gebe
  1. KızılÖtesi

    KızılÖtesi Aktif Üye Üye

    Kayıt:
    28 Nisan 2008
    Mesajlar:
    3.580
    Beğenilen Mesajlar:
    9
    Ödül Puanları:
    38

    Şanlıurfa Tanıtım

    Konu, 'Çöplük' kısmında KızılÖtesi tarafından paylaşıldı.

    urfa tanıtım şanlıurfa tanıtım şanlıurfa tanıtımı urfa tanıtımı
    Gezilecek yerler

    HZ. İBRAHİM PEYGAMBER MAKAMI

    Şehir merkezindedir Hz. İbrahim Peygamber'in doğduğu rivayet edilen mağaradır. Adak adanır.Çocuk sahibi olmayı dileyenler, çocukları erken doğarsa adını İbrahim Halil koyarlar. İçinde su da olan mağaranın sinir ve ruh hastalarına iyi geldiği öne sürülmektedir.

    EYYÜP PEYGAMBER MAKAMI

    Şehir merkezinin güneyindedir. Hz. Eyyüp Peygamber'in burada iyileştiği ve yaşadığı rivayet edilir. Buradaki suyun şifalı olduğu öne sürülür. Mağarası Şanlıurfa'nın bilinen adak yerlerinden biridir.


    EYYÜP NEBİ

    Türbe Viranşehir yakınlarındaki Eyyüp Nebi Köyü'de bulunmaktadır. ürbede Hz. Eyyüp (as)'ın türbesi bulunmaktadır. Ayrıca köyün güneybatısında Hz. Elyesa (as)'nın türbesi bulunmaktadır. Köy mescidinin kuzeyinde Hz. Rahime Hatun'un türbesi bulunmaktadır.



    HAYAT EL-HARRANİ

    Hayat el-Harrani hazretlerinin babasının adı Kays idi. Harran'da doğup yaşadığı için kendisine el Harrani denilmiştir. Devrinin en büyük evliyasındandır. Hayat el Harrani hazretleri için, vefatından sonra tasarrufları devam eden dört evliyadan biridir denilmektedir. Babası da büyük evliyalardandır. Hayat el-Harrani hicri 581, miladi 1185'de vefat etti. Harran'da defnedildi. 1195'de üzerine bir türbe yapıldı.
    Hayat el-Harrani hazretleri çok keramet gösteren bir veli idi. Bugün türbesi halk tarafında ziyaret edilmektedir.






    ŞEHY MES'UD (ŞIH MAKSUT)

    Şanlıurfa'ya ne zaman geldiği belli değildir. Nişabur'dan geldiği bilinmemektedir. Türbesi ve tekkesi Şanlıurfa'ın güneyinde, Urfa Kalesi'nin de güney tarafına düşen tepenin üzerindedir. Mezarı bu türbenin içindedir. Devrinin alim ve mutasavvuflarındandır. Halk arasında "Şıh Maksut" diye yanlış tanınmaktadır. Asıl adı Şeyh Mes'ud'dur. Bu türbe hem bir ziyaret yeri hem de etrafı bir mesire alanıdır.
    Türbe Selçuk mimari tarzında yapılmış olup kubbesi yarı açık bırakılmıştır. Şeyh Mes'ud'un türbesi mezarı türbenin doğu tarafında bulunan eyvanın bodrumundadır. Norma olarak eyvanın içinde tahtadan bir sanduka vardır ve üzeri yeşil bir kumaşla örtülüdür. Bu sandukanın içi boş olup eyvanın altındaki bodrumda mezar bulunmaktadır. Burada beş mezar bulunmakta, bunlardan biri Şeyh Mes'ud'un, biri kızkardeşinin diğer üç mezar da müritlerinin mezarıdır. Mezarların bulunduğu bu bodruma inecek bir kapı bulunmamaktadır. Şeyh Mes'ud'un tekkesinin içinde mescid, çilehaneler ve misafirler için ayrılan odalar bulunmaktadır.

    Hoca Ahmed Yesevi'nin halifelerinden biridir. Nişabur'dan Anadolu'ya gelerek halka İslamiyet'i öğretmekle görevlendirilmiştir. Uzun yıllar Urfa'da Müslümanlığa hizmet etmiş evliyalardandır.

    BEDİÜZZAMAN AHMET EL-HEMEDANİ

    Bediüzzaman Ahmet El-Hemedani hazretlerinin türbesi, kendi adını taşıyan mezarlığın ortasındadır. Türbesinin üzerinde açık bir kitabe bulunmamaktadır. Bediüzzaman Ahmet El-Hemedani hicri 1209 senesinde vefat etmiş ve bu türbeye defnedilmiştir. Halk tarafından devamlı ziyaret edilen türbenin etrafında birçok meşayıh ve ulema mezarı bulunmaktadır.

    HAC KERMO

    Kadiri şeyhidir. Hac Kermo diye ün kazanmıştır. Bu Kadiri şeyhinin mezarı Harrankapı Kabristanındadır. Devrinin alim ve mutasavvuflarındandır. Hicri Zilkade 1234, Miladi Ağustos 1819 senesinde vefat etmiştir.
    Asıl adı Hac Abdulkerim olan Hac Kermo, aslen Bağdatlı'dır, Urfa'ya ne zaman geldiği bilinmemektedir. Mezarı halk tarafından ziyaret edilmektedir.

    ABDURRAHMAN DEDE

    Şehir merkezinde kendi adı ile anılan caminin mezarlığındadır. Daha çok hastalarca ziyaret edilmektedir.

    YAKUP KALFA

    Onyedinci yüzyıl Kadiri şeyhlerindendir. Urfalı şair Nabi'nin şeyhidir. Türbesi Şanlıurfa kalesinin eteğinde ve Aynı Zeliha gölünün güney batısındadır. Türbesinin bulunduğu mahalleye Yakubiye mahallesi adı verilmiştir.

