gebe
  1. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul

    Mitoloji hakkında genel bilgiler en geniş bilgi burada

    Konu, 'Eski Uygarlıklar' kısmında PaSikA tarafından paylaşıldı.

    mitolojinin eş anlamlısı mitoloji eş anlamlısı anlam anlamı eşanlamı Telemahos’un isyanı Gök gözlü tanrıça Atena; Kral Mentes kılığına bürünüp Troya Savaşlarının bitiminde gemisiye dönüş yolculuğuna başlayan ama yıllardır aile ocağına dönememiş olan kral Odisseus’un sarayına gelmişti. Olup bitenleri bir de kendi gözleriyle görmek istiyordu. Gerçekten de saraydaki durum yürekler acısıydı! Hemen hemen herkes Odisseus’un artık öldüğünü düşünüp ona göre bir davranış içine girmişti. Sözde dul kalan güzel Penelopeya (Penelopeia) ’yla evlenebilmek için Akdeniz bölgesindeki bütün ülkelerden soylular prensler komutanlar talip olarak gelmişler Odisseus’un sarayını yurt edinmişlerdi. Bu talipler yıllardır Odisseus’un birikimlerini ve İtake halkının zaten kıt kanaat olan üretimini arsızca yiyip içiyorlardı...Onlara sorarsanız Penelopeya’nın evlenme kararını bekliyorlardı... Penelopeya da birşeler düşünüyor bu yüzden bir türlü “hayır” yada “evet” diyemiyordu! Bu arada talipler de; sazlı sözlü şölenlerle günlerini gün ediyorlardı...İşte tanrıça Atena’nın kılık değiştirerek gelmesinin nedeni Odisseus’un oğlu yeniyetme Telemahos (Telemakhos) ’un yüreğinde ve beyninde isyan ve eylem duyguları uyandırıp bu asalak sürüsünü evden kovdurmaktı..! Tanrıça Atena; Telemahos’a bu talipleri bir an önce kovmasını ve sağlam bir gemiyle denizlere açılıp babasından haber toplamaya gitmesini öğütledikten sonra kalkıp gitti... Kral Mentes kılığındaki gök gözlü tanrıça Atena gittikten sonra Telamahos; hem babasını daha çok düşünmeye hem de leş kargaları gibi evlerine çöreklenmiş bu beleşçi ve yüzsüz taliplerden daha fazla iğrenmeye başladı...Ne var ki aniden içine doğan bir duyguyla sarsılır gibi oldu! Çünkü az önce baba dostu sandığı kralın bir tanrı olduğunu seziverdi birden! ..Birden ışıklanıp herşeyi görür gibi oldu... Hemen ellenip ayaklanıp doğruca taliplerin yanına gitti. Onlar da yemiş içmişler ellerinde şarap bardaklarıyla yarı karanlık ayışığı altında sarayın ünlü ozanı Femyos (Phemios) ’un anlattıklarına dalıp gitmişlerdi... Ozan; nice yiğit Troyalı direnişçilerin işgalci ve yağmacı ordulara yıllar yılı nasıl direndiklerini; her iki cepheden nice masum yiğitlerin talancı bir kralın çıkarları uğruna nasıl düşüp düşüp öldüklerini yana yakıla dillendiriyordu sazıyla. Troya’yı yakıp yıkanların savaş sonrası dönüş serüvenlerinden tanrıların sağ kalanlara biçtiği ve dayattığı acıyazgılardan sözediyordu. Odisseus’un karısı Penelopeya da bütün bunları odasında tek başına dinliyordu. Ozanın yanık yanık söyledikleri içine işliyor; gözleri dolu dolu oluyordu. Sonra kendini tutamayıp aşağıya taliplerin ve oğlu Telemahos’un bir arada dinledikleri ozanın yanına indi. Allı yeşilli yaşmağıyla ıslak gözlerini ve yüzünü örtüp ağlaya ağlaya ozan Femyos’a seslendi: “Nice türküler bilirsin Femyos açar insanın içini/ Anlatıver şimdi bunlardan birini! / Şunlar da içsinler şaraplarını ses çıkarmadan / Yürek yakan bu acıklı türküyü bırak/ Odisseus’un o güzel yüzünü getiririm gözümün önüne durmadan! ” Bu sözlerden sonra oğlu Telemahos biraz diklenerek; “ Sadık ozanımıza ne kızarsın anacığım? / Ozana darılmamalı dile getirdi diye savaşçıların kaderini. / Sen de zorla yüreğini onu dinle. / Bir babam Odisseus değil ki dönemeyen / Daha nice yiğitler öldü Troya’da! ...” diye yanıt verdi anasına. Gidip ozanı odasında dinlemesini öğütledi ona. Artık bundan böyle evin efendisinin kendi olduğunu ve yiğitçe konuşmanın da erkeklere özgü olduğunu söyledi...Penelopeya oğlunun böyle delikanlıca ve isyancı bir havayla konuşmasına ilkin şaşırdı; sonra da öyle olmasına sevindi. Gidip odasındaki yalnız yatağı üstüne kendini atıp Troya’dan dönmeyen kocası için doya doya ağlamaya başladı; tanrıça Atena göz kapaklarına uyku dökünceye dek sürdürdü gözyaşlarını... Sarayın avlusundaki talipler bağırıp çağırıyor; hepsi de varıp güzel dul Penelopeya’nın yanına yatmaya can atıyordu... Telemahos bu azgın taliplere haliyle çok öfkelendi: “İleri gidersiniz ey anamın talipleri bağıracak ne var böyle? Sabahleyin alanda toplanalım hepimiz. Birşey diyeceğim size orda açıkça; Burdan gidin diyeceğim başka yerde kurun sofranızı Yiyin kendi paranızı çağırın birbirinizi şölene! Ama derseniz daha kolay bizce daha çıkarlı Yiyip tüketmek tek adamın varını yoğunu Yolun o zaman onu istediğiniz gibi yolun Birgün Zeus elbet ödetir size bunu Topunuz zıbarır gidersiniz bu sarayın içinde! ” Telemahos böyle konuşunca bütün talipler şaşkınlıktan dudak ısırdılar! Onun böyle diklenerek yiğitçe ve herkese meydan okuyarak konuşmasına pek bir anlam veremediler. Bir süre sonra taliplerden biri; “ Ne o Telemahos amma da savurdun ha Tanrılar öğretmiş bunu sana besbelli. Kral oğlusun ama dilerim Zeus gene de Denizle çevrili İtake’de kral yapmasın seni! ” diye karşılık verdi. Tanrıça Atena; yeniyetme Telemahos’un isyanını gülümseyerekten izliyordu Olimpos’taki sarayından... Yaşar Atan
     
