçtık. Şimdi hayatımızı değiştirmeye
    çalışıyoruz. Başarılı olduğumuz için tekrar şiddete maruz kalıyoruz." diyor.
    Erkekler Umoja'nın elindekilere de göz dikerek, son aylarda defalarca köydeki 10
    ineği çalmaya çalışmış... (The Telegraph)

    27.07.2005, Radikal
     
  14. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Kadın Haberleri 2005

    PAKİSTANLI KADINLARIN OY HAKKI KALDIRILIYOR

    İSLAMABAD - 'Taliban Pakistan'da kök salıyor' uyarısına koşut olarak ülkenin kuzeybatısında Peştuların yaşadığı Yukarı Dir ve Battagram'da kadınların oy kullanması yasaklandı. 2002'den beri radikal İslamcıların iktidarda olduğu Kuzey Batı Sınır Eyaleti'nde yer alan iki bölgede aşiret liderleri ve siyasi partiler, kadınların ağustostaki yerel seçimlere katılamamaları kararı aldı. Merkezi hükümet bu karara karşı harekete geçerken Seçim Komisyonu da, kadınlar men edilirse seçimlerin iptal edileceğini duyurdu. İnsan hakları örgütleri uyarının işe yaramayacağını belirtiyor. (Reuters, aa)
     
  15. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Cevap: Kadın Haberleri 2005

    Kadına Yönelik Şiddet ve Ailenin Korunmasına Dair Kanun
    Kanunun çıkarılmasının birinci yılında iki ay içinde Türkiye'de 1727 dava açıldı. Ege'deki 564 davadan 476'sı İzmir'de açılırken İstanbul'da 256, Eskişehir'de 149, Elazığ'da 31, Diyarbakır'da 28 dava açıldı. Şiddete başvuranların yüzde 88'i erkekti.



    --------------------------------------------------------------------------------
    İstanbul Barosu
    15/09/2005 Nazan MOROĞLU
    --------------------------------------------------------------------------------
    BİA (İstanbul) - Kadına yönelik şiddet ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadının fiziksel, duygusal, cinsel ve ekonomik açıdan zarar görmesine ve acı çekmesine yol açan, kadının temel hak ve özgürlüklerini ve onurunu zedeleyen bir eylemdir.

    Kadına yönelik şiddet olaylarına işyerinde, sokakta, okulda, gözaltında, savaşta rastlanmaktadır. Ama ne yazık ki kadınlar, en korunduğu yer diye düşünülen "aile içinde" de, hatta daha yaygın bir şekilde şiddete uğramaktadırlar.

    Hakaret, tehdit, dayak, aşağılama, cinsel taciz, tecavüz, yaralama hatta öldürme biçimindeki bu gibi eylemler, genellikle erkeklerin kadınlar üzerinde egemenlik sağlaması amacıyla uyguladıkları güç gösterisidir.

    "4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun"

    Kadına yönelik şiddet konusu ülkemizde 1980'lerde gündeme girmiştir. Toplumun bu konuda duyarlılığının geliştirilmesi için konferanslar, paneller düzenlenmiş ve yapılan çalışmalar sonucu "kadına yönelik şiddet" görünür kılınmıştır.

    Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de aile içi şiddetten en çok kadınlar etkilenmektedirler. Toplumun yarısını oluşturan kadınların büyük bir bölümünün şiddete uğraması, Anayasamızda toplumun temeli olduğu kabul edilen ailenin dolayısıyla giderek toplum yapısının bozulmasına neden olmaktadır.

    Başbakanlık Aile Araştırma Kurumunun yaptırdığı bir araştırma sonucuna göre ailelerin yüzde 34'ünde fiziksel şiddet, yüzde 53'ünde sözlü şiddetin uygulandığı ve ev içi şiddetin yoğun olarak yaşandığı açıklanmıştır.

