gebe
  1. kördügüm

    kördügüm Tatlı ve Çalışkan Melek Üye

    Kayıt:
    13 Kasım 2007
    Mesajlar:
    3.236
    Beğenilen Mesajlar:
    12
    Ödül Puanları:
    0

    Mum...

    Konu, 'Resimli Aşk Şiirleri' kısmında kördügüm tarafından paylaşıldı.

    [​IMG]
    Sevdanın ateşi düştüğünde içine,
    yüreğinde kırk mum yanar.

    ve bir gün;

    ayrılık,

    çaldığında kapını

    otuz dokuz gün boyunca,

    her gün

    bir mum sırayla söner.

    bir sarışın sis perde olur

    sevdanın kumral yüzüne,

    ..dağlanır acın,

    unutmaya başlarsın...

    ama,kırkıncı mum

    ciğerlerini yangın yerine çevirircesine

    ve hiç sönmemecesine yanar.

    karnı burnunda hüzünlerle;

    her anıda,

    her şiirde,

    bir kedi gölgesinde,

    buz mevsimlerinde doğan ilk kardelende,

    saksıda bir sonbahar yaprağında,

    ve saçak altlarına sığınan serçelerin

    hüzünlü yağmur türkülerinde,

    hatıralarını yakar;

    ne yapsan söndüremezsin...

    ..unutamazsın’ demiştin.

    gülüp de geçmiştim.



    [​IMG]





    çünkü ben buralara,

    koşutlanıp yoksulluğumun gönül yolculuğuna,

    doru atların nal izlerini süren yağmurların nefesini

    ve sevdamın adını bilip de gelmiştim,

    ve gözlerimden,

    bir mavi balıkçılı

    yalnızlığına uçurmuştum vodvillerle.

    gülümsemiştim...

    bir öfkeli kasırga gibi geçmiştim

    yıldızların halesinden

    ve ateşe kıvılcım serpmiştim.

    koşmuştum,

    tarih ve doğanın şahane evliliğinin içinden;

    travmaların,

    ve bitmesiz ölümlerin ortasında

    ısıtmıştım buz yanığı gölgemi.

    bilirdim;

    eninde sonunda gidecektin.

    ayrılığına,

    ve tohumladığın her acıya hazırlıklıydı yüreğim.

    bir başka bin yıla ikramdı maceram,

    yokluğuna,

    kınını yırtan bıçak gibi bilenmiştim,

    ki, ne gidişler görmüştüm çeşit çeşit

    ..bilmediğin,

    ne acılarla örselenmiştim.

    öyle,mumlar falan da teslim alamazdı yüreğimi,

    ve hiçbir acı kuşatamazdı yiğitliğimi.

    ben istesem var ya,

    ben istesem:

    ‘küçük nefes darbeleri’ ve

    kırk mum,

    bir anda sönüp giderdi...

    değil mi ki,

    yıldızları bir hançer gibi saplamıştım

    yokluğunun sokaklarına,

    ve şakülünü bozmuştum bütün terazilerin,

    neyi anlatırdı ki dağlı bir hüznün ağıtı?

    cevabını arayan sorular,

    bir tanrısız gömüt,

    ..duasız...

    sevgiyi söylemiyorsa dili

    önemlimiydi hangi dinden olduğu türbelerin?

    ve çarmıha gerilmiş suskunluğumun fişengi,

    neyi anlatırdı ki?..

    kaldı ki;

    ben ne badirelerden geçmiştim,

    o, felsefenin dikenli/gül kokulu şehirlerinden.

    kaç acıyı yenmiştim.

    kaç kez yaralanmış,

    kaç kez ölmüştüm.

    bir zümrüd-ü anka gibi

    yokluğunun üstüne

    kaç kez doğmuştum küllerimden.