  2. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Mitoloji
    Baştanrı Zeus’un saltanatı... Babası Baştanrı Kronos’u Olimpos’tan kovup onun tahtına kurulan Zeus; bir süre sonra patlak veren tanrılar arası o ünlü koltuk kapma savaşlarından da yengiyle çıktı. Kendisine bu savaş sırasında yardımcı olan Tanrı ve tanrıçalara “suspayı” kabilinden bazı ayrıcalıklar ve göstermelik birer koltuk bağışladı. Artık evreni ve özellikle dünyamızı Olimpos’taki altın sarayından diğer on iki Tanrıyla birlikte yönetmeye başladı. Ne var ki hiçbir Tanrı yada Tanrıça Baştanrı Zeus’un olur vermediği bir eyleme girişemezdi; girişirse de onu anında cezalandırırdı. Örneğin insanların kul ve köle olarak yaşamlarını sürdürmeleri amacıyla Olimpos’ta köşe bucak sakladığı ateşi çalıp dünyamıza ulaştıran Tanrı Prometeus’un başına gelenleri bilmeyen yoktur. Zeus onu ebediyyen kayalıklara mıhlatmıştı! ... Baştanrı Zeus’un buyruğundaki tanrılar arasında oğulları kızları ve karısı Hera da vardı. Evrenin yönetimi sırasında Zeus’un verdiği buyruğu öteki tanrılar hemen yerine getirmek zorundaydı. O ölümsüz Homeros’un betimlediği gibi bir konuşmaya başladı mı hemen mavi kaşlarını çatardı. Sonra da gür saçları tanrısal başında dalgalanır ve haşmetinden bütün Olimpos ülkesi sarsılıp sallanırdı…Onun elinde şimşekler çaktıran silahlar vardı. Gerektiğinde on-onbeş kişiyi bir anda öldürebilirdi! Üstelik kendisini yeryüzünde temsil eden krallara dünya egemenliğinin simgesi olan altın asayı da o bağışlardı! Örneğin Troya’ya savaş açan krallar kralı Agamemnon’un altın asası da onun armağanıydı! .Bulutlar sular da onun buyruğundaydı. Bu yüzden Yunanlılar; bizim “yağmur yağıyor” söylemimizi “Zeus yağıyor” şeklinde dillendirirler. Bu arada Zeus’un her türlü ölçüyü aşan zamparalığı da tanrılar ve insanlar arasında dillere destandı! . Yalnızca Tanrıçalarla değil yeryüzündeki ölümlü ama güzelliğiyle ünlü kadın ve kızlarla da ilişkilere girerdi. Çoğunlukla dünyalı güzellerin ona gerçek kişiliği ve bedeniyle pek yüz vermemeleri yüzünden Zeus da onları tuzağına düşürmek için her yola başvururdu. Örneğin bir boğaya bir kuğu kuşuna ya da bir kartala dönüşüverirdi hemen! Onun bu tür ilişkileri sonunda doğan çocukların ve doğadışı yaratıkların haddi hesabı yoktu! Karısı Tanrıça Hera ne kadar izini sürse de çoğu zaman onu suçüstü yakalamakta hep geç kalırdı. Ne var ki kocasından çocuk doğuran o dünyalı güzellerin ve de doğurdukları çocukların başlarına gelmedik kalmazdı! Tanrıça Hera öcünü yaman alırdı… Söylediğimiz gibi Zeus’un en çok ilgilendiği gezegen dünyamızdı. Tabii dünyanın kendisinden çok oradaki insan denen o zayıf çelimsiz yaratıklardı onun gözünde önemli olan. Zaten onların yaratım işini çok güvendiği Tanrı Prometeus’a vermişti. Prometeus da kendi gözyaşlarıyla ve aşkla yoğurup şekillendirdiği çamurdan yaratmıştı insanı. Çok akıllı olan bu Tanrı; yarattığı insanın kafasının içine kendi beyninden de bir parça koymuştu! Artık Prometeus; severek yarattığı ve kendi aklıyla da donattığı insanlar aracılığıyla atalarının soyunu kurutan Baştanrı Zeus’tan da öcünü almış olacaktı! ..Ne var ki onun bu niyetini zamanla sezinleyen Zeus da ateşi insanlardan hep uzak tutmaya başladı. Çünkü insan denen bu çelimsiz ama akıldan yana gücü sınırsız yaratıklar; bir de ateşi ellerine geçirirlerse Olimpos’a gelip kendi tahtına kurulmaları işten bile değildi! ..Onun için insanlardan hep ürktü Zeus…Bu yüzden de dünya denen o küçücük gezegendeki insanları gözaltında köle olarak tutmak gereğini duydu hep. Bu amaçla Zeus kendi temsilcileri olarak seçtiği bazı kulları onların başına zorba egemenler olarak dikti. Kendisi de Olimpos’a yakın Anadolu coğrafyasından beğendiği yirmi kadar yüksek dağı yurt edindi; üs edindi. Oralara konuşlanarak insanları silahlarının gölgesi altına aldı! Örneğin Anadolu ve Yunanistan halklarını kendi çıkarı doğrultusunda yönlendirip karşılıklı vuruşturdu. Buyruğundaki tanrıların bazıları Troyalıların bazıları da Akhalar denen Yunanistanlıların saflarında yer aldı. Destekledikleri kahramanlarla karşıt kahramanları birbirleriyle çatıştırıp vuruşturdular. Kendilerinin de sevimsiz ve aşağılık olarak niteledikleri Savaş Tanrısı Ares’i aracı olarak kullandılar. Bu da yetmedi. Bu savaşın içine et-kemik olarak kendileri de katıldı zaman zaman. Örneğin Afrodit bileğinden yaralandı. Ares de çok ağır darbeler yedi. Bu yüzden yara bere içinde gidip babası Zeus’un ayaklarına kapandı; ağlayıp sızlandı. Zeus da onu; “Böyle ağlaşıp durma dizimin dibinde dönek! Olimpos’ta oturan tanrılar arasında Benim iğrendiğim Tanrısın sen Hep hırgür kavga savaş senin işin gücün! “ diye azarlayıp kovaladı! Üstelik Zeus da bu savaşlar sırasında kendi öz çocuklarını örneğin çok sevdiği Frikya Kralı Sarpedon’u kurtaramadı. Öteki tanrılar ve tanrıçalar da kendi çocuklarını ve de dünyalı sevgililerini gözleri önünde bir bir yitirdiler. Çok geç de olsa sonunda el ele verip körükledikleri savaşın kurbanı olduklarını anlamak zorunda kaldılar. Ölümlerini önleyemedikleri oğulları için gözyaşları döktüler. Sırf kişisel egemenliği uğruna körüklediği bu savaşların sonunda Zeus tanrıları aşan bir gücün varlığını sezinleyip gördü. Çünkü “Zorunluluk” ya da “Adalet” denen ve evrenin zembereği olan bu güç; bumerang örneği dönüp dolaşıp savaşın yenilmez sanılan galiplerini de kesinlikle yok ediyordu… Yaşar Atan
     
