gebe
  1. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    34.171
    Beğenilen Mesajlar:
    2.224
    Ödül Puanları:
    113

    Karşılıksız Aşk Sendromu

    Konu, 'Psikiyatri' kısmında MaWiM tarafından paylaşıldı.

    Neredeyse modern psikiyatri tarihinin başlangıcından beri aşk patolojileriyle ilgilenilmesine rağmen, hemen tüm insanların gündelik yaşamlarında çok önemli olan "aşk", "arzu", "istek" gibi kavramlar ve onların psikopatolojik görünümleri, günümüzün betimleyic psikiyatrisinde yer bulabilmeleri çok zordur. Bugün betimleyici psikiyatride, insanların aşk ilişkilerinde ortaya çıkan psikopatolojik görünümlere, çok basit olarak sanrısal bozuklukların erotomanik alt-tipinde ve ilişki sorunları arasında yer verilmektedir. Bu yazıda, Hegelci felsefenin insan arzusu anlayışından ve ilişki merkezli psikodinamik yaklaşımlardan yararlanarak, betimleyici psikiyatri içinde yeterince ele alınamayan, başkasına yönelik arzunun karşılıksız kalması halinde ortaya çıkan durumları, normalden en patolojik olana doğru bir spektrum içinde ele alma fırsatı veren "karşılıksız aşk sendromu" kavramını ileri süreceğiz.

    "Karşılıksız aşk sendromu" bir spektrum bozukluğudur. Arzusu umduğu düzeyde karşılık bulmayan, reddedilen ya da reddedildiğini düşünen kişinin spektrumun neresinde yer alacağı, sağlıklı bir kendilik organizasyonu gösterip göstermemesine, nesne ilişkileri bakımından sergilediği performansa ve kullandığı savunma düzeneklerine bağlıdır.

    Bu makale, yazarın konuyla ilgili literatürü araştırması ve kendi klinik deneyiminin sonucunda ortaya çıkmıştır.

    Anahtar kavramlar: Aşk patolojileri, erotomani, karşılıksız aşk

    Bugün betimleyici psikiyatride, insanların birbirleriyle duygusal ilişkilerinde ortaya çıkan birincil psikopatolojik görünümlere yalnızca "ilişki bozukluğu" ve "sanrısal bozuklukların erotomanik tipi" içerisinde yer verilmektedir. "İlişki bozukluğu" başlığı altında romantik ilişkilerin ne zaman klinik ilgi odağı haline geleceğiyle ilgili hiçbir ölçüt belirlenmezken, "erotomanik tip sanrısal bozukluk" ise yalnızca "genellikle daha yüksek bir konumu olan başka bir kişinin kendine aşık olduğuna ilişkin sanrıları" kapsamaktadır. Tek başına bir fenomen olarak ele alındığında bile oldukça tartışmalı olan, etiyolojisinden (Raskin ve Sullivan 1974; Hallender ve Callahan 1975; Seeman 1978) klinik görünümüne (Pearl 1972; Rudden ve ark 1980; Taylor ve ark 1983; Ellis ve Mellshop 1985) tanı ölçütlerinden ve seyrinden (Raskin ve Sullivan 1974; Hallender ve Callahan 1975; Seeman 1978; Ellis ve Mellshop 1985; Evans ve ark 1982; Jordan ve Howe 1980) tedavisine (Hallender ve Callahan 1975; Jordan ve Howe 1980; Rudden ve ark 1980; Taylor ve ark 1983; Ellis ve Mellshop 1985; Stien 1986) birçok farklı görüş ileri sürülen "birincil erotomani" konusunda son zamanlarda birçok yeni toparlayıcı projeler ileri sürülmektedir (Meloy 1989; Rudden ve ark 1990; Segal 1993; Mullen ve Pathe 1994). Yaşanan olayların da zorlamasıyla konuya adli psikiyatri açısından hukuksal çözümler bulmaya çalışılmaktadır (Perez 1993; Meloy ve Gothard 1995). Ama "birincil erotomani" konusunda henüz yeterli bir çerçeveye bile sahip olmadığımız kabul edilmektedir. "İlişki bozukluğu"nun romantik biçimlerinin neler oldukları konusunda ise, genellikle psikodinamik yaklaşımla yapılan uygulamalardan edinilen gözlemler ve kavramlaştırma girişimleri (Kernberg 1995) dışında, yeterince fikir sahibi değiliz. Oysa "aşk" diye (turkeyarena.com) anlatılan yaşantının böylesine kolayca ele alınamayacağını, onun en olağan seyrinde bile kimi zaman psikolojik destek ve yardım olmaksızın sürdürülemeyecek kadar zorluklarla dolu olduğunu tüm klinisyenler bilmektedir. Kaldı ki aşk patolojileri, böyle birincil görünümlerinin yanısıra, ruhsal rahatsızlıkların seyri sırasında ikincil olarak da sıkça ortaya çıkabilirler.