    Uluslararası hukuk alanda yaşanan gelişmeler ve ailenin korunmasını güvence altına alan Anayasa'nın 41. maddesi de göz önünde tutularak, bu tür olumsuzlukların önüne geçebilmek için iç hukukumuz açısından çok önem taşıyan özel bir yasanın çıkarılması sağlanmıştır.

    14 Ocak 1998 tarihinde "4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun" kabul edilerek bu önemli adım atılmıştır.

    Yasanın adı her ne kadar "Ailenin Korunması" ise de içeriğinde esas itibariyle kadının şiddetten korunması amaçlanmış olduğu görülmektedir. Bu nedenle de hakimin hükmedeceği tedbirler sayılırken Kanunda görüldüğü gibi, bu tedbirler "kusurlu eş" açısından düzenlenmiştir.

    Yasanın getirdiklerine kısaca değinecek olursak;

    Aile içi şiddete maruz kalan eşin veya aile bireylerinden birinin ya da olaya tanık olan 3. bir kişinin başvurusu veya Cumhuriyet Savcılığının bildirmesi üzerine, Aile Mahkemesi Hakimi resen (kendiliğinden) olayın niteliklerini göz önünde bulundurarak Kanunda yazılı tedbirlerin birine, birkaçına veya hepsine birden hükmeder. Bu tedbirler:

    Kusurlu eşin;

    a) şiddete veya korkuya yönelik davranışlarda bulunmaması,

    b) müşterek evden uzaklaştırılması, evin (aile konutunun) şiddete uğrayan eşe ve çocuklarına tahsis edilmesi, şiddet uygulayan eşin eve yaklaşmaması,

    c) ev eşyalarına zarar vermemesi,

    d) aile bireylerini iletişim vasıtalarıyla rahatsız etmemesi,

    e) varsa silah ve benzeri araçlarını zabıtaya teslim etmesi,

    f) alkollü veya uyuşturucu herhangi bir madde kullanmış olarak ortak konuta gelmemesi,

    Hakim bu tedbirlere en çok 6 ay süre için hükmedebilir.

    Kusurlu eşe, kararda hükmolunan tedbirlere uymazsa tutuklanacağı ve tedbir süresinin hapis cezasına dönüşeceği ihtar edilir.

    Hakim, şiddete uğrayanın yaşam düzeyine uygun bir tedbir nafakasına da hükmeder.

    Başvurular harca tabi değildir.

    Koruma kararının bir örneği Aile Mahkemesince Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi olunur. Savcılık kararın uygulanmasını zabıta (ve gerektiğinde psikolog, sosyal çalışmacı gibi uzman kişiler) aracılığıyla izler. Kusurlu eşin karara uymaması halinde, zabıta mağdurun şikayetine gerek kalmaksızın evrakı resen Savcılığa iletir.

    Savcı da karara uymayan kusurlu eş hakkında Sulh Ceza Mahkemesinde kamu davası açar.

    Yasanın Uygulanması

    Kanun yürürlüğe girdikten sonra, şiddete uğrayan bir kadının İstanbul Barosu Kadın Hakları Komisyonu'na başvurması üzerine, kendisine yardımcı olunmuş ve bir üyemiz aracılığıyla bu Kanun çerçevesinde ilk davayı açılmıştır.

    Yasanın uygulanmasında karşılaşılan ilk zorluk, hakimin tedbir kararını derhal vermesini sağlamak konusunda olmuştur. "Tedbir Kararının Derhal Verilmesi" gerekir, bu husus Yasanın Gerekçesinde de önemle vurgulanmıştır:

    "Aile Mahkemesi, mağdurun tekrar şiddete uğrama ihtimalini göz önüne alarak, başvurunun hemen ardından tanık ya da karşı tarafın dinlenmesine gerek olmadan bu kararı verebilecektir" denilmiştir.

    Uygulamada tedbir başvurusu üzerine mahkemenin acilen karar vermemesi, duruşma günü vererek tedbir kararını bir süre sonra vermesi gibi aksaklıklar söz konusu olmaktadır, ancak bu durum Yasanın gerekçesine ve amacına aykırıdır. Zira şiddete uğrayanın mahkemeye başvurusu da yeni bir şiddet sebebi olabilecektir.