  3. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Mitoloji

    Osiris ve Isis Osiris’in tahta geçtikten sonra ilk yaptığı işlerden biri ilkel bir hayat süren Mısır’lıları uygarlaştırmak olmuştur. Osiris onlara ilk tarım araçlarını yapmayı toprağı işlemeyi buğdayı ve üzümü yetiştirmeyi ekmek şarap ve bira yapmayı öğretmiştir. Ayrıca ilkel Mısır’lılara ilk defa tapınak inşa etmeyi ve tanrılara tapmayı öğreten ve dini törenleri düzenleyen de Osiris’tir. Hatta ikili flütü de ilk Osiris yapmıştır.Osiris şu an Louvre Müzesi’nde bulunan Amenmos Steli’ne göre bolluk bereket getiren bir doğa tanrısı özellikleri de taşımaktadır. Osiris doğal kaynaklara hükmetmekte onunla birlikte rüzgarlar esmekte ekinler yeşermekte ve hayvanlar yetişmektedir. Osiris Mısır’ın uygarlaştırılmasını tamamladıktan sonra bütün dünyanın uygarlaştırılması işine girişir. Tahtı kardeşi ve aynı zamanda da karısı olan İsis’e bırakır ve yanında veziri Thoth Anubis ve Ofois ile birlikte sefere çıkar. Uzun süre dünyanın uygarlaşması için çalışır. Burada Anubis için de bir parantez açmak gerekmektedir. Eski Mısır’da Anpu diye adlandırılan Anubis mitolojiye göre ölülere Öteki Dünya’nın yolunu gösteren çakal başlı varlıktır. Piramit metinlerinde Anubis Ra’nın oğlu olarak yer alır. Başka metinlerde ise Osiris ya da Seth ile ilişkilendirilir. Osiris ile ilgili efsanelerde adı çok sık geçmese de Anubis’in önemli bir yeri vardır. İlk olarak Anubis daha önce de gördüğümüz gibi dünyanın fethine Osiris ile birlikte çıkmıştır. Ancak bu fetih savaşla yapılan istila anlamına değil insanların uygarlaştırılması anlamına gelmektedir. Aslında bu efsaneden yola çıkarak Anubis tanrıların insanları eğitmesinde önemli rol oynayan varlıklardan bir olarak karşımıza çıkar. İkinci olarak da Anubis Osiris’in ölümünden sonra onun “vücudunun” korunması işini üstlenir. İlk olarak bu görevi olan Anubis zamanla Osiris’in cenazesi ile olan ilgisinden dolayı ölü kültleri ile ilgili bir özellik kazanmış ve mumyalama ve ölünün yargılanması ile ilgili yol gösterme görevleri gibi görevler üstlenmiştir.Osiris döndüğünde ülkesini İsis’in başarılı yönetimi sayesinde çok iyi durumda bulur. Ancak bu dönem uzun sürmez. Tahta geçmeyi arzulayan fakat Osiris’in yokluğunda dahi hüküm süremeyen Seth Osiris’i yok etmek için bir plan hazırlamıştır. Bu plana göre Seth Osiris’in ölçülerine göre bir sandık hazırlatır ve sandığı en değerli taşlarla süsletir. Seth bundan sonra kendisine yardım eden yetmiş iki kişiyle birlikte planını uygulamaya koyulur. Seth büyük bir yemek verir ve Osiris’i de çağırır. Osiris hiç bir şeyden şüphelenmeyerek yemeğe gider. Yemek sonunda Seth sandık kimin ölçülerine uyarsa sandığın sahibinin o olduğunu söyler. Denemek için herkes sırayla sandığın içine yatar. Sıra Osiris’e gelmiştir. Osiris yatar yatmaz Seth sandığı çiviler eritilmiş kurşunla lehimler ve Nil nehrine atar. Böylece Seth planını uygulamıştır. Bu olay “ Osiris’in krallığının yirmi sekizinci yılında Athyr ayının on yedisinde olmuştur. İsis bunu duyunca üzüntüsünden saçlarını keser elbiselerini parçalar ve Osiris’in kapatıldığı sandığı aramaya çıkar. Osiris’in kapatıldığı sandık Fenike’ye Byblos kentine kadar sürüklenmiş ve burada karaya vurmuştur. Karaya çıktığı yerde ise süratle büyüyen bir ağaç sandığı gövdesinin içine almıştır. Byblos Kralı Malkandros bu ağacı gördüğünde hayran kalır ve ağacı kestirerek sarayına sütun olarak diktirmeye karar verir. Ağaç kesildiğinde çok güzel bir koku çıkarmıştır. Bu olay Isis’in kulağına kadar gelmiştir. İsis durumu anlar ve Malkandros’un sarayına gider. Burada önce Astarte’nin çocuğunun dadısı olur. İsis bir gün çocuğu ölümsüz yapmak ister ve bu amaçla çocuğu ölümsüzlük ateşine batırır. Bunu gören kraliçe çığlıklar atarak İsis’i engeller. İsis artık kendini tanıtmak zorunda kalır. Daha sonra Kral Malkandros’dan izin alarak ağacın gövdesini açar ve içinden sandığı alır. İsis sandığı vatanına geri getirdikten sonra Buto şehrine oğlu Horus’un ziyaretine giderken sandığı güvenli zannettiği bir yere saklayarak bırakır. Gece dolunayda avlanan Seth sandığı bulur ve Osiris’in bedenini tanır. Bunun üzerine Seth Osiris’in bedenini 14 parçaya ayırır ve bu parçaları Mısır toprakları üzerine dağıtır. Bunu duyan İsis papirüs ağacından yapılma bir tekneye biner ve bütün Mısır’ı dolaşarak Osiris’in bedeninin parçalarını toplar ve parçaları her bulduğu yere bir tapınak diker. Bu yüzden Mısır’ın bir çok yerinde içinde Osiris’in cesedinin bulunduğu söylenen bir çok tapınak vardır. Efsanenin sonunda ise Osiris’in oğlu Horus Seth’i yener. Yeniden canlanan Osiris artık bu dünyada yaşamak istemez ve hükmetmek için ölüler ülkesine gitmeyi tercih eder. Burada yine Anubis ile birlikte olacaktır. Anubis ölüleri yargılanması için Osiris’e getirecektir.
     
