gebe
  1. SadmiN

    SadmiN ♥ Ölürüm Sana Mavimm ♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    29 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    15.364
    Beğenilen Mesajlar:
    960
    Ödül Puanları:
    113

    mardin

    Konu, 'Çöplük' kısmında SadmiN tarafından paylaşıldı.

    kızıltepe dunaysır düğün salonu dunaysır düğün salonu
    Mardin, tarihi ve kültür yapısı ile Unesco’nun “Dünya Mirası Kenti Listesine” girmeye adaydır.
    Mardin’de kültür, çağlar boyu yerleşik olan uygarlığın izlerini taşır. Mardin ili önemli tarihsel ve kültürel mimari zenginliklere sahiptir
    Dünü bugün, dünden getirdiklerini gönlünden; geçmişten geleceğe sunan, tarihi tarihle özümsetmek, yaşayıp yaşatabilmek ayrıcalığı nedeniyle, tarihin en eski Hıristiyan topluluğu Süryanilerin köklü kültürü ve çeşitli uygarlıkların izleriyle bezenen Mardin’de engin hoşgörü şehrin ötesine ulaşmaktadır. Ezanların Çanlarla kardeşçe ve birlikte yankılandığı bu medeniyetler şehrini görmek istemez misiniz?TARİHİ

    TARİHİ


    Mitolojik Yaşam
    Sihirli kürenin parıldayan sanat eserleri,
    Mardin' i geçmişten bugüne taşıyan evleri,
    Ruhlardaki huzurun, Kalplerdeki ferahlığın izleri
    Mezopotamya' nın ve dünyanın vazgeçilmezleri
    Bir başkadır Mardin evleri...
    Şairlere evlerden hareketle insanları anlatan şiirler yazdıran, görüntü itibariyle yaşamsal gösterge kabul edilen; kavgalara, mutluluklara, insanla yücelen tüm değerlere barınaklık teşkil eden evler...
    Mardin'de ataların yaşayışlarındaki gönlü genişliği, belki ehl-i keyf tarzları, nargile dumanı sinmiş nakışları, çok çocuklu yaşamı ve mutlak paylaşıma dayalı taş güzelliğinin sıcacık yuvaya dönüştüğü oymaların ve işlemelerin diyarı evler Yıldızlar altında devasa şatoları, güneşle birlikte muhteşem sarayları bile kıs kandıran Mardin evleri...
    Mardin' de evler, tarih 'i bütün ihtişamıyla gözler önüne sermektedir. Geçmişin heybeti, inancı avlu kapılarının tokmaklarına aksetmiştir. Güneşe tapanların sembolü olan güneş motifi, gücün kudretin simgesi olan aslan başı motifli tokmaklar ve Mezopotamya toprakları üzerinde yaşama bahtiyarlığına ulaşan in sanların kendileri nakşedilmiştir kapı tokmaklarına.. Büyük tokmaklı avlu kapısı ve kapı açıldığında ayvandan beliren 10-12 basamaklı tek parça taşlı merdiven ardından bir avlu ve yanyana sıralanmış odalar, tabi bu ayrı bir özellik ilk olarak beliren kapıdan içeri girildiğinde bu bölüme "hıcre" deniliyor. Hıcre üç bölüm den oluşuyor, her bölümde kemer, kubbe tavan göze çarpar. Birbirine açık durumdaki bölümlerden biri,ünlü Mardin ceviz,meşe oymacılığı ve sedef süslemeleriyle dört kişilik kanepe, iki koltuk ve dört sehpa, üstünde tunç, gümüş veya al tından yapılmış küllük onu bütünleyen Acem motifli Mardin' e özgü el işi halısıyla görüntüyü izlerken, kanepenin arkasında duvarda beliren üç gömme takaları (bir büyük, iki küçük) ve bunların üstünü örten çivitlenmiş beyaz perde, takaların üst kısmında ayrılmış rafların üstünde ince zarif kahve fincanlarının görünümü, ikinci bölümde duvardan duvara gürgenden yapılmış divanlar ve duvarları süsleyen takalarla oturma odası birbirini bütünlemektedir. Üçüncü bölüm evin orta bölümüdür. Yemek odası olarak kullanılan bölümün orta yerinde, yerde kazınan oyuk ve oyuğun üzerine kilden yapılmış ateş kabı "ıncene" yerleştirilip üzerine kare prizma şeklinde kürsü denilen gürgenden yapılma sandalye konur. Kürsünün üstüne yorgan örtülerek, aile efradı ayaklarını yorganın altına alarak oturulmaktaydı. Bugün bazı evlerimizde bu özellik mevcuttur. Kışın soba ve yemek masası görevini üstlenmektedir. Yazın ise bunların yerine yer sofrası dediğimiz demirden yapılmış, açılıp kapanan kullanımı rahat olan ve üstüne sini yerleştirilerek 30 cm. yükseklikte demir iskele kullanılmaktadır. Yemek bölümünün sağ ve sol duvarında beliren birer kapı mevcuttur. Kapılardan biri kilere açılır. Kilerde, tavan arası "izrediye" denilen gürgenden yapılmış erzağın havadar yerde muhafaza edildiği bölüm bulunmaktadır.
    Kiler duvarında hasırdan yapılmış, şehriye kesiminde kullanılan tabaklar, yemeklerin muhafaza edilmesi için özel işlenmiş zembiller, oklava, tokmak asılı olarak durmaktadır. Yemek bölümünde beliren ikinci kapı ise mutfağa açılmaktadır. Mutfak ta, tavan arası kullanılan "izrediye"' de yemek yapımında kullanılan büyük kazanlar, hamur yoğurmak için kullanılan bakır leğenler, büyük süzgeç ve kep çeler, kaburga ve kuzu dolması için büyük bakır tencereler,siniler,siyah renkte bakır kahve tavaları, kahve güğümü yer almaktadır. Ayrıca çok önemli bir işlevi olan ve yemek pişiriminde kullanılan şömineyi andıran oca ğı unutmamak gerekir. Avluda hıcrenin iki tarafında mevcut olan odalara "manzara" denir.
    Manzaranın birinde evdeki büyüklerin oturup sohbet ettiği duvardan duvara kanepe ve koltuklarla döşenmiş odanın bir bölümü, Şark Köşesi ve şömine (itfeye) yer almaktadır. İkinci manzarada ise, kapıdan girişte bir eyvan, hemen karşısında beliren kahve ocağı bulunur. Gece sohbetlerini bölmeyecek kahve, çay pişirile bilen, sohbeti daha da koyulaştıran Mardin' in kendine has kavrulmuş kavun çekirdeği, haşlanmış ve kavrul muş karpuz çekirdeği,leblebi,şekerli leblebi,badem,şekerli badem,ceviz,sucuk (ıkude)pestil, kesme (ıbzor) nar, kurutulmuş dut ve incir , kuru üzüm gibi yemişler bir bir aile efradının önüne gelir. Kahve ocağının yanında, taş işçiliğiyle güzel üzüm motifli kapısından içeri girerken cephe duvarında bir taka iki tarafında pencereler yer almaktadır. Yatak odası olarak kullanılan manzara,yatak tahtlarıyla, hafızalardan silinmeyecek güzellikte olan beyaz iş, iğne oyası,tığ gibi ince işlemelerle bezenmiş,bu işi bütünleştiren döşek, yastık, yorgan ile ayrı üslupta güzellik sergilenmektedir. Odanın bir köşesinde aynalı elbise dolabı "ğırıstıyen" , dört, beş gözden oluşan büyük çekmeceli 1,5m. yüksekliğinde "biro", biro nun üzerine yerleştirilen kafes denilen yüksekliği 50-80 cm arasında değişen cevizden yapılmış oyma çerçeveli kristal ayna ve yerde ki halıyla bütünleşmektedir.
    Avluda; kuyu,dış mutfak "matbağ", banyo "hımmem", tuvalet "tahara"mevcut olup, matbağda bir ocak "ıtfeye" ve odunluk yeri bulunur. Avludan diğer bir avluya çıkarken 10-15 basamaklı taş merdiven ve taş işlemeli ara kapı ile diğer bir avluya geçerken yine diğer avludaki odalar belirmektedir. Ev birkaç katlı ise en üst katta,çalışma odası denilen "tayyare" (tayyare denilmesinin nedeni; evin en yük sek katında tek odadan oluşan 25-30 tek taş merdivenle çıkılan yer) yer alır. Her kat arasında bulunan avlunun ön kısmında güzel sütunlu balkon yer alır. avluda yazın yatmak için tahtlar kurulur. Katlar arası geçit, kilerden sağlanır. Yaşanmışlığın, yaşanacaklığın, tarihe ve bugünü bize miras bırakanlara duyulan engin saygının günümüze bıraktığı sevecenlikle hayatın tüm güzelliklerinin Mardin evlerinde aldığı yepyeni boyutun bir göstergesi...
    Tarihle evli olmanın evlerdeki görüntüsü sizleri bekliyor...



    KÜLTÜRÜ
    Belirleyiciliği olduğu bir hakikat olarak göze çarpar. Türkçe'mizin bugünkü kullanılan şeklinin geçirdiği süreçte dikkate alındığında proto-türkçe birliğinden konuştuğumuz bugünkü Türkçe ye kadar aşılan merhalelerin yatay ve dikey gelişimi gibi Mardin'de konuşulan yerel halk dilinin çeşitli katmanlardan oluştuğu arkaik arapça' dan uzak Türkçe ve Farsça unsurlar taşıdığı çeşitli kitaplarda yer bulmuştur. Çok zengin bir folklorik yapıya sahip olan çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış, ipek yolunun önemli geçiş noktası olan, Dicle ve Fırat bereketinin odak noktası, mezopotamya' nın engin coşkusunu barındıran Mardin'in nüfus değişimi ve dil yapısının zenginliğinin kaynağı da bu olsa gerek...
    Mardin de konuşulan dili Osmanlı Türkçe'sinin Cumhuriyet öncesi dil çeşnisine benzetmek bizce olasıdır. Dilin geçirdiği evrelerin, dil akrabalıklarının, kelime alış-verişlerinin, göçler, savaşlar, kervan ticaretinin in sanları ve iletişim vasıtalarını ne denli etkilediği bilinmekle birlikte "dilbilimci" ağırlıklı bir incelemeye ve araştırmaya daha fazla inmeden medeniyet katmanlarının artılarının kazandırdığı bugünkü sevecen konuşma tarzını, ağır ama vurgulu tonlamayı Mardinli 'ye has bir güzellik olarak kabul etmek gerekir. Burada konuşu lan yerel dilin hançerede seslere verdiği ezgi melodik bir dışa vurumdur. 1989 yılında yayınlanan Fars kaynaklı bir kitapta - sözlük - 4000 ortak Türkçe-Farsça kelime bulunduğu vurgulanmaktadır. Yerel dilde bun dan nasibini almıştır.

    Gırtlak Ağırlıklı Konuşma : Ağıtları yakıcı bir lav, türkülere hasret örgülü bir çağrı olarak gökyüzüne taşır. Eğitim düzeyinin artmasıyla Mardin'de konuşulan yerel dilin kullanım sıklığındaki azalma, bilimsel yargıları paylaşmadaki kısırlığı dikkate alındığında bu dil dokusunun 10- 20 yıl sonra çokça değişeceği kanaatini yaygınlaştırmıştır
    "Ulu bir mitosun arta kalan mağrur iddiasıydı.
    Yaşadığım kentin doğası, mayası..."
    (işte Mardin'in şiirlerdeki ölümsüzlüğünden bir alıntı)
    Anadolu toprağının bereketi, medeniyetin en üst yaşam çizgileriyle yaşandığı Mardin'de birçok ünlü sanatçı yetişmiştir.






    AĞITLARI



    Askerde, Seferberlikte Ölenlerin Ağıtları
    Hacı Duran'ın Ağıdı
    Hacı Duran, Pınarbaşı ilçesinin Aslanbeyli köyünden, 1927 yılına Mardin Midyat'ta askerdi. Duran, askerlik görevini yaparken orada öldü.
    Söyleyen: Ablası Şerife.

    Kardeşin kara kekili
    Bende koymadı akılı
    Ha keyfine babam oğlu
    Kurt Ağa evin vekili

    Anamın beli bükülmüş
    Ağamın dişi dökülmüş
    Uçan kuştan haber aldım
    Uşaklar Muş'a dökülmüş

    Atını çekin pazara
    Kardeş' uğrattım nazara
    Kimler dua eder ola
    Yadelde garip mezara

    Şura kardeşin viranı
    Bacım gelir ağlar m'ola
    Kapıda da koca hayma
    Düşman atın' bağlar m'ola

    Parlar ağamın tabağı
    Ötmüyor kahve dibeği
    İlayık görmüyor Allah
    Bize de başı kabağı

    Yandım gülüm kabar kabar
    Ağzımda çiğnedim biber
    Öküzün çift ise peder
    Eller odununu eder

    Yaslı ağamın dibeği
    Paslandı kahve tabağı
    Ne mutlu senin canına
    Kardeşin var bir bebeği

    Eğrice Dudu'mun saçı
    Ne Allah kardeşin suçu
    Sabahanan tan burnuna
    Öter boru gelir sucu


    HALK OYUNLARI
    Halk oyunları (dansları) günümüzde de toplumsal yaşantıyı etkileyen önemli bir etkinliktir. Halk oyunlarının kökeni insanlık tarihi kadar eskidir. İlkel insanların topluluk halinde yaşaması ve kendilerini yöneten bir takım sihirli güçlere tapmaya başlaması ilk dansın doğuşuna neden oldu. Mardin Yöresindeki halk oyunlarının figürleri incelendiğinde bu toplumlarda yaşayan medeniyetlerin kültürel yapısı açıkça ortaya çıkar. Mardin halk oyunları, düğünlerde, bayramlarda, özel günlerde ve her türlü törenlerde oynanır. Düğün törenlerinde törene katılanlar belli yerlerde toplanırlar. Bu yer, nişan için kız evi, düğün için erkek evidir. Törenin yapılacağı yere gelen konuklar karşılanır, ağırlanır ve tören bitiminde uğurlanır. Karşılama, ağırlama ve uğurlama törenlerinde oynanan halk oyunları ayrıdır.
    Karşılama, oyunun akışının hızla başlayıp yine aynı hızla biten oyundur.
    Ağırlama, ağır bir tavırla yavaş hareketlerle oynanan bir oyundur.
    Uğurlamada oyunlar yavaş başlayıp hızla biter.
    Oyunlar seyirci karşısında oynanır. Oyunun oynandığı ortam bazen bir evin avlusu, bazen bir oda bazen de bir düğün salonu olabilir. Ekip başı oyunu yönetir, komutlarıyla oyuncuları yönlendirir. Oyunlar genelde türkülüdür. Günümüzde; davul, zurna, klarnet, tulum, tef, tepsi, kaval, dilsiz kaval, erbana, kabak kemençe, şehir merkezinde, cümbüş, darbuka, zilli tef, bağlama ve koto eşliğinde oynanır. Mardin halk oyunları düğün, nişan, kına, bayram, asker uğurlama, toplantılar ve törenlerde oynanır. Köylerinde oynanan halk oyunları genellikle özel günlerde oynandığı için bayramlık tabir edilen en yeni, temiz, bazen de "Sandıktan" tabir edilen giysiler giyilerek oynanır. Halk oyunları oynandığı zaman, iyi bilenler gruba katılınca diğerleri çekilir ve bunları seyre başlar. Mardin halk oyunlarında kültürü oluşturan özelikler sadece güzel sanatların dallarının birer göstergesi değil, yaşamın ta kendisidir.
    Mardin halk oyunlarını sıralayacak olursak:
    Berivan: Süt sağma olayını anlatır, ağır bar havasındadır.
    Cirane: Komşu aşkını anlatır, ağır bar havasındadır.
    Keçikani: Bu genç kız oyunu, sevgiyi, dostluğu, birlikteliği anlatır.
    Mamır:Sevgiliye ağıtı anlatır. Bar havasındadır.
    Bişaro: Bağ bozumunu anlatan oyundur. Coşkuyu anlatır. Bay bayan karışık bazen de ayrı olarak oyun oynanmaktadır.
    Segavi: Sevgi ve coşkuyu anlatır.
    Cenbeli Ağa: Üzüntüyü ağıt şeklinde sergileyen oyundur. Bar havasındadır.
    Hınne:Kına yakma olayını anlatan oyundur. Sevinç ve birlikteliği anlatır.
    Bablekan: Kuyudan su çekme olayını anlatır.
    Kemalim: Ataya duyulan sevgiyi, bağlılığı anlatır. Bar havasındadır.
    Çeçani: Memleket özlemini anlatır.
    Üç Kırma: Üç kırmayla oynanan oyun bir erkek oyunudur. Ağır bar havasındadır.
    Meryemi: Aşk ve sevgiyi anlatır. Bar havasındadır.
    Lorke: Güzelliği coşkuyla anlatan bir oyundur.
    Himalaye: Coşkuyu anlatan bir oyundur.
    Kesirteyn: Çift kırmalıdır. Sevgi ve aşkı anlatır.
    Çepikli: Şiddet ve sevgiyi, jest ve mimiklerle uyumlaştıran bir oyundur.
    Koçere: Şehirden yaylaya çalışmak için gidenlerin mevsim sonunda işlerini bitirip ayrılacakları sırada kendi aralarında yaylalarda yaşadıklarını taklit ederek oynadıkları oyundur.
    Haftano: Giyinme ve kuşanma olayını anlatır.
    Dik oyun: Toplumsal yaşamın disipline yönünü anlatan bir oyundur.
    Sevgi oyunu: Her şeyde ve her yerde sevginin olması gerektiğini coşkuyla figürleştiren bir oyundur.
    Raksıl Havanım: Elit tabaka hanımlarının bir araya geldiklerinde oynadıkları ve birlikteliği yansıtan bir oyundur. Ağır bar havasındadır.
    Rihane: Oyun adını reyhan çiçeğinden almıştır. Oyunun özü çiçeğin büyüyüp yayıldıkça etrafa saçtığı muhteşem ve ferahlatıcı kokusunun etkisi insanoğlunun raks etmesini sağlamıştır. Ağır bar havasında olup, erkek oyunudur. Buna Atabarı da denir.
    Mardin çiftetellisi: Coşkuyu anlatır. Bayan oyunudur.
    Mardin halayı: Sevgiyi ve aşkı anlatır.0yun bar havasındadır.
    Malaya: Birlikteliği anlatır. Bu oyunu bay ve bayan karışık oynar.
    Oğuzlu: Aşkın yüceliğini anlatır
    On dörtlü: Sevgi ve aşkı anlatır.
    Semra: Aşkın yüceliğini anlatır. Ağır bar havasındadır.
    Kemanbazo: Ayrılığı ve ayrılığa karşı duyulan sitemi anlatır.
    Sabiha: Mardin'de yaşanan ve sonu evlilikle biten ölümsüz bir aşkın öyküsüne dayanır. Bu öyle bir aşk ki, yıllanmış şarap gibi zamana hükmederek günümüze taşır. Ağır bar havasındadır.
    Hat matar (Yağmur yağdı): Çok özel, güzel olan memleketimizin yağmurla kazandığı ayrı havası anlatılmaktadır.
    Zeyzo: Umutsuz bir aşkın seven erkek için oluşturduğu hayal kırıklığı ve acıları konu eder.
    Esmerim: Esmer tenli güzelleri anlatır.
    Dizo: Coşkuyu anlatır.
    Botani: Birlik duygusunun sevgiyle kazandığı coşkuyu anlatır.
    Cantsu: Testiyle çeşmeden su taşıma olayını anlatır.
    Çepikli: Coşkuyu anlatır.
    Güle: Divan edebiyatında sevgiliyi anlatan ,bülbülü deli eden aşkı anlatır.
    Govend: Bu oyun özlemi anlatır
    Şevko: Özlemi anlatır. Bar havasındadır.
    Haddino: Birlikteliği anlatır.
    Semra: Aşk ile sevgiye olan özlemi anlatır.
    Hırpani: Aşk acısının bireyde uyandırdığı bir takım duyguları figürleştiren bir oyundur. Bar havasındadır.
    Torivan: Sevgiyi coşkuyla bütünleştirerek anlatır. Bar havasındadır.
    Hurşe: Sevinç ve coşkuyu anlatır. Kemençe ile oynanır. Doğal yaşamın bahşettiği mükemmelliğin karşısında duyulan sevinci oyunlaştırır.
    Dallal: Sevgiliye duyulan özlemi anlatır. Bar havasındadır.
    Beyn'it Develi: Aşk ve sevgiyi anlatır.
    Kosari: Birlikteliği anlatır. Bar havasındadır.

    Mardin oyunlarındaki temel figürler:
    Çömelip doğrulma, titreme şeklindedir. Çökmeler iki şekildedir.
    1-Bağlı çökme: Eller bağlı olarak yere çökülür.
    2-Bağsız çökme: Eller açık olarak çökülür
    El vurma figürleri: Toplu ve tek olarak gözükür. Dönme figürleri; ani dönme, Kerteli dönme, Toplu dönme, tek dönme şeklindedir.
    Halk oyunlarında görülen model, sıra, halka, karşılama ve nokta modelidir. Sıra biçiminde göze çarpan unsurlar; düz dizi, eğri dizi, paralel dizi ve kopuk dizi olmak üzere dörde ayrılır.
    Hareket biçimi ise tek, çift ve karma yönlü olmak üzere üç şekildedir.
    Mardin yöresinde oyunlar üç şekilde icra edilir. Oynanan oyunlarda bayanlara karşı çok nazik davranılmaktdır . Toplu olarak oynanan oyunların (bay-bayan) iştirakçisi daha çok olur. Burada halay çemberi dediğimiz bir daire meydana getirilir. Daha sonra yine ayrılıp yarım daire ve düz çizgi haline gelinir. Halayların en önemli özelliği, mutlak anlamda birlikteliği sergilemesi, kolektif bir anlayışı ön plana çıkarmasıyla canlı bir toplu figür, yardımlaşma kompozisyonu çizmesidir.


    ATASÖZLERİ VE ÖZDEYİŞLER
    Öküz düşünce, kesecek bıçak çok olur.
    · Arkadaşının eşeğine binen, bir gün mutlaka ondan inecektir.
    · Ağacın kurdu içinden olmazsa, ağaç çürümez.
    · Ambara ne koyarsan onu çıkarırsın.
    · Havuç zorla yerden çıkarılır.
    · İşlerin hassas olmazsa kalbin mutlaka ves vese verir.
    · Çalışan insanı, halk gönülden sever.
    · Kendi köpeğine taş atarsan, komşuların ona iki taş atar.
    · Bazen sahibinin hatırı için köpek affedilir.
    · Küçükler hata yaparsa büyüklere affetmek düşer.
    · Başkasının kapısını çalsan, başkası da senin kapını çalar.
    · Güzel gün, güneşin ışıltısından bellidir.
    · Büyük evden kız alırsan büyük masraf edersin.
    · Düşmanın tuzağı, ayağının dibindedir.
    · Sanat, sanatkarın elinde ölüdür.
    · Elinde kılınç olsa da içinden Allah korkusu çıkmasın.
    · Eşek bir defa çamura saplansa, bir daha aynı yerden geçmez
    · İshalli dana, pisliğini sürüye de bulaştırır.
    · Kuş kafasından kavurma olmaz.
    · Olgun üzüm gibi ol, ezilirse tatlılıktan başka bir şey çıkmaz.
    · Oğlunu seven tedibini çoğaltır, ta ki sonunda mesrur olsun.
    · Yüzün gülümsemiş ve sözün yumuşak olursa, altın verenlerden ziyade halka sevgili olursun.
    · İyiliği yaparsan ört; ve sana iyilik yapılırsa onu herkese söyle.
    · İyi karşılayan en açık muhabbetlidir.
    · Kendi ağzın değil seni başkası övsün.
    · İyiliği iyi huylarınla göster.
    · Fenalığı yapana dilden ziyade iyi amelinle öğüt ver.
    · Akrabaların en iyisi senin ihtiyacını temin edendir; ve silahların en iyisi seni koruyandır.
    · Yerden olan yere döner.
    · Ölmeden önce, kimseye ne mutlu deme; çocuklarıyla adam belli olur.
    · Ölmeden önce kuvvetine göre dostuna yardım et.
    · Nankörleri yedirip içirme; misafirleri olduğun vakit sana acı sözler işitirler.
    · Seni başkan ettikleri vakit mağrur olma; ancak aralarında onların birisi gibi ol.
    · İyilik eden sonunda anılacaktır ve düştüğünde bir yaslanma bulacaktır.
    · Her diri olanın iyiliğini bil ve ölümün bir yaslanma bulacaktır.
    · İyilik edersen kime iyilik edeceğini bil; iyiliğin o vakit makbule geçer.
    · Kızını vermek istemeyen , başlığını arttırır.
    · Tanrım beni güzel yarat, çirkin bahtını ver.kardeşlerin küçüğü olmasaydım.
    · Çobanın gönlü isterse tekeden süt sağar.
    · Gezmelere gitmeyen havadis bilmez.
    · Baba kırk evladı besler, kırk evlat bir babayı beslemez.
    · Tavuklar artınca yumurta sayısı azalır.
    · Hayatta iken bir saman çöpü, ölünce gönüller sultanı.
    · İyi horoz yumurtasında iken öter.
    · İyi bizi bulmaz, kötü bizi bırakmaz.
    · Testi kırılmış kırılmasına, ha taş testiye değmiş ha testi taşa ne yazar.
    · Mertlerin evi altın çeşmesidir.
    · Dünya tükenir derdi tükenmez.
    · Deve besleyen, kapısını yüksek tutar.
    · Vadinin boş yerinde tilki kraldır.
    · Başkasıyla alay etme, sana alay edecekler olur.
    · Pilav yiyen hançeri de göğüsler.
    · Derin vadilerde uyuma kötü rüya görürsün.
    · Mal bozuksa, Mal müdürü ne yapsın.
    · Denenmiş ayran, denenmemiş yoğurttan iyidir.
    · Akçesi ucuz olan yiğidin kendisi kıymetli olur.
    · Kırılan kalp, kırılan kadeh gibidir.
    · Gülme komşuna, gelir başına.
    · Bazı insanlar, sırtında taşıdığın heybenin içerinde saklanır.
    · Her yüz vadinin başı bir vadi, her yüz sözün başı bir sözdür.
    · Bir köpek yavrusunu şımart, fakat bir çocuğu şımartma.
    · Başkasının kavurmasıyla ekmeğini yeme.
    · Derler ki şam şekerdir, ama vatan daha tatlıdır.
    · Akan sudan korkma, durgun sudan kork.