    Uygulamadaki bu gibi yanlışlardan dönülerek, usulüne uygun başvurusu ve özellikle doktor raporu bulunan olaylarda hakim derhal tedbiri vermelidir.

    Ayrıca, uygulamada en çok şikayet edilen diğer bir konu, şiddete uğrayan kadınların başvuru sırasında karşılaştıkları zorluklardır.

    İlk başvurusunu genellikle karakola yapan kadın, polisin göstereceği olumsuz ve ters davranış karşısında, adeta ikinci kez şiddete uğramış olacaktır. Bu nedenle, özellikle semt karakollarındaki polislerin yasa konusunda bilgilendirilmesi ve bu konuda hizmet içi eğitim verilmesi önem taşımaktadır.

    Almanya'da şiddetin önlenmesi konusunda çıkarılmış olan benzer bir yasanın etkili bir şekilde uygulanabilmesi için; ilkin pilot bölgeler oluşturulmuş ve "şiddet türleri" ve "fiziksel şiddetin kişileri ruhsal açıdan ağır biçimde zedelediği ve giderek bu durumun toplumsal açıdan da olumsuz etkisi olacağı " konularında polis merkezlerinde çalışanlar bilgilendirilmiştir.

    "Bize Güvenin - Şiddete Son Verelim" projesiyle polislerin şiddete uğrayanlara duyarlı davranmalarının sağlanmasına çalışılan bu bölgelerde (Polizeipraesidium Niederbayern) beş yıl sonra yapılan araştırmada aile içi şiddet olaylarının yüzde 30 oranında azalmış olduğu görülmüştür.

    Ailenin Korunmasına Dair Kanun'un, ilk başvuru yeri olan polis karakolunda ve daha sonra mahkemede Yasanın çıkarılış amacına uygun şekilde uygulanması, zaman içinde kuşkusuz kadına yönelik şiddet eylemlerini önleyici, caydırıcı rol oynayacaktır.

    Kanunun çıkarılmasının birinci yılında (1.10.1999 - 1.12.1999) iki ay içinde Türkiye genelinde 1727 dava açılmış olması dikkate değerdir. Bu davaların 564'ü Ege Bölgesinde, bunun 476'sı İzmir'de açılmıştır. İstanbul'da 256, Eskişehir'de 149, Elazığ'da 31, Diyarbakır'da ise 28 dava açılmıştır.

    İstanbul mahkemelerinde yapılan bir araştırmada 4320 sayılı Kanuna dayanarak açılan davaların yüzde 92'sinde DERHAL tedbir kararı verildiği görülmüştür.

    9 Ocak 2003 tarihinde Aile Mahkemelerinin kurulması ile birlikte, 4320 kapsamındaki olayların Aile Mahkemesinde görülecek olması "şiddetin önlenmesi açısından" olumlu bir katkı sağlayacaktır.

    Aslında aile içi şiddet, rakamlara yansıyanlardan çok daha fazla olduğu bilinmektedir. Şiddete uğrayanların ancak yaklaşık yüzde 20'si resmi makamlara başvurmaktadır. yüzde 88 olayda şiddet erkek tarafından uygulanmıştır.

    Şiddete maruz kalan kadının neden başvuruda bulunmadığına bakıldığında, ekonomik bakımdan güçsüz olması, bir işte çalışmaması dolayısıyla cesareti olmaması veya iddiasının ciddiye alınmayacağı korkusunu taşıması ya da saldırganın cezalandırılmayacağı ve şiddetin tekrarlanacağı endişesi içinde olduğu görülmektedir.

    Şiddete uğrayan sessizlik çemberini kırıp, Kanunen kendisine tanınan hakkını kullanmak istediğinde, karakoldan başlayarak mahkemede ve tedbirlerin uygulanması safhasında 4320 sayılı Kanunun getiriliş amacı her zaman göz önünde tutulmalı ve amaca uygun şekilde uygulanmalıdır.

