gebe
  1. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    34.162
    Beğenilen Mesajlar:
    2.213
    Ödül Puanları:
    113

    Klinik Hipnoz Ve Hipnotik Olgulara Giriş

    Konu, 'Hipnoz' kısmında MaWiM tarafından paylaşıldı.

    Klinik Hipnoz Kitabı, Psikoterapi ve Hipnoz Derneği Yayını Bu cilt, kronik zayıflatıcı durumların hafiflemesinde, çeşitli hipnoz uygulamaları konusundaki uzmanların yazdığı, kısa bir monografiler koleksiyonu sunmaktadır. Hipnozun tedavi edici mesleklere ek olarak kurulmuş bir rolü vardır. Dünya çapındaki birçok hipnoz uygulayıcısının oluşturduğu dernek ve cemiyetler, resmen tanınma ve bilgilendirme noktasında, eğitimin standartlarını belirlemekte ve sağlıkla ilgili mesuliyet arayan bireylerin, hipnozla müdahale eden uzmanlara karşı kamu güvenini sağlamaktadır. Kitabın bölümleri genel eğitim konuları ve danışanın tercihlerinden, hafızanın teorik incelenmesine; hipnozun nörofiz¬yolojisinden, psikoterapiler gibi konulara kadar çeşitlilik arz eder. Kitapta konu aralarında bol miktarda ilave klinik vaka öykülerine yer verilmiştir. Hipnoz tekniklerinin uygulanmasına yönelik kendine özgü yönergeler ve uzun yılların klinik deneyimi sırasında rastlanan problemlere karşı uyarıları içerir.
    Temel bir düzeyde, araştırmacılar hipnotik olguların nöro¬fizyolojik temelini daha iyi anlama noktasında, son on yıldaki beyin görüntülenmesindeki gelişmelerin avantajını kullanıyorlar.
    Klinik düzeyde ise, daha önce üstü örtülmüş bazı problemleri çözmeye yönelik toplumun şu anki açık tutumu, bazı problemleri çözerken, bazen de bir o kadar yeni problemler üretmektedir. Bastırılmış anılarla ilgili pek çok ateşli tartışma süregelmiştir, ancak uzun vadede insan beyninin karmaşıklığı hakkındaki bilgiye ek olarak, bu tür ilim içindeki münazaralardan kazançlı çıkmışızdır.

    HİPNOZ NEDİR?
    Zekâ, depresyon ve anksiyete gibi birçok psikolojik olguda olduğu gibi, hipnoz da öznel deneyime, katılımcıların anlatımlarına ve ‘hipnoz durumuna’ eşlik eden olgulara göre tanımlanır. Hipnoz durumunun ayırıcı özellikleri; dikkatin içteki bir odağa yeniden yönlendirilmesi, eleştirel düşünce, yargılama ve gerçeği sınamanın azalmasında, zihnin ileriyi planlama fonksiyonunu askıya alması, telkine yatkınlığının artması, imgelemenin artması veya fantastik düşüncelere girmesi ve hipnotik rol davranışıdır. Hipnozun birçok tanımı olmakla birlikte en yaygın olarak kabul gören tanım, İngiltere Tıp Cemiyetinin, hipnozun tıp alanında kullanılmasıyla ilgili yürüttüğü inceleme sonucunda, 1955’te ortaya koyduğu aşağıdaki tanımdır (BMA, 1955, 1982):
    Hipnoz, süjede meydana gelen değiştirilmiş algının geçici durumudur ki; olasılıkla birçok değişik olgunun kendiliğinden veya sözel ve diğer uyaranlara yanıt olarak başka biri tarafından meydana getirilmesi halidir. Bu olgular; bilinçte ve hafızada değişiklikler, telkine yatkınlığın artması hali, süjenin normal zihinsel durumuna yabancı olan cevap ve düşüncelerin meydana çıkmasını içerir. Bunların dışındaki anestezi, felç, kas sertliği, fizyol değişiklikler gibi hipnotik olgular da hipnoz durumunda meydana getirilebilir veya ortadan kaldırılabilir.

    KLİNİK PROBLEMLERİN TEDAVİSİNDE KULLANIMININ TARİHÇESİ
    Başka isimler adı altında, hipnozun klinik problemleri tedavi etmede kullanımı uzun bir tarihe sahip olup, bu durum dini ve ayin törenlerini tasvir eden eski metinlerde de kayıtlıdır. Hipnozla ortaya çıkan olgular, mucizevî tedavileri açıklamakta kullanılmıştır ki bunlar, Orta Çağ’da kutsal heykellere, şifalı pınarlara ve üstün seviyedeki kişilere veya dini güçlerce yapılan "daha yüksek bir güç karşısında teslim olma " olgusuna bağlanmaktaydı. Hipnozun daha modern kullanımı, vücut içindeki görünmez “manyetik sıvının” uygun dağılımına atfettiği gösterişli tedavileri başaran, Viyanalı Doktor Mesmer’in çalışmalarıyla başlamıştır. 1784’te XVI.Louis’in kurdurduğu bir komisyon, hayvan manyetizması hakkında bir kanıt bulamamış ve Mesmer’in başarısını telkine bağlamışlardır.
    Mesmer, Kraliyet Komisyonu’nun raporu sonucunda popülerliğini yitirmesine rağmen, hipnozun klinik uygulamasına olan ilgi ondokuzuncu yüzyıl boyunca hızla gelişmiştir. Hipnoz terimi, gözlemlenen olguların, uykuya benzer bir psikolojik durum sebebiyle ortaya çıktığına inanan, Manchester’lı hekim James Braid tarafından, 1841’de bulunmuştur. 1880’lerde hipnozun Fransız nörolog Charcot ile Breuer ve Freud tarafından kullanımı geniş anlamıyla ‘histeri’ denilen nevrotik bozuklukların tedavisinde kullanımına kadar genişlemiştir. Freud daha sonra hipnozun kullanımını, psikanaliz tekniklerin lehine bırakmıştır. (Sulloway, 1979).
    Yirminci yüzyılın başlarında, psikolojide davranışçı yaklaşımın gelişmesi, hipnoz gibi içsel psikolojik süreçlere olan ilginin geçici bir süre için azalmasına yol açmıştır. Buna rağmen, anksiyetenin davranışçı terapisinde, gevşemeyi sağlamak için hipnoz kullanımı çoğunlukla tanımlanmıştır.(Beck & Emery, 1985; Clarke & Jackson, 1983; Marks, Gelder & Edwards, 1968; Rubin, 1972; Rossi, 1986). Hipnozla ortaya çıkan olgular, davranış değişiklikleri meydana getirmek için de kullanılmıştır (Hussain, 1964; Wolpe, 1958, 1973; Kroger& Fezler, 1976) ancak hipnoz bileşeninin doğası her zaman tartışılmamıştır. Hastanın bilişsel ve algısal süreçlerini değiştirmeye odaklanmış olan bilişsel terapilerin (Brewin, 1988) daha sonraki yıllardaki gelişimi, hipnotik duruma bilişsel olguların eşlik etmesine rağmen, hipnoz kullanımını tümüyle ihmal etmiştir.