  4. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Mitoloji

    Klasik Mitoloji Klasik mitoloji batılı yazarlarca yazılmış kitapların hemen tümünde Grek (Yunan) Mitolojisi olarak anılır. Oysa bir zamanlar Yunanistan'da da tapkı gören bu mitoloji önceki çağların birikimi ile Anadolu'da özümlenmiş; buradan Yunanistan'a geçmiştir. Aslında dilimizdeki Yunanistan sözcüğü bile İonistan'dan bozmadır ve Ionya çoğunluğu İzmir-Söke arasında bulunan 12 kente verilen bir coğrafi addır. Bugün klasik mitoloji diye bilinen efsaneleri anlatan en eski yazılı kaynak şiirin babası sayılan İzmirli Homeros'un ölümsüz yapıtı İlyada'dır. Tarihin babası sayılan Halikarnassos'lu (Bodrum'lu) Herodotos şöyle der: 'Peki nereden geliyorlardı bu tanrılar? Taa baştan beri mi vardılar? Biçimleri nasıldı? Daha düne kadar hiçbirşey bilinmiyordu. Zira Homeros ve Hesiodos benden herhalde dörtyüz yıldan daha eski değildirler; Grekler için tanrıların soy zincirini düzenleyen tanrıların sıfatlarını görevlerini kendilerine özgü niteliklerini belirten görüşlerini anlatan onlardır. Onlardan önce geldikleri söylenen ozanlar bence onlardan sonradırlar. Bu konuda başta söylediklerim için Dodona rahibesine dayanıyorum ama Hesiodos ve Homeros ile ilgili olan sondaki gözlemler benimdir.' Evrenin yaratılışı ve tanrıların doğuşu konusunda Hesiodos'un 'Theogonia' da anlattıkları özetle şöyledir: Yaratılış: Önce Khaos vardı Karmaşa düzensizlik esneyen boşluk. Düzenin aydınlığın Cosmos'un tam tersi. Sonra geniş göğüslü Gaia var oldu. Ana Toprak; sürekli sağlam dayanağı tüm ölümsüzlerin. Onlar ki tepelerinde oturur karlı beline bulut kuşanmış Olympos'un ve yol yol toprağın dibindeki karanlık Tartaros'ta. Sonra herşeyi birleştiren yaşamı kuran Eros (sevgi) en güzeli ölümsüz tanrıların. O Eros ki elini ayağını çözer canlıların ve insanların da tanrıların da ellerinde alıe yüreklerini akıl ve istem güçlerini Khaos'tan yeraltı karanlığı erebos doğdu; İkisinin birleşmesinden Nyka yani yer üstü karanlığı yani Gece doğdu. Gaia(Yerana) bir varlık yarattı kendine eşit; yıldızlarla bezeli mutlu tanrıların sağlam yurdu Uranos ki biz ona güzel Türkçemizde Gökyüzü diyoruz. Yüce cüce bir nice dağ yarattı Yerana sonra konaklarında tanrılar tanrıçalar oturan dağları. Sonra Pontos'u yarattı Toprakana denizi yani ekin vermez denizi azgın dalgalarla şişen denizi. Kimseyle sevişip birleşmeden yaptı bunu öz başına. Sonra sarmalaşıp kucaklaştı Uranos'la doğurdu derin ve bol anaforlu Okeanos (okyanus) 'u ve Koios'u Hyperion'u Iapetos'u Theia Rheia Themis ve Mnemosyne'yi altın taçlı Phoibe'yi sevimli Tethys'i. Bunlardan sonra Kronos acımasız verdiğini verir vermez kemirmeye başlayan 'Zaman' geldi evrene.Ve gelir gelmez de diş biledi yıldızlı babasına. Örmeye durdu melanet kozasını. Ve sonra yerana Cyclop'ları (Tepegözleri) doğurdu azgın yürekli; Brontes'i Steropes'i ve belalı Arges'i -ki bunlar verecektir Zeus'a yıldırımı şimşekleri- Her bakımdan tanrıya benzerdi bunlar. Ama tek gözleri vardı alınlarında. Yuvarlak tek gözlerinden geliyordu adları. Güçlü çalışkan ve her işlerinde başarılıydılar. Uranos garip bir duygunun etkisi ile çocuklarından korkuyor doğan çocuklarını yerin derinliklerine hapsediyordu. Gaia bu gidişe bir son vermek için oğlu Kronos(zaman) ile anlaştı. Kronos uyumakta olan babasının başını kesti. Kronos egemenliği eline alınca kardeşleri olan Titan'ları yeraltından çıkardı. Yaradılış onu saltanatı sırasında da sürdü. Kronos kızkardeşi Rhea ile evlendi. Bu evlilikten Hestia Demeter ve Hera adında üç kız doğdu. Kronos babasına yaptığını oğullarının kendisine yapmasından çekindiği için doğan erkek çocuklarını yutuyordu. Bir gün Rhea kocasına doğan oğlu diye kundaklannmış taş yutturdu. Oğlu Zeus'u da İda (Kaz dağı) Dağı'ndaki Dikte mağarasında (bazı batılı yazarlara göre Girit adasında) doğurdu. Zeus olgunluk çağınna gelince Babası Kronos'a yuttuğu tanrıları kusturdu ve Kronos'u da gökten kovup dünyanın taa dibine yerin ve denizin alt tabakasının daha da altına attı. Zeus düşmanları ile yaptığı uzun savaşlardan sonra tanrılar ve insanlar dünyasının başkanı oldu. Çok daha sonraları Titan Iopetos'un oğlu Prometheus balçığı suyla ya da gözyaşı ile karıştırarak insanı yarattı ve güneşten narthex sopası ile getirdiği ateşi insanlığa armağan etti...' (Prometheus bu davranışından ötürü Zeus tarafından akıl almaz ve dayanılmaz bir işkence cezasına çarptırılır: Zeus onu Kaf dağına çiviletir; bir kartalı da Prometheus'a musallat eder; kartal Prometheus'un ciğerini yer; dünya durdukça Prometheus'un ciğeri büyümesini sürdürecek kartal da ciğerini yiyecektir.) Zeus bunlarla da yetinmeyerek: Hephaistos'u ilk kadını yaratmakla görevlendirdi. Hephaistos karısı Aphrodite'i model alarak ilk kadını yarattı. Tüm tanrılar kadına birer armağan verip kutuya kapattılar. Kadına tüm armağanlar anlamına gelen 'Pandora' adını verdiler ve kutuyu asla açmamasını söylediler. Ama kadın bu! Meraka kapılmaz olur mu? Dayanamayıp kutuyu açtı. Kutu açılır açılmaz da içindeki tüm kötülükler; hastalıklar dertler müsibetler yeryüzüne yayıldı. Pandora hatasını anlayıp kutuyu kapattı ama içinde kala kala tek şey kalmıştı:
     
  5. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Mitoloji
    Roma Mitolojisi Eski Roma mitolojisi Yunan mitolojisinden belirgin çizgilerle ayrılıyordu. Romalılar çeşitli anlayışları - dürüstlük doğruluk cesurluk vb. özellikleri tanrılarla özdeşleştirirlerdi. Roma mitolojisi Yunanların İtalya'ya yerleşmesinden sonra eski Yunan mitolojisinin etkisi altında kalarak bazı değişikliklere uğradı. Önceleri Mars onlar için bitkilerin köklerini besleyen bir tanrı Venüs ise bahçelerin tanrıçasıydı. Sonradan Yunan mitolojisinin etkisi altında kalarak bu tanrılar savaş ve aşk tanrısı adlarını almışlardı. Roma mitolojisinin en ilginç tarafı ise Eski Romalıların olaylara bakış açılarıydı. Roma mitolojisi sadece tanrılar ve doğaüstü canlıların öykülerinden oluşmamaktaydı aynı zamanda halkın ve Roma devletinin ideolojisine yerleşmiş olan bir bakış açısıydı. Gerçek Roma şehrinin kuruluşunun ve halkları idaresi altına almasının çok çok önceden tanrılar tarafından belirlenmiş olmasındaydı. Bu mit Romalıların bir çok savaşı kazanması sonucunda da ortaya çıkmıştı. Romalılar eski devirlerden başlayarak önce kendi çevrelerindeki kabileleri daha sonra Avrupa Asya ve nihayet Afrika'da yaşayan bir çok ulusu egemenlikleri altına almışlardı. Eski Romalılar bunu çok doğal olarak karşılamışlardı. Onlara göre Roma tanrılar tarafından seçilmiş bir devletti. Roma mitolojisi edebiyata yansımış ve ünlü Romalı şair Vergillius 'Aeneas' adlı eserini yazmıştı. 'Aeneas' eserinde şair Troya kahramanlarından biri olan Aeneas'ın halkı ile birlikte İtalya'ya nasıl yerleştiğini anlatmış. Aeneas Troya'lı prens Ankhises ile tanrıça Aphrodite'nin oğludur. Tanrılar kral Priamos soyunun sona ermesine Dardanos soyunun ise devam etmesine karar vermiştir. Bu nedenle Aeneas annesi tanrıça Aphrodite'nin yol göstermesi ile yakınları ve halkıyla İtalya'ya varabilecektir. Uzun ve bol serüvenli bir yolculuktan sonra Aeneas İtalya'nın Tiber nehri kıyılarına kolonisini kurar. Burada yörenin kralı Latinus ile dost olur ancak Yunan kolonisinin komutanı Turnus ile döğüşür ve onu yenerek öldürür. Latinus'un kızı Lavinia ile evlenerek Lavinium kentini kurar. Bu kent sonraları Albalonga adını alacaktır. Nihayet kent Roma adını alarak çok ünlenecek ve tarihte önemli roller üstlenecektir. Aeneas soyu oğlu Iulus ile devam eder ve bu soydan gelen Ilia ünlü ikizler Remus ve Romulus'u (Remo ve Romolo) doğurur
     
