gebe
  1. TİTAN

    TİTAN Forum Okuru

    Padişahın Harem Hayatı Yanlış Yansıtılıyor!

    Konu, 'Magazin' kısmında TİTAN tarafından paylaşıldı.

    muhteşem yüzyıl, kanuni sultan süleyman, harem hayatı, padişahın eşleri, kitabı, ile ilgili bilgiler burada melekler
    [​IMG]


    Sevgili melekler,
    Muhteşem Yüzyıl dizisi soru işaretleriyle sezon finalini yaptı.Film başladığından beri tartışılan ve insanların ikiye ayrılmasına sebep olan en büyük tartışma,filmin harem ve padişahların hayatlarını ne derece doğru yansıttığıydı.

    Dizinin başlarken jeneriğinde yazan ''Tarihten esinlenilmiştir'' uyarısı bile yetmedi insanlara.

    Bir kısım insan harem hayatını çok aşağılayıcı bulup veryansın ederken bir kısım da gerçeğin bu olmadığı,tarihin gençliğe yanlış aksettirildiği konusunda ısrarcı oldu,kimse jenerik başında ki yazıyı dikkate almadı.

    Oysa burada en doğru açıklamaları tarihçiler yaptı ve gerçeği birebir yansıtmadığı konusunda birleşti.Zaten aslında jenerikte de bu açıklama vardı ama yurdum insanı illa polemik çıkaracak ya!..

    Şimdi ki haberimiz ise Araştırma Görevlisi Songül Keçeci Kurt'un çıkardığı ''Haremden Mektebe'' isimli kitabındakilerle ilgili..

    “Muhteşem Yüzyıl” dizisiyle gündeme oturan “Osmanlı’da harem ve haremde eğitim” üzerine kitap yazan Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Eğitim Fakültesi Araştırma Görevlisi Songül Keçeci Kurt, Yitik Hazine Yayınları’ndan çıkan “Harem’den Mektebe” adlı kitabında, “Harem, ahlaksızlıkların kol gezdiği bir hapishane miydi, yoksa saray kadınlarına güzel ahlakın, asaletin, terbiyenin, hanımefendiliğin kazandırıldığı bir eğitim merkezi miydi?” sorusunu masaya yatırıyor.


    Kitapta, padişahların istedikleri cariyelerle birlikte olmadıklarının da altı çizilerek, “Harem idaresi valide sultanın elindedir. Babadan oğula geçen bir saltanatta, padişahın her önüne gelen insanla birlikte olmasına izin verilmez, İslam dini de buna müsaade etmez. Padişahların genellikle dördü kadın efendi, üçü ikbal rütbesinde yedi haremi vardır” bilgisi veriliyor.


    İLERLEMENİN ŞARTI: LİYAKAT
    Kitapta ayrıca haremde cariyelikten ustalığa giden süreçte, ilerleyebilmenin tek şartının liyakat ve zekâ olduğu vurgulanarak, “Hareme alınan cariyelerin saray görgülerini öğrenmeleri, terbiye ve nezaket konusunda bilgi sahibi olmaları amacıyla eğitimlerine dikkat edilirdi. Haremde kadınlara okuma-yazma, Kuran-ı Kerim ve Türkçe’nin yanı sıra dikiş, nakış, dantel, örgü örmek gibi meziyetler de kazandırılıyordu” deniyor.


    Haremle ilgili olarak bilinen en yanlış algılardan birisinin cariyelik olduğuna dikkat çekilen kitapta, “‘Haremde eğitim, ‘haram eğitimi’ değildi. Cariyelerin istedikleri kişiyle evlenmelerinin dışında, padişahın evlenmek isteyip de cariyelerin bunu kabul etmemeleri de söz konusu olmuştu. Abdülaziz’e hediye edilen Safinaz adındaki cariye, Şehzade Abdülhamid’i sevdiği için padişahın evlilik teklifini reddetmiştir. Abdülhamid durumu analığına anlatınca, Abdülaziz’e kızın hastalanıp öldüğü söylenmiştir. II. Abdülhamid padişah olunca, Safinaz’la evlenmişti. Bir cariyenin padişahın teklifini reddetmesi, köle olarak algılanmadığının bir göstergesidir” ifadesi de yer alıyor.