    HİPNOZ OLGUSU
    Terapistin talimatları veya süjenin kendi kendine telkinleriyle ortaya çıkan hipnoz durumuna, çeşitli olgular eşlik eder. Hipnotik olguların süjeler tarafından deneyimlenme ve terapistler tarafından gözlemlenme derecesi, hipnozun derinliğine bağlıdır ki; hipnozun derinleşebilmesi de süjenin özelliğidir. Bu özelliğe de genel olarak hipnoza yatkınlık veya hipnotik duyarlılık denir.
    Hipnoz sırasında, dikkat odağı daraltılır ve içsel bilişsel bir odağa doğru kaydırılır. Bu da, cevap gerektiren duyu girdisinin farkındalığında bir azalmaya sebep olur. Merkezi sinir sisteminin duyu ve tepki sistemlerinin uyanıklığında bir azalma meydana gelir, bu duruma ters olarak da, muhtemel veya hayali tehlikelere karşı etrafı tarayan endişeli hastalarda meydana gelen dikkatin hareketli bir şekilde yer değiştirmesidir.

    ELEŞTİREL DÜŞÜNME, GERÇEKLİĞİ SINAMA VE GERÇEKLİĞİ ÇARPITMA TOLERANSINDA AZALMA
    Shor (1969), normal bilgi işleme süreçlerinin özelliğini taşıyan, işleme süreçlerini tasvir etmiştir. ‘Genellenmiş gerçeklik yönelimi’, referans çerçevesi kavramını gündeme getirir ki; süje deneyimlerine bu çerçeveyle anlam yükler ve yaşantısını onunla yorumlar. Hipnoz durumunda ise bu yönelim belirgin bir şekilde askıya alınır ve böylece, somut, eleştirel olmayan düşünce süreci ortaya çıkar. Clarke ve Jackson (1983) süjelerinde, [hipnoz sırasında] karşıt şahsi yargı ve inançları harekete geçiren yeteneğin düşük olduğunu belirtmiştir (s.242).
    İkna edici karşılıklı konuşmalar, etkili terapi müdahalelerinin bir parçasıdır. Hipnoz ve hipnoza yatkınlık üzerindeki araştırmalar, eleştirel düşünmede benzer bir azalma ortaya çıktığını gözlemlemiştir. Malott, Bourg & Crawford (1989) hipnoza girmiş süjelerin ikna edici konuşmalara karşı daha az karşıt görüş ürettiklerini ve ayrıca hipnozda olsun ya da olmasın hipnoza yatkınlığı yüksek süjelerin mesajlara karşı daha kabullenici düşünceler ve olumlu tavır takındıklarını deney yoluyla kanıtlamışlardır. Eleştirel düşünmenin ve ‘genellenmiş gerçeklik yöneliminin’ askıya alınması ile birlikte, terapist tarafından telkin edilmiş algıdaki ve bilişteki gerçeklik değişimini kabul etmeye karşı, hazır olma durumu ortaya çıkmaktadır.
    Hipnoz durumundayken süjeler, daralmış dikkat odaklarıyla, gelecek hareket ve olaylarla ilgili düşüncelerini askıya aldılar. Hipnoz durumunun günümüzdeki odağı bu süreci teşvik etti.

    YÜKSELTİLEN İMAJİNASYON CANLILIĞI YA DA GERÇEKLİĞİ
    İmgeleme gücünün ve fantezi üretiminin arttırılmasının hipnoz prosedürünün bir etkisi ve ayrıca hipnoz ve hipnoza yatkınlığın temel bir özelliği olduğu öne sürülmektedir (Sheehan, 1979; Lynn & Rhue, 1987), ama yine de imgelemede canlılık ve hipnoza yatkınlık arasındaki ilintiler makuldür. Daha önceki, dikkatin içsel bilişsel odaklanması ve eleştirel yargının askıya alınması, muhtemelen daha yüksek bir algı canlılığından ziyade, daha yüksek bir gerçekliğe sahipmiş gibi kabul edilir ve tepki verilir.

    İRADİ DEĞİŞİM VE İRADİ KAS HAREKETLERİNDEKİ DEĞİŞİMLER
    Hipnoz altına giren süjeler, sık sık davranışlarının kendi olağan kontrolleri altında olduğunu bildirirler. Weitzenhoffer (1978) bunu, hipnozun temel bir özelliği olan “klasik telkin etkisi” olarak değerlendirdi. Bu telkin etkisi iki bileşen kritere sahiptir; (a)Telkine karşı ortada bir cevap olmalı (b) ve bu cevap gayri iradi yapılmalıdır.
    Gevşeme, felç, otomatik hareketler ve sert katalepsi, hipnoz telkinine karşı irade dışı değişiklikler olarak deneyimlenebilir. Güçlendirilmiş kas performansları da bildirilebilir, ancak bu durum gerçekten güçlenmiş performanstan ziyade kas yorgunluğundan kaynaklanıyor da olabilir.

    İSTEMDIŞI KAS, ORGAN VE BEZELERDEKİ DEĞݬŞİMLER
    Gelişmiş deneyler ve klinik bilgiler, bilinçli kontrolün dışında olduğu varsayılan birçok fizyolojik süreç ve işlemin, hipnoz telkinlerine cevap olarak değişiklik gösterebileceğini kanıtlamıştır (Kiernan, Dane, Phillips & Price, 1995). (Bu değişimin yalnızca hipnozla müdahaleye mi yoksa hipnoza yatkınlığa göre mi değişikliğe uğradığı konusu ayrıca kanıtlanmaya muhtaçtır.) Yakın zamanda Kiernal ve meslektaşları (1995) tarafından yapılan bir deney, hipnoza bu tarz bir fizyolojik cevabın olduğunu göstermektedir.

    ALGILARDA DEĞİŞİMLER
    Hipnozla birlikte bulunan pek çok olgu, soyut ve hemen göze çarpmayan olgular olup, bunların az bir kısmı yalnızca hipnoz durumuna mahsustur. Duyudaki ve özellikle acı duyumundaki değişimler, uygun süjeler ve hipnoz teknikleri kullanıldığı ve süje hipnoz altına alınmadığı zamanlarda aynı oranda gözlenmemiştir. Yalnızca hipnoz yoluyla anestezi yapılarak gerçekleştiren büyük ve küçük birçok cerrahi ameliyatın tasviri yapılmaktadır. Bu yaklaşım, kimyasal anestezinin mevcut elverişliliği yanında alternatif bir müdahale yolu teklif etmemekle birlikte, betimlenen süreç ve prosedürler hipnoz durumunun etkisini desteklemektedir.

