gebe
  1. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    34.166
    Beğenilen Mesajlar:
    2.216
    Ödül Puanları:
    113

    Mission Impossible III

    Konu, 'Sinema & Tiyatro' kısmında MaWiM tarafından paylaşıldı.

    Mission İmpossible 3’ün mühim sayılabilecek bir sahnesindeyiz. “The Good Thief”deki Nick Nolte dahiyane soygun planını yaparken, planın içine kendisine ihanet edecek bir köstebeği de katıyor; diyor ki “Her zaman bir köstebek, bir hain vardır! Öyleyse onu neden kullanmayalım?”. Tabii ki plan istendiği gibi yürümüyor, çünkü her zaman hesaba katılmayan bir hain de vardır. Mission İmpossible 3’ün haini filmin sonlarına doğru elleri kolları bağlı Tom Cruise’un karşısına çıkıp şu minvalde birşeyler söylüyor: - Tavşan patisi şimdi bizim elimizde ve yakında Orta Doğuya gidecek. Orada gene bir savaş çıkacak ve Amerika Birleşik Devletleri gene en iyi yaptığı işi yapıp savaş sonrasında ortalığı toparlayıp düzeltecek…

    Vesaire, vesaire…

    Oldukça iddialı laflar bunlar. İdeolojik laflar bunlar. Ve bunları filmin kötü adamı söylüyor, öyleyse bizim bildiğimiz Tom Cruise bu lafların altında kalmamalı. Nafile bir şekilde kötü adamın, hainin ağzının payını almasını bekliyoruz, Cruise’dan kötü adamı apıştıracak bir argüman bekliyoruz. Ama Cruise cevap vermek yerine kafa atıyor. Allah ne verdiyse, bir dayak ki, dayağı yiyen bile beğenir.

    Bu da bir ideoloji. Aksiyonun ideolojisi.

    Amerika’nın Orta Doğuyu derleyip toparlaması filmin içine atılmış bir laf. Aynen Tavşan Patisi gibi. Tavşan patisi filmde ne idüğü belirsiz, ama herkesin peşinden koşturduğu bir çeşit silah. İşin aslı silah olup olmadığını da bilmiyoruz. Macguffin. Macguffin ne? Biliyorsunuzdur herhalde, Hitchcock’un icadı:

    “macguffin, bir trende yolculuk eden iki adam hakkındaki bir hikayeden alınmış bir iskoç adı olabilir. adamlardan biri diğerine bagaj rafında duran paketin ne olduğunu sorar. diğeri bu soruya ‘ah, o bir macguffin’ diye yanıt verir. ilk adam ‘macguffin de nedir?’ diye sorar. ‘bak şimdi’ der diğer adam ‘macguffin, kuzey iskoçya dağlarında yaşayan aslanları tuzağa düşürüp, yakalamaya yarayan bir aparattır’. ilk adam ‘ama iskoçya dağlarında hiç aslan yok ki’ diye tepki verir. bunun üzerine diğer adam ‘hmmm, peki… o bir macguffin değil o zaman!’ der. görüyorsunuz ya; bir macguffin aslında hiçbir şey değildir.”

    (Ekşi Sözlükten, kedi tasması’nın entrisinden aldım, o da büyük ihtimalle Truffaut-Hitchcock röportajından almıştır.)

    Hitchcock aslında sadece bir isim koymuş, macguffin onun icadı değil tabii ki. Hikayede aksiyonu başlatan, karakterlerin peşinden koşturduğu hedef Macguffindir. Ne olduğu genelde mühim değildir. Mühim olan, başlattığı aksiyondur. Peki ama aksiyon nedir?

