Karadeniz Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi | Melekler Mekanı FORUM - 29 Ağustos 2016

Karadeniz Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi

Konu, 'Karadeniz Bölgesi' kısmında PaSikA tarafından paylaşıldı.

  1. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.256
    Beğenilen Mesajlar:
    596
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    karadeniz bölgesinin kültürü karadeniz bölgesinin kültürel özellikleri bölgesi kültürel özellikleri karadenizin Karadeniz Bölgesinin güzelliğini bilmeyeniniz yoktur meleklerim ama tekrar Karadeniz Bölgesi'nin kültürel zenginliklerine göz atmaya ne dersiniz:tik:

    Türkiye coğrafyasının kuzeyini nerdeyse tamamen kaplayan Karadeniz Bölgesi, adını komşu olduğu Karadeniz'den alır ve Sakarya ovası'nın doğusundan Gürcistan sınırına kadar uzanan coğrafi bölgedir.

    Büyüklük bakımından Türkiye'deki bölgeler arasında 3. sırada yer alır. Türkiye'nin doğu-batı genişliği ve dolayısıyla da yerel saat farkı en fazla olan bölgesidir. Karadeniz Bölgesi kendi içinde, DOĞU,ORTA ve BATI KARADENİZ olmak üzere üc bölgeye ayrılır.

    Yalnız çam, Doğu Karadeniz Dağları ( Kaçkarlar ),Mescit dağları, Kop dağı, Giresun dağları, Canik dağları, Küre Dağları, Ilgaz dağları, Köroğlu ve Bolu Dağları bölgenin en belirgin yükseltileridir ve kıyıya paralel olarak uzanırlar... lll. Jeolojik devirde Alp kıvrımları sonucu doğu - batı yönünde oluşan bu dağlar, "Kuzey Anadolu dağları " genel adıyla anılırlar. Kıyı ile iç kesim arasında ulaşım zordur. Dolayısıyla ulaşımda dağlar arasındaki yüksek geçitler kullanılır. Dağlar kıyıya paralel uzandığı için deniz kıyılarında doğal limanlar az, falezler yaygındır, denizin etkisi iç kesimlere kadar sokulamaz. Bölge engebeli olduğu için, tarım alanları parçalı ve dardır. Ovalık alanları azdır

    Orman bakımından Türkiye'nin en zengin (%25) ve en fazla yağış alan bölgesidir.Yağışlara bağlı olarak en fazla kimyasal çözülmenin görüldüğü bölgedir. Türkiye'nin en fazla göç veren bölgelerindendir. Türkiye Taşkömürü ve bakır üretiminde birinci sıradadır. Tek doğal limanı Sinop'tur. Ancak ard bölgesi ile ulaşım zorluğu olduğundan gelişmemiştir. Akarsu rejiminin nisbeten düzenli olduğu tek bölgedir. Bölgede Çarşamba ve Bafra delta ovaları vardır.Nem miktarı en fazla olan bölgedir.Bu yüzden yıllık sıcaklık farkı en az olan bölgedir.Yıllık ortalama sıcaklık 14-15 °C'dir. En sıcak ay ortalaması 22-23°C'dir. En soğuk ay ortalaması ise 5-6 °C'dir.Her mevsim yağışlı olan Karadeniz bölgesinde yağışlar en fazla sonbaharda en az ilkbaharda görülür.

    Karadeniz Bölgesi'nde büyük bir göl yoktur. Ancak sık sık heyelan görülen bu bölgede bu sebeple oluşmuş heyelan set göllerine rastlanır. Bunların en bilinenleri ise,Tortum,Sera,Abant, Yedigöller ve Uzungöl'dür.. Ayrıca yüksek dağların doruklarına yakın bölgelerde,sayısız coklukta buzul göllerine rastlanır.

    Çoruh ve kolları,Yeşilırmak-Gök ırmak, Kızılırmak, Filyos,Yenice çayı ve Sakarya nehri bilinen akarsu kaynaklarıdır.

    Kıyı kesiminde her mevsim yağış alan Karadeniz İklimi görülür. İç kesimlerde Karasal İklim hakimdir.

    Türkiye'nin en yoğun bitki örtüsüne sahip bir bölgesidir. Bitki örtüsü, kıyı kesiminde ormanlar, dağların hemen arka tarafında ise bozkırlardan olusur. Kıyı kesimindeki nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının üzerindedir. Yerleşkeler kıyı kesiminde dağınık, iç kesimlerde ise daha topludur.

    Son yıllarda grafiği hızla yükselen "Doğa Turizm" alanında Türkiye'nin göz bebeği olma yolunda artan bir öneme sahiptir. Bozulmamış doğal alanların çokluğu ve yöresel özelliklerini günümüze kadar taşımayı başarmış yaylacılık kültürü, bölgeye olan ilginin artmasına neden olmaktadır.



    IRMAK BOYLARINDA BİR ŞEHİR...AMASYA

    [​IMG]

    Orta Karadeniz'de, Yeşilırmak vadisinde, Harşena Dağı eteklerine kurulan Amasya, 7 bin yıllık bir tarihi gecmişin izlerini taşır.Tarihi boyunca krallıklara başkentlik yapmış, bilim adamları, sanatkarlar, şairler yetiştirmiş, şehzadelerin eğitim gördüğü bir belde olmuştur AMASYA…

    Kurtuluş savaşının başlangıç temelleri de Amasya'da atılmıştır. Amasya, tarihi ve kültürel zenginlikleri yanı sıra, özellikle Yeşilırmak kıyısına yapılmış Yalıboyu evleri ile dikkat çekmektedir.
    Dünyanın en güzel Misket elması, kirazı, şeftalisi ve bamyasının üretildiği, tarih ve doğanın birlikte bulunduğu ilginç bir antik kent görmek istiyorsanız sıcakkanlı ve misafirperver insanıyla Amasya sizi bekliyor.

    İlk yerleşimin MÖ. 5500 yıllarına kadar uzandığı belirlenen Amasya; Antik Çağdan günümüze kadar geçen zaman içerisinde Hitit, Frig, Kimmer, Lidya, Pers, Roma, Bizans, Danişmend, Selçuklu, İlhanlı ve Osmanlı medeniyetlerine ev sahipliği yapmıştır. 1.386 yılında Osmanlı topraklarına katılan Amasya, Osmanlı padişah ve şehzadelerinin gösterdikleri özel ilgi nedenleriyle "şehzadeler şehri" olarak da ün yapmıştır.

    Amasya, Kurtuluş Savaşı sırasında da ön plana çıkmıştır. 19 Mayıs 1919'da Samsun'da başlayan Milli Mücadelenin ilk adımı, 12 Haziran 1919'da Mustafa Kemal'in Amasya'ya gelmesiyle devam etmiştir. Kurtuluş Mücadelesinin planları hazırlanmış, Erzurum ve Sivas Kongrelerinin toplanmasına burada karar verilmiş, 22 Haziran 1919'da yayınlanan Amasya Tamimi ile "Milletin İstiklalini yine milletin azim ve kararının kurtaracağı" Amasya'da ilan edilmiştir.

    Amasya, doğuda Tokat, güneyde Yozgat, batıda Çorum, kuzeyde Samsun İlleri ile çevrilidir. Yeşilırmağın Orta Karadeniz Dağları (Canik) arasında oluşturduğu vadi üzerinde kurulmuştur.Akdağ, Tavşan Dağı, İnegöl Dağı, Kocacık Tepesi, Kırklar Dağı, Ferhat Dağı önemli dağlarıdır. Sulama amaçlı gölet ve barajlar ile sulanan verimli ovalara sahiptir.

    Borabay Gölü en önemli gölüdür. Yeşilırmak ve göletlerde yayın, sazan, turna, levrek, pullu gibi balık türleri bulunmaktadır.İlde Karadeniz iklimi - kara iklimi arasında bir geçiş iklimi hüküm sürer. Yazları kara iklimi kadar kurak, Karadeniz iklimi kadar yağışlı değildir. Kışları ise Karadeniz iklimi kadar ılıman, kara iklimi kadar sert değildir.

    Amasya’da gezilecek yerlerin başında gelen,Yalı boyu evleri dizisindeki en güzel konak olan Hazeranlar Konağı Osmanlı döneminin en zarif sivil mimari örneklerinden birisidir. Konak Defterdar Hasan Talat Efendi tarafından kız kardeşi Hazeran Hanım adına 1872 yılında yaptırılmıştır. Hatuniye Cami avlusu ile bağlantılıdır. Çift kanatlı selamlık kapısından alçak tavanlı bir mekana girilir. Dört köşede birer oda ve odaların arasında orta sofanın uzantıları eyvanlar yer alır. Batı eyvanlarını giriş kata bağlayan sade korkuluklu ahşap merdivenler işgal eder. Katlarda oturma ve yatak odaları, avlu, kahve odası, ocaklı oda, ebeveyn ve selamlık odaları ile hela sofa etrafında yer almaktadır.

    Amasya Kalesi, Kral Kaya Mezarları, Aynalı Mağara (Kaya Mezarı), Ferhat Su Kanalı, Bimarhane (Darüşşifa), Sultan II. Bayezid Külliyesi, Haliliye Medresesi, Kapı Ağa Medresesi, Gök Medrese Cami, Burmalı Minare Cami, Sultan II. Bayezıt Külliyesi ve daha onlarca cami han ve hamamlar gezilip görülebilecek başlıca tarihi eserler arasında yer alır. Terziköy Kaplıcası, Yedi Kuğular Kuş Cenneti, Borabay Gölü, Baraklı Şelalesi görülmesi gereken doğal alanlardır.


    Ne Yenir ? Amasya tarihi, köklü bir kültür düzeyi yanında ekolojik yapısı itibariyle zengin bir bitki örtüsüne, dolayısıyla da zengin mutfak kültürüne sahiptir. Yöreye özgün yemekler arasında, çatal çorba, cırıkda-cızlak (akıtma), helle çorbası, ekmekaşı (papara), kesme ibik çorbası, toyga çorbası, cilbir, bakla dolması, hengel (kıymasız mantı), pancar (pastırmalı), kabak kabuklu pilav, sirkeli ciğer, yuka tatlısı (yufka patlıcanlı pilav tatlısı), gömlek kadayıfı, halbur tatlısı, zerdali gallesi, vişneli ekmek (Amasya çöreği), sini su böreği (Amasya usulü) ve Yakasal böreği sayılabilir.

    Yapmadan Ayrılma : Amasya Müzesinin Mumyalar bölümünü ve Hitit Tanrı Heykelini (Teşup) görmeden, Yeşilırmak Yalıboyu'nda Amasya Evlerini gezmeden,Kral Kaya Mezarlarını ziyaret etmeden,II. Bayezid Külliyesi, Bimarhaneyi gezmeden,Borabay gölünü görmeden,Amasya Misket elması yemeden...Dönmeyin

     
  2. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.256
    Beğenilen Mesajlar:
    596
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Karadeniz Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi
    DOĞA TURİZMİNİN BAŞKENTİ...ARTVİN

    [​IMG]

    Doğu Karadeniz Bölgesinin en uç noktasında yer alan ARTVİN,engebeli arazi yapısı,sarp ve gecit vermeyen ama doğal güzelliklerle süslenmiş karlı dağları, buzul gölleri, otantik yapılı yaylaları,Çoruh nehri ve kollarının asırlardan beri sabırla işleyip oyduğu derin vadileri,yaban hayati,bitki çeşitliliği,tarihi ve kültürel zenginlikleriyle Doğa Turizm alaninda Türkiye'nin gözbebeğidir.

    İlin en büyük akarsuyu olan Çoruh nehri,Türkiye içinde 335 Km lik bir uzunlukta olup,Tortum çayı,Oltu çayı,Berta çayı,Barhal çayı onu besleyen önemli akarsu kollarıdır.Çoruh nehri, akarsu debisinin yüksek olması dolayısıyla dünyanın önemli Rafting parkurları arasındadır.

    Çoruh vadisinin Doğusunda KARÇAL DAĞI (3.428 m),Batısında bir bölümü Rize il sınırları içinde yer alan KAÇKAR DAĞI (3.932 m), Artvin-Kars il sınırında yer alan Yalnızçam Dağları, Altıparmak dağları,Büyükyurt gibi önemli yükseklikte ve görülesi dağlarla çevrilidir ARTVİN...

    Artvin'in toplan alanının % 37 si ormanlıktır.Özellikle Borçka-Macahel (Camili) bölgesindeki ormanlar bitki ve hayvan çeşitliliği açısından Turkiye'nin ender güzellikteki bölgelerindendir.Ormanlşarda Ladin,kayın, köknar, kızılağaç, kestane,meşe ve gürgen,hayvanlardan ise,dağ keçisi,vaşak, boz ayı,yaban domuzu,kurt,tilki, tavşan,çakal ve karaca en çok görünen çeşitlerdir.Ayrıca,atmaca,şahin,kartal,doğan gibi yırtıcılar,keklik,yaban ördeği,çulluk,üveyik,sarıasma, dağ horozu ve sarısandal gibi kuş türleri Çoruh vadisi ve Kaçkar dağlarında gözlenebilen kuş türleridir.

    Çoruh vadisi, iklimsel özellikler açısından da Karadeniz ikliminden farklılık gosterir.Çoruh vadisinin iklim yapısı yağışlar daha az,iç kesimlerde kışlar kar yağışlı,yazlar serindir.

    Artvin zengin folklorik özellikleri yanında her yıl yapılan yayla şenlikleriyle de bir festivaller şehri haline gelmektedir.Bunların başında da her yıl Haziran ayının son haftasında Kafkasör yaylasında yapılan boğa güreşleri gelir ve oldukca ilgi görmektedir." Kafkasör Festivali " olarak bilinen bu festivalde İlin her yanından getirilen boğalar,Boyun kalınlıkları ve kilolarına göre sınıflandırılarak güreştirilirler.İspanya boğa güreşlerinin aksine kan dökülmeden gerçekleşen,yerli ve yabanci izleyicilerin 4 gün boyunca heyecanla takip ettikleri farklı güzellikte bir etkinliktir.

    Ardanuç "Karakucak güreşleri ve Efkari Aşıklar şenliği", Arhavi " Altın Atmaca Kültür ve sanat festivali",Şavşat ilçesininin "Şavşat Sahara Pancarcı Festivali" Artvin'in neşeyle kutlanan festivallerinden sadece birkacıdır.

    Tarih boyunca bir çok uygarlığın geçiş noktasında bulunan ARTVİN,doğal güzellikleri kadar Tarihi eserleri ve mirasları açısından da oldukca zengindir.Önemli bir kavşak noktasında bulunmasından dolayı ARTVİN bir kaleler ve kiliseler şehri olma özelliği de göstermektedir.Çoruh nehri boyunca bölgeye hakim tepeler üzerinde birçoğunun yapılış tarihi dahi bilinmeyen çok sayıda karakol kalesi ve haberleşme kuleleri mevcutdur. Artvin kalesi,Ardanuç kalesi,Demirkent kalesi,Tukharis kalesi,Söğütlü kalesi,Ferhatlı kalesi,Köprügören kalesi, Civarhisar kalesi,Okumuşlar kalesi,sarıbudak kalesi bunların en onemli olanlarıdır.
    Bunun dışında bölgedeki önemli tarihi eserlerden bazıları da Kiliselerdir.Barhal kilisesi,Cevizli kilisesi,İşhan kilisesi,Hamamlı kilisesi,Dört Kilise,Köprülü Kilisesi,Bulanık Kilisesi,İbrikli kilisesi ve Porta Manastırı bunların en belirgin olan ve bilinenleridir.Kiliselerin yanında Artvin yöresinde ahşap işlemeyle yapılan camiler de görülmesi gereken yerlerdir. Artvin merkezdeki,salih bey camii,Ardanuç ilçesindeki İskenderpaşa camii,Borçka-Muratlı köyündeki Demirkent camii,Arhavi-Dikyamaç köyündeki kesme taşlardan yapılmış Dikyamaç camii bölgede görülebilecek camilerden sadece bazılarıdır. Ayrıca bölgedeki akarsular üstünde Osmanlı dönemine ait kemerli taş köprüler bölgenin dğal ve kültürel güzelliklerine renk katan diğer tarihi eserlerdir.


    Ne Yenir ? Yöresel isimleriyle akılda tutmak zor olsa da siz buldugunuz her yemeğin tadına bir bakın..Özellikle de Bölgede özel bir ilgiyle korunarak yetiştirilen Kafkas arılarının BALI'nı tadmadan dönmeyin...
    Çoruh vadisinin meyveleri ve zeytininin de tadına bakmayı unutmayın.

    Yapmadan Ayrılma : Artvin'in Göllerini görün.Kaçkar dağlarında yürüyün.Kafkasörde boğaları seyredin.Ormanlarını ve yesil doku içindeki her güzelliğini fotoğraflayın.Atabarını seyredin.İşhan Kilisesini gezin.Artvin-Ardanuç arasındaki Cehennem deresini görün.Yaylalarını gezi...Bütün bunları yaparken de Doğayı korumayı ve bunun sizin göreviniz oldugunu unutmayın...
     
  3. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.256
    Beğenilen Mesajlar:
    596
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Karadeniz Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi
    DOĞA TURİZMİNİN GÖZ BEBEĞİ... BOLU

    [​IMG]

    Yeşil ve mavinin kucaklaştığı, başı dumanlı dağlarda efsanelerin en dramatiklerinden birinin konuşulduğu, binlerce yıldır bir çok uygarlığın filizlenip boy attığı ve meyvelerini bıraktığı şehirdir Bolu.

    Bolu'nun, tabiat, insan ve tarihin el ele verip yoğurduğu güzelliklerini görmek, dağların söylediği Köroğlu türkülerini işitmek isteyenlerin şehre ulaşması hiç de zor değil. Bolu, Ankara ve İstanbul'un neredeyse tam ortasında bu iki merkezi birbirine bağlayan ana yolun üstündedir.

    Yazılı belgeler, arkeolojik eserler ve tarihî kaynaklara göre, Bolu'nun tarihi, Bithynialılar ile başlamaktadır. Sırasıyla Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar Bolu ve çevresine hakim olmuşlardır.

    Bolu yöresine Osmanlı akını ilk kez Osman Gazi tarafından başlatılmış, Bolu yöresinin tümüyle fethedilmesi ise Orhan Gazi döneminin ilk yıllarına (1324 -1326) rastlamıştır. Mustafa Kemal Paşa önderliğinde yapılan Millî Mücadele sonunda Bolu, 10 Ekim 1923'de yeni düzenlemeler çerçevesinde vilayet haline getirilerek yeni bir yönetime kavuştu.

    Topraklarının yarıdan fazlası ormanlarla kaplı olan Bolu'nun yüzey şekillerinde dağlar, platolar ve ovalar önemli yer tutar. Önemli dağları güneyde Bolu Dağları , Abant Dağları , kuzeyde Sünnice Dağları , Çele Doruğu , Gerede'nin kuzeyinde Arkot ve Göl Dağları'dır. En güneyde ilk iki sıradan daha yüksek olan ve genel olarak Köroğlu Dağları adı verilen volkanik dağlar uzanır.

    Yöre, yağış zenginliği ve eğimlerin çokluğu nedeniyle irili ufaklı doğa ve baraj gölleri açısından zengindir. İldeki göllerden bazıları, Abant, Yedigöller, Gölcük, Yeniçağa, Çubuk, Sünnet, Karagöl, Karamurat, Sülük, Gölköy, Aladağ ve Saraycık'tır.

    Bolu genellikle Karadeniz iklim tipinin içinde yer almaktadır. Bunun yanında güney bölümlerinde İç Anadolu iklim tipi de görülmektedir.

    GEZİLECEK YERLER

    Bolu :
    Arkeolojik verilere göre Bolu ovasındaki ilk yerleşim M.Ö. 3. bine kadar uzanmaktadır. Şehir merkezindeki tepelerde kurulmuş olan Bithynium -Claudiopolis şehrinin tarihi ise 1978 yılında Hisartepe kazısında ortaya çıkan bulgulara göre, M.Ö. 7. yüzyıla kadar gitmektedir. Çeşitli yıllarda yapılan kazılarda Antinous Tapınağı ve tiyatroya ait olduğu sanılan parçalarla, çeşitli dönemlere ait sikkeler, kaplar, şişeler, heykeller ve mezar stelleri bulunmuştur. Bu eserler halen Bolu Müzesi'nde bulunmaktadır.

    Seben Kaya Evleri:
    ( Eski Yerleşim Bölgesi ) Seben İlçesine bağlı ve birbirlerine çok yakın olan Çeltik Deresi, Hoçaş, Kaşbıyıklar ve Yuva köylerinde derin vadiler boyunca yükselen kaya kitlelerinin yüzeyinde bir kaç katlı kaya evlerine rastlanmaktadır.

    Gerede Asar Kalesi:
    Gerede'nin Örencik Köyü'nün güneydoğusundadır. Çevrede arazi üzerinde bol miktarda Bizans seramiği görülmekte, bu da kalenin Bizans dönemine ait olduğunu göstermektedir. Ayrıca kale üzerinde kuzeye bakan bir mağara da mevcuttur.

    Camiler :

    Bolu'da bulunan Büyük Cami (Yıldırım Beyazıt Cami), Kadı Cami, Saraçhane Cami, İmaret Cami, Ilıca Cami, Ilıca Cami, Süleyman Paşa Cami, Yıldırım Cami, Kanunî Cami, Yukarı Tekke Cami, Eskiçağa Yıldırım Cami görülmeye değer eserledir.

    Türbeler

    Tokad-i Hayreddin Türbesi, Akşemseddin Türbesi, Ömer Sekkin Türbesi, Aşağı Tekke Türbesi, Ümmi Kemal Türbesi, Kasım Dede Türbesi, Babahızır Türbesi başlıcalarıdır.

    Hanlar

    Yukarı Taşhan: Bolu merkez Büyük Cami mahallesinde bulunan Taşhan, 1804 yılında Abdullah Ağa tarafından yaptırılmıştır.

    Hamamlar

    Orta Hamam: 1389 yılında Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılmıştır. Çifte hamam tarzında yapılan hamamın iç mekanlarında zengin süslemelere yer verilmiştir. İl merkezindedir.

    Tabaklar Hamamı: 16. yüzyılda Tavil Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. İki bölüm olan hamamın iç mekanları mermerlerle kaplıdır.

    Sultan Hamamı: 16. yüzyılda Sokullu Mehmet Paşa tarafından çifte hamam tarzında yaptırılmıştır. İl merkezindedir

    Süleyman Paşa Hamamı: Göynük İlçesinde bulunan hamam, 1335'li yıllarda Gazi Süleyman Paşa tarafından yaptırılmıştır.

    Yıldırım Beyazıt Hamamı: Mudurnu İlçesinde bulunan hamam, aynı adla anılan caminin yanındadır. Aynı devirde yapılan hamamların en güzellerindendir. 1382'de yaptırılmıştır. Erken dönem Osmanlı hamamlarının en orijinal örneklerinden biridir. Hamam taç kapısı ve kubbe geçişleriyle dikkat çekicidir.

    Yıldırım Hamamı: İlimiz Yeniçağa İlçesine bağlı Eski Çağa Köyünde bulunmaktadır. 1388 yılında Yıldırım Beyazıt adına yapılan hamam, mimari bakımdan önemli bir eserdir.

    Aşağı Hamam: Gerede İlçesi Kitirler mahallesinde yer alan hamam 14. yy. sonlarında moloz taştan yapılmıştır.

    Göynük Evleri: "Kentsel Sit Alanı" olarak ilan edilmiş bulunan Göynük, eski Türk Evleri bakımından zengindir. Burada bulunan evler 20. yüzyıl başlarına aittir. Bazı evlerin oturma odalarında çeşitli motiflerle süslenmiş tavanlar bulunmaktadır. Evlerin önünde genellikle "Hayat" adı verilen avlular da yer almaktadır.

    Mudurnu Evleri: Kentsel Sit Alanı ilân edilen Mudurnu, eski Türk evleri bakımından önemli bir özelliğe sahiptir. Sivil mimari özellikleri açısından Göynük evlerine benzerlik gösteren, ilçenin tarihi ve kültürünü yansıtan bu evler korumaya alınmıştır.

    Korunan Alanlar :

    Yedigöller Milli Parkı

    Bolu Fındığı Tabiatı Koruma Alanı

    Bolu Akdoğan (Ebe Çamı)Tabiatı Koruma Alanı

    Bolu Kökez Tabiatı Koruma Alanı

    Bolu Sülüklügöl Tabiatı Koruma Alanı

    Abant Gölü Tabiat Parkı

    Kaplıcalar :

    Bolu kaplıcaları Şehir merkezine 5 km. mesafede, Karacasu mevkiinde bulunan kaplıcalar çevresi ormanlarla kaplı nezih bir dinlenme yeridir. Termal turizm merkezi olan bölgede termal otel ve büyük kaplıca, küçük kaplıca ve Sağlık Bakanlığı'na ait fizik tedavi ve rehabilitasyon hastanesi olmak üzere üç birim hizmet vermektedir. Doğal kaynaklı olan bu kaplıcalar, romatizma hastalıklarına, deri, dolaşım ve kalp, solunum yolu, kadın, sindirim sistemi, böbrek ve idrar yolları, kemik ve kireçlenme hastalıkları ,metabolizma bozukluklarına iyi gelmektedir.

    Karacasu Termal Turizm Merkezi :

    Babas kaplıcası: Mudurnu'ya 5 km. Mesafede bulunan kaplıca suları, travertenler arasından çıkmaktadır. 18 yataklı bir tesis bulunmaktadır. Kaplıca suyu metabolizma hastalıkları ile romatizma, kadın, sindirim ve böbrek rahatsızlıkları üzerinde olumlu sonuçlar vermektedir.

    Sarot kaplıcası: Mudurnu'nun 30 km. kuzeybatısında Ilıca köyü hudutları içerisindedir. 66ºc sıcaklığındadır. 1500 yılı aşkın süredir kullanılmaktadır. Tarihî bir hamam vardır. Acı sular grubuna girmektedir. İçme kürü şeklinde kullanıldığında idrar yolu ve böbrek rahatsızlıklarına, banyo olarak kullanıldığında ise romatizma hastalıklara iyi gelmektedir. Kaplıca yanında küçük bir konaklama tesisi bulunmaktadır.

    Bağlum (Kesenözü) Kaplıcası: Bağlum kaplıcaları, Seben ilçesinin 14 km. Güneyinde, Kesenözü köyünde bulunur. Kaplıca suyu banyo olarak yüzyıllardır kullanılmaktadır. Mide, safra kesesi, solunum ve dolaşım bozukluklarında olumlu etkileri olduğu bilinmektedir. Kaplıcada özel şahıslar tarafından işletilen pansiyonlar bulunmaktadır.