    HAFIZANIN ÇARPITMALARI
    Telkine bağlı olarak ya da kendiliğinden meydana gelen ‘hipnoz sonrası hafıza kaybı’ hipnoz sürecinin olası bir bileşenidir. Daha önceki, bilişsel görevdeki farklılıkların, bu olgunun hipnoz durumunda, hafızaya kodlamadaki değişikliklerden kaynaklandığını ileri sürüyor gibi olsa da; hafıza bozulması ve güçlenmesi üzerine yapılmış araştırmalar, bu farklılıkların hafıza kayıtlarının geri çağrılmasından ziyade, onları kodlamadan kaynaklandığını ileri sürer (Barnier & McConkey, 1992; MeConkey, 1997).

    BEKLENTİLERİN VE MOTİVASYONUN YÜKSELTİL¬MESİ
    Genel olarak halk inanışlarında ve beklentilerinde bulunan hipnozdaki ‘sihir’ dikkate alındığında, klinisyen bu beklentileri ustaca kullanarak hastanın motivasyonunu mümkün olan en üst düzeye yükseltebilir ve tedaviye olan direnci azaltabilir. Hipnotik telkine verilen cevapların istemdışı doğasının deneyimlenmesi ve klinik alanda kullanımının başarısı, motivasyonu daha da güçlendirir.

    İMGELEM DENEYİMLERİN ARTTIRILMIŞ GERÇEK¬LİĞİ
    Pek çok psikoterapist imajinasyonu ve fantezi kurmayı değişim sürecini kolaylaştırmak için kullanır. Hipnozla desteklenen terapilerde belirli süjeler, imajinasyon ve hayal kurmaya gerçeğe verdikleri tepki gibi tepki vermeye diğerlerinden daha istekli ve hazır olabilirler. Zira hipnoz işlemi, imajinasyonu güçlendirmek için etkili bir yol sunmaktadır. Bu kuvvetli aracın kullanımında en etkin ve en iyi sonucu almak için tedavi sanatının üyeleri, kendi bilimsel alanlarına yardımcı olarak hipnoz eğitimi almak istemektedirler.

    HİPNOZ EĞİTİMİ
    Hipnozun kullanımındaki eğitim programları dünya çapında, ülkeden ülkeye farklılıklar gösterir. Her program, eğitimi ve akreditasyonu arttıracak ve güvenilir sağlık hizmeti arayan kişilerin uzmanlara olan kamu güvenini güçlendirecek, eğitim standartlarına ulaşmaya çalışır. Pek çok klinisyen, hipnozu karşılaştıkları en zor rahatsızlıkları tedavi etmede kullanmak için öğrenirken, hipnoz konusunda tam bir yetkinlik zamanla olur ve sonraki ay veya yıllarda da ileri düzey atölye çalışmalarına katılmayı gerektirir. Dahası, önemli bir prensip şudur ki; hiç kimse, tedavisi için gerekli hipnoz eğitimini almadığı alanda ve hipnoz olmadan rahatça müdahale edilebilen hastaları tedavi etmede hipnozu kullanmamalıdır. Eğitimin son bir bölümü de etik kurallara, mesleki ahlaka ve sertifika vermeye ayrılmıştır. Ulusal ya da uluslararası organizasyonlara katılmak gelecekte kişisel ve mesleki gelişimi sağlayacaktır.
    Hipnoz araştırmaları hakkında yapılan tartışmalar ve bunların klinik alandaki uygulamalarındaki güncel çelişkiler, büyük sorunlar doğurur. Dr. Bloom, anne karnındaki doğum öncesi hayattan ve önceki yaşamdan doğruluğu kanıtlanmamış bazı hatıraların, tam olarak doğru kabul edilmesinin tehlikesini vurgular. Geçmişe dair ilk çocukluk evresinde gerçekleşen cinsel tacizin açığa çıkarılmış anılarını doğru kabul etme problemleri evrensel bir kaygı konusudur. Böyle bir taciz gerçekten meydana gelmiş olabileceği gibi, bu hatıraların, tacizin gerçekten olduğuna yönelik bir belirti olmaktan çok, hipnoz esnasında suni bir durum olarak ortaya çıkma ihtimali de vardır. Klinisyenler için gerçek cinsel taciz bulgularının açığa çıkarılmasında hipnozun kullanımında yardımcı olacak kılavuz bilgiler vardır (Bloom, 1994), ama son analizde belirli somut bir vakada ne şekilde hareket edileceğine karar vermek tedavi uzmanının kendi kararına kalmıştır.

    Dr. Linden’in makalesi, hasta ile hipnotik bir bağ kurmanın dört adımlı yolundan bahseder: değerlendirme, hastanın eğitimi, hipnoza yatkınlığının ölçümü ve hastanın hipnozdan olumlu beklentilerinin ve motivasyonunun arttığı esnada ona kendi kendine hipnozun öğretilmesi. Yazarın belirttiği gibi, insanlar artık hipnoz hakkında daha bilgili ve konuya geçmişe olduğundan çok daha açıktır. Dahası, tedavi sürecinin karşılıklı etkileşimine dayanan doğasının ve bunun terapist ile hasta arasındaki işbirliği ile daha iyi anlaşılması, hasta seçimindeki kriterleri de değişime uğrattı. Vaka incelemeleri araştırıldığında, hastaların aslında mevcut problem için değil, tamamen farklı bir sebepten dolayı başvurdukları ortaya çıktı. Dolayısıyla, teşhis yeteneği, en az hipnoz yeteneği kadar önem taşımaktadır.

    Burada, bilginize, bazı önemli fakat farklılık gösteren birkaç mesele vurgulanabilir. Tıp doktoru olmayan klinisyenlerin hastaya hipnoz kullanarak müdahale etmeden önce hastaya, rahatsızlığı ile ilgili tıbbi bir değerlendirmenin yapılıp yapılmadığını sorması tavsiye edilir. Hipnoterapiste genellikle sunulanların çoğu, cerrahi ve ilaçla tedavi gerektiren organik sebeplerden kaynaklanabilir. Klinisyen travmanın geçmişini araştırırken, hasta da normal psikolojik savunma düzeneklerinden kurtularak yüzeye çıkabilecek, yıpratıcı materyallerle başa çıkabilecek durumda olmalıdır. Çocukluk dönemine ait fiziksel ve/veya cinsel tacizin araştırması yapılırken, canlandırılan anıların geçerliliğini gölgeleyecek, yönlendirici ve telkin edici sorulardan kaçınılmalıdır.
    Tedavide hipnozun kullanılmasına çok az uygun olan bazı klinik şikayetler listelenmiş biçimdedir. Adli meseleler klinisyene belirli birtakım zorluklar çıkartabilir. Sonuç olarak, hastanın klinisyene getirmiş olduğu şikayetler, klinisyenin kendi uzmanlık sahasının dışında ise hasta başka bir yere yönlendirilmelidir.