     
  2. uyuzmuyum_neyim:)

    uyuzmuyum_neyim:) Banned

    Kayıt:
    9 Mayıs 2011
    Mesajlar:
    902
    Beğenilen Mesajlar:
    687
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    ankara
    evet kesinlikle bunlar çok doğru ..harem cinsel bir kurum değildi ,oradaki bayanlar her türlü eğitimden geçerler ,hepsi de padişaha sunulmazdı ..bir kısmı da zaten padişah annelerinin eşlerinin görevinde idi .. öyle her gün her gün biriyle yatıp kalkma olyaı yoktu yani ama nedense hep kendi tarihimizi öğrenmek yerine kötüleme çabası içerisindeyiz..tarihimizi insanlara yanlış aktarmak kadar haince bir şey olamaz ..işte buna cevaben güzel bir yazı ...


    Osmanlıda Haremin Gerçek Yüzü

    Bir ülkede deprem sözkonusu olursa jeologlar, hastalıklar sözkonusu olursa doktorlar, savaş sözkonusu olursa siyasiler ve askerler konuşurlar. Bu bizim ülkemizde de böyledir. Ancak bizde iki konu vardır ki bunlar üzerinde herkes konumuna, birikimine, eğitimine bakmadan üstelik de allame edasıyla konuşur. Bu konulardan bir tanesi dindir diğeri tarih.
    Tarihle ilgili bir şeyler söz konusu olduğunda siyasetçi konuşur, gazeteci konuşur, televizyoncu konuşur vs. Bir Allah kulunun aklına da bu işin profosörleri bulup konuşturmak gelmez. Veya gelir de, onların söyleyecekleri işlerine gelmez.
    Tarih deyince her zaman revaçta olan konulardan bir tanesi de Osmanlı ve haremidir.
    Bunu içoğlanları takip eder. Ardından valide sultanlar, kadınlar saltanatı, devşirmeler vs. böyle gider.
    İlim ahlakına sahip bir tarihçinin Osmanlı haremi konusunda söyleyeceği şeyler çok azdır. Çünkü elinde bu konuyla ilgili yeterli belge, döküman vs. yoktur.
    Kalın duvarlarla çevrili harem binası, etrafındaki harem ağalarına ait binalar ve diğer ocakların daireleriyle adeta ulaşılması imkansız bir kale gibidir. İçinde değil, etrafındaki kendilerine ait binalarda yaşayan, zorunlu hallerde Haremin içine girmeleri gerektiğinde salavat-ı şerife getirerek dolaştıkları bir ortamdır. Her odanın kapısının girişinde, duvarlarında ayetler, hadisler, dualar bulunan bir mekandır Harem.
    Zorunlu hallerde ancak harem ağalarına ve tabiplere açılan bu mekana yabancı seyyahların, tarihçilerin nasıl girip, orada adeta gezmiş dolaşmıs gibi haremi anlatışlarına şaşmamak elde değil. Kaldı ki bizimkilerin en çok esas aldıkları, kullandıkları kaynaklarda, ilmi otoritelerce yüzlerce kez tenkid edilmis, çürütülmüş bu batı tarihçilerinin kitaplarıdır.
    I. Ahmed döneminde saraya gizlice girdiğini iddia eden Venedik elçisi Ottavinano, ancak Revan Kasrı"nın önündeki havuza kadar olan yerleri görebildiğini söyledikten sonra padişahın odasındaki cariyesiyle nasıl ilişki kurduğunu detaylarıyla anlatmakta ve insanlar da bu anlatıma değer vererek kaynak gösterirken yapılan ilmi ahlaksızlığa çanak tutmaktalar.
    18. yüzyılda bile ancak yazlık sarayların boş haremlerini gezebilen batılı birkaç yazar, nedense göremedikleri kısmı hayalleriyle doldurmayı denemişlerdi. Havuzu gördüler ama havuz sefalarını kendileri uydurdular sonra da uydurduklarının resmini çizdiler. Hata yaptıklarını belki de hiç bir zaman düşünmediler çünkü kendi kırallarının kadınları ile yaşantıları öyleydi. Birlikte oldukları düzinelerce kadının yarı çıplak resim ve heykelleri ile saraylarının duvarlarını süsleyen bir zihniyetin Osmanlı hükümdarlarındaki edep kavramını anlayabilmelerini zaten beklemiyoruz.