    Halk arasında yaygın olarak kullanılan bazı atasözleri ve öz deyişler
    Gözlere ışık, düşünceye doğruluk yaraşır. Gözüne ışık, düşüncelere kitap seç.
    Bilgi, eğittiği insanları onurlandırır. Bilge ise, sevgiyi özümleyebilmiş kişidir.
    Kin, engerek gibidir ve ikisi de ölüm kusar. Yavruları, öncelikli olarak öz analarını öldürür.
    Halk lideri isen saf ve çocuk kalpli insanlara, tökez ve sürçme taşı olmamak için iffet örneği öldürür.
    Misafirine asık suratla bal yedirsen, buruk vicdan içinde onu zift ve reçine gibi sayar.
    Çocukları, ilmin ve hikmetin kültürü ile terbiye et. Şikayet ve dır dır yerine sevgiye takva kat.
    Alçakgönüllülük, dile anlatılmayan ve insani kuvvetle kazanılmayan bir güçtür.
    Evin ışığı lamba; dünyanın ışığı ise bilim adamlarıdır.
    Kendi kusurlarını görmezlikten gelen kişi, tümüyle kusurlarla doludur.
    Üzüntülerin en büyüğü, öncelikle pişmanlıktır.




    ATATÜRK VE KURTULUŞ SAVAŞI



    ATATÜRK VE KURTULUŞ SAVAŞI
    Atatürk'ün Mardine gelişi;

    Atatürk' ün hayatında önemli bir dönüm noktası vardır. General olduğunun müjdesini Mardin' de alan büyük komutan bu olayı bir çok yerde ve zamanda dile getirmiştir.
    Atatürk Albaylıktan, Tuğgeneralliğe yükseltildiğini yine Mardin' deyken aldığı telgraftan öğrenmiştir. Mardin' liler bir gece önce aralarında Albay olarak gördükleri Mustafa Kemal' i ertesi gün pırıl pırıl General apoletleriyle Mustafa Kemal Paşa olarak selamlamışlardır. Hem de 35 yaşında genç, bir paşa olarak...
    Atatürk' ün Mardin'e ikinci gelişi yaklaşık bir yıl sonra 1917 yılının şubat ayına rastlar. İkinci or du komutanlığına vekalet ettiği günlerde, Hicaz Cephesi Kuvvetleri Komutanlığına atanan Mustafa Kemal Paşa, beraberinde Dr. Yarbay Hüseyin, Binbaşı Rıfat Bulca, Yaver Cevat Ab bas, Yüzbaşı Neşet Bora, Yüzbaşı Rauf, Emir Subayı Şükrü Tezer' le birlikte Mardin' e geldi ler.
    Mardin' liler Atatürk'ü coşkun bir törenle karşıladılar. O gece Atatürk, Mardin Belediye Baş kanı Hıdır Çelebi'nin evinde konuk olmuştur. Gece Belediye Başkanının verdiği ziyafette Mardin' in ileri gelenleri hazır bulunmuşlardır
    Şehrin ileri gelenlerinden Abdurrahman Kavvaz, Atatürk'e Samur derisinden bir kürk armağan etmiştir. Bu değerli armağan halen Konya'daki Atatürk Müzesi'nde bulunmaktadır.
    Atatürk' ün bu ziyafetten sonra yeniden Mardin'e geldiği burada bir gece kaldığı ve alışveriş yaptığı kaynaklarda geçmektedir.

    Kurtuluş Savaşı'nda Mardin

    Kurtuluş savaşı sırasında Mardin İngilizler ve Fransızlar tarafından alınmak istendiyse de Mardin halkı düşmanı hayal kırıklığına uğratarak bu emellerini boşa çıkarmışlardır. İngilizler Mardin'i teslim almak için Nüel'i Mardin'e gönderdiler fakat Nüel'in halk tarafından tepkiyle karşılanması sonucunda Nüel geri dönmüştür. II. defa olarak 1919 yılında Fransızlar Mardin'i işgal etmek istemiş. Bu vazifeyi Fransız kumandanlarından Norman almış. Norman Mardin'i savaşmadan alacağını düşünüyordu. Bunu duyan Mardin halkı mücadeleye girişti. Mardin halkı bu durum karşısında politik zekasını kullanmıştır.
    Bir sürü yere soba borularını yerleştirerek top görünümünü vermiştir. Şehrin güneyinde çadırlar kurarak asker varlığını hissettirmiştir ve eli silah tutan bütün halk mücadeleye girişmiştir. Suriye üzerinden gelen Norman Mardin'e yaklaştığında gördüğü durum karşısında şaşırmıştır ve şehre savaşmadan girme kararı nı almıştır. Belediye binasına gelen Norman Mardin'in ileri gelenleri tarafından karşılanmıştır. Norman içer de şehri almak istediğini söylediğinde halk tarafından tepkiyle karşılanmış ve halk belediye binasına yürümüştür. İbrahim Bayraktar ve Osman Ağa denen iki kişi Fransız bayrağını Norman'ın süvarilerinin elinden almış ve parçalamıştır.
    Bunları gören Norman şehri almaktan vazgeçmiş ve şehri terk etmiştir. Kısacası Mardin ve çevre illerde ki gibi (Urfa, Maraş, Antep) kendi insiyatifi ile kurtulmuştur fakat diğerlerinden ayıran nokta Mardin kan dökülmeden Pratik zeka ile kurtulmuş olmasıdır
    .GENEL BİLGİ

    [​IMG]

    Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Mezopotamya havzasında bulunan Mardin, güneyinde Suriye, doğusunda Şırnak ve Siirt, kuzeyinde Diyarbakır ve Batman, batısında Şanlıurfa ile çevrilidir. İl topraklarının büyük bir bölümü kuzeydeki Diyarbakır havzası ile güneyde Suriye’nin kuzeydoğusundaki düzlükleri birbirinden ayıran Mardin-Midyat eşiğinin üzerinde yer alır. Mardin’in kuzeybatı kesimini Karacadağ’ın güney uzantıları, doğusunu da Cudi Dağı’nın güney bölümü engebelendirir. İlin orta kesiminde bulunan alanlardaki dağların yüksekliği 1.500 m.yi aşmaz. Bunlardan Mazı Dağları Mardin Ovasını doğudan batıya doğru kat eder. Ayrıca Kızıltepe ile Göllü Köyü arasında Abdülaziz Dağı, Ömerli ilçesi Beşikkaya Köyü’nde Maşion Dağları bulunmaktadır. İlin güneybatısında Hazar Tepe, il merkezinde Ziyaret Tepe (1.160 m.), il merkezinin güneyinde Timurlenk Tepe diğer yükseltilerdir. Kuzeydoğu, doğu ve güneydoğuda Dicle Irmağı, batıda da Büyükdere ilin doğal sınırlarını oluşturur.





    Kızıltepe ile Derik ilçeleri arasında 700 km2.lik bir alanı kaplayan Kızıltepe Ovası, il merkezi ve Nusaybin ilçesi arasında 1.350 km.lik bir alana yayılmış olan Mardin ve Nusaybin ovaları ilin başlıca düzlük alanlarıdır.

    İl topraklarını Dicle ile Suriye’de Fırat’a katılan akarsular sulamaktadır. Bunun yanı sıra Dicle’ye katılan kuzeyde Savur Çayı, doğuda Hezil Çayı ve Habur Çayı bulunmaktadır. Habur Çayı, Türkiye-Irak-Suriye sınırından sonra Dicle’ye karışır. Büyükdere, Gümüş Çayı (Rizgan Suyu) ve Çağdaş Çayı da il topraklarından kaynaklanan diğer akarsulardır. Mardin’in yüzölçümü 8.891 km² denizden yüksekliği 1.083 m. olan ilin 2000 Yılı Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 835.173’tür.

    Mardin dağlarının, Mazıdağı, Derik, Midyat, Savur ve Nusaybin yörelerine sokulan yüksek kesimlerinde, Meşe ağaçlarından oluşan topluluklara rastlanır.

    İlin iklimi üzerinde kuzeydeki yüksek dağlar etkili olmaktadır. Bölgede kış döneminde oluşan yüksek basınç alanı, kış aylarının soğuk geçmesine yol açar. Bir yandan güneydeki çöl ikliminin etkisi altında bulunması, bir yandan kuzeydeki yüksek dağların serin hava kütlelerinin bölgeye girişini engellemesi nedeniyle ilin genelinde yazlar çok sıcak geçerken karasal iklimin tipik özelliği görülür. Ancak; Derik, Nusaybin ve Savur İlçelerinde pamuk, fındık ve zeytin gibi ürünlerin yetişmesi Mikro iklim özelliğinin yörede hüküm sürdüğünü göstermektedir.

    İlin ekonomisi tarım, hayvancılık, turizme dayalıdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler; buğday, kırmızı mercimek, arpa, kavun, karpuz, üzüm, domates, patlıcan, nohut, çiğit, pamuktur. Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) Aşağı Fırat havzasındaki sulama tesisleri tamamlandıktan sonra bitkisel üretimde artış olmuştur. Yaz aylarını çevre illerindeki yaylalarda geçiren göçebe aşiretlerin hayvancılığın yaygınlaşmasında büyük payı olmuştur. Sığır, koyun, kıl keçisi ve Ankara keçisi ön planda gelmektedir. Mardin-Midyat Eşiğinde sığır besiciliği yaygındır.

    Eski çağlardan beri testi, çanak-çömlek, demircilik, bakırcılık, kalaycılık, kuyumculuk, gümüşçülük (telkari), iğne oyası, Midyat el nakışı, tohum iğnesi, yorgancılık, oyacılık, boyacılık (sibbeğ), dericilik (dabbağ), sabunculuk, dokumacılık, şalü şapik (özel bir kumaş dokumasıdır) kilimcilik, halıcılık (yün ve ipek), semercilik, keçecilik, tahta oymacılığı, geçmişten günümüze kadar yapılan el sanatlarıdır. Telkari diye adlandırılan altın ve gümüş işleme sanatı Mardin’in el en önemli el sanatlarından biridir. Bakırcılık ve kalaycılık ise hala yaşayan el sanatlarındandır.

    Mardin kalkınmada öncelikli iller kapsamına alındığından bir takım sanayii kuruluşları kurulmuştur. Bunların başında çırçır, iplik, halı, yem, şarap, çimento, asbestli çimento, boru, toz kireç ve mıcır fabrikaları gelmektedir. Ayrıca Et ve Balık Kurumu’nun Mardin Kombinası, Etibank’ın Mazı Dağı’ndaki fosfat işletmesi bulunmaktadır.

    Yer altı kaynakları bakımından oldukça yoksul olan il topraklarında, yalnızca Kızıltepe yöresinde çimento ve tuğla-kiremit hammaddesi, Nusaybin’de çimento hammaddesi, Mazı Dağı’nda fosfat, Çizre’de de asfaltit yatakları vardır.

    Mardin’in kuruluşu ile ilgili çeşitli efsaneler bulunmaktadır. Bunlardan birisine göre; Pers hükümdarı Ardeşir’in (226-241) Marde isimli bir kavmi yöreye yerleştirdiği ve şehrin ismi de bu kavimden kaynaklanmıştır. Bir başka efsaneye göre, Pers hükümdarlarından birisi, hasta oğlunu iyileştirmek için buraya getirmiş ve şehzadenin Mardin olan ismi yöreye verilmiştir. Diğer bir efsaneye göre de şehrin kuruluşu, günümüze ulaşan Mardin Kalesinin olduğu yere yerleşen ve gününü ibadetle geçiren Dîn isimli bir alimin öyküsüne bağlanır. Heraklius’un gönderdiği bir komutan Dîn ile önce dost olmuş, sonra da Onu öldürmüştür. Komutan buraya bir kale yaptırmış ve zamanla Dîn Öldü anlamına gelen “Mâte Dîn’in” Mardin’e dönüştüğü ileri sürülmüştür. Bu efsanelere dayanılarak kente, Süryaniler Süryanice Kale ya da Kaleler anlamına gelen Merdin, Merdi, Merdo, Mirdo, Merde, Marda, Mardin demişlerdir. Bizanslılar Maride, Mardia; Ermeniler Merdin; Araplar Maridin; Osmanlılar da Mardin olarak isimlendirmişlerdir.

    Çoğu kaynaklarda Mardin’in gerçek adı “Merdin” diye geçmektedir. Nitekim halkın çoğu bugün böyle demektedir. Merdin adı “Kaleler” anlamına gelmektedir. Kentte bir çok kalenin varlığı, bu şekilde isimlendirilmesine neden olmuştur. Mardin’in kale kavramlarıyla adının bu kadar sık geçmesinin en önemli nedeni de birbirini koruyup kollayan doğal savunma ve gözetleme görevini üstlenen korunaklı yapıların varlığındandır.

    Mardin’in ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir. Eski Yakın Doğu tarihine göre; şehrin kuruluşu Subarilere dayanmaktadır. MÖ.4500’den itibaren yöreye Subariler, Hurriler, Sümerler, Akadlar, Mitanniler, Hititler, Asurlular, İskitler, Babiller, Persler, Makedonyalılar, Abbasiler, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Selçuklular, Artuklular ve Osmanlılar egemen olmuşlardır. Artukoğulları zamanında Meyyafarikinin (Silvan) kolu kurulmuş ve bu dönemde kent büyük bir imar görmüş, gelişmiştir.

    Arkeolog Baron Marvan Oppenheim’in 1911-1929 yılları arasında burada yaptığı kazılarda, Subarilerin Mezopotamya’da (MÖ.4500-3500) yaşadıkları burada ele geçen kalıntılardan anlaşılmıştır. Gırnavaz Ören yerinde 1982 yılında başlayıp, 1991 yılına kadar sürdürülen arkeolojik kazı ve araştırmalar sonucunda Gırnavaz’ın MÖ.4000’den MÖ.VII. yüzyıla kadar sürekli bir yerleşim alanı olduğu anlaşılmıştır.

    Sümer Kralı Lugarzergiz MÖ.2850 yılında Akdeniz’e kadar yaptığı seferinde Mardin’i de egemenliği altına almıştır. Şehircilik, sulama ve tarım alanında ileri bir düzeye ulaşan Sümerler Mardin’i Akadlar’a bırakmışlardır (MÖ.2820). Akadlar, MÖ.2500 yıllarında Sümerler’le anlaşarak yörede Akad-Sümer Devletini kurmuşlardır. Bundan sonra Mardin, MÖ.2230’lu yıllarda Elam şehri olmuştur. Hammurabi, Sümer topraklarını Babil’in idaresi altına alınca bu kez de Babil Devleti’ni kurmuş, ardından Yukarı Mezopotamya’ya saldırınca Mardin’i de istila ederek topraklarına katmıştır (MÖ.2200-1925) .

    MÖ.1925 yıllarında Mardin’i işgal eden Hititler, bir süre sonra şehri terk etmişlerdir. İran’dan gelen Ari ırkından Midiller, Mardin ve çevresini ele geçirmiştir. MÖ.1367 yılında Midiller arasında iç savaş çıkınca, Asur Kralı Asurobalit, Mardin ve çevresini topraklarına katmıştır. MÖ.1190’da Anadolu’dan gelen diğer bazı Ari ırk kavimleri Mardin’i almışlardır. Ardından I.Tıplatpalasır; Sincar, Nusaybin ve Mardin’den geçerek 20 bin Maşiki kuvvetinin koruduğu Kemecin’e saldırıp onları yenmiş, Mardin yöresini yeniden ele geçirmiştir. MÖ.1060’da I.Asurnasırbal zamanında Hititler birleşerek Gılgamış yakınlarında Asurlular’ı yenmişlerdir. Asurlular yeniden Mardin’i egemenlikleri altına almıştır. Böylece MÖ.800 yılına kadar Asurlular’ın elinde kalan Mardin, daha sonra Urartu Krallığı’nın egemenliğine girmiştir. MÖ.612 yılına kadar Sityaniler, MÖ.618 yılında ise İran’dan gelen Midiller buraları ele geçirmiştir.

    MÖ.335 yıllarında Büyük İskender Mısır’ı aldıktan sonra Mezopotamya’ya gelerek İran’a yönelmiş ve bu arada Mardin’i de ele geçirmiştir. İskender’in ölümünden sonra komutanları arasında İmparatorluğu paylaşılırken, Mardin de General Sleukos’un payına düşmüştür (MÖ.311). Mardin ve çevresi (M.Ö.131) Urfa Krallığı (Abgarlar) topraklarına katılmıştır. MS.249’da Roma hükümdarı Filippos, kendisine isyan eden IX.Abgar’ı memleketten kovmuştur. Bundan sonra Şehrin Valiliğine Hapsioğlu Uralyonos tayin edilmiştir. Bu arada Mardin’de Urfa’ya bağlı olduğu için Roma egemenliğine girmiştir.

    Bizanslar 640 yılında Hz. Ömer’in kumandanlarından İlyas Bin Ganem’in Mardin’i işgaline kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Mardin ve çevresi 692’de Emeviler’in, 824’te Halife Memnun zamanında Abbasiler’in hakimiyetine girmiştir. Bu dönemde İslamiyet hızla yayılmıştır. Mervaniler, 990 yılında Musul’da tutunabilen Hamdaniler’in topraklarının yanı sıra Mardin’i de ele geçirmiştir. Bundan sonra Mardin ve çevresindeki çarşıların, camilerin onarılması ve yenilerinin de onlara eklenmesi , ayrıca İpek Yolu’nun da buradan geçmesi şehri ticari açıdan canlandırmıştır.


    [​IMG]


    Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Türkmen boylarının yapmış olduğu akınlar, Mervanileri zayıf düşürmüştür. Nusaybin’de Mervanilerin 1089’da yenilmesi ile yöre Selçukluların egemenliği altına girmiştir. Bu arada Artuklular’dan İlgazi Bey Mardin’i 1105’te ele geçirerek Artukoğulları Devleti’nin başkenti yapmıştır. Artuklular bölgede büyük bir devlet kurmuş ve yörede 304 yıl egemenlik kurmuşlardır. Bu dönemde Mardin ve yöresinde çok sayıda cami, medrese, hamam ve kervansaray yapılmış ayrıca birçok cami, medrese ve manastır da onarılmıştır.

    [​IMG]

    XV.yüzyılda güçlenen Karakoyunlular şehri kuşatmış ve 1409’da şehri ele geçirmişlerdir. Ardından Karakoyunluları 1462 yılında yenen Akkoyunlular, Mardin Kalesini ele geçirmişlerdir. XVI.yüzyılın başında Akkoyunlular’ı egemenliğine alan Şah İsmail yörede güçlü bir Safevi Devleti kurmuştur. Mardin hakimi, şehri zulme ve yağmalamaya karşı korumak için kalenin anahtarını kan dökmeden Şah İsmail’e teslim etmiştir.

    Yavuz Sultan selim Mısır seferi sırasında, 1517’de Mardin ve yöresini Osmanlı topraklarına katmıştır. Osmanlı döneminde Diyarbekir Beylerbeyliği’ne bağlanmış, uzun süre Diyarbakır-Bağdat ve Musul Sancağı konumunda kalmıştır.

    [​IMG]


    I.Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sırasında işgale uğramamıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra il konumunu sürdürmüştür.

    Mardin’de günümüze gelebilen tarihi eserler; Mardin Kalesi, Kız Kalesi ( Kal’at ül al Mara-Lorna-Jurekm), Erdemeşt Kalesi, Anır Kalesi, Dara Kalesi (Daras Anastasiupolis), Rabbat Kalesi, Savur Kalesi (Sauras), Haytam Kalesi (Turabdin-Dimitriyus), El Nıhman Kalesi, Mor İliyo Kilisesi, Mat Behnam (Kırklar) Kilisesi, Kırmızı (Surp Kevork) Kilisesi, Protestan Kilisesi (569), Meryem Ana Kilisesi ve Patrikhane (1860), Mar Hırmıs Kilisesi (MS.430), Mar Yusuf Kilisesi (1864-1894), Mor Şmuni Kilisesi (793), Mor Yakup (Arur) Manastırı (MS.I. ve II.yüzyıl), Mor İvennis Kilisesi (793), Mor Circis Kilisesi (793), Mor İliye Kilisesi, Mor Yuhannın Kilisesi (370), Mor Babi Kilisesi, Mor Aho Kilisesi, Mor Şemun Kilisesi, Mor Mihayel Kilisesi ve Burç Manastırı (185), Hammara Manastırı (MS.326), Mor Barbara Manastırı (XVII.yüzyıl), Mor Efram Manastırı (1884), Meryem Ana Manastırı, Mor Dimet Manastırı, Mor Cırcıs Manastırı, Deyrulumur Manastırı (MS.397), Deyr’ül Zafaran Manastırı, Seyde (Meryem Ana) Manastırı (MS.326), Mar Yakup Manastırı, Ulu Cami (Cami-i Kebir), Hatuniye Medresesi, Zinciriye Medresesi (1385), Emüniddin ve Necmeddin Külliyesi (XII.yüzyıl), Melik Mahmut Camisi (Babü’s-Sur Camisi) (XIV.yüzyıl), Süleyman Paşa Camisi (Molla Hari Camisi) (XIV.yüzyıl), Şeyh Çabuk Camisi (XV.yüzyıl), Hamid Camisi (XV.yüzyıl), Şeyh Ali Camisi (Şeyh Mahmud Türki Camisi), Pamuk Camisi, Kıseyri Camisi, Reyhaniye Camisi, Azap Camisi (Arap Camisi), Şeyh Muhammed ez-Zerrar Camisi (Zairi Camisi) (XVII.yüzyıl), Halife Camisi (Hacı Ömer Camisi), Kızıltepe Ulu Camisi Marufiye Medresesi, Şehidiye Medresesi, Melik Mansur Medresesi, Altunboğa Medresesi, Kasımıye Medresesi, Şah Sultan Hatun Medresesi, Savurkapı Medresesi, Kervansaray, Kayseriyye Çarşısı, Revaklı Çarşı, Firdevs Köşkü’dür. Ayrıca kendine özgü mimarisi olan Mardin evleri vardır.

    Derik’in batısında Buhur Köyü’nde Yer Altı Gölü, Bakırkırı Mesiresi, Nusaybin’de Çağçağ Çağlayanı, Fahriye Bahçeleri, Ravziye Bahçeleri, Zinnar Bahçeleri ilin belli başlı doğal oluşumları ve mesire yerlerindendir.



    [​IMG]


    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]



     
  2. SadmiN

    SadmiN ♥ Ölürüm Sana Mavimm ♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    29 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    15.364
    Beğenilen Mesajlar:
    960
    Ödül Puanları:
    113
    Ce: mardin

    Mardin Mardin Cami ve Mescitleri

    Kale Camisi (Merkez)

    Mardin Kalesi giriş koridorunun doğusunda bulunana Kale Camisi’nin yapım tarihi kitabesi olmadığından kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber yapı üslubu, Akkoyunlu dönemi mimari üslubuna yakınlık göstermektedir. Bu yüzden de XII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

    Cami düzgün kesme taştan yapılmış olup, harap bir durumda olmasına rağmen yine de mimari yapısı hakkında bilgi vermektedir. Duvarlarının büyük bir kısmının iç dolguları ortaya çıkmıştır. Cami kare planlı olup, üzeri kubbe ile örtülüdür. Batısında da üç bölümlü çapraz tonozlu bir mekân bulunmaktadır.

    Bugün caminin yalnızca söveli kapısı iyi bir durumda olup, bu bölüme dar bir koridorla girilmektedir. İbadet mekânı doğuda bir, güneyde de iki pencere ile aydınlatılmıştır. Caminin güneyindeki iki pencere arasına sivri kemerli mihrap nişi yerleştirilmiştir.


    Hızır Camisi (Merkez)

    Mardin’in doğusunda bulunan bu cami oldukça harap bir durumda olmasına rağmen yapı üslubundan XII.yüzyılda, Artuklular zamanında yapıldığı anlaşılmaktadır.