  6. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Mitoloji

    Mısır Mitolojisi ATUM:İmparatorluk Tanrısı ANUBİS:Ölüler Tanrısı SEKMET Savaş Tanrısı HATOR:Neşe ve Aşk Tanrıçası HORUS:Gök ve Işık Tanrısı THOTH:İlim Tanrısı PTAH Sanatçıların Tanrısı OSİRİS:Yeraltı ve Ölüler Tanrısı İSİS:Bereket Tanrıçası MAAT:Adalet Tanrıçası RA:Güneş Tanrısı SETH:Çöl Tanrısı AMON:Gök Tanrısı
     
  7. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Mitoloji
    AMEN (AmonAmunAmmonAmoun) : 'Amen' 'saklı olan' demektir.Teb'in baş tanrısıdır.Eşi Ame -net'le birlikte ilk tanrılardan biridir.Kutsal hayvanları kaz ve koçtur.Orta Krallık döneminde sadece yerel bir tanrıydı ama Tebliler Mısır'a hakim olunca Amen önemli bir tanrı oldu.18.Hanedan'dan itibaren Tanrıların Kralı oldu.Ünlü Amen tapınagı Karnakdünyanın en büyük dinî yapısıdır.Yeni Krallık boyunca Amen'in eşi Mut olarak kabul edildi.Bu ikilinin çocuğu Ay tanrısı olarak bilinen Khons(Chons) 'tur. AMEN-RA(Amon-Re) : Amen rahipleri tarafından Yeni Krallık'a geçisi saglaması için tasarlanmıs karma bir tanrıdır.Bu Amen'in gücünü Ra'ya yansıtır (veya tam tersi) ANUBIS(AnpuAno-Oobist) : AnubisNephthys ve Seth'in(bazı efsanelere göre Osiris ve Isis'in) ogludur.Çakalların mezarlar etrafında dolaşması nedeniyle çakal başlı Anubis ölümle birlikte anılmıştır.Ölen Osiris'i mumyaladığı için mumyalama tanrısı olmustur.Görevi tüm ölüleri korumak ve yüceltmektir.Bu yüzden mumyalamayla görevli kişiler Anubis maskesi takarlar.Ölen kişi diğer dünyada yargılanırken ona yardım eder. ANUKET: Yukarı Mısır'daElephantin yöresinde Khnum ve Sati'nin kızı olarak bilinir.Kutsal hayvanı ceylandır.Kuş tüyleriyle kaplı bir taç giyer ve soguk su tanrıçasıdır.
     
  8. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Mitoloji

    APIS: Sadece hayvan olarak çizilen ender tanrılardan biridir.Egemenlik alanı Memphis'ti.Verimliliği temsil ederdi.Başında güneş diski ve uraeus yılanı bulunan bir boğa olarak çizilmistir. ATEN: 18.Hanedan zamanında IV.Amenhotep tek tanrı olan Aten'i yaymaya çalıştı.Hatta adını da Akhenaten(Aten'in sevgilisi) olarak degiştirdi.Aten her işinin ucunda bir el olan bir Güneş olarak çizilirdi ve hayatı temsil ederdi.Daha sonra Tutankhamon Mısır'da Aten inanışına son verdi.
     
  9. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Mitoloji

    BAST(Bastet) : Bir Delta sehri olan Bubastis'te ortaya çıkan kedi tanrıça.Kediler evde beslenmeye başlandığında önemli bir tanrı oldu.Aslan tanrıça Sekhmet'in olumlu yansımasıdır. EDJO: Yukarı Mısır'da Nekhbet'in eşi olarak bilinenAsagı Mısır'ın sembolü ve koruyucusu olan Delta'daki yılan tanrı.Firavunun tacının bir parçasıdır. GEB(Seb) : Shu ve Tefnut'un ogluNut'un eşi olan Dünya Tanrısı.Kutsal hayvanı ve sembolü kazdı.Yeşil ve siyah derili bir adam olarak çizildi(Bitkilerin ve verimli Nil çamurunun renkleri) HATHOR(Het-HeruHet-Hert) : Eski zamanlardan beri tapılan inek tanrı.Ismi 'uzaktaki ev' veya 'Horus'un evi' anlamına gelir.Gökyüzüyle baglantılıdır. Edfu'da Horus'un eşi olarak bilinir.Teb'de ölüm tanrısıdır.Ama genel olarak aşk neşe dans alkol tanrısı olarak kabul edilir
     
  10. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Mitoloji

    HERU-RA-HA: Ra-Hoor-Khuit ve Hoor-Par-Kraat'tan oluşan karma tanrı.Ismi 'Horus ve Ra'ya şükür' demektir. HORUS(Hor) : Mısır'ın en önemli tanrılarından biriOsiris ve Isis'in ogludur. Çocukluğu boyunca Harpocrates(Hoor-Par-Kraat) ismini taşıdı. Hain amcası Seth'den babasının intikamini aldı ve tüm firavunların koruyucusu haline geldi.Yukarı Mısır'ın patron tanrısıdır.Seth'in Asagı Mısır'ın patron tanrısı olması nedeniyle Horus ve Seth'in savaşıAşagı ve Yukarı Mısır'ın savası haline gelmiştir.Behdet'te 'Behdet Horus'u' olarak bilinir ve kanatlı bir güneş diski olarak temsil edilir. ISIS(Auset) : En önemli tanrıca; anneliğitedaviyi ve büyüyü simgeler. Evrendeki en güçlü büyücüdür.Ra'nin kendisinden Ra'nin gizli adını ögrenmiştir.Osiris'in karısı Nephthys'in ikiz kardeşidir. Horus'un annesiHorus'un oglu Amset'in koruyucusudur. Isis Horus'u çocukluğu boyunca Seth'ten korumustur.Egemenlik bölgesi Abidos'tur. KHNUM: Antinoe ve Elephantin'de koç baslı bir adam olarak bilinir. Eşi çesitli hikayelere göre SatiHeqet veya Neith'dir. KHONS(Chons) : Muhteşem Teb üçlüsünün üçüncü üyesidir(ebeveynleri Amen ve Mut'la birlikte.) Ay tanrısı olarak bilinir.Karnak'ta ona adanmış bir tapınak vardır. MAAT: Adalet tanrıçası.Ismi 'Adalet''Evrensel Düzen' anlamına gelir. Kafasında bir devekuşu tüyü taşır.Bu tüy diğer dünyada Osiris'in mahkemesinde ölünün kalbi karşısında bir terazide tartılır.Bu tartılmaya göre ölünün ruhu cezalandırılır veya ödüllendirilir. MONTH(MentuMen Thu) : Amen yaygınlaşmadan önce Teb'deki ana tanrı.Şahin başlş bir insan olarak betimlenmiştir.Savaş tanrısıdır.
     