    Ama anlayamadığımız, bizim bize bunu nasıl yapabildiğimiz. Yıllarca Topkapı sarayını gezdiren rehberlerin turistlere Harem"in duvarlarında yazılı Arapça metinleri göstererek bunların padişahların cariyeleri için yazdıkları aşk şiirleri olduğunu söylemelerini, ellerindeki broşürlerde de böyle yazmasını hangi düşünceyle izah etmek gerek bilemiyoruz. Zira bu Arapça metinlerin tamamı Kur"an ayetlerinden ve dualardan başka bir şey değil. Hükümdarların çıplak cariyelerin danslarını seyrettiği idda edilen Hünkar Sofası Daire"sinin duvarlarında Bakara Suresi 257. ayetinden itibaren yedi ayet yazılıdır ki bir ayetin meali aynen şöyledir: "Allah kendisine hükümranlık verdi diye (şımarıp azarak) Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi?" Sanki adeta Osmanlı hükümdarı bu ayetle gerçek hükümdarın kim olduğunu, hükümdarım diye şımarıp azdığı taktirde Nemrutlaşabileceği ihtimalini, hergün bilinç altına kazıyor, iman edenlerin karlı bir konumda, Nemrut gibi imansızların ise ne derece zararda olduğunu görüyor ve okuyordu.
    Doğru! Bu sofada padişah eşleri, çocukları, kızları, validesi ile birlikte oturur ve helal dairesinde (yani kimseyi huzurunda yarı çıplak oynatmadan) sazlar çalınıp ilahiler söylenip eğlenilirdi. Ancak bugünkü insanların eğlence kavramından anladıkları şey otomatikman Osmanlı padişahının da öyle eğlenmiş olması gerektiğini düşündürtüyordu onlara.
    Onlar bunları yaptıklarına dair (yani hamam havuz sefaları, yarı çıplak cariyelerin dans etmesi gibi) belge bırakmayınca bizimkiler hayallerini belge-vesika-kaynak haline getirdiler.
    Öyle ya; bir erkeğin elinin altında 300-500 cariye olur da nasıl bunlarla gününü gün etmez ki. Hele hele 36 Osmanlı padişahının içinden 15 tanesinin sadece bir veya iki kadınla birlikte olduğu diğerlerinin de en fazla yedi sekiz kadınla aile hayatı yaşadığı belgelerle gözlerine soksanız bu sefer de pişkin pişkin sırıtıp Osmanlı padişahlarının erkekliklerini sorgulamaya kalkacaklar.
    Hemen şunu da belirtelim; şu an tek eşli (ama çok metresli) evlilik sisteminin içindeki insanlar olarak, Osmanlı padişahının birlikte olduğu 7-8 kadın bile bize çok abartılı gelecektir. Ancak unutmamak gerekir ki Osmanlı"nın yaşadığı dönemde tıpkı dünyanın her yerinde olduğu gibi bir kralın güzel kölesini istediği gibi kulllanması ve bunların sayısının yirmiye otuza çıkması normaldi. O kadar normaldi ki krallar bu kadınlarının heykellerini yaptırıp saraylarının yüksek duvarları üzerine herkesin görebileceği şekilde koydurabiliyorlar ya da yüzlerce genç ve güzel kadınla hamam sefası yapabiliyorlardı. Bizim haremi sorguladığımız gibi Avrupalılar kendi krallarının bu hallerini asla sorgulamadılar. Tarihlerinin yaşanmış bir gerçekliği olarak tarihlerinde bıraktılar.
    Oysa biz, asla yaşanmamış sahneleri alıp, doğru gibi kabul edip, kendi kendimize duyduğumuz saygıyı ve özgüveni aramızdan kaldırdık.
    1909 yılına kadar Harem Dairesi"ne padişahtan başka, ancak mecburiyet halinde Harem Ağaları ve doktorlar girebiliyorlardı. Son onüç yıllık dönem ise Haremi görenlerin hatıratlarında oldukça net bir biçimde anlatılıyor. Yazık ki (!) orada bile havuz - hamam sefaları yok.
    Peki o zaman "Bu Harem nasıl bir yer?" denilebilir.