    Kesme taştan kareye yakın planlı olan caminin yalnızca minare kaidesi ve ibadet mekânının duvarlarından bir bölümü ayakta kalmıştır. Minare kaidesi özgün konumda olmasına rağmen caminin diğer kalıntıları çeşitli yapıların arasında kalmıştır.


    Ulu Cami (Cami-i Kebir) (Merkez)

    Mardin Ulu Cami Mahallesi’nde, şehri batıdan doğuya doğru ikiye bölen ana caddenin güneyinde, çarşı içerisinde geniş bir alanı kaplayan Ulu Cami’nin yapımı ile ilgili çeşitli iddialar ortaya atılmıştır. Camide çeşitli kitabeler olmasına rağmen ilk yapıldığı dönemi ve geçirdiği onarımlar kesin olarak belgelenememektedir. Buckingham caminin olduğu yerde eski bir kilesinin varlığından söz etmiştir. Ancak bu iddia kesinlik kazanamamıştır. Yapıdaki Selçuklu çiçekli kûfi yazılı bir kitabeye dayanılarak XI.yüzyıl içinde yapıldığı ileri sürülebilinir. Ancak bu yapının planı hakkında da bir yargıya varmak çok güçtür.

    Mardin’de uzun süre hâkim olan Artuklular döneminde caminin bugünkü plan şeklini kazandığı da ihtimal dâhilindedir. Ayrıca Ali Emiri, Ulu Cami’nin vakfiyesinin 1177-1178’de düzenlendiği ve bundan 40 yıl sonra h.613’te ( 1216) büyük bir taşa yazıldığını belirtmiştir. Ne var ki bu kitabe de günümüze ulaşamamıştır. Günümüze gelen caminin kitabelerinde caminin yapımı ile ilgili kesin bir bilgi verilmemekle beraber, onlardan bazı ipuçları da sağlanmaktadır. Buna dayanılarak Artuklu ve Akkoyunlular dönemlerinde onarım gördüğü ve camiye bazı eklemeler yapıldığı da anlaşılmaktadır. Prof.Dr.Ara Altun’a göre, yapının bugünkü durumunun eski şekline sadık kalınarak son yüzyıllar içerisinde, Osmanlı egemenliği sırasında almıştır. Bazı kaynaklarda da 1832 yılında Osmanlı merkezi yönetimine karşı ayaklanan devlet kuvvetlerinin asilerle yaptığı çatışmalar sırasında Ulu Cami büyük ölçüde hasara uğramıştır. Bundan sonra da caminin yeniden onarılmış olması da düşünülmelidir. Nitekim, A.Gabriel caminin güney dış duvarındaki dilimli kubbelerle biten payandaların XV.-XVI.yüzyıl üsluplarında olduğunu ve bu son onarım sırasında orijinaline sadık kalınarak yenilendiği düşüncesindedir. Bunun yanı sıra camideki dönem üslupları ve taş malzemeler de birbirlerinden farklı görünümdedir. Caminin minareleri de aynı karışıklığı göstermektedir. Ali Emiri’nin Vakfiyesinde Ulu Cami iki minareli olarak belirtilmiştir. Bugünkü Ulu Cami’nin tek minareli oluşu ve bu minarenin daha sonra yapıldığına işaret etmektedir. Minare kaidesindeki 1176 gibi erken tarihlerin yanı sıra minare kapısı eglektik üslupta olup, 1888-1889 tarihini vermektedir. Camiyi 1816’da inceleyen Buckingham yapının tek minaresinin bugün olduğu gibi sivri külahlı olduğunu belirtmiştir. Büyük olasılıkla da minare 1832 yılı ayaklanmasından sonra yeniden yapılmıştır. Bütün bu olasılıklar dikkate alındığında Ulu Cami’nin XII.yüzyılın sonlarına doğru yapıldığı iddiası kesinlik kazanmaktadır.


    [​IMG]


    Mimari yönden incelendiğinde Ulu Cami’nin enine plan düzenine göre geliştiği, mihrap önünde neflerin kesilmesi ile ortaya çıktığı görülmektedir. Revaklı avlusu Anadolu’daki erken cami örneklerinden olduğuna işaret etmektedir. Revaklı avlunun ilk dönemde yapıldığı sanılmaktadır. Yanındaki yıkılmış ve orijinalliğinden uzaklaşmış olarak günümüze gelen tek nefli, çapraz tonozlu bölümün de ilk yapıldığı dönemden kaldığı sanılmaktadır. Revaklı avlunun iki ucunda bulunduğu sanılan iki minare Kızıltepe Ulu Camisi ile birlikte Anadolu’nun belki de en erken tarihli çifte minareli yapısı olduğuna da işaret etmektedir.

    Yapının planı ilk defa A.Gabriel tarafından 1930 yılında düzenlenmiş, daha sonra 1967’de bu plan şekli düzeltilerek ve eklemeler yapılarak yeniden çizilmiştir. Yapıda düzgün kesme taş kullanılmıştır. Bugünkü durumu ile kuzeyde yer alan dikdörtgen revaklı bir avlunun güneyinde mihrap duvarına enine uzanmış beşik tonozlu üç nefli plan düzenindedir. Bunlardan eksenden doğuya kayan, neflerde güneyden ikisi üzerine bir kubbe yerleştirilmiştir. Bu kubbe dört paye ve duvara dayanmıştır. Böylece erken Anadolu mimarisinde benzerlerine rastlanan enine düzenli mihrap önü kubbeli bir cami planı ortaya konulmuştur. Bugünkü konumuyla dışarıdaki yapılar arasına sıkışmıştır. Özellikle kuzeyi çarşı yapıları ile birleşmiş olduğundan geç döneme ait minaresi ve dilimli kubbesi ile dikkati çekmektedir.

    Caminin kuzeydeki avlusuna batı ve doğudaki basit birer eyvan içerisinde olan kapıdan girilmektedir. Bu girişler farklı dönemlere aittir. Buradaki çapraz tonozlu küçük bir mekândan sonra sivri kemerlerle avluya açılmaktadır. Bu girişlerin kuzeyinde farklı düzende, kuzey-güney doğrultusunda mekânlar bulunmaktadır. Bu mekânlardan batıdaki daha geç bir devre işaret etmektedir. Tek katlı, beşik tonozlu dikdörtgen bir mekânla onun kuzeyinde avluya açılan sivri kemerli küçük bir mekân bulunmaktadır. Buradaki küçük eyvan daha sonra iki kata dönüştürülmüş

    [​IMG]

    Doğudaki bölümde daha eski tarihlere ait olduğunu gösteren izler bulunmaktadır. Bu bölüm de iki katlı olup, alt kata yuvarlak kemerli basit bir kapı ile girilmektedir. Boydan boya uzanan beşik tonozlu basit bir mekân şeklindedir. Üst kat seviyesinde avluya açık iki basit pencereye yer verilmiştir. Ayrıca dışarıda mekânın üzerinde, konsollar arasında kaş kemerli nişlerden oluşan bir çatı frizi kalıntısı dikkati çekmektedir. Bütün bu izler avlunun bir revakla çevrildiğinin işaretidir.

    İbadet mekânı yatık dikdörtgen şeklinde geniş ve yüksek bir mekândır. Bu mekânın kuzeyi hafif bir çıkma yapmakta ve düzgün kesme taş işçiliğinden başka da duvarlarda bir özellik görülmemektedir. Duvarın dört yanında belirli aralıklarla kapı açılmıştır. Mihrap duvarına paralel iki sıra halindeki masif payeler çok payeli cami mekânlarında olduğu gibi sınırsızlık etkisi bırakmaktadır. Her sırada altışar paye bulunmaktadır. Mihrap önü kubbesi ise yapının simetrik düzenini bozmuştur. Kubbenin oturduğu bu dört paye T şeklinde olup, kemer ayağı hizasında iki sıra düz silmeler kubbe altını çepeçevre dolaşmaktadır.

    Ana mekân kapıların dışında kuzey, doğu ve batı uçlarında ve avluya giriş kısımlarında açılan pencereler ile aydınlatılmıştır. Ayrıca doğu ve batı duvarlarında çok küçük aydınlatıcı özellikleri olan mazgal pencereler bulunmaktadır. Mihrap iki kademeli ve oldukça yüksek istiridye kabuğu şeklindedir. Geç devirlerde yapıldığı anlaşılan mihrap nişi payandalar üzerine oturtulmuş üçgen bir alınlıkla sona ermektedir. Mihrap çeşitli çiçekler ve köşe dolguları ile bezenmiştir. Rumî palmet frizleri, asma dalları burada yan yana sıralanmıştır. Mihrabın batısında bulunan minberin yarısı bozulmuş ve sonradan yenilenmiş altı satırlık kitabesinde, Artuklu Sultanı Davut tarafından 1366-1377 yıllarında yapıldığı yazılıdır.

    Caminin kuzeydoğu köşesinde bulunan minare, kare kaide üzerinde olup, güney yüzündeki kitabeli kısmı dışında kalan bölümleri geç dönemlerde yapıldığına işaret etmektedir. Kitabelerin bulunduğu bölüm oldukça yüksek iki silme ile devam etmektedir. Buradan küçük yuvarlak sütunların taşıdığı bir friz ve sonra kare formu üst üste oturtulmuş ve bitkisel bezeme ile de düz yüzeyler doldurulmuştur. Minarenin gövdesi silindir şeklindedir. Bu gövde üzerinde de değişik süsler bulunmaktadır. En altta nesih yazılı bir kitabe kuşağı, onun üzerinde damla motifleri ve tekrar ikinci bir kitabe kuşağı bulunmaktadır. Bundan sonraki bölümler silmelerle nişler haline sokulmuş ve her nişin içerisi madalyonlar içerisinde yazı frizleri ile bezenmiştir.

    [​IMG]


    Bab Es Sur (Melik Mahmut) Camisi

    Mardin Savur Kapısı’na giden yolun kuzeyinde bulunan bu caminin giriş kapısı üzerinde 1364 yılında yapıldığını gösteren bir kitabesi bulunmaktadır. Ancak Kâtip Ferdi de caminin 1363 yılında yapıldığını belirtmiştir. Artuklu döneminde yapılmış olan bu camiye Malik Mahmud’un 1367-1368 yılında gömülmesinden ötürü de camiye Melik Mahmut ismi verilmiştir.

    Cami basamaklarla çıkılan yatık dikdörtgen bir plan düzeni göstermekte olup, çevresindeki evler arasına sıkışmış, çarpık bir avlunun güneyindedir. Caminin doğusunda sivri kemerli iki sıra mukarnasla dikdörtgen çerçeve içerisine alınmış giriş kapısı bulunmaktadır. Bu kapıdan yıldız tonoz örtülü, avluya geçişi sağlayan bir mekâna girilir. Aynı zamanda burada minareye çıkış basamakları ile solunda da küçük bir oda vardır. Avlunun kuzeyinde selsebilli eyvanın yanlarında biri beşik, diğeri de çapraz tonozlu iki oda daha bulunmaktadır.

    Caminin ibadet mekânı ortada kubbeli bir bölüm ile onun iki yanındaki beşik tonozlu bölümlerden meydana gelmiştir. Cami avluya iki kapı ve iki pencere ile açılmıştır. Kuzey duvarının dışında bir mihrabiye görülmekte olup, üzeri çok bozulmuş olmasına rağmen geometrik geçmelerle bezenmiştir. Caminin güney duvarında dıştan dilimli yarım kubbelerle sonuçlanan payandalar arasında kalan pencereler içerisini aydınlatmaktadır.

    Caminin batısında beşik tonozlu türbe bulunmaktadır. Bu türbe basit bir mimaride olup, geniş bir kemerle de ana mekâna bağlanmaktadır.


    Abdüllatif (Latifiye) Camisi (Merkez)

    Mardin il merkezinde, Cumhuriyet Alanı’nın güneyinde bulunan Abdüllatif Camisi kitabesinden öğrenildiğine göre, iki Artuklu Sultanı’na görev yapmış olan Abdüllatif Bin Abdullah tarafından 1371 yılında yaptırılmıştır.

    Tamamen kesme taştan yapılmış olan caminin içerisinde mihrap duvarındaki pencerelerin üzerinde dolaşan uzun bir vakfiye kitabesi bulunmaktadır. Caminin bugünkü minarelerini Musul Valisi Gürcü Mehmet Paşa 1846 yılında yaptırmıştır.

    Cami enine gelişen ana mekân ve bunun ortasında tromplu mihrap önü kubbesi, iki yanında sivri beşik tonozlu ikişer neften meydana gelmiştir. Avlu içerisinden ana mekâna yan yana üç giriş kapısı vardır. Bunlardan doğudaki giriş kapısı günümüzde en iyi korunmuş olan kapılarındandır. Kapı nişi bir sıra mukarnas ve bir silme ile dikdörtgen çerçeve içerisine alınmıştır. İki renkli taştan dilimli bir kemerin ve mukarnas dolgunun çevrelediği kapı 6 ve 8 kollu yıldızlardan oluşmuş bir silme ile bezenmiştir. Batıdaki kapı ise oldukça basittir. Avlu kuzeyindeki selsebilli eyvan Artuklu dönemi geleneğini yansıtmaktadır. Avlunun kuzey kanadı taş payeler üzerine oturtulmuş sivri kemerli çapraz tonozlarla örtülüdür. Avlunun doğu ve batı revaklarının arkasında iki katlı medrese bölümü yer almaktadır. Bu avluda 1968 yılında yapılan değişiklerle kuzey kanadı duvarla örülmüş ve odalar haline getirilmiş, böylece özelliğinden kısmen uzaklaşmıştır.

    Caminin ibadet mekânı mihrap önü kubbeli, beşik tonoz örtülü iki neften meydana gelmiştir. İç mekândaki taş duvarlarda tromplar dışında dikkati çeken bir işçiliğe rastlanmamaktadır. Caminin mihrabı fazla bir özellik göstermemekle beraber geç dönemlere ait ahşap minberi ve köşk kubbesi ile dikkati çekmektedir.


    Molla Hari (Süleyman Paşa) Camisi (Merkez)

    Mardin Şehidiye Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi günümüze ulaşamamıştır. Bununla beraber, mimari yapısından Artuklu döneminde, XIV.yüzyılın sonunda yapıldığı anlaşılmaktadır.

    Cami kesme taştan kareye yakın dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânı özgünlüğünü korumuş, mihraba paralel iki nefe bölünmüştür. Beşik tonozla örtülü neflerin ortasında çapraz tonozlu ve enine gelişen bölümler dikkati çekmektedir. İbadet mekânı doğu ve güneydeki ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. Mihrap istiridye kabuğu şeklindedir.


    Şeyh Çabuk Camisi (Merkez)

    Mardin Cumhuriyet Alanı’nda, Diyarbakır Kapı Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi bulunmamakla beraber, yapı üslubundan XV.yüzyıla tarihlendirilmektedir. Bazı kaynaklarda da bu yapının kiliseden camiye dönüştürüldüğü yazılı ise de bu iddia kesinlik kazanamamıştır.

    Cami enine gelişen dikdörtgen bir plan düzeni göstermektedir. Avlusuna basit ve sivri kemerli bir kapıdan girilmektedir. Bu avlu içerisindeki camiye kuzeybatısındaki eyvan biçiminde olan kapalı bir bölümden girilmektedir. Giriş eyvanının güneyinde bir mekân bulunmakta olup, bunun türbe veya başka bir amaçla yapılıp yapılmadığı da bilinmemektedir. Bu bölümün bir dergâh fonksiyonunu üstlendiği de ileri sürülmüştür.

    İbadet mekânı düzgün bir plan düzeni göstermemektedir. Dört paye ile üzerleri beşik tonoz örtülü iki nefe ayrılmıştır.


    Hamit (Şeyh Zebun) Camisi (Merkez)

    Mardin Savur Kapısı’na giden yolun sağında bulunan bu caminin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Mimari yapısından XIV.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Bazı kaynaklarda caminin Şeyh Zebuni tarafından 1347 yılında yaptırıldığı yazılıdır.

    Cami enine dikdörtgen planlı olup, doğu yönünde bir iç avlu, batı yönünde de üzeri kubbe ve tonozlu mekânlar bulunmaktadır. Bu şekilde farklı birimlerden meydana gelmiş oluşu caminin aynı zamanda benzer plan gösteren bölümünden ötürü de tekke veya zaviye olarak kullanıldığını da düşündürmektedir. Camiyi XIX.yüzyılın sonlarında Hamit Paşa onarmış ve bu yüzden de Onun ismi ile tanınmıştır.

    Cami avlusuna kuzeydeki basit bir kapıdan girilmektedir. Girişin sağında birkaç basamakla çıkılan çapraz tonozlu bir mekân bulunmaktadır. Bu mekânın karşısına sonradan yapılan küçük oda ile birlikte aradaki bölüm de onlara katılarak beşik tonozlu eyvana dönüştürülmüştür. Avlunun güney duvarında basit bir mihrap nişi, kuzeyinde de çapraz tonozlu bir revak bulunmaktadır. Bu revağın batısındaki kapıdan caminin ibadet mekânına geçilmektedir. İbadet mekânının üzeri çapraz tonozlarla örtülmüştür. İbadet mekânında kubbeli sivri kemerli bir bölüm ve batısında da boydan boya uzanan beşik tonozlu mekânlar bulunmaktadır.


    Şeyh Mahmud Türki (Şeyh Ali) Camisi (Merkez)

    Mardin Necmeddin Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanmamıştır. Bununla beraber XV.yüzyılda Artuklular döneminde yapıldığı sanılmaktadır.

    Cami kesme taştan dış görünümü ile bir evi andıracak biçimde yapılmıştır. İbadet mekânı içeriden yanlarda yarım, ortada iki paye ve beşik tonozlarla iki nefe bölünmüştür. Bu payeler birbirlerine sivri kemerlerle bağlanmıştır. İbadet mekânını güneydeki iki penceresi aydınlatmaktadır. Mihrap oldukça basittir. Caminin minaresi bulunmamakla birlikte, kuzey yönündeki taş kalıntının minare kaidesi olduğu sanılmaktadır.


    Pamuk Camisi (Merkez)

    Mardin Medrese Mahallesi’nde ana cadde üzerinde bulunan bu yapının bir Bizans şapeli üzerine yapıldığı sanılmaktadır. Günümüze orijinalliğinden epey uzaklaşmış olarak gelen bu caminin bazı kayıtlarda Şeyh Mehmet Dinari tarafından XI.yüzyılda yaptırıldığı yazılıdır.

    Kesme taştan yapılmış olan caminin ibadet mekânı kareye yakın dikdörtgen planlı olup, kuzey yönünde çapraz tonozlu bir giriş ile içerisine girilmektedir. İbadet mekânı ortada çapraz, yanlarda da beşik tonozlarla örtülüdür.


    Kıseyri Camisi (Merkez)

    Mardin Emüniddin Mahallesi’nin alt kısmında, Maristan’ın batısında bulunan bu caminin kitabesi bulunmakla beraber, bu kitabe yeterli bir bilgi vermemektedir. Caminin 1559-1560 tarihinde yapıldığı öğrenilmektedir. Cami uzun süre depo olarak kullanılmıştır.

    Caminin kareye yakın dikdörtgen bir planı vardır. Kesme taştan yapılmış olan cami, iki pencereli, basık tonozlu ibadet mekânı ile batısındaki kare planlı ek bir yapıdan meydana gelmiştir.

    Bahçesinde kesme taş mihraplı selsebilli bir çeşme dikkati çekmektedir.


    Reyhaniye Camisi (Merkez)

    Mardin’de Hasan Ayyar Çarşısı içerisinde Ulu Cami ile Şehidiye Medresesi arasında bulunan bu caminin kitabesinden XIX.yüzyılda yapıldığı yazılıdır. Ancak, 1540 tarihli vakıf kayıtlarında isminin geçmesinden ötürü caminin XV.yüzyılın sonunda veya XVI.yüzyılın başlarında yapıldığı anlaşılmaktadır. Cami 1756 yılında Ahmet Paşa’nın kızı Ayşe Hanım tarafından onarılmıştır.

    Cami fevkâni görünümde olup, enine gelişen bir plan yapısına sahiptir. Bu plan yapısı ile Mardin yöresindeki örneklerde rastlanan enine planlı, mihrap önü kubbeli yapıların gelişmiş bir şeklidir. Hasan Ayyar Çarşısı içerisinden oldukça basit kapalı bir geçitle caminin avlusuna girilmektedir. Taş döşeli olan bu avlunun kuzeyinde oldukça derin selsebilli bir eyvan ile yanında küçük bir oda bulunmaktadır. İbadet mekânı girişi çapraz tonozludur. İbadet mekânı payelerle iki nefe bölünmüştür. Bunlardan kuzeydeki bölüm daha dar olup, iki yanındaki mekânlar beşik tonoz, ortada da çapraz tonoz ile örtülmüştür.

    Caminin üç mihrabı vardır. Bunlardan ortadaki mihrap kubbelidir. Mihrap nişi ise istiridye kabuğu motifleri ile bezenmiştir. Minare sekizgen gövdeli olup, şerefeden sonraki petek kısmı silindiriktir.


    Arap (Azap) Camisi (Merkez)

    Mardin Savur Kapısı’na giden yol üzerinde olan bu caminin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Ancak XVI.yüzyıl kayıtlarında ismi geçmektedir. Bu kayıtlarla bağlantı kurulduğunda Arap Camisi’nin XVI.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

    Cami kesme taştan dikdörtgen planlı olup, üzeri beşik tonozla örtülmüştür. Batıdan girilen ibadet mekânı oldukça basit görünümdedir. İçerisinde bezeme unsuruna rastlanmamaktadır.


    Zairi (Şeyh Muhammed Ez-Zerrar) Camisi (Merkez)

    Mardin Necmeddin Mahallesi’nin güneyinde bulunan bu cami kitabesinden öğrenildiğine göre, XVII.yüzyılın sonlarında yapılmıştır.

    Avlu içerisindeki caminin kareye yakın dikdörtgen bir planı vardır. XIX.yüzyılda yapılan eklerle ibadet mekânı genişletilmiştir. Dikdörtgen çerçeveli giriş kapısı oldukça gösterişli taş işçiliğini yansıtmaktadır. Buradaki kemerin içerisinde de 1690-1691 tarihli bir kitabe görülmektedir. Giriş kapısı önünde basit bir mihrap nişi ve iki yanda taş konsollarla bir mekân meydana getirilmiş ve burasının bir son cemaat yerine dönüştürülmüştür. İbadet mekânı iki paye ile ortadan bölünmüştür. Bunlar birbirlerine sivri kemerlerle bağlanmıştır. Böylece ibadet mekânı beşi çapraz tonozlu, mihrap önündeki de kubbeli olmak üzere altı mekâna ayrılmıştır. İç mekânda bezeme unsuruna rastlanmamaktadır. Caminin minaresi yoktur.


    Hacı Ömer (Halife) Camisi (Merkez)

    Mardin Diyarbakır Kapısı’na giden ana caddenin güneyinde, sokak içerisinde bulunan bu caminin yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Araştırmacılar camideki kitabelerin doğruluğu konusunda çelişkiye düşmüşlerdir. Son zamanlarda ortaya çıkarılan sıva altında kabartma olarak yazılı 1724-1725 yılını gösteren tarihin yapım tarihi olduğu konusunda birleşmişlerdir.

    Cami moloz taştan yapılmış dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânına kuzeydeki basit bir kapıdan girilmektedir. İbadet mekânının üzeri beşik tonozlarla örtülmüştür. Güneyindeki beşik tonozlu mekânın türbe olduğu sanılmaktadır.


    Şeyh Kasım Mescidi (Merkez)

    Mardin Yenikapı Mahallesi’nde bulunan bu cami, Yenikapı Hamamı ile evler arasında kalmıştır. Kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan XV.-XVI.yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır.

    Kesme taştan olan cami küçük bir yapıdır. XX.yüzyılın sonlarında onarılmış ve avlusunun kuzeyine bir eyvan ve ekler yapılmıştır. Giriş kapısının yanındaki dar eyvandan türbeye inilmektedir. Bu türbenin Şeyh Kasım’a ait olduğu sanılmaktadır.


    Dunaysır Ulu Camisi (Kızıltepe)

    Mardin Kızıltepe ilçesinin kuzeybatısında bulunan Dunaysır Ulu Camisi’ni, mihrap nişi üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre Artukoğulları’ndan Yavlak Arslan (1184-1200) yapımına başlamış ve kardeşi Artuk Arslan (1200-1239) tarafından 1204 yılında tamamlanmıştır.

    Ulu Cami dış görünüşü ve yapı detayları yönünden Meyyafarkin Ulu Camisi’ne benzerlik göstermektedir. Kesme taş ve tuğladan yapılmış olan caminin doğudaki avlu duvarından camiye girilmektedir. Cami mihrap duvarına paralel üç nefli ve dikdörtgen planlıdır. Bu nefler mihrap önünde, iki nefin arasını kaplayan 9.75 m. çapında tromplu bir kubbe ile kesilmiştir. Mihrap önü kubbesi Meyyafarkin Ulu Camisi’nden 4 m. daha küçüktür. Kubbeye geçişi sağlayan trompların dördü de birbirinden farklı olup, kubbe dıştan hafif oval görünümdedir. İbadet mekânı mihrap önü kubbesinin eteğinde ve kasnağındaki pencerelerle aydınlatılmıştır. Caminin üzerini düz bir dam örtmektedir.