    ŞAZELİ ALİ DEDE

    Şazeli Ali Dede 17. Yüzyılda Urfa'da yaşamış Şazeli Tarikatı şeyhidir. Halil-ür Rahman Kabristanındaki türbesinin içindeki bir yazıda Osmanlı padişahlarından suldan IV. Murad'ın 1639'da Bağdat Seferine giderken, Şazeli Ali Dede'ye misafir olduğu ve kendisine çok ihsanlarda bulunduğu yazılıdır.

    ARŞ HOCA

    Arş Hoca 1930 yılında yaşamış evliyadan bir zattır. Türbesi Harrankapı mezarlığındadır. Türbesinin üzerindeki kitabesi çok bozuk olduğundan okunamamaktadır. Türbe Yavuz Selim İlkokulu'nun bahçesinde yer almaktadır. Devamlı "Arş" diye bağırdığından adı "Arş Hoca" olarak kalmıştır. Adını pek kimse hatırlamamaktadır. Bir çok kerameti olduğu söylenmektedir.

    ŞEYH EBUBEKİR

    Ulucami'nin doğu kapısı yanında bulunan türbesi, halk tarafından çok ziyaret edilmektedir. 17. Yüzyılda yaşadığı bilinmektedir. Zamanının büyük evliyasından biridir.


    DİPSİZ ZİYARET

    Şehir merkezinin 5 km kuzeyinde, Karaköprü semtindedir. Çocukları olmayan gelinler türbenin yanındaki ağaca bez parçaları bağlarlar. Dilekte bulunurlar. Ziyaretin yanında küçük bir göl vardır.

    BOZTEPE ZİYARETİ

    Bozova ilçesinin Boztepe mıntıkasındadır. Baharda Cuma günleri sıkça gidilen bir yerdir. Çocuk özlemi ile gelen kadınlar çoğunluktadır.

    AKBALIK

    Hz. İbrahim'in ateşe düştüğü gölün kaynağında, beyaz bir balığın yaşadığı rivayet edilir. Dileği olan, bu balığa şeker ve üzerinde ayetler yazılı bulunan kağıt parçaları atar. Balık görünür ve atılanı yerse dilek kabul edilmiş olur.

    ÖKÜZ DAŞI

    Şehir merkezinden 15 km. uzaklıkta, Kızlar Köyündedir. Taş uzaktan bakıldığında oturan bir öküzü andırmaktadır. Veli'nin türbesi bu taşın hemen bitişiğindir. Türbe ziyaret edilir. İyileşmek için dua edilir.

    DABAKHANE

    Şehir merkezindir. Yıkılan türbenin kaybolmaması için üzerine bir şadırvan inşa edilmiştir. Yaramaz ve haylaz
    çocukları sükunete kavuşsun diye buraya getirirler.

    ŞANLIURFA'DA "SIRA GECESİ" GELENEĞİ

    Şanlıurfa folkloru denince hoyratları, türküleri, türkücüleri, çiğ köftesi ve sıra geceleri akla gelir.
    Bilhassa kış gecelerinde yaşları birbirine denk yakın arkadaş guruplarının, her hafta bir arkadaşın evinde olmak üzere haftada bir akşam, belirli bir niteliğe ve düzene göre sıra ile yaptıkları toplantılara Şanlıurfa'da "SIRA GECESİ" denir.

    SIRA GECESİNDE KURALLAR
    Sıraya katılanlar sıra gecesinin kurallarına uymak zorundadır. Bu kurallardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
    Önceden belirlenen sıraya gelme ve gitme saatine uyulur, uymayanlara arkadaşlarca tespit edilen ceza verilir. Sıraya gelen misafirler veya yaşça büyük olanlar, saygı ifadesi olarak üst tarafta oturtulur, ev sahibi ise kapıya yakın oturur. Sıra gecesinde müzik icra edilirken konuşmak, sohbet etmek, müziği dinlemeyip başka şeylerle meşgul olmak hoş karşılanmaz. Müzik icra edenlere hakaret sayılır.

    Sıra grubunun seçilen bir başkanı vardır. Başkan sıra gecesinin yönetimini üstlenir, kurallara uymayanlara verilen cezaları uygular.
    Sıra geceleri genellikle yer sergisi olan evlerde yapılır. Oturan kişilerin ayaklarını uzatmaları, yan gelip yatmaları uygun değildir. Belli bir rahatsızlığı olanların ayağını uzatarak oturmaları hoş karşılanır.

    Sıra gecelerinde sohbet ve müzik icrası yanında bazı "Tolaka" ve "Yüzük Fincan" gibi geleneksel oyunlarda oynanır. Bu oyunları oynayarak sıra arkadaşları hoşça vakit geçirirler. Oyunlar sonunda kaybeden tarafa önceden belirlenen bir ceza verilir. Bu ceza sıra kasasına verilecek sembolik bir miktar para veya yiyecek birşey ısmarlama şeklinde olabilir.

    SIRA GECESİNDE SOHBET
    Sıra gecelerinin en önemli fonksiyonlarından biri sohbettir. Sıra gecelerinde konuşulan konular; sıra gezenlerin mesleklerine, kültür seviyelerine, tahsillerine, meraklı oldukları konulara göre değişiklik arz etse de sırada; sağlık, eğitim, ekonomi, sanat, edebiyat, siyaset, dini konular ile Urfa'nın sorunları, Türkiye ve dünya meseleleri gibi hemen her konu sıra gecelerinde konuşulur. Konuşulan konuda herkes özgürce düşüncesini söyler.
    Bazı sıra gecelerine, sıradakilerin merak ettikleri veya ilgi duydukları konunun uzmanı bir misafir özellikle çağrılır ve onun konuşması dinlenir, ondan istifade edilmeye çalışılır.

