gebe
  1. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    34.164
    Beğenilen Mesajlar:
    2.213
    Ödül Puanları:
    113

    Osmanlı'da kültür ve medeniyet

    Konu, 'Osmanlı Tarihi' kısmında MaWiM tarafından paylaşıldı.

    MERKEZ TEŞKİLATI PADİŞAH A)-PADİŞAHLARIN BAŞA GEÇMESİ(VERASET SİSTEMİ):
    Osmanlı Devletinde kimin padişah olacağı konusunda kesin bir kural yoktu. Osmanlı ailesinin bütün
    erkekleri taht üzerinde hak sahibi idiler. Onun için padişah ölünce oğullarının hangisinin tahta
    geçeceği konusunda devlet yönetimindeki etkili grupların(ümera[​IMG]ulema vb.) tercihleri önemli rol
    oynuyordu.Eski Türk Devlet geleneğinden kaynaklanan bu sistem(Kut anlayışı)taht kavgalarına neden
    oluyordu.
    Veraset Sistemindeki Değişmeler:
    * Fatih Sultan Mehmet bu sakıncayı ortadan kaldırmak için tahta geçme yöntemini belirleyen bir
    kanunname düzenledi.
    Bu kanunla Fatih'in amacı:
    1 -Taht kavgasına son vererek[​IMG]ülkenin birlik ve bütünlüğünü sağlamak[​IMG]
    2- En GÜÇLÜ olanın padişah olmasını sağlamaktı.
    * I.AHMET zamanında yapılan değişiklikle EN YAŞLI ve AKILLI olanın (EKBER VE ERŞED) padişah olması
    esası benimsendi.
    AÇIKLAMA: Ekberiyet sistemi Şehzadeler arasındaki rekabet duygusunu ortadan kaldırması bakımından
    OLUMSUZ[​IMG]taht kavgalarına son vermesi bakımından da OLUMLU sonuçlar doğurmuştur.
    B)-PADİŞAHLARIN YETİŞMESİ:
    16. yüzyılın sonlarına kadar şehzadeler 14-15 yaşlarına gelince[​IMG] Anadoludaki sancaklara
    SANCAKBEYİ olarak gönderilirlerdi. Burada bir LALA'nın yanında devlet yönetiminde tecrübe
    kazanmaları sağlanırdı.
    NOT: Lala'yı Büyük Selçuklular'daki ATABEYLERE benzetebiliriz.
    III. Mehmet'ten sonra şehzadelerin SANCAĞA ÇIKMA usulü kaldırıldı. (Şehzadeler sarayda KAFES
    HAYATI yaşadılar.)
    C)-PADİŞAHLARIN ÜNVANLARI:
    Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarında başta bulunan hükümdarlara BEY denilmiştir.Yine
    hırıstiyanlara karşı savaştıklarından GAZİ de denilmiştir.(Örneğin:Osman bey[​IMG]Osman Gâzi[​IMG]Orhan
    Bey[​IMG]Orhan Gâzi gibi[​IMG]) Hükümdarların aldığı diğer başlıca ünvanlar; Han[​IMG] Hakan[​IMG] Hünkâr[​IMG] Sultan ve
    genellikle Padişah'dır.
    NOT: Yavuz Sultan Selimin 1517 Mısır seferi sonucu HALİFELİK Osmanlı padişahlarına geçmiştir.
    Böylelikle Osmanlı hükümdarları padişah olarak Devletin Başı[​IMG] halife olarakta müslümanların
    başı olma özelliği taşımışlardır.

    SARAY
    Padişahın hem özel hayatının geçtiği[​IMG] hem de devletin yönetildiği yerdi. Saray ENDERUN ve BİRUN
    olmak üzere iki bölümden oluşuyordu.Bu iki bölüm BAB'ÜS-SAADE(Orta kapı) denilen kapıyla birbirine
    bağlanmıştı.
    1)- ENDERUN :padişahın özel hayatının geçtiği sarayın iç bölümüdür. Burada padişahın hizmetine
    bakan güvenilir kimselerin bulunduğu hizmet ve eğitim odaları ve harem bulunuyordu.Enderundaki
    odalar şunlardır:
    a)-HASODA:padişahın günlük himetine bakarlardı.
    b)-HAZİNE ODASI:padişahın özel hazinesine bakarlardı.
    c)-KİLER ODASI:Yemek ve sofra hizmetlerini yaparlardı.
    d)-SEFERLİ ODASI:Berber[​IMG]terzi[​IMG]müzisyen gibi görevliler bulunurdu.
    Devşirme usulüyle toplanan oğlanlar[​IMG] Acemi oğlanlar ocağına götürülmeden önce[​IMG] içlerinden
    seçilenler Topkapı sarayına alınarak[​IMG] sıkı bir disiplin altında yetiştirilirlerdi. Bunlara dini
    bilgiler[​IMG] Arapça[​IMG] Farsça gibi dersler ve pratik el sanatları öğretilirdi.Bunlara İÇOĞLANI denilirdi.
    Amaç saraya alınan bu içoğlanlarını gerçek bir dindar[​IMG] devlet adamı[​IMG] asker ve seçkin nitelikli bir
    kişi olarak yetiştirmekti. Hasoda[​IMG]kiler odası[​IMG]hazine ya da seferli odalarında hem hizmet ederler[​IMG]
    hemde eğitim ve öğretimlerini sürdürürlerdi. Daha sonra ÇIKMA denilen bir atama usulüyle Birun da
    görevlendirilir[​IMG]bu odaların başındaki ağalar da sancak beyliği gibi önemli görevlere tayin
    edilirlerdi.
    HAREM: Sarayda kadınların yaşadığı bölüme denirdi.Saraya alınan kızlar tıpkı iç oğlanları gibi sıkı
    bir eğitim görürlerdi. Eğer padişah tarafından sarayda tutulmazlarsa Çıkma ile saray dışında
    görevlendirilen Kapıkullarıyla evlendirilirlerdi.
    2)- BİRUN: Sarayın dış bölümüne denirdi. Bîrûnda geniş bir yönetici kadro yer alırdı. Bîrûndaki
    görevliler ve teşkilatları şunlardı:
    a)-Yeniçeriler
    b)-Altı Bölük halkı (sipahiler[​IMG]silahdar[​IMG]sağ ve sol garipler[​IMG]sağ ve sol ulûfeciler.)
    c)-Topçular ve Cebeciler
    d)-Mehterler
    e)-Müteferrikalar Enderundan çıkma içoğlanlar[​IMG] beyzade çocukları[​IMG]devlet ileri gelenlerinin
    çocukları.)
    Birunda başka görevlilerde vardı. Başlıcaları:
    Padişah Hocası:Şehzadelerin eğitimiyle meşgul olur.
    Hekimbaşı:Cerrahbaşı da denilen doktor.
    Çavuşlar ve Çavuşbaşı:Haberleşme ve elçilik görevini yapar.
    Ayrıca Müneccimbaşı[​IMG]Mimarbaşı[​IMG]seyisler[​IMG]okçular[​IMG] rikabdarlar[​IMG] Darbhane emini vb[​IMG].
    Üstün başarı gösterenler[​IMG] saray dışındaki görevlere atanarak ödüllendirilirlerdi.
    NOT: Osmanlılar'da ilk saray Bursa da yapılmıştı. Başkent Edirne olunca burada daha büyük bir saray
    yapılmış[​IMG]İstanbul'un fethiyle Fatih Beyazıt'taki mevcut sarayda oturmuş[​IMG] buranın yeterli
    gelmemesi üzerine aynı yerde başka bir saray yaptırılmıştı. Eski Saray denilen bu sarayın da
    yeterli olmaması üzerine Topkapı Sarayı(yeni saray) yapılmıştır. Padişahlar 19. yüzyıla
    kadar burada oturmuşlar[​IMG] 19. yüzyılda Dolmabahçe[​IMG] Beylerbeyi[​IMG] Çırağan ve Yıldız sarayları
    yapılmıştır.
    DİVAN-I HÜMAYUN
    Bugünkü Bakanlar Kurulu gibi çalışan Divan-ı Hümayun önceleri DİVANHANE'de toplanırken[​IMG] Kanuni
    zamanında yapılan KUBBEALTI denilen yerde toplanmaya başlamıştır.
    Divan teşkilatı ilk defa ORHAN BEY zamanında kurulmuştur. Fatih Sultan Mehmet padişahların divân
    toplantılarına katılma geleneğine son vererek[​IMG]toplantıları kafesli bir pencerenin arkasından takip
    etmiştir.