    Aşk yaşantılarının ve kimi zaman psikiyatrik desteği zorunlu kılan psikopatolojik görünümlerin, uygulamada karşılaşılma sıklıkları gözönünde bulundurulduğunda, ayrıntılı bir şekilde tanımlanmalarına, aşk yaşantılarının patolojik görünümlerinin nasıl ayırdedileceklerinin ve hangi durumda ne tür bir yardım (tedavi) yaklaşımının gerekli olduğunun belirlenmesine gereksinim vardır.

    Bu nedenle biz, aşkın "normal" ve patolojik görünümlerini geniş bir spektrum içinde kavramanın olanaklı olduğu düşüncesiyle, başka birçok klinisyenin de çaba gösterdiği bu konularda bir ilk adım olarak, yeni bir modelin ilk taslağını sunmak istiyoruz.

    Modelimiz, birincil (primer) aşk patolojileri için, psikodinamik yaklaşım içinde geliştirilmiş ama ampirik gereksinimleri karşılayabilecek şekilde genişletilme olanakları bulunan, savunma düzeneklerinin matürden immatüre doğru kullanımlarını esas alarak şekillendirilmiş bir spektrum bakışına dayanmaktadır.

    Aşk patolojilerinin yer aldığı bu spektrum bozukluklarının tamamına ise, "karşılıksız aşk sendromu" adını vereceğiz. Çünkü "karşılıksız" nitelemesi, birincil aşk patolojilerinin tümünde ortak olarak bulunmakta, gerçek bir ilişki olsun ya da olmasın, aşk patolojisi yaşayan kişinin bu yaşantıyı "yeterli" bulmayarak patolojik savunmalara yöneldiğine işaret etmektedir. Bu yolla birincil aşk patolojilerini ve son dönemde yoğun tartışmalara konu olan homoseksüel erotomaniyi ve diğer homoseksüel aşk patolojilerini de (Dunlop 1988; Boast 1994) "karşılıksız aşk sendromu spektrumu" içinde kavrama olanağı ortaya çıkmaktadır.

    Ama önce insanın duygusal yaşantısının bir biçimi olarak aşka bakışımızı anahatlarıyla ortaya koymalıyız.

    İnsan arzusunun ayırt edici niteliği ve sağlıklı aşk yaşantısı

    Aşkı ve aşk patolojilerini inceleyebilmek için ilk yapılması gereken, "insan arzusunun niteliği"ni nasıl kavradığımızı ortaya koyabilmektir. Örneğin bugün çoğumuzun bakışına göre, insan arzusunun, diğer canlıların arzulamalarından hiç de belirgin bir farkı bulunmamaktadır; "gereksinim", "istek" ve "arzu" kavramlarının hepsi, hemen hemen aynı anlama sahiptir ve insan bedenindeki organik bir işlevin zorlamasıyla ilgilidirler. Biz ise, insan arzusunun niteliği sorununun çözümünde Hegel'in "efendi-köle diyalektiği"ndeki bakışının oldukça yarayışlı olduğunu düşünüyoruz. Hegel'e göre, "İnsan isteği ya da daha iyi bir deyişle, bir bireyi özgür ve bireyselliğinin, özgürlüğünün, tarihinin ve sonuç olarak da tarihselliğinin bilincinde kılan anthropogene (insan kılan) istek, hayvanın duyduğu istekten (doğal, yalnızca yaşayan ve hayatı hakkında yalnızca bir duyguya sahip olan varlığın isteğinden) gerçek 'pozitif', veri olan bir nesneye değil de, başka bir isteğe yönelmesiyle ayrılır. Böylece örneğin erkek ve kadın ilişkisinde istek, eğer biri diğerinin bedenini değil de, isteğini isterse; eğer o istek olarak isteği 'elde etmek', 'kendinin kılmak' isterse, yani istenmek ya da 'sevilmek' yahut insan olması bakımından değerli olarak, insan bireyi gerçekliğinde 'kabul edilmek' isterse, bu insani bir istektir."