    Sıra gecesine katılan gençler büyüklerini dinleyerek, sohbetlerinden istifade ederler. Bilgileri görgüleri artar. Bilmedikleri bir husus varsa usulüne uygun büyüklerine sorarak bilgi dağarcığını genişletir. Sıra gecelerinde gençler; konuşma ve dinlemenin adabını, nerede konuşulup nerde susulması gerektiğini öğrenirler

    SIRA GECESİNDE MÜZİK
    Şanlıurfa'da müziğin gelişmesi ve yaşatılmasında, yeni bestelerin ve sanatçıların ortaya çıkışında en önemli faktör sıra geceleridir. Sıra gecelerinde müzik, sıra elemanlarınca usta-çırak geleneği içerisinde icra edilir. Herhangi bir enstrüman çalan veya okuyabilen kişilerin oluşturduğu sıralarda müzik, Urfa makam geleneği içerisinde icra edilir. Müzik faslı Rast veya Divan makamından başlayarak, Uşşak, Hicaz ve gecenin durumuna göre diğer makamlarla devam ederek Kürdi veya Rast makamıyla son bulur. Bu makamlar icra edilirken o makama göre şarkı, türkü okunur. Arada ise hoyrat ve gazel okunur. Müziğe yeni başlayanlar, bu gecelerde ustaları dinleyerek müzik bilgisini alır ve makamları öğrenirler. Bu yönüyle sıra gecelerine "halk konservatuarı" da denilebilir. Bu tür sıra geceleri daha çok, müzisyenlerin bir araya geldiği sıra geceleridir.
    Her sıra gecesinde müzik icra edilir diye bir kural da yoktur. Müzisyenlerin oluşturduğu sıra gecelerinde bile müzik, gecenin ancak belli bir bölümünde icra edilir. Çünkü sıra gecesinin esas amacı; sohbettir, dayanışmadır, paylaşmadır.
    Son yıllarda televizyonlarda veya çeşitli salonlarda, restoranlarda eğlenmek için düzenlenen müzikli, zaman zaman da içkili gecelere de "sıra gecesi" denmektedir. Bu geceler geleneksel sıra geceleri değildir. Bunlar için "Urfa gecesi" , "Urfa halk müziği gecesi" veya "Urfa asbap gecesi" ifadeleri daha uygun olur kanaatindeyiz.

    SIRA GECESİNDE İKRAM
    Sıraya gelenlere ilk olarak acı kahve ikram edilir. Çekirdek kahve kavrulup dövüldükten sonra, kaynatılıp süzülerek hazırlanan acı kahveye "mırra" denir. Bu kahve, özel fincanlarla misafirlere sunulur. Mırra, az miktarda konulur ve iki defa verilir. Acı kahvenin yapılması gibi içilmesinin de kendine has kuralları vardır. Bu kurallardan birkaçını şöylece sıralayabiliriz. Kahveyi içen, kahve fincanını yere koymamalı ve mutlaka dağıtana geri vermelidir. Kahveyi içenin, fincanı yere veya masaya koyması, kahveyi verene büyük hakaret sayılır. Eskiden bunun cezası, kahveyi dağıtan bekârsa evlendirilmesi ya da fincanın altınla doldurulup ona verilmesi imiş. Bu kuralı bilmeyen misafirler, kahve fincanını yere koyarsa, bu kural hatırlatılır ve de hoş görülür.
    Acı kahveden sonra çay ikram edilir. Gece ilerleyip diğer ikramlar yapıldıktan sonra, sıra gecesinin bittiğini hatırlatmak için son bir acı kahve daha verilir.
    Sıra gecelerinde yemek olarak "çiğköfte" yapılır, nadiren mahalli yemeklerin ikram edildiği sıra geceleri de vardır. Diğer bir ifade ile çiğköfte sıra gecelerinin değişmez yemeğidir. Çiğköfte ikram edildiğinde genellikle herkes tabağındakini bitirir. Tabakta çiğköftenin kalması hoş karşılanmaz. Bu çiğköftenin iyi yoğrulmadığı veya malzemelerinin beğenilmediği manasına gelir.

    Sırada, çiğköftenin yanında ayran, bostana, salatalık veya maruldan yapılmış cacık, koruk salatası, çoban salatası gibi salatalar ikram edilebilir.
    Sıra gecelerinde çiğköfteden sonra kadayıf, şıllık, katmer, baklava veya daş ekmeği, küncülü akkıt, palıza, şire gibi mahalli tatlılardan herhangi biri ikram edilir.

    Sıra gecelerinde ikram çiğköfte ve tatlı olarak kararlaştırılmışsa, arkadaşlar arasında eşitlik olsun diye herkes bu kurala uymak zorundadır. İlave bir ikramda bulunana "bunu davet kabul ettik, bu nedenle sırayı tekrar yapacaksın" denilerek ceza verilir.

    SIRA GECESİ'NİN ŞANLIURFA KÜLTÜR HAYATINDAKİ YERİ
    Şanlıurfa'da yüzyıllardan beri yaşanan ve günümüzde de yaygın olarak sürdürülen sıra gecesi geleneğinin, Şanlıurfa kültür hayatındaki yeri şu başlıklarla sıralanabilir.

    "Sıra gecesi" hoşgörüdür, sevgidir
    Sıra geceleri sayesinde insanlar birbirleriyle tanışır, konuşur, arkadaşlıklar, dostluklar oluşur. Urfa'da, birliğin, beraberliğin, sevginin, hoşgörünün tohumu sıra gecesinde atılır, yıllarca süren sıra gecelerinde bu tohum büyür ve ulu bir çınar olur. Bu nedenle Urfa'da sıra gecesi, "sıra arkadaşlığı" çok önemlidir. Yıllarca süren sıralardaki arkadaşlıklar, zamanla yakın dostluklara dönüşür.