    DİVANIN YAPISI:
    Osmanlılarda padişahın yetkilerini kullanmak yada emirlerini uygulamak için görevlendirilmiş üç temel
    sınıf bulunuyordu. Bu sınıfların en üst yetkilileri divânda temsil edilirdi. Bu sınıflar şunlardı:
    1-Seyfiye (Ehl-i Kılıç= Ehl-i Örf)
    2-İlmiye (Ehl-i Şer)
    3-Kalemiye (Ehl-i Kalem)
    1)- SEYFİYE (Ehli Örf):
    Osmanlı Devletinde yönetim ve askerlik görevini yerine getiren zümrelere denirdi. Ehli örf[​IMG]ehli
    seyf ve ümera gibi isimler verilen bu sınıfın divan-ı hümayundaki temsilcileri vezir-i azam ve
    vezirlerdi. Divan dışında beylerbeyleri[​IMG] sancak beyleri[​IMG]kapıkulu askerleri[​IMG]tımarlı sipahiler bu
    grubun içindedir.
    VEZİR-İ AZAM(Sadrazam):Bugünkü başbakan durumunda olan veziri azam[​IMG] padişahın vekili olarak görev
    yapar ve onun altın mührünü taşırdı. Divana başkanlık eder[​IMG] padişah sefere katılmıyorsa ordunun
    başına geçer[​IMG]bu görevi sırasında SERDARI EKREM sıfatıyla padişahın bütün yetkilerini kullanırdı.
    KUBBE ALTI VEZİRLERİ: Bugünkü devlet bakanları durumunda olan kubbe altı vezirlerinin sayıları 5-7
    arasındaydı.
    2)- İLMİYE (Ehli Şer)
    Medreselerde iyi eğitim görmüş[​IMG] devletin adalet[​IMG]eğitim ve yargı görevlerini üstlenen gruptu.Ulema
    da denilen bu grubun üç önemli görevi vardı:
    a)-Tedris Görevi:Eğitim-Öğretim görevidir.Bu görevi müderris[​IMG]muâllim gibi kişiler yürütürdü.
    b)-Kaza Görevi:Yargı görevidir. Bu görev kadılar tarafından yürütülürdü. Kadılar İslam hukukuna
    göre davalara bakar ve karar verirlerdi.
    c)-İfta Görevi: Fetva görevidir.Yapılanların şeriata uygun olup olmadığı konusunda fikir beyan
    etme görevidir.
    Fetva verme yetkisine sahip olanlara MÜFTİ denilirdi. Müftilerin en üst rütbelisi Şeyhülislam
    ve kazaskerlerdi.
    ŞEYHÜLİSLAM: Divana katılan fakat oy kullanmayan şeyhüislamın protokoldeki sırası veziri azamla
    aynıydı.Hem ilmi kişiliği[​IMG] hem de fetva verme yetkisi dolayısıyla şeyhülislama büyük saygı
    gösterilirdi. Bayramlaşma sırasında padişah sadece şeyhülislamın karşısında ayağa kalkardı.
    Önemli devlet işleri hatta padişahların görevden alınması için şeyhülislamın fetvası
    gerekiyordu.Şeyhülislam idam cezasına çarptırılamaz[​IMG] tutuklanamaz ve hapsedilemezdi. 17. yüzyıla
    kadar görevden alınması bile söz konusu değildi. Tanzimattan sonra şeyhülislamların yönetimdeki
    önemi azalmaya başladı.
    KAZASKERLER (KADIASKERLER): Divanı Humayun üyesi olan kadıaskerler şer'i hükümler veren en yüksek
    görevlilerdi. Fatihten itibaren Anadolu ve Rumeli kadıaskerleri olmak üzere sayıları ikiye
    çıkarıldı. Rumelideki kadılar Rumeli[​IMG] Anadoludaki kadılar Anadolu kadıaskerine bağlıydılar.
    KADILAR: Başlıca görevleri şunlardı:
    a)-Merkezden gelen emirleri halka iletmek[​IMG] halkın şikayetlerini merkeze bildirmek.
    b)-Her türlü davaya(miras[​IMG]ticaret[​IMG]ceza) bakarak karar vermek.(Yargıçlık)
    c)-Nikah sözleşmesi[​IMG] şirket kurulması[​IMG] Vakıf kurulması gibi sözleşmeleri yapardı.(Noterlik)
    d)-Avarız denilen olağanüstü durumlardaki vergileri toplar[​IMG] merkeze gönderirdi.
    PADİŞAH HOCALARI: Osmanlı şehzadelerine ulemadan bir kimse hoca olarak tayin edilirdi. Şehzadeler
    hükümdar olduklarında onları PADİŞAH HOCASI olarak tayin ederlerdi.
    SEYYİD VE ŞERİFLER: Hz.Peygamberin torunları Hz.Hasanın soyundan gelenlere Şerif[​IMG] Hz. Hüseyinin
    soyundan gelenlere ise Seyyid denirdi. Seyyid ve şerifler Osmanlı toplumunda büyük saygı
    görürlerdi. Devlet de bunların işleriyle meşgul olmak için NAKİB'ÜL EŞRAFLIK denilen bir
    kurum kurmuştu.
    Yukarıdaki görevlilerden başka ilmiye zümresi içinde müderrisleri[​IMG]müneccimleri[​IMG]hekimleri[​IMG] tarikat
    şeyhlerini[​IMG] imam ve müezzinleri sayabiliriz.
    3)- KALEMİYE(Ehli Kalem):
    Günümüzde bürokrasi diye adlandırılan bu sınıfın en üst rütbelileri NİŞANCI VE DEFTERDARLAR'dır.
    NİŞANCI(TEVKİİ=TUĞRAİ): Divandan çıkarılan belgelerin üstüne padişahın nişan
    olan TUĞRA 'yı çektiği için TUĞRACI'da denirdi. Nişancı kendisine bağlı REİSÜL KÜTTAB
    başkanlığında çeşitli kalemler vasıtasıyla merkez bürokrasisinin her türlü işlemlerini yapardı.
    Reisülküttab'a bağlı kalemler şunlardı:
    a)-Beylikçi Kalemi b)-Tahvil Kalemi c)-Ruus Kalemi d)-Amedi Kalemi
    Nişancının görevleri: Nişancı tuğra çekmenin yanısıra yukarıdaki kalemler vasıtasıyla şu
    görevleri yapardı:
    A)- Divanda yapılan görüşmelerin kayıtlarını tutarak MÜHİMME DEFTERİNE(Divan Defteri)
    kaydetmek.
    B)- Ferman[​IMG]berat gibi belgeleri hazırlamak.
    C)- Sadrazam ve padişah arasındaki ve dış ülkelerle olan yazışmaları hazırlamak.
    D)- Tapu Tahrir Defterlerini tutmak.
    DEFTERDAR:
    Osmanlı Devletinde bütün mali işlerden ve hazineden sorumlu en üst görevlilerdi. Osmanlılarda İç
    ve Dış Hazine olmak üzere iki tür hazine vardı. İç hazinede padişahın özel serveti ve değerli
    eşyaları saklanırdı. Dış hazine ise devletin maliye teşkilatını oluştururdu. İlk dönemde
    defterdar sayısı bir iken[​IMG] sonraları mâli işlerin artmasından dolayı sayıları ikiye
    yükselmiştir.Bunlar; Rumeli defterdarı ve Anadolu Defterdarı idi. Rumeli Defterdarı
    Başdefterdar idi.
    Defterdara bağlı kalemler şunlardı:
    a)-Ruznamçe kalemi b)-Maliye emirleri kalemi c)-Tarihçi kalemi d)-Gelir ve gider kalemi
    Defterdara bağlı üst düzey görevliler şunlardı:
    a)-Başbakı kulu b)-Veznedarbaşı c)-Sergi nazırı d)-Sergi halifesi

    MERKEZ TEŞKİLATINDA MEYDANA GELEN DEĞİŞMELER:
    1)- 18. yüzyılda değişmeler:
    a)- Tahta Osmanlı ailesinin en yaşlı üyesinin geçmesi[​IMG] zamanla devlet işlerinin sadrazamlara
    bırakılması sonucun doğurmuştur. Sadrazamların güçlenmesi ile Divan BAB-I ALİ'de(Sadrazam
    kapısı=Yüksek Kapı)toplanmaya başlamıştır
    b)- 18. yüzyılda devletlerarası ilişkiler ön plana çıkınca diplomasi önem kazanmaya başlamış[​IMG]
    böylece kalemiye sınıfının özellikle de REİSÜL KÜTTAB'ın etkinliğ artmıştır. Reisülküttab dış
    ilişkileri düzenleyen bir nitelik kazanmıştır.
    2)- II.Mahmut Döneminde değişmeler:
    a)- 1826'dan itibaren BAB-I ALİ sadrazamın özel ikametgahı olmaktan çıkmış[​IMG] devletin hükümet
    binası haline gelmiştir.
    b)- II.Mahmut zamanında Divân Batı ülkelerinde olduğu gibi yeniden düzenlenmiştir. Divân-ı
    Hümayûn yerine nezaretlerden (nazırlıklar=bakanlıklar) oluşan yeni bir hükümet modeli
    oluşturulmuştur. Bu hükümet modeline Meclis-i Vükela[​IMG] Heyeti Vükela(bakanlar kurulu) veya
    Meclis-i Has denir. Böylelikle Sadrazamın yetkileri nazırlar arasında dağıtılmıştır. Bu
    nazırlıklar şunlardır

    ESKİ YENİ
    Divan-ı Hümayun -----> Heyeti Vükela(bakanlar kurulu
    Sadrazam -----> Başvekil(Başbakan)
    Sedaret Kethüdası -----> Dahiliye Nazırı(İçişleri)
    Reisülküttab -----> Hariciye Nazırı(Dışişleri)
    Defterdar -----> Maliye Nazırı
    Kazasker -----> Adalet Bakanlığı (Nezareti Deavi=Davalar bakanlığı)
    Ayrıca Evkaf ve Ticaret Nazırlığı kuruldu.
    c)- II.Mahmut zamanında yeni meclis ve komisyonlar kuruldu.Bunlar;
    1-Dar-ı Şura-i Askeri (Askeri işleri düzenlemek)
    2-Dar-ı Şura-i Bab-ı Ali(İdari ve bürokratik işler
    3-Meclis-i Vala-i Ahkam-ı Adliye(Adalet işleri)
    Bunların dışında II.Mahmut zamanında şu ıslahatlar gerçekleştirildi:
    a)-1826 da Yeniçeri ocağı kaldırıldı[​IMG]Yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye adıyla yeni bir
    ordu kuruldu.
    b)-Tımar ve zeamet kaldırıldı. Başta valiler olmak üzere devlet memurları maaşa bağlandı.
    c)-Müsadere usulü kaldırıldı.(Görevden alınan yüksek dereceli memurun malına devletin
    elkoyma usulü)
    d)-İlköğretim mecburi kılındı.
    e)-İlk resmi gazete ( TAKVİM-İ VEKAYİ) çıktı.
    f)-İlk defa nüfus sayımı yapıldı.
    g)-Kıyafet değişikliği yapıldı.(Memurlara fes[​IMG]ceket[​IMG]pantolon giyme zorunluluğu)
    h)- Harp okulu[​IMG] Tıp okulu gibi okullar açıldı.
    ı)- Mahalle ve köylere MUHTARLIK teşkilatı kuruldu.
    3)-Tanzimat Döneminde Meydana Gelen Değişiklikler:
    3 Kasım 1839 da ilan edilen Tanzimat fermanıyla devlet teşkilatında yeni düzenlemelere
    gidilmiştir. 1876'ya kadar süren dönemde yeni meclis ve komisyonlar kurulmuştur.
    Bunlar; a)-Meclis-i Ali Tanzimat[​IMG] b)-Şura-i Devlet c)-Divan-ı Ahkam-ı Adliye'dir.
    Ayrıca Tanzimat Döneminin bir başka yeniliği de SERASKERLİK makamının kurulmasıydı. Kara
    kuvvetleri komutanlığı olan bu makam[​IMG] Sadrazam ve şeyhülislama eşit tutuldu.
    4)-Meşrutiyet Döneminde Meydana Gelen Değişiklikler:
    1876'da Kanuni Esasi'nin ilan edilmesiyle Meşrûtiyet dönemi başlamıştır. Yapılan seçimlerle iki
    meclis oluşturulmuştur:
    a)- Meclisi Mebusan:Hırıstiyan[​IMG]Yahudi ve müslüman halkın seçtiği milletvekillerinden oluşuyordu.
    b)- Ayan Meclisi: Padişah tarafından tayin edilen 26 kişiden oluşuyordu.