    ..."Başka bir deyişle, insani, antropogene (insan kılan) özbilinci ve insani gerçekliği doğuran isteklerin tümü, sonuç olarak 'kabul edilme' isteğinin bir sonucudur... İnsan bir başka insana kendini empoze etmeyi, ona kendini kabul ettirmeyi istediği ölçüde insandır... Başlangıçta, henüz diğeri tarafından kabul edilmediği sürece, onun eyleminin hedefi bu diğeridir ve onun insan olarak değeri ve gerçekliği bu diğeri tarafından kabul edilmesine bağlıdır; hayatın anlamı bu diğerinde yoğunlaşır." (Kojeve 1988)

    Hegel'in köle-efendi diyalektiğindeki bu bakışı, psikiyatri dünyasında ilk yankısını, Fransız psikanalist Lacan'ın çalışmasında bulmaktadır. Lacan, Hegel'in tezinden insan isteğinin diğer canlıların isteklerinden farklı olarak, fiziksel gereksinimlerin karşılanmasının yanısıra, bir de sevgi ve tanınma isteğini de kapsadığı ve sorunun ancak öznelerarası (intersubjective) bir bağlamda ele alınabileceği sonucunu çıkartır. Lacan, bu nedenle istek (demand) ile arzu (desire) arasında bir ayrım yapar: İstek, bedenin gereksimlerinden kaynaklanır ve daima kendine özgü bir biyolojik öge taşır ama arzu asla istek ile aynı şey değildir; arzu, her zaman isteğin hem ötesindedir hem de ondan önce vardır. Arzu, isteğin ötesinde varolur demek, arzunun isteği aştığı yani sonsuz olduğu anlamına gelir; çünkü arzuyu doyurmak olanaksızdır. Arzu, her zaman söylenemez olanı imlediğinden hiçbir zaman doyurulamaz. En özgeci olanları da dahil olmak üzere bütün insan eylemleri, "başkası"nı tanımak yoluyla ortaya çıkar. Bu nedenle her kendini tanıma arzusu, aslında, bir biçimde "başkası"nı tanıma arzusudur. Arzu, arzu için arzulamak, yani "başkası"nın arzusunu arzulamaktır. Lacan için insan, gereksinim, istek ve arzu arasındadır; bunların nerde başlayıp nerde bittikleri bir türlü bilinemez. Örneğin ağlayan çocuğa, annesi bir parça çukulata verdiğinde, çocuk, hiçbir zaman annenin bu eyleminin kendi gereksinimlerinin giderilmesi için mi yoksa bir sevgi gösterisi olarak mı gerçekleştirildiğini bilemeyecektir. Zaten bir bakıma arzunun gelişmesinin temeli de isteğin yarattığı bu düş kırıklığıdır (Lacan, 1981; Madun 1995).

    Arzuya Hegelci bakış, daha sonra nesne ilişkileri ve kendilik psikolojisi kuramlarında, belirgin biçimde ortaya çıkmıştır. İnsan ilişkisine, insan varoluşuna yapılan basit eklemeler değil, bizzat varoluşun kendisi olarak bakan bu kuramlar sayesinde, insan psikiyatrideki bilimsel yalnızlığından kurtulma şansına kavuşmuştur (Cashdan 1988). Yine bu kuramlar sayesinde, aşk gibi arzulamanın katışıksız biçimde kendini gösterdiği insan ilişkisi formlarını ayrıntılarıyla ele alıp inceleme fırsatı doğmuş oldu.