    "Sıra gecesi" bir halk mektebidir
    Urfalı; cemaatle oturup kalkmayı, gelenek ve göreneklerini, adab-ı muaşeret kurallarını, cemaatte konuşmanın adabını, yeri geldiğinde konuşmayı, yeri geldiğinde dinlemeyi, büyüğüne saygıyı sıra gecelerinde öğrenir. Sıra gecelerinde zaman zaman çeşitli kitaplar okunur ve yorumları yapılır. Böylece sıra gecesi; eğiten, öğreten bir halk mektebidir.

    "Sıra gecesi" nezih bir sohbet ortamıdır,
    Sıra gecelerine çağrılan edebiyatçılar, şairler bilim ve din adamları dinlenir, onların bilgilerinden istifade edilir. Menkıbeler, kıssalar, fıkralar anlatılır. Deneyimler aktarılır.

    "Sıra gecesi" acıyı ve mutluluğu paylaşmaktır.
    Ölüm, düğün gibi birçok acı tatlı olay sıra arkadaşlarınca birlikte paylaşılır.
    Sıra arkadaşlarından birinin yakını ölse, diğer arkadaşları cenazenin hazırlanmasından, kaldırılmasına kadar arkadaşlarının yanında olurlar, acısını hafifletmeye çalışırlar. Yine arkadaşlarının düğün, sünnet vb. mutlu gününde yanında olur, mutluluğunu paylaşırlar.

    "Sıra gecesi" tanışmaktır, kaynaşmaktır
    Sıra geceleri sayesinde insanın çevresi genişler. Sıraya zaman zaman misafirler çağrılır, onlarla tanışılır. Bazı sıra gecelerine bürokratlar da çağrılır, gelen misafirler sıra elamanlarını, sıra elemanları da o bürokratları tanımış olur. Böylece sıra gecesi; tanışmaya, kaynaşmaya ve devlet-halk bütünleşmesine vesile olur.

    "Sıra gecesi" bir "halk konservatuarı" dır.
    Şanlıurfa'da müziğin gelişmesi ve yaygınlaşmasının en büyük nedeni sıra geceleridir. Bu geceler, usta-çırak geleneğine uygun olarak müziğin öğretildiği ve icra edildiği meşk ortamıdır. Müzikle ilgilenenler bu gecelerde türküyü, gazeli, hoyratı, şarkıyı, makamı, usulü, notayı öğrenir. Müzik terbiyesini burada alır. Bu yönüyle sıra geceleri, bir "halk konservatuarı" dır.

    "Sıra gecesi " çok yönlü bir dernektir
    Çeşitli hobileri ve özel ilgi alanları olanlar kendi aralarında sıra gecesi grubu oluştururlar. Bu gecelerde sevdikleri konuları konuşur, görüş ve bilgi alışverişinde bulunurlar. Bu yönüyle sıra gecesi; bir dernek gibi fonksiyon üstlenmiş olur.

    "Sıra gecesi" bir istişare toplantısıdır.
    Şanlıurfa'nın sosyal, kültürel ve ekonomik sorunları sıra gecesinde konuşulur ve tartışılır, çözüm yolları üretilir. önemli birçok konularda kararlar alınır ve uygulanır. Meselâ; Şanlıurfa'nın düşman işgalinden kurtarılması ile ilgili ilk toplantı bir sıra gecesinde yapılmıştır. Bu yönüyle sıra geceleri birer istişare toplantılarıdır.

    "Sıra gecesi" bilgilenme toplantılarıdır
    Sıra geceleri, ekonomik ve sosyal konuların konuşulduğu, bilgilenme toplantılarıdır. Gündemdeki konular, piyasa ve ticari durum, mevsim mallarının fiyatları, sanayi durumu, yapılan yatırımlar gibi birçok konular sıra gecelerinde konuşulur.

    "Sıra gecesi " bir siyaset okuludur
    Sıra gecesinde aynı veya değişik siyasi görüş sahibi kişiler bir araya gelebilir. Memleket meseleleri konuşulur, tartışılır bazen de ortak kararlar alınır. Seçim zamanının yaklaştığı günlerde, siyasiler sıra gecelerine katılır ve oradaki insanlara; görüşlerini, planlarını, programlarını anlatarak, sıra gecesi elemanlarının görüşlerini alırlar.

    "Sıra gecesi" yardımlaşmadır, dayanışmadır
    Sıra geceleri, sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın yoğunlaştığı ve pratiğe dönüştüğü ortamlardır. Sıra gecelerinde cezalardan toplanan paralar, gerektiğinde üzerine de para konularak fakir kimselere yiyecek ve giyecek alımında kullanılır, hayır müesseselerine dağıtılır veya öğrencilere burs olarak verilir.

    "Sıra gecesi" geleneklerin yaşatıldığı gecelerdir
    Sıra gecelerinde bazen "tolaka" veya " yüzük fincan" oyunu gibi geleneksel oyunlar oynanarak, hoşça vakit geçirilir. Böylece geleneksel oyunlarımız da yaşatılmış olur.

    "Sıra gecesi" Şanlıurfa'nın tanıtıldığı gecelerdir
    Şanlıurfa'daki veya başka memleketteki Urfalıların sıra gecelerinde, Şanlıurfa gelenekleri, müziği, yemekleri ve tatlıları misafirlere sunulur, böylece Şanlıurfa'nın kültürel ve sosyal tanıtımı yapılır. Bu yönüyle; sıra gecesi bir lobi faaliyeti üslenmiş olur.

    "Sıra gecesi" sevgi, barış ve hoşgörü ortamıdır.
    Sıra gecelerinde iki aile veya arkadaş arasındaki kırgınlıklar, dargınlıklar istişare edilir ve haklı-haksız belirlenir. Bu kişilerin araları bulunarak barıştırılır. Bu yönüyle sıra geceleri , sevgi, barış ve hoşgörü ortamıdır.