    Bu sefer kendi yazdıklarımdan alıntılıyorum:

    “macera aksiyon veya gerilimle bir değil. macera, bir insan kendini maceraya atınca macera oluyor. aksiyon sizi bulursa macera yaşamazsınız, siz aksiyona giderseniz, bu bir macera olur. buna bir çeşit hayat felsefesi diyelim…”

    Oradan devam edersem; macerayla aksiyon bir değil demişim. Ama ortak yanları var, çünkü neredeyse her maceranın içinde aksiyon var. Henri Georges Clouzot’nun “Le Salaire de la Peur”üne bakalım: bir grup adam eskaza bir aksiyonun içine dalarlar. Nedir bu aksiyon? Nitrogliserin dolu kamyonları bir petrol yangınına yetiştirmek. Durumu en kısa nasıl özetleyebiliyoruz? Bir grup adam çok tehlikeli bir işe girişirler. Filmin meselesi nedir peki? Bir grup adam, tehlikeyle karşılaştıklarında nasıl davranıyorlar? O zaman şunu diyebiliriz mesela: aksiyon bir sınavdır. Aksiyonun sebebi ideolojik değildir, ama yola açtıkları ideolojik olabilir: aksiyon esnasında insanların davranışları. Hayata karşı nasıl duruyoruz, tavrımızı neye göre belirleyeceğiz? Bunlar, bu karakter meseleleri, aksiyon janrının sorduğu sorular. Verilen cevaplar genelde sözle değil, kafa atarak oluyor. Kelimeler dursun, yumruklar konuşsun. “Le Salair de la Peur” gibi bir başyapıt tabii istisna.


    (Filmin iki kahramanı birbirlerine yaslanmış, aksiyon birbirinden tümüyle farklı iki insanı birleştiriyor. Aksiyonu oluşturan öğelerin geri planda, karakterlerin ön planda olmasına dikkat.)

    Mission İmpossible serisinin üç filminin Hitchcock’dan ne kadar etkilendiğini görmemek mümkün değil. İlk film tabii ki Brian De Palma bağlamında. Tipik Hitchcock örneği: eğer bir masada oturup konuşan iki kişi, masanın altında bir saatli bomba olduğunu bilmiyorsa, ama seyirci bunun farkındaysa, “gerilim” o noktada başlar. De Palma’nın filmindeki en güzel sahneye, CİA binasına giriş sahnesine bakalım: Biz yaklaşan fareyi, Jean Reno’nun korkacağını, Tom Cruise’un aşağı sarktığı ipi, girmekte olduğu odada çalışan ve tuvalette bulunan görevlinin ne zaman döneceğini, herşeyi görüyoruz; masanın altında bombanın olduğunu ve patlama tehlikesini biliyoruz. Bu sebepten geriliyoruz. Bu noktada, seride ajanların teknolojiyle ilişkilerine dikkat. İlk filmde ajanların güvendiği teknoloji (ip) gerilime sebep oluyor, ters giden şey insani değil, insanların teknolojiye güveni. Üçüncü filmde teknoloji dramaturjik kıymetini kaybediyor. Sadece işini yapıyor.
    İkinci filmin konusu büyük ölçüde Hitchcock’un “Notorious”undan etkilenmiş, fark etmemek mümkün değil. Üçüncü filmde ise “Tavşan Patisi” muhabbeti var, macguffin’e çok bariz bir gönderme.

    Aksiyonun ideolojisi ne söylüyor üçüncü filmde? Neden kelimeler susuyor, yumruklar konuşuyor? Hain istediğini söyleyebilir. Tom Cruise, hain ne söylerse söylesin o kafayı yine de atacaktı. Söyledikleri güncel politikada yeni yeni popülerleşmesine sevindiğimiz bir George Bush zihniyeti karşıtlığının, anahtar kelimelerle süslenmiş hali, ama isterse Greenpeace’ci olduğunu söylesin, Tom Cruise o kafayı yine de atacaktı. Neden? Çünkü Tom Cruise güncel politikanın değişen değerleri için dövüşmüyor, daha basit ve evrensel birşey için dövüşüyor:

    1-İş ahlakı için dövüşüyor. Hain, iş ahlakına ihanet ettiği için bir kafa yemeyi hakediyor.
    2-Aksiyonu harekete geçiren ister Amerika’nın Orta Doğu stratejileri olsun, ister herhangi bir Macguffin, doğru ve yanlış aksiyonun kendi mantığı içerisinde bir oryantasyon bulmak her türlü dıştan mana yükleme çabalarından daha kesin sonuç verir. Aksiyonu yaratan kişi, hain, “yaptım, çünkü Amerika’nın buna ihtiyacı vardı” diyebilir, ama aksiyonun yarattığı sınava maruz kalan kişi kendisine yapılanın bir haksızlık olduğunun, yaratılan aksiyonun olayların gidişinin ortaya çıkardığı bir “macera” değil, yapay bir şekilde ortaya çıkmış birşey olduğunu farkındadır, bu yapaylık kendisini mağdur hale getirmiştir. Dolayısıyla aksiyonu yaratan hain temiz bir kafa yemeyi haketmiştir.