     
  2. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    34.164
    Beğenilen Mesajlar:
    2.213
    Ödül Puanları:
    113
    Cevap: Osmanlı'da kültür ve medeniyet
    OSMANLI TAŞRA TEŞKİLATI
    TIMAR VE İLTİZAM SİSTEMİ: Osmanlı Devletinde taşra teşkilatının(merkez dışı) temelini tımar (dirlik)
    sistemi oluşturuyordu.Devlet bazı bölgelerin vergi gelirlerini hizmet veya maaş karşılığı olarak
    askerlere veya devlet görevlilerine ayırırdı. Bu gelir kaynağına DİRLİK denilirdi. Dirlikler 3'e
    ayrılmıştı.
    1-TIMAR: Tımar sistemine göre savaşta sivrilmiş[​IMG]tımar beyi olma özelliği kazanmış sipahilere
    verilen 3-20 bin akçe yıllık vergi geliri olan dirliklerdir.
    2-ZEAMET: Savaşta üstün yetenek göstermiş olan tımar sahipleri ile devlet merkezindeki divân
    çavuşlarına[​IMG] müteferrika ve kâtipler ile eyalet ve sancaklardaki ileri gelen devlet
    görevlilerine verilen yıllık vergi geliri 20-100 bin akçe arsındaki dirliklerdir.
    3-HAS: Padişah ve ailesine[​IMG] sadrazam[​IMG] vezirler[​IMG] beylerbeyi ve sancak beylerine verilen geliri 100
    bin akçeden fazla dirliklerdir.
    AÇIKLAMA: Tımar sahipleri ilk 3 bin[​IMG] zeamet sahipleri ise ilk 20 bin akçesini kendi geçimleri için
    ayırırlardı. Buna KILIÇ HAKKI denirdi. Tımar sahipleri geri kalan gelirin her 3 bin akçesi[​IMG]
    zeamet ve has sahipleri ise her 5 bin akçesi için tam teçhizatlı bir atlı asker yetiştirmek
    ve gerektiğinde bunlarla birlikte savaşa katılmak zorundaydı. Bu askere CEBELÜ denirdi.
    Dirlik sahipleri kendisine verilen toprakları köylüye 50-150 dönümlük topraklar halinde dağıtır.
    Ve hasat zamanında köylünün yetiştirdiği ürünün vergisini(öşür yada harac) alırlardı.
    Dirlik sisteminde toprağın;
    1-Mülkiyeti DEVLETE[​IMG]
    2-Vergisi DİRLİK SAHİBİNE[​IMG]
    3-Kullanım hakkı KÖYLÜYE aittir.
    TIMARLI SİPAHİ HANGİ DURUMLARDA TOPRAĞI KÖYLÜDEN GERİ ALABİLİRDİ ?
    1-Toprağı sebepsiz yere terk edenlerden[​IMG]
    2-Sebepsiz yere 3 yıl üst üste ekmeyenlerden[​IMG]
    3-Sebepsiz yere vergisini vermeyenlerden.
    TIMARLI SİPAHİNİN KÖYLÜYE KARŞI GÖREVLERİ NELERDİR ?
    1)-Köylünün güvenliğini sağlamak[​IMG]
    2)-Köylünün tohum[​IMG]gübre vb. ihtiyaçlarını temin etmek[​IMG]
    3)-Köylünün vergisini en kolay şekilde ödemesini sağlamak
    DİRLİK (TIMAR) SİSTEMİNİN YARARLARI NELERDİR ?
    1)- Devlet Merkezden toplanması son derece zor vergiler böylece toplamış oluyor[​IMG]
    2)- Devlet bazı görevlilerine maaş vermekten kurtuluyor
    3)- Devlet asker yetiştirmekten kurtuluyor
    4)- Devlet toprakları boş kalmadığından üretim artıyor.
    5)- Tımarlı sipahiler bulundukları yerlerde güvenliği sağlıyor.
    NOT: Tımar ve zeamet sistemi II.Mahmut zamanında kaldırılarak başta valiler olmak üzere devlet
    memurları maaşa bağlandı.
    İLTİZAM SİSTEMİ: İltizâm devlete ait bir gelirin ihale yoluyla şahıslara verilmesidir. 16. yüzyıldan
    sonra uygulamaya konulan bu sistemde devlete ait bir gelir genellikle 3 yıllık bir süre için açık
    artırmaya çıkarılır[​IMG]en yüksek bedeli verene devredilirdi. Bu ihaleyi kazanan kişiye MÜLTEZİM
    denirdi.Mültezîmlere dirlik sahiplerine verilen haklar tanınmıştı.
    NOT: Bu sistemin en önemli yararı devletin acil para ihtiyacını karşılamasıdır.

    NOT: Zaman içinde tımar toprakların MUKATAA haline getirilip mültezime verilmesi yaygınlaşmışdır.

    TIMARLARIN MUKATAA HALİNE GETİRİLİP MÜLTEZİME VERİLMESİ
    NE GİBİ OLUMSUZ SONUÇLAR DOGURMUŞTUR ?
    1)-Mültezîm baskısı altında kalan halkın vergisini ödeyememesine ve toprağını terk etmesine
    2)-İltizamların genellikle o bölgedeki zengin ve güçlü kişilere (AYAN) verilmesiyle[​IMG] taşradaki
    ayanlar güç kazanmaya başlamışlar ve devlete baş kaldırmışlardır
    3)-Tımar toprakların iltizama verilmesiyle[​IMG] valiler eskiden tımarlı sipahiye yaptırdıkları
    güvenlik ve askerlik hizmetini[​IMG] SARICA SEKBAN denilen kapılarında besledikleri askerlere
    yaptırmaya başladılar. Barış döneminde veya beylerinin tayini çıktığında işşiz kalan ve LEVENT
    adını alan bu insanlar eşkiyâlık yaparak karınlarını doyurmaya başladılar.
    NOT: İltizâm yöntemi Tanzimata(1839) kadar yürürlükte kalmış[​IMG]bu tarihte kaldırılmıştır. Ancak
    1855'ten itibaren iltizâma yeniden dönülmüştür.
    İDARİ TEŞKİLATI:
    Osmanlı ülkesi idari bakımdan EYALETLERE[​IMG] eyaletler SANCAKLARA[​IMG] Sancaklar KAZALARA[​IMG] kazalar da
    TIMARLI NAHİYELERİNE ayrılmıştı.
    1)- EYALETLER (BEYLERBEYİLİK):
    Eyaletlerin başında BEYLERBEYİ bulunuyordu. Eyalet içinde beylerbeyinin bulunduğu sancak PAŞA
    SANCAĞI adıyla anılırdı. Beylerbeyi Divan-ı Hümayûnun küçük bir kopyesi olan "Eyalet divanı"nın
    başıydı.
    Eyalet Divanının üyeleri şunlardır:
    1-Beylerbeyi: Eyaletin ve eyalet divanının başıydı. Hizmetinde KAPU HALKI denilen çok sayıda
    görevli ve asker bulunurdu. Beylerbeyi tayini çıktığında kapuhalkını da beraberinde
    götürürdü.
    2-Beylerbeyi Kethüdası: Beylerbeyinin yardımcısıydı.
    3-Eyalet Defterdarı: Eyaletin mâli işlerinden sorumluydu.
    4-Eyalet Kadısı: Eyaletin yargı[​IMG] belediye[​IMG] noterlik vb. işlerinden sorumluydu.
    5-Eyalet subaşısı: Bugünkü emniyet müdürü gibidir. Suçluların takibi ve yakalanmasında[​IMG]
    kadı tarafından verilen hükümlerin uygulanmasından ve merkezden gelen emirlerin
    uygulanmasından sorumludur.
    Osmanlı Devletinde eyaletler SALYANELİ ve SALYANESİZ olmak üzere ikiye ayrılıyordu.
    Salyaneli (Yıllıklı) Eyaletler: Bu eyaletlerde tımar sistemi uygulanma[​IMG] vergiler yıllık olarak
    toplanırdı. Mısır[​IMG] Habeş[​IMG] Bağdat[​IMG] Basra[​IMG] Yemen[​IMG] Tunus[​IMG] Cezayir[​IMG] Trablus salyaneli
    eyaletlerdendi.
    Salyanesiz (Yıllıksız) Eyaletler: Tımar(dirlik) sisteminin uygulandığı eyaletlerdir. Bu
    eyaletlerdeki topraklar has[​IMG]zeamet ve tımar olarak ayrılmıştır.Merkeze yakın eyaletlerdir.
    Rumeli[​IMG] Budin[​IMG] Anadolu[​IMG] Karaman[​IMG] Dulkadir[​IMG] Sivas[​IMG] Erzurum[​IMG] Diyarbakır[​IMG] Halep[​IMG] Şam[​IMG] Trablusşam
    salyanesiz eyaletlerdendir.
    2)-SANCAKLAR: Kazaların birleşmesiyle meydana gelmişti. En üst dereceli yöneticisi SANCAK
    BEYİ'dir.Sancaklarda asayiş sûbaşı ve Yasakçılar(asesler)[​IMG] kalenin korunması da kale
    dizdarları tarafından yapılırdı.
    3)-KAZALAR: Hem adlî hem de idarî birimdir. Kazaların başında yönetici olarak kadı bulunurdu.
    İMTİYAZLI HÜKÜMETLER: Osmanlı devletinin hakimiyetini tanıyan Kırım Hanlığı[​IMG] Mekke Emirliği[​IMG]
    Eflak[​IMG] Boğdan ve Erdel Beylikleri[​IMG]Sakız Cumhuriyeti imtiyazlı yönetimlerdi. Bunlar iç işlerinde
    serbest olup[​IMG] yöneticileri Osmanlı tarafından kendi soyluları arasından atanırdı. Bu
    hükümetlerden Kırım Hanlığı ve Mekke Emirliği dışındakilerden yıllık belli bir vergi alınırdı.
    TAŞRA TEŞKİLATINDAKİ DİĞER GÖREVLİLER:
    Muhtesib: Çarşı ve pazar denetlemesi yapardı.Satılan mal ve fiatları kontrol ederlerdi.(zabıta)
    Kapan Emirleri: Şehirlere gelen sebze-meyvenin toplandığı yerlere "kapan" denirdi. Kapan emiri
    buraya gelen malın vergilendirilmesini sağlardı.(Hal müdürü)

    Beytülmal Emini:Herhangi bir yerleşim yerinde kamuya ait çıkarları korumakla görevliydi.

    Gümrük ve Bac Eminleri: Kasaba veşehirlerde sanat ve ticaretle ilgili vergileri toplarlardı.
    TAŞRA TEŞKİLATINDA MEYDANA GELEN DEĞİŞMELER:
    1864'te yayınlanan "vilayet nizamnamesi" ile ülke idarî bakımdan yeniden teşkilatlandırıldı.Buna
    göre taşra yönetimi vilayet[​IMG] liva(sancak)[​IMG] kaza ve köy birimlerine ayrıldı. Livaların yönetimi
    MUTASARRIF'lara verildi.
    1871'de kaza ve köy arasına NAHİYELER eklendi[​IMG] bunların başına nahiye müdürleri seçimle
    getiriliyordu.
    MAHALLİ TEŞKİLAT:
    Mahalle veya köy cemaatinin önde gelen kişisi İMAM'dır. İmam cemaatin isteğiyle belirlenir ve
    kadı'nın onayıyla göreve başlardı.
    Mahalle ve köy halkının ortaklaşa karşıladığı giderler şunlardır:
    1)- Cami[​IMG]okul[​IMG]çeşme gibi yapıların onarımı ve ihtiyaçlarının karşılanması[​IMG]
    2)- İmam[​IMG] müezzin[​IMG] muallim gibi görevlilerin ücretlerinin ödenmesi[​IMG]
    3)- Divan-ı Hümayûn tarafından olağanüstü durumlarda konulan AVARIZ adı verilen vergilerin
    ortaklaşa ödenmesi.
    OSMANLILARDA HUKUK
    Osmanlı Devletinde hukuk iki temele dayanıyordu:
    1)- Şer'î Hukuk[​IMG] 2)- Örfî Hukuk
    1)-ŞER'İ HUKUK(İslam Hukuku=Fıkıh): Şer'i hukukun kaynaklarını Kur'an[​IMG] Hadis[​IMG] İcmâ ve Kıyas
    oluşturuyordu. Şer'i hukuk sadece müslümanlara uygulanırdı. Kamu hukuku dışında kalan davalarda
    müslüman olmayanlar[​IMG] kendi dinî kurumlarında yargılanırlardı.
    2)-ÖRFİ HUKUK: Türk gelenek ve göreneklerine göre düzenlenmiş kuurallarla[​IMG] şer'i hukukun esaslarına
    aykırı olmamak kaydıyla padişahların buyruklarından oluşurdu. Örfi hukukun esasları KANUNNAME
    adıyla bir araya getirilmiştir.
    NOT: Bilinen ilk Osmanlı Kanunnamesi Fatih Sultan Mehmet'in kanunnâmesidir.(KANUNNAME-İ ALİ OSMAN)