    Çatak Kaplıcası: Göynük ilçesinin 30 km. güneydoğusunda dik yamaçlar arasında çok güzel bir vadide, Himmetoğlu Köyü yakınındadır. Kaplıcanın romatizma, siyatik gibi rahatsızlıklara iyi gelmektedir. Çevrede bulunan kalıntılardan Romalılardan beri kullanıldığı düşünülmektedir.

    Göller :

    Abant Gölü:
    Bolu'nun 34 km. Güneybatısında Abant Dağları üzerinde oluşmuş bir krater gölüdür.Yeraltı suları ile beslenir.

    Abant Gölü çevresi flora ve fauna bakımından oldukça zengindir. Gölde bulunan ünlü Abant alabalığı yılın belirli zamanlarında, belirli bir ücret ödeyerek avlanabilir. Yöre ormanları geyikler için en uygun yaşam ortamıdır. Göl çevresindeki ormanlarda tavşan, tilki, çakal, kurt, ayı, domuz, karaca, gelincik, geyik gibi av hayvanlarıyla şahin, doğan, atmaca görülmektedir.

    Piknik, kamping, sportif olta balıkçılığı, yürüyüş , tekneyle, faytonla, atla gezinti ve kışın doğal buz pateni bu tabiat parkının vazgeçilmez aktiviteleridir. Göl etrafında konaklama ve yeme-içme tesisleri bulunmaktadır.

    Gölcük:
    Bolu'nun 13 km. güneyinde suni olarak yapılmış bir set gölüdür. Etrafı çam ve köknar ağaçları ile kaplı gölün kar altındaki görüntüsü muhteşemdir. Gölün hemen kenarında Orman Bakanlığı'nın misafirhanesi ile bir kır gazinosu vardır. Göl ve etrafı orman içi dinlenme yeri olarak Batı Karadeniz Millî Parklar Bölge Müdürlüğü denetimindedir.

    Gölköy Baraj Bölü:
    Bolu'nun 10 km. batısındadır. Bolu ovasını sulama amacıyla yapılmıştır. Çevresi ormanlarla kaplı olan sazan ve alabalık vardır. Şehir merkezine yakınlığı ve ulaşım kolaylığı nedeni ile piknik yapmak ve olta ile balık avlamak isteyenler tarafından çok elverişlidir.

    Yeniçağa Gölü:
    Bolu - Ankara karayolu üzerinde, yeniçağa ilçe merkezinde bulunan göl, bir çanak gölüdür. Gölde olta ile balık avlanabilir.

    Karamurat Gölü Mudurnu'ya 35 km. mesafede olan göl, Akyazı'ya giden yolun kenarında ve Karamurat Köyü yakınındadır. Turna ve kadife balığı bulunmaktadır.

    Çubuk Gölü:
    Göynük'ün 11 km. Kuzeyindedir. Kıyısında çubuk köyü bulunan, etrafı güzel çam ormanları ile kaplı çubuk gölündeki sazan ve alabalıkları olta ile avlamak serbesttir.

    Sülük Gölü:
    Mudurnu - Akyazı yoluna 9 km. mesafededir. Mudurnu ilçesine 50 km. uzaklıkta bulunan göl, Millî Parklar koruma alanı içindedir. Bozulmamış doğasıyla ve zengin florasıyla dikkat çekmektedir. Gölde Abant alası, gökkuşağı ve kırmızı benekli alabalık bulunmaktadır.

    Sünnet Gölü:
    Göynük'ün 27 km. doğusundadır. Fevkalade güzelliğe sahip olan gölde çok lezzetli mercan ve alabalıklar mevcuttur. Olta balıkçılığı ile bu balıkların avlanması serbesttir. Sünnet gölünde konaklama ve yeme-içme hizmeti veren bir tesis bulunmaktadır. Göl etrafında; piknik, yürüyüş, koşu ve bisiklet sporu yapabilme imkanı vardır.

    Karagöl:
    Kıbrısçık - Beypazarı yolu üzerinde bulunan Karagöl, oldukça derin bir göldür. Kıbrıscık'a 20 km.dir. Çevresi tamamen ormanlık olan gölde kamp yapılabilir. Yaban ördeklerinin var oluşu nedeniyle avcıların uğrak yeridir. Her yıl mayıs sonunda Karagöl şenlikleri düzenlenmektedir.

    Akkaya Boğazı:
    Bolu'nun 10 km. güneyinde, Mudurnu yolu üzerinde bulunan travertenler, Bolu'nun Pamukkalesi olarak görülmeye değer bir güzelliğe sahiptir. Akkayalardan çıkan maden suyu değişik bir tatta ve 20ºc sıcaklığında olup, modern tesislerde şişelenerek tüketime sunulmaktadır.

    Yaylalar :

    Aladağ Yaylaları:
    Bolu'nun 25 km. güneyindeki dağ yamaçları üzerinde, orman alanları arasında yer alırlar. Yemyeşil düzlükleri ile piknik için de ideal olan bu yaylalar çevresinde bulunan Orman İşletme Tesisleri, Aladağ İzcilik Kampı ve Göleti ile göz kamaştırıcı güzellikler sergilerler. Kamp imkanlarının da olduğu başlıca yaylalar, Değirmenözü, Sarıalan, Gölcük, Ardıçtepe ve Üstyaka Yaylalarıdır.

    At Yaylası:
    Bolu'nun kuzey yakasındaki dağların arkasında yer alır. Kirazları ile ünlü olan bu yayla etrafında meyve bahçeleri vardır. Her yıl geleneksel kiraz bayramı şenlikleri yapılır.

    Gerede Yaylaları:
    Gerede'nin güneyinde 1200 - 1500 m. yüksekliklerde bulunan bu yaylalar, Haşat, Zorpan ve doğu Köroğlu Dağları üzerinde bulunan Dörtdivan yaylalarıdır.

    Kıbrısçık Yaylaları:
    Köroğlu Dağları'nın güney yamaçlarındaki düzlük alanlarda bulunurlar. Belen, Karaköy, Kökez, Bölücekkaya, Karadoğan ve 1825 m. yükseklikte bulunan Devevira en önemli yaylalardandır.

    Mengen Yaylaları:
    Mengen İlçesi'nin doğusunda yer alan başlıca yaylalar; Sarıklı, Soğucak, Mile, Sepetçiler, Çelebioğlu ve Çiftçatak yaylalarıdır.

    Mudurnu Yaylaları:
    İlçenin kuzeyi ve Abant Gölü güneyinde yer alırlar. Dedeler, Alpağut, Dodurga ve Dağyolu yaylaları en önemlileridir.

    Göynük Yaylaları:
    1000-1500 m. arasında da bir şeritte sıralanan yaylaların en önemlileri Karabey ve Kaşıkçı yaylalarıdır.

    Seben Yaylaları:
    Kiraz Dağı çevresinde toplanmış, ortalama 1400 m. yükseklikte olan bu yaylaların en önemlileri Gerenözü ve Kızık yaylalarıdır.

    Kızık Yaylası:
    Kızık Yaylasının evleri, değişik mimarisiyle dikkati çeker. Bu evler hiç çivi kullanmadan, çam ağaçlarından çatkılı, kenetleme ve birbirine geçme şeklinde yapılmıştır. Yerden yüksekçe yapılmış merdivenler, geniş ocakları ve kendine has eşyaları ile bu evler oldukça değişik özellikler taşırlar.

    Kayak Merkezleri Esentepe :
    Gerede'nin kuzeyinde 1.300 m. yükseklikte kış sporları ve kayak imkanına sahip üç yıldızlı Esentepe Oteli'nin bulunduğu bir yerdir. Tüm ilçeye hakim mükemmel bir manzaraya sahip olan otelde çim kayağı da yapmak mümkündür. Asırlık çam ağaçlarının bulunduğu Esentepe'ye bu isim bölgenin sürekli esmesi nedeniyle Atatürk tarafından verilmiştir.

    Kartalkaya Kayak Merkezi :

    Avcılık Ve Olta Balıkçılığı:
    Bolu'nun dört yanını kuşatan orman tabakası ve zengin bitki örtüsü, beraberinde çok çeşitli av hayvanlarının bulunmasını sağlar. Ormanlık alanlarda, ayı, vaşak, yaban domuzu, geyik, karaca, kurt, sansar, tilki, porsuk, tavşan, kokarca, gelincik, kunduz ve sincap gibi kara hayvanları ile keklik, üveyik, bıldırcın, çil, toy, turna, çulluk, güvercin gibi av kuşları ve atmaca, şahin, kartal gibi yırtıcı kuşlar sıklıkla görülmektedir.

    Ayrıca bir çok gölü bünyesinde barındıran Bolu, sportif olta balıkçılığı için ideal bir bölgedir. Abant Gölü, Gölcük, Gölköy Barajı, Yedigöller, Aladağ gölünde bulunan çok lezzetli alabalık, sazan, mercan ve gümüş balıkları olta ile avlanabilmektedir.

    Yamaç Paraşütü:
    Yamaç paraşütü için Abant Dağları'nda çok uygun yerler mevcut olup, yaz aylarında büyük şehirlerden bu sporu yapmak isteyenler için Abant'a turlar düzenlenmektedir.

    NE ALINIR

    Bolu'nun çam kolonyası, fındık şekeri, Bolu çikolatası, çam balı, kaymağı, tereyağı, kabaklı gözlemesi; Mudurnu'nun saray helvası, köpük helvası, ipek oyaları; Gerede'nin deri ve bakır eşyaları; Göynük'ün şeker fasulyesi, el dokumaları; Seben'in elması, üzümü; Mengen'in peyniri; Kıbrıscık'ın pirinci, el dokuması torbaları ve kilimleri, hediyelik olarak satın alınabilir.



    Ne Yenir ? Bolu'nun fındık şekeri, çikolatası, çam balı, kaymağı, tereyağı ünlü tatlılarıdır. Kabaklı gözleme yöreye özgü hamur işidir.

    Mudurnu'nun saray helvası, köpük helvası, Göynük'ün şeker fasulyesi Seben'in elması, üzümü, Mengen'in peyniri yörenin tadılmaya değer yiyecekleridir.

    Yapmadan Ayrılma : Sonbaharda Yedigöller'de kamp yapıp fotoğraf çekmeden,

    Abant Gölü ve diğer göl çevresinde yürüyüş yapmadan,

    Mudurnu ve Göynük evlerini görmeden,

    Bolu Yaylalarında gezmeden,

    Kartalkaya'da kayak, Abant'da yamaç paraşütü yapmadan.

    Seben Kaya evlerini görmeden,

    Bolu'nun çam kolonyası, fındık şekeri, Bolu çikolatası, çam balı, kaymağı, tereyağı, kabaklı gözlemesi; Mudurnu'nun saray helvası, köpük helvası, ipek oyaları; Gerede'nin deri ve bakır eşyaları; Göynük'ün şeker fasulyesi, el dokumaları; Seben'in elması, üzümü; Mengen'in peyniri; Kıbrıscık'ın pirinci, el dokuması torbaları ve kilimleri; satın almadan,

    Geleneksel "Mengen Aşçılar ve Turizm Festivali", Dörtdivan Yayla Şenlikleri ve Bolu Köroğlu Kültür Sanat Turizm Festivali izlemeden BOLU 'dan ayrılmayın
     
  4. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.256
    Beğenilen Mesajlar:
    596
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Karadeniz Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi
    BOZKIRDAKİ KÜLTÜR HAZİNESİ... ÇORUM

    [​IMG]


    Çorum ili,Anadolu kültür çeşitliliği içinde çok önemli bir hazine olup,Karadeniz Bölgesinin de İçanadolu'ya açılan kapısıdır.

    7 bin yıl öncesine ait kültürel verilere rastlanan Çorum’da, ilk organize devleti kuran, Hititlerin ilk başkenti Hattuşaş bulunmaktadır.

    Hattuşaş Anadolu’nun kalbinde, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış ülkemizdeki 9 değerden biridir.

    Hitit uygarlığı en az Mısır Uygarlığı kadar eski ve zengin bir uygarlıktır. Hititlerle Mısırlılar arasında yapılan Kadeş Antlaşması metin tabletleri Boğazköy’de bulunmuştur.

    Hititlerin diğer önemli kült (dini) merkezlerinden sayılan, arkeolojide Arinna olarak bilinen Alacahöyük Ören Yeri; 13 Kral Mezarı , Hatti Tunç Güneş Kursu ve Sfenksli Kapıları ile görülmeye değer tarihi bir yerdir. Ulu Önder Büyük Atatürk’ün bizzat direktifleriyle ilk milli kazılarımızın başlangıç noktası olması ile de önem arz eder.

    Ortaköy İlçesindeki Şapinuva ören yeri de büyük bir Hitit kenti olup, hala sürmekte olan kazı çalışmalarında bol miktarda yazılı belge ortaya çıkarılmıştır.

    Ayrıca, 1990 yılında başlatılan ve kongre dili Türkçe olan "Hititoloji Kongresi" her üç yılda bir düzenlenmekte olup, 6 yılda bir de Çorum’da gerçekleştirilmektedir. Bu kongreye dünyanın bir çok yerinden bilim adamı katılmaktadır.

    Hitit uygarlığının yanısıra, her biri sanat şaheseri olan Selçuklu ve Osmanlı Dönemine ait; cami, köprü ve kalelerle süslü Çorum, yayları ve İncesu Kanyonu gibi doğal güzellikleri ile de görülmeye değer bir yerdir.

    Meşhur leblebisi, Osmancık ve Kargı’da üretilen kaliteli pirinçleri dünyaca tanınmaktadır.

    Çorum, Karadeniz Bölgesi ve İç Anadolu Bölgesinin kesiştiği noktada bulunur ve denizden yüksekliği 770 metredir. Çorum'daki en yüksek dağ bu kesimdeki İskilip-Kargı arasındaki Köse dağdır. (2.087 m.)

    Çorum Ovası, Mecitözü Ovası, Hamamözü Ovası, Sungurlu Ovası Çorum'un bereketli topraklarıdır.

    En büyük akarsuları,il sınırları içinden geçemekte olan Kızılırmak ve Çat suyu'dur.

    Ormanlık alanlar, İskilip, Bayat, Osmancık ve Kargı İlçelerindedir. İç kısımlarda ise stepler yer alır. Çorum'da İç Anadolu'nun kara iklimi hakim olmakla birlikte, Karadeniz' in yumuşatıcı etkisi bir dereceye kadar etkisini gösterir. Yaz aylarında kendisini hissettiren sıcak ve kurak havalar kış aylarında ise yerini şiddetli soğuklara bırakmaktadır.

    Yapılan çalışmalar sonucunda, yontma taş çağı (Paleolitik) Cilalı Taş Devrinde (Neolitik) kalkolitik dönemin 4. aşamasında Çorum Bölgesinde insan yerleşimlerinin bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu devir eserlerine Alaca höyük, Büyük Güllüce, Boğazköy, Eski yapar, Kuşsaray'da rastlanmıştır. Yerleşimler bu dönemden itibaren devamlılık göstermiştir. Çorum ve çevresi daha sonra Hitit, Frig, Kimmer, Med, Pers, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu, Danişmend, Moğol, Ertena, Kadı Burhanettin ve Osmanlı hakimiyetine girmiştir.

    Çorum , binlerce yıldır çeşitli uygarlıkların yan yana ve üst üste oluşturduğu , yerli Anadolu kültür geleneğini devam ettiren illerin başında gelir.Maddi kültür belgelerinin zenginliği açısından adeta bir açık hava müzesi görünümünde olan Çorum yöresi ; 1830’lu yıllardan itibaren Avrupalı gezginlerin , bir çok yerli ve yabancı bilim adamlarının ilgi odağı haline gelmiştir.

    Yazılı Tarih Öncesi Dönemde CORUM :

    Yontma Taş-Cilalı Taş Dönemleri:
    Yapılan arkeolojik araştırmalar sonucu dağınık biçimde ele geçen az sayıda taş aletler belki yontma taş çağı ( paleolitik ) insanın yaşamış olduğunu bize göstermektedir.İnsanın avcılık ve göçebelikten yerleşik düzene geçtiği dönem olan Neolitik Çağ’da , Çorum ve çevresindeki iskanın varlığını bazı münferit buluntular gösterir.

    Kalkoltik Dönem (M.Ö. 5500-3000):
    Anadolu kalkolitik devirde (M.Ö.5500-3000) taş aletlerin yanında özellikle bakırdan yapılmış aletler görülmeğe başlar.Çorum ve çevresinde bugüne değin yapılan arekeolojik kazılar sonucunda en eski yerleşimin kalkolitik dönemin geç safhası olan (M.Ö. 4000)’lerde başladığı tesbit edilmiştir. Bu dönem iskanına ait mimari kalıntılar ve maddi kültür belgelerine Alacahöyük ; Büyük Gülücek ve KUşsaray gibi merkezlerde tabakalar halinde rastlanmıştır.

    Eski Tunç Çağı ( M.Ö.3200-2000):
    Eski tunç çağında (M.Ö.3200-2000) Çorum ve çevresi , tüm Anadolu’da olduğu gibi yoğun bir iskana sahne olur. Bu devirde pişmiş toprak kapkacak yanında madeni kaplar , alet ve silahlar bol miktarda kullanılmaya başlar.Feodal yapı ortaya çıkar ve küçük şehir devletleri kurulur , bu şehirlerin etrafı surlarla çevrilidir.

    Alacahöyük bu merkezlerden en önemlisidir.Alacahöyük eski tunç çağındaki zenginliği yanında şehircilik sistemleri , tarımda hayvan yetiştiriciliğinde ulaştığı yüksek seviyesi ile eski dünyada önemli bir yere sahiptir.At ilk defa bu çağda ve bu merkezde ehlileştirilmiştir.Bu yüksek kültürü ortaya koyanlar ise , Anadolu’nun yerli halkı olan Hatti’lerdir.

    Alacahöyük’te bulunan Eski Tunç Çağı’na ait 13 Kral mezarı ve bu mezarlarda açığa çıkarılan altın , gümüş , elektron ve bronzdan yapılmış çeşitli kap-kacak , süüs eşyaları , silahlar , dinsel amaçlı güneş kursları ve boğa geyik heykelleri bu çağın zenginliğini , yüksek sanat ve kültür seviyesini ortaya koyduğu gibi dinsel inanışları hakkında da mesajlar vermektedir. Bu çağa ait diğer önemli merkezler; Boğazköy , Eskiyapar , Kalınkaya , Kuşsaray, Çöplühöyük , Kültepe Höyüktür.Bu çağın eriştiği yüksek kültür ve sanat zenginliği daha sonra kullanılacak olan organize devletlere zemin hazırlamıştır.

    Tarih Çağları :

    Asur Ticaret Kolonileri Çağı (M.Ö.1950-1750):
    Kuzey mezopotamya’da büyük bir devlet kurmuş olan Asurlular M.Ö. 2000 başlarında özellikle bakır ve madenler açısından zengin olan Anadolu ile yoğun bir ticari ilişkiye girerler ve Anadolu’da 9 ayrı yerde Karum adı verilen ticari merkezler kurarlar. Bu merkezlerden biri de “ HATTUŞ KARUM “ adını taşıyan Boğazköy , yani Hattuşaş’tır.

    Bu çağda sanat ; yerli gelenek ve görenekleri yaşatmakta ise de , yani yerli Hatti Sanatı Mezopotamya’dan gelen tüccarların yerli halka devlet kurma fikrini aşılamaları Hitit Sanatı ve Devletinin temelerini atmıştır.

    Hititler Dönemi (M.Ö.1650-1200):
    M.Ö. 2000 başlarında Orta Asya’dan ve Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya giren ve ilk önceleri yerli halk yanında paralı asker olarak görev alan Hititler Hint Avrupa dilini konuşmakta ve İndo-German ırklar grubuna girmektedir.

    Asurlu tüccarlar M.Ö.1850 yıllarında Anadolu’dan çıkmak zorunda kaldıktan sonra Hititler politik egemenliği ellerine almaya başlamışlar ve şehir devletlerini birleştirerek veya ortadan kaldırarak Anadolu’da ilk organize devletin temellerini atmışlardır.


    Koloni çağını takip eden bu ilk devre Eski Hitit çağı olarak bilinmektedir.İsmi bilinen ilk Hitit Kralı ise Anitta’dır. Hitit devletinin ilk kurucusu ise Labarna’dır. (M.Ö. 1680) Bu kral zamanında Hititlerin Başkenti Neşa’dan Hattuşaş’a taşınmıştır. Labarna M.Ö. 1600 yılında ölünce yerine 1.Hattuşili geçmiş ve devletin sınırları Halep’e kadar genişlemiştir.Oğlu 1.Murşili ise Eski Babil Devletine Son vererek sınırları daha da genişletmiştir. Bu kral öldükten sonra iç karışıklıklar baş göstermiş ve devlet zayıf düşmüştür. Telipinu bu karışıklıklara ve taht kavgalarına son vermek istemiş , M.Ö.1550 yılında ölünce bütün eski şark 1450 yılına kadar karanlığa gömülmüştür.

    Hitit imparatorluk dönemi , karanlık dönemden sonra iktidara gelen krallardan 1.Şappilililuma (M.Ö.1375-1335) Anadolu’da ve Suriye’de bir çok seferle İmparatorluğun sınırlarını genişletmiştir. M.Ö. 1335 yılında küçük yaşta kral olan II.Murşili zaferden zafere koşarak önce Kaşkalıları sindirmiş sonra da batıya yönelerek Arzavalıları ağır bir yenilgiye uğratmıştır. 1306 yılında vebadan ölünce yerine oğlu Muvattali tahta geçmiştir. Muvattali Mısırlılarla Kadeş Savaşını yapmış kendisinden sonra tahta geçen III. Hattuşili (M.Ö. 1275-1250) zamanında Mısırla eşit şartlar altında Kadeş Anlaşması yapılmıştır. Hititlerin son büyük krallarından IV.Tudhalia (M.Ö.1250-1220)daha çok kültürel faaliyetlere önem vermiş ; Başkent Hattusas’ı yeniden imar etmiş , Boğazköy’ün 2 Km doğusundaki Yazılıkaya Açık Hava Tapınağını inşa etmiş , son şeklini vermiştir.

    Bu çağın en önemli şehirleri Hitit’lerin Başkenti Boğazköy (Hattusas) , Alacahöyük , Eskiyapar , Pazarlı , Kuşsaray , Ortaköy gibi merkezlerdir.

    Frig Dönemi ve Sonrası:
    M.Ö. 1200 yıllarında Ege göçleri ( Deniz kavmi göçleri ) ile boğazlar üzerinden Anadolu’ya gelen kavimler zaten zayıflamış olan Hitit Devletini yıkarlar. Bu tarihten itibaren Hititler Çorum Bölgesinden Kızılırmak Kavisi içerisinden geçerek , Güney Anadolu’ya geçerler.Anadolu’da ise 200 yıllık bir karanlık devre girer.M.Ö. 8. yy’da bu göçlerle geldikleri sanılan Frigler , yıkılan Hitit şehirleri üzerine kendi şehirlerini kurarlar. Çorum bölgesinde Boğazköy , Alacahöyük , Eskiyapar , Pazarlı önemli Frig şehirlerindendir. Frig Devleti ise , M.Ö. 6. yy’nın ilk yarısında Kimmerler tarafından yıkılmış , fakat kültürleri bir süre daha devam etmiştir.

    Kimmerler istilasından sonra Çorum ve çevresi İran’da devlet kuran Med’lerin daha sonra’da M.Ö. 546’dan M.Ö. 330’a kadar Büyük İskender’in Anadolu’yu istilasına kadar Pers’lerin hakimiyetinde kalmıştır. M.Ö. 276’da Trakya üzerinden gelen Galat’lar Anadolu içerisine kadar yayılarak bu bölgeyi idareleri altına almışlardır. Çorum ilindeki önemli Galat merkezleri İskilip , Osmancık , Alacahöyük , Boğazköy , Eskiyapar ve Avlat Köyü’dür. Roma imparatoru Julius Ceasar zamanında bu havali Romalıların eline geçmiştir. Çorum Anadolu’da ilk defa sistemli yol şebekesini kuran Romalıların kavşak noktasını teşkiletmiştir.Ankara’dan-Amasya-Kavium’a , Sinop’tan Tuviuz-Zile’ye geçen yollar Çorum’dan ayrılmaktadır.Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılması (M.S.395)ile doğu Roma’da daha sonra Bizans’ta kalan Çorum’un bu devirde adı Yankonia veya Nikonya’dır.

    Çorum'un Türk Yönetimine Geçişi:
    1071 Malazgirt Zaferi ile Anadolu’nun kapıları Türklere açılmış ve Türk Beyleri bir çok koldan Anadolu içlerine akınlar düzenleyerek fetihleri sürdürmüştür. Çorum ve çevresinin fethi konusunda iki ayrı görüş vardır.İlk görüşe göre ; Çorum ve çevresi Danişment Ahmet Gazi tarafından 1075 yılında fethedilmiştir. İkinci görüş ise Selçuklu sultanı Melikşah’ın ümerasından Emir Tutak ve Emir Artuk’un Çorum’u fethettikten sonra bu bölgenin yönetimine getirildiği şeklindedir.

    Danişment Beyliği Döneminde Çorum:
    Danişmentliler Anadolu Selçuklularına bağlı olarak ; Çorum’da içinde olmak üzere Sivas , Tokat , Ankara , Çankırı , Kastamonu ve Yozgat çevresindehüküm sürmüştür. Danişment beyliğinin en önemli olayları Haçlı seferlerine karşı mücadelelerdir.Danişment Beyliği II.Kılıç Arslan tarafından 1178 yılında Anadolu Selçuklu devletine bağlanmıştır.

    Anadolu Selçukluları Döneminde Çorum:
    II.Giyasettin Keyhusrev zamanında Çorum’un idari bölümlerinden Serleşkerlik ( Bölge komutanlığı ve Sancak beyliği)olduğu ve başında Hatirüddün Zekeriya adlı bir komutanın bulunduğu bilinmektedir. Anadolu Selçuklu Devleti 1243 Kösedağ Savaşında Moğollara yenildikten sonra Anadolu’da karışıklıklar çıkmış , 1276’da Kunduz Beyin oğlu Emir Celalettin , Çorum’daki Moğolları yenerek Çorum ve Amasya’yı kurtarmıştır.Çorum’daki Kunduzhan Mahallesi adı da bu beye ilişkin olarak verilmiştir.

    Osmanlılara Kadar Çorum:
    Selçuklu Devleti 1308 tarihinde yıkıldıktan sonra Çorum Anadolu’da kurulan beyliklerden Eretna Beyliği’nin daha sonra Kadı Burhanettin Ahmet Devletinin yönetimi altına girmiştir. Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt Anadolu’da birliği kurmaya çalışırken 1398’de Çorum , Osmancık , ve İskilip’ten sonra Amasya’yı alarak oğlu Çelebi Mehmet’i Amasya’ya Vali olarak atamıştır.