    Hipnozda anılar ile ilgili olan dördüncü makale, özellikle bastırılmış anılarla ilgili tartışmalar bakımından önemlidir. Yazar anıların karmaşıklığına dair yansız bir yaklaşım geliştirmeye çabalarken aynı zamanda hasta ile terapist arasındaki etkileşimden doğacak olan karmaşıklıklara da işaret ediyor. Hipnozun kullanımı anıların doğruluğuna dair bir kesinlik teşkil etmez; hastanın (gerek hipnoz gerekse uyanıklık halindeki) belirli bir derecedeki kendinden emin olma hali, kesin bir hafızanın belirtisi olarak görülmemelidir. Bu bölüm, hafıza ve hipnoz arasındaki ilişkiyi ele alır. Bunu ilk olarak kısaca hem hipnoz, hem de hafızanın doğasını incelemek daha sonra da özel olarak konuyla ilgili iki hafıza olgusunu irdeleyerek yapar ki bunlar, sahte hafıza ve cinsel tacize bağlı bastırılmış anıların geri alınmasıdır.

    Prof. Sheehan’ın belirttiği gibi, hipnoz, hatırlanan materyalin yoğunluğunu arttırsa da hatırlanan şeylerin doğruluğuna dair bir artış söz konusu değildir. Hatırlanan materyelin doğruluğuna dair bir artış gözlemlenmesi nisbeten nadir bir durumdur. Dahası, klinik veya adli tıp ortamında duygusal anlamda yansız olduğunu beyan edebilecek katılımcı bulmak belki de çok nadirdir.
    Toplanacak veri, daima bu veriyle ilgili kişilerin güvenlik ve menfaatlerini etkileyecek genel klinik gerekliliklere saygı göstererek biriktirilmelidir. Hastanın gelecekteki iyiliği ve suçlama sırasında suçlanan diğerlerinin iyiliği kaygı yaratır, örneğin, geri alınan anıların anlatımında devreye giren etik ilkelerin katı zorlaması (Bloom,1994).

    Hipnozun yürütülmesinde göz önünde bulundurulması gereken genel klinik gereklilikler vardır ve bu gereklilikler sadece doğru ilkeler izlendiğinde gerçekleşebilir.
    Nihayet nörogörüntüleme teknikleri sayesinde, hipnoz sırasında beyin aktivitelerini gözlemleme olanağına kavuşmuş olduk. Bunlar, beyinde bölgesel kanlanma (rCBF), pozitron emisyon tomografi (PET), tek foton emisyonlu bilgisayarlı tomografi (SPECT) ve işlevsel manyetik rezonanslı görüntüleme (fMRI) gibi tekniklerdir.

    Dr. Crawford bu tekniklerin psikolojik ve fizyolojik olgular hakkında nasıl sorular yönelttiğini belirtmektedir. Hipnotik olguların özel olarak kortikal ve alt kortikal işleyişle ilgili olduğuna dair kanıtlar vardır. Nörofizyolojik açıdan, hipnoza yüksek yatkınlık gösteren kimseler çoğunlukla hipnotik veya hipnotik olmayan şartlar altında daha büyük EEG yarıküresel asimetriler gösterir. Beyinle ilgili metabolizma çalışmaları, beynin bazı bölgelerinde hipnoz sırasında artış olduğunu gözlemlemiştir (referanslar için beşinci makaleyi inceleyiniz). Artan kan dolaşımı ve hızlanan metabolizma, yükselen zihinsel gayret ile ilişkilendirilebilir ve bu veriler hipnozun zihinsel çabanın artmasıyla ilgisi olduğuna işaret eder.

    Bu makale aynı zamanda hipnoanaljezi ile ilgili olabilecek opiod ve opiod olmayan nörotransmitter ve modülatörler rolleri hakkında öncü nörofizyolojik araştırmaları da bildirmektedir. Yazar tarafından gerçekleştirilen (Crawford, Knebel & Vendemia, 1998) son fMRI araştırması, talamik, insüler ve diğer beyin aktivitelerindeki değişimleri kuşkusuz bulmuştur. İleriki nörogörüntüleme ve nörokimyasal çalışmalar, hipnotik analjezinin akut ve kronik acıya ne şekilde etkisi olduğuna dair artan bilgilerimize daha da yoğun bir katkıda bulunacaktır.

    Teorik başlığın aksine, Dr. Zeig’in makalesi, Milton Erickson’un öğrencisi olan birine yakışan bir biçimde son derece pratik bir yapı içerir. Erickson, hasta tarafından daha arzu edilir bir davranış geliştirilmesini teşvik etmek için, trans içinde ve dışında farklı seviyeleri bulunan bir iletişim biçimi kullanmıştır. İlk adım olarak, terapist, hastanın karşılık verdiğinden emin olmalıdır. Daha sonra terapiyle ilgili değişim, hastanın terapistin dolaylı olarak ne dediğini duyma ve yanıtlama yeteneğine bağlıdır. Ayrıca, değişim hastanın kendi insiyatifi ile başladığından daha mükemmel ve kalıcı olacaktır. Tablo 6.1 Erickson’un stratejisini nasıl geliştirdiğine dair güzel bir açıklama sunmaktadır.

    En iyi yanıtı almak için terapist, bireylerin aşağıdaki durumlardan birinde beraber çalışıyor olabileceklerini anlamak zorundadır: biri daha üstte, biri daha altta ya da ikisi de eşit. Zeig bu üç farklı durumu belirtmiştir. Bu hesaplamalar son derece açık olduğu gibi aynı zamanda ilginçtir. Özellikle de ikincil kazanca yol açan esas bütünleyici ilişkiler.
    Erickson hastanın karşılık veriş düzeyini arttırmanın gerekli olduğu noktalarda, tekniğini geliştirmek ve düzenlemek için çalışmıştır. Benzer olarak, telkin süresince hastada içsel değişim başlamadan önce gönderilen mesajları yakalamak için, terapistin belli bir tecrübe sürecine ihtiyacı vardır.

    Hipnozun belirli klinik uygulamaları bölümü’nün ilk makalesi, günümüzü ilgilendiren ve tartışma konusu olan bir mevzu; travma kurbanlarının hatırlanan anılarıyla ilgilidir. Klinisyenler şunu bilmelidir ki hastanın daha önce unutmuş olduğu bir travmayı hatırlamış olmasının klinik bir anlam ve önemi vardır, ancak tacize yönelik anıların hatırlanması bunların gerçekten yaşanmış olduğunu göstermez. Hipnoz kullanarak hafızanın yeniden yapılandırılabileceği ispat edilmiştir. (örn., Barnier & McConkey, 1992).