    Osmanlı Devletinde Hukukun uygulanışı nasıldı?
    Osmanlı Devletinde şer'i ve örfî bütün meseleler şer'î mahkemelerde çözümlenirdi. Eyalet[​IMG] sancak ve
    kazalardaki mahkemelerde "hakim" olarak KADI bulunurdu.Kadı'nın verdiği karardan şüphe duyanlar üst
    mahkeme olarak Divan-ı Hümayûna başvurabilirlerdi.Daha küçük yönetim birimlerinde (nahiyelerde) kadı
    adına hüküm verenlere NAİB denirdi. Mahkemelerde görülen davalar ŞERİYYE SİCİLLERİ denilen defterlere
    kaydedilirdi.
    Osmanlı Hukuk Düzeninde Meydana Gelen Değişmeler:
    a)-II. Mahmut Döneminde değişmeler:
    1-Görevden alınan memurların mallarına el koyma usulüne (müsadere) son verildi.
    2-Memurların yargılanması[​IMG] hükümet ile halk arasındaki davaların görüşülmesi için Meclis-i
    Vala-i Ahkam-ı Adliye kuruldu.
    3)- İlk olarak Adalet Bakanlığı(Nezareti Deavi) kuruldu.
    b)-Tanzimat döneminde (1839-1876)değişmeler:
    Hatırlanacağı gibi Tanzimat Fermanında (3kasım 1839) Herkes kanun önünde eşit olacak[​IMG] bütün
    herkesin can[​IMG] mal ve namusları güven altında olduğu belirtilmişti. Yine Islahat fermanı(1856)
    azınlıklara yeni haklar veriyordu.
    Bu dönemde hukuk alanında önemli gelişmeler yaşandı:
    1)- 1840'da Ceza Kanunu(kısmen Fransızcadan tercüme) 1850'de Ticaret Kanunu[​IMG] 1863'de de Deniz
    ve ticaret kanunu çıkarıldı. 1868'de Şurayı Devlet(DANIŞTAY) kuruldu.
    2)- Bu kanunların yanısıra Tanzimatla birlikte KARMA mahkemeler kuruldu. Karma mahkemelerdeki
    hakimlerin yarısı yabancı yarısı Osmanlı idi.
    AÇIKLAMA: Yabancıların Türk mahkemelerinde yargıç olarak yer alması devletin egemenlik haklarıyla
    uyuşmamaktadır.
    3)- Tanzimat döneminde "İnsan hakları ve vicdan hürriyeti" bakımından önemli gelişmeler oldu.
    Zenci esirliği yasaklandı ve mezhep değiştirmeyi yasaklayan kanun kaldırıldı.
    4)- 1870'de AHMET CEVDET PAŞA başkanlığında bir kurul on yıl kadar çalışarak MECELLE'yi
    hazırladı. Mecelle medeni kanun niteliğindeydi.
    c)-Meşrutiyet Döneminde Meydana gelen değişmeler:
    1876'da ilan edilen Kanuni Esasi Osmanlı Devletin'de anayasa hukukunun başlangıcıdır.
    OSMANLI ASKERİ TEŞKİLATI
    Kuruluş Döneminde Askeri Teşkilat:
    Orhan Bey zamanında YAYA ve MÜSELLEMLER adlarıyla ilk düzenli birlikler oluşturuldu. I.Murat
    zamanında ise Kapıkulu ocakları kuruldu.(1362)
    A)-KAPIKULU OCAKLARI:
    Padişah I.Murad zamanında oluşturuldu. O zaman İslam hukukuna göre savaş esirlerinin beşte biri
    hükümdara ayrılırdı. Padişah da bunları özel hizmetlerinde kullanırdı. Bir bölümü de saray
    hizmetlileri arasına alınırdı. I. Murad zamanında PENÇİK OĞLANI denilen bu savaş esirlerinin sayısı
    arttı.Bunun üzerine bu esirlerden düzenli bir ordu kurularak yararlanılmak istendi.Bu sisteme "Pencik
    Usulü" denildi.Böylelikle Kapıkulu ocakları oluşturuldu.
    Devşirme Usulü:Kapıkulu ocakları kurulduktan sonra bu ocaklara sürekli bir kaynak bulmak amacıyla
    DEVŞİRME USULÜ oluşturuldu. Buna göre özellikle Balkanlar'da yaşayan hırıstiyan
    ailelerin çocukları ailelerinden alınarak İslam dinini[​IMG]Türkçeyi ve Türk gelenek ve
    göreneklerini öğrenmek üzere Türk ailelerinin yanına gönderilirdi. Tek çocuklu
    ailelerin çocukları alınmazdı.Daha sonra bu çocuklar Acemi Oğlanlar ocağına
    gönderilirlerdi.

     
  3. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    34.164
    Beğenilen Mesajlar:
    2.213
    Ödül Puanları:
    113
    Cevap: Osmanlı'da kültür ve medeniyet

    KAPIKULU YAYALARI(PİYADELERİ)
    1)- ACEMİ OĞLANLAR OCAĞI: Yeniçeri ve diğer Kapıkulu ocaklarına asker yetiştirmek için kurulmuştur.
    Türk ailelerinin yanından gelen devşirme çocukları burada yapılan askeri eğitimden sonra
    sınavdan geçirilir[​IMG] başarılı olanlar Enderûn'a alınırdı. Diğerleri Kapıkulu ocaklarına
    dağıtılırlardı.
    2)- YENİÇERİ OCAĞI: Kapıkulu ocaklarının en önemlisidir. Savaş zamanında merkezde bulunur ve
    padişahı korurlardı. Barışta ise Divân muhafızlığı yapmak[​IMG] İstanbul'un güvenliğini sağlamak[​IMG]
    sınırlardaki kalelerde muhafızlık yapmak gibi görevleri vardı.
    Yeniçerilere üç ayda bir "ULUFE" denilen maaş[​IMG] padişah tahta çıktığında "CULÜS BAHŞİŞİ"[​IMG] ilk
    sefere çıktığında da "SEFER BAHŞİŞİ" verilirdi. Yeniçerilerin komutanına "YENİÇERİ AĞASI"
    denilirdi.
    3)- CEBECİLER: Komutanlarına "CEBECİBAŞI" denilirdi. Yeniçerilerin silahlarını ve zırhlarını yapar[​IMG]
    onarır ve silah anbarlarında muhafaza ederlerdi.
    4)- TOPÇU OCAĞI: Bu ocağın görevi top dökmek[​IMG] ve topları kullanmaktı. Osmanlılar topu ilk defa
    I.Kosova Savaşında kullandılar.
    5)- TOP ARABACILARI OCAĞI: Top arabalarını yapan ve topları taşıyan ocaktı. Komuutanlarına
    "ARABACIBAŞI" denirdi.
    6)- HUMBARACILAR OCAĞI: Havan denilen toplarla[​IMG] humbara denilen gülleleri hazırlayan ve kulanan
    ocaktı.Komutanına "HUMBARACIBAŞI" denirdi.
    7)- LAĞIMCILAR OCAĞI: Kale kuşatmalarında[​IMG]hendek kazarak veya fitil döşeyerek surları yıkan teknik
    bir sınıftı. Komutanına "LAĞIMCIBAŞI" denirdi.
    8)- SAKALAR: Kapıkulu askerlerinin sularını taşırdı.Komutanına "SAKABAŞI" denirdi.

    KAPIKULU SÜVARİLERİ(ATLILARI)
    Altı Bölük halkı da denirdi.Derece ve maaş yönünden yeniçerilerden üstündüler.
    Sipah ve silahtar; savaş sırasında padişah çadırını[​IMG]
    Sağ ve Sol ulufeciler; Saltanat sancaklarını
    Sağ ve sol garipler; ordunun ağırlıklarını ve hazineyi korurlardı.

    B)- EYALET ASKERLERİ:

    1)- TIMARLI SİPAHİLER: Tımar sistemi daha önceki Müslüman Türk devletlerinde gördüğümüz IKTA
    sisteminin Osmanlılar tarafından geliştirilmiş şekliydi. Tımarlı Sipahiler kendilerine DİRLİK
    verilen kişilerin beslemek zorunda oldukları tamamı Türklerden meydana gelen atlı
    askerlerdi.Savaş sırasında ordunun sağ ve sol kanatlarında durarak[​IMG]ordu merkezini yanlardan
    gelecek saldırılara karşı korurlardı.Kanuni Sultan Süleyman'ın son zamanlarına kadar devletin en
    önemli ve en büyük askeri gücüydü.
    2)- AKINCILAR: Sınır boylarında oturan Türklerden meydana gelen hafif süvari kuvvetleriydi. Başlıca
    görevleri; ordunun keşif hizmetlerini görmek[​IMG] kaçan düşmanı kovalamak[​IMG] düşmanı oyalamaktı.
    3)- AZAPLAR: Kelime anlamı bekâr demektir. Masrafları kendi şehir ve kasaba halkı tarafından
    karşılanan gönüllü kuvvetlerdi.
    4)- DELİLER: Düşmana korkusuzca saldırmaları nedeniyle "deli" olarak adlandırılmışlardır.
    5)- GÖNÜLLÜLER: Sınırdaki kasaba ve şehirleri korumakla görevliydiler.
    6)- BEŞLİLER: Her beş haneden bir kişi alınarak oluşturulan bu birlikler sınırdaki kalelerin
    korunmasında görevlendirilirdi.
    7)- YAYA VE MÜSELLEMLER: Ordunun önünde giderek yolları ve köprüleri onarırlardı.

    C)- YARDIMCI KUVVETLER:
    Bir savaş zamanında bağlı hükümetlerin(Kırım[​IMG]Eflak-Boğdan) askerleri de Osmanlı ordusuna yardım
    ederlerdi. Bunlar içinde en önemlisi Kırım kuvvetleriydi.

    DENİZ ORDUSU(DONANMA):
    Osmanlılar Orhan Bey zamanında Karesi Beyliğini ele geçirince bu beyliğin donanmasına da
    sahipolmuşlardır. Yıldırım Bayezıt tarafından Gelibolu'da bir tersane yapılmıştır. Fatih zamanında
    gelişmeye başlayan donanma[​IMG] II.Beyazıt zamanında Kemal Reis'in[​IMG] Kanunî zamanında da Barbaros
    Hayrettin Paşa'nın Osmanlı hizmetine girmesiyle Akdeniz'de en üstün güç haline gelmiştir.
    Donanma komutanına Kaptan-ı Derya veya Kaptan Paşa[​IMG] deniz askerlerine ise LEVENT denirdi.
    Barbaros Hayrettin Paşa[​IMG] Turgut Reis[​IMG] Salih Reis[​IMG] Pirî Reis[​IMG] Murat Reis[​IMG] Seydi Ali Reis[​IMG] Kılıç Ali
    Reis meşhur Türk denizcileridir.

    OSMANLI ORDUSUNDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER VE SEBEPLERİ:
    Osmanlı ordusunda meydana gelen bozulmaların temelde iki nedeni vardı;
    1-Avrupadaki gelişmeler[​IMG] 2-Tımar sistemindeki bozulmalar
    1)- Avrupa'da merkezi krallıkların güçlenmesiyle daimi nitelikte ve yeni silahlar kullanan Batı
    ordularına karşı[​IMG] çoğunluğu tımarlı sipahilerden oluşan Osmanlı ordusunun eskisi kadar başarılı
    olamayışıydı. Çünkü Avruupa orduları daimi olduklarından onlar için "savaş zamanı" diye bir şey
    söz konusu değildi. Oysa tımarlı sipahi hasat zamanı köyünde bulunmak[​IMG] öşrünü toplamak
    düşüncesindeydi.Ayrıca yeni savaşteknikleri ve silah kullanımı ancak kışlada özel eğitimle
    verilebileceğinden tımarlı sipahinin savaşlarda etkiside kalmamıştı.Bu nedenle tımarlılar 17.
    yüzyıldan sonra sadece yol ve istihkam işlerine bakan askerler haline geldiler.
    2)- Tımar sisteminin bozulmasına bağlı olarak kapıkulu ocaklarının da bozulmasıdır.