    Osmanlılar Döneminde Çorum:
    Çorum , 1398 yılında Yıldırım Beyazıt’ın fethinden Cumhuriyete kadar Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Ankara Savaşından sonra Timur’un himayesinde Amasya egemenliğini yürüten Çelebi Sultan Mehmet Çorum’da bir subaşılık kurarak tüm bu çevreyi Osmanlı yönetiminde tutmuş , 1413 yılında Anadolu’da birliği sağladıktan sonra oğlu II.Murat’ı Amasya’ya vali atamıştır. Bu dönemde Tokat , Sivas , Canik ( Samsun) Şebinkarahisar yanında Çorum Sancağı da Amasya’ya bağlı idi.

    GEZİLECEK YERLER :

    Alacahöyük Müzesi

    Adres: Alaca İlçesi, Alacahöyük Köyü

    Alaca İlçesi, Alacahöyük beldesinde yer almaktadır. Çorum Müze Müdürlüğüne bağlı olarak hizmet veren müzede ; Alacahöyük kazılarında elde edilen Kalkolotik, Eski Tunç Çağı, Hitit ve Frig Dönemine ait eserler ile yöreden derlenen Etnoğrafik eserler sergilenmektedir.Çorum'a 45 km. uzaklıktadır. Alacahöyük'te ilk yerel müze 1940 yılında teşhire açılmış, 1982 yılında ise yeni binasına taşınmıştır. İki katlı olan müzenin üst katında Hamit Zübeyr Koşay ve Remzi Oğuz Arık salonları bulunmaktadır. Kazı başkanlarının isimlerinin verildiği bu salonlarda Alacahöyük ve Pazarlı kazısında elde edilen eserler sergilenmektedir.

    Giriş salonunda ilk kazı malzemeleri, Kalkolitik Döneme ait el yapımı seramikler ile Eski Tunç Çağına ait 13 kral mezarının buluntu anını gösteren fotoğraflar ve pişmiş toprak eserler sergilenmektedir.

    İkinci salonda yer alan büyük duvar vitrinlerinde ; Hitit Dönemine ait pişmiş toprak , gaga ağızlı testiler, tabaklar, çanaklar, mangal ve maltızlar ile matara biçimli kaplar, orta vitrinlerde ise Eski Tunç ve Hitit dönemlerine ait bronz iğneler, kemik süs eşyaları, kalıplar, hayvan figürleri ve iki adet çivi yazılı tablet teşhir edilmektedir. Ayrıca aynı salonda Frig Dönemine ait tek vitrinde , Pazarlı eserleri arasında pişmiş toprak kabartmalı duvar levhaları, üzeri boyalı kaplar ve keklik biçimli riton yer almaktadır.

    Mahmut Akok Salonu olarak adlandırılan ve etnografik eserlerin sergilendiği alt katta ise, yöreye ait halı ve kilimler, ahşap tarım aletleri, dokuma tezgâhı ile Osmanlı Dönemine ait delici, kesici ve ateşli silahlar teşhir edilmektedir.


    Boğazköy Müzesi :Boğazkale /

    Çorum’a 84 km. uzaklıktaki Boğazkale ilçesinde yer almaktadır. Çorum Müze Müdürlüğüne bağlı olarak hizmet veren müzede Boğazköy-Hattuşa kazılarında açığa çıkartılan eserler ile çevreden elde edilen eserler sergilenmektedir.

    12 Eylül 1966 yılında açılan Müze, Boğazköy (Hattuşaş) kazılarında açığa çıkan ve çevreden müzeye gelen eserlerin depo ve sergilemesinin yapıldığı mahalli bir müze konumdadır.

    Hitit Dönemine ait eserlerin ağırlıklı olduğu müzede ; Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Frig, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler de sergilenmektedir.

    Örenyerleri ;

    Alacahöyük Örenyeri :

    Çorum’un 45 km güneyinde, Alaca İlçesinin 17 km kuzeybatısında yer almakta olup, Boğazköy’e 34, Ankara’ya ise 210 km uzaklıktaki Alacahöyük Köyü yerleşim alanı içerisindedir. Höyük, bilim alemine ilk kez 1835 yılında W.C.HAMİLTON tarafından tanıtılmış olup, bu yıllardan itibaren Orta Anadolu’yu ziyaret eden bilginlerin uğrak yeri olmuştur.

    Eski Tunç ve Hitit Çağında çok önemli bir kült ve sanat merkezi olan Alacahöyük’te 4 uygarlık çağı bulunmaktadır. Geç Kalkolotik çağını Eski Tunç, Hitit, Frig, Roma ve Bizans dönemleri takip eder. Örenyerinde Hitit İmparatorluk dönemine ait Sfenksli Kapı, şehrin batısındaki Poternli Kapı ve mimari eserler ile Hatti uygarlığının aydınlanmasına çok katkıları olan Alacahöyük Eski Tunç Çağı haneden mezarları ile yerel müzesi, Boğazköy ve Yazılıkaya’yı ziyaret edenler için aynı gün gezilebilecek önemli bir örenyeridir.

    Hitit İmparatorluk dönemine tarihlenen kalker temel üzerine andezit bloklarla inşa edilmiş iki kule arasında yer alan Sfenksli Kapı’nın genişliği 10 metredir. O, bir yolla bağlandığı büyük mabedin anıtsal geçididir. Dış girişin iki yanındaki büyük söğe bloklarının dış yüzleri Sfenks protomları ile süslüdür. Kulelerin dış ve iç yüzlerinde yer alan kabartmalar Fırtına Tanrısı onuruna kutlanan bir kült festivalini yansıtmaktadır.

    Alacahöyük kazıları , Orta Anadolu’nun kuzey bölgesinin kesintisiz stratiğrafisini veren tek merkez olması ve özellikle 13 kral mezarı ile eski Tunç dönemine, monimental mimari kalıntılarıyla Hitit dönemine ışık tutması açısından dünya arkeoloji literatüründe önemli bir yere sahiptir.

    Boğazköy Örenyeri :

    Boğazköy ( Hattuşa ) Örenyeri , Çorum ilinin 82 km güneybatısında yer almakta olup, Ankara’ya uzaklığı ise 208 km’dir. Hitit devletinin eski çekirdek bölgesinin merkezinde bulunan Boğazköy ( Hattusa ) örenyeri Budaközü Çayı vadisinin güney ucunda , ovadan 300 m. Yükseklikteki sayısız kaya kütleleri ve dağ yamaçlarının bölünmesiyle çevrili olarak kuzey ve batıda derin yamaçlarla sınırlandırılmıştır. Şehir kuzeye doğru açık olup, kuzey kısmı dışında diğer kısımları surla çevrilidir. Arkeolojik kazılarda gün ışığına çıkarılarak restore edilen ve artık bir açık hava müzesi niteliğinde ziyaret edilebilen kalıntılar, Boğazköy Tarihi Milli Parkı’nın da odak noktasını oluşturmaktadır. Hattuşa 1986 yılında, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınmıştır. Ayrıca burada bulunan çivi yazılı tablet arşivleri de 2001 yılından itibaren UNESCO’nun “Dünya Belleği Listesinde” yer almaktadır.

    Hattuşa’nın keşfi 1834 yılında Fransız mimar Charles Texier tarafından gezilmiş ve dünyaya tanıtılmıştır. Bu buluş aslında yalnızca Hattuşa’nın keşfi değil , tamamen unutulmuş olan Hititlerin keşfi olarak da tanımlanabilir. 1893-94’de Ernest Chantre’nin birkaç sondaj yapmasına ve ilk çivi yazılı tabletleri yayınlamasına kadarki dönemde pek çok bilim adamı ve gezgin Hattuşa’yı ziyaret eder. Muze-i Humayun müdürü Osman HAmdi Bey, 1906’da müzesi adına Makridi’nin sorumluluğunda Boğazköy kazılarını başlatmış, zamanın çivi yazısı uzmanı Assiriyolog Hugo Winckler’i de kazı heyetine alarak , burasının Hitit Başkenti Hattuşa olduğunu tespit etmişlerdir. 1931-1939 yılları arasında ve 2.Dünya savaşı nedeniyle verilen aradan sonra 1952’de yeniden başlatılan kazılar kesintisiz olarak Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından sürdürülmektedir.

    Antik Kapadokya bölgesinin kuzey sınırına yakın bir yerde bulunan ve arkeolojik kazılarla gün ışığına çıkartılıp restore edilen ve açık hava müzesi niteliğindeki ziyaret edilebilen Hititlerin başkenti Hattuşa-Boğazköy’deki kalıntılar, Boğazköy Tarihi Milli Park’ın temelini oluşturmaktadır. Yüz yıldır sürdürülen kazı ve araştırmalar Hattuşa-Boğazköy çevresindeki en erken yerleşmenin Kalkolotik çağda (M.Ö. 6000) olduğunu ortaya koymuştur. Eski Tunç Çağı’nda da sürekli yerleşmenin görüldüğü Hattuşa’da bu dönemi Asur Ticaret Koloni devri izler. Yazılı belgelere göre M.Ö. 2. binin başlarında Kuşar’lı Anitta Hattuşa Kralı Pijusti’yi yenip şehri tahrip eder ve şehri lanetler. Anitta’nın lanetine rağmen şehir M.Ö. 1600/1650 yıllarında Hitit Kralı 1. Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Hititlerin M.Ö.1200’de şehri çeşitli nedenlerle terk etmesiyle burada Erken Demir Çağı (Karanlık Çağ) başlar. Bu dönemi M.Ö. 9.yüzyılda Frig Çağı daha sonra Helenistik, Galat ve Roma/Bizans çağları takip eder.

    Boğazkale Yazılıkaya :
    Boğazkale, Hattuşa'nın 1.5 km. kuzeydoğusunda yer almaktadır. Hattuşa’nın en büyük ve etkileyici olan kutsal mekanı, şehrin biraz dışında yer alan, yüksek kayalar arasına saklanmış Yazılıkaya tapınağıdır. Özellikle ilkbahardaki yeni yıl kutlamalarında kullanıldığı sanılan bu Açıkhava tapınağında, ülkenin önemli Tanrı ve tanrıçaları alay halinde kayalara kabartma olarak işlenmiştir.

    Yazılıkaya Açıkhava tapınağında tabii kayalığa yapılmış olan, A odası olarak adlandırılan büyük galeri ile, B odası olarak adlandırılan küçük galeri yer almaktadır. Büyük galeri’nin ( A Odası ) batı duvarı Tanrı kabartmalarıyla, doğu duvarı ise tanrıça kabartmalarıyla bezelidir. Ayrı bir girişi bulunan Küçük Galeriyi ( B Odası ) girişin iki yanında bulunan aslan başlı , insan gövdeli cinler korumaktadır. B odasının batı duvarında sağa doğru ilerleyen 12 tanrı, doğu duvarında ise Kılıç Tanrısı ile Tanrı Şarruma ve himayesindeki Kral IV.Tudhalia yer almaktadır.

    Ortaköy Şapinuva :

    Çorum’un 53 km güneydoğusunda yer alan Ortaköy ilçesinin , 3 km güneyindedir. Ortaköy Hitit şehri ,Yeşilırmak Nehrinin üzerinde bulunduğu ve Kelkit’ten başlayan Koyulhisar-Reşadiye-Niksar üzerinden Amasya’ya doğru gelişen vadinin hemen sonunda yer almaktadır.Şehir derince bir vadinin kuzey yamaçlarındaki bir plato üzerine kurulmuştur.


    1990 yılında Prof. Dr.Aygül Süel ve Dr.Mustafa Süel başkanlığında kazı çalışmaları başlatılmıştır.1994 yılında Ortaköy’ün Hitit Çağı’ndaki adının Şapinuwa olduğu tesbit edilmiştir. Bu önemli Hitit şehri Hitit Devleti’nin başkentlerinden biridir.

    Yapılan çalışmalarda monumental yapılar günışığına çıkarılmıştır.Bu binalarda şu ana kadar sayıları dört bini aşan Hitit çivi yazılı tablet arşivleri ele geçirilmiştir. Bunların çoğunu Hititçe metinler oluşturur. İçerik olarak birbirleriyle ilişkileri, paleografileri ve buluntu durumlarına göre, Ortaköy –Şapinuva tabletlerinin büyük bir kısmının aynı döneme ait oldukları, Boğazköy ve Maşat Höyük belgeleri ile olan ilişkileri nedeniyle de bu tabletlerin Orta Hitit döneminin sonlarına tarihlendiği açıklanmıştır.

    Eskiyapar Örenyeri :

    Alaca ilçesinin 5 Km Batısında,Alaca-Sungurlu yolu üzerindeki höyük,Boğazköy’ün 25 Km Kuzeydoğusunda, Alacahöyük’ün ise 20 Km Güneydoğusunda yer almaktadır. Yapılan çalışmalar sonucunda Höyükte kesintisiz bir iskanın varlığı tespit edilmiş olup,Höyükte eski Tunç,Hitit,Frig,Roma ve iki safhalı Helenistik döneme rastlanmıştır.

    Höyükün Kuzeydoğu ve Batı kesimlerinde Hitit İmparatorluk çağı şehir surunun temelleri bulunmuş,dikdörtgen planlı,avluları taş döşeli binalar Boğazköy ve Alacahöyükteki binalardan farksız olarak ,Hitit üslubunda inşaa edilmişlerdir.Höyükün Güneydoğu kesiminde geniş bir alana yayılan eski Hitit dönemi mahallesinin yanmış evlerinden çok sayıda toprak eserler elde edilmiştir.Yine bu alanlarda bulunan kabartmalı kült vazoları burasının dini bir merkez olduğu görüşünü kuvvetlendirmiştir.Höyükte Hitit tabakaları altında yer alan eski Tunç çağı tabakalarında yapılan çalışmalarda ,bir evin tabanı altında altın ve gümüş objelerden oluşan bir defineye rastlanılmıştır.Gümüş vazolar,Suriye şişesi,gümüş merasim baltası ,değişik tiplerde altın iğne,boncuk,küpe ve bileziklerden oluşan define,bir taraftan Alacahöyük,Kültepe,diğer taraftan Truva ,Poliochni ve Kuzey Suriye-Mezopotamya buluntularıyla benzer olup bu buluntular Ankara Medeniyetler Müzesinde sergilenmektedir.

    Yörüklü (Hüseyindede Tepesi):

    İlimiz Sungurlu ilçesi,Yörüklü kasabası Hüseyindede tepesi olarak adlandırılan mevkiide bulunmaktadır.Yapılan çalışmalar sonucunda Eski Hitit dönemine ait iki ayrı kabartmalı vazo parçalarına yine aynı döneme ait olan tek mekanlı bir odada rastlanmıştır.Elde edilen parçaların restorasyon çalışmaları sonucunda birisinin inandık vazosu tipinde olduğu,diğerinin ise daha küçük ve boyun üzerinde tek filiz halinde Hitit dini törenlerini anlatan bir tasvir bantının olduğu tespit edilmiştir.Bu tasvir bantı üzerindeki en önemli sahneyi ise boğa üzerinde takla atan bir akrobat oluşturmaktadır.İnandık vazosu tipinde olan ve üzerinde 4 tasvir bantı olan büyük vazonun ağız kenarında küçük bir tekne ve başları içe bakan dört boğa başı yer almaktadır.Tasvir bantlarında konular yine Hitit dini törenlerini anlatmaktadır.Bu kabartmalı vazoların yanı sıra yapılan çalışmalarda Eski Hitit dönemine ait olan (formlarını daha önceden bilinen) Matara biçimli kap ve yuvarlak ağızlı yüksek boyunlu testiler de elde edilmiştir. 1998 yılındaki çalışmalarda ise teraslama tekniğinde yapıldığı ortaya çıkan Eski Hitit Dönemine ait mimari takip edilmiş olup, ileri ki dönemlerde kazı çalışmalarına devam edilecektir.


    Laçin Kapılıkaya Anıtsal Kaya Mezarı :

    Çorum’un yaklaşık 27 km. kuzeyinde, Kırkdilim mevkiinde oldukça sarp, kayalık ve akarsu tarafından yarılmış derin vadilerin oluşturduğu engebeli arazi üzerinde, kuzeye doğru uzanan bir kaya blokunun burun kısmının kuzey-batı köşesinde yer almaktadır.

    Komutan İKEZİOS’a ait hellenistik dönem kaya mezarı olup, M.Ö. II.yüzyıla tarihlenmektedir. Çay seviyesinden 65 m. Yükseklikteki kaya mezarının yamuk biçimli bir podyum zemini vardır.Bu podyumdan 8 basamaklı merdivenle ikinci platformda, oradan da 12 basamaklı merdivenle mezar önündeki podyuma geçilmektedir.

    Mezar odasının kapısı üzerinde “İKEZİOS”yazısı okunmaktadır. Mezar odası kareplanlı olup , girişin sağ ve solunda niş şeklinde oyulmuş ölü şekilleri vardır.

    İskilip Kaya Mezarı :

    İskilip merkezinde bulunan Osmanlı dönemine ait 100 m yükseklikteki tabi bir kaya üzerine inşa edilmiş, kalenin güney ve güneydoğu eteğinde Roma dönemine ait kaya mezarları bulunmaktadır. Güneydoğusunda bulunan kaya mezarının iki sütunlu dikdörtgen bir girişi vardır.Yuvarlak sütun gövdeleri yukarı doğru inmektedir. Başlıklarda bulunan bilezikler üzerinde oturmuş birer aslan bulunmaktadır. Sütun başlıkları üzerindeki üçgen alınlık içerisinde ise yatar durumda karşılıklı kanatlı iki aslan figürü bulunmaktadır. Kabartmalardan birinin elinde kılıç, diğerinin elinde kadeh mevcuttur. Mezar odası içerisinde iki adet ölü sekisi bulunmaktadır.

    Kuleler ve Kaleler :

    Saat Kulesi: l894 yılında Çorum’lu Beşiktaş Muhafızı Yedi Sekiz Hasan Paşa tarafından yaptırılmış olup, yüksekliği 27.5 m.dir. İlimizin tarihi bir simgesidir.

    Çorum Kalesi:

    Selçuklu mimari özelliği taşıyan Çorum Kalesinde halen iskan mevcuttur. Şehrin güneyinde yüksek bir tepe üzerinde kurulmuştur. Kare planlı olup, 80x80 ebatındadır. Yüksekliği 7.35 m. Duvarların genişliği 2.40 metredir. Kalenin kapısı kuzeyde olup, 2.70x3.30 m. Ölçüsündedir. Kalenin içerisinde büyük bir mescit bulunmaktadır. Kalenin kitabesi olmadığı için kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Danişmend veya Selçuklu Dönemine tarihlenen kalede düzgün kesme taş, moloz taş, Roma ve Bizans dönemine ait devşirme taşlar kullanılmıştır.

    İskilip Kalesi:

    Yüz metre yükseklikte, üç tarafı kayalık üzerine inşaa edilmiştir. Güneye bakan bir kapısı, kale içinde sol tarafta bir zindan odası vardır. Dört tarafında burçlar bulunmaktadır.

    Osmancık Kalesi:

    Yüksek bir tepe üzerine kurulmuş olan kalenin surlarının uzunluğu 250 m. Yüksekliği 30 m.dir İlk defa kimler tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte Roma Devrinde yapılmış olduğu sanılmaktadır. Kaleden Kızılırmağa gizli yollar mevcuttur. Kale duvarı örgülerinde Horasan harcı kullanılmıştır. Kale içinde kayalar oyularak yapılmış bir hamam harabesi mevcuttur. Kalenin ön kısmında bir kitabe, gözlemci yeri, kapısı ve burçlardan kalıntılar bulunmaktadır.


    Sungurlu Saat Kulesi:

    l892 yılında kaymakam Edip Bey tarafından yaptırılmıştır. İnşaat malzemesi olarak kesme taş kullanılan saat kulesi, kaide ve saç örgü kısmı dahil sekiz kısımdır. Saat çelik halat ve 50 kğ.lık kovalar vasıtasıyla çalışmaktadır.
     
  5. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.256
    Beğenilen Mesajlar:
    596
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Karadeniz Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi

    KİRAZIN ANA YURDU,FINDIĞIN BAŞKENTİ... GİRESUN

    [​IMG]

    GİRESUN,Aksu ve Batlama Vadileri arasında denize doğru sokulan bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Doğu Karadeniz'in tek adası olan Giresun Adası sahilden yaklaşık 2 km. uzaklıktadır. Giresun ve çevresindeki dağlar, vadiler ve dik kıyılar geniş yer kaplar. İl topraklarının omurgasını teşkil eden Giresun Dağları kıyıdan 50-60 km. uzaklıkta denize paralel bir duvar halinde uzanarak ili bir çok yerden farklı iki kesime ayırır.

    Yeşille mavinin kucaklaştığı, anadolumuzun kuzey doğusunda inci bir şehir… GİRESUN, 6.934 kilometre karelik yüzölçümü ile ülkemizin binde 8.5 ini kapsar.Kirazın anavatanı, fındığın başkenti olarak bilinen Giresun özellikle yayla turizmi anlayışının gelişmesiyle birlikte Kümbet, Bektaş, Yavuz Kemal Sisdağı, Paşakonağı gibi yaylalarıyla gündeme gelmiştir.
    Şehirleşmenin getirdiği bir takım faktörlerin insanoğlunu bunalttığı, deniz-güneş turizminden bıkmış kitlelerin, bir kaçış mekanı olan yaylaları, temiz havasının yanında; konuklarının göz zevkine hitap edecek şekilde yeşilin her tonuyla adeta bir doğa harikasıdır.

    Özellikle yaz sıcağına dayanamayan ve serin bir yaz tatili geçirmek isteyen ziyaretciler için; Koçkayası Yayla Tatil Köyü projesi tamamlanmış ve hayata geçirilmiştir.

    Giresun iklimi bitkilerin yaşayıp gelişmesine elverişli olduğundan, ormanlar deniz kıyısından başlayarak 2000 metre kadar yükselir, bölgenin karayele açık olması bitki örtüsünün gür olmasını sağlar. İlin güney bölgelerinde daha çok bozkır bitki örtüsü ön plana çıkar.

    Giresun'un yer aldığı Doğu Karadeniz Bölgesi ülkenin en çok yağış alan bölgesidir. İklim özellikleri ve doğal bitki örtüsü bakımından Giresun'un kuzey ve güney kısımları birbirinden farklılık gösterir. Ilıman iklimin hakim olduğu ilde yazlar genellikle orta sıcaklıkta kışlar ise ılık geçer.

    Hititlerden sonra, Frig, Miletos, Bizans,Selçuklu ve Osmanlılar şehre hakim olmuşlardır.


    GEZİLECEK YERLER :

    Giresun Adası :

    Giresun Adası Karadeniz'in tek adası olan Giresun Adası kıyıdan bir mil açıkta yer almaktadır. 40.000 metrekare alana sahip olan ada, Aksu şenliklerinde ve yaz aylarında özel seferlerle ziyaret edilmektedir.

    Geleneksel Giresun Evleri :

    Kalenin güneydoğusunda yer alan ve Zeytinlik Mahallesi adını alan semt eski tarihi Giresun evlerinden oluşur. Korunmaya alınmıştır ve ziyaretçilerin uğrak yeridir. Eski evlere meraklı olanlar için gezilip görülecek ilginç bir semttir.

    Kaleler :

    Giresun Kalesi: Oldukça zengin bir tarihi kültüre sahip olan kale, şehrin merkezine kurulmuştur. Kalede Milli Mücadele Kahramanı Topal Osman Ağa'nın anıt mezarı, tarihi saray kalıntıları, mağaralar, kaba taşlarla örülmüş surlar ve taş kabartmalar görülebilecek önemli noktalardır.

    Kilise ve Türbeler :

    Katolik Kilisesi: (Çocuk Kütüphanesi )Çınarlar mahallesinde Çocuk Kütüphanesi olarak hizmet veren bina 18. yy. gotik mimarisi tarzında inşa edilmiştir. Günümüze kadar özgün yapısını korumuştur.

    Seyyit Vakkas Türbesi: Kapu Mahallesi'nde bulunan 19. yy.dan kalma bir türbedir. Fatih Sultan Mehmet zamanında büyük yararlılıklar gösteren ve bir çatışma sırasında şehit düşen uç beyi Seyyit Vakkas'a aittir. Kendisi 15.yy.da yaşamış olmasına rağmen türbesi 19. yy.da yaptırılmıştır

    Plajlar :

    Giresun kentinin doğu ve batısındaki sahiller kilometrelerce uzayıp giden doğal plajlar durumundadır. Kent merkezine yaklaşık 5 km. uzaklıkta yer alan, Arif Kumaş, Giresun, Belediye, Emniyet, Tabya ve Jandarma plajları Giresun'un başlıca plajlarıdır. Giresun'da kamping yapılacak plajlar Arif Kumaş, Bulancak Belediye, Keşap Düzköy Belediye Plajı, Tirebolu Plajıdır. Ayrıca yaz aylarında Giresun Adası ile Giresun Limanı arasında her akşam Mavi Tur düzenlenmektedir.

    Kaplıcalar ;

    Giresun doğal maden suları ile de ünlüdür. İnişdibi Madensuyu, Çaldağ Maden Suyu; Batlama Deresi üzerindedir. Şişelenmesi yapılarak pazarlanan bu maden suları, böbrek taşlarına iyi gelmekte, hazmı kolaylaştırmaktadır. Pınarlar Maden Suyu, Şebinkarahisar yolu üzerinde Kulakkaya yol ayrımında bulunmaktadır.

    Giresun Yaylaları :

    Kümbet Yaylası ;
    Ulaşım: Giresun'un 52 km. güneyinde Dereli İlçe sınırlarındadır. Dereli ilçesine kadar 30 km. yol asfalt, Dereli-Kümbet Yaylası arası 22 km. ham toprak yol olup, yaz aylarında dolmuşlarla gidilebilir. Kümbet yayla gezisi gidiş İkisu, dönüş Güdül üzerinden yapılırsa, çok güzel manzaralar görülebilir.

    Özellikler:
    1. 640 m. rakımlı yaylada alt yapı hizmetleri tamamlanmıştır. PTT acentesi, sağlık ocağı, bakkal, kasap, manav, et lokantası, fırın, kır kahvesi, ve oto tamircisi hizmet vermektedir.

    Aymaç tepesi, Melikli obası, Yavuzkemal gibi çok sayıda yayladan oluşan Kümbet yaylaları kamp ve piknik alanı olarak yoğun kullanılmaktadır. Kümbet'in 2 km. batısındaki Aymaç eşsiz bir zirvedir. Aymaç'da Temmuz ayının ikinci pazar günü yayla şenlikleri yapılmaktadır. Temmuz ayının üçüncü cumartesi günü Sis dağı Otçu şenlikleri yapılmaktadır.