    Caminin mimari süslemeleri zengin bir görünüm ortaya koymuştur. Giriş kapısının iki renkli taştan yapılmış dilimli kemerlerinde Zengi mimarisinin özelliklerini yansıtmaktadır. Giriş kapısının nişi dilimli bir çerçeve içerisine alınmıştır. Aynı zamanda burada zengin bordürler, iki taraftaki yan portallerde de tekrarlanmıştır. Bunların aralarına zincir motifleri, şamdanlar, çeşitli yıldız şekilleri kabartma olarak işlenmiştir.

    Mihrap son derece zengin bir taş işçiliğini göstermektedir. Giriş kapısına benzeyen dilimli çerçeve içerisinde boydan boya uzanan zengin bir kitabe kuşağı bulunmaktadır. İki kademe halindeki mihrap nişinde de Zengi mimarisinin izleri açıkça görülmektedir. İki yanında ikişer mukarnas sıralarından oluşan başlıklar ve yıldız geçmeleri ile işlenmiş sütunlar bulunmaktadır. Ayrıca mihrap nişi içerisine Kuran’dan alınma ayetler, geometrik yıldız örnekleri, ince kıvrık dallar, Rumiler, palmetler ve zincire asılmış bir kandil yuvarlak kemerler içerisine yerleştirilmiştir. Yıldız ve geçmelerin oluşturduğu geniş bir bordür de mihrap nişinin etrafını çerçevelemektedir.

    Yakın tarihlerde Ulu Cami restore edilmiş, ancak bu restorasyon başarılı olmamış, yapının özgünlüğünü olumsuz yönde etkilemiştir.

    [​IMG]



    Cevat Paşa Camisi (Midyat)

    Mardin Midyat ilçesinde bulunan Cevat Paşa Camisi 1925 yılında Cevat Paşa tarafından yaptırılmıştır.

    Cami Midyat’a özgü kesme taştan ve oldukça kalın duvarlı, kare planlı bir yapıdır. Avlulu cami plan düzeninde olup, caminin giriş kapısından sonra 3.00 m. genişliğinde dikdörtgen planlı bir mekân bulunmaktadır. Bu mekân son cemaat yeri özelliği taşımaktadır. İbadet mekânına açılan kapı kavisli olup, çevresi palmet motifleri, üzeri de yuvarlak daireler şeklindeki motiflerle bezenmiştir.

    İbadet mekânın üzeri yuvarlak kemerlerle birbirleri ile bağlanmış, 12 sütunun taşıdığı düz bir örtü ve küçük bir kubbe ile örtülmüştür. Küçük kubbe kasnağının çevresine pencereler yerleştirilmiştir. Ayrıca ibadet mekânı iki katlı sıra halindeki yuvarlak kemerli pencerelerle aydınlatılmıştır. Mihrap dört bölüm halindedir. Mihrabın birinci ve ikinci bölümleri bitkisel bezemelerle, üçüncü bölümü kare prizmalar şeklindeki taş dilimlerinden oluşmuştur. Dördüncü bölüm ise yarım küre şeklinde taştan yapılmıştır.

    Caminin minaresi Midyat taşından yuvarlak gövdeli ve iki şerefelidir.


    Ulu Cami (Midyat)

    Mardin Midyat ilçe merkezinde bulunan Ulu Cami 1800 yılında yaptırılmıştır. Banisi bilinmemektedir.

    Cami yöresel Midyat taşından dikdörtgen planlı ve avlulu cami şeması göstermektedir. Cami yapıldığı dönemden sonra değişik zamanlarda birkaç kez onarım geçirmiş, bu nedenle de orijinalliğinden kısmen uzaklaşmıştır. İlk yapıldığı dönemde üzeri çatı ile örtülü olan caminin bugün batı bölümünde 4,50 m. çapında ve 4.00 m. yüksekliğinde bir kubbesi bulunmaktadır.

    Caminin güneyinde mihrap ve minber yer almaktadır. Mihrabın çevresi bitkisel motiflerle bezelidir. Mihrabın üzerinde h.1319 (1901) tarihi yazılıdır. Bu da caminin 1901 yılında büyük ölçüde bir onarım geçirdiğini göstermektedir.

    Caminin doğu duvarına bitişik olarak minaresi vardır. Minare yöresel Midyat taşından yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Minare şerefesi üzerinde bitkisel motiflere yer verilmiştir.


    Hacı Abdurrahman Camisi (Midyat)

    Mardin Midyat ilçesi, ilçe merkezinde bulunan bu cami 1915 yılında yaptırılmıştır.

    Cami Midyat taşından kare planlı olarak yapılmıştır. Oldukça sade ve küçük bir camidir. Avlulu cami plan tipindedir. Caminin cephesi altı kemerle hareketlendirilmiştir. Bu kemerlerden beşinin içerisine birer pencere açılmıştır. Mihrap ve minber bitkisel bezemelidir.

    Caminin minaresi kare kaide üzerine yuvarlak gövdeli olup, tek şerefelidir. Minare şerefesinde Ulu Cami’de benzerleri görülen bitkisel motiflere yer verilmiştir.


    Zeynel Abidin Camisi (Nusaybin)

    Mardin Nusaybin ilçesinde bulunan, Hz. Muhammed’in torunu Zeynel Abidin adına yaptırılan Zeynel Abidin Camisi’nin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. İlçenin en önemli camilerinden biri olan bu yapı, önce mescit olarak yapılmış, daha sonra genişletilmiş ve önüne bir de son cemaat yeri eklenmiştir.

    Kesme taştan olan yapı dikdörtgen planlıdır. Önüne eklenen son cemaat yeri yuvarlak kemerli olarak dışarı açılmıştır. İbadet mekânında bezeme unsuru görülmemektedir.

    Caminin yanında Hz. Muhammed’in 13.torunlarından Zeynel Abidin’in ve kız kardeşi Zeynep’in türbeleri bulunmaktadır. Ayrıca Hz. Muhammed’in berberliğini yaptığı söylenen Selma-ı Pak’ın ziyaretgâhı da burada bulunmaktadır.


    Kışla Camisi (Nusaybin)

    Mardin Nusaybin ilçesinde eski kışla yakınında bulunan bu cami, Mervani hanedanı’ndan Behlül Beg Bin Elvan Beg tarafından 1588’de yaptırılmıştır. Minare kaidesindeki kitabeden de Şaban Bin Abdullah isimli bir kişi tarafından onarıldığı yazılıdır.

    Kesme taştan dikdörtgen planlı olarak yapılan caminin cephe görünümü masif duvarlar halindedir. Yanında bulunan minaresi Orta Çağ İslâm mimarisi minarelerine yakınlık göstermekte olup, kesme taştan yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Yapıdan günümüze orijinal hali ile yalnızca bu minare gelebilmiştir.Mardin Mardin Medreseleri

    Hatuniye (Sitti Radviyye) Medresesi (Merkez)

    Mardin il merkezinin kuzeyindeki Gül Mahallesi’nde bulunan bu medreseyi Artuklu Sultanlarından Necmeddin Alpi’nin eşi Sitti Razviye (Radviyye) yaptırmıştır. Yapının kitabesi bulunmamakla beraber 1177-1185 arasında yapıldığı sanılmaktadır.

    Günümüze gelen kalıntılarından medresenin iki eyvanlı, revaklı avlulu ve iki katlı olduğu, köşelerine de kubbeli türbe kısımlarının yerleştirildiği anlaşılmaktadır. Bu plan tipi Anadolu medrese mimarisinin gelişiminin XIII.yüzyılda belirlenmeye başladığını da göstermektedir.

    Medrese çeşitli dönemlerde yapılan eklerle özgün biçiminden kısmen de olsa uzaklaşmıştır. Yapının asıl girişi bilinmemektedir. Medresenin solundaki girişten önce eyvan mescide ve sonra da revaklı, üzeri açık bir avluya girilmektedir. Güney eyvanının kuzeyindeki bölüm sonradan cami olarak kullanılmıştır. Bu arada mihrap duvarının solundaki mekânlar bozulmuş ve buraya bir de balkon eklenmiştir. Nitekim kuzeydeki giriş eyvanının kemer izleri bugün görülebilmektedir. Avlunun batısında çapraz tonozlu revakların arkasında üzerleri beşik tonozlu bir bölüm günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir. Avlunun doğusundaki kemerlerden burada bir takım medrese hücrelerinin olduğu anlaşılmaktadır. Revaklar üzerindeki aralara örülmüş kemerler bunların üzerinde ikinci bir katın olduğuna işaret etmektedir. Bu kata nereden çıkıldığı ise anlaşılamamıştır.

    Ana eyvanda bulunan mihrabın bezemeleri dikkat çekicidir. Üzerleri sıvanmış ve badanalanmış olmasına rağmen bunların altında zengin bir taş işçiliği olduğu da dikkati çekmektedir. Mihrap nişinin iki yanında iki sütunçe bulunmakta olup, bunlar birbirlerine yuvarlak kemerlerle bağlanmış, aralarında kalan bölüm altıgen yıldızlarla doldurulmuştur. Bu yıldızlar Artuklu döneminde çok sık kullanılmış olan kartal armalarına benzemektedir. Mihrap kubbesine frizler ve üç sıra silme ile geçilmektedir.

    Ana mekândaki kare planlı türbe eyvanın doğusunda olup, üzeri tromplu bir kubbe ile örtülüdür. Bu yapıda baklava bezemeli taştan kafesli iki pencereye yer verilmiştir. Türbe mihrabı da sıvandığından altında kalan bezemeler bozulmuştur. Ancak izlerinden burada iki sütunçenin taşıdığı dilimli kemer, zikzaklı silmeler ve kufi yazıya benzeyen çerçeveler içerisine alınmış iç içe altıgenler olduğu görülmektedir.

    Türbe içerisinde yan yana iki sanduka bulunmakta olup, bunlardan birisinin üzerinde çiçekli bir kitabeye yer verilmiştir.


    Zinciriye Medresesi (Merkez)

    Mardin Medrese Mahallesi’nin kuzeyinde bulunan Zinciriye Medresesi Melik Necmeddin İsa Bin Muzaffer Davut Bin El Melik Salih tarafından 1385 yılında yaptırılmıştır.

    Medrese geniş bir alanı kaplamakta olup, cami, türbe ve ek yapılardan meydana gelmiştir. Bu medresede avlu çevresinde sıralanan mekân düzeninden uzaklaşılmıştır. Medresenin doğu ve batısındaki kenarlarında dilimli kubbeleri olan anıtsal giriş kapıları bulunmaktadır. Bunlardan güneydekinde dilimli kubbenin altında türbe, doğudakinde ise yine dilimli kubbenin altında camiye yer verilmiştir. Bu iki mekân arasında dışarıya açık dört revak kemeri ile kubbelerin altındaki dilimli yarım kubbeli duvar payandaları yapıyı görkemli bir şekle sokmuştur. Revak kemerlerinin altında sivri kemerli bir de çeşme görülmektedir.

    Birkaç basamak merdivenle çıkılan medresenin giriş kapısı iki sıra mukarnasla dikdörtgen bir çerçeve içerisine alınmıştır. Burada kufi bordürlü bezeme, iki yandaki sütunçelerin taşıdığı üç dilimli niş kemeri ile çevrelenmiştir. Buradaki mukarnas dolgunun altında nişi çepeçevre dolaşan bir kitabe kuşağı bulunmaktadır. Onun altındaki yan duvarlarda ise bitkisel motifli rozetler bulunmaktadır. Ayrıca giriş kapısının üzerindeki yazılar da madalyonlar halindedir. Bu madalyonların altında iki ayrı çeşit taş süslemenin olduğu da dikkati çekmektedir. Üstteki bezemede aralarında altıgenler ve üç kollu yaprakların olduğu birbiri içerisine girmiş kıvrımlı çizgilerden örgü motiflerine yer verilmiştir. Ortadaki küçük altıgenlerde bazı sözcükler yazılıdır. Bunun altındaki bezemelerde karşılıklı palmetler varsa da bunlar kakma olarak işlendiğinden çoğu düşmüştür. Bu kapıdan üzeri tonoz örtülü bir giriş kısmına geçilir. Medresenin ikinci katına çıkılan merdivenler ise girişin sonundadır. Bunun solunda beşik tonozlu bir koridor ile zemin kattaki avluya geçilir. Bu avlu aynı zamanda dışa da açık olup, revaklarla çevrilidir. Koridorun kuzeyine beşik tonozlu küçük bir oda ile L biçimli bir mekân yerleştirilmiştir. Koridorun güneyinde cami bulunmaktadır. Koridora bakan pencerelerle aydınlanan cami ortada mukarnaslı, tromplu bir kubbe ile örtülüdür. Bu kubbenin dışında kalan bölümler de beşik tonozlu mekânlardan oluşmuştur. Caminin palmet biçimindeki kakma motiflerle bezeli mihrap nişinin üzerinde madalyonlar ve yazı frizleri bulunmaktadır. Ancak mihraptaki bezeme ve kitabelerin çoğu bozulmuş, kakmaları düşmüş veya yerlerinden sökülmüşlerdir.


    [​IMG]


    Caminin kuzeyindeki dar bir koridor sonunda dikdörtgen bir avluya ulaşılır. Bu avlunun güneyinde beş kemerli, üzerleri çapraz tonoz örtülü bir revak bulunmaktadır. Revakların güney duvarındaki küçük mihrap nişinin yanlarında da ikişer kemerli bir bölüm medresenin güney yönüne açılmaktadır. Avlunun kuzeyinde içerisinde selsebil olan beşik tonozlu bir eyvan bulunmaktadır. Bu eyvanın iki yanındaki odaların ilk yapıldığı döneme ait olmayıp sonradan buraya eklendiği anlaşılmaktadır.

    Güneydeki mekânın üzerindeki kitabesinden burasının bir türbe olduğu anlaşılmaktadır. Sultan İsa’ya ait olan türbe, kare planlı olup, üzeri kubbe ile örtülüdür. İçerisinde bir sanduka bulunmaktadır. Türbedeki mihrabın ve giriş kapısının bezemelerinden çoğu yerlerinden düşmüştür.

    Melik İsa Timur ordusu ile savaşmış ve bir süre bu medresede hapsedilmiştir.

    Cami ve türbenin yüksekliği ikinci katla aynı düzeydedir. Avlunun batısı kemerli olup, çapraz tonoz örtülüdür. Bu bölümün de sonradan yapıldığı sanılmaktadır. Bu mekânla üst katın batı ve doğu bölümleri birleştirilmiştir.

    Mardin Müzesi yeni binasına taşınmadan önce Zinciriye Medresesi’nde işlevini sürdürmüştür.


    [​IMG]


    Kasımiye Medresesi (Merkez)

    Mardin’in güneybatısındaki tepenin altında bulunan Kasımiye Medresesi’nin yapımına Artuklu döneminde başlanmış, Sultan Kasım tarafından da 1487-1502 yıllarında tamamlanmıştır. Medresenin yapım tarihi bilinmemektedir. Akkoyunlu Hükümdarı Cihangiroğlu Kasım Mardin’i onarmak için geniş bir çalışma başlatmış, bazı yapıların yanı sıra medreseler de yaptırmıştır.

    Kasımiye Medresesi XIV.yüzyıl Artuklu mimari özelliklerini yansıtmaktadır. Kesme taş ve yumuşak yöresel taştan yapılan medresenin giriş kapısı sol tarafa kaydırılmıştır. Bezemesi Zinciriye Medresesi ile yakınlık göstermektedir. Kapının dışında mukarnaslı bir kuşak, içeride köşe sütunları ve üç dilimli bir kemer bulunmaktadır. Bu kapıdan üzeri kubbe ile örtülü bir girişten beşik tonozlu koridora geçilmektedir. Bu koridordan avluya ve camiye ulaşılmaktadır.

    Cami üzeri kubbeli kare bir mekân ile yanlarındaki beşik tonozlu mekânlardan meydana gelmiştir. Avlunun arkasında üç yöne doğru uzanan medrese odaları sıralanmıştır. Revakların güneyinde dilimli kubbeleri ile dikkati çeken türbeler bulunmaktadır. Ayrıca avlunun kuzeyinde içerisinde havuz bulunan bir ana eyvan vardır. Bu eyvanın iki yanına da beşik tonozlu birer oda yerleştirilmiştir.

    Medresenin alt ve üst kat planları birbirinin eşidir.

    [​IMG]


    Şehidiye Medresesi (Merkez)

    Mardin Şehidiye Mahallesi’nde bulunan Semanin Medresesi ismi ile de tanınan bu yapının girişindeki vakfiyesinden öğrenildiğine göre Necmeddin Gazi döneminde 1239-1260 yılları arasında yaptırılmıştır. Ancak Kâtip Ferdi günümüze gelemeyen bir kitabeye dayanarak medresenin Artuk Aslan döneminde, 1201-1239 yıllarında yapıldığını ileri sürmüştür. Bu kaynaklara dayanılarak medresenin XIII.yüzyılın ilk yarısında yapıldığı kabul edilmelidir.

    Medrese değişik zamanlarda çevresine yapılan eklerle özgünlüğünü yitirmiş ve plan şekli bozulmuştur. Bugünkü durumunda dikdörtgen bir avlu çevresinde sıralanmış yapılardan meydana gelmiştir. Günümüzde sokak seviyesinin altında kalan, yüksek ve derin bir niş içerisine alınmış ana kapı balıksırtı sütunçeler ve palmetlerle bezelidir. Bu kapıdan beşik tonozlu bir koridorla avluya geçilir. Koridorun solundaki kapı, avlunun solunda karşılıklı sıralanmış iki sıra halindeki medrese odasının bulunduğu başka bir koridora açılmaktadır. Avlunun kuzeyinde selsebilli bir eyvan, batısında da revaklı bölümler bulunmaktadır.

    Medresenin camisi enine iki nefli olup, doğu ve batısında çatılı iki girişi vardır. Caminin minaresi 1916-1917 yılında yapılmıştır. Taş kaide üzerindeki minarenin gövdesi yivler ve burmalı sütunlarla karışık bir görünümdedir. Ayrıca medresenin günümüze çok bozulmuş olarak gelmesine rağmen taş işçiliğinin güzel örneklerini yansıttığı da kalıntılarından anlaşılmaktadır.


    Altunboğa Medresesi (Merkez)

    Mardin Tekke Mahallesi’nde bulunan Altunboğa Medresesi Kâtip Ferdi’nin kayıtlarına göre Melik Mansur’un veziri Altunboğa tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Ancak, Melik Mansur’un hüküm sürdüğü dönem ve medresenin mimari yapısı XIII.yüzyılın sonu ile XIV.yüzyılın başında yapıldığını göstermektedir.

    Medrese günümüze harap bir durumda gelmiş, yalnızca çeşmesi iyi durumdadır. Çeşmenin bulunduğu bu bölümün selsebilli bir eyvan olduğu sanılmaktadır. Çeşmenin arkasında deposu, yanlarında da sivri kemerli nişler vardır. Eyvanın güneyindeki mukarnas ve bitkisel bezemeli kapıya dayanılarak da yapının oldukça geniş bir alana yayıldığı anlaşılmaktadır. Bunun dışında medrese ile ilgili başka bir bilgiye ulaşılamamıştır.


    Melik Mansur Medresesi (Merkez)

    Mardin Gül Mahallesi’nin kuzeydoğusunda bulunan bu medrese kaynaklarda Şeyh Aban Şeyh Libben ve Haliliye Medresesi olarak da geçmektedir.

    Medresenin kitabesi bulunmamakla beraber Artukoğullarından Melik Mansur’un yaşadığı dönem ve mimari yapısından ötürü Medresenin XIII.yüzyılın sonu veya XIV.yüzyılın başında yapıldığı anlaşılmaktadır.

    Medrese günümüze harap bir durumda gelebilmiş olup, bu nedenle de planı tam olarak anlaşılamamıştır. Yalnızca güneydeki sağlam durumda olan bölümünün mescit olduğu anlaşılmaktadır. Burada mihrap önünde çapraz tonozlu bir bölüm, yanlarda da beşik tonozlu mekânlar bulunmaktadır. Kuzeydeki cephesi kapı ve pencerelerle dışa açılmakta olup, mekânın içerisinde bazı lahitler de vardır.


    Marufiye Medresesi (Merkez)

    Mardin Şar Mahallesi’nin kuzeyinde bulunan bu medrese Beyt il Artuki veya Hacı Maruf Medresesi ismi ile tanınmaktadır. Kitabesi günümüze gelememiştir. Mimari yapısına dayanılarak medresenin XIII.yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

    Medrese günümüze harap bir durumda gelmiş, kalıntıları oldukça geniş bir alana yayıldığından yapının büyük ölçüde planı olduğu anlaşılmaktadır. Cephe kalıntıları oldukça zengin olup, aynı zenginlik medresenin içerisine de yansımıştır. Medresenin kuzey bölümü selsebilli bir eyvana sahip, doğu ve batısı eyvanlarla genişleyen kubbeli bir mekânı yansıtmaktadır. Buradaki selsebil taş ve mermer mozaiklerle bezenmiştir. Selsebilden çıkan sular mozaik kanallarla kubbeli bölüme, oradan da avluya ulaşmaktadır. Selsebilli mekânın solundaki kalıntıların çapraz tonozla örtülü olduğu görülmektedir.

    Medresenin doğu eyvanı oldukça geniş bir plan göstermektedir. Bunun kuzeyinde, avludan içerisine girilen, altı çapraz üstü beşik tonozla örtülü bir başka mekân daha dikkati çekmektedir. Bunun güneyindeki beşik tonozlu oda ile mescidin değişik dönemlerde eklendiği anlaşılmaktadır.

    Marufiye Medresesinin planı Mardin’deki Sultan İsa ve Sultan Kasım medreselerinde de aynen tekrarlanmıştır. Büyük olasılıkla bu medrese, cami ve türbe ile bütünleşerek iki katlı açık medreselerin öncülerinden bir örnek olduğu anlaşılmıştır.


    Şah Sultan Medresesi (Merkez)

    Mardin Tekke Mahallesi’nde bulunan bu medreseyi Akkoyunlu İbrahim Bey ismi ile tanınan caminin önünde, İbrahim Bey’in eşi Şah Sultan yaptırmıştır. Kitabesi bulunamadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. İbrahim Bey’in eşi Şah Sultan’ın yaşadığı dönem ve medresenin mimari yapısı dikkate alındığında bu yapının XV.yüzyıl sonu veya XVI.yüzyılın başında yapıldığı anlaşılmaktadır.

    Günümüze harap bir durumda gelen bu medresenin kalıntı ve bölümlerinden açık avlulu, iki katlı medrese planında olduğu anlaşılmaktadır. Medresenin batı ve doğusunda revakların arkasında medrese hücreleri sıralanmıştır. Medresenin kuzeyinde selsebilli bir eyvanı vardır. Ana eyvanın yanlarında ise üzerleri tonozla örtülmüş iki odaya yer verilmiştir. Kuzey ve batı yönünde ise, ikinci kata ait izler dikkati çekmektedir.


    Savur Kapı Medresesi (Merkez)

    Mardin’de Bab es Sur Camisi’nin yakındaki dar bir sokak içerisinde bulunan bu medresenin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi ve yaptıran bilinmemektedir. Kaynaklarda da bu medrese ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır.

    Medrese günümüze harap bir halde gelmiştir. Bu yapının Artukoğulları döneminde, XIII.-XIV.yüzyıllar arasında yapıldığı sanılmaktadır. Kalıntılarından medresenin avlulu ve iki katlı olduğu anlaşılmaktadır. Zemin katta dükkânlara ve ahırlara yer verilmiştir. Üzerindeki ikinci kat iki mekâna ayrılmış ve bunların üzeri de yan yana ikişer çapraz tonozla örtülmüştür. Birbirleri ile aralarında geçişler olan bu mekânların sonradan araları örülmüştür.


    Muzafferiye Medresesi (Merkez)

    Mardin’de Kale eteğinde bulunan bu medresenin Artukoğullarından Melik Muzaffer Karaaslan tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Medresenin kitabesi günümüze gelemediği gibi kaynaklarda da onunla ilgili yeterli bir bilgiye rastlanmamıştır. Bununla beraber XIII.-XIV.yüzyıllar arasında yapıldığı sanılmaktadır.

    Yapımında yöresel siyah ve beyaz taşlar kullanılmıştır. Medreseden günümüze herhangi bir iz gelememiştir.


    Hüsamiye Medresesi (Merkez)

    Mardin’de bulunan Hüsamiye Medresesi Kâtip Ferdi’den öğrenildiğine göre; Hüsameddin Timurtaş tarafından yaptırılmıştır. Hüsameddin Timurtaş’ın 1121’de tahta çıkıp, 1150’de öldüğü dikkate alınacak olunursa, yapı XII.yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmelidir.

    Hüsamettin Timurtaş medreseden başka karşısına bir de cami yaptırmıştır. Günümüze gelemeyen bu medrese hakkında fazla bir bilgi bulunmamaktadır.


