gebe
  1. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    34.168
    Beğenilen Mesajlar:
    2.222
    Ödül Puanları:
    113

    ölüm hakkında!!

    Konu, 'İslam ve İnsan' kısmında MaWiM tarafından paylaşıldı.

    Her oyunun kendine göre bir kuralı vardır. O kurallara uyularak o oyun oynanır. Eğer siz bu oyunu kurallarıyla değil de; ben dilediğim gibi oynayayım derseniz, size o sahada yer yoktur.

    Tavla oynuyorsanız pulları gelen zarların rakamına göre ilerletmek
    mecburiyetindesiniz. Futbolda iseniz topu elinize alamazsınız. Basket
    oynuyorsanız topu ayağınızla yürütemezsiniz. Bunlar oyunun kuralıdır. Eğer bu
    kuralları kabul etmiyorsanız; o zaman zaten siz sahaya da çıkamazsınız. Çünkü o
    sahaya çıkıp oynamak o kuralları kabul etmenin neticesidir.

    Din olayını kabul
    edebilirsiniz veya etmeyebilirsiniz. Ama ben dini kabul ediyorum dediğiniz
    zaman, Peygamberin getirdiği kuralları kabul ediyorum demektir bu.

    O zaman sizin düşünce yapınızı, Peygamberin getirdiği kurallarla bağdaştırmak
    mecburiyetindesiniz. Eğer düşündüğünüz birtakım şeyler, Peygamberin
    getirdiklerine uymuyorsa, düşünmekte özgürsünüz ama Peygambere inandığınızı
    ve ona tabii olduğunuzu söylemeye hakkınız yoktur.

    Mutlaka bir cenazeye gitmişsinizdir. Ve o cenazede tabut ve tabutun üstünde
    bir yeşil örtü görmüşsünüzdür. O yeşil örtünün üzerinde sırma ile yazılı bir
    ayet vardır. O ayette şöyle der;"Her nefis ölümü tadacaktır". İnceliğe
    dikkat edelim.

    Kuran kesinlikle "öleceksiniz" demez, ölümü "tadacaksınız"
    der. Tadacaksınız. İnsan ölmez ölümü tadar.

    Kuranın hükmüne göre, Peygamberin bildirisine göre, Peygamber de ölüm olayını
    şöyle anlatır; kişi ölümü tattığı anda ölmüş olduğunu fark etmez. Kişi kendi
    bedenini yıkayanı ve çevresindekileri görür, bilir, tanır. Kendi cenaze namazını
    kılanları, tabutun içinde ve üstü örtülü olmasına rağmen görür, bilir ve tanır.

    Mezardan uzaklaşanların ayak seslerini işitir. Sonra kabrin içindeyken iki
    melek gelir. Münkir, Nekir adlarıyla, maruf. Ve ona bazı sualler sorar. O
    suallerinde cevabını verir. Niye?

    Ölümü tatma anındaki olayların bazı ana noktalarını vurgular. Öyleyse ölüm
    denen olayın ne olduğunu bir an için hatırlayalım. Şöyle anlatayım size
    ölümü;

    Bir yerde bir koltukta oturuyorsunuz, çevrenizde de insanlar var. O anda
    elinizi kaldırmak istiyorsunuz, kaldıramıyorsunuz. Bir şey söylemek
    istiyorsunuz sesiniz çıkmıyor, bir anda paniğe düşüyorsunuz. Felç mi oldum
    diyorsunuz? Sizde felç oldum düşüncesi, duygusu hâkim oluyor o anda. Hâlbuki
    sizin durumunuzdan şüpheleniyorlar, dışardan bakıyorlar hareket yok, gelip
    dokunuyorlar yığılıp kalıyorsunuz.

    Aaa! Öldü! Diyorlar. Siz onların öldü deyişinden öldüğünüzü anlıyorsunuz.
    Felç geçirmediğinizi anlıyorsunuz. Dikkat edin. Aklınız, şuurunuz, idrakiniz,
    bütün duyularınız yerinde, dışarıda olup bitenleri görüyorsunuz. Fakat beden bir
    anda yığılıp kalmış.