    Kümbet yaylasında, el dokuması kolan ve örme sepet satılmaktadır. Kasaplarda sadece kuzu eti satılması, Kümbet yaylasının özelliklerinden biridir.

    Konaklama-Yeme-İçme:
    Yaylada 10 yataklı bir otel bulunmaktadır. Temel ihtiyaçlar yayladan karşılanabilir. Kümbet yaylasının bir Km. kuzeyinde orman içinde Salon çayırı mevkiinde, Orman işletmesi kamp tesislerinden yararlanılabilir.

    Hanalanı (Kulakkaya) Yaylası :

    Ulaşım:
    Giresun'un güneyin de yer alan yaylaya 38 kilometrelik toprak yolla ulaşılmaktadır. Yaylaya gitmek için Bektaş yaylasına giden dolmuşlar kullanılabilir.

    Özellikler:
    1. 500 m. rakımlı yayla doğal botanik parkı özelliği taşımaktadır. Tamamen bakir durumdadır.

    Konaklama-Yeme-İçme:
    Yayla evleri yöre halkı tarafından kullanılmaktadır. Kamp kurmak isteyenler çadır ve temel ihtiyaç malzemelerini beraberinde getirmelidir.

    Melikli Obası Yaylası :

    Ulaşım: Giresun'un 40 km. güneyinde bulunan yaylaya, Giresun'dan minübüslerle gidilebilir.

    Özellikler:
    1. 500 m. yüksekliktedir. 2 km. yakınında bulunan Yavuzkemal beldesindeki sağlık ve PTT hizmetlerinden yararlanılabilir.

    Konaklama-Yeme-İçme:
    Konaklama için kamp malzemeleri getirilmelidir. Yayladan et ve süt mamulleri, ekmek, yumurta satın alınabilir.

    Bektaş Yaylası :

    Ulaşım:
    Giresun'un 59 km. güneyinde, toprak yolla ulaşılan yaylaya yaz kış minibüs bulunmaktadır.

    Özellikler:
    2. 000 m. yükseklikte bulunan yayla ağaç yetişme sınırı üzerindedir. Yol üzerinde bulunan Despot kayası ve Gelin kayası birer doğa harikasıdır. Bektaş yaylasının 1 km. doğusundaki Kurttepe mevkii, kışın kayak yapmaya uygundur.

    Elektrik, su, PTT gibi altyapıya sahip olan yaylada; bakkal, kasap, fırın ve kır kahveleri bulunmaktadır.

    Konaklama-Yeme-İçme:
    Yaylada 2 yıldızlı 72 yataklı otel bulunmaktadır. Ayrıca, Alçakbel orman içi dinlenme ve piknik alanında bulunan 3 adet dağ evi, çocuk parkı ve restauranttan faydalanılabilir.

    Mesire Yerleri :

    Giresun-Trabzon sahil yolu üzerinde ve Giresun kent merkezine yaklaşık 4 km. mesafede bulunan Aksu Deresi Ağzı'nda da gezi eğlenme ve dinlenme amacıyla binlerce kişi bir araya gelir. Halen her yıl 20-23 Mayıs tarihleri arasında tertiplenen "AKSU ŞENLİKLERİ" ile yüzlerce yıllık geçmişe sahip Mayıs Yedisi geleneği yaşatılmaya çalışılmaktadır.

    Sportif Etkinlikler :

    Giresun'a 60 km. uzaklıktaki Karagöller dağ silsilesi yürüyüş sporu için çok elverişlidir. En önemli parkurlar; Eğribel-Çoban Bağırtan, Turna Ovası-Kümbet, Eğribel-Avşar Obası-Sağrak Gölü, Kırklar Tepesi-Karagöl Tepesi-Aygır Gölü-Elmalı Obası. Yürüyüş parkurları rakımı 2.250 metrenin üzerindedir.

    Müzeler :

    Gogora Kilisesi - Müze:
    18. yüzyılda yapılmış olan ve halen müze olarak kullanılan kilise şehrin karayolu kenarında bulunmaktadır. Müzenin içinde antik eserler, taş kabartmalar, eski tarihlerde kullanılan silah, giysi ve para örnekleri sergilenmektedir.

    Kuvâ-yı Milliye Ve Osman Ağa Müzesi:
    Milli Mücadelede Giresunlu Kuvâ-yı Milliye kahramanlarımızın anılarını yaşatacak resim, büst ve belgeler bulunmaktadır. Müzede tarihi Giresun fotoğrafları, Atatürk' ün Muhafız Alayı Komutanı Topal Osman Ağa ve Giresun uşaklarının fotoğrafları ile Giresunlu şehitlerin fotoğrafları yer almaktadır. Ayrıca Topal Osman Ağa'nın ve Binbaşı Hüseyin Avni Alpaslan'ın büstleri ile tarihi tüfek, tabanca ve kitaplar bulunmaktadır.


    Ne Yenir ?
    Giresun denilince akla karalahana ve hamsi gelir. Bunun yanında mısır unundan yiyecekler yapılır. Yemeklerden bazıları; Karalahana Çorbası, Karalahana Diblesi, Isırgan Püresi, Mısır Ekmeği, Fasulye Turşusu, Kiraz Duzlaması ve Pezik Mıhlamasıdır.


    Yapmadan Ayrılma :
    Giresun Kalesini, yaylaları ve müzeyi, Giresun pidesi, yaylada et, alabalık ve yöreye özgü yemeklerin (Kara lahana çorbası, karalahana diplesi, hamsi ve balık çeşitleri) yemeden,

    Fındık, Peştemal ve Kazancılar Çarşısı'nda satılan el yapımı hediyeliklerden satın almadan dönmeyin
     
  6. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.256
    Beğenilen Mesajlar:
    596
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Karadeniz Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi

    AZ BİLİNEN GİZLİ CENNET... GÜMÜŞHANE

    [​IMG]

    Doğu Anadolu ile Karadeniz Bölgesi arasında, Çin-Trabzon Tarihi İpek Yolu Güzergahı üzerinde, tarih ile doğal güzelliklerin kucaklaştığı, zengin Gümüş Madeni ocaklarından dolayı Gümüşhane adını taşıyan bir ildir.

    Gümüşhane Milattan Önce 3000 ‘ lere uzanan tarihi içerisinde bir çok uygarlıklara ev sahipliği yaparak bu kavimler mozaiğinin izlerini günümüze taşımaktadır.

    Denize 100 km. uzaklıkta olan ilin klima özelliğini sahip havası, sahip olduğu eşsiz doğal güzellikleri, yer altı resim sergisini andıran zengin oluşumlu mağaraları, 450 ‘ ye yakın yaylası, çok sayıda antik kentleri, doğal park alanları,zengin flora ve faunası bakir bir turizm potansiyeline sahiptir.

    Gümüşhane ve çevresi, Doğu Anadolu ile Karadeniz Bölgesi arasında bir geçiş noktası oluşturmaktadır. Bu özellik bitki örtüsünde de görülmektedir. Yükseltinin 1500 metreyi aştığı kesimlerde kızıl çam, kayın, ardıç ve meşe türlerinin hakim olduğu orman kümeleri bulunur.

    İlde av hayvanları çeşitli ve boldur. Kış aylarında kınalı keklik, tavşan, tilki, ayı, domuz, toy, ördek, bağırtlak, kır hindisi, bıldırcın avları yapılmaktadır.

    Genel olarak Gümüşhane'de iklim yazları oldukça kurak kış ve bahar ayları yağışlı geçen bir karaktere sahiptir. Deniz seviyesinden yükseldikçe karasal iklimin özellikleri gözlenmektedir.

    Gümüşhane yöresindeki arkeolojik buluntular, yerleşik yaşamın M.Ö. 3000 yıllarına dek uzandığını göstermektedir. Bölgede bilinen ilk halk M.Ö. 2. binin ortalarında ortaya çıkan Azzi ve Hayaşalardır. Bu nedenle, Gümüşhane’yi de içine alan bölgeye Azzi-Hayaşa ülkesi deniyordu. Yine M.Ö. 2. binde Mezopotamya’dan gelen Assurlu tüccarların, Gümüşhane ve yöresinde bulunan maden yatakları nedeniyle bölgeye ilgi duydukları bilinmektedir.

    Hitit İmparatorluk döneminde de Gümüşhane çevresindeki gümüş yataklarının işletilmesiyle, bölge zenginlik kaynağı olma özelliğini sürdürmüştür. Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra bölgeye Urartular hâkim olmuş, M.Ö. 8. yüzyıl sonlarına doğru Kimmer-İskit akınları başlamıştır. Bu dönemde halkın büyük çoğunluğu yerini yurdunu bırakarak güneye ve batıya doğru göçe başlamıştır. Daha sonra yöreye sırasıyla Medler, Persler ve Pontos Krallığı egemen olmuştur. M.Ö. 1. yüzyılda bölgede Romalıların hâkimiyetinin yayıldığı görülmektedir. M.S. 395’te Bizans İmparatorluğu toprakları içerisinde kalan Gümüşhane, M.S. 7. yüzyılda Bizans-Hazar askeri işbirliğine konu olan topraklar arasındaydı.

    M.S. 7. ve 8. yüzyıllarda Arap egemenliğine giren bölge toprakları, sonradan yeniden Bizans egemenliğine girmiş, 11. yüzyılda Saltuklular tarafından fethedilmiştir. 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet Trabzon Rum İmparatorluğu’nu yıkarak yöreyi Osmanlı egemenliği altına almıştır. 7 Temmuz 1916’da Ruslar tarafından işgal edilen Gümüşhane, 15 Şubat 1918’de işgalden kurtarılmıştır.


    NE ALINIR?

    Gümüşhane'de üretilen pestil-kömeyi ve kuşburnu ürünleri, Kelkit'ten zilli kilimi, Torul, Kürtün ilçelerinden Hereke tipi ipek ve yün halıları, ağaç işleri ürünlerini satın alınabilecek ürünlerdir.

    GEZİLECEK YERLER :

    Gümüşhane Evleri :
    Ana yapı malzemeleri taş, kerpiç, ahşaptır. Evlerin plan olarak arz ettikleri şema ortada bir avlu ve iki yana dizilmiş mekanlardan meydana gelmiştir. Evlerin alt katları ailelerin günlük ihtiyaçlarını karşıladıkları mutfak, banyo, wc, kiler ve günlük yaşamın diğer mekanlarından oluşur. Üst katlar ve çatı katı ise yatak odası ve misafir odaları şeklinde düzenlenmiştir. Evlerin dış görünümü doğal peyzaja olağanüstü uyum sağlamaktadır. Günümüz mimarisine örnek olacak tip ve güzelliktedir.

    Sarıçiçek Köy Odaları :
    Gümüşhane Sarı çiçek Köyünde bulunan odalar şehir merkezine 27 km mesafededir. Odalar Hacı Ömer Ağa tarafından yaptırılmıştır. Köye gelen misafirlerin ağırlanması için yaptırılan odalar 200 yıllık tarihe sahiptir. Odalar ahşap işlemeleri , renga renk boyamaları ile ilk günün tazeliği ve zerafeti ile halk sanatının gücünü yansıtmaktadır.Çekici işleme motifler,ahşap işlemeler birbirine çivisiz bir teknikle monte edilmiş ,perde motifleri hatırlatan parçalı rokoko tarzında stilize yapraklardan ibaret bir ahşap süsleme kullanılmıştır. Yapıtlar rokoko ve Ampir üsluplar yanında yer alan klasik üsluplarda kullanılmış, Türk mimarisinin erken örneklerindendir.

    Örenyerleri :

    Eski Gümüşhane:
    Harşit Irmağı’na dökülen, Musalla Deresi’nin yamaçlarında ve bugünkü kent merkezinin 4 km. güneybatısında bulunan ilk yerleşim yeridir. Zaha/Zanka daha sonra Argyropolis, Canca, Eskişehir adlarıyla bilinen yerleşimin ilk kuruluşuna ilişkin bilgiler kesin değildir. Yörede yaklaşık 35 kale kalıntısı bilinmektedir. Bunların Roma ya da Bizans dönemlerinde yapıldığı sanılmaktadır.

    Santa Harabeleri:
    Yağmurdere bucağı sınırları içerisinde olup, merkez ilçeye 90 km. uzaklıkta bulunmaktadır. Yerleşimin 17. yüzyılda kurulduğu sanılmaktadır. Santa yerleşimi 9 mahalleden ve 300’ü aşkın yapıdan oluşmaktadır.

    Satala Antik Kenti (Sadak Köyü):
    Kelkit ilçesinin 17 km. güneydoğusunda Sadak köyündedir. Yörede XV. Legio Apollinaris armalı tuğla parçaları bulunmasıyla, buranın antik Satala kenti olduğu kesinleşmiştir. Bizans tarihçisi Prokopius, kentin tepelerle çevrili bir ovada kurulduğunu, İmparator Iustinianus’un surları onarttığını bildirmektedir. Satala kenti, Roma Lejyon Kampı çevresinde kurulup, gelişmiş ve imparatorluk döneminde Latin kültür merkezi olmuştur. Satala Kalesi su kemerleri, tiyatro, agora ve diğer yapı kalıntıları kent ve çevresinde görülebilir durumdadırlar. Satala Kalesi’nin, Bizans İmparatoru Iustinianus tarafından onartıldığı bilinmektedir.

    Kaleler :

    Canca Kalesi:
    Bu kaleye Vank köyünden ve Kale Deresi denilen vadiden gidilmektedir. Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde bu kaleden bahsetmektedir. Kale, doğu-batı istikametinde arka arkaya üç bölümden oluşmaktadır. Ayrıca yüksek duvarlar ile takviye edilmiştir.

    Kov Kalesi:
    Merkez ilçe sınırları içerisindedir. Gümüşhane-Erzincan karayolunun 21. km’sinde eski ismi Kov olan Esenyurt köyünün sınırları içindedir. Kaleye karayolundan ayrılan stabilize bir yolla ulaşılır.

    Akçakale:
    Gümüşhane’nin Bağlarbaşı semtindedir. Kale olarak anılmakla beraber, küçük bir istihkam yeridir. Kale, bir kaya kütlesinden faydalanılmak suretiyle inşa edilmiştir. Daha sonra yapının üst kısmı tamamen yıkılmıştır.

    Keçi Kalesi:
    Merkez ilçe sınırları içerisindedir ve Kale bucağından geçen transit yol üzerinde bulunmaktadır. Bu kaleye halk arasında Kokanes veya Koans da denir. Kale, çok sarp bir kayalık üzerinde yer almaktadır. İhtişamlı bir görünüşe sahip olan bu kalenin iki yolu vardır. Kaleye giriş doğudandır. Kale, doğu ve batı tarafından yüksek kalelerle takviye edilmiştir. Kale içerisinde bulunan iki yapı dikkati çekmektedir. Toprak seviyesinden biraz yüksekte olan yuvarlak kemerler dikdörtgen şeklindeki mekânlara aittir. Arka arkaya bulunan bu iki yapının aydınlığı sağlayacak hiçbir penceresi mevcut olmadığından, bunların zindan olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. Kalede ayrıca vadiye inen gizli su yolları da mevcuttur.

    Torul Kalesi:
    Torul ilçesinde bulunan kalenin hangi devirde yapıldığı bilinmemekle birlikte, Cenevizliler döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Uzun Hasan’ın ölümünden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından alındığı bilinen kalenin sur duvarlarından bir bölümü ayaktadır.

    Gümüşkaya Kalesi:
    Dibekli köyünün kuzeyinde dağlar arasındadır. İki dağ arasına açılmış girişin üzerindeki yazıt yeri boştur. Kalenin yakınındaki kayalarda gözcü kuleleri, kale içinde düzgün tabanlı, duvarlarında nişler bulunan küçük bölmeler vardır. Yapının çevresinde taş basamaklar yuvarlak bir yapı kalıntısı ve su deposu bulunmaktadır. Burada çeşitli dönemlerden çanak, çömlek, çini parçaları, cam gereçler, gözyaşı şişeleri, ikonlar ve takılar bulunmuştur.

    Gümüştuğ (Avliyana) Kalesi:
    Torul ilçesine 30 km. uzaklıkta Gümüştuğ köyündedir. Irmağın her iki yakasındaki kalıntılarda Bizans döneminden silahlar, “Konstantinata” basımlı sikkeler bulunmuştur. Sol kıyıda bulunan kalede, 1,5 m. yükseklikte, biçimlendirilmiş beş sütunun, bir tapınağın kalıntıları olduğu bilinmektedir.

    Camiler ve Kiliseler :

    Süleymaniye Camisi:
    Eski Gümüşhane yerleşim yerinde, Süleymaniye Mahallesi’ndedir. Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptırdığı cami, onarımlar yüzünden özgünlüğünü yitirmiştir. Selçuklu geleneğini sürdüren dikdörtgen planlı yapı, mihrap önüne dikey uzanan üç neften oluşmaktadır. Kalın, silindirik gövdeli minare sağlamdır. Geçmişte 6 ahşap direğin taşıdığı düz toprak dam değiştirilmiş, çatıyla örtülmüştür. Camiye bitişik medrese günümüze ulaşamamıştır.

    Küçük Cami:
    Eski Gümüşhane yerleşim yerinde Süleymaniye Camii’nin arkasında bahçeler içindedir. Yapımıyla ilgili bilgiler kesin değildir. 12. yüzyıl başlarında Danişmendlilerin yöreye gelişlerinden sonra yapıldığı sanılmaktadır. Kare planlı, tek kubbelidir. Yaklaşık 10 m. yüksekliğindeki kubbe küçük taşlarla örülmüştür. Kapı ve pencereler yuvarlak kemerlidir. Sivri kemerli mihrap, gri renkte taştan yapılmıştır.

    Hagios Georgios Manastır Kilisesi:
    Hutura köyüne giden yolun sağında, tepe üstünde manastır kalıntısı ve kilise vardır. 14. yüzyılın ilk yarısında Trabzon Prensi Aleksios Komnenos yaptırmıştır. Kilise 1509'da keşiş Ananias, 1624'te Georgios Stratilatis tarafından onartılmıştır. Ayrıca Sultan II. Abdülhamit döneminde onarıldığını gösteren yazıtı da vardır. Haç planında, kubbeyle örtülü bir yapıdır. Apsis önüne yerleştirilen birer payeyle doğu-batı yönüne genişleme göstermiştir. Haç kolları beşik tonoz örtülüdür. Ana ve yan yüzler yarım sütunçelerle üç bölüme ayrılmış, bu bölümlere yuvarlak kemerli pencereler açılmıştır. Batı yönünde, ortada üstü kapalı sütunlu ana giriş vardır. Yapı, bitki (üzüm, kıvrık dal, palmiye), halat, ejder motifleri ile bezelidir. Pencere üstlerinde İsa'nın monogramları ve Aziz Georgios'un simgeleri işlenmiştir.

    Ayvalos Kilisesi:
    Kilise, merkez ilçe sınırları içerisinde olup, Mescitli köyünden Arnavutlu Yaylası’na giderken yolun sağında yer almaktadır. Küçük, dikdörtgen planlıdır. Kapısı düz olup, üzerinde beşik tonozlu alınlığı vardır. İç duvarlardaki freskler halen belli olmakla birlikte, genelde tahrip olmuştur.

    Çakırkaya (Kalur) Kaya Kilisesi:
    Şiran ilçesinin Çakırkaya köyündedir. Kaya kütlesinin düzgün ve özenli bir işçilikle oyulmasıyla oluşturulmuştur. Doğu-batı yönünde üç nefli bazilika planındadır. Öbür yan duvarlarda yalancı kemerlerle devinim sağlanmıştır. Kilise önünde odalar, bitişiğinde bir kaya şapeli vardır. Ancak planı ve mimari öğelerinin Trabzon kiliseleriyle benzerliği göz önüne alınarak 14. yüzyıla tarihlendirilmektedir. Ortadaki sütunlar yıkılmış durumdadır. Kaya kilisesi olması açısından ilginç bir örnektir.

    Panaghia (Meryem Ana) Manastır Kilisesi:
    Torul ilçesinin, Büyük Çit Vadisinde, Çit Deresi'nin sol tarafındaki yamaç üzerindedir. Yüksek duvarlarla çevrili avlu ve kilise kalıntısı görülebilir. Khaldea Metropolitliği’ne bağlı 7 kiliseden biridir. Kiliseyi ilk kez 890-900 tarihleri arasında üç keşişin kurduğu bilinmektedir. Daha sonra Trabzon Komnenosları döneminde ve 19. yüzyılda onarılmıştır. Haç planlı yapının daire biçiminde üç apsisi vardır. Ana mekânı örten kubbe, Trabzon Ayasofya Kilisesi’ndekine benzemektedir.

    Olucak (İmera) Manastır Kilisesi:
    İl merkezine 15 km. uzaklıktaki Olucak köyündedir. Olucak (İmera) köyü eski yerleşimdir. Manastır, yerleşim yerinde günümüze en sağlam gelen yapılardan biridir. köye hâkim geniş bir alana yapılmıştır. Bahçe duvarının kuzey bölümünde şapel ve bir kaç odacık bulunmaktadır. Yazıtında 1350 tarihinde yaptırıldığı belirtilmekle birlikte 19. yüzyıl içinde onarım gördüğü sanılmaktadır.

    Sanata Çakallı Kilisesi:
    Çakallı (Yaylaköy) yerleşim yerinin merkezinde yer almaktadır. Kilise üç nefli ve bazilika planlıdır. Kilisenin ana taşıyıcı duvarları genelde sağlamdır. Örtüsü tamamen yıkılmıştır. İki girişten biri batıda diğeri ise kuzeydedir. Işıklandırma dengeli bir biçimde yan duvarlar ve apsislere yerleştirilmiş pencerelerle sağlanmıştır. Köşelerde yontu taşı kullanılmıştır. Kilise 19. yüzyıl mimari özelliklerini taşımaktadır.

    Pavrezi Şapeli:
    Merkez ilçe sınırları içerisinde bulunan şapel, Mescitli (Beşkilise) köyü yakınında Pavrezi'dedir. Küçük boyutlarda, dikdörtgen planlı, tek nefli bir yapıdır. Apsisin beşik tonozunda 1405'de yapıldığını gösteren yazıtı vardır. Yapı, iç duvarlarını süsleyen freskleri ile ünlüdür. Bu duvar resimlerinde, İncil’den alınan sahneler ve kilise büyükleri canlandırılmıştır. Bunlar son dönem Bizans resminin başarılı örnekleridir.

    Limni Gölü:
    (Soğuksu Ormaniçi Dinlenme Yeri ) Torul İlçesi Zigana köyünde bulunan Limni krater gölü ve çevresi sahip olduğu zengin flora ve faunası yanında özel klima özelliğine sahip havası, 200 ün üzerinde barındırdığı endemik bitki çeşidi ile sağlıklı , huzur verici, tatil ve kamp-karavan imkanı sunan, olağanüstü doğa güzelliği sunan bir mekandır.

    Limni gölüne Gümüşhane’ ye 25 km. olan Torul İlçesine Gidilerek ulaşılmaktadır.

    Tomara Şelalesi:
    Şelale Doğu Karadeniz Bölgesi Gümüşhane İli Şiran İlçesine 25 km mesafede bulunan Seydibaba Köyündedir.

    Tomara Şelalesi adeta kayaları patlatarak 15-20 m. genişliğinde bir alandan çıkarak yaklaşık 25-25 metre yükseklikten yatağına dökülmektedir. Şelale ve çevresinin zengin flora ile oluşturduğu uyumlu peyzajı görülmeye değer güzelliktedir.

    Şelale çevresinde yeme içme ve dinlenme öncü tesisleri bulunmaktadır.


    Meryem Ana Köprüsü:
    Büyük Çit Vadisi’nde ve Çit Deresi üzerinde aynı adı taşıyan iki köprü vardır. Her iki köprünün de Meryem Ana Kilisesi’ne ulaşımı sağlamak amacıyla yapıldığı sanılmaktadır. Hafif sivri kemerli, küçük taşların dizilmesi ile yapılan köprü tek ve geniş gözlüdür. Günümüzde de kullanılmaktadır.

    Gümüşhane Köprüsü:
    Gümüşhane’nin merkezinde Harşit Çayı üzerinde Köprübaşı denilen yerde iki caddeyi birbirine bağlayan köprü, biri büyük diğeri küçük iki gözden oluşmaktadır. Yontma taşlarla inşa edilen köprünün iki gözünün ortasında yapılış kitabesi vardır. Mermer üzerine sülüsle yazılan kitabeye göre, 1575’te Ferruh Zad oğlu Halifi tarafından yaptırılmıştır. Bu tarih III. Sultan Murat’ın saltanat günlerine tesadüf etmektedir.

    Kamberli Köprüsü:
    Gümüşhane’nin Canca Mahallesi’ndedir. Harşit Çayı üzerinde yer alan köprü, tek gözlüdür ve yontma taşlarla inşa edilmiştir. Kısmi bir onarımdan geçirilen bu köprünün kitabesi yoktur.

    Ardesa Köprüsü:
    Torul ilçe merkezinde bulunan köprü 1890 senesinde kesme taştan yapılmıştır. Dere yatağı içinde bulunan iki ayak ve kenarlardaki ayaklar üzerinde yükseltilmiştir. Ayaklar arasında yuvarlak kemerler bulunmaktadır.

    Zigana Yaylası :
    Ulaşım: Gümüşhane - Trabzon yolunun 60 kilometresinde bulunan Zigana tünelini geçtikten sonra doğuya 3,5 km. stabilize yolla ulaşılır. Zigana'ya Trabzon merkezden 112 km. asfalt yolla ulaşılabilir.

    Özellikler: 2. 032 m. yükseklikteki Zigana yaylası aynı zamanda kayak merkezidir. Her türlü alt yapı hizmeti tamamlanmış durumdadır.
    Zigana, yaz aylarında çim kayağı, kış aylarında kayak turizmine elverişli ender beldelerimizden biridir. Nemli deniz iklimi ile kara iklimi arasında çok ilginç bir bölgemizdir.

    Zigana yaylasından 3 km. patika yolla ulaşılan Limli (Saranoy) gölü görülmeye değerdir. Limli gölüne araç ile Kalkanlı köyü içinde geçen 11 km. asfalt, 8 km. toprak yolla ulaşabilir. Kalkanlı köyünde, elektrik, su, PTT bulunmaktadır. Yaz kış, bakkal, kasap, manav, kır kahvesi işletilmektedir.

    Konaklama-Yeme-İçme: Kayak merkezi olarak kullanıldığından, yaylada her türlü konaklama ve yeme-içme yerleri bulunmaktadır.