    Çocukluğa ait taciz anılarını bildiren hastalarla çalışan klinisyenler, bu durum ile ilgilenirken çocukluk dönemine ait muhtemel bir tacizle ilgilenirken gösterilmesi gereken hassas bir yaklaşım içinde olmalıdırlar (McConkey, 1997). Bununla beraber, böyle yaparken geçerli olan tedavi ve teşhis metotlarına sadık kalmaya ve onları kullanmaya da ihtiyaçları vardır. Klinisyenler, geçmişteki yanlış kullanımları sebebiyle, hipnoz uygularken, bilimsel temeli olan ve klinik olarak da geçerli olan bir müdahale yöntemi kullanma konusunda titiz ve dikkatli olmalıdır.

    Hipnoz, anksiyete bozukluklarının tedavisinde yardımcı yöntem olarak kullanılmaya özel olarak elverişlidir. Hipnoz uygulayıcılarının yüzde 95’i hipnozu anksiyete halinin tedavisinde yardımcı olarak kullanırlar. Zihinde canlandırılmış olaylara gerçeklik kattığı için hipnoz, duyarlılığı azaltmak ve yeniden nüksetmelerle başa çıkmak için mükemmel bir yardımcı araç olabilecek güçtedir. Hipnotik prosedürleri kullanarak uyanıklıkta azalma sağlanabilir ve rahatlama arttırılabilir. Gerek kendi kendine, gerekse terapist tarafından uygulanan hipnozun, panik hastaların basit fobilerinde ve ayrıca agorafobi tedavisinde olumlu sonuçlar verdiği kanıtlanmıştır. Frankel ve Orne’nin (1976) belirttiği gibi korku duyan hastalar, diğerlerinden veya toplumun genelinden daha kolay hipnoz edilebilmektedir. Genel anksiyete durumunun azaltılmasının yanında hipnotik teknikler, kendine saygı hissinin ve öz saygının yeniden kazanılmasında da kullanılabilir.

    Endişe halinin tedavisindeki başarısına ters bir biçimde, yaygın bir kanıya göre hipnoz, depresyon tedavisinde, intihar riskinden dolayı uygun bir araç olarak kabul edilmez. Aslında ümitsizliğin intiharın en önemli göstergesi olduğu göz önünde bulundurulursa, bu değişkenin yüksek olduğu hastalarda, hipnoz yöntemini bir tarafa mı bırakacağına yoksa bu ümitsizliğin azaltılması için hipnoz kullanma yoluna mı gideceğine klinisyen kendisi karar verebilir.

    Daha ciddi depresyonun tedavisi ilaç tedavisi, bilişsel- davranışçı terapi ve psikoterapi dahil olmak üzere, hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın tedaviye karşı bir tehdit unsurudur. Hipnozun depresyonda kullanımına dair gelişen geleneksel önyargı, onun tedavisinde başarısız kalınan daha ciddi depresyona karşı gerçekten işe yarayıp yaramadığına dair kapsamlı bir araştırma yapılmasını engellemiştir. Dokuzuncu makalenin yazarları, hipnoterapinin bilişsel-davranışçı terapinin faydalarını arttırmak üzere kullanılması lehinde ciddi kanıtlar ileri sürerler.

    Anksiyete – depresyon kuşağını tamamlamak için Spiegel'in onuncu makaledeki anlaşılır ve etraflıca tarif edilmiş olan TSSB semptomları ve tedavi yaklaşımlarının sunumu, travma sonrası stres bozukluğu kavramının gelişiminde yaşanan zorlukların anlatmasıyla başlar. Bize öğüt veren bir biçimde, bilgilerimizin doğruluğuna ne kadar inansak da her şeyin cevabını bilemeyeceğimizi ve bu yüzden karşıt görüşlere açık zihinli bir durumda bulunmamız gerektiğini söyler.

    Dr. Spiegel, hipnoz ve bölünme durumları ile travma sonrası stres bozukluğu arasındaki örtüşme üzerinde artmakta olan ilgiye dikkat çeker. Özellikle de hipnozun üç ana bileşeni olan içine çekme, bölünme ve telkine yatkınlık (Spiegel, 1994) ile travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) semptomlarının kategorileri arsındaki benzerliğe değinir.

    TSSB gibi, dönüşüm bozuklukları da hipnoz kullanılarak tedavi edilmeye özellikle uygundur. 1986’da Trillat gereğinden hızlı bir şekilde sonuca vararak, histerinin artık görülmeyeceğini söylemiştir. Ancak, dönüşüm bozuklukları hala nörolog, psikiyatrist ve psikoterapistleri ciddi olarak meşgul eden bir durumdur. Dr.Hoogduin ve Dr.Roelofs tarafından yazılmış olan onbirinci makale dönüşüm ve bölünme bozuklukları arasındaki ilişkiyi modern bilişsel psikolojiye ait bakış açısıyla ele alır. Hipnoterapi stratejileri vaka anlatımları ile anlatılır ve tanımlanır. Sonuç olarak dikkate değer bir oranda hastanın şikayetlerinin nedeni organik olabileceği halde (psikolojik) dönüşüm bozukluğu teşhisi konulduğu vurgulanır.

    Dikkat edilmesi gereken bir diğer not daha düşülmüştür. Hipnozun kullanıldığı ve beklenen sonuçların alındığı vakalarda, hipnoz tedavinin ana unsuru mudur? Bu alanda kontrol gruplarının olduğu bir araştırma yapılmasına büyük bir ihtiyaç vardır. Öte yandan, diğer tedavi stratejilerine ait kontrol gruplarıyla yapılan herhangi kapsamlı bir araştırma da mevcut değildir. Ama yine de bazı başarılı ve sağlam şekilde belgelendirilmiş vaka araştırmaları, bölünme bozukluklarının tedavisinde davranış terapisi ve fizyoterapinin oldukça olumlu sonuçlar doğurduğunu göstermektedir.
    Dr. Murray-Jobsis’in onikinci makalede belirttiği gibi, çok karmaşık psikoz ve kişilik bölünme durumlarında, tedavi yöntemi olarak hipnoz metotlarının kullanılmaya başlaması üzerinden yaklaşık yüzelli sene geçmiştir. Yapılan deneyler gösterir ki, tedavi edilmesi çok güç psikozu ve kişilik bozukluğu olan kimseler, hipnotik yatkınlığa sahiptir. Bu yatkınlık güvenle ve üretici bir tarzda tedavi için kullanılabilir.

    Ağır rahatsızlığı olan hastalarla ilgilenecek olan klinisyenlerin, bu tip kimselere dair tecrübeleri bulunmalı ve aynı zamanda hassas olmaları gerekir. Ayrıca, ruhsal açıdan kırılgan bu tip hastaların hipnozla terapisinde empati büyük bir rol oynar.

    Psikoz ve kişilik bozukluğu yaşayan hastalar için hipno¬terapinin kavramsal iskeleti, psikanalitik bir sisteme sahiptir. Amaç, hayat tecrübelerini yeniden oluşturmak ve rahatsızlık yaşayan hastanın sağlıklı bir biçimde gelişmesine olanak yaratmaktır. Hemen hemen bütün geleneksel terapi teknikleri bu tip hastaların hipnozla tedavisi için uyarlanabilir.

