gebe
  1. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.022
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0

    Roma Tiyatrosu

    Konu, 'Sinema & Tiyatro' kısmında Bilge Gökçen tarafından paylaşıldı.

    ROMA TİYATROSU Roma, tiyatroya özgü bir katkı yapmaktan çok Yunan tiyatrosuna öykünmekle yetinmiştir. Bununla birlikte, Roma toplumunun estetik bir eşiği aşamayan, ama belli bir canlılığı sürdüren yöresel bir oyun geleneği vardır.

    Bunlardan biri, yöresel hasat şenlikleri ve evlilik törenlerinde hokkabaz-oyuncu- şarkıcıların söylediği ve belli bir temsil öğesini de barındıran carmina Fescenninay'dı. Güney İtalya'da doğan ve IO 3. yüzyılda Roma'da yaygınlaşan bir başka yöresel türde fabula Atellanay'dı. Fars, parodi ve siyasal taşlama öğelerini içeren bu oyunlar, İtalyan tiyatrosuna palyaço Maccus ve budala Bucca gibi tipler kazandırdı.

    Bir Yunana oyununu Latinceye çevirerek Yunan tiyatrosunu Roma'ya tanıtan kişi Yunanlı Livius Andronicus'tur. İlk Romalı oyun yazarı olan Naevius, fabula palliata adı verilen türün de kurucusudur. İÖ 2. yüzyılda Roma tiyatrosunun en önemli iki temsilcisi, Plautus ve Terentius, Yunan, Yeni Komedyası'nı, Roma toplumuna uyarladı.

    Ama Roma'da tiyatroya gidenler, özelliklede Terentius'un daha düşünsel içerikli oyunlarını izleyenler nüfusun sınırlı bir kesimini oluşturuyordu. Roma tiyatrosu, en baştan beri, Yunan kentlerinden daha büyük bir nüfusun incelmemiş, zevklerine cevap vermeye yönelikti.

    İzleyici çekmeyen oyunlara ayrılmış ödeneğin şenlik yöneticisince iptal edilebildiği bir ortamda, oynanan oyunlarda da gösteri öğeleri öne çıktı. Senecan'ın bu gelişmeye bir tepki olarak yazdığı oyunlar (IS 1.yy) oynanmaktan çok, yüksek sesle okunmak için yazılmıştır.

    Roma döneminde tiyatro sanatı ile ilgili en önemli eser, Horatius'un Ars Poetika'sıdır. Ars Poetika'da, tiyatronun eğitici işlevi ve biçimsel düzeni hakkında açıklamalar yapılmıştır. Roma tiyatrosunun iki büyük komedya yazarı Plautus ve Terentius, Atina Yeni Komedyasından aldıkları konuları Romalının günlük yaşantısına, aile ilişkilerine uyarlamışlardır. Amaç, seyirciyi, günlük ilişkilerini yöneten kurallar korusunda eğitmektir.