    Şiran - Tomara Şelalesi :

    Ulaşım: Şiran ilçesinin 14 km. güney-batısında stabilize yolla ulaşılan Tomara şelalesinin 2 km. yakınındaki Seydibaba köyüne kadar dolmuşlarla gidilebilir. Seydibaba Köyü ile Tomara şelalesi arası bir kilometredir.

    Özellikler: Bir kaynaktan çıkan çok miktarda suyun 8 m. yükseklikten dereye akmasıyla oluşan Tomara şelalesi suyu, oldukça soğuktur. Bakir durumdaki Tomara şelalesi çevresi gürgen, fındık, meşe türü yeşil bitki örtüsü ile kaplıdır.

    Tabiatın insan eliyle bozulmadığı, bahçeler içindeki Seydibaba köyünde, Tomara Şelalesi yakınında kamp kurulabilir, kırsal yaşamı bütün canlılığı ve sadeliği ile yakından tanınabilir.

    Konaklama-Yeme-İçme: Bakir durumdaki Tomara Şelalesi civarında herhangi bir tesis bulunmamaktadır. Konaklama için kamp malzemeleri getirilmelidir. Temel ihtiyaç malzemeleri yakındaki Seydibaba köyünden temin edilebilir.

    Altıntaşlar (Kalis) Yaylası :

    Ulaşım: Yaylaya, Gümüşhane - Torul yolunun 15. kilometresinden güneye, Şiran yoluna dönülerek, Hasköy, Gülaçar Köyü üzerinden 40 km. asfalt, 12 km. toprak yolla ulaşılır. Gümüşhane'ye toplam uzaklığı 67 kilometredir. Yaylaya, Gümüşhane - Şiran yolunun 40 kilometresinden batıya bol soğuk suya ve gür manzaraya sahip Altıntaşlar deresi boyunca toprak yolu takip ederek de ulaşılabilir.

    Özellikler: Kısmen alt tapısı tamamlanmış olan yaylanın içinden dere geçmektedir. Altıntaşlar deresinde bol miktarda alabalık bulunmaktadır. Eskiden yaylada altın madeni çıkarıldığı söylenmektedir.

    Yaylaya 6 km. mesafede bulunan Altıntaşlar mahallesinde bakkal, kasap, kır kahvesi ve lokanta bulunmaktadır.

    Konaklama-Yeme-İçme: Bakir durumdaki yaylada konaklama için kamp malzemeleri getirilmelidir. Temel ihtiyaç malzemeleri yakındaki Altıntaşlar mahallesinden temin edilebilir.



    Ne Yenir ?
    Gümüşhane ‘ de yemek kültürü de çok eskiye dayanmaktadır. Bugüne kadar Gümüşhane’nin yemek kültürü konusunda kapsamlı bir araştırma yapılmadı. Ancak bu gün mutfaklarındaki zenginlik, lezzet ve hamaratlık bunu göstermektedir.

    Gümüşhane Mantısı, Kuşburnu çorbası, Zuluflu Çorbası,Un Herlesi Çorbası, Gavut Çorbası, Pağla Denlisi, Borani,Fıtfıt Haşılı,Patates Kavurması,Muhla, Yergök Dolması,Sütlü Haşıl,Lor Dolması,, Ekmek Aşı, Çıtma Fasulye, Kaygana, Siron, Erişte, Lemis,Erişti Tatlısı,Hasude Kuymağı, Kara Helva, Burma,(sini), Tel Helvası, Lalanga bilinen yemeklerindedendir.



    Yapmadan Ayrılma :
    Haziran, Temmuz, Ağustos aylarında yayla şenliklerinin heyecanını yaşamadan, Taşköprü Yaylası'nda öğle yemeği yemeden,

    Santa Harabelerinde binlerce yıllık tarihi koklamadan,

    Zigana Dağı Kayak Evinde konaklamadan,

    Trabzon-Gümüşhane Karayolu ana tur güzergahı üzerindeki yeme içme tesislerinde alabalık ve yöresel adlı yemekleri tatmadan,

    Güzellik iksiri kuşburnu ürünlerini, pestil-kömeyi, ceviz içi gibi çerezleri, Kelkit'ten zilli kilimi, Torul, Kürtün ilçelerinden hereke tipi ipek ve yün halıları, ağaç işleri ürünlerini, Gümüşhane hatırası Gümüş işleme çeşitlerini almadan,

    Doğal kan deposu dut pekmezini, Şiran Süt fabrikasında üretilen Gümüşhane kaşarını, El örgüsü kışlık yün çoraplarını almadan,

    Tomara Şelalesini, Çakırkaya Taş Kilisesini, Kelkit Sadak (Satala) Antik Kenti, Çakırgöl, İmera Manastırını, Kazıkbeli Anıt Ağaçları ve Milli Parkı (faunasını) görmeden...

    Dönmeyin.
     
  7. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.256
    Beğenilen Mesajlar:
    596
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Karadeniz Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi

    TEKFUR'un Güzel Kızı Moni ve KASTAMONU

    [​IMG]

    Tekfur’un güzel kızı Moni,Kaleyi kuşatan türk askerlerinin komutanına, kalenin burçlarından görür görmez aşık olur.Aşkını ise dadısı aracılığıyla Komutana bildirir.Aşkına karşılık veren yakışıklı komutana kale kapsının anahtarlarını teslim eder. Günlerce süren kuşatmaya rağmen düşmeyen kaleye,askerlerin ellerini kollarını sallayarak ve kapıdan girmesi sonucu durumu anlayan Tekfur,güzel kızı Moni’yi kalenin burçlarından aşağı attırır.

    Türkler tarafından söylenen “ Kastın neydi Moni’ye “ sözü zaman içinde değişerek KASTAMONU’ya dönüşmüştür. Kale eteklerinde bulunan “Kırk kız türbesi” günümüzde de halk tarafından hala saygıyla ziyeret edilir.

    Kastamonu ili, kuzeyde Karadeniz sahiline paralel olarak yükselen Küre (İsfendiyar) Dağları, güneyde, güneybatı-kuzeydoğu yönünde uzanan Ilgaz Dağları ile dağlık ve ormanlık bir bölge konumundadır.İlin en yüksek noktası Ilgaz Dağları üzerindeki Hacet Tepesidir (2 565 m.). En önemli vadileri, Daday ve Taşköprü ovalarını içine alan Gökırmak ile Devrez vadileri olup; Araç ve Devrekani çayları, Gökırmak ve Devrez Çayı ilin önemli akarsularıdır. Zonguldak ve Sinop'u birbirine bağlayan 135 km. uzunluğundaki kıyı şeridi ile de Karadeniz sahilinde yer almaktadır. İl sınırı içinde iklim iki farklı özellik gösterir. Sahil boyunca bol yağışlı ve ılıman bir iklim, iç kesimlerde ise soğuk ve kurak karasal iklim hâkimdir.

    Çok eski bir yerleşim yeri olan Kastamonu il merkezi ve ilçeleri,adeta bir açık hava müzesi gibidir.Kastmonu’ya bağlı Araç, Taşköprü, Küre, Abana ilçeleri sit alanı kapsamındadır. Taşköprü'de Zımbıllı Tepe, İnebolu'da Abeş Kalesi, Geriş Tepesi, Çatalzeytin'de Ginolu Koyu, Cide İlçesinde Gideros Koyu birer arkeolojik sit alanıdır.

    Kastamonu, Sinop limanına giden İpek Yolu güzergahlarının kavşak noktasında yer alması dolayısıyla tarih boyunca önemli bir yerleşim yeri olmuştur. Kastamonu ve çevresinde ele geçen buluntular, ilk yerleşimin Paleolitik Döneme dayandığını göstermektedir. Yöreye daha sonra Hititler, Persler, Makedonlar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Çobanoğluları, Candaroğulları ve Osmanlılar hâkim olmuşlardır.

    Kastamonu Kalesi, Zımbıllı Tepe Höyüğü, Atabey Camisi, İbni Neccar Camisi, Mahmut Bey Camisi, İsmail Bey Külliyesi, Kurşunlu Han, Deve Hanı, Urgan Hanı, Gökçeağaç Hanı geçmişten günümüze kalan belli başlı tarihi mekanlardır.Bunun dışında İl merkezinin Akmescit, Hepkebirler, Atabey ve İsmailbey mahallelerinde özgünlüğünü yitirmemiş, geleneksel Türk evi ve yakın dönem Osmanlı sivil mimarisi örnekleri bulunmaktadır. Kastamonu’nun bu geleneksel evlerini, il merkezindeki kadar yoğun olmamakla birlikte, Taşköprü, Küre, İnebolu, Araç ve Abana gibi ilçelerinin eski mahallelerinde de görmek mümkündür.


    Kastamonu'da arkeolojik ve tabii sit alanı olup cennet gibi doğal güzelliğe sahip Cide Gideros Koyu, Cide İlçesi Plajı, Kumluca, Akbayır Köyü Kumsalı , Doğanyurt'da Kadınlar Plajı, İnebolu'da Boyranaltı Plajı, Gemiciler Köyü Plajı, Bozkurt'da, Yakaören Köyü Plajı, Abana'da Halk Plajı, Tatil Köyü Plajı ve Çatalzeytin'de Ginolu Plajı deniz özlemi çekenlerin arayıp da bulamayacakları güzelliklere sahiptir. Ilgaz Dağı Milli Parkı,Küre Dağları Milli Parkı,Kastamonu Tabiat Anıtları bugün koruma altına alınmış yeşilin her tonunu yakalayabileceğiniz doğal güzelliklerle bezenmiş alanlardır.

    Günümüzün Moda turizm alanları olma özelliği açısından grafikleri hızla yükselen Yaylalar ise, Kastamonu'nun Araç İlçesinde Munay, Fındıklı, Sıragömü,Kirazlı, Başköy Yaylaları; Daday İlçesinde Oluklu Yaylası; Azdavay İlçesinde Suğla yaylası; Küre İlçesinde, Belören yaylası; Tosya İlçesinde Kösem yaylası, Dipsizgöl, Yeşil göl, Sekiler Yaylası olarak sıralanırlar.Bu merkezler Kastamonu’da yayla kültürünün yasandığı ve yasatıldığı merkezlerdir.

    Pınarbaşı ilçesinde Ilgarini (Ilvarini) Mağarası , Küre ilçesinde Sarpunalınca Mağarası , Şenpazar ilçesinde Kuyluç Mağarası doğal güzellikleri ve doğa turizm çeşitliliği açısından görülmeye değer nitelikte doğal alanlardır.


    Ne Yenir ? Her pazar fırınlarda pastırmalı ekmek veya etli ekmek yaptırılır.Tarhana çorbası, ana-kız çorbası, ecevit çorbası, külbastı, mıklama, kapatma, kavurma, erişte, köle hamuru, banduma, kaygana, cırık, biryan kebabı, mantı, haluçka, simit tiriti, mısır çöreği, baklava, kaşık helvası, pekmezli un helvası, çekme helva, hasüde yörenin sevilen yemek ve tatlılarındandır.

    Yapmadan Ayrılma : Arkeoloji ve Etnografya Müzesi ve Kale'yi gezmeden, Hükümet Konağı, Zınbıllı Tepe, Nasrullah Kadı Külliyesi, Yakup Ağa Külliyesi, İsmail Bey Külliyesi, Dokuma Atölyesi ve El Sanatları Atölyelerini görmeden, Etli - Pastırmalı Ekmek, Biryan, Çekme Helvası yemeden, Yöresel Dokuma ve Yöresel El Sanatları Ürünleri'nden almadan, Ağustos ayında yapılan Şapka ve Kıyafet İnkılâbı Etkinlikleri, Mayıs ayı ilk haftası yapılan "Şeyh Şaban-ı Veli ve Kastamonu Evliyalarını Anma Haftası" ve İlçe Panayırları etkinliklerine katılmadan dönmeyin.


    BOZTEPE'ye CIKMALI... ORDU

    Doğanın tüm güzelliklerinin cömertçe sergilendiği bir ilimiz olan Ordu, deniz turizmi imkanları bakımından Doğu Karadeniz bölgesinde en şanslı il durumundadır.

    Bölgenin en temiz kumu ve bölgenin en uzun kıyı şeridine sahiptir. Karadeniz Sahil yolu dolayısıyla Karadeniz' de katledilen bir çok koy olmasına rağmen Ordu Kıyı şeridinde, birbirinden güzel koylar, doğal ve sağlıklı plajlar ve çeşitli mesire yerleri hala mevcut.

    Kuzeyinde Karadeniz, doğusunda Giresun, batısında Samsun, güneyinde Sivas ve Tokat illeriyle çevrilidir.

    Genel olarak dağlık olan Ordu İlinin önemli dağları Canik ve Karadeniz Dağlarıdır. Dağlar kıyıya paralel uzanır. Batıdan doğuya doğru yükseklikleri artan bu dağlar, akarsular tarafından kesilerek derin vadiler veya yaylalar meydana getirmişlerdir. Bu yaylalarda yüksek tepeler bulunur.

    Ordu'da tipik bir Karadeniz iklimi hakimdir. Kışlar serin, yazlar ılık geçer. Yılın hemen hemen bütün aylarında yağış vardır.

    Tarihçilerin yaptığı araştırma ve kazılarda, Ordu ve çevresinde ilk yerleşim izlerinin M.Ö.15 bin yıllarına kadar uzandığı görülmüştür. M.Ö. 2 bin yıllarında Doğu Anadolu'nun iç kesimlerinden, Karadeniz bölgesine gelen Halipler yörenin dağlık kesimlerine yerleşmişlerdir. Uzun süre bu bölgede varlıklarının sürdüren bu kavim maden işleme sanatında ileri gitmiş ve tunçtan mükemmel silahlar yapmışlardır. Yörenin özelliğine göre ahşap malzeme kullanan bu kavmin kalıntılarından bugün fazla bir eser kalmamıştır. Bununla beraber Eskipazar bölgesinde, Bayramlı adı verilen Eski Selçuk dönemi yerleşmesinin adı, 1398 yıllarında Halipia adı ile anılmaktadır.

    Yıldırım Beyazıt'ın tarihte Samsun'u ele geçirmesi ile Halipia emiri Giresun Fatihi Hacı Emirzade Süleyman Bey Osmanlı hakimiyetini kabul ederek, bölgeyi Osmanlılara terk etmiştir. Ordu ili M.Ö. I. Binde Hitit hakimiyeti sınırları içine girmiştir. Kotyora ise VIII. yüzyılda Miletliler tarafından kurulmuştur. Şehrin bugünkü Bozukkale mevkii olduğu belirtilmekte ise de, kale küçük ve XI. yüzyıllarda yapılmış bir karakoldan başka bir şey değildir. Çevrede de şehrin varlığını kanıtlayacak Arkeolojik buluntulara rastlanılmamıştır. Muhtemelen eski Kotyora'nın yine Bayramlı civarında Delikkaya ve yöresinde bu bölgede bulunan çok sayıdaki arkeolojik verilerden anlaşılmaktadır.

    Ordu toprakları Medler ve Perslerin yaşantısına da sahne olmuştur. M.Ö. 400 yıllarında 10 binlerin Ric'atı sırasında Ordu'nun antik şehre gelişi ve meşhur Ksenefon nutuklarına sahne oluşu önemli tarihi bir olaydır.

    Ordu ili daha sonraki devirlerde Roma ve Bizans hakimiyetine girmiş ve 1204-1264 yılları arasında ise Kommenus toprakları sınırları içinde kalmıştır.

    XIII. yüzyılda Selçuklu Devleti sınırları içinde yer alan Ordu, XIV. yüzyılda Osmanlı egemenliğine girmiştir. Ordu ilçesi 1920 yıllarına kadar Trabzon vilayetine bağlı bir kaza iken, 17 Nisan 1920 tarihinde merkezi Ordu olmak üzere Canik Sancağına bağlı olan Fatsa kazası da Ordu'ya bağlanmıştır.

    GEZİLECEK YERLER :

    Ordu ilinin kuruluş yeri olan Kotyora (Bozukkale), kentin ikinci kuruluş yeri olan Bayramlı (bugün Eskipazar olarak biliniyor), Eski Cezaevi (Kilise), Bayadı Köyü sınırları içerisindeki Kurul Kayası Yerleşmesi, Etnografya Müzesi (Paşaoğlu Konağı), Büben Kaya Mezarları, Hatipli Mezarlığı il merkezindeki önemli tarihi değerlerdir.

    İlçelerdeki tarihi yerlerden;
    Fatsa ilçesindeki Bolaman Kalesi Cıngırt Kayası; Ünye ilçesindeki Ünye Kalesi, Gürpınar Köyünde Kaya Mezarları, Şeyh Yunus Türbesi; Perşembe ilçesindeki Yason Kilisesi; Mesudiye ilçesindeki Meletios Kalesi, Kale köyü Kalesi, Kaya Mezarları; İkizce ilçesindeki Ağcakale Köyünde birinci derece arkeolojik sit alanı ilan edilen Gençağa Kalesi görülmeye değer tarihi yerlerdir.

    Kurul Kayası:
    Kurul Kayası Eski Yerleşim Alanı, merkez ilçe Bayadı Köyü Kurul Kayası üzerinde yer almaktadır. Bu alanda ana kayanın oyulması ile yapılmış bir sarnıç ve su yolu olduğu tahmin edilen basamaklarla aşağıya inen bir dehliz bulunmaktadır. Bunların yanı sıra bina kalıntıları ve değişik dönemlere ait seramik parçaları yüzeyde görülmektedir.

    Yason Burnu:
    Yason Burnu Doğal ve Arkeolojik Sit Alanı, Perşembe ilçesi Çaytepe Köyü sınırları içinde yer alan bu sit alanı, denize uzanan küçük bir yarımada şeklindedir. İkinci derece doğal ve arkeolojik sit alanı olarak korumaya alınmıştır. Bu alan üzerinde bir kilise, bahçe duvarı kalıntısı ile birlikte halen ayaktadır. Bunun yanı sıra deniz kıyısı boyunca uzanan duvar kalıntılarından bazı kısımlar, antik liman ve balık üretme havuzları günümüze kadar gelmiştir.

    Camiler :

    Antik İbrahim Paşa Cami (Orta Cami-Merkez):
    Şehrin orta yerinde bulunduğu için halk tarafından Orta Cami olarak adlandırılmakta olup, 1800 yılında Atik İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır.

    Caminin ilk mihrabı, Selçuklu Mimarisi tarzında yapılmış ve uzun yıllar camide kalmışsa da 1340 yılında sökülerek bugünkü Selimiye Camisine yerleştirilmiştir. Aynı yıllarda ampir devri mimarisinde, yumuşak taşlarla o günün mimari anlayışı içerisinde zengin motiflerle hazırlanan süslü mihrap konulmuştur. Caminin çift şerefeli tek minaresi vardır.

    Doğal Güzellikler ve Plajlar :

    Ordu ilinin yamaçlarına serildiği ve Türkülere konu olan Boztepe, Gülyalı ilçesinde doğal plajı ile Turnasuyu, Akkuş ilçesinde Küçükkertil, Fatsa ilçesinde Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilen Gaga Gölü, Gölköy ilçesinde Ulugöl, Harçbeli, kış sporlarının yapılabileceği Aydoğan Tepesi, Ulubey ilçesinde Sayacabaşı önemli doğal güzellikleridir.

    Ünye ilçesinde Çamlık Çakırtepe, Uzunkum, Mesudiye ilçesinde Eriçok Tepesi, Zile Yaylası, Cüle Yaylaları, Perşembe ilçesinde Efirli önemli yayla ve mesire alanlarıdır.

    Yaylalar :

    İlde geleneksel mevsimlik yaşama biçimi olan yaylacılık günümüzde hala canlılığını sürdürmektedir. Turizm Merkezi ilan edilen Çambaşı Yaylası, Aybastı-Perşembe Yaylası, Mesudiye-Keyfalan Yaylası, Yeşilce-Topçam Yaylaları ve Akkuş-Argın Yaylası, ayrıca Cüle Yaylası, Aydoğan Yaylası, gerek doğal güzellikleri gerekse büyük yerleşim kapasiteleriyle Karadeniz Bölgesinin önemli mevsimlik rekreasyon alanlarıdır.

    NE ALINIR ?

    Ordu'da geleneksel el sanatı ürünlerine rastlamak mümkündür. Kilim, sicim, kolan, heybe, oyalı yazma gibi dokuma ürünleri yanısıra, ahşap eşyalardan baston ve sepet alınabilir. Müzik aletleri üretimi de yapılan Ordu'da klarnet ve kaval bulunabilecek müzik aletleridir. Yörede yetiştirilen fındık, hediyelik olarak alınabilir.



    Ne Yenir ?
    Bütün karadeniz sahilinde olduğu gibi balık yemekleri tercih edilebilecek yiyeceklerin başında gelir.

    Ordu ilinin mahalli yemeklerinden Pancar Çorbası, Pancar Sarması, Melocan Kavurması, Sakarca Mıhlaması, Galdirik Kavurması, Keşkek, Tirmit (Mantar) Kavurması, Mısır Ekmeği, Turşu Kavurmaları, Su Böreği, Hamsi Tava, Hamsi Buğulama, Hamsili İçli Tava ve diğer balık çeşitleri önemli olanlardır.





    Yapmadan Ayrılma :
    Paşaoğlu Konağı ve Etnografya Müzesini gezmeden,

    Çambaşı, Keyfalan ve Perşembe yaylalarını ve Boztepe'yi göremeden,

    Balık ve pide yemeden,

    Fındık ve fındık mamulleri, baston, oyalı yazma ile yakma resim almadan,

    DÖNMEYİN...
     
  8. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.256
    Beğenilen Mesajlar:
    596
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Karadeniz Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi

    TÜRKİYE'nin CENNETİ... RİZE

    [​IMG]

    Doğu Karadeniz Bölgesinde yer alan Rize, hem bölgenin hem de Türkiye'nin en karakteristik özelliklerini gösterir.

    Anadolu'nun diğer bölgelerinden coğrafi yapısıyla olduğu gibi, kültürel yapısı ile de ayrılır. Dik yamaçlı vadileri, doruklarından kar eksilmeyen ulaşılabilir dağları, buzul gölleri, zümrüt yeşili yaylaları, tarihi kemer köprüleri ve kaleleri, coşkun akan dereleri, flora ve fauna çeşitliliği ile çok özel bir turizm beldesidir.

    Rize, güneyinde yer alan dağların sahilden itibaren yükselmeye başlaması ve yüksek dağ eteklerinden doğarak Karadeniz'e akan akarsuların yoğunluğu nedeniyle engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Sarp ve engebeli arazi yapısının ve iklimin de etkisiyle ilin bitki örtüsünü ormanlar oluşturmaktadır.

    Rize, yağışlı iklimi ve çok sayıdaki yer altı su kaynakları sayesinde Türkiye'de akarsu yoğunluğu en fazla olan illerden biridir. Rize'de yazlar serin, kışları ılıman ve her mevsimi yağışlı bir iklim görülür.

    Rize adının, M.Ö. 7. yüzyılda başlayan kolonizasyon döneminde, yörede bol pirinç yetiştirilmesinden ötürü kent yakınlarından geçen çaya verilen “Rhizios” veya sonraki dönemlerde verilen “Rhizaion” dan geldiği söylenmektedir.

    M.Ö. 2. bin başlarında tarım ve hayvancılıkla uğraşan kimi toplulukların yaşadığı tahmin edilen Rize ve çevresinin yazılı tarih dönemi, M.Ö. 7. yüzyılda Miletli denizcilerin yaptıkları seferlerle başlamaktadır. Bu dönemde Miletliler Doğu Karadeniz kıyılarında ticari yerleşimler kurmuşlardır. Daha sonra Kimmer, Med ve Pers akınlarına uğrayan yöreyi MÖ. 180’de Kral Pharnakes, M.Ö. 1. yüzyılda da Partlar ele geçirmiş olup, yöre M.S. 10 yılında Roma egemenliğine girmiştir. M.S. 4. yüzyıldan başlayarak Sasani ve Bizans arasında sürekli el değiştirmiş, 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra Türklerin eline geçmiş, ancak Selçukluların batıya yönelmesiyle tekrar Bizans egemenliğine girmiştir. Rize’nin bir kısmı 1461’de diğer yöreleri de 1509’da Osmanlı topraklarına katılmıştır.

    Rize, cumhuriyetin ilanından sonra, 1924 yılında il olmuştur.

    GEZİLECEK YERLER :

    Atatürk Evi Müzesi (Mehmet Mataracı Konağı):

    Atatürk’e ait bazı eşyalar yanında, bölgeden çıkarılan etnografik eserlerin de sergilendiği Mehmet Mataracı Konağı’nın (Atatürk Evi Müzesi) kuzeyinde geniş bir bahçesi vardır. 19. yüzyıl sonları sivil mimarisi özelliklerini taşıyan yapı, iç sofalı planlı üç katlı bir evdir. İkinci katta, kuzeydoğudaki oda, Atatürk'ün kaldığı odadır. Ulu Önder Atatürk 17 Eylül 1924 yılında Rize'yi ziyaret ettiği sırada Mataracı Mehmet Efendi’nin evinde misafir edilmiş ve bu odada kalmıştır.

    Zemin katta Rize il merkezinden toplanan kitabeler ve mezar taşları, birinci katta ise bazı ahşap oymalı mimari parçalar, dokuma araç gereçleri, etnografik eserler sergilenmektedir. İkinci katta ise Atatürk zamanından kalan eşyalar, Atatürk'e ait giysiler, Kurtuluş Savaşı ve Atatürk'e ait fotoğraflar bulunmaktadır.

    Rize Kalesi:

    Rize kent merkezinin güneybatısında yer alan kale, iç kale ve aşağı kaleden oluşmaktadır. İlk yapım tarihi konusunda kesin bilgiler bulunmamaktadır. İç kale M.S. 6. yüzyılda yeniden inşa edilmiş, 14. yüzyıl başlarında da Cenevizliler tarafından aşağı surlar yapılmıştır. Kale, Osmanlı döneminde onarılarak kullanılmıştır. Kısmen düzgün, kısmen moloz taşla yapılmış olan iç kale surları 1,5 m. kalındığındadır ve yarım daire planlı beş kuleye sahiptir.

    Zamanında iç kaleden kuzeydoğu ve kuzeybatıya uzanan ve denize ulaşan aşağı kaleden günümüze batı surlarının bir bölümü ve bazı kuleler kalmıştır.

    Zil Kalesi:

    Ortaçağın sonlarında yapıldığı tahmin edilen kale Çamlıhemşin ilçesindedir. Çam ormanları ile kaplı bir vadiye hâkim bir noktada bir kaya kütlesinin üstüne moloz taşlardan inşa edilmiştir. Duvarları 1,5-2 m. kalınlıktadır. Kalenin doğusu, güneyi ve kuzeyi doğal uçurum olup, yalnızca batı ve kısmen kuzeyde yüksek surlar bulunmaktadır.