    Bölünme trans bozukluğundaki hipnoz kullanımı da katı bir psikanalitik bakış açısından ortaya konur. Tedavi, oto hipnoz teknikleri kullanılarak patolojik trans durumlarının kesilmesi ve bölünmenin yeniden yapılandırılması ile gerçekleşir ve bu sayede hasta, transa kayma eğilimi üzerindeki kontrolü elde edebilir.

    Hipnozun bölünme bozuklukları ile kullanımını göz önünde bulundurduğumuzda tekrar hipnozun sahte hafıza oluşumuna katkıları konusunda mevcut endişelerle karşılaşırız. Birincisi, hipnoz acaba bölünmeye dayalı kişilik bozulmasını daha kötü hale getirebilir mi? İkincisi, bu bozuklukların çoğunun kökünde yatan şey aslında travma olmayabilir, bu yüzden çocukluk travmalarının hipnoz yoluyla araştırılması, sonuçları çok uzun sürebilen, bilinçdışında gerçek ve fantezinin yer değişmesine neden olabilir.

    Dr. Kluft, onüçüncü makalede, her bir bakış açısının bu karmaşık çalışma alanına katkısı olduğunu savunur ve bu konudaki mantıklı görüş, herhangi bir bakış açısının tümüyle veya ısrarlı bir şekilde dışlanmasını yanlış bulur. ipnozun bu şekilde kullanımı ile gerçek ve fantezinin yer değiştirmesi üzerinde bazı endişeler olsa da, hastaların bu travması üzerinde çalışarak iyi olma durumuna geçmeleri mümkündür. Zira hedef tarihsel gerçeklerin yerli yerine oturmasından çok, hastanın kendine gelerek iyileşmesidir ve işin bu tarihi gerçekler kısmı birçok durumda sorun yaratmayacaktır.

    Bölünme, klinik hastalarda ve sağlıklı kitlelerde, travma karşısında yaygın olarak görülen bir tepkidir. Bu bölüm bölünme bozukluklarında uygulanan klinik tekniklerin ve tedavi yöntemlerinin detaylı analizini yapar. Dr. Kluft yan etkilerin olmadığı durumlarda, travma geçiren birçok hastanın tedavisinde hipnozun mükemmel bir tedavi aracı olduğunu düşünür.

    Gerek Dr. Torem, gerekse Dr. Vanderlinden anoreksi nervoza ve bulimia durumlarında, hipnozun bir terapi aracı olarak çok az fayda verdiğini belirtirler. Nitekim hipnoterapistler ağırlıklı olarak obezitenin tedavisiyle ilgilenmektedir. Ancak yine de Pierre Janet zamanından bugüne hipnozla yapılan müdahalelerin yeme bozukluğu olan hastalar üzerindeki olumlu etkilerini kaynaklarda defalarca bildirilmiştir.

    Klinik kaynaklar, yeme bozukluklarının patolojisine dair çeşitli psikodinamikleri tanımlar. Bu tür bozuklukları olan hastaların birçoğu kendini ümitsiz ve çaresiz hissetmekte, psikolojik yardım almaktan da utanç duymaktadır. Bu durumda egoyu kuvvetlendirecek olan telkinler hipnozla yapılacak tedavi girişimlerinin önemli bir kısmını oluşturur. Yerine getirmeleri istenen görevler, hastaların mecazi ve gerçek anlamda bir başarı duygusu hissetmelerini ve bunun yanında kontrol kazanıp yeni seçenekleri deneme gücü kazanmalarına yönelik olarak dizayn edilmelidir. Ego Durumu Terapisi hipnoz kaynaklarında düzenli bir ilgi odağı haline gelmiştir.

    Anoreksi nevroza ve bulimia için var olan psikolojik temeller etkili sayılırken, obezite için durum farklıdır. Son zamanlarda ise obezitenin oluşmasında biyolojik ve psikolojik faktörlerin, hastalık doğurucu faktörler olarak beraber etken oldukları ve bu yüzden hipnozun daima çok boyutlu bir yaklaşımın bir parçası olması gerektiği not edilmiştir.

    Dr. Vanderlinden problem hakkında çok pratik, sağduyulu bir gözden geçirme önerir. Böylece, kayda değer bir grup hasta grubu için kilo vermek ne gerçekçi bir hedeftir, ne de tedavi bu amaca yönelik olarak adapte edilmelidir. Mesela kilo vermeyi amaç edinmek yerine, kendilerini fazla kilolu olarak kabul etmeleri gerekir. Makale yazarının, diğerleriyle birlikte benimsediği yaklaşım (Vanderlinden, Norré & Vandereycken, 1992) davranışçı, bilişsel ve etkileşimli bileşenleri içermektedir.

    Tedavilerin büyük bir bölümü yalnızca çabuk kilo vermeye yöneliktir ve hayati önem taşıyan kilo sabitleme ve yeniden nüksetmesini engelleme işlemini ihmal eder. Hastanın düzenli biçimde cesaretlendirilmesi ile 1-2 yıl süren bir takip süreci, muhtemel bir nüksetme ihtimalini ortadan kaldırır.

    Cinsel işlev bozukluğunun tedavisi psikodinamik psikolojik terapi yaklaşımıyla, kısa dönem, yoğun, eklektik bir psikoterapik yaklaşımla, ya da bir bilişsel davranışçı yaklaşım yoluyla yapılabilir ve bunların hepsinde hipnoz desteği fayda sağlar. Cinsel yetersizliğin giderilmesinde şaşırtıcı derecede az bir hipnoz uygulaması vardır. Ancak buna rağmen, cinsel ilgi, istek ve davranışlarda, düşünce, hayal ve sembollerin etki ve önemi aşırı vurgulanamaz. Tedavinin asıl amacı ve katkısı, cinsel yetersizliğin oluşumuna katkıda bulunan düşünceleri, çağrışımları, sembolleri ve imajları değiştirmektir. Hipnoz ise tedavide tüm bu bilişsel seviyelerde istenen etkilerin oluşturulması için güçlü bir araçtır.

    Ağrılı durumları ele alan sonraki birkaç bölüm, akut ve kronik ağrı arasındaki farklardan ve bu nedenle onlarla baş etmede ihtiyaç duyulan değişik yöntemlerden bahsetmektedir.
    Akut ağrı, kaygı azaltma yöntemiyle en iyi kontrol edilirken, kronik ağrılarda kişinin psikolojik çevresinin de ele alınması stratejisine gerek duyulur. Birçok vakada kronik ağrının kesin organik bir nedeni olmayabilir ancak ikincil kazançlar konusu tipik olarak mevcuttur ve hipnotik stratejilerin başlangıçta ikincil kazançları tehdit etmeden geliştirilmesine ihtiyaç vardır.

    Kaygıyı düşürme anlayışı üzerine kurulu olan hipnotik müdahale, sadece terapisti ve hastayı hayal kırıklığına uğratır ve genellikle de başarısız olur.