    Bazı eksikliklerine rağmen bu Yasanın çıkarılmış olması büyük kazançtır.

    Kadına yönelik şiddetin tam anlamıyla önlenebilmesi için, önlemlerin hukuk alanıyla sınırlı kalması, yasal düzenlemelerin yapılması tabii ki yeterli değildir.

    Kanun konusunda bilgilendirme toplantıları yapmada Barolara, bu bilgilerin yaygınlaştırılmasında görsel ve yazılı medyaya, kanunun uygulanmasında adli tıptan, sosyal hizmetlere; polis teşkilatından yargı mekanizmasına kadar herkese görev düşmektedir.

    İş Kanunu da "taciz"i önleyecek şekilde değiştirildi

    AB'ye uyum açısından İş Kanunu'nda yapılan değişiklikle, 20 Mayıs 2003 tarihinde kabul edilen İş K. 24. maddesinde "iş yerinde cinsel tacizin" işçinin iş sözleşmesini derhal fesih edebilmesi için haklı neden oluşturduğu kabul edilmiştir. Bu maddeye göre:

    İşçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı

    MADDE 24.- Süresi belirli olsun veya olmasın işçi, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir:

    II. Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri:

    b) İşveren işçinin veya ailesi üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak şekilde sözler söyler, davranışlarda bulunursa veya işçiye cinsel tacizde bulunursa.

    d) İşçinin diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından işyerinde cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemler alınmazsa.

    Uluslararası hukuk alanında kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla yapılan çalışmalar

    Aslında kadına yönelik şiddet yeni bir olgu olmamasına rağmen, bir sorun olarak nitelenmesi ile şiddetin önlenmesi, mağdurun korunması ve şiddet uygulayanın cezalandırılması için yapılan çalışmalar ancak 1970'li yıllardan sonra gündeme gelebilmiştir.

    Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan ve üye ülkelerin onayına sunulan Uluslararası Sözleşmeler, başta Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi ve Ek İhtiyari Protokol olmak üzere ve daha sonra özellikle"kadına yönelik şiddet" konusunda kabul edilen BM Bildirgesi, devletlerin iç hukuklarında da bu yolda düzenlemeler yapılması açısından yol gösterici olmuştur. Bölgesel Sözleşmeler de bu açıdan önem taşımaktadır.

    "Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Bildirge"

    Uluslararası hukuk açısından kadına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin ilk önemli belge, 20 Aralık 1993 tarihinde BM Genel Kurulunda kabul edilen "Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Bildirge"dir.

    Bütün dünya ülkeleri bu Bildirge'nin kabul edilmesi için, "Kadın Haklarını Çiğnemek İnsan Haklarını Çiğnemektir" sloganıyla yürütülen bir imza kampanyasına destek vermişlerdir.

    Dünyanın her yerinde kadınlara karşı uygulanan şiddet konusunda acilen önlem alınması talebiyle açılan bu imza kampanyasında Türkiye koordinasyonunu İstanbul Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi üstlenmiş ve NGO'larla işbirliği içinde imzaların toplanmasına destek vermiştir.

    Kampanyaya katılan ülkeler arasında Türkiye 30 binden fazla imza toplayarak birinci sırayı almıştır.

    * "Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Bildirge"de, şiddetin önlenmesi, failin cezalandırılması ve şiddete uğrayanın korunması konusunda Devletlere düşen sorumluluklar ve görevler ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.

    * Bildirge'de, devletlerin iç hukuklarında ceza, medeni, idare ve iş hukuku ile ilgili kanunlarında "şiddet uygulayanın cezalandırılması ve kadınların sahip oldukları haklar konusunda bilgilendirilmeleri ve bu konuda NGO'larla işbirliği yapılması" öngörülmüştür.