    Sıra geceleri;
    Arkadaşlıktır, dostluktur, Paylaşmaktır, tanışmaktır, Kırgın olanla barışmaktır, Sevgidir, hoşgörüdür, Fedakârlıkta yarışmaktır,

    Sıra geceleri;
    Âşıkların saz'a geldiği, Çırakların diz'e geldiği, Ustaların söz'e geldiği, Âriflerin öz'e geldiği, Yüreklerin yanıp köz'e geldiği, Gönül güzelliklerinin göz'e geldiği gecelerdir.

    Sıra geceleri;
    Ses, saz, söz üstüne sohbettir, Şiirdir, edebiyattır, Musikidir, muhabbettir.

    SIRA GECESİ İLE İLGİLİ BİR MAKALE

    "SIRA GECESİ" Abuzer AKBIYIK
    SIRADAN BİR GECE DEĞİLDİR

    "Sıra Gecesi", atalarımızdan bizlere geçen ve halen de yaşayarak sürdürdüğümüz çok güzel bir geleneğimizdir. Bu gelenek son yıllarda Televizyonların çoğalmasıyla medyanın ilgi odağı olmuş, Urfa'ya gelen hemen her programcı "Sıra gecesi' çekimi yapmış, Züğürt ağa, Eşkıya filmleri gibi birçok sinema filminde "Sıra Gecesi" sahneleri kullanılmıştır. Yine Urfa'yı ziyarete gelen guruplara "Sıra gecesi" adı altında geceler tertiplenmektedir.

    "Sıra gecesi" Urfa'ya gelen yabancılara Şanlıurfa kültürünün tanıtımına bir araç olmaktadır. Yine Urfa dışında düzenlenen "Sıra Gecesi" programları ve televizyondaki "Sıra Gecesi" programlarıyla birçok kişi Urfa kültürüyle tanışmakta iç içe olmaktadır. Sıra gecesi programları, işin bu yönüyle güzel bir tanıtım aracıdır.

    Bazı televizyonlarda ve sinema filmlerinde "Sıra Gecesinin" , sadece müzik icra edilen, çiğköfte yenen bir toplantı olarak tanıtıldığına icra edildiğine, hazırlanan köftenin tavana, oraya buraya atıldığına tanık olmaktayız. Hatta bazı programlarda "Sıra gecesi" içkilerin içildiği bir müzik eğlence gecesi şeklinde sunulmaktadır. Sıra gecesinin, vur patlasın çal oynasın tarzda yapılan kafaların demlendiği "oturak alemleri" gibi geceler olduğu imajı yaratılmaktadır. Bu yanlıştır. Kültürel değerlerimizi yozlaştırmaktır.

    Şanlıurfa'da sadece eğlenmek ve içki içmek üzere bir araya gelinen gecelere "Sıra gecesi " değil, "Asbap Gecesi" denir. Düğünden bir gece önce damadın arkadaşları ve çalan söyleyenler bir araya gelir ve hem müzik yaparlar hem de içki içerler. İçki içilmeyen sadece eğlenmek için yapılan Asbap Geceleri de vardır.

    Sıra geceleri, Asbap Gecesinden tamamen farklıdır. Sıra gecelerinde içki içilmez. Müzik belli bir makam geleneğine göre yapılır.

    Arkadaş gurupları haftada birinin evinde sıra ile olmak üzere bir araya geldikleri için bu gecelere "Sıra gecesi " denilmiştir.

    Şanlıurfa'da "Sıra gecesi", "sıradan bir gece" değildir. Sohbetin kültürün edebiyatın müziğin harmanlandığı nezih ortamlardır. Sıra gecelerinde müzik icra edilir, çiğköfte yenir ama müzik ve yemek sıra gecesinin tamamı değil, bir bölümüdür, Amaç; sosyal, kültürel ve dini konularda sohbettir, muhabbettir, dayanışma ve yardımlaşmadır, geleneklerin yaşatılmasıdır.
     
  2. KızılÖtesi

    KızılÖtesi Aktif Üye Üye

    Kayıt:
    28 Nisan 2008
    Mesajlar:
    3.580
    Beğenilen Mesajlar:
    9
    Ödül Puanları:
    38
    Coğrafi Konum ve turizmi

    COĞRAFİ KONUM:
    Kuzey Enlemleri 36 Derece 40 Dakika 38 Derece 02 Dakika Doğu Boylamları 37 Derece 50 Dakika 40 Derece 12 Dakika Yüzölçümü 18.584 Km2 Rakım 518 m Platolar %61.7 Dağlar %22 Ovalar %16

    İLÇELER VE UZAKLIKLARI:
    Şanlıurfa - Akçakale 52 km. Şanlıurfa - Birecik 84 km. Şanlıurfa - Bozova 38 km. Şanlıurfa - Ceylanpınar 142 km. Şanlıurfa - Halfeti 121 km. Şanlıurfa - Hilvan 54 km. Şanlıurfa - Siverek 93 km. Şanlıurfa - Suruç 44 km. Şanlıurfa - Viranşehir 90 km. Şanlıurfa - Harran 47 km.

    ŞANLIURFA İL MERKEZİNİN ÇEVRE İLLERE VE BAZI MERKEZLERE KARAYOLU UZAKLIĞI:
    Şanlıurfa - Gaziantep 144 km. Şanlıurfa - Adıyaman 109 km. Şanlıurfa - Diyarbakır 185 km. Şanlıurfa - Mardin 188 km

    DOĞAL ÇEVRE:
    OVALAR: Harran, Suruç, Viranşehir, Hilvan. AKARSULAR Fırat Irmağı, Culap Suyu, Cavsak Suyu, Belih Suyu, Habur Suyu, Zengeçur Çayı. DAĞLAR Karacadağ 1919 m. Tektek Dağları 801 m. Susuz Dağları 817 m. Takurtukur Dağları, Germuş Dağları, Nemrut Dağları, Şebeke Dağları, Arat Dağları.