  11. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Mitoloji

    MUT(Auramooth) : Amen'in karısıKhons'un annesi.Ismi anne demektir. NEFERTUM: Ptah ve Sekhmet'in genç oğludur.Taç giymis veya bir nilüferin üzerine oturmus bir genç olarak çizilir. NEITH(NetNeitThoum-aesh-neith) : Çok eski bir savaş tanrıçasıdır.Deltada zekilik tanrıçası olarak bilinir.Yunan mitolojisindeki Athena'yla eşleşir. Duamutef'in koruyucusudur.Timsah tanrı Sobek'in annesidir. NEKHBET: Yukarı Mısır patron tanrıçasıdır.Ikonografide bir akbaba olarak betimlenir.Kral ve kraliçenin tacının bir parçasıEdjo'nun eşidir. NEPHTHYS(Nebt-het) : Geb ve Nut'un en küçük çocuğuSeth'in karısıAnubis'in annesidir.Seth Osiris'i öldürdüğünde onu terketmisOsiris'in canlanması için Isis'e yardım etmistir.Hapi'nin koruyucusudur. NUT(Nuit) : Geb'in eşiShu ve Tefnut'un kızıdır.Gökyüzü tanrıcasıdır.Yeşil derili ve vücudu yıldızlarla kaplı bir kadın olarak resmedilmistir. OSIRIS(Ausar) : Ölülerin koruyucusu ve yargılayıcısıdır.Abidos'da hüküm sürdü.Nut ve Geb'in ilk çocuğudur.Ra dünyayı terk ettiğinde dünyayı yönetmeye başladı ama Set onu öldürdüğünde Isis onu tekrar canlandırdı. Böylece Osiris yeraltı dünyasının hükümdarı oldu.Oglu Horus onun intikamını Seth'le savaşarak ve onu yenerek aldı.Başındaki şapka Yukarı ve Aşağı Mısır'ın birliğini simgeler.
     
  12. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Mitoloji

    PTAH: Memphis'te Dünya'yı yarattıgına inanılır.Bazı efsanelere göre Thoth'un emirleri altında çalıştıgına ve cenneti ve dünyayı yarattıgına inanılır. RA: Günes tanrısı ve 'Yaratıcı' olarak bilinir.Şahin başı nedeniyle bazen Horus'la eşleştirilir.Hakimiyet merkezi bugünkü Kahire olan Annu'ydu.5. Hanedan'dan dan itibaren firavunlara 'Sa-Ra' (Ra'nin oglu) ünvanı verildi.Shu ve Tefnut'un babasıdır. RA-HORAKHTY(Ra-Hoor-Khuit) : Karma tanrı.Ismi'Ufukların Horus'u olan Ra' demektir. SATI: Elephantin'de hüküm süren tanrıçaKhnum'un eşi ve Anuket'in annesidir. SEKER: Işık Tanrısı.Ruhların Yardımcısıdır.Memphis'te Ptah'la eşleştirilir. Şahin başlı mumyalanmış bir adam olarak çizilir. SEKHMET: Aslan tanruça.Memphis'te Ptah'in eşi olarak bilinir.Ra'nin yarattığı Sekhmetdogruluk tanrıçası olarak da bilinir. SELKET(SerketSerqet) : Kafasında zehirli bir akrep bulunan güzel bir kadın olarak çizilmistir.Kadınlara dogumda yardımcı olurakrep tarafından sokulan insanların hayatını kurtarır.Isis'i Seth'ten korumak için Seth'e yedi akrep göndermistir.Qebhsenuef 'in koruyucusudur.Tutankhamon' un mezarındaki heykeli çok ünlüdür. SET(Seth) : Eskiden Aşagı Mısır'ın patron tanrısı olan Seth fırtına ve çöl tanrısı olarak bilinirdi.Kardesi Osiris'i öldürerek Osiris'in oğlu Horus'unIsis'in ve Nephthys'in düsmanlığını kazandı.Horus'la yaptığı savaslaraynı zamanda Asagı ve Yukarı Mısır'ın savaşı oldu.Bu savaşın sonunda Horus'a yenilerek çölde yaşamaya mahkum oldu.Mısır'ı çöllerden gelen yabancılardan koruduguna inanılır.
     
  13. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Mitoloji

    Medusa Efsanesi Medusa yaşamına çok güzel bir genç kız olarak başlamıştır. O kadar güzeldir ki tanrıçaların kıskançlığını üzerinde toplamış tanrıları da peşinde koşturmuştur. Tanrıça Athena (Zeus'un en çok sevdiği kızı) onu çok kıskanmaktadır özellikle. Denizlerin tanrısı Poseidon ise Medusa'ya hayrandır. Başı öylesine dönmüştür ki bir gün Athena'nın tapınağında Medusa'ya zorla sahip olur. Bu durumu kendisi için aşağılayıcı bulan Athena Medusa'yı gorgon yaparak cezalandırır. Çok çirkinleşmiş saçları yılana dönüşmüştür yüzüne bakanlar taş kesilmektedir. Medusa insan olduğu için ölümlüdür. Gorgon yapma cezasını az bulur Athena ve Perseus'la iş birliği yaparak Medusa'nın başını kestirir. Başı kesildiği anda Medusa'nın Poseidon'dan olma çocukları Pegasus ve Chrysar gövdesinden dışarı fırlarlar. Medusa'dan sıçrayan kan damlaları Libya çöllerine düşer ve birer yılana dönüşürler. Perseus Medusa'nın kesik kafasını alır gider. Athena ise Medusa'nın derisini yüzüp Aegis'in markası yapar. İki damla kanını kral Erichthonius'a hediye eder. Bu iki damla kandan biri öldürücü zehirdirdiğeri ise panzehirdir tüm hastalıklara deva olmaktadır.
     