    Deyin ki siz buna kalp krizi. İşte o anda çevrenizdekiler bağırıp,
    çağırmaya, haykırmaya başlıyor. Ağlıyorlar, vaveylalar kopuyor. Siz "
    Ölmedim, yaşıyorum!" demek istiyorsunuz, sesiniz çıkmıyor. Çünkü beyin
    durmuş, sinir sistemi felç olmuş, hiçbir hareket yok bedende. Ve onların bu
    haykırışları, bağırışları sizi daha büyük bir sıkıntıya, azaba, paniğe
    sokuyor.

    Peygamberin sözünü hatırlayalım;"Ölülerinizin yanında haykırıp,
    bağırıp, çağırmayın onlara eziyet edersiniz" Çünkü; o zaten ölü değil!!!
    Yaşıyor! Yaşıyor, fakat beden durmuş, bitmiş. Bedenden dışarı iletişim
    sağlanamıyor.

    Derken alıyorlar bedeni koltuğun üstüne uzatıyorlar, törelerine göre getirip
    üstüne bir bıçak, bir çatal bir şeyler koyuyorlar. Siz orda çevrenizde
    ağlaşanları seyredip duruyorsunuz.

    Sonra alıyorlar sizi, götürüyorlar bir hamama sıcak bir yere, üstünüze
    suları döküyorlar, sizi evirip çeviriyorlar, siz ne kadar uğraşırsanız
    uğraşın, dışarıyla iletişim kurmaya "Ben yaşıyorum!" demeye diyemiyorsunuz.

    Ama sizi yıkayanları görüyorsunuz, biliyorsunuz, tanıyorsunuz. Tanıyorsunuz
    ama maddi dünyasıyla bağınız kopmuş. Param diyorsunuz, işim diyorsunuz,
    koltuğum diyorsunuz, anam, karım, çocuğum diyorsunuz hiç! Bunların hiç biri
    size ulaşamıyor. Ve bunlara dokunamıyorsunuz.

    Daha sonra sizi alıyorlar beyaz bir kefene sarıyorlar, tahta bir sandığın
    içine koyuyorlar, üstünüzü kapatıyorlar ama sizin görüşünüze mani olmuyor o
    tahta, o örtü... Dışarıda olanları seyrediyorsunuz. Gözleri yaşlı, hüzünlü
    insanlar...

    Sonra götürüyorlar bir musalla taşına koyuyorlar. Hüzünlü an, çevrenizde
    ağlıyorlar, haykırıyorlar. Gözü yaşlı karınız, kocanız, çocuğunuz, ananız,
    babanız, arkadaşlarınız, sevdikleriniz... Ve siz bunları da
    seyrediyorsunuz...

    Sonra sizi alıyorlar bir mezarın yanına getiriyorlar. Koyuyorlar toprağın
    üzerine, mezar kazılıyor çevrenizde hüzünlü insanlar...
    İşte o anda hayatınızın en büyük paniği başlıyor. Yaşamınızın en büyük
    paniğini o anda yaşıyorsunuz.

    Çünkü aklınız, şuurunuz, idrakiniz, bütün
    duygularınız sizinle beraber, yani siz o anda yaşıyorsunuz, fakat bedeni
    içinde bir örtüde ve o mezarın içine konacağınızı, üstünüze toprağın
    atılacağını ve orada hapis kalacağınızı, görüp hissediyorsunuz. Hz.

    Ömer(r.a) soruyor;

    - Ya Resulallah! Ben mezara konduğum zaman şu andaki aklım, idrakim,
    duygularım, şuurum, aynen muhafaza olacak mı?

    -Evet, Ya Ömer! Aynen şu andaki aklın, idrakin, duygularınla var olacaksın.
    Evet. Kişi o mezara gömülme anında hayatının en büyük paniğini yaşıyor. Diri
    diri toprağa gömülmek...