    Dr.Evans’ın onyedinci makalede belirttiği gibi kronik ağrı hastalarında başarılı bir tedavi sonucunun kriterleri, salt ağrı dindirmeden daha karmaşıktır. “Çoklu sonuç değerlendirmelerinin, depresyon azaltımı, ilaç ve uyuşturucu kullanımı, iyileştirilmiş uyku, toplumsal ve ailevi ilişkiler, yaşam kalitesi, hareket kabiliyetinde artma ve aktivite düzeyi ve işe dönüş gibi konuları da göz önünde tutması gerekir (s.249).

    Dr Rose, 18. makalede hastaya olan ilgi ve onun otonomisi konusunda modern yaklaşımlara dayandırılmak sureti ile, ağrılı hastalarını hem hastanın kendi fantezilerini seçerek, hem de hipnoz uygulayıcısıyla karşılıklı/iki yollu bir iletişim biçimi sağlayarak, kendi kendilerini idare etme konusunda daha yakından ilgilenmeye teşvik ettiğini belirtir. Hastaları tedavi etmek için hipnotik yaklaşımın uygun kullanımının ipuçları, çoğunlukla tam olarak hastaların kendi ağrılarını tanımlamak için kullandığı ifade ve kelimelerde bulunmaktadır. Bir sonraki aşamada hastalara kendi kendilerine uygulayacakları hipnozun öğretilmesi, ağrıların üzerinde bir üstünlük duygusu ve kontrol hissi verir ve bu sayede hastalar terapistten bağımsız hale gelirler. Dr.Rose’un bildirdiği bir vaka anlatımı, kronik rahatsızlıklar için hipnoterapiste gelen hastaların rahatsızlıklarının organik sebeplere bağlı olabileceği konusuna dikkat edilmesi gerektiğini tekrarlar. Bu vakada hipnozdan önceki tahkikatlar organik sebebi bulmakta başarısız olmuştur.

    Ciddi yanıkları olan hastanın, zedelenmeden tamamen iyileşene kadar geçen süreçte, psikiyatrik desteğe ihtiyacı vardır (makale 19). Rahatlama seyrek olarak tamamlanmasa bile, opiodlar ağrı dindirme için tedavide bir seçimdir. Hipnoz yardımcı bir ek olabilir ve hipnoz edilebilirlik testinde düşük çıkan hastalar bile esirgenmemelidir.

    Yanma sonrası ilk 2-4 saatte, hipnoz kızdırıcı tepkiyi azaltır. Sonra, ağrıyı dindirmede yardımcıdır ve özellikle çok acı veren prosedüral acılı hastalardaki ağrının kontrolünde etkilidir. Enfeksiyon mümkün olduğunca azaltılır, bastırılmış iştah yeniden eski haline getirilebilir ve vücut imgelemesi ile rehabilitasyona aktif katılım desteklenir. Yaralanmış bölgesinin “serin ve rahat” olduğu telkinini kabul eden yanmış bir hastaya müdahale etmek basittir, iyimserdir ve hızla iyileşir.

    Genel olarak, dişçinin muayenehanesine giren hasta, bir tür transtadır ve dişçinin hastanın muayene ortamında rahat edebilmesi için bu hipnotik durumu kontrol etme imkanı vardır. Hipnotik etkileşim ilk kelime söylenmeden başlamıştır.

    Hipnotik stratejilerin uygulandığı, ancak hipnoz kavramlarının vurgulanmadığı, bir başka alan da, 3-dakikada sigara bırakma etkileşimleridir. Bu, eğer hastanın sigarayı bırakması gerektiği arzusunun belirtileri varsa, ağızdan muayene ya da kanser taraması sonucunda ortaya çıkabilir.

    Stereofonik kulaklıkların sayesinde, dişçi, hastanın ağzı ile ilgilenirken, pozitif telkinleri de iletebilir. Hasta kasetlerini hazırlarken, konuşmanın tarzının edilgen halde ve kişisel zamirlerden uzak olması tavsiye edilir. Dinleyici için sadece fikirleri ve düşünceleri dinlemek güçlendiricidir. Dr. Glazer’in yirminci makalede, Dr. Zeg’in de tavsiye ettiği üzere, Erickson tedbirli iletişimini kullandığına dikkat ediniz. Acı, ağrı ya da rahatsızlık gibi kelimelerin hiç kullanılmadığını fark etmek gerekir. Hipnotik durumda beynin kolay olarak “hayır” komutunu kabul etmediğinden, olumlu telkinler vermek daha etkilidir.

    Kaset hastaya rahatlamanın yanı sıra, kas gerginliklerinden kaynaklanan baş ağrısını kontrol etme ve istemdışı diş gıcırdatmayı durdurmayı da öğretir.

    Dişçi korkusu en sık rastlanan on şiddetli ağrı arasında, beşinci sırada yer almaktadır. Dişçi fobisi nüfuzunun anlamlı bir oranın hipnotize edilebilir olmasına ve fobiyi geliştirmedeki aynı hipnotize edilebilirliğin, fobinin üstesinden gelmelerinde etkili bir araç olmasına dair güçlü kanıtlar vardır.
    Bu bulgulardan anlaşılan, nüfuzun büyük bir çoğunluğunun kayda değer biçimde telkine açık olmasına dişçilerin dikkat etmesi gerektiğidir. Bu yüzden dikkat, ters tepen hastalara telkin vermeye odaklanmamalıdır. Aksi takdirde tedavi sorunları ve sürekli problemler istemeyerek yaratılabilir.
    1970’lerde, araştırmalar, hem klinik yararlılık, hem de çocuklarda kendi kendine hipnoza dayalı psikofizyolojik değişiklikler bildirmeye başlamıştır. Aynı zamanda hipnoz eğitiminin faydaları, kanser gibi kronik hastalıklı çocuklarda, hemofili ve astımda fark edilmiştir. Kendini yönetmenin başarılı uygulamaları aşağıdakileri de içerir: çocuğun kendine odaklanması, karar vermesini kontrol etmesi, ve kişisel imajinasyon yeteneklerini kullanarak çocuğun tercihlerine özel ilgi göstermek.
    Davranışsal problemler için dolaylı yaklaşımlar kullanılır. Bunlar bir kişinin davranışlarının tedavisinde normal olarak beklenti içinde olabileceği, problemi çözme beklentisinden ziyade, problemlerle mücadele gücünü geliştirmek, anksiyeteyi yatıştırmak, kendi kendine hipnoz yardımıyla benlik değerini geliştirmek, olabilir. Astım, migren, enkoprezis, Tourette sendromu, iltihabi bağırsak hastalığı gibi biyo-davranışsal hastalıklarda, psikolojik stresin hastalığı daha da kötüleştirdiği iyi bilinmektedir. Kendi kendine hipnozu öğretmek, benlik kontrolü hissini teşvik ettiği gibi semptomu azaltmak için de bir strateji sağlamaktadır. Klinisyenler çocuk hastalıklarında klinik hipnozun kullanımı ve pediatriye kaynaştırma konusunda uygun eğitim sahibi olmalıdırlar.
    Artık biliyoruz ki hipnozun uygun bir şekilde eğitim almış profesyoneller tarafından kullanımı güvenlidir ve herhangi istenmeyen bir etkiye de sahip değildir (Kohen & Olness, 1993). Yukarıdaki şekilde kullanıldığında çocuk sağlığı konusunda hipnoz, çok önemli bir potansiyele sahip olan güçlü bir araçtır.