    alıntı

     
  2. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Tiyatro küçük bir stadyum sanki. 15.000.000 kişi, belki daha fazla, durmadan bağrışıyorlar. İkide bir yükselen heyecan çığlıkları sahneye yöneltiliyor. Upuzun
    bir sahne, yüksek, süslü duvarlarla çevrili. Sütunlar,heykeller,oymalar,seyircilerin
    oturduğu yerin üstü yine açık, ama sahnenin üzeri kapalı. Heyecanın nedeni sahnede
    dövüşen iki adam., ölümüne dövüşüyorlar. Hayır,gladyatör değil bunlar. Bu bir
    tiyatro oyunu, dövüşenler de oyuncular. Birinin ölmesi gerekiyor. Gerçekten ölecek.
    Gladyatör kavgalarına alışmış bir seyirci topluluğu taklit ölümlere katlanamaz.
    Örnek olan oyuncu biliyor öleceğini. Maskesinin,altında ter döküyor, bütün vücudu
    titriyor korkudan. Bir yolunu bulsa o öldürecek karşısındakini ya da kaçacak.
    Ama karşısındaki kendisinden kat kat güçlü bir kavgacı ,öldüremez ki! Sonra
    kaçmak da kolay değil;üstelik kaçarken yakalanınca yalnız ölüme katlanılmıyor,
    işkence de var. YANİ ONUN ROLÜ BELLİ!ÖLECEK! Seyirciler durmadan bağırıyorlar, coşturmaya çalışıyorlar kavgacıları. İnsanın ezilmesinden, acı çekmesinden, öldürülmesinden hoşlanıyor bu seyirci., kan istiyor. Öyle olması isteniyor bu seyircinin. Yapılacak
    hiçbir işleri yok, her işlerini köleleri görüyor. Romalı bütün gününü bedava
    gösterilerde geçiriyor. Oy avcısı adaylar ya da bir evlenmeyi kutlayan, bir cenazeyi
    unutulmaz kılmak isteyen zenginler düzenliyor bu gösterileri. Sahnedeki kavga
    ölüm vuruşuna ulaşıyor. Vuruyor öldürecek olan. Bir ölüm çığlığı, bir kölenin
    sahneyi kırmızıya boyayan kanı. (Ölecek olanlar,çoğunlukla ölüm cezasına mahkum
    köleler arasından seçilirdi.) Seyirciler sevinçle bağrışıyorlar. Arkasından
    sıra sıra filler, atlar,develer geçiyor sahneden, bu da ayrı bir gösteri. Sonra
    , oyun kaldığı yerden devam ediyor. Seyirciler oturuyorlar yerlerine,canları
    sıkıla sıkıla oyunu seyrediyorlar. Ölümüne bir kavga olsa da biraz coşsak, eğlensek
    diye bekliyorlar, umutla bekliyorlar.

    Kaynak: The Dramatic Story of the Theatre

    ROMA TİYATROSU

    TİYATRONUN BAŞLANGICI VE İLK OYUN TÜRLERİ

    Esir alınan bazı Grek askerleri sayesinde Yunan Tiyatrosu,Roma’da tanınmaya
    başlandı. Çünkü bu askerler, Euripides’in eserlerini okuyabiliyorlardı. Ancak
    Roma Tiyatrosu’nun kaynağı da şenliklere gidiyordu. Arvales denilen din adamlarıyla
    birlikte çiftçi ve çobanlardan kurulu bir topluluk ekin dönemlerinde tarım tanrıçası
    “Demeter” adına törenler düzenlerlerdi. Ekin kalktıktan sonra başlayan düğünlerde
    dansların yanı sıra, FESCENNİUM ezgileri söylenir, dans edilirdi.
    Bu ezgilerin dramatik bir önemi yoktu ancak oyunların kurulmasında etkili oldu.
    Fescennium ezgileri halk tarafından oynanan gülünç oyunlarla birleşince SATURA
    adı verilen kaba çizgili kısa güldürüler ortaya çıktı. SATURA
    ilk kez, İ.Ö. 364 yılında Roma’da düzenlenen oyunlarda oynandı. İ.Ö. 240 yılından
    itibaren de Roma oyun alanında düzenli olarak tragedya ve komedyalar oynanmaya
    başlandı. İ.Ö. 220 tarihlerinden itibaren LUDİ PLEBEİ yani
    halk gösterileri düzenlenmeye başlandı. Önceleri yılda 4 kez,Nisan,Temmuz,Eylül,Kasım
    aylarında düzenlenen Ludi Şenlikleri daha sonraları hemen her fırsatta ( düğün,zafer,cenaze
    vb.) düzenlenir oldu. Roma senatörlerinin tiyatroyu yasaklamak istemelerine
    karşın İ.S. IV.yy.da bu gösteriler yılda 170’e çıktı.

    GÜLDÜRÜ ÇEŞİTLERİ VE YAZARLARI

    İleriki yüzyıllarda Roma tiyatrosunun etkisi sadece güldürü alanında
    görüldü. Roma’da genel olarak 6 güldürü türü vardır.

    FABULA TABERNİA -Daha çok köylerde oynanan ve temeli doğaçlamaya
    dayanan oyunlardı.

    FABULA ATTELANA – Satir türünü anımsatan kısa oyunlardı. Dramatik
    yarışmasının bitiş veya başlangıcında oynanırdı. Groteks (abartı)tipler vardı.
    Maskara,bilgiç,asker v.b...Attelan komedyası edebi bir biçime girince iki önemli
    yazar ortaya çıktı. Pomponius konuları günlük yaşamdan almış ve yabancıları,mitoloji
    kahramanlarını taşlamıştır. Novius hakkında ise pek bilgiye rastlanmamıştır.