    Kısa ve net bir cevap verelim: Tek idarecisinin Valide Sultan olduğu (yani padişahın annesi) kendisine ait, padişahın bile bozamadığı çok kesin ve katı kuralları bulunan yüzlerce genç kızın, dönemin ilim anlayışına göre en iyi eğitimi aldığı, nihayetinde de devletin önemli kademesindeki görevlilerle evlendirilerek teliyle-duvağıyle-çeyizi ile gönderildiği bir bayanlar mektebidir.
    Evet, tam anlamıyla böyledir. Çünkü saraya çeşitli yollarla (esir alınarak veya satın alınarak) alınan kadın köleler yani cariyeler "Acemi" statüsü ile saraya girerler. Bunların padişahla görüşebilmesi mümkün değildir. Öncelikle padişahla karşılaşabilecek, konuşabilecek bir eğitime tabi tutulmaları gerekmektedir. Eğer bunların içinden gerek zekası, gerek güzelliği ve kabiliyetleri ile dikkati çeken birisi olursa bunlar daha özel bir eğitime tâbi tutulurlar ki saraydaki 500-600 cariyenin ancak "u bu guruba girebilir. Bu "un içinden onları yetiştiren kalfalar ve Valide sultanın dikkatini çekebilenler ancak, has odalık olabilir ki bunlar padişahın özel hizmetlisi konumundadır.
    Eğer Has Odalık olarak ayrılan cariyeler padişahın dikkatini çekmeyi başarabilirlerse, yani padişahla karı-koca hayatı yaşarsa ikbal mertebesine yükselir. Genellikle de ikballer padişahın çocuğunu doğurduğunda Kadın Efendi olurlardı. Bunun bir üst mertebesi Kadın Efendinin Valide sultan olmasıdır ki o da ancak doğurduğu çocuk tahta çıkarsa mümkündür .Özetle bütün kıyamet 600 cariyenin içinden aynı anda sayıları dördü beşi geçmeyen Kadın Efendi ve İkballer yüzünden kopmakta.
    Şunu da belirtelim ki, Osmanlı padişahı dileseydi o dönemde dünyanın her yerinde olduğu gibi bu 500-600 cariyeyi önünde resmi geçit yaptırıp içlerinden dilediğini de seçebilirdi. Bunu yapabilecek siyasal otoriteye de, cariye köle konumunda olduğu için dinsel özgürlüğe sahipti. Oysa o hareme girerken içeriye haber verilir ve onun geçeceği yol üzerindeki bütün dairelerin kapıları kapatılır, kazara bir cariye padişahla karşılaşacak olursa yaptığı edepsizlik sayılır ve o cariye cezalandırılırdı. Öyle ki kitaplar, bu "kazara" karşılaşmalara tahammül edemeyen padişahların yüksek ökçeli takunyalar yaptırıp Harem"in içinde iken bunlarla dolaştığını yazdı. Geldiği anlaşılsın ve yolunun üzerinden çekilsinler diye. Cariyeleri bırakın, çıktığı seferde nikahlı karısını bulunduğu şehre getirtmeyi unuttuğu için karısının sitem dolu mektuplarını alan padişahları yazdı arşiv vesikaları.
    Koca Sultan"ın sitem dolu mektuba cevabı ise;
    "Varın söyleyin Hafsa Sultan"a: Biz gaza kılıcını kuşanmışız. Gayrısından başkasını gözümüz görmez" olacakdı.
    Buraya hatıralarına ve mahremiyetlerine hürmetsizlik olmasın diye isimlerini yazmayacağımız bir hükümdarımızın gözdesi ile arasında geçenleri de almak durumunda kalacağız. Zira köle bile olsa, rızası olmadan padişah ile karı-koca hayatı yaşamadıklarının pratikte delili gibidir bu hatıra.
    Koca Sultan"ın aziz ruhundan özür dileyerek;
    Kızı anlatır padişahımızın: "........... kumraldı, ela gözlü idi, 23 yaşında kadardı. Gayet de iyi tahsil görmüş, son derece zarifti. Daha saraya intisab ettiği (girdiği) günden itibaren babam kendisinden pek hoşlanmıştı. Artık, daima onu yanında gezdiriyor, kendisi ile uzun uzun, tatlı tatlı konuşuyordu. Lakin bütün bu "iltifatı şahaneye" rağmen elâ gözlü dünya güzeli, hükümdarın bazı arzularına "evet" demiyordu. Onun bu şiddetli mukavemeti babamın kendisine karşı alâkasını daha ziyade arttırıyordu. Bu hal böyle tam beş sene devam etti. Elâ gözlü güzelde hiç bir değişiklik yoktu..........".