    BARAJ VE GÖLLERİ:
    Atatürk Barajı ; temelden yüksekliği 184 m. Gövde dolgusu 84.5 hm3. Beton miktarı 2 milyon 665 bin m3. Su depolama hacmi 48.5 milyar m3. Sulama alanı. 843 bin hektar. Elektrik üretimi 8.9 milyar kwh.

    İKLİM METEROLOJİK PARAMETRELER:
    Yıllık Ortalama Sıcaklık 17.7 C0 En Yüksek Sıcaklık 41.3 C0 En Düşük Sıcaklık -5.6 C0 Güneş Alma Süresi 8.0 Saat Yağış Gün 6.3 mm Yağış Miktarı(m2'ye düşen) 450.9 mm/yıllık Karlı Gün(l Günde az ) 0.l Ortalama Don Görülen Gün(l Ay içinde) l.7 Gün En Yüksek Kar Kalınlığı l.0 cm. Hakim Rüzgar Yönü WNW (Batı Kuzey Batı) Ortalama Nisbi Nem %53.7

    YÜZÖLÇÜMÜ:
    Şanlıurfa'nın yüzölçümü 19 bin 615 km2 (D.İ.E 1995 yıllığı) ile Türkiye yüzölçümünün %3'nü oluşturur. Sahip olduğu alan itibari ile Türkiye sıralamasında 7. sırada yer almaktadır. Şanlıurfa ilinin Akçakale, Birecik, Bozova, Ceylanpınar, Halfeti, Harran, Hilvan, Siverek, Suruç, Viranşehir ve Merkez ilçe ile birlikte 11 ilçesi, 27 belediyesi, 19 bucağı, 1066 köyü ve 1625 köy altı yerleşim yeri bulunmaktadır. Şanlıurfa'nın batısında Gaziantep, kuzeybatısında Adıyaman, kuzeydoğusunda Diyarbakır, doğusunda Mardin illeri ve güneyinde Suriye Devleti yer almaktadır.


    Şanlıurfa; Harran, Şuayp, Soğmatar gibi dünyaca ünlü tarihi kent kalıntılarına sahip olması, il merkezinde çeşitli dönemlerden kalma tarihi evler, çarşılar, hanlar, hamamlar ve camiler gibi mimari eserlerin yoğun bir doku oluşturması, bu dokunun bozulmadan günümüze kadar gelmiş olması nedenleriyle tarihi eserlere meraklı turistlerin ilgisini büyük ölçüde çekmektedir.

    HARRAN
    Şanlıurfa'nın 44 kilometre Güneydoğusundadır. Her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen tarihi Harran Kenti, kendi adıyla anılan Harran Ovası merkezinde kurulmuştur. 3392 sayılı kanunla 19.6.1987 tarihinde ilçe merkezi olmuştur. İl merkezine 44 km. mesafededir. 76 köyü vardır. 1997 Genel Nüfus Sayımına göre ilçenin nüfusu 41 bin 58' dir. ( İlçe merkezi nüfusu 7 bin 306, köy nüfusu ise 33 bin 753 . 2001 yılında 48 bin civarında olduğu sanılmaktadır.)
    Harran dünya üzerinde şehir olarak kurulmuş ilk yerleşim merkezidir. Evler, topraktan bağımsız değil, sanki toprağın bir ürünüymüş gibi yerden birer yükselti şeklindedir. Konik damları, kalın duvarları, toprak zemini ve camsız pencereleriyle yakıcı sıcağın etkilerini azaltmaya çalışırlar.
    Tevrat'ta Hârân olarak geçen yerin burası olduğu söylenilir. İslam tarihçileri kentin kuruluşunu Nuh Peygamberin torunlarından Kaynan'a veya İbrahim Peygamberin kardeşi Aran'a (Haran) bağlarlar. 13.yüzyıl tarihçilerinden İbn Şeddad, Hz. İbrahim'in Filistin'e gitmeden önce bu şehirde oturduğunu yazmaktadır. Bu nedenle Harran'a Hz. İbrahim'in kenti de denildiğini, Harran'da İbrahim Peygamberin evinin, adını taşıyan bir mescidin, onun otururken yaslandığı bir taşın varolduğu söylenmektedir