    Kale-i Bala:

    Çamlıhemşin ilçesinin 40 km. güneyindedir. 150 m. yüksekliğinde bir tepenin üstünde kurulu kalenin MÖ. 200 yıllarında yapıldığı sanılmaktadır.

    Kız Kalesi :

    Pazar ilçesinin batı girişinde denizin içerisine bir kaya üzerine inşa edilmiş olup, Bizans döneminden (M.S. 8. yüzyıl) kalmadır. Bu yapı, günümüzde tek bir gözetleme kulesiyle ayakta durmaktadır.

    Zeleki Kalesi :

    Çayeli ilçesinin doğusunda yer alan kale, 12. yüzyılda Bizans döneminde inşa edilmiştir. Bu gün harap durumdadır.

    İslam Paşa Camii (Kurşunlu Cami):

    Rize kent merkezinde çarşı içindeki cami 16. yüzyıl yapısıdır. Kesme taştan dikdörtgen planlı olup, 24 pencereli bir kubbeye sahiptir.

    Gülbahar Camii:

    Rize kent merkezinde bulunan cami 16. yüzyılda Yavuz Sultan Selim’in annesi Gülbahar Hatun tarafından yaptırılmıştır. 1952 yılında bir onarım geçiren cami kare planlı olup, bir kubbeye ve tek şerefeli bir minareye sahiptir.

    Caferpaşa Camii:

    Çayeli ilçesinin girişinde yer alan cami, Rize Fatihi Cafer Paşa tarafından 16. yüzyılda yaptırılmıştır. Cami basit planlı ve çatısı kiremitle örtülüdür. Girişinde mermer kitabesi vardır.

    Kaplıca ve İçmeceler :

    Ayder Kaplıcası Türkiye'nin önemli kaplıcaları arasındadır. Rize'ye 20 km. mesafedeki Andon İçmecesi yöre halkı tarafından ilgi görmektedir. İçmecenin suyu renksiz, kokusuz ve berraktır. Ayrıca, İkizdere-Şimşirli İçmecesi, Çayırlı Maden Suyu çeşitli hastalıklara iyi geldiği bilinmektedir.

    Ağaran Şelalesi:

    Çayeli'ne 12 km., Rize merkeze ise 30 km. mesafede olan ve Çayeli'nin içinden akan Şairler deresi üzerinde bulunan Şelale, gerçek bir tabiat harikasıdır.

    Yaylalar :

    Kaçkar sıradağlarının eteklerinde, Çamlıhemşin, Hemşin, ve İkizdere ilçelerinde yoğun biçimde yer alan yaylalar, iyi korunmuş özgün mimarili evleriyle bulutların ötesinde bir hayat sunar. Bu yaylalardan Ayder, Aşağı-Yukarı Kavron, ve Anzer Yaylaları Turizm Merkezi ilan edilmişlerdir.Bu yaylalar özellikle yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerin uğrak yeri olur.

    Ayder Yaylası, Çamlıhemşin-Aşağı ve Yukarı Kavran Yaylaları, İkizdere-Anzer (Ballıköy) Yaylası Turizm Merkezi, İkizdere-Çağırankaya Yaylası,Polovit,Amlakit, Semisdal,Pokut,Sal, Kotencur ve Elevit Yaylası diğer önemli yaylalardır.

    Milli Parklar :

    Kaçkar Dağları Milli Parkı gezilip görülmesi gereken önemli bir turizm alanıdır. Bu konuda daha geniş bilgiye bu bölümün en altında yer alan KAÇKAR DAĞLARI bölümümüzde ulaşabılırsınız.

    Kuş gözlem alanı :

    Kuş Türleri: Sakallı akbaba (20 çift), kızıl akbaba (20 çift), kara akbaba (10 çift), kaya kartalı (10 çift), huş tavuğu (tüm Türkiye popülasyonu bu önemli kuş alanları içinde bulunur) ve ürkeklik popülasyonlarıyla önemli kuş alanları statüsü kazanır. 1993 yılında yapılan bir araştırmada önemli kuş alanları sınırları içinde kalan yedi bölge incelenmiş, bunların altısında toplam 134 erişkin erkek huş tavuğu tespit edilmiştir. Araştırma yapılan alanın darlığı ve uygun yaşam ortamlarının genişliği göz önünde bulundurulduğunda, önemli kuş alanlarındaki toplam huş tavuğu popülasyonunun 1000 çifti aştığı varsayılabilir. Ancak geçen yıllar içerisinde birçok önemli yeni göç vadisinin keşfedilmesi, bu rakamların çok daha yüksek olabileceğini göstermektedir.Doğu Karadeniz Dağları, Türkiye'de Avrasya Yüksek Dağlık (Alpin) biyomunu temsil etmesi dolayısıyla önemli kuş alanları statüsü kazanan tek alandır.

    Sportif Etkinlikler :

    Rize, yaylaları ve sarp dağları ile doğa yürüyüşü ve dağcılığa, coşkun nehirleri ile kano ve raftinge, 2400-3000 metre yükseklikte bulunan Buzulyalağı ve Moren göllerinin bazıları balıkçılığa elverişli bir coğrafyaya sahiptir.

    Kaçkar Dağlan hızlı akışlı akarsuların kaynağıdır. Bunların en önemlisi Çamlıhemşin' den Ardeşen' e doğru akıp denize dökülen Fırtına Deresi, Taşlıdere ve İyiderelerdir. Bu derelere kanoculuk için gerekli debi rejim miktarı yeterlidir. Bu akarsular dışında küçük büyük birçok dere mevcuttur.

    Fırtına Deresi : Geniş Bilgi Rize il içinde...

    Kaçkar Dağları (Dağcılık )

    NE ALINIR?

    Hala el sanatı üretimlerinin sürdürüldüğü yörede ahşap ve el örgü ürünleri alınabilir. Hemşin çorabı, Rize bezi (feretiko) ünlü dokumalardır. Çay sepeti, üzüm sepeti, meyve sepeti, piknik sepeti gibi hasır örme eşyalar yörede bol miktarda bulunmaktadır. Şimşir kaşık türleri, İskemleler, kemençe ve maket taka alınabilecek diğer ahşap ürünlerdir. Yörenin ünlü Anzer balı unutulmamalıdır.




    Ne Yenir ?
    Yörede lahana ve hamsinin özel bir yeri vardır. Çünkü bütün yemek çeşitleri bunlar etrafında yoğunlaşmıştır. Belli başlı yemek çeşitleri; Ayran doğraması, çılbır, çırıhta, çirmulis, fasulye tavalisi, hamsili pilav, hamsili ekmek, hamsi kuşu, hamsi tavalisi, herse, hoşme, kabak felisi, kabak sütlisi lahana çorbası (vurma lahana), minci, muhlama, ormanlı hamsi, paluze, papara pasmanika, pekmezli kabak , sarma (lahana sarması)dır.

    Orman üst zonunun üzerinde bulunan yaylalarda ve çayırlık alanda arıcılık yapılmaktadır. Kimyevi maddenin henüz ulaşamadığı çiçek çeşitliliğinin ve diğer avantajların desteklediği üretim yörede "Anzer Balı" ile dünyaca ünlüdür.



    Yapmadan Ayrılma : Yaylalara çıkmadan,

    Ayder'de kaplıcaya gitmeden,

    16. yüzyıl İslam Paşa Camii ile Ceneviz kalesinin kalıntılarını görmeden,

    Yörede eski bir gelenek olan ve özellikle Ardeşen İlçesinde yapılan Atmaca avcılığını izlemeden,

    Anzer Balını tatmadan, Fırtına deresinde Rafting ve foto safari yapmadan,

    Yörenin en çılgın turizm rehberi Mehmet Demirci'nin peşinde Karadeniz'i gezmeden geri Dönmeyin.
     
  9. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.256
    Beğenilen Mesajlar:
    596
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Karadeniz Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi

    KAÇKAR DAĞLARI

    [​IMG]

    Türkiye'nin Kuzey-doğu köşesinde yaklaşık 1400 km2 lik bir alanı kaplayan ve Karadeniz ile Çoruh nehri arasında kalan KAÇKAR dağları,Verçenik dağları (3.711 m),Kaçkar-Kavron dağları (3.932 m),Bulut Dağları (3.562 m) ve Altıparmak Dağları (3.492 m) olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır.

    Granit,gronodiorite,siyanit ve bazalt içerikli kayaçlardan oluşan Kaçkar dağlarının Kuzey yamaçları RİZE,Güney yamaçları ise ARTVİN il sınırları içinde değerlendirilir. Akarsu ve buzul aşındırmaları sonucunda Kuzey yamaçlar daha dik,Güney yamaçları ise daha yassı özelliklerdedir.Bugün üzerinde yüzden fazla gölün blunduğu dağların her iki yüzünde de akarsu ve dereler bolca mevcutdur.

    Yıllık 2.400 mm3 den fazla yağış alan kuzey yamaçlar,özellikle yaz aylarında sık sık sis ile kapanır yağmur alırken,Güney yamaçlarda ise hava daha açıktır.Bitki ve hayvan çeşitliliği açısından oldukca zengin olan Kaçkar Dağlarına ilgi hızla artmakta olup,her geçen yıl dağ turizmi açısından önemi de artmaktadır.Küçük büyük gruplar halinde yerli ve yabancı dağcı gruplarına uygun mevsimde hemen hemen her gün, dağın ayrı bir yüzünde veya zirvesinde rastlamak mümkün.

    Kaçkar,Altıparmak ve Verçenik dağlarına tırmanmak için en uygun mevsim Temmuz-Ağustos-Eylül aylarıdır. Kaçkar zirvesine,kuzeyden Ayder-Yukarı kavron yaylası -öküzçayırı rotası izlenerek çıkılabildiği gibi,daha kolay ama daha uzun bir rota olan Derebaşı gölü-Kardovit zirvesi ve Buzul boynundan sırt hattı takip edilerek de çıkılabilir. Güneyden ise Yusufeli-Yaylalar köyü-Olgunlar yaylası-Dilberdüzü-Deniz Gölü rotası takip edilerek tırmanılabilir.

    Bu rotaların dışında geçen 2005 yılı içinde Patikatrek Doğa Sporları ekip üyelerinin Güneyden açtığı bir farklı rota daha vardır ki Kaçkar dağı zirvesine en kolay ulaşılabilecek bir rotadır.Bu rota aynı zamanda dağı Güney - Kuzey hattından transit geçmek isteyenler için de en uygun rotadır. Rota Sırakonaklar köyünden başlar ve Vadi boyunca yukselerek Davalı yaylası üzerinden Soğanlı dağın kuzey eteklerinden Soğanlı Göl ( 3.350 m ) Kamp alanı olarak seçilir.İkinci Gün ise Deniz Gölü istikametinden zirve tırmanışı yapılabilir.

    Verçenik dağı zirvesine ise,Çamlıhemşin-Çat-Ortaköy-İşmer rotası izlenerek çıkılabilmektedir.

    Altıparmak dağlarına ise Ayder-Ağveçor yaylası-Ambar gölü-Karataş (3.492 m) rotası izlenerek kuzeyden,Yusufeli-Barhal köyü-Karagöl rotası izlenerek de Güneyden çıkış yapılabilmektedir.

    Kaçkar dağlarında gerek tırmanış gerekse yürüyüş amaçlı yapılacak her türlü aktiviteye katılmayı düşünenler,diğer kamp faaliyetlerinden farklı olarak yanlarında yağmurluk,yedek iç giysi ve yedek çorap,güneş kremi ve güneş gözlüğü gibi malzemeleri mutlaka yanlarında bulundurmaları önerilir. Hemen hemen her gün saat 10.00 dan sonra birden bire nerden geleceği belli olmayan sise karşı dikkatli olmaları gerekir.

    Son öneri de ,dağcılık konusunda ne kadar tecrübeli olursanız olun kaçkarlara tekbaşınıza ya da rehber almadan kesinlikle gitmeyin.

    Kaçkar Dağlarına hem Kuzey hem de Güneyden tırmanmak isteyenler için konaklama imkanı mevcut.Ayder ustunden Y.Kavron Yaylasında Şahin pansiyon var.Dağ ve yayla şartlarında bulduğunuzla yetineceksiniz.

    Güneyden tırmanacaklar icin konaklama imkanları daha rahat ve lüx sayılabilir.Yaylar köyü Olgunlar Mahallesinde KAÇKAR pansiyon favorimiz.Aile işletmesi ve temiz,akşam yemeği sabah kahvaltısı seçenekleri var.Kaloriferli ve devamlı sıcaksu mevcut.Ama mutlaka önceden rezervasyon yaptırın.Eğer rezervesayon yaptırırsanız Erzurum üzerinden gelecekler icin transfer işlemlerinde de yardımcı olunuyor..

    Ne Yenir ? Yaylarda yörenin en meshur yemeği Muhlama... Derelerde tutulan alabalıkların tereyağında yapılanını mutlaka tadın..

    Yapmadan Ayrılma : Göllere uğramadan,kaçkarların çiçeklerini fotograflamadan, Tulum eşliğinde Horon oynamadan dönmeyin...Eger fotograf alamadıysanız da üzülmeyin...Yolunuz Çamlıhemşine düşer nasılsa...Ugrayın Studyo Eyüphan'a...Yörenin en güzel fotograflarının olduğu bir CD satın alın...
     
  10. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.256
    Beğenilen Mesajlar:
    596
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Karadeniz Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi

    DÜNYADAKİ CENNET... FIRTINA VADİSİ

    [​IMG]


    FLORA:Fırtına Havzasının içinde bulunduğu yöre değişik zamanlarda farklı bilimsel araştırmalara konu olmuştur.Rize Florası ,vejetasyonu ve yöre ballarının polen analizi (TÜBİTAK Proje no:T.B.A.G-650,Prof.Dr.Adil Güner ve Ark.1987) konulu çalışmada yöreye ait toplam 1430 tür tesbit edilmiştir.Bu alanda 66'sı endemik yaklaşık 818 taksonun bulunduğu görülmektedir ki bu çok büyük bir zenginliktir.

    North-east Turkey Black Sea Forest Project,Draft Botanical Survey,(Byfield,A.May 1995) adlı araştırmada , Fırtına Deresi'nde 145 nadir,24 nadir endemik tür bulunduğu ve endemizm oranının %17 olduğu belirtilmektedir.

    Çamlıhemşin-Elevit vadisinin Milli Park Olabilirliğinin Araştırılması,(Kurdoğlu,O.1994)'nda vadinin tüm ekolojik ve kültürel kaynak değerleri yönünden değerlendirilmiş ve sonuçta milli park olabilirliği "çok yüksek" olarak bulunmuştur.Bu araştırmada yapılan ankete katılan yerli ve özellikle yabancı doğa koruma uzmanları ve araştırmacıların biyolojik özelliklere ve kaynak değerlerinin uluslar arası niteliğine genel olarak tam puana yakın tercihler kullandıkları görülmüştür.

    Doğu Karadeniz Ormancılık Araştırma Müdürlüğü Raporu, alanın Şenyuva Mevkiinde yaklaşık 1.5 Ha büyüklüğünde kalın çaplı (10-18 cm.),boylu(6-8m.) şimşirlerden oluşan bir meşcere olduğu ve korunmaları için en hassas koruma statüsü olan Tabiatı Koruma Alanı olarak tefrik edilmesi teklif edilmektedir.

    Doğu Karadeniz'in Doğal Yaşlı Ormanları konulu (O.Kurdoğlu,1996) araştırmada ise Dünyada hızla azalan ve en değerli ekosistremlerden biri olarak kabul edilen doğal ayaşlı ormanlar Milli Park'ın da dahil olduğu Fırtına Havzası'nın korunması gereken değerlerin başında geldiği ortaya konulmuştur.

    Rize ili ve yöreleri ülkemizin bitki coğrafyası bakımından 3 büyük flora bölgesi olan Euro-Siberian,İrano-Turanian ve Mediterranean(Akdeniz) bölgelerinden Euro-Siberian flora bölgesinin Colchis(Kolşik) kesiminde kalmaktadır. Türkiyedeki Euro-Siberian flora alanı Ordu ili Melet Irmağı ile iki kesime ayrılmaktadır. Doğusunda kalan kesim Kolşik batısında kalan kesim ise Öksin olarak adlandırılmaktadır.

    Genel olarak Kolşik Flora kesiminde kalan Rize ili Çamlıhemşin ilçesi sınırlarında Akdeniz Florası elementleri ile yer yer İran-Turan kökenli bitkiler de bulunmaktadır.

    Bu üç gurup flora elementlerinden kuşkusuz en zengini Kolşik bitkilerdir.Yörede yapılan bazı araştırmalarda aşağıdaki Kolşik bitkiler tesbit edilmiştir.

    Pice orientalis(L) Link : Doğu Ladini
    Abies nordmanniana(Stev.)Spach : Doğu Karadeniz Göknarı
    Pinus sylvestris L.Ssp.Hamata : Sarıçam
    Taxus baccata L. : Adi Porsuk
    Fagus Orientalis Lipsky : Doğu Kayını
    Ulmus glabra Huds : Dağ Karaağacı
    Acer Cappadocicum Gledit : Doğu Karadeniz Akçaağacı
    Acer trautvetteri Medw. : Kayın Gövdeli Akçaağaç
    Acer platanoidesL. : Çınar yapraklı Akçaağaç
    Castanea sativa Mill. : Anadolu Kestanesi
    Alnus glutinosa(L)Gaertn.Ssp.barbata(C.A.mey.)Yalt : Sakallı Kızılağaç
    Tilla rubra DC. Ssp.caucasica : Kafkas Ihlamuru
    Ostrya carpinifolia Scop. : Gürgen yapraklı Kayacık
    Carpinus betulus L. : Adi gürgen
    Diospyros lotus L. : Küçük Meyveli Trabzon Hurması
    Buxus sempervirens L. : Adi Şimşir
    Rhododendron ponticum L. : Mor çiçekli Orman Gülü
    Rhododendron luteum Sweet : Sarı Çiçekli Orman Gülü
    Rhododendron smirnovii Trautv. : Pembe Çiçekli Orman Gülü
    Rhodedendron cucasicum Pall. : Kafkas (Beyaz)Orman Gülü
    Rhododendron ungerni Trautv. : Kırmızı Orman Gülü
    Osmanthus decorus (Boiss.Ball) Kasaplıgil : Osmantus
    Quercus pontica C.Koch. : Doğu Karadeniz Meşesi
    Betula medwediewii Regel Kızılağaç Yapraklı Huş
    Rhamnus imeretinus Booth. : Büyük Yapraklı Cehri
    Rosa villosa L. : Tüylü Kuşburnu
    Epigaea gaultheroides (Boiss et Ball)

    Takth
    Papaver lateritium Koch.
    Lilium monadelphum Bieb.

    Akdeniz Kökenli Bitkiler
    Erica arborea L. : Ağaç Funda
    Arbutus andrachne L. : Sandal
    Arbutus unedo L. : Kocayemiş
    Cistus creticus L. : T üylü Laden
    Cistus salviifolius L. : Adaçayı Yapraklı Laden
    Cotinus coggygria scop. : Peruka Çalısı
    Rhus coriaria L. : Derici Sumağı
    Phillyrea latifolia L. : Akçakesme
    Juniperus oxycedrus L. : Katran Ardıcı
    Ficus carica L. : İncir
    Xianthemum nummularium (L)Mill.
    Ruscus aculeatus L. : Yabani Mersin
    Pistacia terebinthus L.Ssp.Palaestina
    (Boiss.)Engler : Menengiç
    Colutea armena Boiss.Et Huet. : Patlangıç Çalısı
    Xeranthemum annuum L.
    Teucrium polium L.
    Eryngium campestre L.

    İran -Turan kökenli bitkiler :

    Quercus macranthera Fisch.Et Mey.
    Ssp.Syspirensis : İspir Meşesi
    Berberis crataegina DC. : Siyah Meyveli Karamuk
    Paliurus spina-christii Mill : Karaçalı
    Acer tataricum L. : Tatar Akçaağacı
    Celtis glabrata Stev. : Dahum
    Celtis tournefortii Lam. : Doğu Çitlenbiği
    Rosa elymaitica Boiss. Et Hausskn.
    Rosa pisiformis (Christ.) D. Sons.
    Cotoneaster morulus Pojk.
    Rhamnus pallasii Fisch. Et Mey.
    Astragalus microcephalus Willd. : Geven
    Astragalus aureus Willd. : Sarı Geven
    Acantholimon libanoticum Bolss. : Kirpi Otu
    Salvia cryptantha Montbr. : Tüylü Adaçayı
    Morina persica L.
    Capparis ovata Dest. Var. Herbacea
    (Willd) Zoh.
    Convolvulus cantabrica L.

    Çalı Vejetasyonu (Pseudomaki)
    Yaklaşık 100-250 (300)m. Yükseltiye sahip zonda çeşitli nemcil ve kurakçıl karakterli çalılardan oluşan Pseudomaki adı verilen bir çalı formasyonu egemendir. Ülkemizin üç büyük flora bölgesi bitkilerini bir araya getiren ve bir fitososyolojik birlik oluşturmayan bu çalı formasyonunda aşğıda görülen çeşitli odunsu ve otsu bitkiler saptanmıştır.

    Odunsu Taksonlar :

    Quercus macranthera Fisch. Et Mey.
    Subsp. Syspirensis : İspir Meşesi
    Ostrya carpinifolia Scop. : Gürgen Yapraklı Kayacık
    Acer divergens Pax.
    Carpinus orientalis Mill. : Doğu Gürgeni
    Rhododendron luteum Sweet. : Sarı Çiçekli Orman Gülü
    Quercus petraea (Matt) Liebl.
    Ssp.iberica (Stev.) Krassiln. : Sapsız Meşe
    Daphne pontica L. : Defne
    Staphylea pinnata L. : Ağızlık Çalısı
    Buxus sempervirens L. : Adi Şimşir
    Berberis vulgaris L. : Adi Karamuk
    Berberis crataegina DC. : Siyah Meyveli Karamuk
    Celtis glabrata Stev. : Dahum
    Crataegus monogyna Jacq. : Alıç
    Ficus carica L. : İncir
    Arbutus andrachne L. : Sandal
    Cistus creticus L. : Tüylü Laden
    Laurus nobilis L. : Akdeniz Defnesi
    Juniperus oxycedrus L. : Katran Ardıcı
    Jasminum fruticans L. : Yasemin
    Paliurus spina-christii Mill. : Kara Çalı
    Cotoneaster morulus Pojk. : Taş Elmesı

    Otsular
    Ruscus aculeatus L.
    Xeranthemum annuum L.
    Teucrium polium L.
    Centaurea iberica Trex. Ex Sprengel
    Helleborus orientalis Lam.
    Morina percisa L.
    Eryngium campestre L. Var.Virens Link.
    Pallenis spinosa (L.) Cass.
    Galium aparine L.
    Xantium spinosum L.
    Lotus suaveolens Pers.
    Galium coronatum Sibth. Et Sm.
    Saponaria picta Boiss.
    Hypericum pruniatum Boiss. Et Ball.
    Viola odorata L.
    Convolvulus cantabrica L.

    Çalı formasyonu üzerinde 200 (300) -600 (800)m.arasında ise bir yapraklı orman zonu yer almaktadır.Ostryo-Carpinetum toplumu diye adlandırılabilen bu bitki toplumunda bulunan bitkisel elementler aşağıda görülmektedir.

    Carpinus betulus L. : Adi Gürgen
    Ostrya carpinifolia Scop. : Gürgen Yapraklı Kayacık
    Castaena sativa Mill. : Anadolu Kestanesi
    Alnus glutinosa (L.) Gaertn.
    Ssp. barbata (C.Mey.) Yalt. :Sakallı Kızılağaç
    Acer platanoides L. : Çınar Yapraklı Akçaağaç
    Acer campestre L. : Ova Akçaağacı
    Acer hyrcanum Fisch et Mey.
    Ssp. syspirensis : İspir Meşesi
    Ulmus minor Mill. : Ova Karaağacı
    Pinus sylvestris L. Ssp. hamata : Sarıçam
    Juniperus foetidissima Willd. : Kokulu Ardıç
    Juniperus excelsa bieb. : Boylu Ardıç

    800-1400 (1900) m. yükseltiler arasında ise önce yapraklı orman formasyonunun ikinci toplumu olan Fagetum ormanları, sonra da iğne yapraklı orman toplumu olan Picetum toplumları yayılmaktadır. Bu geniş orman somunda saptanan bilgiler aşağıda belirtilmiştir:

    Fagus orientalis Lipsky. : Dogu Kayını
    Ulmus glabra Huds. : Dağ Karaağacı
    Tilia rubra DC. ssp. caucasica : Kafkas Ihlamuru
    Carpinus betulus L. : Adi Gürgen
    Acer cappadocicum Gleditsch : Dogu Karadeniz Akçaağacı
     
  11. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.256
    Beğenilen Mesajlar:
    596
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Karadeniz Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi

    ŞELALELER DİYARI ...ERFELEK

    [​IMG]

    Sinop’a 28 Km uzaklıkta, küçük ve şirin bir ilçedir ERFELEK. Eskiden halk arasında Cumayanı adıyla anılırmış. Bilinen geçmişi, yerleşim yeri olarak 1750 li yıllara dayanır. 1876 yılında Bucak olan beldenin adı Karasu olarak değiştirilmiş. 1911 yılında Nahiye merkezi olarak teşkilatlanan Karasu,1960 yılının 1 Nisan günü, tatlı bir," Nisan bir "şakası gibi ilçe statüsü kazanmıştır.

    Bu şirin ilçe, bu günkü adını etrafındaki Erfelek ormanlarından almıştır.İlçenin kuruluşundan bir yıl sonra,Erfelek Belediyesi kurulmuştur.

    İlçenin ekonomisi tarım,hayvancılık ve ormancılığa dayanır.İlçe topraklarının % 68 ‘i orman ve koruluk,%29.4 ‘ü tarım arazisi, %2,1’i de meradır.Nüfusunun büyük bir bölümü ormanlarda yaşamaktadır. Eğitim seviyesi ortalamalrın çok çok üzerinde olup,% 98 lik bir okuma-yazma oranına sahiptir. Geri kalan % 2 lık bölümü ise, yaş ortalaması okuma-yazma için elverişli olmayan yaşlılardan oluşur. Yıl içinde ortalama nüfusu 4.000 olan Erfelek’te ,yaz aylarında gurbetci hemşehrilerinin ilçeye dönmesiyle birlikte önemli bir nufus artışı gözlenir.