    Harzem Taceddin Mesud Medresesi (Kızıltepe)

    Mardin Kızıltepe ilçesinin 8 km. kuzeydoğusunda Zerkan Suyu kıyısında bulunan bu medresenin iç kapı kitabesinden öğrenildiğine göre; Artukoğullarından Melik ül-Mansur Nasireddin Artuk Arslan’ın Azatlı kölesi Taceddin Mesud bin Abdullah tarafından yaptırılmıştır.

    XIII.yüzyıl eseri olan bu yapı sonraki dönemlerde yapılan ilavelerle plan düzeninde büyük değişiklikler meydana gelmiştir. Bu nedenle medresenin tam bir planını çıkarmak mümkün olamamıştır. Yalnızca günümüzde mescit olarak kullanılan türbesi ile cami mekânı birbirinden ayrılabilmektedir.Mardin Mardin Külliyeleri

    Emünüddin Külliyesi (Mâristan) (Merkez)

    Mardin’in güneybatısında Mâristan (Mesken) Mahallesi’nde bulunan bu külliyeyi Mardin Artuklu Sultanı Necmeddin İlgazi’nin (1104-1122) kardeşi Emünüddin tarafından başlanmış ve yapımını Artuklu Sultanı Necmeddin Ilgazi tarafından tamamlanmıştır.

    XII.yüzyıla tarihlenen bu külliye cami, medrese, hamam, maaristan (darüşşifa) ve çeşmeden meydana gelmiştir. Halk arasında da Mâristan ismi ile tanınmıştır. Anadolu’da külliye olarak yapılan ilk yapı toplulukları arasında bulunan bu yapılar grubu eğimli bir arazi üzerinde kurulmuştur. Oldukça geniş avlusuna kuzeydeki medresenin yanında bulunan birkaç basamaklı merdivenle çıkılmaktadır. Avlunun doğusunda Mâristan Çeşmesi denilen çeşme iki kemerli bir bölüm içerisindedir. Medrese ise batıda yer almaktadır. İki bölümlü dikdörtgen planlı ve çapraz tonozlarla örtülü iki ayrı mekândan meydana gelmiştir.

    Cami:
    Avlunun güneyinde bulunan cami XIV.-XV.yüzyıllarda yenilenmiştir. Cami beşik tonoz örtülü olup, önünde üç çapraz tonozlu bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Kesme ve moloz taştan yapılan caminin kuzeyindeki son cemaat yerinin doğu ve kuzeyin sivri kemerlerle çevrilidir. Son cemaat yeri ile ibadet mekânı arasında beşik tonozlu, içerisinde küçük bir mihrap nişi olan bir oda bulunmaktadır. Buradan dikdörtgen planlı beş pencere ile içerisi aydınlatılmış ibadet mekânına geçilmektedir. Caminin doğu tarafında da yüksek bir platform üzerinde namazgâh olduğu sanılan ayrı bir ibadet yeri bulunmaktadır.

    Medrese:
    Emünüddin Külliyesinin medresesi yapı topluluğunun kuzeyinde bulunmaktadır. Kesme taştan yapılmış olan medrese, alışılagelen medrese planlarından farklıdır. Ancak medresenin değişik zamanlarda yapılan ek ve onarımlarla planının değiştirildiği sanılmaktadır. Yalnızca Şanlıurfa’daki Eyyubi Medresesi’nde de buna yakın bir plan şekli görülmektedir.

    Medreseye yuvarlak kemerli, iki yanında birer pencere bulunan bir kapıdan girilmektedir. Buradan üzeri beşik tonozlu bir mekâna ve avluya ulaşılmaktadır. Batıda çapraz tonozlar, doğuda da kemerle ayrılmış iki çapraz tonozlu mekânlar bulunmaktadır. Bu mekânların duvarları nişli olup, pencerelerinde de değişik şekiller uygulanmıştır. Bazılarının kemerli, bazılarının da düz taş lentolu olmaları medreseye farklı bir görünüm kazandırmıştır.

    Hamam:
    Külliyenin hamamı günümüze oldukça harap bir durumda gelmiştir. Ord.Prof.A.Süheyl Ünver 1938 yılında bu hamamın bir planını çizmiş ve bazı bölümleri yıkılmadan önceki konumu ile ilgili bize bilgiler vermiştir. Hamamın yıkılmadan önce çizilen plan krokisinden haç şeklinde bir sıcaklığı olduğu ve buraya da çeşmenin arkasındaki bir geçitten ulaşıldığı anlaşılmaktadır. Hamamın soyunmalık kısmı büyük ve tek kubbeli olup, içerisinde nişler bulunmaktadır. Bu hamamın sıcak su ile hasta tedavisinde kullanıldığı kaynaklardan öğrenilmektedir. Bu bakımdan külliyenin hamamının Anadolu’daki ilk tıp şifahanesi olarak yapıldığı da düşünülmektedir.


    Necmeddin Külliyesi (Merkez)

    Mardin’in güneybatısında Mâaristan (Mesken) Mahallesi’nde bulunan bu külliye, Emünüddin Külliyesi’nin doğusundadır. Külliyenin yapım tarihini belirten bir kitabe günümüze ulaşamamıştır. Bununla beraber Necmeddin Ilgazi tarafından 1122’den önce yaptırıldığı ve Necmeddin Ilgazi’nin burada gömülü olduğu da ileri sürülmüştür.

    Günümüze bu yapı topluluğundan birbirini kesen iki beşik tonozlu mekân ve onların uzantıları dışında iki beşik tonozlu mekân ve eklerinin izleri ile doğusundaki minare kaidesi gelebilmiştir. Külliyenin kalıntılarından kare planlı bir caminin temel izleri ortaya çıkarılmıştır. Caminin mihrabı nişli olup, üzerinin kubbeli olduğu sanılmaktadır.

    Külliyenin kuzey yönünde yüksek ve sivri kemerli bir kapısı; doğusunda tonozlu mekân ve açıklıklar bulunmaktadır. Günümüze gelebilen duvarların ortalarında yüksek sivri kemerlerin izleri görülmektedir. Bu duvarlarda sivri ve dörtgen kesme taş pencereler sıralanmıştır. Minarenin kare kaidesinde ise burmalı sütunlar, istiridye kabuğu şeklinde küçük nişler görülmektedir. Minare yanındaki kalıntılardan güneye doğru tonozlu bir duvarın uzandığı ve burada da geniş bir eyvan ile oda kalıntıları dikkati çekmektedir.Mardin Mardin Dergâh ve Zaviyeleri

    Mardin yapıları arasında dergâh ve zaviye olarak kullanılmış yapılar bulunmaktadır. Özellikle bu yapılar XIV.-XV.yüzyıllarda ortaya çıkmış olup, bunun da nedeni bu dönemde kolonizasyon hareketlerinin başlamasıdır. Mardin dergâh ve zaviyeleri Akkoyunlular döneminde yapılmıştır. Ancak bunlardan Hamza-i Kebir Zaviyesi’nin türbesi dışındakiler günümüze ulaşamamıştır.


    Hamza-i Kebir Zaviyesi (Merkez)

    Mardin Meydanbaşı yakınındaki Hamza-i Kebir Zaviyesi’nden günümüze yalnızca türbesi gelebilmiştir. Bu zaviyenin Akkoyunlu Karayürük Osman’ın oğlu Hamza Bey (1435-1444) tarafından 1438’de yaptırıldığı kitabesinden öğrenilmiştir. Türbe de sonradan değiştirilerek mescit haline getirilmiştir. Türbenin üzerindeki kitabesinden Akkoyunlular döneminde, 1438-1439 yılında yaptırıldığı öğrenilmiştir. Büyük olasılıkla da türbe, Akkoyunlu Hamza Bey’e aittir.

    Türbenin yanındaki zaviyeden hiçbir iz günümüze gelemediğinden yapı şekli hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Sadece temellerinin bazı kısımları taş yığını halinde günümüze gelebilmiştir.

    Türbe, kesme taştan yapılmış, mescide çevrildikten sonra eklenen beton eklerle de şekli boulmuştur. Haça benzer bir planı olduğu anlaşılan türbenin dışarıya taşkın kapısı üzerinde geometrik bezemeler varsa da bunlar da zamanla bozulmuştur. Türbenin üzeri tromplu bir kubbe ile örtülmüştür. Haçın kollarını oluşturan mekânlar da tonoz örtülüdür.


    Cihangir Bey Zaviyesi (Merkez)

    Mardin’in güneyinde, Artuklular zamanında yapılmış olan Kasımiye Medresesi’nin batısında ve şehir dışında Cihangir Bey’in ( 1444-1469) zaviyesi ile yanında da türbesi bulunmaktadır. Zaviye Akkoyunlu Cihangir Bey tarafından yaptırılmıştır.

    Kitabesi bulunmadığından kesin tarihi bilinmemektedir. Bununla beraber Cihangir Bey’in yaşadığı dönem ve yanındaki türbenin günümüze gelen kalıntıları XV.yüzyılın başlarında yapıldığını göstermektedir. Zaviye dikdörtgen planlı olup, ortası çapraz tonoz, iki yanı da beşik tonozlarla örtülmüştür. Yapının doğusundaki bölümünün içerisine bir ocak nişi yerleştirilmiştir. Girişi kare bölümlü olup, üzeri yıldız tonozla örtülüdür.


    [​IMG]


    [​IMG]

    Zaviye ve yanındaki türbe çok harap ve yıkık durumda günümüze gelebilmiştir. Cephesi dışında moloz taşla örülen yapının sivri kemerli bir girişi bulunmaktadır. Buradan kare planlı tonozlu bir bölüme girilmektedir. Çapraz tonoz örtülü bir kapıdan da beşik tonozlu bölümlerin peş peşe sıralandığı hücrelere geçilmektedir.

    Cihangir Bey Zaviyesi ve Türbesi yakın tarihlerde onarılmıştır. Yöresel kesme taştan onarılan yapı, kare planlı iki ayrı bölümden meydana gelmiştir. Girişi yuvarlak kemerli olup, sağ tarafta türbe, sol tarafta da zaviye bulunmaktadır. Bunların üzeri içten tonoz, dıştan da düz dam şeklindedir.


    Hamza-i Sagir Zaviyesi (Merkez)

    Mardin il merkezinde bulunan Hamza-i Sagir Zaviyesi Mardin’in en büyük zaviyelerinden birisidir. Abdülgani Efendi’ye göre 1474-1475 yıllarında yapılmıştır. Günümüzde değişikliğe uğrayan zaviyenin planını çıkarmak mümkün olamamıştır.

    Zaviyenin bir bölümüne elektrik jeneratörü, bir bölümüne de soğutma havuzu yerleştirilmiş, kalan kısımları da mazot deposu olarak kullanılmıştır. Günümüze gelen kalıntılarına dayanılarak zaviyenin iki yana yönelik beşik tonozlu mekânları olduğu ve bunların arasında da çapraz tonozlu bir ana mekânın yer aldığı anlaşılmaktadır.Mardin Mardin Türbeleri

    Bab Es Sur (Melik Mahmut) Türbesi (Merkez)

    Mardin Savur Kapısı’na giden yol üzerinde bulunan Bab Es Sur (Melik Mahmut) Camisi XIV.yüzyılın ilk yarısında yapılmıştır. Caminin batısında beşik tonozla örtülü bir türbe bulunmaktadır.

    Moloz taştan yapılmış olan bu türbe geniş bir kemerle cami ile bağlantılıdır. Türbenin içerisinde özelliği olmayan bir mihrap nişi, dış duvarında da üç duvar nişi bulunmaktadır. Bu türbenin kime ait olduğu bilinmemektedir. Türbe içerisinde sanduka da bulunmamaktadır.


    Hamza-i Kebir Türbesi (Merkez)

    Mardin Meydanbaşı Mevkii’nde bulunan Hamza-i Kebir Zaviyesi Akkoyunlular döneminde 1438-1439 yılında yapılmıştır. Zaviyenin yanında düzgün kesme taştan yapılmış olan türbe bulunmaktadır. Bu türbenin kime ait olduğu kesinlik kazanamamakla beraber Hamza Bey’e ait olduğu da iddia edilmiştir.

    Türbe haç planlı olup, dışa taşkın giriş kapısı üzerinde geometrik geçmelerden oluşan bir bezeme bulunmaktadır. Bu bölüm birbirlerinden farklı taşlarla doldurulmuş ve bunlar mozaik tekniğinde kapı üzerine yerleştirilmiştir. Türbe kare planlı olup, üzerini tromplu bir kubbe örtmektedir. Kubbenin dışında kalan haçın kollarını oluşturan mekânlar beşik tonozludur.

    Türbenin yanında bulunan zaviyeden, temel kalıntıları dışında, herhangi bir kalıntısı günümüze gelememiştir.


    [​IMG]

    Cihangir Bey Türbesi (Merkez)

    Mardin’in güneyinde, Artuklular zamanında yapılmış olan Kasımiye Medresesi’nin batısında ve şehir dışında Cihangir Bey’in ( 1444-1469) Türbesi ile yanında da zaviyesi bulunmaktadır. Zaviye Akkoyunlu Cihangir Bey tarafından yaptırılmıştır. Cihangir Bey’in yaşadığı dönem ve yanındaki türbenin günümüze gelen kalıntıları XV.yüzyılın başlarında yapıldığını göstermektedir.
    Zaviye ve yanındaki türbe çok harap ve yıkık durumda günümüze gelebilmiştir. Cephesi dışında moloz taşla örülen yapının sivri kemerli bir girişi bulunmaktadır. Buradan kare planlı tonozlu bir bölüme girilmektedir. Çapraz tonoz örtülü bir kapıdan da beşik tonozlu bölümlerin peş peşe sıralandığı hücrelere geçilmektedir.

    Cihangir Bey Zaviyesi ve Türbesi yakın tarihlerde onarılmıştır. Yöresel kesme taştan onarılan yapı, kare planlı iki ayrı bölümden meydana gelmiştir. Girişi yuvarlak kemerli olup, sağ tarafta türbe, sol tarafta da zaviye bulunmaktadır. Bunların üzeri içten tonoz, dıştan da düz dam şeklindedir.


    [​IMG]


    Şeyh Kasım Türbesi (Merkez)

    Mardin Yeni Kapı Hamamı yakınında, evler arasında sıkışmış bir durumda kalan Şeyh Kasım Halveti Türbesi ve Mescidinin yapım tarihi bilinmemektedir. Yapı üslubundan XV.-XVI.yüzyıldan sonra yapıldığı sanılmaktadır.

    Türbe son yıllarda onarılmış, bir takım ekler yapıldıktan sonra mescit olarak kullanılmıştır. Türbenin giriş kapısı kuzeyde olup, dar bir eyvanla içerisine girilmektedir. Türbenin alt katında birkaç basamakla inilen mumyalık kısmı bulunmaktadır. Şeyh Kasım Türbesi moloz taştan yapılmış, üzeri de tonozla örtülmüştür. Kare planlı olan iç mekân iki pencere ile aydınlatılmıştır.

    Türbe içerisinde iki sanduka bulunmakta olup, bunlardan birinin Şeyh Kasım Halveti’ye, diğerinin de kızına ait olduğu sanılmaktadır.


    Şeyh Hamit Türbeleri (Merkez)

    Mardin’in doğusunda, Meydanbaşı’ndan Savur’a giden yol üzerinde Şeyh Hamit Türbeleri bulunmaktadır.

    Mardinli Sadık Hamidi’nin belirttiğine göre, türbenin yapımına Şeyh Hamidi’nin ölümünden sonra 1880-1881 yılında başlanmıştır. Bu türbeler grubu dört ayrı türbe ile bir mescidin birleşmesinden meydana gelmiştir. Türbeler plan düzeni olarak birbirinin eşidir.

    Moloz taştan yapılan türbeler, kare planlıdırlar. Üzerleri tromplu kubbelerle örtülmüştür. Türbeler grubunun kuzeyindeki kemerli bir kapıdan dikdörtgen planlı, üzeri beşik tonoz örtülü bir mescide girilmektedir. Batı yönündeki üzeri kubbeli türbe bu mescit ile bağlantılıdır.


    Selmân-i Pâk (Selmân-i Farisi) Türbesi (Nusaybin)

    Mardin Nusaybin ilçesinde bulunan Selmân-ı Pâk Türbesi günümüzde ziyaretgâhtır. Selmân-ı Pâk’ın Hz. Muhammed’in berberi olduğuna dair bir söylenti bulunmaktadır.

    Kaynaklardan öğrenildiğine göre; Selmân-i Pâk, İsfahanlı olup, Mecusi (ateşperest) idi. İran'da Hıristiyan olmuş, sonra Anadolu'ya gelmiş ve kiliselerde hizmet etmiştir. Gençlik yıllarının bir bölümünü Nusaybin'de bir kilise papazının yanında geçirdiği söylenmektedir. Sonraları Şam'a, oradan da Medine'ye geçmiştir. Söylentiye göre bir Yahudi'nin kölesi iken, Hz. Muhammed ile karşılaşmıştır. Hz. Muhammed onu satın alınarak serbest bırakmıştır. Bundan sonra Peygamber’in berberliğini yapmış ve bu arada İslamiyet’i kabul etmiştir. Hz. Ömer zamanında yüksek makamlara getirilir. Berberlerin piri olarak kabul edilen Selmân-i Pâk hakkında şu dizeler yazılmıştır:

    “Hamd ü minnet Hüda'ya, bize verdi devleti
    Hazreti Selmân-i Pâk'tır pirimizin şöhreti
    Hem Resul'ün berberidir ol kemâl-i zat-i pak
    Gafil olma gel tıraş ol, eyle icra sünneti.
    Her sabah besmele ile açılır dükkânımız
    Hazreti Selmân-i Pâk'tır pirimiz, üstadımız.”Mardin Mardin Kervansarayı

    Mardin ana caddesi üzerinde bulunan Mardin Kervansarayı yöredeki tek kervansaraydır. Kitabesi günümüze gelememekle beraber mimari üslubundan XII.-XIII.yüzyıla tarihlendirilmektedir. Banisi bilinmemektedir.

    Kervansaray dikdörtgen planlı olup, avlunun çevresinde iki katlı revaklı mekânlardan meydana gelmiştir. Giriş eyvanının iki yanında beşer dükkân bulunmaktadır. Ayrıca avlunun çevresinde çapraz tonozlu revakların arkasında tonozlu odalar bulunmaktadır. Kuzey yönündeki tek kat yüksekliğindeki eyvan ve yanında da bir çeşme bulunuyordu. Ancak bu bölüm günümüze gelememiştir. Kervansarayın kuzey yönündeki bölümler beşik tonozlu geçitlerle doğu ve batıdaki dikdörtgen mekânlarla bağlantılıdır. Ahır olarak kullanılan bu yerlerin üzerleri payelerle desteklenmiş, tonozlarla örtülüdür. Üst kattaki avlu çevresinde bulunan revakların arkasında olduğu gibi yine tonozlu odalar sıralanmıştır.

    Günümüze özelliğinden büyük ölçüde uzaklaşmış olarak gelen kervansarayın üst kat revaklarının bazı bölümleri restore edilmiştir.

    Vakıf ve arşiv kayıtlarında Mardin’de biri Artuklu, ikisi Akkoyunlu olmak üzere iki kervansarayın daha olduğundan söz edilmişse de bunlardan hiçbir iz günümüze gelememiştir

    [​IMG]

    Mardin Mardin Çarşıları

    Revaklı Çarşı (Merkez)

    Mardin il merkezinde Reyhaniye Camisi’nin batısında bulunan Revaklı Çarşı’nın yapım tarihi bilinmemektedir. Kitabesi günümüze gelemediği gibi kaynaklarda da kimin tarafından yaptırıldığı konusunda yeterli bir bilgi bulunmamaktadır. Çevresindeki revaklardan ötürü bu çarşıya Revaklı Çarşı ismi verilmiştir.

    Kesme taştan yapılmış olan çarşı ortasından geçen bir yolun iki yanında sıralanmış revaklar ve arkalarındaki beşik tonozlu dükkânlardan meydana gelmiştir. Çarşının doğusunda önünde çapraz tonozlu bir revak başlangıcı olan ve oldukça derin biçimde bir eyvan görünümünde bir dükkân yer almaktadır. Revak sıralarının güneyde bittiği yerde çarşının diğer bölümlerine geçen basamaklara yer verilmiştir. Değişik dönemlerde yapılan onarımlarla da çarşı özelliğini büyük ölçüde yitirmiştir.


    Kayseriyye (Bezestan) (Merkez)

    Mardin ana caddesinin güneyindeki Ulu Cami’nin kuzeyinde ve çarşı içerisinde bulunan Kayseriyye’nin büyük bir bölümü yıkılmıştır. Kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Halk arasında Bedesten ismi ile de tanınmaktadır. Değişik zamanlarda yapılan onarımlarla orijinalliğinden uzaklaşmış ve büyük bölümü yıkılmıştır.

    Bazı kaynaklarda ve kayıtlarda Kayseriyye’nin 1487-1502 yıllarında yapıldığı konusunda notlara rastlanmıştır. A.Gabriel bu yapının Ulu Cami’nin vakfı olduğunu ileri sürerek XVI.yüzyıla tarihlendirmiştir. Bu yapının 1480-1500 yıllarında yapıldığı da ileri sürülmüştür. Kasım Padişah Medresesi vakfı arasında isminin Kayseriyye olarak geçmesinden ötürü Kayseriyye ismi buraya verilmiştir.

    Yapı kesme taştan yapılmış olup, güneyindeki çarşı içerisine açılan bir sıra tonozlu dükkân bulunmaktadır. Dikdörtgen planlı olup, ortaya koyduğu plan şeması ile Osmanlı bedestenleri ile benzerlikleri görülmektedir. Mardin yöresinde uygulanan bir paye etrafında dört çapraz tonoz sistemine dayanılarak yapılmış bir bedesten örneğidir.

    Günümüze gelen kalıntılarda bu bölümlerin içerisinde derin nişler olduğu görülmektedir. Kayseriyye’nin üst örtüsü çapraz tonozlu olup, içerisi de payelerle üç bölüme ayrılmıştır. Ayrıca bu payelerin üzerlerinde iç kısımların aydınlatılması için kare şeklinde delikler açılmıştır.

    Mardin’de XVI.yüzyıldan itibaren çarşılar yapılmıştır. Bunlardan Revaklı Çarşı, Aktarlar Çarşısı, Çarıkçılar Çarşısı ve Marangozlar Çarşısı şehir merkezinde yapılmıştır. Bu yapılar değişik zamanlarda yapılan onarımlarla özelliğini yitirmişlerdir. XIX.yüzyılın sonlarında ve XX.yüzyılın başlarında yapılmış Sipahiler Çarşısı, Un Çarşısı, Ayakkabıcılar Çarşısı, Hasan Ayyar Çarşısı, Nalburiyeciler Çarşısı, Kasaplar Çarşısı, Tellallar Çarşısı, Kapalı Çarşı, Meşkin Çarşısı, Kuyumcular Çarşısı, Bilebil Çarşısı, Gümüşçüler Çarşısı, Cumhuriyet Çarşısı, Manifaturacılar Çarşısı, Bakırcılar Çarşısı ve Baharatçılar Çarşısı bulunmaktadır. Ancak bu çarşıların mimari ve sanat tarihi yönünden önemi bulunmamaktadır.Mardin Mardin Hamamları

    Mardin hamamları Artuklu döneminde yapılmış olup, bunlar Anadolu’nun en eski hamamlarıdır. Emünüddin Külliyesi içerisindeki Mâristan Hamamı, Radviyye Hamamı, Yenikapı Hamamı, Mardin Ulu Camisi Hamamı, Kasımiye Hamamı bunların başında gelmektedir.


    Emünüddin Hamamı (Mâristan) (Merkez)

    Mardin Mâristan (Mesken) Mahallesi’ndeki Emüniddin Külliyesi’nin bir bölümünü oluşturan hamam XII.yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmektedir.Mardin’deki ilk Türk hamamı olan bu yapının yalnızca soyunmalık bölümü günümüze gelebilmiştir.

    Hamam günümüze oldukça harap bir durumda gelmiştir. Ord.Prof.A.Süheyl Ünver 1938 yılında bu hamamın bir planını çizmiş ve bazı bölümleri yıkılmadan önceki konumu ile ilgili bize bilgiler vermiştir. Hamamın yıkılmadan önce çizilen plan krokisinden haç şeklinde bir sıcaklığı olduğu ve buraya da çeşmenin arkasındaki bir geçitten ulaşıldığı anlaşılmaktadır. Hamamın soyunmalık kısmı büyük ve tek kubbeli olup, içerisinde nişler bulunmaktadır. Bu hamamın sıcak su ile hasta tedavisinde kullanıldığı kaynaklardan öğrenilmektedir. Bu bakımdan külliyenin hamamının Anadolu’daki ilk tıp şifahanesi olarak yapıldığı da düşünülmektedir.


    Radviyye Hamamı (Merkez)

    Mardin’in kuzeyinde Gül Mahallesi’nde, Radviyye Medresesi’nin güneyinde bulunan Radviyye (Savur Kapı) Hamamı XII.yüzyılın son çeyreğine tarihlendirilmektedir. Yanındaki medresenin duvarına kazınmış olan 1206 tarihli vakfiyede hamamın da ismi geçmektedir. Bu durumda hamam 1206 tarihinden önce yapılmıştır.