  14. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Mitoloji

    ATEŞ KÜLTÜRÜ Kürt kültürünün temelinde güneş ve su var. Güneş kürtlerin kollektif bilincinde ve kollektif sosyal pisikolojisinde çok önemli yer tutar. Bununda nedeni yaşadıkları coğrafyadır. Kürtlerin yaşadığı toprakların iklimine ve uğraşlarına bakıldığında güneşin ve suyun belirleyici rolü hemen anlaşılır. Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın soğuk olmasından dolayı halk bol yiyeceğe sıcak barınaklara ve hayvanları için verimli otlaklara ihtiyacı vardı. Bütün bu gereksinimlerinin karşılanması için güneş ve su gereklidir. Bereketin bu iki unsuru olmadan zengin bir yaşamın olmıyacağını günlük yaşamlarındaki deneyimlerinden çıkaran Kürtler hem güneşi hemde suyu yararlılıklarından dolayı kutsamışlar tanrılaştırmışlar ve güneş ve suya bütün yaşamın ve canlılığın kaynağı olarak bakmışlar. Güneşin doğuşu yeni bir günün başladığını müjdelerken sevinçin ve umutların kaynağı olmuş. İnsanlar güneş enerjisinin yaratıcı özelliklerini belki bilimsel verilerle açıklama bilgilerinden yoksundular ama deneyimleri onlara güneşin yaratıcılığını öğretmişti. Kürt Mitolojisinde güneş tanrısı MİTRA su tanrısı ise güzelliği ile ünlü ANAHİTA dır. Güneş Zerdüşt dininde de önemli bir yer tutar. Ahura Mazda’nın özelliklerinde sayılan yaratıcı güç Vohumanah (Ameşa Spenta-Ölmez Azizler) dünyaya mutluluk veren güneşin ışığıdır. ATEŞ KÜLTÜRÜ Kürtlerin ateşi kutsal bir varlık olarak görmelerinin tarihi temeli Medleri oluşturan kabilelerden biri olan magaların eski dini olan Magilikten kaynaklanmaktadır. Magalar diğer dinlerde olduğu gibi tanrıya kayıtsız şartsız teslim olma sözkonusu değildi. Magalar yaptıkları sihirlerle (MAGİ) tanrıları etkiliyeceklerini düşünüyorlardı. Bundan dolayı yaşam için gerekli olan aydınlığa ve ısıya kavuşmaları için ateşler yakarak güneşi taklit ederlerdi. Böylece tanrıları etkiliyerek güneşin sürekli doğmasını sağlıyacaklarını ve arzuladıkları sonuca ulaşacaklarını sanıyorlardı. Bundan dolayı ateş sürekli yanardı. Zerdüşt ekonomik ve sosyal koşulların zorlamsı sonucu ari dinlerini yeniden günün ihtiyaclarına göre düzenlemeye başladığında eski dinleri tamimiyla dışlamamış zamanın koşullarına göre yararlı olan bazı özelliklerini yeni dine aktarmıştır. Ateşin güzelliklerini Mazdaizme entegre etmiş ve Ahura Mazdayı ışık ve ateşin tanrısı olarak nitelemiştir. Ateş kulelerinde sürekli ateşler yanar. Ateş kulelerinde yanan ateşe dokunulmaz ve kirletilmezdi. Ateşin sürekli yanmasını sağlıyan kişi ateşi nefesi ile kirletmemek için ellerinde eldiven ağzını kapattığı bir peçe bulunurdu. Kürtlerin ateşi kutsamaları iki ana nedenden kaynaklanır. 1- Güneşin yeryüzündeki simgesi oluşu 2- Günlük yaşamdan kaynaklanan kullanım değeri (ısınma-ışığından faydalanma) ve temizliğin bilgeliğin sembolü ve kötülükleri ortadan kaldıran niteliklere sahip olmasından dolayı. İnsanlar ateşi çeşitli sebeplerden dolayı yakarlardı. A- Dönemsel ateşler. Her yıl aynı günde yakılan ateşler (Newroz) . Hayvancılık ve tarım yaşamın temelini oluşturduğu için mevsimler Kürt yaşamında önemli bir yer tutar. Bahar mevsimi diğer mevsimlere göre bir ayrıcalığa sahip. Doğa yeniden canlanıyor. İnsanlar karanlıktan kurtuluyor. Kışın yokluklarına karşın toprağa bereket düşüyor. İnsanlar baharı kutlamak ve ona hoşgeldin demek için büyük ateşler yakarlarladı. B- Kurban olarak. Zerdüşt dininden kaynaklanan bir düşünce. Zerdüşte göre kurban kesmek müsrüflük sayıldığından dini ayinlerde hayvanlar kurban edilmez onun yerine ateşler yakılırdı. Bu davranış hayvancılığın başlıca geçim kaynağı olduğu dönemde İçanadolu kürtleri tarafında uygulanırdı. İçanadolu kürtleri büyük sürülere sahip olmalarına rağmen islam dinin öngördüğü kuralların dışında kendi özel zevkleri için hayvan kesmezlerdi. C- Özel günlerde yakılan ateşler. Özel günlerde yakılan ateş bereket getirmesi ve kötülükleri savması için yakılır ve insanlar alevlerin üzerinde atlarlardı. İnsanlar yakılan ateşlerin alevlerinin üzerinde fenalıklardan korunmak mutlu sağlıklı bir hayat ve günahlarından arınmak için atlarlardı. İçanadolu kürtleri arasında düğünlerde sin sin ateşi yakmak ve üzerinde atlamak çok sıkça rastlanılırdı. Ama son yıllarda bu gelenek tam değilsede terkedilmiş görülüyor. Günümüzde hemen hemen kitlesel olarak ateş sadece Newrozlarda (21 Mart) yakılıyor. Halbuki düğünlerde yakılan ateş düğünlere ayrı bir heyacan ve güzellik katardı. Üç etek giymiş kızlar kadınlar ve gelinler sin sin ateşinin etrafında halay çekerlerdi. Gecenin karanlığını ateşin alevleri ve renga renk elbiseler süslerdi. İnsanlar topluca ateşin üzerinden atlar türkü söylerlerdi. Yakın zamanlara kadar İç Anadolu kürtleri Ateşi su ile söndürmek güneşten ferekat etme anlamına geleceğinden ateşi kendi kendine sönmeye terkedilirdi.
     
