gebe
  1. FiRaRi_MeLeK

    FiRaRi_MeLeK Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    8 Eylül 2009
    Mesajlar:
    1.507
    Beğenilen Mesajlar:
    201
    Ödül Puanları:
    63
    Şehir:
    insanların CENNET benim CEHENNEM dediğim yerde...

    Kur'an-ı Kerimi Tercüme Etmek

    Konu, 'Tüm İslami Bilgiler' kısmında FiRaRi_MeLeK tarafından paylaşıldı.

    rüyada kuran öğretmek rüyada kuranı kerimi yanlış okumak kuranda ah almak kuranı yanlış okumak kaybetmek Kur’an-ı kerimi kelime kelime tercüme etmek mümkün mü?
    Kur'an-ı kerimin tefsiri ve tevili ancak ehli olan âlimler tarafından yapılır. Fakat kelime kelime tercümesi mümkün olmaz. Tercüme ile murad-ı ilahi anlaşılamaz. Hadis-i şeriflerin de kelime kelime tercümesi çok zaman yanlış manalara gelir. Hatta bir dildeki deyim terim ve atasözlerinin bile kelime kelime tercümesi çok yanlış olur.
    Mesela Fransızca De bonne guerre kelime olarak iyi savaştan demektir. Deyim olarak kanunlara uygun demektir.
    İngilizce Rain cats and dogs = kedi köpek yağıyor demektir. Deyim olarak sağanak halinde yağmur yağıyor demektir. Bir Gazetenin İngilizce bilen muhabiri bu ifadeyi okuyunca Amerika’ya kedi köpek yağdı diye haber vermişti. İngilizce’de bu hatayı yapan Kur’an-ı kerimdeki ifadelerde ne çamlar devirmez ki.
    Selefilerin Allah gökte demesi bu yüzdendir. Allahü teâlâyı eli gözü kulağı olan bir insan gibi düşünmeleri bu sebepledir. Arapça’daki deyimlere geçmeden önce Türkçe’deki deyimlere bakarsak konunun önemi iyi anlaşılır.
    Mesela Göz boyamak tabirini kelime kelime yabancı bir dile çevirirsek gözün üstüne boya sürmek gibi bir mana çıkar. Halbuki Türkçe’de göz boyamak aldatmak demektir. Göze girmek gözün içine girmek değil takdir toplamak itibar kazanmak demektir. Gözden düşmek de itibarını kaybetmek demektir. Eli açık deyiminde de el ve açık kelimelerini kullanmadan cömert anlamına gelen kelimelerle tercüme etmek gerekir. Türkçe’de hırsızlık yapana eli uzun derler. Arapça’da ise cömert demektir. Hazret-i Zeyneb binti Cahş cömert ve marifetli idi. Peygamber efendimiz onun hakkında (Bana en önce kavuşacak olanı eli uzun [cömert] olanıdır) buyurmuştur.
    Dünya kelimesi Türkçe’de yeryüzü manasından başka fikir ve inanç bütünlüğü manasına İslam dünyası denir. Görüş manasına da gelir. Dünyaları ayrı iki insan gibi. Çok kalabalık manasına da Dünyanın insanı gelmiş denir. Başka manaları da vardır. Bunlar dünya olarak başka dile nasıl tercüme edilir ki. Elbette açıklayarak çevrilir. Kur’an-ı kerimin böyle kelime kelime yapılan mealleri çok yanlıştır.
    Dünya Arapça’da alçak mal gibi başka manalara da gelir. Üç örnek:
    (Dünya [deni alçak şeyler haram ve mekruhlar] melundur.) [İbni Mace]
    (Dünya [dünya malı] bana yaklaşmak istedi. "Benden uzaklaş" dedim. Giderken "Sen benden kurtuldun ama senden sonrakiler benden kurtulamaz" dedi.) [Bezzar]
    (Cennet anaların ayakları altındadır) hadis-i şerifini (Cennet *****n rızası altındadır) şeklinde açıklamak gerekir. Ancak bu kadar bir açıklama da kâfi gelmez. Çünkü ana babanın gayrı meşru emirlerine de riayet edilmesi gerekeceği anlaşılır. Ayrıca bir çocuk Müslüman olmasa; ama ana babasının rızasını alsa Cennete gideceği de zannedilebilir. O halde hadis-i şerifi İslam âlimlerinin açıkladığı şekilde bildirmelidir. Yani (Müslüman bir evlat Müslüman ana babanın dine uygun emirlerine riayet edip rızalarını kazanırsa Cenneti kazanır) demek gerekir.
    (Eş-şeru tahtesseyf) ve (El Cennetü tahte zılalissüyuf) hadis-i şeriflerini kelime kelime tercüme edersek (İslam kılıç altındadır) ve (Cennet kılıçların gölgesi altındadır) demektir. İslam kılıcın altında ne demektir? Kılıç ile atom bombası roket radar füze gibi her çeşit savaş araçları kastedilmektedir. Müslümanlar ekonomide teknolojide ileri seviyede olursa dinlerini korumuş olurlar. Yani İslamiyet kılıç ve diğer araçların koruması altındadır. Amerika’nın Rusya’nın tekniğini almak gerekir. O halde yukarıdaki hadis-i şeriflerin açıklaması şöyle olur:
    (İslamiyet kâfirlerdeki silahların hepsini yapmakla ve bunları iyi kullanmakla sağlam kalır.)