    Kesme ve moloz taştan yapılan hamam, soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Dikdörtgen planlı hamamın soyunmalığı dar ve uzun bir plan göstermesine karşılık sıcaklık bölümü kareye yakın planlı ve üzeri kubbe ile örtülüdür. Bu mekânın dört tarafına beşik tonozlu dört eyvanlı ve dört kubbeli köşe hücreleri yerleştirilmiştir.


    Yeni Kapı Hamamı (Merkez)

    Mardin Yeni Kapı (Bab-ı Cedid) Mahallesi’nin güneyinde bulunan bu hamam, Melik Muzaffer Kara Arslan’ın (1258-1285) vakıfları arasındadır. Bu nedenle de XIII.yüzyılda yapılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Hamam Evkaf Memuru Şükrü Efendi tarafından 1915 yılında onarılmıştır.

    Günümüzde kalıntıları bulunan hamamın moloz taş ve kesme taştan yapıldığı anlaşılmaktadır. Kalıntılarına dayanılarak soyunmalık kısmının değişik bir plan gösterdiği anlaşılmaktadır. Soyunmalık beşik tonozlu olup, buradan ılıklığa geçilmektedir. Sıcaklık dört eyvanlı ve dört köşesinde tromplar bulunan kubbeli odalar ile orta bir mekândan meydana gelmiştir.


    Ulu Cami Hamamı (Merkez)

    Mardin Ulu Cami Mahallesi’nde bulunan bu hamamı, Artuklu Sultanı Melik Salih (1312-1363) Ulu Cami’ye vakıf olarak yaptırmıştır. Hamamın kitabesi bulunmamakla beraber, vakıf kayıtlarından ve mimari yapısından XIV.yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmektedir.

    Ulu Cami’nin doğusundaki bir sokaktan basit bir kapı ve beşik tonozlu bir mekândan girilen hamam dikdörtgen bir alanı kaplamaktadır. Kesme ve moloz taştan yapılan hamamın soyunmalık kısmı yüksek kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Soyunmalığın doğusunda ortadaki payenin iki yanında iki kemerli çapraz tonozlu bir mekânın oluşu dikkati çekmektedir. Soğukluk kısmı dikdörtgen planlı olup, üzeri beşik tonozla örtülüdür. Buradan geçilen sıcaklık kare planlı, üzeri kubbe ile örtülüdür. Bunun dışında dört köşesine beşik tonozlu eyvanlar yerleştirilmiştir. Ayrıca sıcaklığın köşe hücreleri küçük kubbelerle örtülüdür.


    Emir Hamamı (Merkez)

    Mardin’in güneyinde, Mardin’i kesen ana cadde üzerinde bulunan bu hamamın kitabesi günümüze gelemediği gibi, kaynaklarda da onunla ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır. Değişik zamanlarda yapılan onarım ve eklerle mimari üslubundan uzaklaşmıştır. Bu hamamın değişik bir plan göstermesi daha önce yapılmış olan bir yapının üzerine ve onun temellerinden yararlanılarak yapıldığına işaret etmektedir.

    Hamam, yan yana iki büyük kubbeli mekândan meydana gelmiştir. Soyunmalık kısmı üzerinde aydınlık feneri olan büyük bir kubbe ile örtülüdür. Buradan dar bir kapı ile sıcaklığa geçilir. Sıcaklık merkezi tromplu bir kubbe ile örtülü olup, köşelerine eyvanlar yerleştirilmiştir. Bu eyvanların arasına da sekizgen planlı küçük hücreler eklenmiştir.Mardin Mardin Firdevs Köşkü

    Mardin Nusaybin yolu üzerinde Vali Konağı’nın yanında bulunan Firdevsi Köşkü, Artuklulardan Melik Salih (1312-1363) döneminde yapılmıştır.

    Saray niteliğindeki bahçeli köşke avlu duvarındaki basit bir kapıdan girilmektedir. Büyük havuzlu ilk bölüm diğer bölümlerden bir duvarla ayrılmıştır. Bunun arkasında selsebilli bir eyvan yer almaktadır. Bu ana eyvanın sağında ve solunda selsebilli küçük eyvanlara yer verilmiştir. Bunlardan küçük eyvanın ikinci katlarında sıra halindeki pencereler bahçeye açılmış ve burada birbirleri ile bağlantılı mekânlara yer verilmiştir. Bunlardan soldaki eyvanın önüne sonradan yapılmış iki katlı bir eyvanın eklendiği kalıntılarından anlaşılmaktadır. Bu eyvanın önüne de ahır olarak kullanıldığı sanılan üç tonozlu bir mekâna yer verilmiştir.

    Köşkün yapımında moloz taş ağırlık kazanmıştır. Duvar örgülerinde de özenli bir duvar işçiliği görülmemektedir.Mardin Mardin Köprüleri

    Dunaysır Köprüsü (Kızıltepe)

    Mardin Kızıltepe (Dunaysır) ilçesinde bulunan Dunaysır Köprüsü’nün XII.-XIII.yüzyılda Artukoğulları zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Kitabesi günümüze gelememiştir. Mezopotamya’dan Anadolu’ya gelen kervan yolunun bu köprüden geçtiği bilinmektedir.

    Günümüzde harap halde olan bu köprü, beş gözlü olarak yapılmıştır. Köprünün ortadaki gözü diğerlerine göre daha büyük olup, iki yanındaki ikişer göz de sivri kemerli ve daha küçüktür. Kesme kireç taşı ve moloz taştan yapılmış olan köprünün Artukoğullarından Artuk Aslan Bin Ilgazi Bin Albi Bin Temurtaş Ilgazi tarafından yaptırıldığı bazı kaynaklarda belirtilmiştir.

    Köprünün taş işçiliğinde malzeme ve yapım farklılıkları görülmektedir. Bu da köprünün değişik zamanlarda onarıldığına işaret etmektedir.
     
  3. SadmiN

    SadmiN ♥ Ölürüm Sana Mavimm ♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    29 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    15.364
    Beğenilen Mesajlar:
    960
    Ödül Puanları:
    113
    Ce: mardin

    Mardin Mardin Manastır ve Kiliseleri

    Mardin ve çevresinde çeşitli inançlara hizmet eden manastır ve kiliseler bulunmaktadır. Bunların arasında Süryani manastır ve kiliseleri çoğunluktadır. Mardin 1932 yılına kadar Süryanilerin patriklik merkezi olmuş ve bu nedenle de Mardin başta olmak üzere yörede birçok manastır ve kilise yapılmıştır. Patrikliğin bu tarihten sonra Suriye’ye götürülmesine rağmen yöre Süryaniler açısından önemini yitirmemiştir.

    Aramilerin Hıristiyanlığı kabulünden sonra Suriye-Asur sözcüklerinden Süryani kavramı ortaya çıkmıştır. Süryaniler Anadolu’da ilk dini yerleşim merkezlerini Antakya ve Urfa’da kurmuşlardır. Mardin’de 493 yılında yaptırılan Deyru’z-Zaferan (Deyrüzzafaran) Manastırı ile Süryanilerin önemli bir merkezi olmuştur.


    [​IMG]

    Dayru’z-Zaferan (Deyrüzzzafaran) Manastırı (Merkez)

    Mardin’in 3 km. doğusunda bulunan Daru’z-Zaferan Manastırı Yukarı Mezopotamya’ya bakan yamaçlarda bulunmaktadır. Manastırın güney kısmı dışında çevresi dağlarla çevrilmiştir.

    Manastır IV. Yüzyılda kurulmuş Süryani cemaatinin önemli bir dini merkezi olmuştur.IX-X. Yüzyıllarda en parlak dönemini yaşamış, 1293-1932 yılları arasında da patriklikmerkezi olmuştur.

    Bizans’ın baskısına karşılık Antakya merkez kilisesinde bulunan temel taşı da Dayr’uz-Zaferan’a taşınmıştır. Süryani havarilerinden Petrus adına dikilen bu taşın Hz. İsa’dan kaynaklanan bir de kutsal önemi vardır. Hz. İsa’nın Petrus’a “Temel kaya sensin, senin üzerinde kilisem inşa olunacaktır” dediği ve bu taşın da dikildiği kilisenin merkez olduğu kabul edilmiştir. Yapımındaki harçta yörede yetişen zaferan çiçeği kullanıldığı için de bu temel taşından ötürü kiliseye Deyru’z-Zaferan Kürsüsü Kilisesi denilmiştir. Bu olaydan sonra da kilise Süryanilerin haç merkezi konumuna gelmiştir.

    Her yıl dünyanın çeşitli yörelerinden Süryaniler, 700 yıla yakın bir süre bu manastırı görmek için Mardin’e gelmektedir.

    Manastırın ne zaman kurulduğu konusunda kesin bir tarihlendirme yapılamamaktadır. Bununla beraber manastırın Mardin ili ile birlikte kurulduğu sanılmaktadır. Bu manastır ilk defa XIX.yüzyılda dikkati çekmiştir. Manastırın en büyük özelliklerinden birisi de süryani patriklerinden elli ikisinin burada gömülü ve özel şekilde korunmakta oluşudur.

    [​IMG]

    Çevresi yüksek duvarla çevrili olan manastırın çevresinde çok eski tarihlere inen mahzenler, kemerler ve burçlar bulunmaktadır.

    Manastır iki katlı büyük bir bina olup, duvarlarının alt kısmında 1.00x3.00 m. boyunda blok taşların harçsız olarak birbiri üzerine oturtulduğu görülmektedir. Bunun üzerine yöresel taşlardan manastırın duvarları örülmüştür. Manastırın mimari yönden en büyük özelliği tavanlarıdır. Manastırın mozaikli mihrabı orijinal halini korumuştur. Ayrıca mabedin her iki tarafında kurban sunulan kemerli bölümler bulunmaktadır. Yapının içerisindeki kubbe ve sütunlar ile ahşap el işlemeli kapıları da orijinalliğini korumaktadır.

    Manastır çeşitli dönemlerde yapılan eklerle genişletilmiş, ayrıca farklı dönemlere ait Mor Hanonya, Meryem Ana, Mor Petros kiliseleri ile bir şapel burada yapılmıştır. Ayrıca kuzeyindeki dağda kayalara doyulmuş olarak, belirli aralıklarla Meryem Ana, Thedoros, Mor Yakub, Mor İzozoli, Mor Behnam manastırlarıyla Mor Yusuf Savmaası yapılmıştır.

    [​IMG]

    Mar Barbara Manastırı (Merkez)

    Mardin il merkezinde bulunan Mar Barbara Manastırı, XVII.yüzyılda yapılmıştır. Kaynaklarda bu manastır ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır.

    Kesme taştan dikdörtgen planlı kilisenin yanında manastırın müştemilat yapıları bulunuyordu. Günümüzde bu manastır harabe halindedir.


    Mor Efram Manastırı (Merkez)

    Mardin’de bulunan bu manastırı Patrik Cercis Şelhet 1884 yılında yaptırmıştır. Kesme taştan yapılan kilise, çevresinde papaz odaları ve çeşitli yapılardan oluşmuştur. Günümüzde harap bir durumdadır.


    Meryem Ana Manastırı (Midyat)

    Mardin Midyat ilçesi Anıtlı Köyü’nde bulunan bu manastır, Süryanilere aittir. Süryani inancına göre üç aziz gelerek bu manastırı kurmuştur.


    Mor Dimet Manastırı (Savur)

    Mardin Savur ilçesi Dereiçi Köyü’nde bulunan bu manastırın ne zaman yapıldığı konusunda kaynaklarda bir bilgiye rastlanılmamıştır.

    Manastır, kilise ve onun çevresindeki yapılardan meydana gelmiştir. Kesme ve moloz taştan yapılmıştır. İnanışa göre bu manastıra gelen romatizma hastaları burada şifa buluyorlarmış. Bu nedenle de manastıra Romatizma Manastırı ismi de verilmiştir.


    Mor Cırcıs Manastır (Derik)

    Mardin, Derik ilçe merkezinde bulunan Mor Cırcıs Manastırı’nın yapım tarihi ile ilgili bir bilgiye kaynaklarda rastlanmamaktadır.

    Manastır, kesme taştan yapılmış bir kilise ile çevresindeki müştemilattan meydana gelmiştir. Dikdörtgen planlı kilise kesme taştan yapılmıştır. Kilisenin özellikle yüksek tavanı ve apsisine yönelik U şeklindeki koro balkonunun oluşturduğu, kendisine özgü bir mimarisi vardır.


    Deyrulumur Manastırı (Midyat)

    Mardin, Midyat ilçesinin 18 km. doğusunda bulunan Deyrulumur Manastırı, Savurlu Mor Samuel ile Kartminli Mor Şemun tarafından 397 yılında yaptırılmıştır. VII. Yüzyılda, metropolitlik merkezi olmuş ve bu durum 1049 yılına kadar sürmüştür.

    Manastıra Mor Şemun tarafından barınma ve dua yerleri, İmparator Theodosius zamanında içerisine lahitlerin konacağı anıtsal bir yapı, Meryem Ana Kilisesi, Resuller Kilisesi, Kırk Şehit Kilisesi, Mor Şamuel kilisesi yapılmıştır. Söylentiye göre İmparatorun kızı Theodora’nın Mor Şamuel tarafından iyileştirilmesinden ötürü de manastıra Theodara Kubbesi eklenmiştir.


    Mor Yakup Manastırı (Nusaybin)

    Mardin Nusaybin ilçesinde bulunan bu manastır Yukarı Mezopotamya bölgesindeki kiliselerin en eskisi sayılmaktadır. Mor Şabo ve on bir öğrencisinin öldürülmesinden ötürü yaptırılmıştır. Manastır Mor Yakup’un 328 yılında öldürülmesi üzerine aynı yerde bulunan bir mecusi mabedi üzerine yaptırılmıştır.

    Manastır kesme taş ve moloz taştan yapılmıştır. İbadet mekânının üzeri ana kubbeyi destekleyen yarım kubbelerle örtülmüştür. Manastır kilisesinin batı cephesinin duvarları sonradan yıkılmış ve 872 yılında yenilenmiştir. Manastır içerisinde Mor Yakup’un Türbesi bulunmaktadır.

    Episkopos Mor Yakup ile öğrencisi Mor Efram Nikeia’da Hıristiyanlığın konsil toplantılarına katıldıktan sonra Nusaybin’e döndüklerinde burada Nusaybin Okulunun yapımına başlamışlardır. Bu okulu 326’da açmışlar ve Mor Efram 38 yıl boyunca bu okulu yönetmiştir. Bu okul putperestlik döneminden kalan bir yapı üzerine kurulmuştur. Bu okulda felsefe, mantık, edebiyat, geometri, astronomi, tıp, hukuk eğitimi verilmiştir. Aynı zamanda bu okuldaki çalışmalar sonunda Grekçe’den birçok yazma eser Süryanice’ye çevrilmiştir.

    Bu okulun en büyük özelliği o dönemde Nusaybin’in ileri düzeyde bir eğitim merkezi oluşunu göstermesidir. Mor Yakup’un 338’de ölümünden sonra kilisenin bodrum katına gömülmüştür. Ondan sonra Episkoposluğa Mor Babo (338-343), Mor Logos (343-361), Mor Abraham (361-?) getirilmiştir. Bu dini merkezin son Episkoposu Rahip Hanna olmuştur. Nusaybin okulu Sasanilerin 363’de Nusaybin’i almasına kadar öğretime devam etmiştir. Bundan sonra okulun öğretim kadroları dağılmış ve Suriye’de öğretime devam edilmiştir. Sonraki yıllarda Bizanslılar Nasturilere karşı baskı kurunca Urfadaki (Edessa) okul Nusaybin’e nakledilmiş ve burası Nasturilerin dini merkezi olmuştur. Okulun yönetimindeki Narsay ve Episkopos Barsavmo’nun yerine geçen II. Mor Huşoh döneminde okul büyük ün yapmıştır. Bu nedenle de Nusaybin “İlimlerin beşiği, eğitim şehri ve öğretmenlerin annesi” olarak isimlendirilmiştir.

    Manastır XIX yüzyıla kadar işlevini sürdürmüştür. Mor Yakup Kilisesinin restorasyonunu Nusaybin Belediyesi ÇEKÜL Vakfı ve Mor Yakup Kilisesi Süryanı Kadim Cemaati Midyat Metropolitliği, Deydülzaferin Kilisesi Vakfı tarafından restore edilmiştir.


    Mor Evgin Manastırı (Nusaybin)

    Mardin Nusaybin ilçesi, Girmeli Bucağının 7 km. kuzeyinde, Tûr Abidin Dağı yamacında ovadan yaklaşık 500 m. yüksekliğinde kurulmuştur. Manastırın çevresinde bazı mabet ve yapı kalıntıları bulunmaktadır. Mor Evgin’in Hıristiyan azizlerinden olduğu bilinmektedir.

    Manastırın kurulduğu dönem kesinlik kazanamamıştır. Halk arasında bu manastır “Deyr-Marog” ismiyle de tanınmıştır.


    Mor Abraham Manastırı (Nusaybin)

    Mardin Nusaybin ilçesinde Bagok Dağı’nda kayalar arasında kurulmuş olan bu manastırın yapım tarihi bilinmemekle beraber geçmişinin çok eskiye indiği bilinmektedir. Buradaki yapı topluluğu Hıristiyanlığın ilanından sonra manastıra çevrilmiştir. Yapı olarak yüksek duvarları ile manastırdan çok bir kaleyi andırmaktadır.


    Mar Petrus ve Paulus Kilisesi (Merkez)

    Mardin Gül Mahallesi’nde bulunan bu kilise, Patrik II. Abdullah döneminde Papaz Abdülmesih’in çabaları ile Aziz Petrus ve Paulus adına 1914 yılında yapılmıştır.

    Kesme taştan yapılmış olan kilise dikdörtgen planlı olup, üzeri çatı ile örtülüdür. Taş işçiliğinde dikkati çeken bir bezemeye rastlanmamaktadır. Kilisenin en büyük özelliği kök boyalarla el işinden yapılmış olan baskı perdeleridir.


    Mor İliyo Kilisesi (Merkez)

    Mardin Kalesi’nde bulunan bu kilise III.yüzyılda yapılmıştır. Kesme taştan yapılan kalenin mimari yapısını tam olarak tespit edebilmek mümkün olamamıştır.


    Mor Behnam (Kırklar) Kilisesi (Merkez)

    Mardin Şar Mahallesi’nde bulunan bu kilisenin V.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.
    Kırk din şehitlerine ait kemiklerin 1170’de bu kiliseye getirilmiş olmasından ötürü aynı zamanda Kırk Şehitler Kilisesi ismiyle tanınmıştır. Günümüzde Mardin Metropolitlik Kilisesi’dir.

    Kilise yöresel kesme taştan, geniş bir avlu içerisinde yapılmıştır. Duvar işçiliğinde son derece ince bir işçilik uygulanmıştır. Üç ayrı girişi olan kilisenin cephelerinde dantel gibi işlenmiş taş örgüler dikkati çekmektedir. Apsisi, çan kulesi ve 1500 yıllık kök boya perdeleri ile dikkat çekici bir yapıdır.


    Surp Kevork (Kırmızı) Kilisesi (Merkez)

    Mardin Ermeni cemaatinin kullandığı bu kilise, kayıtlarından öğrenildiğine göre 420 yılında yapılmıştır. Ancak değişik zamanlarda yapılan onarımlar sonucunda özelliğinden büyük ölçüde uzaklaşmıştır.

    Kesme taştan yapılmış olan kilisenin ibadet mekânı 10 payenin taşıdığı bir çatı ile örtülmüştür. Apsisindeki geometrik taş süslemeleri ile dikkati çekmektedir.


    Protestan Kilisesi (Merkez)

    Mardin il merkezinde bulunan bu kilise oldukça geniş bir alan üzerine 569 yılında yapılmıştır. Kesme taştan yapılmış olan kilisede geometrik ve çeşitli bitkisel motiflere yer verilmiştir.


    Mor Hırmıs Kilisesi (Merkez)

    Mardin il merkezinde bulunan bu kilise 430 yılında yapılmıştır. Başlangıçta Hıristiyanların kullandığı kiliseyi 1552 yılından sonra Nasturiler kullanmıştır.

    Kesme taştan yapılmış olan ve yer yer geometrik taş bezemelerin bulunduğu kilise de iki metropolitin mezarının bulunması daha da önem kazanmasına neden olmuştur.


    Mor Yusuf Kilisesi (Merkez)

    Mardin il merkezinde bulunan bu kilise Ermeni Meclis-i Mebusan üyesi Hovsep Kazasyan’ın önderliğinde ve Ermeni Katolik cemaatinin katkılarıyla Patrik VIII.Grigoryus tarafından Mardin Metropolitliğine getirilen Melkun Nazaryan tarafından yaptırılmıştır. Mimari Lole’dir. Kilisenin yapımına 1864 yılında başlanmış ve 1894 yılında da ibadete açılmıştır. Ayrıca kilisenin yanına ruhbanların ikametine ayrılan bir bina ile ruhban okulu da eklemiştir.

    Kilisenin yapımı sırasında temellere rutubeti önlemek için tuzlar dökülmüş ve bundan sonra da temeller atılmıştır. Kilise kesme taştan bazilika planında olup, üzeri düz bir dam ile örtülüdür. İbadet mekânının içerisinde 21 sütun bulunmaktadır. Ayrıca altı apsisi ve koro balkonuna yer verilmiştir.

    [​IMG]

    Meryem Ana Kilise ve Manastırı (Merkez)

    Mardin il merkezinde bulunan bu kilisenin cemaati yeterli olmadığından uzun süre kendi halinde kalmış, l958 yılında ana caddenin genişletilmesi sırasında yıkılmıştır. Kilise, Patrik Antuan Semheri tarafından 1860 yılında yaptırılmıştır.

    Kesme yöresel taştan yapılan kilise dikdörtgen planlı olup, ibadet mekanı 21 sütun ile üst örtüyü taşımaktadır. Kilise, patriğin oturduğu yer ve İncil okunan bölümlerdeki üzüm salkımı motifleri ile dikkati çeken bir yapı görünümündeydi.

    Kilisenin yanında bulunan ve Antakya Patrigi İğnatios Benham Banni tarafından 1895 yılında yapılan patrikhane günümüzde Mardin Müzesi olarak kullanılmaktadır.


    [​IMG]

    Meryem Ana Kilisesi (Merkez)

    Mardin Savur Kapı Mahallesi’nde bulunan kilisenin kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. 1857’de ibadete açılmıştır.

    Kesme taştan yapılmış, üzeri dam ile örtülü kilise uzun süre terkedilmiş ve günümüze yıkık bir durumda gelmiştir.


    Mor İvennis Kilisesi (Merkez)

    Mardin, Eski Kale Köyü’nün güney doğusunda bulunan bu kilise 793 yılında Mor Circis Kilisesi ile birlikte yaptırılmıştır.

    Kilise kesme taştan olup üzeri düz bir dam ile örtülmüştür.


    Mor Circis Kilisesi (Merkez)

    Mardin Eski Kale Köyü’nün kuzeybatısında bulunan bu kilise Mor İvennis Kilisesi ile birlikte 793 yılında yaptırılmıştır.

    Kilise kesme taştan olup üzeri düz damla örtülmüştür.


    Mor İliye Kilisesi (Merkez)

    Mardin Çiftlik Köyü’nde bulunan bu kilisenin yapım tarihini belirten bir kitabe veya belgeye rastlanılmamıştır.

    Kesme taştan, dikdörtgen planlı olarak yapılan kilisenin yanında ayrı bir bölüm halinde, alçak tavanlı iki oda bulunmaktadır. Bu bölümün ruh ve sinir hastalıkları tedavisinde yararlanıldığına inanılmıştır. Kilisenin Taka diye isimlendirilen bu bölümü ziyaret edilmektedir.


    Mor Yakup (Mor Kuryakus) Kilisesi (Merkez)

    Mardin Bülbül Köyü’nde bulunan bu kilisenin kitabesi bulunmadığı gibi kaynaklarda da yapım tarihini gösteren bir bilgiye rastlanılamamıştır. Bununla beraber III.yüzyılda manastır kilisesi olarak yapıldığı söylenmektedir.

    Kesme taştan düz damlı olarak yapılan kilisede bezeme elemanlarına rastlanılmamıştır.


    Meryem Ana Kilisesi (Merkez)

    Mardin Göllü Köyü’nde bulunan bu kilisenin yapım tarihi bilinmemektedir. Kesme taştan yapılmış olan kilise yıkık durumdadır.


    Mor Yuhanna Kilisesi (Merkez)

    Mardin Dereiçi (Kıllıt) Köyü’nde bulunan bu kilise 370 yılında yapılmıştır. Kesme taş ve moloz taştan yapılan kilise dikdörtgen planlıdır. Üzeri düz bir dam ile örtülüdür.


    Mor Babi Kilisesi (Nusaybin)

    Mardin Nusaybin ilçesi Günyurdu Köyü’nün kuzeybatısında bir tepede bulunan bu kilisenin yapım tarihi bilinmemektedir.