  15. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Mitoloji

    Tanrılar da ağlar Saldığı aşk oklarıyla gerek insanların gerek tanrıların gönüllerini yakıp tutuşturan tanrı Eros aralarında geçen bir tatsızlık yüzünden bir gün tanrı Apollon’a çok kızdı…Eros yayını gerdi ve en yakıcı o ünlü aşk okunu tanrı Apollon’a gönderdi. Ayrıca onun gelecekte yanıp tutuşacağı sevgilisinin gönlüne de aşktan uzaklaştıracak bir ok saldı… Anadolu’nun çapkın tanrısı müzisyen Apollon bir gün kavalını çala çala dolaşırken güzeller güzeli su perisi Defne’yi çevresinde geyiklerin tavşanların dolandığı bir ırmakta yıkanırken gördü. Gerçekten de şimdiye dek böylesine bir güzel görmemişti müzisyen tanrı! Bu yüzden de ona deli divane tutuldu. Ne var ki ırmak tanrısı Pene’nin kızı Defne; yaşamının amacı olarak tek başına ormanlarda gezip tozmayı sonsuz bir özgürlüğün tadını sonuna dek yaşamayı seçmişti. Ama babası tanrı Pene; onu bir an önce başgöz etmek bir torun görmek istiyordu. O yüzden kapıda bekleyen sayısız damat adaylarından birini seçmesini istiyordu çok sevdiği kızı Defne’den.. Ne var ki Defne; tanrı Eros’un gönlünü her türlü aşka kapatan oklarıyla yaralı olduğundan her damat adayına olmaz da olmaz diye tutturuyordu. İnatçı hırçın ve gururlu Defne; ormanlarda hep o kuzu senin bu geyik benim gezip tozuyordu tek başına… Bu arada Defne’ye deliler gibi abayı yakan tanrı Apollon da; onu büyüleyebilmek için gece gündüz demeden en yakıcı aşk ezgileri döktürüyordu kavalından. Bir gün yakışıklı güzel bir avcı delikanlı kılığına bürünen tanrı Apollon Defne’nin yanına gidip konuşmak istedi…Ne var ki onun niyetini anlayan perikızı Defne hemen kalkıp oralardan koşar adım uzaklaştı…Gene de umudunu yitirmeyen tanrı Apollon böyle böyle pek çok kez avcı yada çoban kılığına bürünüp onunla arkadaş olmanın yollarını aradı hep. Ne var ki Defne de her seferinde kaçtı ondan…Çünkü güzeller güzeli bu bakir kız Eros’un aşktan kaçırıcı oklarıyla yaralıydı..Özgürlük diyordu bakir kalmak diyordu durmadan kendi kendine… Artık Apollon bu inatçı kız yüzünden uykularını bile unutmuştu…En kötüsü Olimpos’taki tanrılar ülkesine de uğramaz olmuştu! Babası Baştanrı Zeus da çok üzülüyor oğlunun bu karşılıksız aşkına derman olamıyordu…Gene de tanrı Apollon Defne’nin aşkını kazanabilmek için yapılabilecek belki de tek şey kaldığını düşünüyordu… Bu inatçı kızı yola getirmek için kendini tanıtmayı tanrısal kimliğini ona açıklamayı düşündü. Ama bunu da kendi tanrısal gururuna pek yediremiyordu! …Kala kala yakıcı mı yakıcı şiirler yazıp bunları yedi delikli kavalından ezgilerine dönüştürmek kalıyordu..Evet bu inatçı kızı aşk şarkılarıyla büyüleyip kendisine yakınlaştırmak tek çıkar yoldu. Bu amaçla dağ çobanlarının geceleri yıldızların denizlerde yıkandığı saatlerde kavallarından döktürdükleri gibi yoksul ezgiler çalıp söyleyebilirdi. Hatta bunları kendi tanrısal ezgileriyle harmanlayıp bütünleştirebilirdi…Bunun üzerine tanrı Apollon Defne’nin yüreğini yumuşatabileceğini sandığı en güzel çoban ezgilerini öğrendi Bir eylül sonu akşamüstünde Defne avdan dönmüş gene babası ırmak tanrısının pırıl pırıl sularında yıkanıyordu her zaman olduğu gibi…Ama çevrede koşup sıçrayan geyiklerin birdenbire oldukları yerde pusup kaldıklarını ağaçlarda kuşların sustuğunu Akdeniz göklerindeki kıpkızıl yorgun güneşin bile döngüsünü durdurup kulak kesildiğini gördü…Kendine yüz vermeyen bir sevgiliye yakılmış yalnız ve çaresiz mahzun Anadolulu bir çobanın kavalından dökülen ezgilerdi bunlar. Gerçekten de Defne; bir ara bu yoksul çoban ezgisine dağ başlarındaki ayılar ve kartallarla birlikte kendini kaptırıverdi! …Ne var ki az ötesinde kendine doğru gelen aynı avcı delikanlıyı fark etti… Hemen koşmaya başladı..Avcı ve çoban kılığındaki tanrı Apollon da onun ardı sıra koşmaya başladı. Bir tavşanı kovalayan tazı örneğindeki gibi bir koşu başladı ormanda. Defne koşuyor çoban koşuyordu! Ensesinde bir tazının sıcak nefesini duyar gibi oldu bir ara…İşte o anda avcı kılığındaki tanrı Apollon soluk soluğa diller dökmeye başladı yanıp tutuştuğu sevgilisi Defne’ye: “Ben ne bir avcı ne bir çobanım diyordu yana yakıla…Ben Zeus’un oğlu tanrı Apollon’um! Kavallara sazın tellerine en güzel esinleri ben verdim. Ben doğanın bitkilerinden her derde deva ilaçlar yaptım. Ama hiçbiri derdime derman değil. Ben avcı değilim ama asıl sen vurdun beni ta canevimden! ” Önde Defne arkasından sevginin kızgın alevleriyle tutuşmuş Apollon; her ikisi de koşuyor da koşuyordu! Sevginin ışıklarıyla sarılmış kanatlarıyla uçuyor gibiydi tanrı Apollon…Artık neredeyse soluğu kesilen Defne babası ırmak tanrısına ulaşabildi sonunda. Apollon’un elinden kurtarmasını diledi ondan. Ver olduğu yere yığılıverdi..Tanrı Apollon onu sevinçle kucağına aldı…Ama o da ne? Bir gevşeklik sarmaya başladı bedenini Defne’nin... Göğsü kolları başı yapraklanıp bir ağaca dönüşüverdi... Artık yüreği hop hop atan bir ağaç vardı avcı Apollon’un kollarında! Ve tanrı ilk kez çaresiz sessizce ağlamaya başladı…Artık bundan böyle dedi ağaca benim ağacım ol! .. Senin dalların kahramanlara çelenk olsun. Ezgilerde türkülerde yan yana adlarımız anılsın… Ve tanrının bu dileği yerine geldi. İşte o yüzden binyıllardan beri defne ağacına dönüşen güzeller güzeli bu peri kızının serüveni; sayısız ozanların şiirlerine esin kaynağı oldu; nice müzisyenlerin çalgılarında en yanık aşk ezgilerine dönüştü… Yaşar Atan
     
Mitoloji hakkında genel bilgiler en geniş bilgi burada konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Düzce hakkında geniş bilgi!

    Düzce hakkında geniş bilgi!

    düzce hakkında bilgi düzce hakkında genel bilgi depremi ile ilgili bilgiler DÜZCE'NİN TARİHİ Düzce'nin tarihi 14. yy'dan daha gerisine dayanmamaktadır. Ancak Düzce’nin 8 km kuzeyinde yeralan Konuralp kasabasının tarihi MÖ 3. yy' a kadar dayanmaktadır. Konuralp'in mevcut arkeolojik eserlerden saptandığı kadarıyla zengin bir tarihi vardır. Konuralp M.Ö. 74 yılına kadar Bilecik, Bolu, Kocaeli...
  2. Andropoz Hakkında Geniş Bilgi

    Andropoz Hakkında Geniş Bilgi

    Hazırlayan : Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu Gerçekte erkeklerde bu dönemde belirgin bir hormonal değişim olmaz, ancak 50‘li yaşlardan itibaren yaşa bağlı değişimler ve buna bağlı performans azalmaları ortaya çıkar. Yaşa bağlı değişimler şunlardır; Testislerde küçülme ve sertleşme ( testosteron azalmaz ) Ereksiyonda güçlük, olduğunda uzama Yavaş ve güçsüz meni çıkarmaBu değişimleri etkileyen en...
  3. parfüm hakkında geniş bilgi

    parfüm hakkında geniş bilgi

    yasemin kokulu parfümler misk kokulu parfüm parfümler hakkında bilgi parfüm hakkında bilgi gardenya Parfümler Hakkında Herşey Hepimizin koklayarak uyandığımız, anılarımızıüzerine kurduğumuz, aşkımızı ayırd ettiğimiz, ne ve nasılolmak isteğimizi bilen bir kokusu var. Kokusu sayesinde yarattığıiletişimle tarihin ilk çağlarından bu yana vazgeçilmezlerimizdenolan parfüm, evrensel bir dil, çiçek...
  4. notalar hakkında geniş bilgi

    notalar hakkında geniş bilgi

    notalar hakkında bilgi dizekte notalar dizekte notaların yerleri nota hakkında bilgi notaların dizekteki yerleri Nota: Seslerin tonlarına göre sınıfsal tanım şeklidir ve yedi tane nota vardır. La-Si-Do-Re-Mi-Fa-Sol Porte ve İlave Çizgisi: Beş paralel düz çizgi ve dört eşit aralıktan oluşan notaları yazmaya yarayan şekildir. Portenin dışına taşan yani birinci çizgiden önce veya beşinci...
  5. Hermes Hakkında Geniş Bilgi

    Hermes Hakkında Geniş Bilgi

    hermes hakkında hermes hakkında bilgi HERMES Hermes rüzgar tanrısıdır, babası Zeus annesi ise yağmur perilerinden biri olan Maia'dır. Kanatlı sandalları olan Hermes aynı zamanda tanrıların habercisidir. Arkadia da Kylleni dağının dik yamaçlarında bulunan oldukça geniş ve derin bir mağarada doğdu. Ve doğar doğmaz kundağından kurtulup mağaradan çıktı ve dağlarda dolaşmaya başladı. Doğduğu...

Sayfayı Paylaş