    Bir bayram günü, çok güzel görünen kız padişahın huzuruna girer tebrikini yapar. Hünkar "Hâlâ inadında devam mısın?" diye sorar. Genç kız gözlerini yere indirip susar. Bunun üzerine Hakan " Hem sen bugün ne kadar güzelsin!" der. Genç kızın bu iltifata cevabı şu olur: "Efendimiz!! Ömrüm oldukça size canımı feda etmeye daima hazır olacağım. Yanınızdan ayrılmam. Fakat bütün dünyayı bağışlasanız asla hareminiz olmam!.. Çünkü kocam olacak erkeğin yalnız ve yalnız bir karısı, yani tamamen bana ait olmasını isterim, aksi halde kimse ile evlenmem....."
    Güzelden ümidini kesen Hükümdar ona bir konak alır, içini donatır. 45 Yasında gayet dindar bir kıranta (oturaklı, gösterişli, bakımlı, orta yaşlı) zatla evlendirir. Kocasının tek eşi olarak hayatını devam ettirir.
    Binyediyüzlü yılların başında İstanbul"a gelen İngiltere Büyükelçisi"nin eşi Lady Montague"nin hatıraları batılıların pek hoşuna gitmedi. Hareme girebilen Lady"nin yazdıkları daha önceki ve sonraki batılıların yazdıklarına ters düştüğü için, gerek o dönemde, gerekse daha sonra Lady Montague"yi yalancılıkla itham eden pek çok yazar çıkacaktı. O"nun ülkesi olan İngiltere"de üstelik de 1800"lü yıllarda, evli bir erkek çok rahatlıkla karısını gazeteye "ihtiyaçtan satılık ev kadını" ilanı vererek satabildiği için, Osmanlının saraya giren kadın köleye maaş bağlamasını, eğitim vermesini, sonra da değerli çeyiz ve mücevherleri ile saraydan âzâd etmesini elbette anlamakta zorlanacak ve inkâr yolunu tercih edeceklerdi.
    Aşağıda, onun mektuplarından yaptığımız alıntı, ne demek istediğimizi daha da iyi izah edecektir:
    "Bu milletin din ve töreleri hakkında eksik bilgimiz var. Dünyanın bu tarafına seyrek geliniyor. Gelenler de ticaretten başka bir şey düşünmeyen tüccarlar. Türkler ise, bunlarla yüz-göz olmayacak kadar ağırbaşlılar. Bu sebeple tüccarların getirdikleri bilgiler yalan yanlış oluyor.
    Belki de dünyanın bütün kadınlarından daha hür..... Hayatı hiç aksatmadan, zevkle süren, kaygılardan uzak yaşayan, boş vaktini komşu ziyaretleriyle, hamamlarda yıkanmakla, ya da bol para harcayıp yeni yeni modalar çıkarmakla geçiren yeryüzündeki tek kadın.
    Avrupa"da hiç bir saray düşünemem ki, orada yabancı bir kadına karşı bu kadar namusluca davranılsın.
    Hamamda ikiyüz kadar kadın vardı. Hiç birinde bizdeki gibi alaycı gülüşmeler ve fısıldaşmalara rastlamadım. Üstelik benim için "güzel, çok güzel" dediklerini işittim. Bir kadının, bir başka kadın için "güzel" diyebilmesi hâyâl bile edilemez.
    Konakların hepsinde bir harem dairesi ve cariyeler var. Ancak bu cariyeler evin hanımına âit hizmetçiler. Evin erkeği ömrü boyunca bunları yolda görse tanımaz. Ne kadar garip değil mi?
    Kış geceleri toplanıyorlar, geç vakitlere kadar öyle güzel ve saf eğleniyorlar ki zamanın nasıl geçtiği hissedilmiyor. Her evde misafir odaları var. İkram ve misafirperverlik Türklerin yaşama kudreti gibi bir şey......."
    Çok zor ve ağır bir konu olan Harem"i böyle bir kaç satırda özetlemek elbetteki mümkün değil. Ancak kendimizle, geçmişimizle barışma çabasının içinde küçük bir damla olmaktı niyetimiz.
    Yazımıza bir soru ile son vermek istiyoruz:
    Biz, zamanın hiç bir diliminde ve dünyanın hiç bir coğrafyasında sarayına aldığı bir köleden "valide sultan" dediğimiz zamanının "first lady"sini çıkaran bir başka medeniyet bilmiyoruz.