    Ve sizi en sevdiklerinizin elleriyle toprağa alıp o mezarın içine
    koyuyorlar, üstünüze toprağı atmaya başlıyorlar. Tahtalar konuluyor veya
    beton taşlar konuluyor, dışarıyla ilginiz kesiliyor. Ama dışarıdaki sesleri
    duyuyorsunuz, toprağın içinde canlı canlı hapis kaldığınızı hissediyorsunuz.

    Evet, bedende bir olay yok o ana kadar ama siz o toprağın içinde canlı canlı
    hapissiniz. Bağırmak, haykırmak istiyorsunuz; Beni buraya bırakmayın! Beni
    buraya koymayın! Ben yaşıyorum! Canlıyım! diriyim! Ben de sizin kadar
    şuurluyum! AMA İLETİŞİM YOK!

    Bunlara ulaşamıyorsunuz ve sizi oraya bırakıyorlar, üstünüze toprağı
    kapatıyorlar, ışık kayboluyor, kapkaranlık bir mezarın içinde tek
    başınasınız...

    Peygamberimiz(s.a.s) şöyle diyor:

    " Kişi kabre konduğu zaman o panik içinde öyle bir haykırışla haykırır ki;
    feryadı arşa kadar yükselir. Fakat ne yazık ki insan kulağı o haykırışı
    işitemez."

    İşte o panik anında düşünüyorsunuz ki, size dünyada iken söylenen; ölmek yok!,
    hayat devam ediyor!, öbür hayata kendini hazırlamazsan pişman olursun! ikazları
    gelmişti, ulaşmıştı fakat bunları kaa'le almamıştın. Artık mezardan geri dönüş
    yok. Bitiyor, herşey son buluyor.

    Ve orada gerçekten iki melek geliyor, size bazı sualler soruyor.
    Siz o panik halinizle ne derece cevap verebiliyorsunuz, size ait olan bir
    olay...

    Sonra aradan zaman geçiyor, mezarın içinde yılan, çıyan, köstebek, fare
    kenarlardan çıkıyor geliyor sizin kaşınızı, gözünüzü, yanağınızı, ağzınızı,
    burnunuzu, karnınızı, bağırsaklarınızı yemeye başlıyor. Ve siz mezarda kendi
    yenişinizi, bu hayvanlar tarafından parçalanışınızı seyrediyorsunuz,
    hissediyorsunuz.

    Evet, fiziki bedeninize olan fiziksel bir azap size
    ulaşmıyor ama kendinizi kâbus görür şekilde düşünün, rüyada,
    yatakta...

    Rüyanızda size gelen baskıları, birtakım hayvanların size verdiği
    zararı, veya bir uçurumdan düşüşünüzü, bir bıçağın sizi kesişini,
    boğulmanızı, göğsünüze birinin oturup boğazınızı sıkmasını düşünün... O anda
    fiziksel bir olay yok ama, sizin yaşadığınız kabus... İşte mezarda öyle bir
    kâbusun içine düşüyorsunuz ki, uyanma, geri dönme yolu yok. Ve böylesine
    başlayan bir ÖLÜM ÖTESİ YAŞAM

    Yani siz ölümün ne olduğunu tadıyorsunuz. Tadış sizde bir şey değiştirmiyor.
    Herhangi bir şeyi tattığınız zaman nasıl şuurunuzda, idrakinizde bir değişme
    olmuyorsa, sadece o şeyin ne olduğunu anlıyorsanız, "ölümü tatmak" demek bu
    bedene kumanda edemez hale gelmeniz demek. Bu bedene kumanda edemez
    hale geliyorsunuz, işte bu "ölümü tatmak" denen olay. Ama yaşamınız devam ede
    gidiyor o kabirde...