    Harran tarihiyle ilgili en doğru bilgiler arkeolojik kazılardan elde edilen buluntulara dayanmaktadır. Harran adına ilk defa, Kültepe ve Mari'de bulunan M.Ö. II. bin başlarına ait çivi yazılı tabletlerde "Har-ra-na" veya "Ha-ra-na" şeklinde rastlanılmaktadır. Kuzey Suriye'de bulunan Ebla tabletlerinde ise Harran'dan "Ha-ra-na" olarak bahsedilmektedir. M.Ö. II. binin ortalarına ait Hitit Tabletlerinde, Hitit'lerle Mitanni'ler arasında yapılan bir anlaşmaya Harran'daki Ay Tanrısının (Sin) ve Güneş Tanrısının şahit tutulduğu belirtilmektedir.
    Bu tarihi belgelerden anlaşıldığına göre, Harran adı 4.000 yıldan beri değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Harran adı, Sümerce ve Akatca "Seyahat-Kervan" anlamına gelen "Haran-u" dan gelmektedir. Bazı kaynaklar bu kelimenin kesişen yollar veya çok şiddetli sıcak anlamına geldiğini de kaydetmektedirler.
    Harran; Ay, Güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya putperestliğinin (Sabiizm) önemli merkezi olması yönüyle ünlü idi. Bu nedenledir ki Harran'da Astronomi ilmi çok ilerlemiştir.
    Urfa'nın Hıristiyanlığın en önemli merkezlerinden biri haline gelmesine karşılık, Asur, Babil ve Hitit devirlerinden beri Harran'da süre gelen Sabiizm varlığını M.S. İI. yüzyıla kadar sürdürebilmiştir. Bu nedenle Hrıstiyanlar Harran'a Putperest şehri anlamına gelen "Hellenopolis" adını vermişlerdir. Dünyadaki üç büyük felsefe ekolünden birisi "Harran ekolü"dür.
    M.Ö. 1000'e kadar inen tarihiyle Harran 11. yüzyıla kadar büyük bir bilim merkezi durumundaydı. Zira, Abbasi Hükümdarı Harun Reşid'in yaptırdığı, dünyaca ünlü Harran Üniversitesi buradaydı. İlkçağ felsefe ekolünün merkezi ve daha sonra Arap düşünce sisteminin kaynağı olan bu üniversiteden bugüne yalnızca gözetleme (astronomi) kulesi kalmıştır. Harran Üniversitesinde sürdürülen bilimsel çalışmalar din, gökbilim, tıp, matematik ve felsefe olmak üzere beş bölüme ayrılmıştı. Felsefede ağırlığın Platon, Aristoteles, Plotinos gibi bilginlerde olduğu görülmüştür. Harran Üniversitesinde Farabi'nin de kısa bir süre öğrenim gördüğü biliniyor. Bugüne kadar ulaşan toprak üstü kalıntıların çoğu İslamiyet Dönemi'ndendir ve kazıları hala sürmektedir. Sin Tapınağı'yla ünlü, Sabilik Tarikatının geliştiği Harran'da geçmişte Ay Tanrısı Sin'e tapıldığı bilinmektedir.
    Harran'da bir çok büyük bilgin yetişmiştir. Devrin, en büyük Matematikçilerinden, Tabiplerinden ve Yunan filozoflarının eserlerini Arapça'ya çevirenlerden 821 doğumlu Sabit bin Kurra, dünyadan aya olan uzaklığı doğru olarak hesaplayan Battani (Avrupalılar Albetegni veya Albatanius derler), Yunan filozoflarının maddenin bölünebilen en küçük parçasının (atom) parçalanamaz olduğuna dair iddialarını kabul etmeyen, oysa bölünmez kabul edilen bu parçanın müthiş bir enerji ile parçalanarak Bağdat gibi bir şehri yıkabileceğini söyleyen ve böylece Atomun mucidi sayılan Cabir bin Hayyam, Din bilgini Şeyhülislam İbni Teymiye Harran'daki okullarda yetişmiş dünyaca ünlü bazı alimlerdir.

    SOGMATAR:
    Şanlıurfa'ya 73 km. uzaklıktaki kent bugün Yağmurlu köyü adıyla anılmaktadır. M.S. 1. ve 2. yüzyılda Süryaniler tarafından iskan edilmiştir. Kökü Harran Sin kültürüne dayanan Sabiizim ve Baştanrı Marilaha'nın kültür merkezi olduğu bilinen Soğmatar ören yerinin, baş tanrıya ve gezegenlere ibadet edilen ve kurban kesilen açık hava mabedi en önemli kalıntılarından biridir. Mabedin duvarlarında Süryanice yazılar ve gezegenleri tasvir eden insan rölyefleri işlenmiştir. Ayrıca kalenin batısında bulunan tepedeki kayalara da tanrıları tasvir eden rölyefler ve Süryanice yazılar işlenmiştir.

    ŞUAYB ŞEHRİ:
    Şanlıurfa'dan 88 km. uzaklıktaki Özkent Köyü adıyla anılan tarihi harabelerdir. Geniş bir alana yayılan ören yerinin sularla çevrili olduğu ve Roma devrinde inşa edildiği anlaşılmaktadır. Halk arasında Şuayb Peygamberin bu kentte yaşadığına inanılır. Şuayb şehrinde Peygamber makamı olarak ziyaret edilen bir de mağara bulunmaktadır.

    NEVALİ ÇORİ:
    Nevali Çori adıyla tanınan antik yerleşme yeri, Şanlıurfa ili Hilvan ilçesine bağlı Kantara köyünün sınırları içerisinde Fırat nehrinin sağ tarafında ve onun bir yan kolu olan Kantara deresinin yanında yer almaktadır. Kalıntı alanı, uzunluğu 100 m. genişliği 50 m. olan ve iki kuru dere tarafından sınırlanan terası bir kireç tepesinin altında bulunmaktadır.
    Nevali Çori antik yerleşmesi insanların yerleşik hayata geçmeye başladığı, yoğun avcılığın yanı sıra bitki ve hayvanların evcilleştirilmeye çalıştığı bir dönemi yansıtmaktadır. Depo olarak kullanılabilecek çok sayıda taş yapının, kült yapısının ve bir çok sanat eserinin burada bulunmuş olması, Nevali Çori yerleşmesinin bu döneme ait merkezi bir yer olduğunu göstermektedir.

    KAZANE:
    Şanlıurfa merkeze bağlı Kazane (Uğurcuk) yerleşim alanının tarihi M.Ö. 5000-3000'e dayanmaktadır. Daha doğrusu bulgular Kalkalotik çağa ait olup, bu çağ da 5000-3000 arasındadır. Höyüğün kazısı 1992 yılında müze müdürü Adnan Mısır başkanlığında ABD'den bu konularla ilgili gönüllü derneklerin finansmanıyla Pensilvanya Üniversitesinden Dr. Patrick Wattenmarker'in iştirakiyle başlatılmıştır.
    Çalışmalar sırasında mimari buluntular, evler, sokaklar ve bu döneme ait eserler bulunmuş olup, müzede muhafaza edilmektedir. Bu yerleşim alanında höyüğün tepesinde su deposu inşa edilmiş vaziyettedir. Bunun dışında çiftçilerden birinden satın alınan ve şu anda temizlenmek üzere Ankara'da bulunan Sümerce'yi Akatça'ya çevrilen bir alfabe mevcuttur.
    International Hearld Tribune'nin 11 Kasım 1993 tarihinde yayınlanan sayısında Kazane'ye büyük yer vermiştir. John Noble Wilford'un makalesinde "Türkiye'de yeni keşfedilen gömülü kent ve ilginç kil tabletler eski kentsel uygarlığın ve yazının bilinen ufuklarını, Güney Mezopotamya'nın Sümer kent-devletlerinin çok ötesine götürmektedir. Arkeologlar bu keşiflerin son yıllarda Mezopotamya araştırmaları alanındaki en heyecan verici keşifler olduğunu söylemekte ve sit alanlarında yapılacak yeni kazıların, arkeoloji biliminin en önemli sorunlarından birine cevap olacağı konusunda emin görülmektedirler" denilmiştir.
     