    MİMUS – Kaba,çoğunlukla açık saçık güldürüler. Bu türle birlikte,
    aldatan eş ve çapkın genç üçlüsü işlenmeye başladı. Zaten gerek Attelan gerekse
    mimusda zina, en sık işlenen konuydu.

    PANTOMİMUS – Uçarı,danslı bir gösteri. Bir dansçı arkasında
    yer alan koronun desteğiyle maske ve kostüm değiştirerek bir çok tipi canlandırdı.
    Pantomimus dansı ciddi,trajik konuları özellikle Yunan ve Roma tragedyalarını
    canlandırırdı.

    FABULA TOGATA -Bunlar diğerlerine oranla daha çok Roma özelliklerini
    taşıyan güldürülerdi. Kadınların toplumsal sorunları işleniyordu.

    FABULA PALLİATA – Bu tür; Antik Yunan’ın Menandros tarafından
    temsil edilen yeni komedyasını esas aldı. Yeni komedya türünü Roma’ya sokan
    ve Palliata komedyasının ilk yazarı Andronicus bir köleydi. Antik Yunan yapıtlarının
    ilk çevirmeni diye bilinir.

    Naevius,Contaminatio denilen, çeşitli oyunların sahnelerini bir komedya içinde
    toplayarak ortaya çıkarılan güldürü türünü ilk başlatan yazardır. Ayrıca aristokratları
    taşlayarak yazdığı güldürülerle FABULA PRAETEKSTA türünü ortaya
    çıkardı.

    Ancak,en önemli komedya yazarı, PLAUTUS’tu. Halkın beğenisine uygun oyunlar
    yazdığı için en çok tutulan yazar, Rönesans’ta bir çok yazara,oyunlara örnek
    oldu. Yeni komedyayla Attelan güldürülerinin karışımı olan oyunlarında, siyasal
    konulara girmekten kaçınmış, kelime oyunlarını,tersinlemeyi kullanmıştır. Plautus,
    düşünmeyi sevmeyen halk için,oyunlarını yalın bir dille yazar, oyunun başında
    özetini ve karakter özelliklerini verirdi. İyi işlenmiş karakterlere karşın,
    kurguya dikkat etmez,oyunlarında sürprizlere yer vermezdi. Oyunlarındaki en
    önemli karakter “kurnaz köle”ydi, bir diğeriyse “yosma”. Bazı eserleri; Eşekler, İkizler, Köleler, Çömlek, Amphitruo, Üç
    akçelik kişi, Casina, Hortlak.

    Roma komedyasının ikinci ünlü yazarı Terentıus,Romalı bir senatörün kölesiydi.
    Onun zekâsını gören senatör onu yetiştirdi ve sonunda özgürlüğünü verdi. Çağının
    en ünlü yazarları arasında yetişti. Genç öldüğü için ancak 6 komedya yazdı.
    Plautus’un tersine aristokrat sınıfa yöneldi. Komedyaya psikolojik gelişimi
    getirdi. Kişilerin duygularının yorumunu yapar ve psikolojilerini belli etmeye
    çalışır. Olay dizisini kurmada Plautus’tan daha başarılıdır ancak oyunlarındaki
    durgun hava halk tarafından tercih edilmemesine neden olmuştur. Eserleri; Özünün
    Celladı,Hadım,Kardeşler,Farmıo,Kaynana.

    TRAGEDYA VE YAZARLARI

    Sözden çok harekete, düşünceden çok heyecana düşkün olan izleyici doğal olarak
    tragedyaya önem vermiyordu. Quintus Ennius-Euripides’in tragedyalarına öykündü.
    Aristokratlara yöneldi ve çağdaş yazarları etkiledi. Pacuvius-Euripides’e öykünerek
    12 tragedya yazdı. Oyunlarında felsefi düşüncelere yer verdi. Tiradları bazen
    oyunun gelişimini durduracak kadar sıkıcıydı. Accıus- Daha çok Aiskhilos’u örnek
    aldı.