    * Ayrıca, özellikle şiddete uğrayanların güvenliği ve fiziksel ve psikolojik rehabilitasyonu için Hükümet bütçesinde yeterli ödenek ayrılması hususu da önemle vurgulanmıştır. Birleşmiş Milletler uzman kuruluşlarının rolüne de değinilen Bildirge'de kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda bilginin yaygınlaştırılmasına ayrıntılı olarak yer verilmiştir.

    Bildirge, hukuki bağlayıcılığa sahip olmadığı halde, kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi açısından içerdiği ilke ve kurallar, tüm devletlerce dikkate alınmakta ve yapılan iç hukuk düzenlemelerine dayanak oluşturmaktadır.

    Kadınlara Karşı Şiddeti Önleme, Cezalandırma ve Ortadan Kaldırmaya İlişkin İnter Amerikan Sözleşmesi

    Bölgesel bir Sözleşme niteliğinde olan "Kadınlara Karşı Şiddeti Önleme, Cezalandırma ve Ortadan Kaldırmaya İlişkin İnter Amerikan Sözleşme"sinde ise şiddet fiziksel, ruhsal ve cinsel şiddet biçiminde ve üç ayrı kategoride ele alınmıştır.

    *Aile içi şiddet:dayak, hakaret, cinsel istismar, evlilik içi tecavüz vb.

    *Toplum tarafından uygulanan şiddet: işyerinde, eğitim kurumlarında, sokakta, cinsel taciz, sindirme, kadın ticareti, fahişeliğe zorlama vb.

    *Devlet kaynaklı/ devletin işlediği ya da göz yumduğu şiddet: işkence, göz altında ve silahlı çatışmalarda tecavüz vb.

    Hem BM Bildirgesinde hem de İnter Amerikan Sözleşmesinde, özel
    ya da kamusal alanda uygulanan kadına yönelik şiddeti önleme, soruşturma ve cezalandırmada, Devletlerin etkin ve kararlı bir politika izlemeleri ve bu yolda gereken özeni göstermeleri konusundaki yükümlülükleri önemle vurgulanmıştır.

    Bunun yanında "Devletin veri toplama ve istatistiklere dayalı araştırma yapma görevi" olduğu da belirtilmiştir.

    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

    Avrupa düzeyinde, İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi'nde (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde) ve Avrupa Konseyi çerçevesindeki diğer insan hakları belgelerinde "kadının şiddete karşı korunması" bakımından özel bir düzenleme mevcut değildir.

    Ancak, kadına karşı şiddeti önlemeye yönelik özel bir düzenleme olmamakla beraber, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan "işkence yasağı, insanlık dışı ve kötü muamele yasağı ve zorla çalıştırma yasağı" gibi kurallardan hareketle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin "BM Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesine İlişkin Bildirge"deki ilkelerle ve kurallarla örtüşen kararları olduğunu görüyoruz.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları yanında, ayrıca Avrupa Birliği'nde işyerinde cinsel tacizin önlenmesine ilişkin Avrupa Komisyonu Tavsiye kararları ve Daphne Programı'nın kurulması kadına karşı şiddetin önlenmesi konusunda atılmış somut adımlardır.

    Başlangıçta Ekonomik Topluluk kurmak amacıyla oluşan günümüzdeki adıyla Avrupa Birliğinde; Avrupa Komisyonu Tavsiye Kararlarında görüldüğü gibi, kadına yönelik şiddet konusu iş yerinde cinsel tacizin önlenmesi çerçevesinde, diğer bir ifadeyle çalışma yaşamı çerçevesinde ele alınmaktadır.

    Avrupa Komisyonu'nun "İşyerinde Kadın ve Erkeklerin Onurunun Korunması Hakkında 27.11.1991 tarihli Tavsiye Kararı"nda: 'İşyerinde cinsel nitelikli istenmeyen davranışın üstün veya astın yapmış olması, cinsel tacizin varlığı bakımından bir farklılık yaratmaz' denilerek cinsel tacizin önlenmesi ve mağdurun korunmasında izlenmesi gereken ilke ve yöntemlere yer verilmiştir. Ayrıca cinsel tacizin fiziksel veya sözlü ya da sözsüz şekilde gerçekleşebileceğine de dikkat çekilmiştir.