    Kur’anı yanlış tercüme etmek
    Birçok kelimenin bir hakiki manası bir de kinaye mecaz manası olur. Kinaye bir şeyi açık anlamı başka olan kelimelerle anlatmaktır. Kur’an-ı kerimde mecazi ifadelerden başka Müteşabih âyetler vardır. Bunlara görünen manayı vermek çok yanlış olur. Bilhassa Allahü teâlâ ile ilgili mecazlar müteşabih olanlar daha önemlidir. Allahü teâlâ hiçbir yaratığa benzemez. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Leyse kemislihi şeyün [Onun benzeri hiçbir şey yoktur].) [Şura 11]
    (Sübhanekellahümme [Allah’ım Seni noksan sıfatlardan tenzih kemal sıfatlarla tavsif ederim].) [Yunus 10]
    Allahü teâlâ hiçbir şeye benzemezken benzediği sanılan âyetler de vardır. Birkaçı şöyledir:
    (Kıyamet günü yeryüzü Allah’ın kabzasında olur gökler de sağ eliyle dürülür.) [Zümer 67]
    (Yahudiler Allah'ın eli bağlıdır dediler. Hayır Allah’ın iki eli de açıktır.) [Maide 64]
    (Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir.) [Fetih 10]
    (Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır.) [Bekara115]
    (Allah Arşa istiva edendir. Nerede olsanız O sizinle beraberdir.) [Hadid 4]
    Bu âyetlerde bildirilen el yüz ifadeleri bir mahlukun eli veya yüzü gibi sanılabilir. Halbuki Allah hiçbir mahluka benzemez. Benzemediğini de birinci âyette bildirdik. İstiva kelimesi oturmak sanılırsa Allah mahluklara benzetilmiş olur ve yukarıdaki âyetlere aykırı olur. Nerede olursanız sizinle beraberdir ifadesi de mecazidir. Çünkü O mekandan münezzehtir. Selefiler bu âyeti tevil ettikleri halde ötekileri tevil etmiyorlar. Selefilere değil Ehl-i sünnet âlimlerinin açıklamalarına itibar etmeli.
    Açıklamasız tercümeler yanlış olur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Kadınlara dokununca gusledin.) [Maide 6] (Cima için lems [dokunmak] kelimesi kullanılmıştır. Bu haliyle yazılırsa kadına dokunanın gusletmesi gerektiği anlaşılır.)
    (Kanadını müminler için indir.) [Hicr 88] (Şefkat et tevazu göster demektir. Sadece kanadını indir dememeli.)
    (Ellerini boynuna bağlama büsbütün de açma.) [İsra 29] (Cimrilik etme israfa da kaçma demektir. Açıklamasız yazmamalı.)
    (İbil’in nasıl yaratıldığına bakmazlar mı?) [Gasiye 17] (İbil deve demektir. İbil’in başka manalarını da düşünen bir Yahudi dönmesi İbil’i yağmur yüklü bulut diye tercüme ederek Kur'anın manasını değiştirmeye çalışmıştır.)
    Rahman suresinin baş taraflarında vezn mizan kelimeleri geçiyor. Piyasadaki bazı meallerde vezn tartı terazi diye tercüme edilmiştir. Vezn kelimesinin tartı terazi olarak tercüme edilmesi hatalı olur. Âyet-i kerimede güneş ve ayın bir hesap bir muvazene bir denge bir sistem bir nizam üzere hareket ettikleri bildirilmektedir.