    ÖZET
    Hipnoz geleneksel terapilere bir ilave olmakla birlikte, kronik zayıflatıcı bozuklukların tedavisinde de çok özel bir rolü vardır. Etik standartları korumada ve güvenilir uygulamalarda tanınmış çeşitli dernekler vardır ve bu dernekler akreditasyon ve tartışmalı alanlarda yönergeler sunmaktadır.
    Bu kitapta, kendi çalışma sahalarında özel bir yeri olan yazarlarımızdan gelen katkılarla, birçok alandan elde ettiğimiz katkılardan dolayı kendimizi şanslı sayıyoruz. Bu yazarlarımızın raporlarında birkaç uyarı sürekli vurgulanmıştır. Bu uyarılardan bekli de en önemlisi ve üzerinde en fazla fikir birliği sağlanan; klinisyenin hipnozu, sadece eğitimini aldığı alanda ve hipnozu kullanmadan da rahatlıkla tedavi edebileceği hastalıklarda kullanmasıdır. Tıp hekimi olmayan hipnoz uygulayıcıları, hipnoterapiste başvurma sebebi olan birçok yaygın rahatsızlığın organik nedeni olabileceğini ve dolayısıyla cerrahi müdahale veya ilaç tedavisi gerektirebileceğini unutmamalıdırlar. Travmanın geçmişini hipnozda öğrenirken klinisyen normal psikolojik savunma düzeneklerinden kurtulan bastırılmış duyguların dışa vurumu olgusuyla baş edebilmelidir. Çocuklukta fiziksel veya psikolojik travma yaşamış olan hastalarla çalışırken aktive olan ve hatırlanan bilgilerin doğruluğuna gölge düşürebilecek soru veya telkinlerden sakınmak gerekir.
    Hipnoz kullanarak yapılan müdahaleler hem akut hem de kronik ağrılarla başa çıkma, ilaç kullanım ihtiyacını azaltma ve hayat kalitesini birçok bakımdan yükseltme noktasında özellikle başarılıdır. Hipnoterapi, yanığı olan hastalarda bağışıklık sisteminin yanıtlarını antibiyotiklere ihtiyaç duymama derecesine kadar etkileyebilir ve kan basıncının kontrolü, sıvıya olan ihtiyacın azaltılmasıyla hayat kurtarıcı rol üstlenebilir. Psikolojik açıdan modern telkin metotları ve özellikle de kendi kendine hipnozun dikkatli kullanımı, benlik saygısını ve hakimiyet duygularını geliştirebilir.
    Yazarların kendi yaklaşımları konusunda açık fikirli olmaları ve yeni geliştirilen “alternatif tıp” teknikleri ile eski usul psiko¬terapiler de dahil olmak üzere, mümkün olan tüm tekniklerden de istifade etmek istemeleri dikkate değerdir. Hipnoz, terapist ve hastaya sorunu çözmede yaratıcılıklarını kullanma imkanı sunduğundan, bu durumun hem terapist hem de hasta açısından önemli bir tatmin oluşturduğu açıktır.

    GRAHAM D. BURROWS ve ROBB O. STANLEY
    Melbourne Üniversitesi, Avustralya
    Çeviren: Psk. Tuncay Özer

     
Klinik Hipnoz Ve Hipnotik Olgulara Giriş konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. klinik

    klinik

    Klinik Rüyada hasta olup bir klinige muayene olmak için gittigini görmek bu günlerde islerinin çok bozuk gittigine ev hayatinin da dayanilmaz bir hale geldigine isarettir. Bir klinikte yattigini ve tedavi edilmekte oldugunu görmek, araya giren bazi arkadaslarinin vasitasiyla aradaki kirginliklarin düzeltilmeye ve eski hayatini iadeye çalistiklarina delalet eder.
  2. Vajinismus Ve Hipnozla Tedavisi

    Vajinismus Ve Hipnozla Tedavisi

    Vajinismus hipnozla tedaviye en yatkın durumlardan biridir. Vajinismusla ilgili bilgileri birçok kaynakta bulabilirsiniz. Ben bu yazıda hipnozun vajinismus için neden uygun bir tedavi yöntemi olduğunu açıklıyorum. Açıklamalarım bir çok açıdan yerleşik bilimsel bilgi ve görüşe farklı bir bakış açısı getiriyor. Hipnoz tedavileri başlı başına zaten yerleşik düzene, yerleşik tedavi düzenine bir...
  3. Hipnoz Ve Hipnoz Yöntemleri

    Hipnoz Ve Hipnoz Yöntemleri

    hipnoz yöntemleri Hipnoz, yapay hareketlerle meydana getirilen bir ruh halidir. Başlıca karakteri, sadece, bu hal sırasında arzu edilen herhangi bir telkinin yerine getirilmesidir. Bu fikir yavaş yavaş hazırlanıp ortaya çıkmıştır. Dupau, Durand (de Gros), Joly gibi araştırıcılar, deneklerin uykudaki görünen irade azlığını, taklit ve baş eğmeyi ve kendilerinde oluşturulmuş fikirlere göre...
  4. Hipnoz Ve Adli Hipnoz

    Hipnoz Ve Adli Hipnoz

    izmirde hipnozla tedavi izmirde hipnoz hipnoz izmir Bu bölümde hipnoz hakkında genel bilgiler verilecek ve hipnozun adli yönü kısaca tartışılacaktır. Hipnozun soruşturma amacıyla kullanımı, hipnoz altındaki bir kişiye karşı işlenen suçlar ve hipnotik telkinle bir kişiye suç işlettirilmesi ve hipnozun hangi durumlarda tedavi amaçlı kullanılabileceği vb. gibi konular hipnozun adli yönüyle...
  5. Hipnoz Ve Kilo

    Hipnoz Ve Kilo

    Kilo alıp vermek basit bir gelir gider ilişkisine dayanır. Aldığınız kalori harcadığınız kaloriden fazla ise kilo alacaksınız demektir. Yine çok düz bir mantıkla düşünürsek her ne yiyorsanız yarısını bile yeseniz kilo vereceksiniz demektir. Hipnoz yöntemini zayıflama amacıyla kullanırken amaç katı diyet programlarını empoze etmek değildir. Diyet programları içerdikleri yasaklar nedeniyle...

Sayfayı Paylaş