    LUCİUS ANNAEUS SENECA – ( İ.Ö.4 – İ.S. 65) Roma tragedyasının
    en önemli temsilcisi. Oyunlarını oynanması için değil okunması için yazmıştır.
    Euripides’i örnek aldığı halde,tarzı çok farklıdır. Oyunlar onunki kadar gerçekçi
    değildir. Sahneler abartılmış duyguları,melodramatik görünüşleri kapsar. Seyirciyi
    veya dinleyiciyi etkilemek için çok kanlı sahneler yazmıştır. Uzun tiradlı oyunları
    ağır ve karamsardır. Yunan tragedyasından farklı olarak ölüm sahnelerini sahnede
    canlandırmayı tercih eder. Romalı izleyicinin tiyatroya bakış açısı düşünülürse

    bu anlaşılabilir bir tutumdur. Eserleri; Oidupus,Medeia,Troyalı Kadınlar,Aqamemnon,Eta’da.


    OYUN YERLERİ VE TİYATROLAR

    Romalılar için “ekmek ve sirk” gereksinmesinin önemi; oyun yazarlığını, değerli
    olan dramatik sanatı öldürdü. İddi dramatik yazarın karşısında yalnız mimus
    ve pantomimus değil,sirk de büyük bir rakip olarak dikilmişti. Seksen binden
    çok seyirci alan Circus Maximus, Colosseum gibi büyük oyun yerleri, kanlı gladyatör
    ve hayvan dövüşlerini görmeye gelen halkla dolup taşıyordu. Kimi kez Colosseum
    suyla dolduruluyor,NAUMACHİA denilen yalancı su savaşları düzenleniyordu. Bu
    yüzden, Roma’da gerçek bir dramatik sanatın var olduğu söylenemez. Bunun yanı
    sıra Romalılar mimarlıkta ustaydılar ve tiyatroya katkıları da yine mimarlık
    yoluyla olmuştur.

    İ.Ö. 55’te kalıcı tiyatrolar yoktu. Gösteriler için tahtadan bir skene ve önüne
    yüksek bir sahne yapılırdı. Oturacak yer yoktu, seyirci ya ayakta durur ya da
    sandalyesini yanında getirirdi. İ.Ö. 194’te halk senatörlere yer sağlandığını
    görerek öfkelendi. İ.Ö. 174’te ilk taştan skene yapıldı ama seyirci için yine
    oturacak yer yoktu. Sonunda İ.Ö. 185’te tiyatroda oturmak, yasa çıkartılarak
    yasaklandı. İ.Ö. 55 yılında ilk taş tiyatro Pompei’de yapıldı.

    Roma Tiyatrosu, Yunan tiyatro yapısında bir takım değişiklikler yapmıştır. Bu
    değişikliklerin en önemlisi seyircilerin oturduğu cavea’nın skene ile bir bütün
    oluşturmasıdır. Nitekim çağdaş tiyatro yapıları da bu fikirden doğmuştur. Dış
    duvarları çok süslüdür. Seyircinin dağılması için kemerli geçit yerleri,VOMİTORİİ
    vardır. Yunan Tiyatrosu’nun tam daire orkestrası burada yarım daire olmuş ve
    taş kaplanmıştır, protokol seyircisi için kullanılmaktadır. Sahne, bir buçuk
    metre yüksekliğinde, derinliği altı metre,uzunluğu otuz buçuk metre kadardır.
    Eski skene çok ayrıntılı,süslü bir binadır, yüksektir. Binanın girişinde süslü
    bir kapı, bunun iki yanında daha küçük kapı bulunmaktadır. Simetrik sütunlar,süslü
    üçgen alınlıklar,oyuklar ve heykeller vardır.