    Mümin kâfir fasık salih münafık gibi kelimeler aynen alınmalı bundan sonra gerekli açıklamalar yapılabilir. Bunların yerine tercümesi diye uydurma bir kelime konursa manası bozulur. Mesela birisi kâfirun suresindeki kâfir kelimesini nankör diye tercüme etmiştir. Bir başkası da salih kelimesini barışsever olarak tercüme etmiştir. Bir başka mezhepsiz de Salat kelimesini dua diye tercüme etmiştir. Salat kelimesi dua anlamına da gelirse de birçok yerde namaz yerine kullanılmaktadır. Salat duadır diyen mezhepsizlere göre namaz diye bir şey yoktur. Biraz dua etmekle namaz kılınmış olur.
    Bu acı örnekler gösteriyor ki Kur’an-ı kerimi kelime kelime tercüme etmek yanlış olduğu gibi böyle yanlış tercümelerle amel etmeye kalkmak da çok yanlış olur.
    Meallerde hatalar olur
    Yunus suresinin 88. âyetinde piyasadaki bütün mealler şöyle diyor:
    Musa Allah’a dedi ki: Ya rabbi Firavuna bu kadar malı insanları senin yolundan saptırması için mi verdin? Onları ve mallarını yok et.
    Musa aleyhisselam Allahü teâlâya böyle der mi onu böyle suçlar mı? Bu mealler yanlış değil mi?
    Evet yanlıştır. Biz de piyasadaki çok meale baktık hepsi de aşağı yukarı aynı şekilde yazıyor. Bu bakımdan açıklamasız olan meallere itimat edilmez. Tefsirlere bakmak gerekir. Biz de tefsirlere baktık. O şekildeki meal uygun değil. Kurtubi tefsirinde diyor ki:
    Liyudıllu kelimesinde ki lam harfinin çeşitli manaları vardır. Buradaki lam sonucu bildirir. Nitekim haberde geldi ki:
    (Bir melek her gün şöyle seslenir: Sonunda ölmek üzere doğuyorsunuz işlerinizi de sonunda harap olmak üzere bina ediyorsunuz.)
    Âyette Firavun ve adamlarının işlerinin sonu sapıklığa varacağı için sanki verilen mallar sapıtmaları için verilmiş gibi oluyor. (Senden yüz çevirdikleri halde onlara bu kadar mal mülk verdin senin onlardan yüz çevirmenden de korkmadılar. Senin onlardan razı olmadığını anlayamadılar. Sapıklıklarına devam ettiler. Malı sapıtmamaları için verdin ama onlar sapıttılar öyle ise sapıtmalarına sebep olan malları onların ellerinden al. Verdiğin mallarla onları bu yolda imtihan eyle) denmek isteniyor. Netice olarak âyetin meali şöyle oluyor:
    (Musa aleyhisselam dedi ki: Ya Rabbi Sen Firavun ve kavmine dünya hayatında göz kamaştıran zenginlik ve bol servet verdin. Bu kadar malı sanki sen insanları senin yolundan saptırmaları için vermişsin gibi kötü yollarda kullanıyorlar. Onları ve mallarını yok et kalblerini de şiddetle sık elemli azabı görmedikçe [vahiyle bana bildirdiğin gibi] onlar iman etmezler.)