    Kilise, kayaların yontulmasıyla yapılmıştır. Bu nedenle de Mağara veya Yeraltı Kilisesi olarak da tanınmaktadır.


    Mor Aho Kilisesi (Nusaybin)

    Mardin Nusaybin İlçesi Günyurdu Köyü’nün kuzeyinde bir tepe üzerinde bulunan kilisenin yapım tarihi bilinmemektedir. Patrik III.Yakup döneminde kiliseye bazı ilaveler yapılmıştır.

    Kilise moloz taştan ve dikdörtgen planlı olarak yapılmış, üzeri düz bir dam ile örtülmüştür.


    Mor Şemun Kilisesi (Nusaybin)

    Mardin Nusaybin İlçesi Günyurdu Köyü’nün kuzeyinde bulunan bu kilisenin yapım tarihi bilinmemektedir. Kitabesi günümüze gelememiştir. Kaynaklarda da onunla ilgili yeterli bir bilgiye rastlanamamıştır. Bununla beraber yapı üslubundan IIIV.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

    Kesme taştan yapılmış olan kilise dikdörtgen planlıdır ve üzeri de düz bir damla örtülmüştür.


    Mor Yuhanna Kilisesi (Nusaybin)

    Mardin Nusaybin ilçesinde Turabdin Dağı’nın kayalık yamacında yer alan kilisenin yanında müştemilat yapıları bulunmaktadır. Halk arasında “Deyr-Gazel” diye bilinmektedir. Mar Evgin Manastırı'na 5 km uzaklıktadır.

    Kilisenin yapımında kesme taş ve kayalardan yararlanılmış olup, dikdörtgen planlıdır. Üzeri düz bir damla örtülmüştür. Kilise içerisinde bezeme elemanlarına rastlanılmamıştır.


    Mor Sumuni Kilisesi (Nusaybin)

    Mardin Nusaybin ilçesi Eski kale Köyü’nün güneyinde bulunan bu kilise kaynaklardaki bilgilerden öğrenildiğine göre, 793 yılında yapılmıştır.

    Yapımında kesme taş kullanmıştır. Dikdörtgen planlı olup, üzeri düz bir damla örtülmüştürMardin Mardin Kaleleri

    Mardin Kalesi (Merkez)

    Mardin şehri iki bölümden meydana gelmiştir. Bunlardan biri kale içerisinde, diğeri de kalenin eteklerinde bulunan yerleşim alanlarıdır. Kale dışındaki yerleşim alanı Dış Mahalle olarak isimlendirilmiş ve bugünkü şehir de burada kurulmuştur.

    Mardin Kalesi doğuda 1.200 m., batıda da 1.180 m. yüksekliğindeki bir tepenin üzerindeki düzlükte kurulmuştur. Kale içerisindeki yerleşim de doğudan batıya doğru 800 m, kuzeyden güneye 30 m. ile 150 m. arasında değişen düzlükte yer almıştır. Bu yerleşim alanı kale yamacının bittiği noktalarda sarp kayalıklarla ayrılmıştır. Bu yüzden Kartal Yuvası ismi verilen kalenin duvarları ile burçları kayalıkları da kapsayacak biçimde yapılmıştır. Bundan ötürü de kale, doğal bir görünümdedir.

    Kalenin girişi güneyde olup, bu giriş rampa şeklinde yükselir ve bir merdivene ulaşır. Tarih boyunca ele geçirilemez olarak ün yapan Mardin Kalesi’nden ilk defa IV.yüzyılda Bizans tarihçisi Ammianus Marcellinus söz etmiştir. Ardından İmparator İustinianus dönemi tarihçilerinden Prokopios’tan başka uzun süre bu kaleden söz edilmemiştir. VII.yüzyılda Arap akınları sırasında Arap tarihçileri arasında bu kaleden söz edenler olmuştur. XIX.yüzyılda Fransız Dupré bu kalenin çok eski tarihlere indiğini, Bizans imparatorları tarafından da onarıldığını belirtmiştir.

    Mardin Kalesi X.yüzyılda Al-Bâz (Şahin Kalesi), XIV.yüzyılda Kal’at al Şahba, Kal’at-ı Kuh, Kal’at Gurâb (Karga Kalesi) olarak isimlendirilmiştir. 1471 yılında Mardin’e gelen Barbaro şehirden yüksekte bulunan ve merdivenlerle çıkılan kale içerisinde yoğun bir nüfusun ve 300 evin bulunduğunu belirtmiştir. Evliya Çelebi’ye göre de, kalenin altındaki mağara ve mahzenlerde hububatın saklandığı ve sarnıçlarında su biriktirilmiştir. XVIII.yüzyılda Niebuhur bu kalenin oldukça sağlam ancak, tahrip gördüğünü belirtmiş, içerisinde 80’i oturulabilir 200 kadar ev olduğunu belirtmiştir. XIX.yüzyılın başlarında Olivier Bağdat paşasının kaleyi tamir ettirdiğinden söz etmiştir. Bundan sonra Mardin Kalesi’nden 1891’de Cuinet, 1930 yılında Gabriel değinmiştir.

    Mardin Kalesi’nin yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber bazı kaynaklarda bu kalede Subari, Sümer, Babil, Mitaniler, Asur, Pers, Roma, Bizans, Emevi ve Abbasilerin de hâkim olduğu yazılıdır. Bazı kaynaklarda ise; kalenin X.yüzyılda Hamdaniler tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Kalede bulunan kitabe ve kabartma parçaları ise kesin bir tarihleme vermekten çok uzaktır. Söylentiye göre; MS.330 yılında ateşe ibadet eden ve güneşe tapan Şad Buhari isminde bir kral gelip Mardin kalesinde kalır. Rahatsız olan kral, kalede kaldığı süre içerisinde iyi olunca, kendisine bir kasır yaptırıp, 12 yıl burada yaşar. Daha sonra kendi memleketi Pers ve Babil’den birçok asker ve sivil getirip, onları Mardin’e yerleştirmiştir. M5.442’da veba salgınından dolayı kaledeki halkın birçoğu ölmüş ve Mardin Kalesi MS. 542’e kadar boş kalmıştır. M.S.975-976’da Hamdaniler’den Hamdan Bin El Hasan Nasır El Devle Bin Abdullah Bin Ham binlerce yıldır hâkim bir konumda bulunan bu doğal kaleyi bir takım eklemelerle, daha korunaklı bir hale getirmiştir. Sonraki yıllarda Selçuklular, Artuklu, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safaviler ve Osmanlılar da bu kaleyi savunma amaçlı olarak kullanmışlardır.


    [​IMG]


    Kalenin ovadan yüksekliği 1.000 m. kadardır. Kalenin bir kısmı sarp kayaların üzerine oturmuştur. Meyilin fazla olduğu yerlerde ise surlar eklenmiştir. Kalenin güney kesiminde bir kule günümüze sağlam bir şekilde gelebilmiştir. Kalede daha önceleri mesken olarak kullanılmaya yarayan kalıntılar bulunmaktadır. IX.yüzyılın ilk yarısında mevcut olan surların, bugün bazı yerlerde yalnız temellerine rastlanmaktadır. Birçok kez kuşatılan kale, saldırılara karşı direnişini, bünyesinde barındırdığı su sarnıçları ve ambarlarındaki bolluk ile sağlamıştır.

    Kalenin altı kapısı bulunuyordu. Bunlar; İlin batısında Diyarbakır Kapı, Doğuda Savur Kapısı, Kuzeyde Bab-ı Şavt, Kuzeybatıda Bab-ı Hamara, Güneybatıda, Bab-ı Zeytun, Güneyde Bab-ı Cedid (Yeni kapı) dir. Bu kapıların ve sur duvarlarının sağlamlığı ve topoğrafik konumu kalenin uzun yıllar ele geçirilemeyişinde önemli bir etkendir.

    Güney yönündeki basit ve yuvarlak kemerli ana kapıdan içerisine girilen kalenin duvarları yer yer kayalarla desteklenmiş olup, kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Güney yönünde kesme taş ve yuğla örgülü bir burç dikkati çekmektedir. Beşgen planlı olan bu burç dışa doğru çıkıntılıdır.

    [​IMG]

    Kız Kalesi (Kal’at ül al Mara-Lorna-Jurekm) (Merkez)

    Mardin il merkezinin 5 km. doğusunda bulunan Kız Kalesi gözetleme ve karakol kalesi niteliğinde bir yapıdır. Kalenin ne zaman ve kimler tarafından yaptırıldığı konusunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

    Kale, yöreye özgü kesme taştan yapılmıştır. Kale içerisinde Kral kızına ait olduğu söylenen bir taht, su sarnıçları, kuyular, çeşitli yapı kalıntılarının temelleri ile mağaralar bulunmaktadır. Günümüze harap bir durumda gelebilmiştir.


    Dara Kalesi (Daras Anastasiupolis) (Merkez)

    Mardin il merkezinin 30 km. doğusunda, Dara Harabelerinin bulunduğu yerdeki yığma bir tepede bulunan bu kalenin yapım tarihi kesinlik kazanmamıştır. Bazı kaynaklara göre de Pers Hükümdarı Darius tarafından yaptırılmıştır. Tarih boyunca Perslerle Romalılar arasında sürekli el değiştirmiştir.

    Kalenin bulunduğu yerleşim alanı Yukarı Mezopotamya bölgesinin en önemli merkezlerinden birisi idi. Çağının önemli bir eğitim merkezi de burada kurulmuştur. Günümüze kale dışında tiyatro kalıntıları, su sarnıçları gelebilmiştir. Kale yöresel kesme taş, moloz taş ve tuğladan yapılmıştır.


    Anır Kalesi (Merkez)

    Mardin il merkezine 5 km. uzaklıkta, Deyrulzaferan Manastırı’nın arkasındaki tepe üzerinde bulunan kalenin kitabesi günümüze gelememiştir. Ayrıca kaynaklarda da yeterli bilgiye rastlanmamıştır. Bu bakımdan yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır.

    Savunma ve gözetleme amaçlı yapılan kale, yöresel kesme taş ve moloz taştan yapılmıştır. Oldukça harap durumda olduğundan planı çıkarılamamıştır.


    Zarzavan Kalesi (Merkez)

    Mardin-Diyarbakır Karayolu üzerinde bulunan bu kalenin yapım tarihi bilinmemektedir. Yapımı ile ilgili bir kitabesi günümüze gelemediği gibi kaynaklarda da yeterli bilgiye rastlanmamıştır.

    Tarihi İpek Yolunu koruma amaçlı olarak 50 m. yüksekliğindeki bir tepe üzerindeki kaleyi Timur ele geçirmiş, yakıp, yıkmıştır. Günümüze kalenin kesme taştan yapılan kalıntıları gelebilmiştir.



    Rabat Kalesi (Derik)

    Mardin Derik ilçesinin 15 km. batısında Hisaraltı Köyü’nde bulunan Rabat Kalesi’nin kitabesi günümüze ulaşamamış olup, kaynaklarda da yeterli bir bilgiye rastlanmamıştır. Bu bakımdan kalenin yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır.

    Kale Artuklular döneminde onarılmış, bu dönemde de bir takım ilavelerle genişletilmiştir. Artuklu dönemi öncesi hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Günümüze gelebilen kalıntılarından kalenin yöresel kesme taştan ve yer yer de moloz taştan yapıldığı anlaşılmaktadır. Oldukça büyük ölçüde olan kale 15 burcu olup, dikdörtgen planlıdır. Köşelerinde dört gözetleme kulesi bulunmaktadır. Buradaki burçlar ve kuleler 15 m. yüksekliğe kadar ulaşmaktadır. Kalenin doğu ve batısında iki kapısı vardır. Kale içerisinde, yeraltında depolar ve birtakım barınaklar olduğu kalıntılardan anlaşılmaktadır. Kale içerisindeki kalıntılardan bir bölümünün kale komutanına ait bir köşke ait olduğu da iddia edilmiştir.


    Dermetinan Kalesi (Mazıdağı)

    Mardin Mazıdağı ilçesinin 20 km. kuzeybatısında Gümüşyuva Köyü’nde bulunan bu kalenin de yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Kaynaklardan öğrenildiğine göre Anadolu’yu istila eden Timur Mezopotamya’yı ve Karadağ’a hâkim olmak, Mardin ile Diyarbakır’ın yolunu kesmek amacı ile bu kaleyi ele geçirmekte zorlanmıştır.

    Dermetinan Kalesi 150 m. yüksekliğinde bir tepe üzerindeki düzlükte kurulmuştur. Yöresel kesme taş ve moloz taştan yapılmış olan kalenin 8 burcu ve gözetleme kuleleri bulunmaktadır. Kalenin giriş kapısı kuzey yönündedir. İçerisinde su sarnıçları ve yapı temel kalıntıları bulunmaktadır. Burada yapılan yüzey araştırmalarında Bizans dönemine ait mezarlar ve küçük buluntular ele geçirilmiştir. Ayrıca duvarlarında kabartmalar bulunmaktadır.


    Savur (Sauras) Kalesi (Savur)

    Mardin Savur ilçesinde, yüksek bir tepe üzerindeki düzlükte bulunan bu kaleyi MS.II.yüzyılda Romalılar yaptırmıştır. Stratejik yönden yöreye hâkim bir yerde olan kale, Romalılar ile Araplar arasında sürekli el değiştirmiştir. İpek Yolunun korunması yönünden de önemli bir konumdadır.

    Bu kale üzerinde yeterli bir araştırma yapılmamıştır. Günümüze gelebilen kalıntılarından yöresel kesme taş ve moloz taştan yapıldığı anlaşılmaktadır. Mimari yönden planını çıkarmak mümkün olamamıştır.


    Aznavur Kalesi (Nusaybin)

    Mardin Nusaybin ilçesinin 14 km. kuzeydoğusunda, geniş bir vadi üzerindeki bu kale Hamdan Bin A1 Hasan Hasır Al-davla Bin Abdullah Bin Hamdan tarafından 970 yılında yaptırılmıştır.

    Kale yöresel kesme taş ve moloz taştan yapılmış olup, doğudan batıya 400 m. uzunluğundadır. Genişliği ise 30-60 m. arasında değişmektedir. Üzerinde kurulduğu düzlük alan doğuda 800 m., batıda da 300 m. yüksekliğindedir. Kalenin güneydeki kapısı dışında başka bir girişi bulunmamaktadır. Kalenin 14 burcu ile 2 gözetleme kulesi bulunmaktadır. Bunlardan Suriye Ovası’na hâkim olan kule iyi bir durumda günümüze gelebilmiştir.


    Rahabdium (Hafemtay) Kalesi (Nusaybin)

    Mardin Nusaybin ilçesinin 20 km. kuzeydoğusunda, bugünkü Suriye sınırına yakın bir tepe üzerinde bulunan kale, MS.II.yüzyılda Romalılar tarafından yaptırılmıştır. Doğusundaki Nusaybin-Midyat kervan yolunu kontrol altında tutmak amacıyla yapılmıştır. Ayrıca Suriye’den gelecek Arap akınlarına karşı karakol görevini de üstlenmiştir. Tarihi kaynaklardan öğrenildiğine göre Araplar ile Romalılar arasında sürekli savaşlar bu kale için yapılmıştır.

    Kale yöresel kesme taş ve moloz taştan yapılmış olup, güneyden kuzeye kadar uzanan sur duvarları 14 burç ve 2 gözetleme kulesi ile desteklenmiştir. Uzunluğu 1.500 m.yi bulan surların yüksekliği 10 m., burç ile gözetleme kulelerinin yüksekliği de 20 m. yi bulmaktadır. Kalenin güney yönünden tek bir girişi vardır. Kale içerisinde su sarnıçları, erzak depoları, mahzenleri ve ne oldukları anlaşılamayan yapı temel kalıntıları bulunmaktadır.

    Merdis (Marin) Kalesi (Nusaybin)



    Mardin Nusaybin ilçesinin 15 km. kuzeydoğusunda bulunan bu kale, eski Merdis kentinin üzerindeki kayalık alanda yapılmıştır. Kalenin yapım tarihi kesinlik kazanamamakla beraber, duvar işçiliğinden Bizans döneminde yapıldığı veya onarıldığı anlaşılmaktadır.

    Kalenin çevresi 1.500 m. genişliğinde olup, 12 kule ve burçla desteklenmiştir. Güneyde demir bir kapısı bulunmaktadır. Kalenin sur ve burçları iyi bir durumda günümüze gelebilmiştir. Kalenin doğusunda Merdis Kralının şatosu yer almaktadır. Kayalar üzerindeki bu şato 5.00x18.00 m. ölçüsünde olup, derinliği de 5.00 m.dir. Şatonun altında ayrıca kayalara oyulmuş mahzenler ve bir sarnıç vardır.

    [​IMG]

    Haytam Kalesi (Turabdin-Dimitriyus) (Nusaybin)

    Mardin Nusaybin ilçesinde Günyurdu ve Dibek köyleri arasındaki deniz seviyesinden 1.254 m. yükseklikteki İzlo Dağı’nın doğusunda bulunan bu kale, MS.351 yılında Büyük Constantinius’un oğlu Custas tarafından yaptırılmıştır.

    Kalenin yakınında Deyrul Umur Manastırı bulunmaktadır. Kale Akkoyunlular ile Bizanslılar arasında birkaç kez el değiştirmiş, 1462’de de Uzun Hasan tarafından ele geçirilmiştir. Yöresel kesme taş ve moloz taştan yapılan kale günümüze harap bir durumda gelebilmiştir. Planı ve duvar işçiliği günümüze gelen kalıntılarından tam olarak anlaşılamamaktadır.


    Yeni Kale (Saçlı Ali) (Nusaybin)

    Mardin, Midyat-Nusaybin kervan yolu üzerindeki boğazın dar geçidinde, dağın bittiği yerde, derin vadide, tek parça bir kayalık düzlükte kurulan bu kaleyi Bizans İmparatoru II.Constantinius’un emri ile Dimitrios yaptırmıştır. Kaleye halk arasında yakıştırılan Saçlı Ali isminin nereden kaynaklandığı bilinmemektedir.

    Kale Midyat-Nusaybin kervan yolunu kontrol amacıyla kayalık bir alanda yapılmıştır. Kale oldukça geniş bir alana yayılmış olup, çevresi 1.000 m.yi bulmaktadır. Surlarının yüksekliği de 10 m. den fazla olduğu duvar kalıntılarından anlaşılmaktadır. Moloz taş ve kayalardan yapılan kalenin kalıntılarından bazı mekânlar, su sarnıçları ve duvarları destekleyen burç kalıntıları günümüze kadar ulaşabilmiştir.


    Sirvan Kalesi (Nusaybin)

    Mardin Nusaybin ilçesi, Günyurdu Köyü’nün kuzeydoğusunda, Turgutlu ile Değirmencik köyleri arasında bulunan bu kale V.yüzyılda Sasaniler tarafından Bizanslılara karşı korunmak amacı ile yapılmıştır.

    Kale kesme taş ve moloz taştan yapılmıştır. Günümüzde harap bir durumda olduğundan ve kalede yeterince bir araştırma yapılmadığından planı ve yapı şekli hakkında bilgiler yetersizdir.


    Erdemeşt Kalesi (Yeşilli)

    Mardin Yeşilli ilçesi, Bülbül Köyü ile Arur Kalesi arasındaki bir tepe üzerinde bulunan kalenin yapım tarihi bilinmemektedir. Tarihi kaynaklarda da ismine rastlanmamıştır.

    Kalenin yöresel kesme taş ve moloz taştan yapıldığı temel kalıntılarından anlaşılmaktadır.Mardin Mardin Müzesi

    Mardin il merkezinde Cumhuriyet Alanı’nın yanında bulunan bu yapı kitabesinden öğrenildiğine göre; Antakya Patriği Behnam Bani tarafından 1895 yılında Süryani Katolik Patrikhanesi olarak yapılmıştır.

    Bu yapı bir süre askeri garnizon, kooperatif binası, sağlık ocağı ve polis karakolu olarak kullanılmıştır. Kültür Bakanlığı 1988 yılında yapıyı Süryani Katolik Vakfı’ndan satın almış, restore ettikten sonra da 1995 yılında müze haline getirilmiştir.

    Mardin Müzesi daha önce Artuklu Sultanı Sultan İsa’nın XIV.yüzyıl başlarında yaptırmış olduğu Zinciriye Medresesi’nde bulunuyordu.

    Bugünkü müze binası üç katlı olup, sarımtırak renkli kalker taşından yapılmıştır. Binanın çift girişi vardır. Dış cephe görünümü tonoz, kemer ve sütun başlıklarındaki taş oymaları ve süslemeleri ile dikkati çekmektedir.

    [​IMG]

    Müzenin birinci katı konferans salonu, sergi salonu, kafeterya ve dinlenme salonlarına ayrılmıştır. İkinci katında etnoğrafya sergi salonu, kütüphane ve eser depoları bulunmaktadır. Üçüncü katta bütünüyle arkeolojik eserler sergilenmekte olup, yönetim birimleri de bu katta yer almaktadır.

    Mardin Müzesi’nin belli başlı eserlerini Girnevas kazısından çıkan tabletler, silindir mühürler, keramikler, figürinler, kandiller, gözyaşı şişeleri, iğneler, kült kapları, takılar; Kuzey Mezopotamya ve Güneydoğu Anadolu kültürlerinden Eski Tunç, Asur, Urartu, Grek, Pers, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı dönemlerine ait kültür varlıkları oluşturmaktadır. Ayrıca altın, gümüş ve bakır sikkeler de onları tamamlamaktadır.

    [​IMG]

    Müzenin etnoğrafya bölümünde Mardin ve çevresine ait günlük yaşamda kullanılmış malzemeler ile giysiler sergilenmektedir. Bunların arasında Midyat’a özgü gümüş işlemeler, kolyeler, küpe, bilezik, halhal, alınlıklar bulunmaktadır. Ayrıca delici ve kesici silahlar, kahve (mırra) takımları, hamam eşyaları, tespihler, ısınma araçları ile çeşitli amaçlarda kullanılmış bakır eşyalar da onları tamamlamıştır.


    Mardin Mardin Sivil Mimari Örnekleri

    Mardin Güneydoğu Anadolu’da ilginç bir sivil mimari örneklerini bir araya toplamış bir kentimizdir. Mardin Mazı Dağlarının güney yamaçlarında, doğudan batıya doğru 2.500 m. uzunluğunda, 500 m. genişliğindeki bir alana kurulmuştur. Doğal konumundan ötürü de Mardin Kalesi’nden bakıldığı zaman yapıların birbiri üzerine yığılmış sıkışık bir görünümde olduğu görülür. Ancak, doğal konumdan kaynaklanan bu sıkışık yapılaşma kentte kendine özgü bir sivil mimariyi de ortaya koymuştur. Mardin Kalesi eteklerinden başlayarak ovaya doğru teraslar halinde yayılan bu evler sıkışık olmalarına karşılık ilginç bir mimari yapılanmayı da ortaya koymuşlardır. Büyük ölçüde Orta Çağ mimarisini yansıtan bu yapılaşma Kuzey Suriye ve Urfa, Diyarbakır mimarisi ile de farklı olduğu noktalar bulunduğu kadar benzerlikleri de bulunmaktadır. Kısacası bu yapılaşma Mardin’de kapalı bir bölge şehircilik anlayışını da beraberinde getirmiştir. Bu yapılanmada doğa şekillerinin ve iklimin de büyük payı olmuştur.

    Mardin sivil mimari yönünden iki ayrı bölümden meydana gelmiştir. Bunlardan biri kale ve çevresi, diğeri de dış mahalle olarak isimlendirilen kale eteklerindeki asıl yerleşimdir. Birbirlerinden farklı özellikleri olan çeşitli toplulukların bir arada yaşadığı Mardin’de tapu defterlerinden öğrenildiğine göre Sürgücüyan, Akkeçilü, Mişki, Dinabi, Şah Nasibi, Zoli, Duraçlu, Behramki, Bradi, Dehlevi gibi kısmen yerleşik, kısmen de göçebe aşiretler tarih boyunca şehir çevresine yerleşmişlerdir. Sonraki dönemlerde milli oymaklardan bazıları XVIII.yüzyıl başlarında Diyarbakır ve Mardin çevresine de yerleşmişlerdir.


    [​IMG]

    XV.yüzyılda kale çevresinde 300 kadar evin olduğu ve geniş bir nüfusun da olduğu kaynaklardan öğrenilmektedir. Ancak bu nüfus 1526’da veba salgını ile kısmen azalmıştır. XVI.yüzyıl sonlarında Suriye, Urfa ve Babil’den göçenlerle nüfus yeniden canlanmıştır. XVIII.yüzyılda şehirde 2.000’i Müslüman ve gerisi Hıristiyan olmak üzere 3.000 ev olduğu yine kaynaklardan öğrenilmektedir.

    Mardin’de sivil ve dini mimari örneklerini daha çok evlerin oluşturduğu bir dokuya sahiptir. Anadolu’daki en eski yerleşim alanlarında görüldüğü gibi bu evler dar sokaklar etrafında sıralanmıştır. Bir veya birkaç evin kullandığı çıkmaz sokaklar, evlere girişte yapılan sahanlıklar ve bazen sokak üstlerinde veya altlarında bir geçit bırakılarak yapılmış odalar ortak kullanım alanları farklı bir yapılanmanın burada uygulandığını göstermektedir.