    (Aksiyonda ortak çalışma ekolü: etraf bombalarla tamamen güvensiz haldeyken, sırt sırta verip oryantasyon sağlıyorlar)

    Mission İmpossible 3’te hainin Orta Doğu planları uğruna girişilmiş binbir aksiyon izliyoruz. Tom Cruise bir adamın niyetleri yüzünden binbir dertle uğraşıyor. ABD bir adamın ve çevresindekilerinin politikaları yüzünden binbir dertle uğraşmak, aksiyonun sınavından geçmek zorunda. Aksiyonun iyimser mantığı Tom Cruise’un sınavdan geçmesini sağlıyor. Sıradan Amerikalı da Tom Cruise gibi oryantasyonunu politikacıların boş laflarından, macguffinlerinin yüzeysel açıklamalarından ziyade içgüdülerinde, sağduyusunda aramalı diyebiliriz bu filmden yola çıkarak. Bir aksiyon filminden fazla mı mesaj çıkardım?

    Bir aksiyon filmi, hiçbir zaman sadece sadece bir aksiyon filmi değildir; aksiyon karakter meselesidir diyerek bitirelim o zaman

     
Mission Impossible III konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Belgium Escape III

    Belgium Escape III

    Diğer serilerini de vereceğim. Zira bir sürü bu Dutch escape oyunları... Giriş
  2. II...YiNe Bitmeyen bir SensizliK...II

    II...YiNe Bitmeyen bir SensizliK...II

    Merhabalar degerli misafirimiz, sitemizde toplu bir temizlik yapmak zorunda kaldik. Su anda gormek istediginiz konuyu maalesef sizlere sunamiyoruz. ilgili sayfamizin google siralamalarindan dusmesi icin gerekli algoritmik degerleri sitemize verdik. Verdigimiz rahatsizlik icin sizlerden ozur dileriz. Dilerseniz yukaridan sitemizin logosuna tiklayarak anasayfamiza gidebilir, Ya da ust sag...
  3. Reiki III

    Reiki III

    III. derece Reiki bu harika iyilestirme sisteminin en heyecanli bölümüdür. Bilginin, Reiki'yi baskalarina aktararak iletildigi ögretmenlik derecesi bu asamada yer alir. Bazi ögretmenler bu seviyeyi, Reiki III - Uygulayici ve Üstad Seviyesi olarak iki kisimda incelerler. Reiki III - Uygulayici bölümü bazi Ki egzersizleri ile birlikte Reiki III sembollerini ve bunlarin iyilestirmede kullanim...
  4. Reiki II

    Reiki II

    reiki sembolleri nasıl kullanılır dönüşüm reikisi 1.derece Reiki'de sembol yoktur ve bir Reiki seansi sirasinda verilmesi gerekli degildir. Bununla birlikte, 2.derece ve ötesinde verilen semboller ve bunlari aktif hale getiren inisiasyolar, Reiki iyilestirme sistemine güç ve çok yönlülük katar. Reiki sembolleri kutsaldir. Onlari gizli tutmak Reiki geleneginin bir parçasidir. Sadece 2.derece...
  5. II. Göktürk (Kutluk) Devleti

    II. Göktürk (Kutluk) Devleti

    630-680 arasındaki 50 yıllık zaman Gök-Türklerin hürriyetlerini kaybettikleri bir matem devresi oldu. Her ne kadar Orta Asya'da millet olarak Türkler varlıklarım, dil, inanç ve geleneklerini muhafaza etmişlerse de müstakil bir devletten yoksunluk, "Bey'lik erkek evladın kul, hatun'luk kız evladın cariye" olması, Gök-Türkler için haysiyet kırıcı bir ıstırap kaynağı teşkil ediyordu....

Sayfayı Paylaş