    Avrupa Parlamentosu 1997 yılında aldığı "Avrupa Çapında Kadınlara Karşı Şiddete Sıfır Hoşgörü" başlıklı kararıyla "1999 yılının Avrupa Kadınlara Karşı Şiddete Hayır Yılı" ilan edilmesini ve bu çerçevede bir kampanyanın başlatılmasını önermiştir.

    Bu kararda, üye devletlerin iç hukuklarında özel düzenlemeler yapılması, böylece cinsiyete dayalı şiddete uğramış kişilerin korunması ve cinsel tacizin önlenmesi öngörülmüştür.

    Avrupa Parlamentosunun önerisi doğrultusunda yapılan izleme toplantıları sonunda hazırlanan Rapor'da; Avusturya'da aile içi şiddete ilişkin federal bir yasanın çıkarıldığı, İspanya ve Finlandiya'da Ceza Kanunlarına şiddeti cezalandıran kurallar konulduğu, diğer üye ülkelerde de bu yolda çalışmaların sürdüğü belirtilmiştir.

    Ayrıca, 1999 yılında kurulan Avrupa Birliği Kadın Hukukçuları Derneği (EWLA) üyeleri ve Avrupa Kadın Lobisi (EWL), Avrupa Antlaşmalarında herhangi bir yasal dayanağı bulunmayan "kadına yönelik şiddet" konusuna, hazırlanmakta olan Avrupa Konvansiyonunda (Convention for the Future of Europa) yer verilmesi için etkinliklerini sürdürüyorlar.

    24 Ocak 2000 tarihinde Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu tarafından Daphne Programının kabulü, Avrupa düzeyinde kadına yönelik şiddeti önleme konusunda atılmış olan somut bir adımdır.

    Daphne Programı kapsamında "şiddet" en geniş anlamıyla yorumlanmıştır. Buna göre; cinsel taciz, tecavüz, aile içi şiddet, ticari sömürü, kadın ticareti, işyerinde, eğitim kurumlarında tehdit ve sindirme amaçlı konuşmalar, baskılar ve bu gibi davranışlar "cinsiyete dayalı şiddet" olarak kabul edilmiştir.

    Avrupa Komisyonunun önerisi üzerine dört yıllık bir Topluluk Programı haline dönüştürülen (1.1.2000 - 31.12.2003) Daphne programına ayrılan bütçe 20 Milyon Euro'dur. Daphne aday ülkelerin projelerine de açılmıştır.

    Ancak, Türkiye henüz katılım payını yatırmadığı için bu programdan yararlanamamaktadır. Ama diğer AB ülkelerinin projelerine partner olarak katılabilmesi mümkündür.

    Avrupa Birliği'nde çıkarılan son Yönerge'de, Avrupa Birliği Hukuku çerçevesinde ilk kez "cinsel taciz" kavramına yer verildiği görülmektedir. Üye ülkeleri bağlayıcı nitelikte olan Yönerge, 23 Eylül 2002 tarihinde kabul edilerek 5 Ekim 2002'de AB Resmi Gazetesinde yayınlanmıştır. Söz konusu Yönergede:

    "İşyerinde cinsel tacizin 'erkek ve kadına eşit davranma ilkesine' aykırı düştüğü ve bu nedenle önlenmesi gerektiği ve bu gibi ayrımcılığın engellenmesi için özellikle işe alınma ve hizmet içi eğitim aşamalarında özen gösterilmesi gerektiği" kabul edilmiştir.