     
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 24 Haziran 2011
Padişahın Harem Hayatı Yanlış Yansıtılıyor! konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. harem ağası

    harem ağası

    Rüyanizda bir sarayda veya bir konakta oldugunuzu ve bir haremagasi ile karsilasip konustugunuzu gör-mek, mahkemedeki bir isinizden dolayi bir cezaya çarpilacaginiza veya vergi borcunuzdan dolayi bir hacizle karsilasacaginiza isa-rettir. Ibni Sirin'e göre; rüyasinda harem agasi görmek, hayir ve iyi-lige delalet eder. Rüyada bir harem agasinin kendisine bir haber getirdigini görmek o seyin...
  2. harem

    harem

    Eğer rüyanızda bir harem kurduğunuzu görürseniz, boş işler için zaman harcayacaksınız demektir. Bir kadın kendini cariye olarak görürse, yasa dışı zevkler almaya ve evli erkeklerle birlikte olmaya yatkın olacak demektir. Rüyada harem görmek gizlilige yorumlanir. Rüyasinda kendisini bir haremde görmek, bazi sirlari olup bunu bir dostuna anlatacagina delalet eder.
  3. Padişah

    Padişah

    Bakınız; Devlet Başkanı.Rüyada padişah görmek , olağanüstü mutlu bir rüya olarak yorumlanır. Eğer evli değilseniz mutlu bir yuva kuracağınıza, evliyseniz son derece geçimli bir yaşantınız olacağına işarettir. Padişah rüyası onur, ün, yüksek mevkii olarak yorumlanır. Rüyada padişah mutlu bir rüya olarak yorumlanır. Eğer evli değilseniz evleneceğinize yorumlanır. Eğer evliyseniz geçimli ve mutlu...
  4. Güllü - Hayatımın Yanlışı

    Güllü - Hayatımın Yanlışı

    Ne çok kızdım ne cok ben şu gönlüme, Sevecek başka yar yokmuydu diye, Ne kaldı,ne kaldı aşkından bana, Kaç gece ah edip ağladım sana.. Yagmur yagmur döküldü gözlerimden gözyaşı, Seni sevmekmiş meger hayatımın yanlışı, Duman duman yüregim senle oldu yanışı, Sevmek elbette güzel seni sevmem yanlıştı.. Kopardın içimden umutlarımı, Ben sende kaybettim bütün varımı, Ne kaldı,ne kaldı aşkından...
  5. Hare Sürel Hayatı Biyografisi İle İlgili Bilgi

    Hare Sürel Hayatı Biyografisi İle İlgili Bilgi

    Hare Sürel Kimdir Hare Sürel Biyografisi Sevgili melekler, bu yazımızda dizilerde ki başarılı performansıyla göz dolduran genç oyuncu Hare Sürel'in hayatı hakkında sizleri bilgilendiriyoruz :) 1983 doğumlu 175cm boyundadır. Kilosu: 53kg Gözleri Kahverengi Saç Rengi Siyahtır. Yabancı Dil : İngilizce Eğitimi: İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü Oyunculuk Deneyimi:...

Sayfayı Paylaş