    TIMAR SİSTEMİNİN BOZULMASININ MEYDANA GETİRDİĞİ SONUÇLAR:
    1- Devlet ulûfeli tüfekli kapıkulu askerinin sayısını artırmak zorunda kaldı.
    2- Sayıları çoğalan kapıkullarına ulûfe yetiştirmek güçleşti.Hazinenin yükü arttı.
    3- Eyaletlerdeki tımarlı sipahiler ile kapıkulu birbirine karşı denge unsuru idiler. Tımarlı
    sipahiler kalkınca[​IMG] kapıkulları devlete hükmeder hale geldiler.
    4- Kapıkulu askeri ihtiyacı artınca "devşirme sistemi" de bozuldu. Devşirme olmayan kişiler de
    kapıkulu askeri yapıldı.
    5- Köylü kapıkulu askeri olmak isteyince toprağını bıraktı.Bu yüzden üretimde azaldı.
    KAPIKULU OCAKLARINDAKİ BOZULMALAR:
    Askerî alandaki başarısızlıkları önlemek için 17. yüzyıldan itibaren askeri teşkilatta yeni
    düzenlemelere ihtiyaç duyuldu. Ancak bu düzenlemelere Yeniçeri ocakları karşı koydular. Yeniçerilerin
    başlıca ayaklanmaları şunlardır:
    1- Yeniçeriler 17. yüzyılın başında sadrazamın görevden alınması için padişah III. Mehmet'i ayak
    divanına çağırmışlar[​IMG] padişah istekleri kabul etmek zorunda kalmıştır.
    2- Padişah II.Osman Lehistan seferi sırasında yeniçerilerin isteksiz davranışını görünce[​IMG] sefer
    dönüşü Anadolu[​IMG]Mısır ve Suriyeden toplayacağı askerle yeniçerileri kaldırmayı düşünmüş[​IMG] ancak
    bunu öğrenen yeniçeriler ayaklanarak II.Osmanı şehit etmişlerdir.
    3- IV.Murat saltanatının ilk yıllarında yeniçerilerin isteklerini kabul etmek zorunda kalmış[​IMG]fakat
    sonra sert tedbirlerle onları sindirmiştir.
    4- IV.Mehmet zamanında zorbalıkları devam eden yeniçeriler 1656'da devlet adamlarını öldürdüler.
    (Vakayı Vakvakiye=Çınar vakası)
    5- 1687'de IV.Mehmet'i tahttan indirerek yerine II.Süleyman'ı geçirdiler.
    6- Nizam-ı Cediti kuran III. Selim'i tahttan indirdiler. (Kabakçı Mustafa Ayaklanması)

    YENİÇERİLERİN AYAKLANMALARININ BAŞLICA SEBEPLERİ:
    1-Padişah ve diğer devlet adamlarının yeniçeri ocaklarında düzenlemeler yapmak istemeleri[​IMG]
    2-Saray entrikaları sonucu vezir veya diğer devlet adamlarının yeniçerileri kışkırtmaları
    3-Padişah değişikliğinde cülus bahşişi aldıklarından padişahları tahttan indirerek yerine yenisini
    geçirmenin işlerine gelmesi
    4-Pekçoğunun İstanbul'da esnaflık gibi işlerle uğraşmalarından sefere gitmek istememeleri
    5-Maaşlarının düşük ayarlı para ile ödenmesi
    6-Denge unsuru olan tımarlı sipahilerin ortadan kalkmasıyla devlet içinde en etkili güç haline
    gelmeleri[​IMG]
    7-Tımar sisteminin çökmesiyle sayılarının ve güçlerinin artması

    KAPIKULU OCAKLARINDA YAPILAN ISLAHATLAR:
    1- I.Mahmut (1730-1754) zamanında Fransız asıllı olan Humbaracı Ahmet Paşa ordunun topçu ve
    humbaracı ocaklarını Avrupa yöntemlerine göre ıslah etti. Ayrıca bu dönemde Hendeshane kuruldu.
    2- III.Mustafa(1757-1774) zamanında topçu ocağı Baron dö Tot tarafından yeniden ıslah edildi. "Sürat
    topçuları" adıyla yeni bir askeri birlik kuruldu.
    3- III.Selim (1789-1807) Nizam-ı Cedit adıyla yeni bir ordu kurdu(1793).
    4- a)-II.Mahmut döneminde(1808-1839) sadrazam Alemdar Mustafa Paşa SEKBAN-I CEDİT ocağını kurdu.
    b)-Alemdar Mustafa Paşanın öldürülmesi üzerine Sekban-ı Cedit kapatıldı.II.Mahmut EŞKİNCİ adıyla
    yeni bir ocak kurdu.
    c)-II.Mahmut 1826'da yeniçerileri ortadan kaldırdı. Bu olaya Osmanlı tarihinde "Vakayı Hayriye"
    denir. Yeniçeri ocağının yerine ASAKİR-İ MANSURE-İ MUHAMMEDİYE adında yeni bir kuruldu.Bu
    orduya daha sonra NİZAMİYE adı verildi. Komutanına da SERASKER(Kara kuvvetleri komutanı)
    denildi.
    5- Tanzimat Devrinde askerlik "vatan görevi" olarak kabul edildi(1843).Temel askerlik süresi 5 yıl
    olarak belirlendi.
    6- 1870'de "askeri zaptiye" teşkilatı (jandarma) kuruldu.

    NOT: Yukarıda dönemler içinde bir çok askeri okul ve kurum açılmıştır. Bu okul ve kurumlar "Eğitim
    Öğretim" ünitesi içinde ayrıca belirtileceğinden burada anlatılmamıştır.

    OSMANLILARDA VAKIF TEŞKİLATI
    Vakıf : Bir müslümanın malının bir bölümünü veya tamamını hayır amacıyla bağışlamasına denir.
    Vâkıf : Vakfeden kişiye denir.
    Mevkûf : Vakfedilen mala denir.
    Mütevelli: Vakıf yöneticisine denir.
    Vakfiye : Kadı huzurunda düzenlenen[​IMG] vakıf şartlarını belirten sözleşmeye denir.

    VAKIFLARIN ÖNEMİ: Vakıflar yoluyla şehir[​IMG] kasaba[​IMG] köy gibi yerleşim merkezlerinde cami[​IMG] medrese[​IMG] yol[​IMG]
    çeşme vb. bir çok yapı vakıflar yoluyla yapılmış[​IMG] böylelikle devlete imar konusunda yapılacak fazla
    bir şey kalmamıştır.

    OSMANLI TOPLUMU
    OSMANLI TOPLUMUNUN ETNİK YAPISI:
    Osmanlı Devleti kurulduğunda halkının tamamı Türktü. Sonraki dönemde toprak genişlemesi sonucu bir
    çok ulus (Yunan[​IMG]Bulgar[​IMG]Sırp[​IMG]Arnavut[​IMG]Macar[​IMG]Hırvat[​IMG]Sloven[​IMG]R omen[​IMG]Arap Macar[​IMG].) Osmanlı yönetimine
    girdi. Osmanlı Devleti çok uluslu bir imparatorluğa dönüştü.

    NOT: Bu çok uluslu yapının çatırdayarak[​IMG] Osmanlı Devletinin parçalanmasına neden olan en önemli dış
    gelişme FRANSIZ İHTİLALİ'dir.

    OSMANLI TOPLUMUNDA SOSYAL HAREKETLİLİK
    A)-YATAY HAREKETLİLİK: Bir toplumun ülke coğrafyası üzerinde çeşitli sebeplerle yer değiştirmesi(göç)
    olayına yatay hareketlilik denir.
    a)-Kuruluş ve yükselme dönemlerinde yatay hareketlilik:
    Bu dönemlerde yatay hareketlilik FETHEDİLEN yerlere doğru yerleşme şeklinde görülür. Osmanlı
    Devleti bu dönemde Balkanlar'daki Türk nüfusunu artırmak için yatay hareketliliği teşvik edici
    uygulamalar yapmıştır.
    Bu TEŞVİK UYGULAMALARI şunlardır:
    1- Bataklık yada ıssız yerlere vakıflar kurmak yoluyla buraların ekonomik hayatını
    canlandırmış[​IMG] insanların buraya yerleşmesini özendirmiştir.
    2- Fethedilen yerlere yerleşeceklere bir takım vergi kolaylıkları sağlanmıştır.
    b)-Osmanlı Devletinde Duraklama Devri sonrası Yatay Hareketlilik:
    1- Bu dönemlerde kaybedilen yerlerdeki Türk ve müslüman halk içkesimlere göç etmek zorunda
    kalmıştır.
    2- Nüfus artışı[​IMG] ekonomik güçlükler ve eşkiyalık hareketleri gibi nedenlerle kırsal kesimdeki
    halk büyük kentlere göç etmiştir.
    B)-DİKEY HAREKETLİLİK:
    Bir sınıftan başka bir sınıfa geçmek veya bulunduğu sınıf içinde daha yüksek mevkilere gelmeye
    "Dikey hareketlilik" denir. Ortaçağ Avrupa'sının sınıflı toplumlarında ve Hindistan'daki "Kast"
    teşkilatının katı sınıfsal yapısında dikey hareketlilik yoktur. Çünkü buralardaki sınıflar kan
    bağına dayanmaktadır. Örneğin; baron[​IMG] dük[​IMG] kont[​IMG] Lord olabilmenin şartı bu kimselerin soyundan
    gelmektir.
    Osmanlı Devletinde "kan bağına" dayanan sınıfsal bir yapı olmadığından dikey hareketlilik yoğun bir
    şekilde görülür. REAYA dediğimiz yönetilenlerden bir kişinin[​IMG] yönetenlerden saydığımız
    seyfiye[​IMG]ilmiye yada kalemiyeye geçmesi mümkündür.(padişah olmak hariç) Bunun için başlıca iki şart
    vardı: 1- Müslüman olmak[​IMG] 2- Eğitim öğretim görmek.
    Reaya içindeki müslüman olmayanların DEVŞİRME yoluyla müslümanlaştığını ve kapıkulu sistemi içinde
    eğitimlerini tamamlayarak devletin önemli kadrolarında görev aldıklarını görüyoruz. Mesela 1453-1566
    yılları arasında görev yapan 24 veziri azamın 20'si devşirmedir.
     