    Yarım dairelik oturma alanı, direkli ve damlı bir revak bulunmakta,buradan seyirciyi
    güneşten korumak için tenteneler gerilmektedir. Bazı küçük tiyatroların üzeri
    tamamen kapatılmıştır. Yunan tiyatrosunda üstü açık olan giriş yerlerinin üstü
    kapatılmış ve tünel biçimini almıştır. Ayrıca orta sıralara gidişi sağlamak
    için, seyir yerleri altından tünel yapılmıştır. Roma yapıları içinde, Yunanistan’da
    olduğunun tersine, dağ yamaçlarına yapılmış yapılar çok seyrektir. Bir ikisi
    dışında tüm Roma Tiyatroları düzlüğe yapılmıştır ve tek parçadır. Oyun yeri
    ve seyir yeri bir bütün içinde birleşmiştir. Ayrıca Roma’da tiyatronun oynandığı
    yer bir bütün halini almıştır. Grek tiyatrosu yalınlığı içinde güzel olmakla
    birlikte henüz bir bina niteliğinde değildi. Roma tiyatrolarının Yunan tiyatrolarından
    çok daha süslü ve gelişmiş olduğu söylenebilir. Roma İmparatorluğu bu tiyatrolardan
    125’ini İngiltere’den Kuzey Afrika’ya Portekiz’den Anadolu’ya dek yaymıştır.
    Yunan ve Helenistik tiyatroların bulunduğu Doğu eyaletlerinde bu tiyatrolar
    değiştirilerek Roma tiyatrolarına benzetilmiş ve böylece tiyatrolar hayvan dövüşleri,gladyatör
    dövüşleri ve yalancı su savaşları için kullanılabilmiştir. Bunun gibi, Atina’daki
    Dionysos Tiyatrosu da Neron çağında Roma anlayışına göre değiştirilmiştir. Çağımıza
    bozulmadan kalan en iyi örnekler, Güney Fransa’da Orange’daki tiyatro ile Anadolu’daki
    Aspendos tiyatrolarıdır.

    OYUNCULUK

    Roma’da tiyatronun gerilemesinin en önemli nedenlerinden biri oyuncunun toplum
    içindeki durumuydu. Oyunculardan çoğu, Güney İtalya ve Yunanistan’dan getirilmiş
    kölelerdi. Oyuncuların kazançları seyirci tarafından seyirci beğenisine göre
    farklılıklar gösteriyordu. Ayrıca büyük armağanlar alır, onur kazanırlardı.
    Buna rağmen Romalı oyuncular infami olarak damgalanmışlardı,vatandaşlık hakları
    yoktu. Bir senatörün akrabası bir oyuncuyla evlenirse, bu evlilik temelsiz ya
    da yok sayılıyor, bir asker sahneye çıkarsa ölümle cezalandırılıyordu. Oyunculuğun
    dinsel bir temeli olmadığı için, övülmekle birlikte bir meslek olarak aşağı
    görülüyordu. Bazı oyuncular gerçekten büyük üne erişirlerdi;bunların en ünlüsü
    İ.Ö. 62’de ölen Roscius’tu. O da bir köleydi ancak çok beğenildiği için azad
    edilmişti. Kimi sanatçıları zenginler koruyordu özellikle güzel kadın oyuncuları...Başlangıçta
    kadın rollerini erkekler oynuyordu ancak mimus ve pantomimusla birlikte kadın
    oyuncular da sahneye çıkmaya başladı.

    Oyunculuğun kuramını yapanlardan Cicero uygulamaya önem veriyor,oyunculardan
    arayışlar yaparak kendilerini bulmalarını istiyordu. Quintilian ise yeteneğe
    inanıyordu. Ona göre yeteneği olmayan oyuncu eğitimle hiç birşey elde edemezdi.
    Her iki kuramcı da sese önem veriyordu. Quantilian, duraklar, sesin yükselip
    alçalmaları, ses perdeleri ve hız üzerinde önemle durmakta, kişileştirme için
    gözlemin gerekliliğini belirtmekteydi. Oyuncu zeki olmalı,tepkilerini,düşüncelerini,inançlarını,duygu larını
    iletirken anlamlı eylem ve sözlerinde “Niye?”, “Nerede?”,”Nasıl?”,”Ne?” ile
    sorularına karşılık verebilmeli, şartların gerekliliğine göre davranabilmeliydi.
    Cicero’ya göre, kendisi duygulanmayan oyuncu,syirciyi duygulandıramaz. Horace
    da “Benim ağlamamı istiyorsan, önce sen üzül” der. Lucian ise duygulanmaktan
    yana değildir. Yani, bu dönemdeki görüş ayrılıkları daha sonraki yüzyılların
    tartışmalarıyla paralellik göstermektedir. Quantilian her duygunun belli bir
    görünüşü,ses tonu ve tavrı olduğunu belirterek, kitabında bunları sınıflandırmıştır.