    Cuma günleri, ilçenin ekonomık,toplumsal yaşamında ayrı bir yer tutar. Eski adının Cumayanı olarak anılmasına sebep olan,ilçe merkezinde cuma günleri üç ayrı Pazar kurulur. Yöre halkının köylerinden akın akın gelerek yetiştirdikleri sebze ve meyveleri bizzat satışa sundukları kadınlar pazarı,yakın il ve ilçelerden gelenler tarafından kurulan,kuru baklıyat türü ürünlerin satışa sunulduğu Karasu pazarı ve kavun karpuz pazarı her hafta Cuma günleri kurulur.

    Çevre köylerin hemen tamamı,bu günde ilçeye iner,çarşı-Pazar ihtiyaçlarını karşılar,resmi dairelerdeki işlerini görür,Cuma namazını kılar,dost ve akrabalarını bu günde ziyaret eder ve varsa ürünlerini de satarak tekrar köylerine dönerler…

    İlçe sınırları içinde bulunan tarihi seramik eserler,yer altı tünelleri,mağaralar ve savaş aletleri gib buluntular Erfelek’in köklü bir tarihe sahip olduğunu ve bu topraklar uzerınde çeşitli uygarlıkların yaşadıklarını gösterir.İlçenin kırsal kesimlerinde bulunan höyüklerden, bu yörenin ilk Tunç Çağı’nda (M.Ö:3000 ) yoğun iskan gördüğü anlaşılmaktadır.

    Kestane,Erfelek’in ekonomık yaşamında önemli bir yer tutar.Yörede yetişen kestaneler,ince kabuğu ve piştikten sonra iç kabuğundan kolayca ayrılması ve lezzetlı tadı ile ün salmıştır. Ancak Geçmiş dönemlerde her mevsim kamyon-kamyon yurdun dört bir yanına kestane ihraç eden Erfelek bugun o eskı canlılıkdan uzak en durgun dönemlerini yaşamaktadır. Hemen herkesin bir Kestaneliğe sahip olduğu ilçede 1998 yılından beri belirsiz ve bilinmeyen bir nedenden dolayı kestanelikler hızla kurumaya başlamıştır. Kestaneliklerin kuruması ile başlayan ekonomık durgunluk bununla da sınırlı kalmayıp,kestaneye bağlı olarak, yöre halkının % 30 luk bir bölümünün gecim kaynağı olan arıcılık ve dolayısıyla Erfelek’in meşhur kestane balı da her gecen yıl duzen bir rekolte ıle durgunlugun diğer bir sebebidir.

    Kestane ve arıcılktan, umudunu nerdeyse kesmeye başlayan yöre halkına bugun umut aşılayan en önemli bir doğal zenginlik ise Tatlıca şelaleleridir. Birkaç yıl öncesine kadar bilinmeyen bu doğal zenginlik, ilçenin cazibesini artırmış, Turizm sektörünün bir anda canlanmasına sebep olmuştur.Şelaleler bu nedenle yörenin geleceği ve kalkınmasında büyük önem taşıyor.Yöre halkı simdi artık umudunu Turizme bağlamış durumda.Öyle ki, eskiden kenti simgeleyen ve Belediyenin ambleminde yer alan kestane,yeni amblemde yerini şelale ve doğa sporları figürlerine bırakmış durumda…
    Doğusunda Sinop,Batısında Ayancık,Güneyinde Boyabat ve kuzeyinde Karadeniz ile çevrili olan Erfelek,özellikel eko-turizm potansiyeli açısından keşfedilmeyi bekleyen bir cennettir. Doğa ve dağ turizmi açısından ilgi çekici ve olağanüstü görsellikte zenginlikleri saymakla bitmeyecek kadar fazladır. Nemli batı karadeniz iklimi ve çok soğuk olmayan kışları ile Erfelek ve yöresindeki 1600 metre yukseklıklere kadar tırmanan uçsuz bucaksız ormanlar tam bir gezi ve kamp alanıdır.Karışık tür ağaçlar ile bezenmiş bu doğal güzellik sonbaharda adeta bir renk cümbüşüne dönüşür. Yeşilden sarıya,sarıdan kırmızıya dönüşen bu görsel renk zenginliği insanda unutulmaz duyguların yaşanmasına sebep olmakta. Erfelek,Şelaleri,renk deryası ucsuz bucaksız ormanları,yöresel özelliklerini yitirmeden kalabilen yaylaları ile her mevsim bir başka güzeldir.Harikulade manzaraları ile fotograf meraklılarının da ilgi odağıdır.

    Erfelek’te Tatlıca takım şelalelerinin dışında dört ayrı bölgede daha, bambaşka güzelliklere sahip şelaleler de bulunmaktadır.

    Tatlıca Takım Şelaleleri :
    28 Adet irili ufaklı şelaleden oluşur.1997 Yılında Erfelek Barajının yol yapım çalışmaları ile ulaşım sorunun ortadan kalkması sonucu gün yüzüne cıkmış kayıp bir vadide yer alırlar.

    Horzum Şelaleleri : 10 Adet şelaleden oluşur

    Hasandere Şelaleleri : 2 adet Şelaleden oluşur

    Kızılcaelma Şelalesi ve Deli Kızın Şelalesi mutlaka görülmesi gereken doğal zenginliklerdir.


    Ne Yenir ?
    Çok farklı etnik yapısı ile Erfelek çok zengin bir mutfak kültürüne sahipdir.Nokul,Mantı ( kıymalı-cevizli), sipsi,herise, mısır ekmeği,mısır çorbası,gürcü mancarı, abaza baklası, mamalika,zılbıt böreği, ısırgan mıhlaması,ısırgan otu çorbası, gazıayak mıhlaması,etli kestane,don-pekmez ( elma-armut) ve papara yöreye has yemek çeşitleridir.

    Yapmadan Ayrılma :
    Şelalelerinin tamamını,hele de Ekım - Kasım aylarında iseniz mutlaka gezmeden, bir de Erfelek kestanesinin tadına bakmadan geri dönmeyin......
     
  12. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.256
    Beğenilen Mesajlar:
    596
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Karadeniz Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi

    DAĞLARIN ARASINDA... TOKAT

    [​IMG]

    Tokat, Karadeniz Bölgesinde Orta Karadeniz bölümünün iç kısımlarında yer alır. Kuzeyinde Samsun, kuzeydoğusunda Ordu, güneyinde Sivas, güneybatısında Yozgat, batısında: Amasya ili ile çevrilidir..

    Akdağ ve Çamlıbel dağlarının oluşturduğu vadiler arasında bulunan Tokat'ta, Deveci Dağı, Dumanlı Dağı, Canik Dağları olarak sıralayabileceğimiz dağlık alanlar mevcuttur. Dağlar, genellikle ırmakların açıldıkları yerlerde ova ve yaylalar, yaklaştıkları yerlerde ise Karedenize parelel uzanan sıradağlar şeklinde devam ederler. Doğuya doğru gidildikçe dağlar birbirlerine çok yaklaşırlar ve yükseklikleri de artar. Bu nedenle önemli geçitler daha çok plato düzlüklerinin bulundukları yerlerdedir.

    Dağlık alanlar İl topraklarının % 45 ni kaplar ve üç önemli sıra halinde uzanırlar. Kuzeyden güneye doğru birinci sırayı Canik dağları oluşturur.İkinci sırayı oluşturan yükseltiler; Kelkit-Tozanlı havzalarını ayıran su bölümü çizgisini oluşturan dağlardır.Üçüncü sıra Tozanlı vadisinin güneyinde uzanır. İlin en yüksek dağları bu yörededir.


    İlde bulunan ovalardan, Kazova, Turhal Ovası, Erbaa Ovası, Niksar Ovası, Omala Ovası, Artova Ovası ve Zile Ovalarında önemli ölçüde tarım meyve ve sebzecilik yapılmaktadır. Yapılan araştırmalarda kiraz ve vişnenin en önemli gen kaynaklarının Tokat yöresinde olduğu ve Tokat'a özgü "Cerasus İnkana" adlı kiraz türünün endemik bir bitki olduğu görülmüştür.

    Tokat'ta iklim hem Karadeniz iklimi hem de İç Anadolu' daki kara ikliminin etkisi altındadır. İlde Tozanlı, Kelkit ve Çekerek Çayı akmaktadır. Zinav Gölü , Güllü Köy Gölü, Kaz Gölü ve Almus Baraj Gölleri ilin doğasına ayrı bir güzellik katmaktadır. Kaz Gölü kuş cenneti konumuna uygun bir göl olup, Almus Baraj Gölü de su sporları için ideal bir parkur alanı oluşturmaktadır.

    Tokat, Kelkit, Yeşilırmak ve Çekerek Nehri boyunca kurulan Hitit, Frig yerleşim alanları M.Ö. 4000- 2500 yılları arasında yüksek düzeyde kültür ve sanat yaşamına sahip olmuştur. Roma ve Bizans dönemlerinden sonra Danişmend, Selçuklu, İlhanlı ve Osmanlı dönemlerini yaşamıştır.

    GEZİLECEK YERLER

    Masat Höyük:
    Tokat'ın Zile İlçesi Yalınyazı Kasabasında yer alan Masat Höyük'de M.Ö.3000'de Eski Tunç Çağı, M.Ö. 2000'de Hitit çağı, M.Ö. 1000'de Frig Çağını yaşayan 3 dönem mevcuttur. Masat Höyükte Kayseri'de Hitit imparatorluğuna bağlı bir uç beyinin sarayı bulunmuştur. Pişmiş toprak, metal ve cam eserlerin yanında Hitit Hiyeroglif (Resim Yazısı) yazısı ile yazılmış tablet en önemli eserdir.

    Sulusaray (Sebastapolis):
    Sulusaray Tokat'ın 68. Km. güneybatısında bulunmaktadır. Höyüğün M.Ö. 3000 yılında Eski Tunç, M.Ö. 2000 yılında Hitit, M.Ö. 1000 yılında Frigler zamanında iskan edilmiş olduğu, kazılarda ortaya çıkan pişmiş toprak eserlerle tespit edilmiş olup, çıkan bu eserler Tokat Müzesinde sergilenmektedir. Ayrıca Antik kentte yapılan çalışmalarda antik kentin sur duvarları, bir kilise kalıntısı, bir hamam ayrıca tabanı mozaiklerle kaplı olan sağlık merkezinin varlığı tespit edilmiştir. Bu mozaikler Sulusaray'da kapalı bir salonda teşhir edilmektedir.

    Diğer arkeolojik alanlar ve antik yerleşim yerleri arasında, Horoztepe, Niksar, Tufantepe, Komana Pontika sayılabilir.

    Mağaralar

    Ballıca Mağarası :
    Pazar ilçesinde bulunan Ballıca Mağarası 680 Metre uzunluğu ve 94 metre yüksekliği ile Dünyanın en gösterişli mağaraları içerisinde yer almaktadır.

    Sulusaray Kaplıcası:
    Tarihi Nice Polis Harabeleri arasında kaynayan Sulusaray Kaplıcaları ilde ve bölgede en önemli kaplıcadır. Kaplıca suyu 55 °c.dir. Minarellerine göre tuzlu, sülfatlı-hafif acı su olarak isimlendirilmiştir. Sulusaray Kaplıcası şu an romatizmal hastalıklardan rahatsız olanlara şifa vermektedir. Kaplıcanın bulunduğu yerde, sezon süresinde kiraya verilen pansiyon, Konaklama yerleri ve çadırları ile gelerek kamp kurmak isteyenlere de kamp yerleri verilmektedir.

    Reşadiye Kaplıcası:
    Reşadiye ilçesinde yer almaktadır. Ortalama sıcaklığı 40- 41 °c. dir. Romatizma, felçli hastalıklara ve kireçlenmelere karşı tedavi edici bir özelliği vardır. Kaplıca son derece modern motel, yıkanma havuzları ve tesislere sahiptir.

    Yaylalar

    Tokat'ta, Çamiçi, Topçam, Bizeri, Gürlevik, Batmantaş, Dumanlı Yaylaları yöre halkı tarafından ilgi çekmektedir.

    Sportif Etkinlikler

    Kamp-Karavan : Gümenek, Sulusaray Kaplıcası, Gıj gıj Dağı kamp ve karavan turizmi için doğal ortamlardır.

    Trekking : Alan Yaylası-Akdağ Zirvesi (2000 m.) Ballıca Mağarası arası trekking sporunu sevenler için mükemmel bir alandır.

    Kuş Gözlem Alanı : Kaz Gölü onlarca çeşit kuşun yuvalandığı, beslendiği sazlıkları ve görüntüsü ile tam bur kuş cenneti konumundadır.

    Olta Balıkçılığı : İl, akarsu ve göllerinin yoğun olması nedeni ile olta avcılığı için ideal bir mekandır. Almus Baraj Gölü her türlü su sporlarına uygun doğal

    NE ALINIR ?


    Yazmacılar Çarşısı, Bakırcı, Zurnacı, Çarıkçı gibi el sanatlarının üretildiği çarşılarda pek çok hediyelik eşya alınabilir. En ünlüsü tahta baskı ile boyalı yazmalardır.


    Ne Yenir ?
    Tokat'ın yemek kültürü de oldukça zengin ve iştah açıcıdır. Tokat Kebabı, Etli Dolma, Bakla Dolması, Keşkek, Gendüme Çorbası, Bacaklı Çorba, Cevizli Çörek, Bezli Sucuk, Bat gibi yemeklerin yanında Tokat şarabı da sofralara ayrı bir renk katmaktadır. Özellikle dünyada sadece Tokat'ta üretilen Mahlep şarabının içimi ayrı bir zevktir.

    Yapmadan Ayrılma :
    Ballıca Mağarasını gitmeden,

    Gökmedrese, Latifoğlu Konağı, Beysokağı, Sentemur Türbesi, Taşhan, Ali Paşa, Meydan Camileri, Hıdırlık Köprüsünü görmeden,

    Enfes bir doğa harikası olan Kaz Gölü, Reşadiye Zinav Gölü, Almus Baraj Gölü, Topçam, Gürnlevik, Çamiçi gibi doğal mesire yerlerini gezip görmeden,

    Tahta baskı ürünlerinin yapıldığı Yazmacılar Çarşısı, Bakırcı, Zurnacı, Çarıkçı gibi el sanatlarının yapıldığı yerleri gezmeden,

    EI dokuma kumaşların ve otantik yöresel giyim kültürünün sergilendiği köyler ziyaret edilmeden,

    Tahta baskı yazma almadan,

    Tarihi Tokat hamamlarının birinde Türk Hamamının özelliklerini tanımadan,

    Tokat yemeklerinden, özellikle Tokat kebabından yemeden, Tokat'ın enfes şaraplarından tatmadan,

    Dünyaca ünlü Niksar Ayvaz Suyunu Kaynağından içmeden,

    Tokat'dan ayrılmayın...
     
  13. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.256
    Beğenilen Mesajlar:
    596
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Karadeniz Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi

    OY TRABZON... TRABZON

    [​IMG]

    Doğu Karadeniz Bölgesinde yer alan Trabzon Kafkasların ve İran transit yolunun başlangıcında yer alır. Karadenize kıyısı olan diğer ülkelerin limanlarıyla bağlantısı bulunmaktadır. Tarihi ve doğa güzellikleri ile dört mevsim gezip görülebilecek turizm şehridir.

    Güneyinde Gümüşhane ve Bayburt, batısında Giresun, doğusunda Rize illeri ile çevrili olan Trabzon, kuzeyinde de Karadenize kıyısı vardır. Yerleşim yoğunluğu sahil kesimlerdedir. Deniz seviyesinden başlayarak güneye doğru artan yükseklik bölgede 3000 metreyi bulur. Yüksek kesimlerde genellikle dağlar, tepeler ve yaylalar yer almaktadır.

    Bitki örtüsü açısından son derece zengin olan Trabzon'da 440'ı bölgeye has, Türkiye genelinde nadir olan 2500 bitki türü bulunmaktadır.

    Yıllık deniz suyu sıcaklığı ortalaması 16.1° olup, Ağustos ayında 27.5°C' ye ulaşır. En düşük değer ise, Mart ayında 6.0°C dır. Senenin her ayı yağışlı olan Karadeniz ikliminin bariz özelliklerini taşır.

    Kent tarihinde ilk defa M.Ö. 5.yüzyılda Miletli Kolonistler tarafından kurulmuştur.

    Roma ve Bizans devirlerini yaşayan Trabzon, 1204 yılında Pontus devletinin başkenti olmuştur.

    1461 'de Fatih Sultan Mehmet tarafından alınan kentte Yavuz Sultan Selim Şehzadelik yapmış Kanuni Sultan Süleyman bu kentte doğmuştur.

    GEZİLECEK YERLER

    Trabzon Kalesi:
    Yörenin en iyi korunmuş eseridir. Şehir merkezinde ve denizden tepelere kadar uzanmaktadır.

    Cephanelik:
    İç içe geçmiş iki yuvarlak yapıdan oluşan kulede dış yapının iki katı tam olarak ayaktadır. Üçüncü katın pek az bir kısmı günümüze gelmiştir. İç ve dış yapılarda kemerli 13'er adet pencere bulunmaktadır. Her katta bulunan 13 pencere sık ve muntazam aralıklıdır.

    Dış yapıda bulunan giriş pencerelerle aynı yükseklikte ve biraz daha geniş bırakılmış olup, kuzeybatı yönüne düşmektedir. Üzerindeki kitabe kısmı boştur. Üçüncü katın mevcut olan duvarında, kapıyla aynı hizada, kare bir taş levha, içinde H. 1302 senesiyle tuğra bulunmaktadır. Kare levhanın dört köşesinde kabartma rozetler bulunmaktadır.

    Köşkler :

    Atatürk Köşkü:
    Soğuksu semtinde küçük bir çam korusu içinde yer alıp 20.yüzyılın hemen başında yaptırılmış, Atatürk 1934 ve 1937 yıllarında Trabzon'u ziyaretlerinde bu köşkte konuk edilmiştir. Onun ölümünden sonra Trabzon Belediyesi tarafından, dönemde kullanılan eşyalarla dekore edilerek, Atatürk Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Ulu önderimiz 1937 yılında vasiyetnamesinin bir bölümünü bu konakta yazmıştır.

    Cami ve Kiliseler :

    İnanç turizmi açısından önemli bir merkez olan Trabzon'da önemli camiler Gülbaharhatun Camisi, İskenderpaşa Camii, Çarşı Camisi, Büyük İmaret Camisi; önemli kiliseler Haghios Eugenius Kilisesi (Yeni Cuma Camii), Panaghia Chrysocephalos Kilisesi (Fatih Camii), Santa Maria Kilisesi, Ayasofya Kilisesi, Santa(Dumanlı) kiliseleridir.

    Hanlar :

    İlde bulunan hanlar, Vakıfhan, Taşhan, Alacahandır. Ayrıca Taşhan'ın yanında bir de Bedesten bulunmaktadır.

    Maçka-Mavura Yaylası :

    Ulaşım: Maçka'nın18,5 km. batısındaki Mavura yaylasına yaz aylarında minibüs bulunabilir.

    Özellikler: Elektrik ve su olan yaylada, yayla mevsiminde kır kahvesi, bakkal, kasap, manav hizmet vermektedir. Mavura yaylasıyla Solma yaylası arası 3,5 km. orman manzaralı toprak yol, yaya yürüyüş için idealdir.

    Konaklama-Yeme-İçme: Konaklama yeri bulunmadığından kamp malzemeleri getirilmelidir. Temel ihtiyaçlar yayladaki günübirlik yerlerden karşılanabilir.

    Maçka-Kiraz Yaylası :

    Ulaşım: Maçka İlçesi Gürgenağaç köyü arası 22 km. asfalt yol olup, Gürgenağaç köyünden güneye doğru 7 km. toprak yolla ulaşılabilir. Yaz mevsiminde ticari araçlarla yolcu taşımacılığı yapılmaktadır.

    Özellikler: 1. 850 m. rakımlı yaylada alt yapı hizmetleri tamamlanmış durumdadır. Yaylanın içinden akan buz gibi suda alabalık avlanabilir, yaylada çim kayağı yapılabilir. Temmuz ayının üçüncü cuma günü "Ayeser Şenlikleri" kutlanmaktadır.

    Elektrik, PTT ve çeşme gibi altyapıya sahip yaylada, bakkal, kır kahvesi, kasap, et lokantası hizmet vermektedir.

    Konaklama-Yeme-İçme Hamsiköy ve Gürgenağaç köylerinde pansiyonlarda konaklanabilir. Her türlü ihtiyaç yayladaki alışveriş yerleri ve lokantalardan karşılanabilir.

    Lapazan Yaylası :

    Ulaşım: Gürgenağaç köyünün güneyinde 2. 200 m. rakımlı yaylaya 27 km. toprak yoldan arazi vitesli araçlarla gidilebilir.

    Özellikler: Altyapıya henüz kavuşmamış yaylada Haziran - Temmuz aylarında yer yer kar yığınları görülmektedir. Aşınmaya dayanıklı bitki örtüsü çim kayağına elverişlidir.

    Konaklama-Yeme-İçme: Tamamen bakir olan yaylaya kamp malzemeleri ve temel ihtiyaç malzemeleri getirmelidir.

    Maçka-Çakırgöl Yaylası :

    Ulaşım: Yaylaya Maçka - Meryemana yolunun 5 kilometresinden sağa ayrılan toprak yoldan 90 km. ilerledikten sonra ulaşılabilir. Yol üzerindeki yaylaların bir kısmına ticari araçlarla yolcu taşımacılığı yapılmaktadır. Çakırgöl yaylasına arazi tipi araçlarla gidilmelidir.
    Özellikler: 2. 504 m yükseklikteki Çakırgöl yaylasına yol üzerinde; Arnavutluk, Kırantaş, Akarsu, Ayraksa, Livayda Kurugöl, Mesaraş Furnoba, Kasapoğlu, Camiboğazı, Ortaoba ve Deveboynu yaylaları bulunmaktadır.

    Konaklama-Yeme-İçme: Yaylaya kamp malzemeleri ve temel ihtiyaç malzemeleri getirmelidir.

    Çaykara - Uzungöl Turizm Merkezi :

    Ulaşım: Çaykara ilçesine 20 km. mesafedeki Uzungöl'e yaz kış ulaşım aracı bulunmaktadır.

    Özellikler: 1. 250 m. yükseklikteki Uzungöl, eşsiz doğal güzellikleri ile Karadeniz'in son yıllardaki en gözde turizm merkezlerinden biridir. Altyapı hizmetleri tamamlanmış durumdadır. 500 bin m2 alana sahip olan gölde alabalık ve sazan balığı yaşamaktadır. Uzungöl'ün 10 km. güneyinde 3000 m. yükseklikte Holdizon dağlarında, Balıklıgöl çevresinde yaya yürüyüş yapılabilir ve vahşi doğa şartlarında yaban hayatı izlenebilir.

    Konaklama-Yeme-İçme: Uzungöl'de göl manzaralı konaklama tesisleri, yeme-içme yerleri bulunmaktadır. 72 yataklı ahşap bungalovlar ve restoranlar yaz kış işletilmektedir.

    Karadağ Turizm Merkezi - Karadağ Yaylası :

    Ulaşım: Akçaabat - Düzköy yolunun 12. kilometresinden batıya dönülerek 28 km. toprak yolla gidilebilen yaylaya, yayla mevsiminde ticari taşıtlarla yolcu taşımacılığı yapılmaktadır.

    Özellikler: 1. 946 m. yükseklikteki yayla bol oksijeni ile akciğer tedavisi görmüş hastaların tatil için tercih ettiği yerdir. Alt yapı hizmetleri tamamlanmış olan yaylada hediyelik eşya satış yerleri bulunmaktadır. Yaylada yaban hayatı da oldukça zengindir.

    Konaklama-Yeme-İçme: 10 yataklı pansiyonda konaklanabilir. Yaylada bakkal, fırın, kır kahvesi ve lokanta hizmet vermektedir.

    Karadağ Turizm Merkezi - Hıdırnebi ve Kuruçam Yaylaları

    Ulaşım: Yaylalara Akçaabat - Düzköy yolunun I2.nci kilometresinden batıya dönülerek on kilometrelik toprak yolla ulaşılmaktadır. Yolu yaz-kış ulaşıma açık olan yaylalara ticari taşıtlarla yolcu taşımacılığı yapılmaktadır. Kuruçam - Hıdırnebi yaylaları arası bir kilometredir.

    Özellikler: 1. 742 m. yükseklikteki yaylalarda alt yapı hizmetleri tamamlanmış durumdadır. 20 Temmuz'da başlayıp üç gün süren Hıdırnebi şenliklerinin düzenlendiği Hıdırnebi tepesi doğal manzara seyir terası konumundadır. Orman içinde kurt, tilki, çakal vb. yabani hayvanları izlenebilir, foto safari yapılabilir.

    Yörede yaşayan köylüler, püsküllü çanta, alaca çorap, örme sepet, yayık, kaşık vb. ağaç mutfak eşyaları satmaktadır.

    Konaklama-Yeme-İçme: Yayladaki bakkal, manav, kasap, fırın, lokanta ve kır kahveleri ve yayla mevsiminde işletilen pansiyonlar bulunmaktır. Yol üzerinde Acısu köyünde maden suyu kaynağı ve pansiyon bulunmaktadır.

    Tonya - Erikbeli Turizm Merkezi - Erikbeli Yaylası :

    Ulaşım: Tonya ilçesinden güneye 24 km. toprak yolla ulaşılan, Erikbeli yaylasına yaz aylarında ticari taksi ve dolmuşlarla yolcu taşımacılığı yapılmaktadır

    Özellikler: 1. 800 m. yükseklikteki yaylada alt yapı hizmetleri tamamlanmış durumdadır. Erikbeli Turizm Merkezi, Kadırga, Çatma Obası, Sazalanı, Zigana, Ken yaylalarına giden yolların birleştiği kavşaktadır. Erikbeli, Sazalanı, Ken, Sinlice, Şıkkıranı ve Siz dağı yaylaları arası doğa yürüyüşü için idealdir. Ken yaylası Erikbeli Turizm Merkezi'nin 9 km. kuzeyinde, Şıkkıran yaylası 19 km. kuzeyinde orman içerisindedir.

    Konaklama-Yeme-İçme: Konaklama için kamp malzemeleri getirilmelidir. Ancak yayladan et, süt, yumurta, ekmek gibi gıda maddelerini temin edilebilmektedir.

    Sazalanı Yaylası :

    Ulaşım: Tonya'ya 24 km. mesafedeki Erikbeli Turizm Merkezi'nin 5 km. batısında yer alan Sazalanı yaylasına ham toprak yolla ulaşılmakta olup, yayla mevsiminde ticari araçlarla yolcu taşımacılığı yapılmaktadır.