  4. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    34.164
    Beğenilen Mesajlar:
    2.213
    Ödül Puanları:
    113
    Cevap: Osmanlı'da kültür ve medeniyet

    OSMANLI TOPLUMUNUN DİNİ YAPISI
    Osmanlı Devletinde yönetime katılmayan[​IMG] geçimini tarım ve sanayi alanında üretim yapmak ve
    ticaretle uğraşmak yoluyla sağlayan ve devlete vergi veren halka REAYA deniliyordu. Reaya çeşitli
    din[​IMG]dil ve ırklara mensup topluluklardan oluşuyordu.
    Osmanlı Devletinde Millet kavramı günümüzdeki anlamından farklıydı. Aynı din ve mezhepten gelen
    topluluklar bir "millet" sayılıyordu. Buna göre Müslümanlardan başka 3 temel millet daha vardı:
    Ortodokslar[​IMG] Ermeniler ve Yahudiler
    1- Müslümanlar: Türkler[​IMG] Araplar[​IMG] Acemler[​IMG] Boşnaklar ve Arnavutlar müslüman milletini
    oluşturuyorlardı.
    2- Ortodokslar: Ortodoksların devletle ilişkileri FENER PATRİKHANESİ ve PATRİK tarafından
    yürütülüyordu. Patrik "vezir" seviyesindeydi. Seçimle ve padişahın onayı ile başa geçiyordu.
    3- Ermeniler: "Monofizm" denilen bir öğretiyi benimsemişlerdi. Ortodoks kilisesi tarafından
    dinsizlikle suçlanıyorlardı. Ayrı bir patrikliği bulunmaktaydı.
    4- Yahudiler: Osmanlı nüfusu içinde sayıları pek fazla olmayan Musevilere (% 1) bir millet olarak
    örgütlenme imkanı tanınmıştı. Bunlar ticaret[​IMG] bankacılık gibi işlerle uğraştıkları için kısa
    zamanda zenginleştiler. Musevilerin devletle ilgili işlerinden İstanbul'daki
    "hahambaşı" sorumluydu.
    OSMANLILARDA MİLLET SİSTEMİNİN DEĞİŞMESİNE ETKİ EDEN FAKTÖRLER:
    1)- Rusya'nın 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla Osmanlı Ortodokslarının KORUYUCUSU olarak ortaya
    çıkması ve Osmanlıların iç işlerine karışması
    2)- Fransız ihtilalinin Osmanlı ülkesinda yaşayan Gayri müslim toplumlarda MİLLİYETÇİLİK duygusunu
    uyandırması[​IMG] batılı devletlerinde milliyetçilik hareketlerini desteklemesi
    3)- Batılı Devletlerin sık sık Osmanlının iç işlerine müdahale etmesi sonucu Osmanlı Devletinin
    Tanzimat ve Islahat Fermanıyla[​IMG] Meşrutiyeti ilan etmesi
    Tanzimat Fermanıyla (1839) gayri müslim tebaaya geniş haklar verilerek[​IMG] yurttaşlar arasında her
    türlü ayrım yasaklandı. Eyaletlerde kurulan meclislere gayri müslimlerde katıldı.
    Avrupa Devletlerinin hırıstiyanlara verilen hakların genişletilmesi konusundaki baskıları sonucu[​IMG]
    Kırım Savaşından sonra "Islahat Fermanı" ilan edildi(1856).
    Islahat Fermanıyla hırıstiyanlar askerlik hizmetine[​IMG] okullara ve memurluklara alınacaktı. Harac
    vergisi kalkacaktı.
    TANZİMAT VE ISLAHAT FERMANININ MİLLET SİSTEMİNE ETKİSİ:
    Tanzimat ve Islahat Fermanıyla Hırıstiyanlara verilen haklar[​IMG] Müslüman halk üzerinde hoşnutsuzluk
    uyandırdı[​IMG] hırıstiyanlar arasında da Milliyetçilik duygusunun daha da yayılmasına neden oldu. Gayri
    müslimlerin devlete sadakati kalmadı.
    YERLEŞİM DURUMUNA GÖRE OSMANLI TOPLUMU
    A)-ŞEHİRLERDE YAŞAYANLAR: Osmanlı Devletinde şehirlerde yaşayan halkı mesleklerine göre 4 grupta
    inceleyebiliriz:
    1-Askeriler(Umera) 2-Tacirler(Tüccar) 3-Esnaf ve zanaatkarlar 4-Diğer gruplar

    1- ASKERîLER: Osmanlı şehirlerinde seyfiye[​IMG] ilmiye ve kalemiyeden bir çok görevli bulunurdu.Bu
    görevlilere "Askeriler" yada "Ümera" denirdi.Askerî(yönetenler) ve Reâya(yönetilenler)
    arasındaki tek belirleyici fark askerîlerin vergi vermemesi[​IMG] reâyanın ise vergi vermesiydi.
    2)-TACîRLER(Tüccar): Tüccarlar niteliklerine göre üç gruba ayrılmışlardı:
    a)- Sermayedar:Bunlar çoğunlukla bir malı ucuz ve bol bulunduğu dönemda alır ve fiat
    yükseldiğinde satarak kar ederlerdi.
    b)- Taciri Seffar: Bunlar bir malı ucuz olan bölgeden alarak[​IMG]pahalı olan bölgeye
    getirerek satarlardı.
    c)- Örgütlenmiş Tüccar: Belli bir yerde mal gönderebileceği güvenilir temsilcileri
    olan tüccarlar.
    3)- ESNAF VE ZANAATKARLAR :
    AHİLİK TEŞKİLATI: Anadolu'da 13. yüzyılda yayılmış olan esnaf[​IMG] zanaatkâr ve işçileri toplayan
    teşkilattır. Anadolu Selçuklu Devletinin sosyal düzeninin sağlanmasında ve Osmanlı devletinin
    kuruluşunda etkili olan ahîlik teşkilatı dinî[​IMG] ahlakî[​IMG] sosyal ve ekonomik bir nitelik
    taşıyordu. Ahîlikte her mesleğin bir pîri ve pîr çevresinde toplanan meslek sahipleri vardı. Bu
    meslek sahiplerinin güven[​IMG] doğruluk[​IMG] tövbe ve hidayet gibi kurallara uyma zorunluluğu vardı.
    LONCA TEŞKİLATI: Osmanlı toplumunda esnaflar LONCA adı verilen teşkilatlara sahiptiler. Her
    esnaf muhakkak bir loncaya kayıtlı olur[​IMG] loncasının koruması ve denetimi altında bulunurdu.
    Bugünkü tabipler odası[​IMG] mimarlar odası[​IMG] şoförler cemiyeti gibi[​IMG]. Dükkan açma hakkına GEDİK
    denilirdi. Gedik'e sahip olmak için çıraklık[​IMG] kalfalık yapıp[​IMG] ustalık belgesini almak
    gerekirdi.
    Loncaların başlıca görevleri şunlardı:
    1- Üye sayısını[​IMG] üretilen malların kalitesini[​IMG]fiyatını belirlemek
    2- Esnaf arasındaki haksız rekabeti önlemek[​IMG]
    3- Esnaf ile devlet arasındaki ilişkileri düzenlemek[​IMG]
    4- Üyelerine kredi vermek.
    Her loncada yaşlılardan meydana gelen 6 kişilik bir "ustalar kurulu" vardı. Bunların en
    yaşlısı başkan olur ve ŞEYH adını alırdı.
    Şeyh: Çıraklık ve ustalık törenlerini yönetir ve cezaların uygulanmasını sağlardı.
    Kethüda: Loncayı dışarda temsil eder[​IMG] hükümetle ilişkileri düzenlerdi.
    Nakib: Şeyhi temsil eder[​IMG]esnafla şeyh arasında aracılık yapardı.
    Yiğitbaşı: Disiplin işleri ve esnafa hammadde dağıtımını yapardı.
    Ehl-i Hibre: İki kişiydiler. Mesleğin sırlarını bilen[​IMG] malların kalitesi bildiren[​IMG] fiyat
    belirleyen uzman. (Bilirkişi)
    Bu 6 kişiden oluşan Lonca kurulunun dışında Lonca teşkilatıyla ilgili devlet görevlileri de
    vardı;Bunlar:
    Kadı: Lonca birliklerinin en üst makamıydı. Esnaf arasındaki anlaşmazlıkları çözümler ve
    yukarıda belirtilen altı kişilik kurulun seçilmesini onaylar veya görevden alırdı.
    Muhtesib: Çarşı ve pazar denetlemesi yapardı.Satılan mal ve fiatları kontrol ederlerdi.(zabıta)
    Esnafı a)- Üreticiler b)- Hizmet erbabı olarak ikiye ayırabiliriz.
    a)-Üreticiler: Hammaddeyi işleyerek[​IMG] işlenmiş madde haline getiren esnaflardır. Örneğin:
    Bakırcı[​IMG] kılıççı[​IMG] fırıncı[​IMG] demirci gibi[​IMG].
    b)-Hizmet Erbabı: Toplum için gerekli bir hizmeti yapan esnaftır. Örneğin: Berberler[​IMG] hammallar
    gibi[​IMG].
    4)- DİĞER GRUPLAR: Osmanlı şehirlerinde Askerîler[​IMG] tacîrler ve esnaflardan başka meslek ve toplum
    grupları da vardı. Bunların başlıcaları; yabancı tüccarlar[​IMG] seyyahlar[​IMG] yabancı ülke
    temsilcileri[​IMG] köyden kente göç etmiş işşizler[​IMG] seyyar satıcılardır
    B)- KÖYLERDE YAŞAYANLAR:
    Köylerde yaşayanları şöyle gruplayabiliriz:
    1)- Çiftçiler: Bunlar dirlik sahiplerinden veya devletten aldıkları 50-150 dönüm arasında
    ÇİFTLİK denilen toprakları işlerlerdi. Ürün vergisi olarak "Öşür" veya "harac"
    vergisini öder[​IMG] toprak vergisi olarak da ÇİFT RESMİ'ni verirlerdi.Üç yıl toprağını ekmeyen
    veya terkeden çiftçinin toprağı başkasına verilirdi. Bu takdirde bu kişiden ÇİFTBOZAN AKÇESİ
    adıyla bir vergi alınırdı.
    2)- Tımar Beyleri: Köylerde yaşayan beyler[​IMG] çiftçinin denetimini yapar[​IMG] güvenliği sağlarlardı.
    3)- Muaflar: Köylüler arasında hiç vergi vermeyen veya çok az verenlere " MUAF " denirdi.
    Derbentçiler[​IMG] emekli sipahiler[​IMG] kalelerde görev yapanlar[​IMG] din görevlileri[​IMG] ilim adamları
    muaflar içinde yer alıyordu.
    C)- GÖÇEBELER (KONARGÖÇERLER):
    Türk oymaklarının başındakilere BEY[​IMG] Arap aşiretlerinin başındakilere ŞEYH adı veriliyordu.
    Bunların devletle ilgili işlerini KETHÜDA denilen yardımcıları yürütürdü. Hayvancılıkla uğraşan
    konargöçerler[​IMG] devlete hayvan veya sürü başına AĞIL RESMî denilen bir vergi öderlerdi.
    OSMANLI EKONOMİSİ
    OSMANLI EKONOMİSİNİN TABİİ KAYNAKLARI:
    1)- İNSAN : Osmanlı devletinde son yıllara gelinceye dek bugünkü anlamda bir nüfus sayımı
    yapılmamıştı. İlk nüfus sayımı 1831'de II.MAHMUT döneminde yapıldı. Osmanlı Devleti'nin bundan
    önceki dönemlerine ait nüfus bilgilerini ise Tahrîr defterlerinden öğreniyoruz.
    TAHRîR DEFTERLERİ: Bir yer fethedildiğinde ya da belirli aralıklarla kaza ve sancakların vergi
    yükümlüsü "erkek nüfusunu" ve bunların ödeyeceği vergi miktarını saptamak amacıyla "TAHRîR"
    denilen bir sayım yapılırdı. Tahrir defterlerini "Nişancı" tutar[​IMG] bir örneği de Eyalette
    saklanırdı.
    2)- TOPRAK : Osmanlı Devletinde ekonominin en önemli kaynağı topraktı.