    KOSTÜM VE MASKE

    Romalı oyuncular tarafından kullanılan kostümler,Yunanistan’da giyilenlerin
    hemen hemen aynıydı. Tragedyada SİRMATA denilen uzun kostümler kullanılırdı.
    Komedyada ise kısaları giyilirdi. Galeri adını alan perukalar Yunan oyuncusundaki
    Onkos’un eşiydi. Ayaklara giyilen tahta nalınların ismi ise, Crepida idi. Ayrıca,
    saccus denilen yumuşak terliğe benzer bir ayakkabı da kullanılırdı. Kostümlerin
    renkleri belli nitelikleri simgelerdi. İhtiyarlar beyaz, genç erkekler mor,asalaklar
    gri, saraylılar ise sarı renkte kostümler giyerlerdi. Başlangıçta maske kullanılmıyordu
    çünkü Romalı izleyici oyuncunun her mimiğini görmek ister, oyuna ağırlık katan
    maskelerden hoşlanmıyordu . Maskeyi ilk kez ünlü oyuncu Roscius’un kullandığı
    söylenir. Maskelerin bir bölümü gerçeğe yakın başka bir kısmı ise abartılıydı
    ( GROTESK)maskeyle birlikte ,oyun kişisinin yaşını gösteren renkli saçlar(galeri)vardı.
    Beyaz saç ihtiyarlığı, siyah gençliği,kırmızı köleleri simgeliyordu.

    DEKOR

    Tragedya dekorunda; büyük sütunlar,alınlıklar,heykeller ve benzeri süsler bulunur,komedya
    dekorunda ise balkonlu sırayla pencereleri olan özel evler yer alırdı. Satir
    dekorları,ağaçlar,dağlar ve benzeri kırsal öğelerle doğa görünümleriydi. Sahnede
    bir takım mekanik araçlardan yararlanıldığı düşünülmektedir. Çünkü bazı kaynaklarda
    gözden yok olan tahta dağlar, fışkıran çeşmeler, akan kaynaklar, büyüyen ağaçlardan
    söz edilmektedir. Roma tiyatrosunun getirdiği yeniliklerden bir tanesi de ön
    perdenin kullanılışıdır. Bu perde zengin işlemelidir,sahne alanı temsil başında
    örtülür, sonunda kaldırılırdı.

    SEYİRCİ

    Uzun süren savaşlar arasında tiyatro,savaşçıların eğlenmelerini,oyalanmalarını
    sağlıyordu. Kanlı gösterilerse öldürme zevkinden uzak kalmamalarını. Yalancı
    deniz savaşları, yırtıcı hayvanlarla dövüş, insanla hayvan, insanla insan arasında
    kanlı çatışmalar ve araba yarışlarının yanı sıra tragedya,komedya,mimus ve pantomimus
    temsilleri veriliyordu. Seyirci eğlenmeyi amaçlamış bir topluluk olduğu için
    her zaman komediyi tragedyaya tercih eder, tepkisini göstermekten çekinmezdi.
    Bazen sevmediği bir oyunu yarıda keser, bazen oyuna müdahale ederek seyrini
    değiştirirdi. Gün boyu yarışmalarında yorulan halk tiyatroda uyumaktan, yemek
    yemekten,muhabbet etmekten çekinmezdi.

    Tiyatroda yerlerin dağılımı , toplumsal sınıflara göre değişiyordu. İmparatorla,
    LUDİ Şenliği’ne para yardımı yapanların sahnenin iki yanında özel locaları vardı.
    Senatörler yarım daire orkestra içinde kendilerine ayrılan yerler otururlardı.
    Soylulara ilk 14 sıra ayrılmıştı. Ondan sonra, sırayla öteki toplumsal sınıflar
    geliyor,en uzak yerlerde ise yoksul,önemsiz vatandaşlar oturuyorlardı. Biletler
    para biçimindeydi. Üzerinde bir resim, bir ad, ve bir sayı bulunurdu. Buna göre,
    bilet sahibinin nereye oturacağı belli oluyordu. Daha sonra Avrupa tiyatrosunda
    da görülen özel tutulmuş alkışçılar Roma’da da vardı. Bunların parasını oyunun
    giderlerini karşılayan öderdi. Çünkü oyunun beğenilmesi durumunda giderlerin
    iki katı kazanç elde edilirdi. Halkın beğenisini kazanmak için bayağılığa,açık
    saçıklığa kaçan heyecan verici her şeye yer veriliyordu. Bu da Yunanlılar eliyle
    en yüksek katına yükselen dramatik sanatın Romalılar eliyle nasıl yozlaştığını
    göstermektedir.