    Mardin sokakları, insan ölçülerinin yanı sıra yörede kullanılan eşek, at, deve gibi binek hayvanlarının boyutları dikkate alınarak, dar yapılmıştır. Bununla beraber şehirdeki geniş sokaklar İshak, patika biçimindekiler ise Zabok olarak isimlendirilmiştir. Mardin sokakları yerleşim dokusuna bağlı olarak doğu-batı, kuzey-güney doğrultusundadır. Şehrin doğu-batı yönündeki sokaklar, şehrin kurulduğu yamaca paralel olup, bunlar bazen eğimli, bazen de düz yollardır. Kuzey-güney doğrultusundaki sokaklar ise bunlara dik konumdadır ve zaman zaman da eğimden ötürü merdivenlere dönüşmüştür. Yüksek kalın duvarlar ile yapılardan ayrılan bu sokakların evlerle olan ilişkisi giriş kapıları, havalandırma pencereleri ve çıkmalarla sağlanmıştır. Şehir yapılanmasında sokakların bazıları bir noktada kesişir ve küçük meydanlar oluştururlar.

    [​IMG]

    Mardin evleri şehir dokusuna uygun olarak yalnızca giriş katından ibaret olanların yanı sıra iki, üç bazen de dört katlı örnekler de bulunmaktadır. Evlerin yükseklikleri ve kat adetlerinin nedeni yapının bulunduğu arsanın başlangıç ve bitim noktaları arasındaki kot farkından kaynaklanmaktadır. Evlerin avlulu giriş katı bulunduğu parselin güneyinde ise, alt kot düzleminde, son katı ise parselin üst kot düzleminde bulunmaktadır. İki kat arasına kaç adet katın sığabileceği ise tamamen arazi eğimine bağlıdır. Ancak bazı durumlarda kat yükseklikleri de değişebilmektedir. Zengin ailelerin kat yüksekliklerinin daha fazla tutulduğu da görülmektedir. Bu farklılık mimariye de yansımıştır. Şehirde etkili olan nüfuslu ailelerin evleri ise bazen anıtsal boyutlara ulaşmıştır. Çoğunlukla evlerin giriş katları binek ve taşıma hayvanlarının ahırlarına, ambarlarına ve depolarına ayrılmış, bu yüzden de kat yükseklikleri fazla tutulmuştur. Evlerin bazılarında ara katlara da yer verilmiştir. Bunlar ambarlarda asma kat niteliği taşımaktadır ve ahşap dikme ile kirişler üzerine oturtulmuşlardır. Bazı evlerde ise bu asma katlar dekoratif olarak da yapılmıştır.

    Mardin evleri kapalı mekânlar, yarı açık mekânlar, eyvanlar, revaklar ve köşkler olarak da ayrı gruplara ayrılmaktadır. Geleneksel Mardin evlerinin cephelerinde çeşitlilik meydana getirilmiştir. Bu cepheler bulundukları yamaçtan ötürü Mardin Ovası’na açık olarak yapılmıştır. Bu nedenle manzara öncelik kazanmıştır. Kat girişleri doğu, batı ve kuzeyde olan kapalı mekânların havalandırma pencereleri ile köşeleri dikkati çekmektedir. Evler şehrin her bölgesinde teraslar halinde olduğundan birbirlerinin önünü kapatmamaktadır. Ancak cephe bütününde simetriye pek dikkat edilmemiştir.

    [​IMG]

    Mardin evlerinin asıl yapı malzemesini taş oluşturmaktadır. Avlu ve teraslara bakan bütün cepheler, tonoz başlangıçlarına kadar iç mekân duvarları, doğu, batı, kuzey cepheleri kesme taştan yapılmıştır. Düzgün taşların yanı sıra kaba yontma taşlar da yapılarda kullanılmıştır. Ancak, kaba taşlar Mardin Ovası’na bakmayan cepheler ile zemin katı avlu duvarlarında kullanılmıştır. Moloz taşlar daha çok önemi olmayan duvarlarda, iç örgüde, tonoz veya kubbelerde kullanılmıştır. Evlerin kapalı, yarı açık ve açık bütün mekânlarının döşemeleri taştan yapılmıştır. Bununla beraber avlularda taş, toprak veya her ikisinin birlikte kullanıldığı da görülmektedir. Üst katların taş döşemeleri bir alt katın tonoz çeşitlerini içeren tavanlar üzerine oturtulmuştur. Tavanlar daha çok manastır tonozu, beşik tonoz, aynalı tonoz biçiminde olup, kubbeye çok az yer verilmiştir. Katlar arasında bağlantıyı sağlamak üzere merdivenler kullanılmıştır. Bu merdivenler yapı içerisinde eyvanların açık yüzlerinin karşısına gelen sağır duvarlarda veya duvar içlerine yerleştirilmiştir.
    Mardin evlerinde pencereler cephelerde çoğunlukla iki sıralı olarak düzenlenmiştir. Bunların en özgün karakteri de iki kanatlı ahşap kapaklı oluşlarıdır. Pencerelerin önüne lokmalı veya geçmeli demir şebekeler yerleştirilmiştir. Üst sıra pencerelerde cama yer verilmediği durumlarda ahşap kapaklardan yararlanılmıştır.

    [​IMG]


    Mardin evlerinde bezeme olarak sarı kalker taşları kullanılmıştır. Dış mekâna yansıyan yapı elemanlarında ve iç mekânda pencere kapı ve niş çevrelerinde ayrı malzemeden bezemeler de yapılmıştır. Yörede Midyat İşi denilen taş işçiliğinin son derece geliştiği görülmektedir. Kapı, pencere çevreleri, sütunlar, kemerler, saçak altları, kat silmelerinde taş işçiliğinin oya gibi işlendiği bezemelere yer verilmiştir. Ayrıca odalarda Taka denilen, yuvarlak kemerlerli taş işlemeli, gömme dolaplar da bulunmaktadır. Bununla beraber, taş dışında kullanılan malzemeler oldukça sınırlıdır. Ahşap malzeme pencere kapakları, kapılar, dolap kapakları ve kilerlerin asma katlarında kullanılmıştır. Geç dönemlerde alçı tepe pencerelerinin vitrayları ile tavanlarda yapılan basit süslemelerde kullanılmıştır. Demire ise yalnızca pencere şebekelerinde yer verilmiştir.

    Mardin’de kapalı bir yaşam biçiminin egemen olduğu dikkate alındığında evlerin harem ve selamlıktan meydana geldiği de görülmektedir. Selamlık kısmında ana odaya tek basamaklı, parmaklıklarla ayrılmış bir seki altından girilmektedir. Bu bölümde kahve ocağına yer verilmiştir. Harem bölümündeki odalarda ise kullanım olarak bir ayırım gözetilmemiş ve odaların hepsinde oturulmakta, yatılmakta, yemek yenilmekte ve konuklar ağırlanmaktadır. Bu odalar avluya bakan önleri revaklı bir eyvanın çevresine sıralanmışlardır. Evlerin çoğunda ayrı bir mutfak yoktur. Kilerin, açık avlunun veya eyvanın bir bölümü mutfak olarak kullanılmıştır. Bununla beraber, bazı evlerde mutfak ve helâların yapıdan ayrı olduğu da görülmektedir.

    [​IMG]

    Mardin’in evlerinin bazılarında dini yapılarda olduğu gibi kitabelere de önem verilmiştir. Bu kitabeler giriş kapısı üzerine yerleştirilmiştir. Ayrıca katlarda eyvan ya da revaktan girilen giriş kapıları üzerine de kitabeler yerleştirilmiştir. Bu evlerin tarih konulan bir başka yeri de tavanlardır. Ancak bu tür tarihlemeler daha çok son dönemlerde yapılan evlerde görülmektedir.

    Günümüze gelen Mardin tarihi evlerinden en önemlileri Hacı Kermo ailesinin evi, Süryani ailesinin evi ve Milli ailesinin evidir. Bunun yanı sıra Diyarbakır Mahallesi’nde, Şar Mahallesi’nde, Diyarbakır Kapısı Mahallesi’nde, Emineddin Mahallesi’nde, Latifiye Mahallesi’nde, Necmeddin Mahallesi’nde, Yeni Kapı Mahallesi’nde, Ulu Cami Mahallesi’nde, Teker Mahallesi’nde, Şehidiye Mahallesi’nde, Gül Mahallesi’nde, Savur Kapı Mahallesi’nde ve Meydanbaşı Mahallesi’nde de tarihi Mardin evlerine rastlanmaktadır.

    Bu evlerden Savur Kapı Mahallesi’ndeki Hacı Kermo ailesi evi, XVII.yüzyıla kadar inen bir tarihe sahiptir. Bu yapı zemin katı ile birlikte üç katlıdır. Ara merdivenlerle ulaşılan ara katlar da bunların içerisine yerleştirilmiştir. Bu eve üç farklı kottan girilmekte olup, zemin katta avlu çevresini U biçiminde saran bir tasarım bulunmaktadır. Böylece bu ev üç ayrı birimden meydana gelmiştir. Cephesinde zemin kattan üst kata doğru bir farklılaşma olduğu da dikkati çekmektedir. Zemin ve birinci katta pencere ve kapılarda, revaklar ve eyvanlarda, son iki katta ise çeşitli bezemelerle süsler görülmektedir. Günümüzde Mungan ailesinin yaşadığı bu ev içerisinde birçok ailenin yaşamasından ötürü çeşitli bölümlere ayrılmış, yarı açık mekânlar kapatılmış ve ekler yapılmıştır.

    [​IMG]

    Yeni Kapı Mahallesi’ndeki Süryani ailesi evi, Emüniddin Külliyesi’ne yakın bir yamaçta yer alan, bir grup Süryani evi arasında Mardin’in en büyük evlerinden birisidir. Bu yapı zemin kat ile birlikte beş katlıdır. Yapıldığı bölgedeki arazi eğiminden ve parsel derinliğinden kaynaklanan evde kat adedi arttırılmıştır. Evin tasarımı teraslama biçiminde gerçekleştirilmiştir. Farklı kademelerde bulunduğundan ötürü bu ev grubu üç avlu çevresinde geliştirilmiştir. Revakların iki yanı açık olup, bunların arkasında yüksek ve sivri kemerli bölümlere de yer verilmiştir.

    Mardin’in Ticaret Merkezi’nin yanında yer alan Medrese Mahallesi’ndeki Milli ailesi evi de çeşitli yapı birimlerinden meydana gelmiştir. Girişleri birbirlerinden bağımsız olan bu birimler biçimsel farklılıklar göstermektedir. Buradaki konak tasarımı bir defada ortaya çıkmamış ve yapı birimlerinin birbirlerine eklenmesinden meydana gelmiştir. Burada da diğer Mardin evlerinde görüldüğü gibi, birden fazla girişe yer verilmiştir. Güneydeki çıkmaz sokaktaki tonozlu bir geçitten sonra zemin kat birbiri içerisine geçmiş üç avlu ve bunların çevresinde de yapılar sıralanmıştır. Buradaki yapı birimlerinin hepsi kendi avlularına ve sokağa açık cepheler halindedir.

    Günümüzde Mardin ve Midyat evleri başlı başına birer açık hava müzesi niteliği taşımaktadır. Bir müze kent olarak düşünülen Mardin’e 1,5 saat uzaklıktaki Midyat’ta da Mardin’dekilere benzer evler ile karşılaşılmaktadır. Bugünkü görünümü ile bir Orta Çağ kentini andıran Mardin evlerinde Telkâri olarak isimlendirilen taş işçiliğinin en güzel örnekleri ile karşılaşılmaktadır. Midyat evleri de yapılanma, konum ve işçilik yönünden Mardin evleri ile benzerlik göstermektedir.

    [​IMG]

    Midyat evlerinde de eğime dik olarak düzenlenen avlu, eyvan ve odalar bir bütün halindedir. Taş avlu alt katta kayadan oyma bölümlerle çevrelenmiştir. Üst katlarda eyvanın iki yanında yer alan odalar önünde Gezenek ismi verilen teras ve mekânlar birbirini tamamlamıştır. Bu planlama anlayışındaki en önemli kural, Midyat evlerindeki pencerelerin birbirlerini görmemesi ve evlerin mahremiyetinin sağlanması ön plana çıkarılmıştır. Midyat evlerini Mardin yöresindeki diğer sivil mimariden ayıran en önemli özellik ise, bezemenin yapıların dışında olduğu gibi iç mekânlarda da aynı yoğunlukta tekrarlanmasıdır. Özellikle karanfil, püskül, lale, burma ve süpürge motifleri belirli bir düzen içerisinde yapılarda tekrarlanmıştır. Ayrıca Emevi ve Abbasi süsleme geleneğinin etkileri pencere sövelerinde, silmelerde ve sütunlarda da görülmektedir.

    Midyat mimarisinde görülen zengin süslemeler takılarda ve süs eşyalarında, gümüş telkâri işçiliğinde kendini göstermiş ve mimari süsleme sanatına, el sanatlarına etkili olmuştur.

    Mardin Nusaybin ilçesinde Diyarbakır Valisi Hafız Mehmet Paşa'nın 1837 yılında, oldukça geniş bir alana yaptırmış olduğu kışla 1970'li yıllardan sonra yıkılmıştır. Sultan II.Abdülhamid zamanında kurulan Hamidiye Süvari Alayı'nın birlikleri bu kışlada konuşlandırılmıştı. II.Dünya Savaşı sırasında da kullanılan bu kışlanın 300'den fazla odası, giriş kapısında da iki büyük aslan heykeli bulunuyordu.

    Mardin ve Midyat evlerinin en önemli öğesi de çeşitli dini toplulukların değişik kültürlerin ve dillerin birleşmesidir. Midyat evlerini ÇEKÜL Vakfı “Yedi Bölge ve Yedi Kent Programı” içerisine almıştır.



    [​IMG]Mardin Mardin Doğal Güzellikleri

    Mardin doğal güzelliklerinin başında mağaralar, kaplıcalar ve mesire yerleri gelmektedir.

    Mağaralar

    İplik Mağarası (Merkez)

    Mardin Saraçoğlu Mahallesi’nin alt kısmında bir takım mağaralar bulunmaktadır. Bu mağaralar iç içe birbirine geçen 60’a yakındır. Bu mağaralar eski tarihlerde iplik imalâthanesi olarak kullanılmış, bu yüzden de halk arasında İplik Mağaraları olarak isimlendirilmiştir.


    Gümüşova Mağarası (Mazıdağı)

    Mardin Mazıdağı ilçesine 30 km. uzaklıktaki Gümüşyuva Köyü’nde bulunan bu mağara Bizans döneminde kullanılmıştır. Mağara içerisinde Bizans döneminden kalma temel kalıntıları ile giriş kapısı üzerinde de iki mühür resmi bulunmaktadır.


    Deniz Mağarası (Derik)

    Mardin Derik ilçesinin batısında, Hanok’un 8 km. kuzeybatısındaki Buhur Köyü’nde bulunan bu mağara içerisinde yeraltı gölü bulunmaktadır. Bu yüzden de bu mağaraya Deniz Mağarası ismi verilmiştir.


    Hanok (Cin) Mağarası (Derik)

    Mardin Derik ilçesinin batısında, Çukursu Köyü’nün yakınında bulunmaktadır.


    Linyevri Şifa Mağarası (Midyat)

    Mardin Midyat ilçesi, Gelinkaya Beldesinde bulunan bu mağaranın üzerinden akan sular bulunmaktadır. Halk arasındaki inanışa göre bu suların kaşıntıya iyi geldiği sanılmaktadır.


    Bunların dışında Mardin ve çevresinde Şakolin ve Firiye, Kefilsannur, Şenköy Kefilmelep, Kefilmardin, Hapisnas, Tınat, Kıllıt, Hanika, Salah, Hessinmeryem, Sercahan, Gümüşyuva, Avrıhan, Derinsu, Dırkıp, Haramiye Mağaraları bulunmaktadır.


    Kaplıcalar

    Germ-i Ab Kaplıcası (Dargeçit)

    Mardin Dargeçit ilçesine 18 km. uzaklıkta, Dicle Nehri kenarında bulunan Germ-i Ab Kaplıcası kimyasal özellikleri yönünden zengindir. Kaplıcanın kükürtlü suyu 40 C olup, bu suyun deri hastalıklarına ve romatizmaya iyi geldiği söylenmektedir.


    Mesire Yerleri

    Mardin’e 20 km. uzaklıktaki Bakırkırı (Bağrıkara), Mardin’e 3 km. uzaklıkta Fahriye Bahçeleri ile Ravziye Bahçeleri, Mardin Kalesi arkasında Zınnar Bahçeleri; Nusaybin’in Şahnişin Köyü’nde Çağçağ Mesiresi; Kızıltepe’de Gurs Şelaleleri; Nusaybin-Midyat arasında Beyazsu, Karasu; Savur meyve Bahçeleri; Yeşilli Vadisi yörenin belli başlı mesire yerleridir.


    [​IMG]





    Mardin Mardin Çeşmeleri

    Mardin’de çeşmeler genellikle külliyelerin veya medreselerin eyvanları içerisinde yapılmıştır. Çoğunlukla bunlar kemerli nişler olarak görülmektedir. Mardin sokaklarında bireysel olarak yapılmış çeşmeler ile meydan çeşmelerine rastlanmamaktadır.

    Mardin çeşmeleri Artuklular zamanında XII.-XIII.yüzyıllarda yapılmışlardır. Bunlardan Necmeddin Ilgazi’nin yaptırmış olduğu külliye içerisinde bulunan ve günümüze pek az kısmı gelebilen hamam avlusundaki çeşme Anadolu’nun en eski çeşmelerinden bir örnektir. Bunun dışında Mardin’de Kasımiye, Firdevs, Fahriye, Ayn Kapak, Cevheriye, Ayn Saraç ve Savur Kapı çeşmeleri bulunmaktadır.


    Emünüddin Çeşmesi (Merkez)

    Mardin Mâristan (Mesken) Mahallesi’nde, Artuklu Sultanı Necmeddin Ilgazi (1108-1122) yaptırmış olduğu Emünüddin Külliyesi’ne bir de çeşme ilave etmiştir.

    Çeşme yöresel taştan niş içerisinde bulunmakta olup, kitabesi günümüze gelememiştir. Ayna taşı ve önündeki yalak taşının yanı sıra arkasında çeşmeye su getiren künkler bulunmaktadır.


    Altunboğa Medresesi Çeşmesi (Merkez)

    Mardin’de Altunboğa Medresesi XIII.yüzyılın sonu ile XIV.yüzyılın başında yapılmıştır. Bu medreseden günümüze yalnızca çeşmesi gelebilmiştir.

    Bir eyvan içerisinde bulunan çeşme kesme taştan yapılmıştır. Çeşmenin sivri kemerli nişleri olup, arkasında da deposu bulunmaktadır.


    Kasımiye Medresesi Çeşmesi (Merkez)

    Mardin’in güneyinde Akkoyunlu Sultan Kasım’ın 1487-1502 yılları arasında yapımını tamamladığı medrese avlusunun ana eyvanı içerisinde bir de çeşme bulunmaktadır. Çeşmenin kitabesi bulunmamaktadır. Ancak, medrese ile birlikte yapıldığı sanılmaktadır. Avlunun kuzeyindeki havuzlu ana eyvanın yanındaki niş içerisinde bulunan bu çeşme sivri kemerli olup, önünde yalak taşı ve arkasında da su haznesi bulunmaktadır.


    Savur Kapı (Ayncevzi Bab-ı Savr)Çeşmesi (Merkez)

    Mardin’de Savur Kapı Medresesi’nin içerisinde bir de çeşme bulunmaktadır. Çeşme medresenin bir bölümünü oluşturduğu gibi bulunduğu yere merdivenle çıkılmaktadır.

    Çeşmenin medrese ile birlikte XIII.-XIV.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

    Çeşme sivri kemerli, yerel Midyat taşından yapılmıştır. Sivri kemerli nişin içerisine dikdörtgen mermerden ayna taşı yerleştirilmiştir. Çeşme yakın tarihlerde restore edilmiştir.


    [​IMG]Resimler sırasıyla:

    Postane ,Kasımiye Medresesi,Midyat Devlet Konut Evi,Mardin Gece

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]


    Ve yine sırasıyla ;

    Antikacı,Semerci,Cumbalı Ev,Erdoba Konakları

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]
    [​IMG]

    Yukardan Soldan Sağa sırasıyla :

    1)Devlet Konuk Evi,Devlet Konuk Evi2,Eski Hükümet Konağı,Cami Kilise Minareleri,Midyattan bir görünüm
    2)Alttakilerde Midyattan bir görünüm.
    3)Kilise kapısı,Midyattan görünüm ve Midyat Gölü,Nehroz Camii,Gülüke Hanı
    4)Midyattan görünüm,Eski Hükümet Konağı,Midyat Evleri,Geçmişten ve Midyattan bir görünüm
    5)Akabinde 5.sıradakilerin hepsinde Midyattan görüntüler vardır
    6)Midyat görüntüleri,Midyat Büyük Camii,Cevatpaşa Camii ve yine Midyattan bir esinti
     
  4. mislinay

    mislinay Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Kasım 2007
    Mesajlar:
    8.130
    Beğenilen Mesajlar:
    39
    Ödül Puanları:
    0
    Ce: mardin

    okuyamadım cemoşcum canım oku oku bitmez diye resimlerine bakıverdim canım güzelmiş ama ha mardinmekanlarda çok güzel ellerine ve emeğine sağlık canım
     
  5. Fatimole

    Fatimole Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    5 Kasım 2007
    Mesajlar:
    80
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Ce: mardin

    Ben bizzat gittim ve gördüm Mardin'i..... Fırsat bulupda gitmeyi herkese tavsiye ederim...Gerçekten canım yurdumun heryeri tarih kokuyor ben hayran kaldım oralara..Helede insana verilen değer,saygı,izzeti ikram süperrrrr.....Cemoşum eline sağlık hatırlattığın için.
     
  6. SadmiN

    SadmiN ♥ Ölürüm Sana Mavimm ♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    29 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    15.364
    Beğenilen Mesajlar:
    960
    Ödül Puanları:
    113
    Ce: mardin

    sağolun arkadaşlar ama en çok görmek istediğim yer mardin çok merak ediyorum umarım bi gün giderim fati senin gibi
     
mardin konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. mardin!

    mardin!

    Merhabalar degerli misafirimiz, sitemizde toplu bir temizlik yapmak zorunda kaldik. Su anda gormek istediginiz konuyu maalesef sizlere sunamiyoruz. ilgili sayfamizin google siralamalarindan dusmesi icin gerekli algoritmik degerleri sitemize verdik. Verdigimiz rahatsizlik icin sizlerden ozur dileriz. Dilerseniz yukaridan sitemizin logosuna tiklayarak anasayfamiza gidebilir, Ya da ust sag...
  2. Mardin

    Mardin

    Mardin Atatürk, Mardin için Paşa olduğum diyar sözünü sürekli kullanmıştır. Atatürkün hayatında önemli bir dönüm noktası vardır. General olduğunun müjdesini Mardinde alan büyük komutan bu olayı bir çok yerde ve zamanda dile getirmiştir. Mardinliler bir gece önce aralarında Albay olarak gördükleri Mustafa Kemal 'ni ertesi gün pırıl pırıl General apoletleriyle Mustafa Kemal Paşa olarak...
  3. Mardin...

    Mardin...

    Sema Öğünlü İstanbul’un orta yerinde oturmuşum, Mardin diye diye. Gözlerim yarı kapalı, yarı açık. Kapalı olduğunda Mardin gülümsüyor bana bana, açık olduğunda yaram kanıyor. Kapalı olduğunda Artin geliyor aklıma ilk. Bir kardeşini ‘terör’ olaylarına kaptırdıktan sonra ailecek Türkiye’yi terk eden, yıllarla İsveç’te yalnızlık sürgününde çile dolduran ve nihayet artık huzur geri geldi...
  4. Mardin Seyahat

    Mardin Seyahat

    mardin seyahat mardin seyahat firmaları Firma: Mardin Seyahat Firma Gerçek Adı: Cem. Trans Mardin Sey. Yön. Kur. Başkanı / Sahibi: Cemal Yıldız Genel Müdür: Müslüm Ay Merkez Adresi: Merkez Hast. Cad. Şimşek İş Han. Kat:1 No:2 Mersin İletişim Bilgileri Tel 1: (482) 415 15 83 Tel 2: (212) 658 02 02 Büyük İstanbul Otogarı Bilgileri İşletme Yetkilisi: Mustafa Güleker Peron No: 167 Tel...
  5. Mardin

    Mardin

    Mardin'de Ne yenir Ne alınır NE YENİR? Mardin’in çok özel yöresel yemekleri mevcuttur. Özellikle kıbbe, çiğ köfte, keşkek, zerde, cevizli sucuk, helva çeşitleri, cevizli tatlılar yenebilir NE ALINIR? Mardin’in meşhur telkari gümüş işlemesi alınabilir. YAPMADAN DÖNME Mardin Müzesi, Deyrulzaferan Manastırı ile Kasımpaşa Medresesi görmeden, Badem şekeri, leblebi, ceviz sucuğu tatmadan,...

Sayfayı Paylaş