    Size sorsam, bir aynaya baktığınız zaman ne görüyorsunuz? Desem, hemen
    vereceğiniz cevap şu olur. Aynaya baktığım zaman kendimi görürüm. İşte
    "aynaya baktığım zaman kendimi görürüm" cevabınız Peygamberi, Kuran'ı ve
    ölüm ötesi yaşamı inkârdan başka bir şey değildir!

    Eğer gördüğünüz aynada, sizin ben dediğiniz, kendim dediğiniz yapı ise bu
    beden belli bir seneler sonra toprak altında çürüyüp yok olacak ve bu hesaba
    göre sizinde yok olmanız gerekecektir. Ama siz toprak altında Peygamberin
    bildirdiği bir şekilde yaşayacaksınız. Bu beden çürüyüp yok olmasına rağmen
    demek ki aynada ben dediğiniz, kendim dediğiniz şeyi görmüyorsunuz. Siz bir
    beden görüyorsunuz.

    Sokakta bir araba görüyorsunuz, yaklaşıyorsunuz cama tıklıyorsunuz, cam
    açılıyor içerde bir adam, direksiyona yapışmış "Kimsin sen?" diyorsun. "Ben
    1956 modeli Chevrolet'im "diyor. Adama bakarsınız gülersiniz,kafayı üşütmüş
    zavallı dersiniz. "Sen Chevrolet değilsin kardeşim, sen insansın, arabanın
    direksiyonunda oturuyorsun, bir süre sonra da direksiyondan kalkıp arabadan
    çıkarsın! " dersiniz. Adam size "Hayır öyle şey yok, herkes bana böyle dedi,
    herkes de bana böyle diyor, ben otomobilim" cevabını veriyorsa artık siz ona
    daha fazla bir şey söylemezsiniz. "Zavallı, Allah selamet versin" der
    geçersiniz.

    İşte bugün birtakım insanlar, ben 56 doğumlu bilmem kimim, ben 48 doğumlu
    bilmem kimim, ben 38 doğumlu bilmem kimim diyorsa o 56 model Chevrolet'im
    diyen şoförden farkı yoktur.

    Siz belli bir süre için bu bedenle birlikte varolan, fakat bir süre sonra bu
    bedeni terkedip, bedensiz olarak yaş***** devam edecek bir varlıksınız.

    İşte din dediğimiz olgu burdan ileri geliyor, şu anda her ne kadar bu
    nedenle bu madde dünyasında yer alıyorsanız da, belli bir süre sonra , bu
    madde dünyasıyla tüm ilişkiniz kesilecek, paranız, koltuğunuz, karınız,
    kocanız,çoluğunuz-çocuğunuz,ananız, babanız v.s tümü geride kalacak, tek
    başınıza yepyeni bir hayata geçeceksiniz.

    Eğer o hayatın şartlarına göre kendinizi hazırlayamadıysanız, hazırlama
    gereği duymadıysanız, siz ne olursa olsun o ortamda çok büyük bir sıkıntıya
    , azaba düşeceksiniz. Ergeç denize düşecek olan insan yüzme öğrenmek
    mecburiyetindedir. Yüzmeyi öğrenmediyse, o denizin içinde boğulur. Bunun
    başka yolu yoktur.

    Ben dünyada böyle bir insandım, şöyle bir insandım, şunu
    yaptım, bunu yaptım. Sen dünyada nasıl bir insan olursan ol, eğer yüzmeyi
    öğrenmediysen, denize düşünce boğulursun.

    Sen eğer gideceğin ölüm ötesi aleme gereken bir biçimde hazırlanmadıysan, o
    alemde yer alacak olan ruh bedenini gerektiği bir biçimde, gereken enerjiyle
    güçlenmediysen, ne olursan ol o alemin batağında B-O-Ğ-U-L-U-R-S-U-N....

    E canım ben Peygambere inanıyorum, Allah'a inanıyorum ama gerektiği gibi
    hazırlanamıyorum. Aldatma kendini, mantığını çalıştır, beynini çalıştır
    gerçekçi düşün.