    [​IMG]





    aslında;

    beni sevmediğini bilirdim,

    ‘ doğrucuydu gözlerin ’

    bakışından anlardım,

    duruşundan,

    bardağı tutuşundan,

    burnunu çekişinden,

    sigarayı içişinden,

    ağzını şapırdatışından anlardım...

    ve içindeki hiçbir mumu da ateşleyememiştim.

    yalancı toklukların çemberinde,

    nöbetçi kulelerinin gölgesi düşüyordu pencereme,

    ama düşmedim ağına karamsarlığın,

    bir kez olsun kuşkunun resmini çizmedim.

    sınırları olmayan bir hoşgörülü davetin

    tapınma odalarına hapsolan sahibiydim.

    söyle;

    yokluğundan daha beter çaresizlik mi var?

    ha, söyle;

    kısılır mı karanlığın mumu?

    bir sahte gülüşe bozulur mu susmanın orucu?

    seni tarif neyle mümkün,

    seni ben hangi dilde, kime/nasıl anlatırım?

    ya da,peşinden çağlayan gözyaşlarını mı toplasam

    yollarını bekleyen bulutların?...

    neyi anlatırdı ki,

    gönüller kalesinin yaşlı istasyonları,

    perdeleri çekilmiş sokakların ıssızlığı,

    dönüşü olmayan göçler,

    bir dağ ateşinin yalnızlığı,

    neyi anlatırdı?

    ..susardın...

    oysa ben,

    cevabını arardım

    beynimi kuşatan bütün soruların;

    ..sen hala,bendeki mumları sorardın.

    aslında;

    bütün şamdanları boştu yürek odamın,

    bilmezdin.

    derdim başkaydı benim,

    öyle umurumda falan da değildin.

    ne çıkardı;

    rüzgarlar yağsa bütün aşk söylencelerine,

    fırtınalar,tufanlar,

    ve nisan yağmurları doğsa kızgın çöllere,

    türkümüzü unutsa şehirli çiçekler,

    ve Yunus yeniden

    şeyhin asasını aramaya mahkum edilse,

    ne çıkardı?

    ben,

    Pandora’nın kutusunda sakladığı

    umudun peşindeydim.

    geçip Epimethieus’un zifaf odasından,

    ve Zeus’un ölümcül kartalının

    gölgesiz kanatlarından,

    umudu bulmak için gözlerinin sınırına gelmiştim.

    şifresi : kahverengi

    dişlerimde ham çağla izi,

    aşkın evrensel kimyası,

    bir parolanın suskun işareti,

    ..bilemezdim;

    saçlarının yüzümü saran kemendi,

    kahverengi.

    ve ardımdan çalardı

    bütün alarm zilleri...

    sen ise hep inat ederdin,

    bir türlü beni sevmezdin.

    oysa;

    nereye baksam,

    gözlerinle karşılaşırdı gözlerim.

    ..gerçeğimdin...

    zincire vurulmuş Promethieus’un

    avuçlarındaki ateşi çalarak,

    yüreğindeki mumları yakmaya soyunmuştu

    kar yanığı ellerim.

    yüzümü dayamıştım ayak parmaklarına,

    çeliğin ışıltısına sürtünürken şakağım,

    topuğuna takılıyordu soluğum kan ter içinde

    ve bıçaklıyordu ışığını mumların

    çifte su verilmiş çıplaklığım.

    Promete’nin kendini yenileyen durmadan,

    ölümsüz kara ciğerini

    kurtaramamıştım kartalın çelik gagasından.

    kırım,

    bozgun,

    ve ölüm,

    yenilmiştim.

    bütün bayraklarımı toplamıştım

    utkulu savaşlara çıktığım geri çekilme yollarından.

    koşuladığım her yol beni sana götürürdü,

    ben şiirin yolunu seçmiştim.

    ve Zeus’a ateşin bedeli;

    yakamozlarında her akşam güneşin boğulduğu,

    ve an be an mum olup yanan

    parafin denizlerimi vermiştim.

    ..ve Pandora’dan çaldığım umudu...

    çoğalışımın bedelini ödeyip yitmiştim!

    ..güvercinlere;

    yuva olmuş doğal oluşumlar,

    bir yusufçuk kanmış çaldığım ateşin rengine,

    bir de bütün tanrıların saklandığı anıtlar.

    orduların yolumu kestiği,

    mabetlerin,

    dulda – pusat eşgüdümü

    egemenleri,

    ve bileğime saldıran zincirleri kırıp gelmiştim.

    bitmesiz yolları aşıp,

    kulaklarımı çınlatan ‘vur’ emirlerinden geçmiştim.

    oysa;

    sen benim umurumda bile değildin,

    zaten, beni de sevmezdin.

    ben yalnızca,

    Pandora’nın sakladığı umudun peşindeydim.

    ..bir de Promethieus’un avuçlarındaki ateşin.

    ..içindeki mumları yakmak için...