    OSMANLILARDA TOPRAK SİSTEM

    A)- MİRî ARAZİ B)- MÜLK ARAZİ C)-VAKIF ARAZİ
    1)- Havass-ı Hümayun toprakları
    2)- Paşmaklık toprakları 1)- Öşür Topraklar
    3)- Malikâne toprakları 2)- Haraci Topraklar
    4)- Yurtluk ve Ocaklık Toprakları
    5)- Dirlik Toprakları
    a)- Has
    b)- Zeamet
    c)- Tımar
     
  5. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    34.164
    Beğenilen Mesajlar:
    2.213
    Ödül Puanları:
    113
    Cevap: Osmanlı'da kültür ve medeniyet
    A)- MİRî ARAZİ: Mülkiyeti devlete ait olan topraklardır. Mirî toprakların başlıcaları şunlardır:
    1)- Havass-ı Hümayun Toprakları: Gelirleri doğrudan doğruya devlet hazinesine giren topraklar
    olup[​IMG] mukataa ve iltizam yoluyla yönetilirdi.
    2)- Paşmaklık toprakları: Gelirleri padişah kızlarına ve ailelerin bırakılan topraklardı.
    3)- Malikâne toprakları: Devlet adamlarına hizmetleri karşılığı mülk olarak verilen
    topraklardı.
    4)- Yurtluk ve Ocaklık Toprakları: Fetih sırasında bazı kumandanlara[​IMG] hizmetlerine karşılık
    olmak üzere verilen topraklardır.
    5)- Dirlik (Tımar)Toprakları: Vergi geliri[​IMG] devlet adamlarına ve askerlere hizmet veya maaş
    karşılığı verilen topraklardır. Dirlik sahibi[​IMG] toplanan verginin maaş olarak ayrılan
    "Kılıç hakkı" olarak ayrılan bölümünden geriye kalanla CEBELÜ denilen tam teçhiatlı asker
    yetiştirirdi. Dirlik topraklar üçe ayrılırdı: a)- Has b)- Zeamet c)- Tımar
    B)- MÜLK ARAZİ: Mülkiyeti kişilere ait topraklardır. İki bölümde incelenebilir:
    1)- Öşriyye (öşür topraklar): Bu topraklar[​IMG] fethedildiği zaman MÜSLÜMANLARA verilmiş veya
    fethedildiğinde müslümanlara ait olan topraklardır. Bu gibi topraklar sahiplerinin malı
    olup[​IMG] dilediği gibi kullanırlar[​IMG] satabilirler[​IMG] vakfedebilirler yada çocuklarına miras
    olarak bırakabilirlerdi. Bu toprakların sahipleri arazi vergisi olarak ÇİFT RESMİ[​IMG] ürün
    vergisi olarak da "ÖŞÜR" vergisini verirlerdi.
    2)- Haraciye (Haracî topraklar): Bu topraklar bir yerin fethinden sonra GAYRî MÜSLİM halkın
    elinde bırakılan[​IMG]onlara mülk olarak verilen topraklardır. Sahipleri[​IMG] dilediği gibi
    kullanırlar[​IMG]satabilirler[​IMG] vakfedebilirler yada çocuklarına miras olarak bırakabilirlerdi.
    Bu toprakların sahipleri arazi vergisi olarak HARAC-I MUVAZZAF ürün vergisi olarak da
    HARAC-I MUKASSEM vergisini verirlerdi.
    C)- VAKIF ARAZİ: Gelirleri kişiler ya da devlet tarafından hayır kurumlarına bırakılan
    topraklardı.
    TOPRAK SİSTEMİNDE MEYDANA GELEN DEĞİŞMELER:
    1)- Tımar sisteminin bozulmasıyla[​IMG] "Dirlik topraklar" MİRî MUKATAA'ya çevrilerek[​IMG] yani gelirleri
    hazineye devredilerek[​IMG] peşin alınan bir bedel karşılığı üç yıllığına "İltizam"a verilmeye
    başlandı.
    NOT: Mültezîm denen iltizam sahipleri daha fazla vergi toplamak için halka baskı
    yapmışlardır. Bu durum "Celali isyanlarına" veya vergisini ödeyemeyen köylünün toprağını
    terk ederek büyük şehirlere göç etmesine neden olmuştur.
    2)- Devletin artan masraflarının karşılanması için Mukataalar mültezîmlere üç yıllık dönemler için
    değil[​IMG] ömür boyu verilmeye başlandı. Bu sisteme MALİKANE USULÜ denilir. (1695'te)
    3)- "Malikane usulüyle" sağlanan gelirlerde yetmeyince[​IMG] bu defa Mukataaların yıllık kârları paylara
    ayrılarak satılmaya başladı. Bu usule de ESHAM USULÜ denilmiştir. (1775)
    4)- Tımar ve zeâmet sistemi II.Mahmut zamanında kaldırılarak başta valiler olmak üzere devlet
    memurları memurları maaşa bağlanmıştır.
    5)- 1854'te "Arazi kanunnamesi" ile MÜLKİYET sistemine geçilerek[​IMG] uzun süre bir toprağı kullananlar
    o toprağın sahibi olmuşlardır. (Zilliyet)
    6)- 1858'de çıkarılan bir başka "arazi kanunu" ile tarım ürünlerinden alınan çeşitli vergiler
    kaldırılarak[​IMG] tek vergi olarak "AŞAR" vergisi yürürlükte tutuldu.
    AYAN VE EŞRAF: Şehirlerin[​IMG] köylerin[​IMG] aşiretlerin ileri gelenlerine "Ayân ve eşraf" denilirdi. Bu
    kişiler bulundukları yerlerde en etkili ve zengin kişilerdi.

    AYAN VE EŞRAFIN GÜÇLENMESİNİN SEBEPLERİ:
    1- Tımar topraklarının mukataaya çevrilmesiyle[​IMG] bu toprakları iltizama alanlar genellikle "Ayânlar"
    oldu. Böylelikle Dirlik sahiplerinin haklarına sahip olan âyânlar bulundukları yerleri yönetmeye
    başladılar.
    2)-Merkez teşkilatını bozulmasıyla "beylerbeyi" veya "sancak beyi" olarak atananlar makamlarına
    gitmeyerek o eyalet yada sancaktaki âyânı MÜTESELLİM (vekil) olarak görevlendirmiştir. Ayanlar
    böylelikle devlet gücünün temsilcisi durumuna gelince daha da güçlenmişlerdir.
    NOT: II. Mahmut döneminde âyânlarla padişah arasında SENED-İ İTTİFAK diye bir belge imzalayarak
    anlaşma yoluna gitmiştir. (1808)
    OSMANLI EKONOMİSİNDE TARIM
    Osmanlı ekonomisinin en önemli sektörü tarımdır. 17. yüzyılın başlarına kadar Osmanlı devleti
    tarım ürünleri bakımından kendine yeten bir ülkeydi. Ancak[​IMG] zaman zaman karşılaşılan kuraklık[​IMG] sel[​IMG]
    isyanlar[​IMG] göçler[​IMG]ve tımar sisteminin bozulması üretim kayıplarına neden olmuştur. Özellikle hububat[​IMG]
    bağ-bahçe ziraâti ön plandayken[​IMG] 18. yüzyıldan itibaren Avrupa'da sanayinin gelişmesi doğrultusunda
    tütün[​IMG] pamuk gibi sanayi bitkilerinin üretimi önem kazanmıştır. Ayrıca Avrupa'nın tarım ürünü
    ihtiyacı artınca Osmanlı Devletinde GEÇİMLİLİK düzeyde üretimden PAZAR EKONOMİSİ'nin ihtiyaçlarını
    karşılayacak bir üretim düzeyine gelinmiştir.
    OSMANLI EKONOMİSİNDE HAYVANCILIK
    Hayvancılığın Osmanlı ekonomisine katkıları şunlardı:
    1)-Tarım alanında : Toprakları ekmek için öküz[​IMG] manda gibi hayvanlardan yararlanılıyordu.
    2)-Gıda alanında : Etinden yağından[​IMG]sütünden yararlanılıyordu.
    3)-Sanayi alanında: Yünü ve derisi giyim[​IMG] dokuma ve ayakkabı üretiminde hammadde olarak
    kullanılıyordu.
    4)-Ulaşım alanında: At[​IMG]katır [​IMG]eşek gibi hayvanlar taşıma ve ulaştırmada kullanılıyordu.
    5)-Maliye alanında: Hayvanlardan ve hayvansal ürünlerden alınan vergiler devletin başlıca
    gelir kaynaklarını oluşturuyordu.
    OSMANLI EKONOMİSİNDE MADENCİLİK
    Osmanlı devleti'nde madenler iltizam olarak dağıtılırdı. Çıkartılan madenlerin çoğu ülke içinde
    işlenemediğinden dışarıya ihraç edilirdi.
    NOT: Osmanlılarda ilk madenin işletilmesi Osman Bey zamanındadır. Bilecik'in fethi ile buradaki
    demir madeni işletilmiştir.
    OSMANLI EKONOMİSİNDE SANAYİ
    Osmanlı Devletinde sanayi kesimi esnaf birlikleri(Lonca) halinde teşkilatlanmıştı.Esnafın üretimi
    elemeği-göznuruna dayanıyordu. Bu mevcut sanayi öncesi üretim başlangıçta ülke ihtiyaçlarını
    karşılıyordu. Ankara'da sof[​IMG] Bursa'da İpekçilik[​IMG] Selanik'te çuhacılık[​IMG] Bulgaristan'da aba
    Kayseri[​IMG]Manisa ve Tokat'ta dericilik(debbağlık) yaygındı. Ayrıca Osmanlı Devletinde savaş araç ve
    gereçlerini üretmek için fabrika ve imalathaneler de kurulmuştu.
    Bunlar:
    Tersane (Gemi yapım yeri): ilk büyük Osmanlı tersanesi Yıldırım Bayezıt tarafından Gelibolu'da
    yapıldı. Daha sonraki dönemlerde İstanbul[​IMG] Sİnop[​IMG]İzmit[​IMG] Süveyş[​IMG] Basra gibi sahillerde başka
    tersaneler de kuruldu.
    Tophane: İstanbul'un fethinden önce Edirne ve Bursa'da[​IMG] fetihten sonra da İstanbul'da top döküm
    tesisleri kuruldu.
    Baruthane: İlk baruthane Gelibolu'da kuruldu.

    AVRUPADAKİ EKONOMİK GELİŞMELERİN OSMANLI SANAYİİNE ETKİLERİ:
    1)- Coğrafi keşiflerle zenginleşen Avrupalılar; artan tüketim eğilimlerini[​IMG] elde ettikleri altın ve
    gümüşle Osmanlı pazarlarından karşılayınca esnaf hammadde bulmakta zorlandı.
    2)- Sanayii inkılâbı sonucu bol ve ucuz[​IMG] üstelik kapitülasyonlar nedeniyle düşük gümrüklü Avrupa
    mallarıyla Osmanlı esnafı rekabet edemedi.
    NOT: Esnafı zorlayan başka bir konuda şehirlere göç eden köylünün[​IMG]maaşları alan yeniçerilerin ve
    diğer grupların esnaflığı yeni bir geçim yolu olarak görmesiydi. Bu durum esnaf
    teşkilatlarının disiplinli yapısını bozmuş[​IMG] artan esnaf sayısı geçimlerini iyice
    zorlaştırmıştır.