    Bu kuramlara göre baktığımızda, en özet şekliyle, aşkın insanın ilişki içindeki varoluşunun yüksek bir olasılığı olduğunu görebilir; "sağlıklı aşk yaşantısı"nı ise, aşkın evrensel fenomenolojisinin olgun bir kendilik (self)'teki icrası olarak tanımlayabiliriz. Olgun kendilik, aşk yaşantısını olgun savunma düzenekleri içinde yaşar; aşkı ve sevgiliyi kendisine sunulan varolma fırsatından dolayı yüceltmeyi (sublimation); kendisini yeterince onlara adamayı (alturism) bilir. Aşkı ve sevgiliyi üstün tutar ama mutlaklaştırmaz; iyilik vaadine uygun biçimde eğlenmeye, kendisini ve sevgilisini eylemeye (humor) çalışır. Yaşamın gerçeklerine gözlerini kapamaz; kendi sınırlarının farkındadır; isteklerinin radikal bir savunucusudur ama durulması gereken yerde durur, diretmez (supression). İlişkinin gerçekliği içinde sağlıklı iletişimin yollarını arar; "öteki"nin haklarını ihlal etmemek için gerekli özeni gösterir. Cinselliği dışlamaz, eros ve agape'yi birbirinin karşısına dikmez. Aşkına bir karşılığı talep eder ama zorlamaz, sevileni özgür bırakır, manüpülasyondan medet ummaz. Bunlar dışında kalan aşk yaşantıları ise, bizim "karşılıksız aşk sendromu" adını vereceğimiz spektrumun içine düşer.


     
Karşılıksız Aşk Sendromu konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Karşılıksız AŞK sendromu

    Karşılıksız AŞK sendromu

    karşılıksız aşk karşılıksız aşkta ne yapılmalı reddedilen erkek ne yapmalı reddedilen erkek psikolojisi aşk için yapılmalı Tüm dünyada olan birşey bu.Kimi aşkına karşılık bulur kimi ise aşkını kalbine gömer çünkü;sevdiği kişiden karşılık alamaz.Aşk insanı şekilden şekile koyar.İnsanın yaşamını alt üst eder eğer karşılıksızsa.İşte karşılıksız aşk yaşayanların psikolojik durumları....
  2. Karşılıksız AŞK

    Karşılıksız AŞK

    Karşılıksız aşk yaşayan bir aşıktan güzel bir yazı....:asigim: Seni ne çok sevdim ben. Ne çok gözyaşı döktüm senin için. Geceleri sen yatağında meleklerin kanatlarıyla uçarken ben penceremin önünde senin rüyana girmek için dua ederdim. Bir bakışına bir dudak kıvrımında titreşen gülüşüne ulaşmak için dünyanın bütün çiçeklerini önüne sererdim. Karşılıksız aşk. Şiirler şarkı sözlerilar...
  3. Karşılıksız Aşk İntiharı...

    Karşılıksız Aşk İntiharı...

    KARŞILIKSIZ AŞK İNTİHARI Uşak’ta aşkına karşılık bulamayan ve kara sevdaya yakalandığı iddia edilen genç yaşamına son verdi. Aybey mahallesi 1. Meltem sokakta meydana gelen olayda İsmail Ağırbaş (19) adlı genç elektrik kabloları ile kendisi yatak odasının tavanına astı. Yakınları gencin karşılıksız aşk neden,iyel bunalıma girdiğini ve yaşamına son vermiş olabileceğini belirtti.
  4. karşılıksız aşk sözleri

    karşılıksız aşk sözleri

    karşılıksız aşk sözleri karşılıksız aşk sözleri kısa karşılıksız aşk sözleri anlamlı Dileriz ki hiç kimse karşılıksız aşka tutulmaz ama ne yazık ki, hayat hep bizim dilediklerimiz gibi olmuyor. Kimi zaman aşka karşılık vermiyoruz, kimi zaman da aşkımıza karşılık bulamıyoruz. İşte bunada karşılıksız aşk diyoruz. Biz de bu sayfamızda karşılıksız aşk sözleri sunuyor ve diyoruz ki karşılıksız...
  5. karşılıksız aşk sözleri 2012

    karşılıksız aşk sözleri 2012

    karşılıksız aşk sözleri 2012 2012 karşılıksız aşk sözleri 2012 karşılıksız aşk sözleri kısa Bilindik sözlerden sıkıldıysanız ve size cevap vermiyen karşılıksız aşkınıza karşılıksız aşk sözleri 2012 mesajları sunuyor ve arayanlar için 2012 karşılıksız aşk sözleri burada diyoruz Melek'ler. pLatonik bir sevgi ateşindeyim ya bana gülme yada hep gül yanımdan gitme seviyorum seni Sen Sadece...

Sayfayı Paylaş