    Senin halin o adama benziyor. Vapur yolculuğuna çıkmış,
    kaptanla da çok samimi, kaptanın sofrasında yemek yiyor, kaptanla da çok iyi
    anlaşıyor. Ama bir gün güvertede güneşlenirken, kaptandan şu seslenişi
    işitiyor;

    "Gemi su alıyor, batmak üzere, herkes acele yüzme öğrensin, veya can
    simidi edinsin" Sen diyorsun ki;"Canım, ben burada keyfime bakayım, ben
    kaptanı seviyorum, nasıl olsa kaptan beni kurtarır"

    Gemide 1000 yolcu nerde sen nerde kaptan. Bir süre sonra gemi batıyor. Sen
    suların içinde gulu gulu yapıyorsun. Bu arada diyorsun ki;"Deniz, deniz! Beni
    boğma, ben kaptanı çok seviyordum, ben kaptana yanıyordum" Deniz sana lisanı
    halle der ki; burada kaptanı sevmen, kaptana yanman, sana fayda etmez. Ya can
    simidi edinseydin veya yüzme öğrenseydin. Sen istediğin kadar kaptana
    inanıyordum de, boğulursun.

    Çünkü kaptanın senin inanmana ihtiyacı yok, yani Peygamberin senin ona inanmana
    ihtiyacı yok. Allahın da senin ona inanmana ihtiyacı yok.

    Peygamber sana diyor ki;

    "Eğer benim dediklerimi anlayıp idrak edemiyorsan,
    bana hiç olmazsa inan, ölüm ötesinde böyle bir yaşam var, o yaşamın
    şartlarına göre tedbir alarak kendini kurtar.

    Sen diyorsun ki;"Ben sana inanıyorum" Sonra bildiğin gibi yaşıyorsun. Saçmalama.
    Peygambere inanmaktan gaye, Peygamberin dediğini anlayıp idrak etmek ve o
    bildirdiği tehlikeye karşı gereken tedbirleri almaktır. Sen ona gerektiği gibi
    kulak vermiyor, dediklerini anlamıyor, gereken tedbirleri almıyorsan, ne
    kadar" inanıyorum, onu çok seviyorum" dersen de, o gittiğin ortamda içine
    düşeceğin azaptan kendini kurtaramazsın. Ona inanmaktan murat, onun önerdiği bir
    biçimde gereken tedbirleri almaktır. Peygamberin senin inanmana ihtiyacı yok
    ki...

    Sen ya geleceği idrak edip, gereken tedbiri alarak kendini kurtaracaksın
    veyahut ta es geçeceksin. Gittiğin ortama gereken bir biçimde hazırlanmadığın
    içinde mahvolacaksın!

    Diri diri kebire gömülüp, orada canlı canlı o azabı çekeceksin seneler ve
    seneler boyu. Bu daha işin başlangıcı, devamını söylemeyeceğim şu anda.
    Bir İsviçre'ye gitmeye kalkıyorsun, bir Amerika'ya gitmeye kalkıyorsun 6 ay
    evvelinden hazırlık yapıyorsun, oranın şartlarını öğreniyorsun, ne
    götüreyim, ne getireyim, yanıma ne alayım, orda ne kadar kalayım diye onu
    araştırıyorsun.

    Ömür boyu, sonsuz yaşayacağın bir ortama gideceksin bir daha geri dönüş yok,
    oranın şartlarını araştırma gereği duymuyorsun. Ondan sonra akıllım diye
    geçiniyorsun. Bu mu aklın...

    Hazırlanma kabul ama evvela oranın ne olduğunu öğren ondan sonra
    hazırlanma, bilmediğin bir şeye nasıl tedbir alırsın veya nasıl tedbir almama
    gereğini duyarsın. Senin garanti senedin mi var? Şu kadar sene yaşayacağına
    dair.