    OSMANLI DEVLETİNİN SANAYİİYİ GELİŞTİRMEK İÇİN ALDIĞI TEDBİRLER:
    1)- Sanayi hammaddelerinin ihracını yasaklamıştır.
    2)- Gelişmiş teknolojiyle yeni imalathaneler açmıştır.
    3)- Islah-ı Sanayii Komisyonu kurarak[​IMG] esnaf birliklerini canlandırmaya ve onları şirketleşmeye
    çalışmıştır.
    Osmanlı Devleti Tanzimat fermanıyla ülkenin kalkınması için yabancı sermayeden yararlanacağını
    açıklamıştı. Bu yolla Osmanlı ülkesinde haberleşme ve ulaşımı geliştiren adımlar atılmıştır.
    Kırım savaşı sırasında ilk defa TELGRAF hattı döşenmiştir. Yine yeni bir teknoloji olan
    "demiryolu" Osmanlı ülkesine girmiştir. Verilen imtiyazlarla İngilizler Batı Anadolu hattını[​IMG]
    Almanlarda Bağdat Demiryolunu inşa etmişlerdir.
    OSMANLILARDA TİCARET
    ANADOLU'DA TİCARET YOLLARI:
    1- Sağ Kol: İstanbul'dan (Üsküdar) başlayan bu yol[​IMG] Konya[​IMG] Adana üzerinden Halep'e uanıyordu.
    2- Orta Kol:İstanbul'dan (Üsküdar) başlayan bu yol[​IMG]Diyarbakır'a buradanda Musul ve Bağdat'a
    kadar uzanıyordu.
    3)-Sol Kol: İstanbul'dan (Üsküdar) başlayan bu yol[​IMG] Erzurum ve Kars'a uzanıyordu.
    RUMELİ'DE TİCARET YOLLARI:
    1- Sağ Kol: İstanbul'dan Bulgaristan[​IMG] Eflak-Boğdan ve Erdel'e uzanıyordu.
    2- Orta Kol: İstanbul'dan Edirne[​IMG]Belgrad üzerinden Avrupa içlerine uzanıyordu.
    3)-Sol Kol: İstanbul'dan Edirne[​IMG] Selanik üzerinden Mora'ya uzanıyordu.
    TİCARETLE İLGİLİ DEYİMLER:
    Menzil : Yol üzerindeki konaklama noktaları denirdi.
    Menzil Teşkilatı: Haberleşme TATAR denilen ulaklar tarafından yapılıyordu. Devlet habercilerin çabuk
    gitmelerini sağlayacak dinlenmiş atları ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılamak için
    konaklama yerine yakın köy ve kasabalardaki bazı aileleri bu iş için
    görevlendirirdi. Bu teşkilata "menzil teşkilatı" denirdi.
    Derbentçi : Ana yolların[​IMG] boğaz ve geçitlerin güvenliğinden sorumluydu.
    Mekkâri Tâifesi : Yolcu ve mal taşıma işlerini meslek edinen esnaflara verilen ad.
    OSMANLI TİCARET GELİRLERİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER:
    1)- Ticaret yollarının değişmesi(Ümit Burnu)
    2)- Kapitülasyonlar
    3)- 1838 Balta Limanı Antlaşması
    KAPİTÜLASYONLAR:
    Kapitülasyon: Gümrük[​IMG]Hukuk[​IMG]ve ekonomik konularda verilen ayrıcalıklara denir. İlk ticari
    imtiyazlar ORHAN BEY tarafından CENEVİZLİLER'e verildi.
    İstanbul'un fethinden sonra Fatih "Ceneviz" ve "Venedikliler'e" ticarî imtiyazlar
    tanıdı.
    Kanuni Sultan Süleyman 1535' de Fransızlarla Osmanlıların "AHİDNAME"[​IMG] Fransızların
    KAPİTÜLASYON dediği anlaşmayı yaptı.
    NOT:Kanuni'nin amacı Şarlken'e karşı Fransa'yı yanına
    çekerek[​IMG] Avrupa hırıstiyan birliğini bölmekti.

    NOT: Kapitülasyonlar I. Mahmut zamanında (1740) sürekli hale getirildi.

    NOT: Kapitülasyonlar 24 Temmuz 1923'te LOZAN ANTLAŞMASI ile kaldırıldı.
    BALTA LİMANI ANTLAŞMASI(1838): İngiltere ile II. Mahmut döneminde imzalanmıştır. Bu antlaşmayla
    ihracattan alınan vergiler artırılırken (%12)[​IMG] İthalattan alınan vergiler azaltılıyordu (%5).
    II. Mahmut'un bu antlaşmadan amacı Mehmet Ali Paşa'ya ve Rusya'ya karşı İngiltere'nin desteğini
    kazanmaktı.
    NOT: Balta Limanı Anlaşması'ndan sonra diğer devletlere de aynı haklar genişletilerek verilmiş ve
    Osmanlı ülkesi Avrupa Devletlerinin bir "açık pazarı" haline gelmiştir.

    DIŞ BORÇLAR
    Osmanlı Devleti bütçe açıklarını kapamak için önce halka ek vergiler getirmiş[​IMG]yeterli olmayınca
    KAİME adı verilen hazine tahvillerini çıkarmıştı. Bu da yeterli olmayınca dış borca yönelmek zorunda
    kalmıştı.
    İlk Dış borç 1854 yılında KIRIM SAVAŞI sırasında İngiliz ve Fransız sarraflarından alındı. 20 yıl
    gibi kısa bir sürede Osmanlı devleti Borç batağına saplandı.
    1881'de yayınlanan ve adına MUHARREM KARARNAMESİ denilen bir kararnameyle iç ve dış borçlarının
    ödenmesini DûYûN-I UMUMİYE (Genel Borçlar) denilen üyeleri alacaklı ülkeler tarafından seçilen bir
    komisyona bıraktı. Osmanlı Devleti borçlarına karşılık tuz[​IMG] tütün[​IMG] ipek ve damga vergilerini karşılık
    olarak gösterdi. Osmanlı Borçları meselesi LOZAN BARIŞ ANLAŞMASI ile
    çözümlendi.

     
  6. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    34.164
    Beğenilen Mesajlar:
    2.213
    Ödül Puanları:
    113
    Cevap: Osmanlı'da kültür ve medeniyet

    OSMANLILARDA MALİYE
    PARA:
    MADENİ PARALAR(SİKKELER)
    Osmanlılar 19. yüzyıla kadar altın ve gümüş gibi değerli madenlerden yapılma paralar
    kullanmışlardır. Bu madenlerden "DARPHANE"de kesilen yassı yuvarlak parçacıklara SİKKE
    denilirdi. Bunların gümüşten olanına AKÇE[​IMG] Altından olanına da SİKKE-i HASENE(Sultani) yada
    "kırmızı" denilirdi.
    İlk Osmanlı parası Osman Bey tarafından bastırıldı. Orhan Bey zamanında bastırılan gümüş
    paraya "AKÇE" denildi. Fatih amanında basılan altın paraya da SULTANİ adı verildi.
    Sikkelere bakır katılmasına AYAR denilirdi. Bu tip paralara KIRKIK AKÇE adı verilirdi.
    Sonraki dönemlerde çeşitli isimlerde sikkeler piyasaya sürülmüştür.Bunlar GURUŞ[​IMG]PARA[​IMG] PUL[​IMG]
    METELİK[​IMG] MECİDİYE dir.
    KAĞIT PARA:
    İlk kağıt para Sultan Abdülmecit döneminde basıldı. Hazine bonosu niteliğindeki bu paraya KAİME
    denildi.
    OSMANLI VERGİ SİSTEMİ

    Osmanlı Devletinde vergiler 1-Şeri vergiler[​IMG] 2- Örfi vergiler olmak üere ikiye ayrılıyordu:

    1-ŞERİ VERGİLER: Bunların şeriatın emrettiği vergilerdi.
    a)- Öşür: Müslümanlardan alınan toprak ürünü vergisidir. Elde edilen ürünün onda biri vergi
    olarak alınırdı.
    b)- Haraç: Müslüman olmayanlardan alınaaan vergiydi. ikiye ayrılıyordu:
    1-Harac-ı Mukassem: Elde edilen üründen alınırdı.
    2-Haracı Muvazzaf: Toprak vergisiydi.
    c)- Cizye: Müslüman olmayan erkeklerden[​IMG] askerlik görevi karşılığı alına vergidir.
    d)- Ağnam: Hayvandan sayısına göre alınan vergi.
    2- ÖRFİ VERGİLER: Padişahın iradesiyle konulan vergilerdi. Başlıcaları:
    a)-Çift Resmi: Reayanın sipahiye ödediği toprak vergisi
    b)-Çift bozan vergisi: Toprağını izinsiz olarak terkeden veya üç yıl üst üste ekmeyenlerden
    alınan vergi.
    c)-Avarız: Olağanüstü hallerde[​IMG] divanın kararı ve padişahın emri ile toplanan vergilere
    denirdi.
     
Osmanlı'da kültür ve medeniyet konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Kültür, sanat ve romantizm: Budapeşte

    Kültür, sanat ve romantizm: Budapeşte

    Merhabalar degerli misafirimiz, sitemizde toplu bir temizlik yapmak zorunda kaldik. Su anda gormek istediginiz konuyu maalesef sizlere sunamiyoruz. ilgili sayfamizin google siralamalarindan dusmesi icin gerekli algoritmik degerleri sitemize verdik. Verdigimiz rahatsizlik icin sizlerden ozur dileriz. Dilerseniz yukaridan sitemizin logosuna tiklayarak anasayfamiza gidebilir, Ya da ust sag...
  2. Bayburt Kültür ve Turizmi

    Bayburt Kültür ve Turizmi

    Bayburt M.Ö.3000 yıllarına kadar uzanan bir yerleşim merkezidir. Tarihte daima mücadele edilen topraklar üzerinde bulunması nedeniyle her dönemde askeri ve kültürel açıdan önemli bir merkez olma özelliğini korumuştur. Bayburt'un Tarihi ipek yolu üzerinde yer alması Trabzon-Tebriz arasında seyahat edenlerin özellikle Venedik ve Ceneviz kervanlarının emniyetli konaklama ihtiyaçlarına cevap...
  3. Bartın'da Kültür ve Turizm

    Bartın'da Kültür ve Turizm

    KÜLTÜR VE TURİZM Antik çağda, Parthenios adı verilen Bartın Irmağının kenarında kurulan Bartın Kentinin PARTHENİA adıyla anıldığı ve Bartın’a dönüştüğü yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır. Tarihi "Paphlagonia" bölgesindeki antik kentlerden; Sesamos (Amasra), Kromna (Kurucaşile) ve Erythinoi (Çakraz) Bartın sınırları içindedir. Bartın İli Kentsel Sit Alanı olup, sit sınırları içinde...
  4. Muğla / Kültür ve Eğitim

    Muğla / Kültür ve Eğitim

    Muğla ilindeki kültür ve eğitim durumuyla ilgili bilgileri merak edenler için buyrun :) Kültür ; Kültürümüzü tarihten alıyor, tarihi varlıklarımızı koruyup yaşatmaya çalışıyoruz. Amacımız, tarihten bizlere miras Baca, Arasta, Yayla, han-hamam, cami, müze, dokuma, kısaca tüm kültürümüzü koruyup ileriye taşımak ve bunu Anadolu'muzun kültürel değerleri ile birlikte tanıtmak. Kültür ve Sanat...
  5. Abbasiler Dönemi Kültür Ve Medeniyeti hakkında bilgi istiyorum

    Abbasiler Dönemi Kültür Ve Medeniyeti hakkında bilgi istiyorum

    Dün sizden Abbasiler Dönemi hakkında bilgi rica etmiştim hatta Abbasiler Dönemi nedir diye de sormuştum. Bu gün ise sizden Abbasiler Dönemi Kültür Ve Medeniyeti hakkında bilginiz varsa benimle de paylaşmanızı istiyorum.

Sayfayı Paylaş