    [​IMG]





    biliyor musun?

    yalan söyledim.

    doğru değildi ‘umurumda değilsin’ sözlerim.

    erteledim ömrümün rengince kara sevdalarını,

    kendi damarlarını ısıran kanımı

    bir gümüş tasa içirdim,

    bandım ayışığını,

    sesimin sesine dokunarak

    çoğaldığı zamanlardan geldim,

    ve sana koşan adımlarımın

    bütün bedelini ödedim,

    aydınlığa baktım,

    ışığa kanatlarımı verdim,

    seni Spartaküs’ün özgürlüğe olan

    sevdasınca sevdim,

    ekmek gibi,tuz gibi,

    bir anne,

    ninni,

    ishak kuşu,

    vezüv gibi,

    seni Spartaküs gibi sevdim.

    ..çok sevdim, çok...

    bırak; senden ne alırlarsa alsınlar,

    benim verdiklerimi götürmelerine imkan yok.

    şimdi sen yoksun;

    artık memede süt ısırgan ağısı,

    ve yokluğunun kuşatmacı yangısı

    içimi bir kurşun zehiri gibi acıtıyor.

    [​IMG]




    bütün kutsal kitaplar;

    ‘insan iki kez doğarmış,

    birincisi annesinden,

    ikincisi,

    yüreğindeki mumları ateşe verenden’ diyor.

    ve o mumlar,

    ateş ülkesinin şiirini dans eden ışığıyla yakan:

    ..söndüremedim hiçbirini,

    kırkı birden yanıyor...





     
  2. Yesil Gözlü

    Yesil Gözlü Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    8 Aralık 2007
    Mesajlar:
    513
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Ce: Mum...
    Paylasim icin tesekür ederim canim emegine saglik....
     
  3. nisan

    nisan Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    5 Ocak 2008
    Mesajlar:
    5.707
    Beğenilen Mesajlar:
    15
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    isvicre
    Ce: Mum...

    emegine saglik cok guzeldi
     
  4. esena

    esena Aktif Üye Üye

    Kayıt:
    14 Ocak 2008
    Mesajlar:
    4.074
    Beğenilen Mesajlar:
    5
    Ödül Puanları:
    38
    Şehir:
    TRABZON
    Ce: Mum...

    paylaşımn için saol canım teşekkür ederim bu güzel emek için
    ellerine sağlık canım
     
Mum... konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Mumunun suresi

    Mumunun suresi

    Abdulgani Nablusi'ye göre; rüyasinda Müminun suresini bastan sona kadar okuyan, yahut okuyani dinleyen kimse, müminler arasinda yüksek bir derece kazanir. Öldügünde Cenab-i Hakk'in lütfuna mazhar olup, kiyamette müminlerle hasrolur. Bir baska rivayete görede: Rüyada Mü'min suresini okudugunu görmek, kurtulusa ve saglam imana ve son nefeste iman île gitmeye isarettir. Bazen rüyada bu sureyi...
  2. Pembe mum

    Pembe mum

    Pembe mum Pembe mum: Sevginin ve başarının sembolü olarak bakılıyor. Onurlu, bilinçli ve saf bir hayatın özellikleri pembe mumlarda toplandığı söyleniyor.
  3. Dekoratif Mumlar mum modelleri

    Dekoratif Mumlar mum modelleri

    Dekoratif Mumlar .
  4. Süper mumlar

    Süper mumlar

    Merhabalar degerli misafirimiz, sitemizde toplu bir temizlik yapmak zorunda kaldik. Su anda gormek istediginiz konuyu maalesef sizlere sunamiyoruz. ilgili sayfamizin google siralamalarindan dusmesi icin gerekli algoritmik degerleri sitemize verdik. Verdigimiz rahatsizlik icin sizlerden ozur dileriz. Dilerseniz yukaridan sitemizin logosuna tiklayarak anasayfamiza gidebilir, Ya da ust sag...
  5. Mum gifleri..

    Mum gifleri..

    Merhabalar degerli misafirimiz, sitemizde toplu bir temizlik yapmak zorunda kaldik. Su anda gormek istediginiz konuyu maalesef sizlere sunamiyoruz. ilgili sayfamizin google siralamalarindan dusmesi icin gerekli algoritmik degerleri sitemize verdik. Verdigimiz rahatsizlik icin sizlerden ozur dileriz. Dilerseniz yukaridan sitemizin logosuna tiklayarak anasayfamiza gidebilir, Ya da ust sag...

Sayfayı Paylaş