    Bu mu benim rabbim?
    Birçok mealde İbrahim aleyhisselamın ay ve güneş için (Bu benim rabbim) dediği bildiriliyor. Bir Peygamber nasıl böyle söyler? Bu mealler yanlış değil mi?
    Evet yanlıştır. Tefsirlerde (Bu mu benim rabbim bunlardan rab olamaz) anlamında söylediği bildiriliyor.
    Hazret-i Ömer’in de buna benzer sözleri vardır. İbni Sebe bu sözleri istismar ediyor. (Ömer Hudeybiye’de Resulullahın peygamberliğinden şüphe etmişti) diyor. Hazret-i İbrahim (Bu mu benim rabbim) dediği gibi Hazret-i Ömer de Allah ve Resulüne olan teslimiyetini bildirmek için (Ya Resulallah sen Allah’ın Peygamberi değil misin? Biz hak kâfirler bâtıl yolda değil mi?) mealindeki sözlerinden dolayı İbni Sebe Hazret-i Ömer’e saldırıyor. Hazret-i Ömer (Ya Resulallah sen elbette Allah’ın resulüsün bizim yolumuz elbette hak kâfirler elbette bâtıl yoldadır. Zahiren aleyhimize görünen bu anlaşmada asla dinden taviz verilmedi) demek istediğini bütün Ehl-i sünnet âlimleri bildirmektedir. (Kurret-ül-ayneyn)
    Türkçe Kur’an yazılamaz mı?
    İnciller bütün dillere çevrilirken niçin Kur’an Arapça öğretilir ve ibadetlerde Arapça okunur? Her Türkün okuyabileceği Türkçe bir Kur’an yazmak günah mıdır?
    Kur’an-ı kerimi dili Arapça olanlar bile tam anlayamaz. Hatta ulemanın en büyükleri olan Eshab-ı kiram bile âyetlerin manalarını Resulullaha sorarlardı. Bir hadis-i şerif meali:
    (Kur’an Allah’ın metin ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz.) [İbni Mace]
    Yusuf suresinin (Biz Kur’anı Arapça olarak indirdik umulur ki siz onu anlarsınız) mealindeki 2. âyet-i kerimesi tefsirlerde özet olarak şöyle açıklanıyor:
    Biz Kur’anı herhangi bir dil ile değil en geniş en açık en âhenkli olan Arap dili ile indirdik. Eğer iyi düşünürseniz bu Kitabın ulviyetini kendisinin bir şaheser hükümlerinin etkili sözlerinin bütün insanlığa hitap ettiğini görürsünüz. Ey Araplar Kur’an-ı kerim sizin lisanınızla indi. Bugüne kadar birçok edebiyatçının şairin sözünü dinlediniz. Hiçbirisine benzemediğini insan sözü olmadığını ilahi bir kelam olduğunu düşünürseniz anlarsınız.
    Demek ki âyetteki anlamak bunun ilahi kelam olduğunu anlamaktır. Yoksa ahkamını anlamak değildir. Eğer öyle olsaydı (Ey Resulüm Kur’anı insanlara açıklaman için indirdik) mealindeki âyet-i kerimeye zıt olurdu. (Nahl 44)
    Bugüne kadar gelen bütün edebiyatçılar Kur’an-ı kerimin nazmında ve manasında aciz ve hayran kaldılar. Bir âyetin benzerini söyleyemediler. İcazı ve belagatı insan sözüne benzemiyor. Bir kelime çıkarılsa veya eklense lafzındaki ve manasındaki güzellik bozuluyor. Nazmı Arap şairlerinin şiirlerine benzemiyor. Çok veciz olup bitmez tükenmez manalarının bulunduğu bütün manaları bildirilse bile yazmak için kağıt ve mürekkep bulunamayacağı bizzat Kur’anda bildiriliyor. Bir âyet-i kerime meali:
    (De ki Rabbimin [İlmini hikmetini bildiren] sözleri için denizler mürekkep olsa bir o kadar daha deniz ilave edilse denizler tükenir Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 109 Beydavi]
    Kur’an çok vecizdir. Çok kısa bir cümle içinde bir başka dile tek cümle ile aktarılamayacak kadar çok manalar bulunması özelliğinden dolayı asırlardır yüzlerce meal ve tefsir yazılmış hâlâ yazılmaya devam edilmektedir. Bugün Türkçe yazılmış yetmişe yakın meal vardır. Bunların hiçbirinin Kur’anın orijinal metninin taşıdığı ilahi mucizevi edebi niteliği taşıması mümkün değildir. Kur’an âyetlerindeki cümle ve kelimelerin birden çok manaya gelmesinden dolayı mealler birbirini tutmuyor. Bunun için bazı müellifler parantez içinde açıklama getirmektedir. Ama yine de tatminkâr olmaktan uzaktır. Kur’anın diğer kitaplardan önemli bir farkı da onun bir edebiyat mucizesi olmasıdır. Hatta şiirde ve edebiyatta zirveye çıkan Mekkeli müşrikler bu yüzden Kur’ana nazım dediler. Bu vasıftaki Kur’anın edebi kıymeti kaybolmadan hiçbir dile tercümesi mümkün değildir. Bunun için bizzat Kur’an meydan okuyor:
    (Kulumuza [Resule] indirdiğimizden [Allah’tan geldiğinden] bir şüpheniz varsa iddianızda doğru iseniz Allah’tan gayri şahitlerinizi [bilginlerinizi] de yardıma çağırıp haydi onun benzeri bir sure meydana getirin! Bunu yapamazsınız asla yapamayacaksınız da.) [Bekara 23 24]
    (De ki: Bu Kur'anın bir benzerini ortaya koymak üzere insanlar ve cinler toplanıp birbirine destek de olsalar yemin olsun ki yine de benzerini ortaya koyamazlar.) [İsra 88]
    Müşrikler mucize isteyince de buyuruldu ki:
    (Kur’an gibi [eşsiz] bir kitabı sana indirmemiz [mucize olarak] yetmez mi?) [Ankebut 51]