    Bir damarındaki tıkanma, bir kalp krizi, bir beyin kanaması senin bir anda
    kaç yaşında olursan ol hayatının sonudur. O andan itibaren sana ne karın, ne
    paran, ne kocan, ne anan, ne baban, ne bir başkası fayda edecek. Peki, o ölüm
    denen olayla birlikte başlayacak olan ölüm ötesi yaşama hazırlanmadıysan
    seni kim kurtaracak, ne kurtaracak. Allah kerim canım, yukarıda ALLAH var
    canım nasıl olsa kurtarır. Bırak bu ağızları, iyice aklını başını topla ona
    göre hareket et. Yoksa vay haline.


     
ölüm hakkında!! konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Ölüm hakkında ilginç gerçekler

    Ölüm hakkında ilginç gerçekler

    Ölüm hakkında ilginç gerçekler Amerikan Discover dergisi ölüm ile ilginç bilgiler yayınladı. İşte ölüm hakkında merak edilenler: · İlk ölüleri toprağa gömme işlemi, İspanya'nın Atapuerca bölgesinde 350 bin yıl öncesine kadar dayanıyor. · Bütün ölümlerin temelinde oksijen eksikliği yatar. · Ölümün ilk üç gününde enzimler yemeğe başladığınız gibi sindirilmeye devam ediyor. Parçalanan...
  2. Ölüm Hakkında Bilmediğiniz 20 Şey

    Ölüm Hakkında Bilmediğiniz 20 Şey

    akbabalar, anda, atapuerca, bir, bun, cambria, Definitions, ekolojik gömü, fareast, font definitions, font format, hominid, homo heidelbergensis, İnsanlar, layan, margin, mso, olan, ölüler ne olur, ölüm, ölüm ritüelleri, ölümden sonra, ölümden sonra yaşam, ölümle, Ölümü, ölünce ne yapılır, orphan, panose, paper source, props, sans serif, sene, style definitions, style name, style type,...
  3. Hz.Musa (a.s) Ölümü hakkında

    Hz.Musa (a.s) Ölümü hakkında

    Hz.Musanın Ölümü Hz.Musa (a.s) Ölümü Merhaba Sevgili Melek'ler... Bu sayfamızda Hz. Musa'nın ölümü hakkında ki bilgilere yer veriyoruz ve Hz. Musa (a.s) ölümüyle ilgili merak edilen tüm bilgileri paylaşıyoruz. Musa (a.s), Tih çölünde, Harun (a.s)'dan sonra öldü. İsrailoğullarını Arz-i Mukaddes'e sokamadı. Öldüğünde yüz yirmi yaşında idi. Buhârî, onun ölümü ile ilgili olarak şunları...
  4. Atatürk neden öldü hakkında bilgi

    Atatürk neden öldü hakkında bilgi

    Atatürk Neden Öldü Atatürk Niçin Öldü Hakkında Bilgi Merhaba Sevgili Melek'lerim... Bu sayfamızda Atatürk niçin öldü diye soran misafirimizin sorusunu yanıtlıyor ve Atatürk'ün ölümüne dair merak edieln bilgileri katarıyoruz. Atatürk'ün ölümüne ilişkin çeşitli iddialar vardır.Bir karaciğer rahatsızlığına dair hemen herkes hemfikirdir. Ancak hastalığın adı konusundaki tartışmalar...
  5. Mihrimah Sultan'ın Ölümü hakkında bilgi

    Mihrimah Sultan'ın Ölümü hakkında bilgi

    Mihrimah Sultan'ın Ölümü Mihrimah Sultanın Ölümü Hakkında Bilgi Merhaba Sevgili Melek'ler ve Mihrimah Sultan'ın Ölümü hakkında bilgi edinmek isteyen, Mihrimah Sultan ne zaman ve nasıl öldü diyen tüm misafirler, si,zler için bu sayfamızda Mihrimah Sultan'ın Ölümü hakkında bilgiler aktarıyoruz. Mihrimah Sultan 1578 yılında yeğeni (erkek kardeşinin oğlu) III. Murat’ın saltanatı sırasında...

Sayfayı Paylaş