    Özellikler: 1. 700 m. yükseklikteki yaylada alt yapı hizmetleri tamamlanmış durumdadır. Yaylada lokanta, kır kahvesi, bakkal bulunabilir.

    Konaklama-Yeme-İçme: Konaklama için kamp malzemeleri getirilmelidir. Ancak yayladan temel ihtiyaç malzemeleri karşılanabilir.

    Sis Dağı Yaylası :

    Ulaşım: Tonya'ya 24 km. mesafedeki Erikbeli Turizm Merkezi'nden sonra kuzeybatıya 25 km. toprak yolla Sis dağı yaylasına ulaşılır.

    Özellikler: 1. 550 m. yükseklikteki yaylada kısmen altyapı hizmetleri getirilmiştir. Bakkal, kasap ve kır kahvesi bulunabilir. Her yıl Temmuz ayının üçüncü cumartesi günü Sis Dağı Şenlikleri yapılmaktadır.

    Konaklama-Yeme-İçme: Konaklama için kamp malzemeleri getirilmelidir. Ancak yayladan temel ihtiyaç malzemeleri karşılanabilir.

    Kadırga Yaylası :

    Ulaşım: Kadırga yaylası, Tonya'ya 24 km. mesafedeki Erikbeli Turizm Merkezi'nin 14 km. doğusundadır. Ham toprak yolla ulaşılan yaylaya yaz aylarında ticari taşıtlarla yolcu taşımacılığı yapılmaktadır.

    Özellikler: Yayla, 2. 300 m. yükseklikte ağaç yetişme sınırının üzerindedir. Her yıl Temmuz ayının üçüncü cuma günü kutlanan Kadırga Şenlikleri'ne on binlerce kişi gelmektedir. Halk oyunları gösterileri, yarışmalar, davul zurnalı eğlenceler sırasında tonlarca et, ekmek, yayık ayranı tüketilen Kadırga Şenlikleri büyük bir pazara, panayıra benzemektedir.

    Elektrik, su, WC. gibi altyapıya sahip yaylada bakkal, kasap, fırın, lokanta, tuhafiyeci, kır kahveleri hizmet vermektedir.

    Konaklama-Yeme-İçme: Konaklama için kamp malzemeleri getirilmelidir. Ancak yayladan temel ihtiyaç malzemeleri karşılanabilir.

    Çatma Obası Yaylası :

    Ulaşım: Tonya'ya 24 km. mesafedeki Erikbeli Turizm Merkezi'nin 14 km. doğusunda yer alan Kadırga yaylasının 9 km. güneyindedir. Yaylaya özel araçlarla gidilebilir.

    Özellikler: 2. 200 m. yükseklikteki Çatma obası küçük bir yayladır. Erikbeli-Kadırga-Çatma Obası Yaylası ve Zigana Kayak Merkezi arasında doğa yürüyüşü yapılabilir. Mızraklı Su, Şehitler tepesi, Çıngıraklı kuyu gibi efsaneleri olan mekanları vardır.

    Mızraklı Su: Efsaneye göre, savaş sırasında çok susayan asker bir mızrağı ortadan kırıp sağa sola bütün gücüyle fırlatır. Mızrağın bir parçasının saplandığı yerden su çıkar, diğer parçasının saplandığı yerde su kaybolur. 50-60 metre aşağıda esrarengiz bir şekilde çimlerin arasında yok olan suyun çıktığı bölüm, günümüzde beton koruma altına alınmıştır.

    Çıngıraklı Kuyu Bu adı, kuyuya atılan bir taş parçasının uzun süre ses çıkarmasından almaktadır. Girişin uzun zaman karla kapalı kaldığı mağara bulunmaktadır.
    Konaklama-Yeme-İçme: Konaklama ve yeme-içme malzemeleri getirilmelidir.

    Düzköy (Haçka Obası) Yaylası :

    Ulaşım: Yaylaya, Trabzon'a 40 km. mesafedeki Düzköy ilçesinden güneye 12 km. toprak yolla ulaşılabilinir.

    Özellikler: 1. 784 m. yükseklikteki yaylada alt yapı hizmetleri tamamlanmış durumdadır. Yaylada bakkal, kasap, manav, fırın ve kır kahveleri bulunmaktadır. Temmuz ayının üçüncü cuma günü Kadırga, 14 Ağustos da Karaabdal şenlikleri yapılan yaylada Haçkalı Baba türbesi ilgi çekmektedir.
    Konaklama-Yeme-İçme: 20 pansiyonda konaklanabilir. Her türlü yeme-içme imkanı bulunmaktadır.

    Mağaralar :

    Çalköy Mağarası Akarsu Köyü Mağarası

    Mesire Yerleri :

    Boztepe:
    Trabzon kentini panoramik açıdan görünümünü sağlayan bölge, yaz mevsiminde gezi ve dinlenme alanı olarak kullanılmaktadır. Otomobil ile ulaşım mümkün olup yeme-içme tesisleri oldukça gelişmiştir.

    Çamburnu:
    Trabzon-Rize Devlet Karayolu üzerinde Sürmene İlçesine bağlı çamlık-plaj ve piknik alanıdır.

    Sera Gölü:
    Sera Gölü, Trabzon'un batı sahilinde,şehir merkezine 8 km. uzaklıkta bulunan, denize 2 km. mesafede, Akçaabat İlçe sınırlan içerisinde krater bir göl oluşumudur. 1950 yılında meydana gelen bir toprak kayması sonucunda oluşmuştur. Yeme-içme tesisleri yanı sıra piknik alanı olarak da düzenlenmiştir.

    NE ALINIR ?

    Eskinin daracık arnavut kaldırımlarının üzerinde yürüyüp tek katlı arasta biçimli ve koridoru andıran, hemen hemen tüm Trabzon halkının alışveriş mekanı olan kemeraltında Trabzon'a has telkari usulü ile el yapımı gümüş eşyaları görmelisiniz. Altıncılar ve gümüşcüler çarşısını mutlaka gezmelisiniz.

    Ne Yenir ?
    Pek çok yemeği yapılan hamsi, karalahana ve mısır ekmeği, hamsi kuşu, hamsi pilavı, hamsili kaygana, hamsi tava, lahana kavurması, hoşmerim, Akçaabat Köftesi, kıymalı ve peynirli Trabzon pidesi, Hamsiköy sütlacı yöre yemeklerindendir.



    Yapmadan Ayrılma :
    Yörenin en iyi korunmuş, denizden tepelere kadar uzanan Trabzon Kalesini gezmeden,

    Şehrin 7 km güneybatısında soğuksu mevkiinde 19.yüzyıl sivil mimari örneği ile yapılmış ve Trabzon halkının Atatürk'e bir hediyesi olan Atatürk Köşkünü ziyaret etmeden,

    Fatih veya İrena Kulesi olarak bilinen ve Cephanelik olarak kullanılan mekanı görmeden,

    Yayla şenlikleri mayıs ayının ilk pazar günü başlayarak ağustos ayının sonuna kadar süren festivaller Trabzon'un simgesi halindedir. Festival tarihlerinde Trabzon'a gelirseniz festivale katılmadan,

    Kışın Trabzon'a geldiyseniz, Sümela Manastırını kar altında görmeden,

    Sümela Manastırı gezisi sonrası yol güzergahında bulunan lokantalarda, kara lahana dolması, kayana, Hamsiköy'de Hamsiköy Sütlacı yemeden,

    Uzungölü gezmeden,

    Tereyağında alabalık ve tüm Karadenize özgü yemekleri tatmadan... Dönmeyin.
     
  14. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.256
    Beğenilen Mesajlar:
    596
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Karadeniz Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi

    KARA ELMAS DİYARI... ZONGULDAK

    [​IMG]

    Zengin bir tarihi geçmişi olan, göz alabildiğince yeşili, bin yıllık mağaraları, doğal ve tarihi güzellikleriyle Zonguldak görülmeye değer bir ildir.

    Oldukça engebeli bir arazi üzerine kurulmuş olan kent topraklarının önemli bir bölümünü, akarsu vadileriyle yer yer derin bir biçimde parçalanmış alanlar ve orta yükseklikteki dağlar oluşturur.

    Bol yağışlı bir iklime sahip olan Zonguldak, akarsular bakımından da oldukça zengindir. Filyos Irmağı, Devrek Irmağı, Alaplı Irmağı, Gülüç Çayı ve Üzülmez Dereleri ilin en önemli akarsularıdır. Karadeniz Ereğlisi' nde Kızılcapınar ve Gülüç, Merkez'de Ulutan baraj gölleri ile Karapınar'da Çobanoğlu, Çatalağzı'da ise Dereköy göleti ilin yapay gölleridir.

    İl topraklarının % 52'si ormanlarla kaplıdır. Yörenin yüksekliklerinde iğne yapraklı, daha aşağılarda yayvan yapraklı, akarsu kenarlarında ise kavak, söğüt gibi ağaçlar bulunmaktadır. Bu ana yeşil dokuyu bol çeşitli orman altı bitki türleri tamamlamaktadır. Zonguldak' da Karadeniz iklimi görülmektedir. Mayıs - Ağustos ayları arasındaki ortalama deniz sıcaklığı 20 C' dir.

    Zonguldak ve çevresi; Hitit, Frig, Pers, Roma, Bizans, Selçuklu, Danişmend, Candaroğulları ve Osmanlı dönemleri yaşamıştır. Zonguldak şehir merkezi, maden kömürünün bulunması sonucu 1849 yılında yerleşim yeri olarak kurulmaya başlanmıştır.


    GEZİLECEK YERLER :

    Halil Paşa Konağı :

    Zemin + 3 katlı, orta sofalı plan tipinde ve kargir olan yapı, 19. yüzyıl sonlarına doğru kentin ileri gelenlerinden Halil Paşa Karamahmutoğlu tarafından yaptırılmış ve antik spoli malzemelerden de yararlanılarak ilgi çekici hale getirilmiştir. Bir dönem ortaokul ve Kız Meslek Lisesi olarak da kullanılan yapı, 1988 yılında Kültür Bakanlığı'na tahsis edilmiş ve 1989 yılında başlanan restorasyonu 1998 Mart ayında bitirilmiştir.

    1988 yılı Eylül ayından itibaren Atatürk Kültür Merkezi'nde faaliyetlerini sürdüren Ereğli Müze Müdürlüğü, 17.3.1998 tarihinde restorasyonu tamamlanan Halil Paşa Konağı'na taşınmıştır.

    Teşhir-tanzim çalışmaları tamamlanan binanın zemin katı idarî bölüm olarak kullanılmaktadır. Müzenin birinci katında, Ereğli ve çevresinde toplanan Grek, Roma, Bizans dönemlerini yansıtan mermer mezar stelleri, pişmiş toprak amphoralar, figürlü mermer sütun başlıkları, cam kaplar ve takılar, çeşitli madeni eserler ve pişmiş topraktan yapılmış kaplar, kandiller, dokuma ağırlıkları ve figürinlerden oluşan arkeolojik eserler ile Lidya, Grek, Roma, Bizans, Abbasi, Emevi, Sasani, Artuklu, Selçuklu ve Osmanlı sikkeleri koleksiyonlarından oluşan eserler teşhir edilmektedir. İkinci katta çeşitli erkek ve kadın giysileri ile yöreye özgü bir dokuma olan "Elpek" kumaşı ve ipliği, dokuma aletleri, mendil, bohça, örtü gibi dokuma türleri, silahlar, takılar, mühürler tütünle ilgili eşyalar, tespih, saat, mutfak eşyaları, ölçü ve tartı aletleri ve yazma eserlerden oluşan yöresel etnografik eserler sergilenmektedir. Üçüncü kat, dönemine uygun döşenmiş müze-ev olarak düzenlenmiştir. Müze bahçesinde ise, çeşitli dönemlere ait lahitler, sütun başlıkları, sütun kaideleri, sütunlar, yazıtlı bir taş, mimarî parçalar ve bir anıt mezardan oluşan taş eserler sergilenmektedir.

    Plajlar :

    80 km'lik kıyı şeridi boyunca çok sayıda doğal plaj ve kumsal bulunmaktadır. Doğu yönünden itibaren Sazköy, Filyos, Türkali, Göbü, Hisararkası, Uzunkum, Kapuz, Karakum, Değirmenağzı, Ilıksu, Kireçlik, Armutçuk, Karadeniz Ereğli, Mevreke, Alaplı ve Kocaman mevkiileri yaz boyunca yöre halkının akın ettiği kumsallardır

    Mesire Yerleri :

    Merkezde Ulutan Baraj Gölü, Ereğli'de Kızılcapınar Baraj Gölü ve Gülüç Baraj Gölü, Çatalağzı beldesinde bulunan Dereköy Göleti ile Karapınar beldesinde bulunan Çobanoğlu Göleti (18 ha) içme suyu ya da sanayi amaçlı yapay göllerdir. Bu göllerin çevresi yöre halkınca günübirlik dinlenme alanları olarak kullanılmaktadır. Merkez Kokaksu mevkiinde bulunan Harmankaya, Kozlu beldesinde Değirmenağzı ve Ereğli'de Güneşli Şelaleleri ilin en önemli çağlayanları olup, trekking amaçlı olarak kullanılmaktadır

    Mağaralar :

    Cehennemağzı Mağarası, Gökgöl, Kızılelma, İnağzı ve Cumayanı Mağaraları görülmeye değerdir.

    Koruma Alanları :

    Zonguldak - Çitdere Tabiatı Koruma Alanı

    Konumu: Batı Karadeniz Bölgesinde, Zonguldak ili, Yenice ilçesi, Şekermeşe ve Dibekyanı mevkiinde yer almaktadır. Saha 72.15 Ha. dır.

    Ulaşım: Sahaya Zonguldak-Ankara devlet karayolu Yeniçe sapağından ayrılan 45 km.lik yol ile ulaşılabilir.

    Özellikleri: Çok çeşitli orman ağacı türlerinin bir arada bulunduğu eşsiz bir ekosistem özelliği, Istranca meşesi (Quercus hartwvissiana) nin dünyada eşine ender rastlanan boy ve çaptaki örneklerinin varlığı, aralarındaki nesli tehlikeye düşmüş veya düşebilir türlerinde yer aldığı eşsiz yaban hayvanları topluluğuna sahip olması özelliklerini oluşturmaktadır.

    Istranca meşesi (Quercus hartwvissiana), kayın (Fogus orientalis), gürgen (Carpinos betilus), göknar (Abies bornmülleriana), dişbudak (Fraxinus excelsior), akçaağaç (Acer platano-ides),karaçam ((Pinus nigra), sarıçam (Pinus sylvestris), porsuk (taxsus baccata), ıhlamur (Tilia tomentosa),kayacık (Ostrya carpinifoliç), karaaağaç (Ulmus campestris), kuşburnu (Rosa canina), Üvez(Sorbus aucuparia) sahada bulunan ağaç türleridir.


    Başlıca hayvan türleri ise; geyik, karaca, ayı, domuz, kurt, tilki, sansar, başak, yaban kedisi, tavşan, çulluk, tahta güvercin, alakarga, atmaca, ispinoz ve kara tavuktur.


    Sportif Etkinlikler :

    Avcılık:
    Zonguldak İli av ve yaban hayatı anlamında da çeşitlilik ve zenginlik göstermektedir. Özellikle Merkez, Devrek, Gökçebey ve Karadeniz Ereğli civarında bulunan orman alanlarında ayı, domuz kurt, tilki, porsuk- çakal- dağ keçisi, sincap, karaca, tavşan, gibi yaban hayvanları ve yaban ördeği, yaban güvercini, çulluk, bakal gibi kuş türleri avlanmaktadır. Akarsularda sazan, alabalık, karabalık ve mercan, denizde ise istavrit, hamsi, mezgit, palamut, barbunya gibi balıklar avlanmaktadır. Yaban hayatına yönelik avlanma daha çok hobi ya da boş zaman faaliyeti olarak yapılmakta iken, denizlerde yapılan avlanma ise ticari amaçlı olarak gerçekleştirilmektedir.

    Bisiklet Turları:
    Ereğli çevresinde bisikletli doğa gezileri düzenlenmektedir. Ereğli-Armutçuk Gökçeler yönünde hem bisiklet gezisi için uygun eğime sahip yol hem de yol güzergahı boyunca tarihsel değerleri ve doğal güzellikleri görme ve izleme olanağı bulunmaktadır.

    Olta Balıkçılığı :
    Başta Karadeniz olmak üzere, Ulutan Baraj Gölü, Kızılcapınar Baraj Gölü ile Filyos Irmağı, Devrek Çayı, Gülüç Çayı ve Alaplı Çayı olta balıkçılarının rağbet ettiği başlıca yerlerdir. Ayrıca Bostandüzü, Ilıksu mevkiilerinde bulunan dereler de olta balıkçılığı yapılmaktadır.

    Dağ Doğa Yürüyüşü:
    Alaplı'da Bacaklı Yayla, Bölüklü Yayla ve Kız Kulağı Yaylası, Merkezde Göldağı, Esenlik, Beycuma Yayla Mevkii, Devrek'de Bostandüzü, Dirgine Vadisi ve Yedigöller, Gökçebey'de Pamukdüzü Mevkii dağ doğa yürüyüşü yapmak isteyenlerin en fazla ilgi gösterdiği noktalardır. Ayrıca, Harmankaya, Güneşli ve Değirmenağzı şelalelerinin bulunduğu doğal güzergah da, trekking amaçlı gezilerde ilk akla gelen yerlerdir.

    Yatçılık:
    Her yıl Ataköy Marina tarafından düzenlenen Uluslararası Karadeniz Yat Rallisi (Kayra) kapsamında, ralliye katılan yatlar Zonguldak

    NE ALINIR ?

    Devrek Bastonu, elpek bezi, madenci heykelcikleri tercih edilen hediyelik eşyalardır.





    Ne Yenir ?
    Yöre mutfağı ağırlıklı olarak unlu (buğday ve mısır unu) mamullerden yapılan yemek türlerinden oluşmaktadır. Su böreği, kabaklı börek, bazlama, cizleme, gözleme, kömeç ekmeği, pide türleri, tarhana çorbası, uğmaç çorbası, göce çorbası, malayı yöresel yemekler arasında sayabiliriz. Ereğli pidesi ve Osmanlı çileği, Çaycuma yoğurdu, Devrek çöreği ve simdi ile Zonguldak ormanlarında yetişen kuzu kestanesi yörenin adıyla özdeşleşmiş yiyecekleridir.



    Yapmadan Ayrılma :
    Zonguldak-Kozlu karayolu üzerindeki Uzunmehmet adına yapılmış anıtı görmeden,

    Yaklaşık 4 km'lik bir trekking gezisi sonucu ulaşılan bir doğa harikası olan Harmankaya Şelalelerini görmeden,

    Devrek ilçesi, Bostandüzü Orman Dinlenme yerinde mola verip doğa fotoğrafı çekmeden,

    Ereğli ilçesindeki dinsel ve mitolojik özelliklerinden dolayı rağbet gören Cehennemağzı Mağaralarını gezmeden,

    Ereğli Müzesini gezmeden, Zonguldak'dan ayrılmak olmaz...
     
  15. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.256
    Beğenilen Mesajlar:
    596
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Karadeniz Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi

    Doğa,Deniz,kumsal ve Tatil. BARTIN

    [​IMG]

    Batı karadeniz bölgesinde, ormanlar ile denizin dantel gibi iç içe kaynaştığı,59 km.lik sahil şeridi ile tatilcilerin gözde mekanlarındandır BARTIN…

    “Suların ilahı”, “Genç bakire “, anlamına gelen Parthenios ırmağından (Bartın ırmağı) adını alarak, “Parthenia” antik adı ile anılır. Tarih boyunca Gaskalar,Hititler,Bithinia ve Frig uygarlıklarına vatan olmuştur BARTIN. Sonraki dönemlerde ise Miletliler, Kimmerler, Lidyalılar,ve Perslerden sonra Pontus egemenliğinde kalmıştır. Roma ve Bizans yönetiminde yaklasık 1.300 yıl kadar kalan BARTIN, Cenovalılar,Selçuklu Devleti, Candaroğulları Beyliği ve 1.392 yılında Osmanlı sınırları içine katılmıştır.

    Çok yüksek olmamakla birlikte sahil şeridinde dik ve sarp dağlarla çevrili olan Bartın bölgesinde ; Karadağ, Aladağ,Kocadağ,Karasu ve arıt dağları en büyük dağlardır. Ormanlarla kaplı dağları yararak denize ulaşan en önemli akarsuyu Bartın ırmağı ve onun kolları olan Kocanaz ve Kocaçay’dır.

    Bartın bölgesinin sık orman dokusu içinde,meşe,kayın,gürgen,kestane,ıhlamur,akcaağaç, defne,çam,köknar, zakkum,kızılcık,kuşburnu,kavak ve incir sıkca rastlanan türlerdir. Bozayı,yaban domuzu,tavşan,karaca,kurt, çakal,gelincik,tilki,sincap,şahin,atmaca,leylek,bı ldırcın,karatavuk ise sıkca görülen yaban hayatı üyeleridir. Arazi yapısının % 35 i tarım için uygun vasıflardadır ve Buğday,mısır,patates,sebze ve meyve üretimi yapılmaktadır.Son yıllarda ise Bartın’da çilek üretimi önemli bir hızda artmaktadır. 25 MAYIS -15 Haziran tarihleri arasında “Bartın Çilek Festivali” yapılmaktadır.

    Yörede el sanatları açısından en başta genç kızların elişleri gelir.17.yy dan günümüze kadar ulaşan siyah veya beyaz tül üzerine gümüş tel işlenerekyapılan “telkırma” yazmalar,”çatkı” denilen başörtüleri, yastık, çarşaf, bohça ve karyola etekleri günümüzde azalarak da olsa devam eden el sanatlarıdır ve yerli yabancı ziyaretcilerin ilgisini çekmektedir.

    Amasra kalesi,Fatih camii,Bedesten,Kuş kayası yol anıtı,Aya Nikolas kilisesi,Taşhan, Hisarkale mahzeni yöredeki belli başlı tarihi eserlerdir. Ancak 18-19 yy geleneksel Türk evleri mimari özelliklerini taşıyan, alt katı taş,üst katı ahşaptan yapılma Bartın evlerinin, bu tarihi doku içinde ayrı bir yeri ve değeri vardır.

    İnkumu,Amasra,Güzelcehisar,Mugada,Kızılkum,Çakraz, Akkonak,Göçkün,Çambu,Kurucaşile,Tekkeönü ve Kapısuyu plajları ve daha onlarca koy,deniz ve ormanın güzelliklerini aynı anda yaşamak isteyenlerin tercih ettiği bakir doğal alanlardır. Ayrıca Kumluca Kızıllar köyü yakınında Aksu çayı ve Ulus ilçesine 17 km uzaklıkta Ulus cayı üzerinde 30 m yükseklikten süzülerek dökülen iki adet şelale de diğer doğal güzellikleridir.

    Amasra ilçesi,Karakoçak köyü,Kuyupınar mahallesindeki Gürcüoluk mağarası,sarkıt,dikit ve travertenleri, 15 odadan olusan dehlizleri ile görülmesi gereken doğal güzelliklerdir.


    Ne Yenir ? Yörede balık cok ve oldukca ucuz.Yörenin mutfak zenginliği içinden bir seçim yaparsanız,Yumurtalı ısput,Pirinçli mantı,Kıymalı ıslama,Ziva,Delioğlan sarığı,Kabak burması böreği,Pumpum çorbası ve tanıdık bir tad Tarhana çorbası favoriler...

    Yapmadan Ayrılma : Amasra Kalesini görmeden,Bartın çileğinden tatmadan ayrılmayın.Bartın işi ahşap tahta ürünlerini görün, Kurucaşile'de tekne imalatcılarını gezin ve izleyin.Ve tabiki mevsim uygunsa eldeğmemiş bakir koylarda denize girmeyi de unutmayın...
     
Karadeniz Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi konusuna benzer içeriklerimiz
  1. Ege Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi

    ege bölgesi kültürü ege bölgesinin kültürel özellikleri bölgesi kültürel özellikleri bölgesinin kültürü zenginlikleri Sevgili Meleklerim Ege Bölgesinin güzelliğini bilmeyeniniz yoktur ama yeniden Ege Bölgesi'nin kültürel zenginliklerine göz atmaya ne dersiniz :tik: Ege Bölgesi Anadolu yarımadasının en batı bölgesi olan EGE Bölgesi, adını Ege denizinden alan Türkiye'nin yedi cografi...
  2. Marmara Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi

    marmara bölgesinin kültürel zenginlikleri marmara bölgesi kültürel zenginlikleri bölgesinin doğal güzellikleri istanbul doğal güzellikleri tarihi yerleri Marmara Bölgesi Türkiyenin göz bebeği Marmara Bölgesi her ili ayrı bir güzel ayrı bir kültürel zenginlik sahibi şimdi tek tek bu kültürel zenginliklere bakalım arkadaşlarım :tik: Türkiye'nin kuzey batısında yer alan Marmara bölgesi,...
  3. Akdeniz Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi

    akdeniz bölgesinin kültürel zenginlikleri akdeniz bölgesindeki doğal varlıklar bölgesi kültürel zenginlikleri bölgesinin yemek kültürü bölgesi yemek kültürü Sevgili Melişlerim Akdeniz Bölgesi diyince hepimizin aklına deniz kum ve güneş gelir ama çoğumuzun bilmediği kültürel zenginliklere sahiptir Akdeniz Bölgesi şimdi gelin hep birlikte bu zenginlikleri hepbirlikte tanıyalım :tik:...
  4. Doğu Anadolu Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi

    doğu anadolu bölgesinin kültürel özellikleri doğu anadolu bölgesinin nesi meşhur anadolunun kültürel özellikleri neyi meşhur van edremit Doğu Anadolu Bölgesinin illerini tek tek tanımıştık sevgili melişlerim şimdide Doğu Anadolu Bölgesi"nin kültürel zenginliklerini tanıyalım ve tanıtalım :tik: Doğu Anadolu Bölgesi,batıdan doğuya doğru gittikçe genişleyen Türkiye'nin doğusunda ve ülke...
  5. Güneydoğu Anadolu Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi

    güneydoğuda gezilecek yerler batman gezi rehberi güneydoğu anadolu bölgesinin el sanatları Güney Doğu Anadolu Bölgesi güzel olduğu kadar kültürel açıdanda çok zengin bir bölgedir meleklerim hep birikte bu zenginlikleri tanımak istermisiniz :tik: Güney-Doğu Anadolu Bölgesi Batıda Akdeniz , Kuzeyde ve Doğuda Doğu Anadolu, güneyde ise Suriye ile komşu olan Güney-Doğu Anadolu Bölgesi,...

Sayfayı Paylaş