     
Kur'an-ı Kerimi Tercüme Etmek konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Kur'an-ı Kerim' deki Bazı Dua Ayetleri

    Kur'an-ı Kerim' deki Bazı Dua Ayetleri

    “Ey bizim Yüce Rabbimiz! Bizi, yalnız Sana boyun eğen müslüman kıl. Soyumuzdan da yalnız Sana teslimiyet gösteren bir müslüman ümmet yetiştir. Ve bizlere ibadetimizin yollarını göster, tevbelerimizi kabul buyur. Muhakkak ki tevbeleri en güzel şekilde kabul eden, çok merhametli olan ancak Sensin!" (Bakara; 128) "Ya Rabbenâ, üstümüze gürül gürül sabır yağdır, Ayaklarımıza sebat ver...
  2. Kur'an-ı Kerİmİ Yirtan Kiz

    Kur'an-ı Kerİmİ Yirtan Kiz

    kuranı yırtan kızın kuranı yırtmadan önceki hali yırtan kızın önceki hali eski kerimi eski yırtmadan hanımlar nette gezinirken ilginç olaylara bakınıyordum..başlığı çok ilgimi çekti ve sizlerle paylaşmak istedim.. ibretle okuyacaginiz bu olay Umman''da gerceklesmistir. Bir genc kiz odasinda müzik dinlemekteyken, anneside sesli bir sekilde Kuran-i Kerim okumakla mesgulmüs. Bu sirada annesi...
  3. Kur'an-ı kerimin mucize oluşu

    Kur'an-ı kerimin mucize oluşu

    kuranı kerimde geçen kız isimleri kuranı kerimde geçen kız bebek isimleri dini oglan dini oglan adlari kuranın mucize oluşu Kur'an-ı kerimin mucize oluşuSual: Diğer kutsal kitaplar, Allah tarafından gönderildiği halde, niye Kur’an gibi mucize değildir? CEVAP Kur’an-ı kerim, Muhammed aleyhisselam efendimizin mucizesidir. Allahü teâlâ, âlemlere rahmet olarak gönderdiği sevgili Peygamberine bu...
  4. Kur'an-ı kerim

    Kur'an-ı kerim

    Kuranı kerim Rüyada kuran görmek, iyiliklerin, güzelliklerin ve mutlulukların işaretidir. Çok güzel bir rüya olan Kuran görmek rüya sahibinin Tanrı tarafından i korunduğunun işaretidir. Hasta bir kimse rüyasında Kuranı Kerimi görürse, hastalıktan kurtulur. Kuranı Kerimi satın aldığını görürse, o kimse her türlü kötülükten kurtulur
  5. yatak odasında kur'an-ı kerim

    yatak odasında kur'an-ı kerim

    yatak odasında kuran YATAK ODASINDA KUR'ÂN-I KERÎM BULANDURULABILIR MI? Bulunabilir. Ancak, belden yukarı bir yükseklikte ve ayakların uzatılmadığı bir yönde bulunması edebe ve saygıya daha uygundur. Cinsel ilişki sırasında ise üzerine tülbent gibi bir örtü atılması da yine edepli olmanın gereğidir. Yoksa Müslümanlar her an Kur'ân-ı Kerîm'le içiçe yaşayacakları için, elbette yatak...

Sayfayı Paylaş