    “ Hakkınızda hayırlı olsun,dinleyin buyruklarımı. Yosmalardan hiç biri gelip
    sahnenin önüne oturmayacak. Çavuşların da, çavuşların sopalarının da sesini
    duymayacağım. Oyuncular sahnede iken meydancı birini yerleştireyim diye ötekinin
    berikinin önünden geçmeyecek. Yataklarından geç kalkmış olanlar katlansınlar
    ayakta durmaya. Ne vardı o kadar uyuyacak? Köle takımı uzak olsun buradan! Sütninelere
    de söyleyelim, meme emen çocukları oyuna getireceklerine evlerinde emzirsinler.
    Hem kendilerinin dilleri kurumaz,hem de baktıkları yavrucaklar açlıktan ölmez,burada
    oğlaklar gibi bağrışmaya kalkmazlar.”

    Plautus- Kartacalı oyununun önsözü...



    Kaynaklar

    - Tiyatro Kılavuzu –METİN AND Tiyatroda İnsan,İnsanda Tiyatro-OBEN
    ÜNEY,Dünya Tiyatrosu Tarihi I- ÖZDEMİR NUTKU

    - Tiyatro Tarihi – MEMET FUAT

     
Roma Tiyatrosu konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Rönesans Tiyatrosu

    Rönesans Tiyatrosu

    RÖNESANS TİYATROSU Rönesans tiyatrosu İtalya'da başladı, ama en önemli ürünlerini Rönesans'ı geç yaşayan İngiltere gibi ülkeler verdi. 15. yüzyılda İtalya'da Plautus, Terentius ve Seneca'nın oyunları yeniden okunmaya başlamıştır. Yüzyılın sonuna doğru bu yazarların oyunları önce Roma, sonra Ferrara'da sahnelenmiştir. İtalyan Rönesans tiyatrosu, mimarlık açısından da klasik tiyatroya...
  2. Osmanlı Tiyatrosu

    Osmanlı Tiyatrosu

    Osmanlı Tiyatrosu günümüz tiyatrosunun birçok olumsuz yanlarına ışık tutabilir. 130 yıl önce Batı Tiyatrosu örneğinde bir tiyatro kurarken ne seyirci, ne tiyatro sanatçısı ve teknik adamı, ne yazar ne de yönetmen ve sahne tasarımcısı vardı. Osmanlı Tiyatrosu kısa zamanda bunların hepsini sağlamıştır. Ayrıca Müslüman kadın seyirci, müslüman kadın oyuncu sorunlarına da çözüm getirmiştir. Oyun...
  3. Fransız Tiyatrosu

    Fransız Tiyatrosu

    XVI. YY. ortalarına kadar Fransız Tiyatrosunda bir atılım gerçekleşmemişti. XIV. Louis’in baskıcı tutumu Fransa’nın kötüye gitmesine neden olurken, Kardinal Richelio ile arasındaki çatışma tiyatronun gelişmesini sağlamıştır. Ortaçağ Fransız Tiyatrosu, İtalya,İspanya ve İngiltere’den çok sonra gelişmiştir.Bunun iki temel nedeni vardır: - Rönesans’ın etkisiyle gelişen temeli dine dayalı iç...
  4. Almanya Tiyatrosu

    Almanya Tiyatrosu

    1500’den 1800’e ALMANYA Rönesans Almanya’ya geç geldi.Gerçek tiyatronun gelişiyse daha geç oldu.On sekizinci yüzyıla kadar iyi kumpanyalar yoktu.1767’den önce doğru dürüst bir tiyatro da yoktu.Alman oyun yazarlığının gelişmesi için Lessing(1729-1781),Goethe(1749-1832),Schiller(1759-1805) gibi yazarları beklemek gerekti. Almanya’nın tiyatroda böylesine geri kalmasının nedeni, bir ulus niteliği...
  5. Roma

    Roma

    Rüyada Roma şehrinin görülmesi, ilginç aşk serüveni yaşamaya aday olduğunuzu gösterir. Rüyada Roma şehrinin görülmesi, ilginç aşk maceraları yaşayacağınızı işaret eder. Rüyada Roma sehrinin görülmesi, ilginç ask serüveni yasamaya aday oldugunuzu gösterir

Sayfayı Paylaş