    Yeni Yönergede yer alan kuralların üye ülkelerce en geç 5 Ekim 2005 tarihine kadar iç hukuklarına yansıtılması, bu yolda düzenleme yapılması gerekmektedir. Ayrıca, ülkelerin bu konuda idari önlemleri de alması gerektiği belirtilmiştir. (Official Journal L 269, 5/10/2002; No.73; P. 0015-0020).

    İç hukuk

    AB'ye uyum açısından İş Kanunu'nda yapılan değişiklikle, 20 Mayıs 2003 tarihinde kabul edilen İş K. 24. maddesinde "iş yerinde cinsel tacizin" işçinin iş sözleşmesini derhal fesih edebilmesi için haklı neden oluşturduğu kabul edilmiştir. Bu maddeye göre:

    İşçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı

    MADDE 24.- Süresi belirli olsun veya olmasın işçi, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir:

    II. Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri:

    b) İşveren işçinin veya ailesi üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak şekilde sözler söyler, davranışlarda bulunursa veya işçiye cinsel tacizde bulunursa.

    d) İşçinin diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından işyerinde cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemler alınmazsa. (NM/EK)
     
Kadın Haberleri 2005 konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Kadın Haberleri 2002

    Kadın Haberleri 2002

    Basında Kadın İlköğretim okulunda "ped soruşturması" Pülümür'de, tuvalette bulduğu kirli pedin sahibini arayan okul müdiresi tuhaf yöntemlere başvurunca olay Tunceli Valiliği'ne yansıdı Tunceli'nin Pülümür İlçesi'nde, Dede Korkut İlköğretim Okulu'nun kızlar tuvaletinde bulunan "kanlı ped"in hangi öğrenciye ait olduğunu öğrenmek isteyen okul...
  2. Kadın Haberleri 2003

    Kadın Haberleri 2003

    TÜRK KADINI DAYAK MAĞDURU... Resmi kayıtlara göre Türkiye'de kadınların yüzde 58'i dayağa maruz kalıyor. -------------------------------------------------------------------------------- Ancak uzmanlar, gerçek rakamların bunun çok üzerinde olduğu görüşünde. Töreler ve geleneksel nedenler yüzünden gerçek rakamlar tam olarak belirlenemiyor. Ankara Tabip Odası'nca 16-17 Kasım 2002 tarihleri...
  3. Kadın Haberleri 2004

    Kadın Haberleri 2004

    "Kadını iz bırakmadan dövün" diyen imama 15 ay hapis Kadınların hassas bölgelerine vurmayın. İnce dal kullanıp el ve ayaklarına vurun... İspanyol mahkemesi, bu satırları yazan imama hapis ve ağır para cezası verdi. İspanya, kitabında erkeklere "kadınların nasıl dövüleceğini" anlatan bir imamı ve hakkında açılan davayı konuşuyor... "İslam'da Kadın" adlı...
  4. Kadın Haberleri 2006

    Kadın Haberleri 2006

    Dayağa suç duyurusu: Banu Alkan'a İHD sahip çıktı RADİKAL - İSTANBUL - İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Eren Keskin, eski sevgilisi Banu Alkan'a yönelik şiddet içeren görüntüler nedeniyle Murat Taşdemir hakkında suç duyurusunda bulundu. Keskin, dün yaptığı açıklamada, atv'de sabah yayımlanan ve şarkıcı Aydın'ın sunduğu programın bir bölümünde sinema oyuncusu Banu Alkan...
  5. Kadın Haberleri 2007

    Kadın Haberleri 2007

    Erkek döven KADINLAR 20 Aralık 2007 Perşembe 18:56 Bir örgüt kurdular, erkeklerin kabusu oldular. Korkmayın! Türkiye'de değiller. Hindistan’da her yıl yaklaşık 10 bin kadın namus cinayetine kurban gidiyor, onbinlerce kadın da şiddet görüyor ve tecavüze uğruyor. ‘Pembe Örgüt’ adı altında toplanan kadınlar, haklarını aramanın çaresini, polis de olsa tüm erkekleri sopalamakta buldu....

Sayfayı Paylaş