  3. KızılÖtesi

    KızılÖtesi Aktif Üye Üye

    Kayıt:
    28 Nisan 2008
    Mesajlar:
    3.580
    Beğenilen Mesajlar:
    9
    Ödül Puanları:
    38
    Harran Üniversitesi

    HARRAN ÜNİVERSİTESİ

    11 Temmuz 1992 tarihinde kurulan Harran Üniversitesi; 7 fakülte, 1 Yüksek Okul, 11 Meslek Yüksekokulu ve 3 enstitü ile hizmet vermektedir. Toplam öğrenci sayısı 7581, toplam akademik personel sayısı 663'dür.
    Harran Üniversitesi'nin Şanlıurfa-Mardin karayolu 20. Km'sindeki yeni Osman Bey Kampüs İnşaatı % 33 fiziki gerçekleşme ile devam etmekte olup, 2002 yılı Sonbaharında tamamlanacak olan blokların eğitime açılması ile birlikte daha modern tesislerde eğitime devam edilecektir.




    Rektör : Prof. Dr. Halil Mutlu


    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 130. ve 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası’nın 13. maddeleri uyarınca Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) önerdiği adaylar arasından Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer tarafından 18.05.2007 tarihinde Harran Üniversitesi Rektörlüğü’ne atanan Prof.Dr İbrahim Halil MUTLU 12.06.2007 tarihinde yapılan devir teslim töreninden sonra göreve başlamıştır.

    1960 yılında Şanlıurfa’da doğan İbrahim Halil MUTLU, ilk, orta ve lise öğrenimini Şanlıurfa’da tamamladı. 1982 yılında Selçuk Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Fizik Mühendisliği’nden mezun oldu. 1992 yılında İngiltere’nin Bath Üniversitesi’nden yüksek lisans, 1995 yılında Gaziantep Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Fizik Mühendisliği Bölümü’nden doktorasını aldı. 1996 yılında doçent olan Dr.MUTLU, 2002 yılında profesörlüğe yükseltildi. Harran Üniversitesi’nde çeşitli kademelerde idari görevler üstlenen Prof.MUTLU, Bölüm Başkanlığı, Dekan Yardımcılığı, Fen Bilimleri Enstitü Müdür Vekilliği, Fen Edebiyat Fakültesi Dekan Vekilliği, Üniversite Yönetim Kurulu Üyeliği gibi görevlerde bulundu. 2002 yılından 12.06.2007 tarihine kadar Harran Üniversitesi Rektör yardımcılığı görevlerini yürüttü. Prof. Dr. İbrahim Halil MUTLU, iyi derecede İngilizce bilmekte olup, evli üç çocuk babasıdır. Yayınlanmış 50’nin üzerinde bilimsel makale ve kongrelerde sunulmuş bildirileri ve Amerika Birleşik Devletlerinden alınmış patentleri mevcuttur.

    TARİHTE HARRAN ÜNİVERSİTESİ

    Şanlıurfa ilinin 44 km. Güneydoğusunda yer alan ve her yıl binlerce turist tarafından ziyaret edilen tarihi harran kenti kendi adıyla anılan bir ovanın merkezinde kurulmuştur . Tarihi belgelerden anlaşıldığına göre, Harran adı 4000 yıldan beri değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Harran adı Sümerce ve Akatça "Seyahat-Kervan" anlamına gelen "Harran-u" dan gelmektedir. Diğer bir görüşe göre de "Kesişen Yollar" anlamındadır.
    Antik Kültürünün temsilcileri Sabiiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar Harran da büyük bir uyum içerisinde birlikte yaşamışlar, buradaki okullardan dünyaca ünlü alimler yetişmiştir.
    Emevi hükümdarı 2. Mervan, Harran' ı devletin başkenti yapmış,Emevilerin Asya bölümü 750 yılında Abbasilere yenilerek Harran da son bulmuştur. Tarihi geçmişi İslam öncesine dayanan dünyaca ünlü "Harran okulu üniversite" Abbasi halifesi Harun Reşid zamanında daha da gelişerek ününü yaymaya devam etmiştir.
    İlk çağ Hellenizminin İskenderiye deki bilim ve felsefe okulu dağıtılınca buradaki alimler Hz. ömer zamanında 7.yy.ilk yarısı Antakya ve Harran'daki okullara yerleştiler.İslamiyet'ten önce varlığı bilinen Harran okulu, İslami dönemde de ününü devam ettirdi. Harran'daki İslam üniversitesinde Sabiiler, Hıristiyan ve Müslümanlardan oluşan aydın gruplar vardı ve bunlar araştırmalar yapıyorlardı. Harran okulundaki Sabii alimlerinden büyük kısmı sonradan Müslüman olmuştur. VII. yüzyıl sonrası ile VIII. yüzyılın ilk yarısında Harran okulunda tercüme işi hızlandı. İlk çağ yunan bilginlerinin eserleri Arapçaya tercüme edildi. Harran; yunanca ve Süryanice Arapçaya yapılan tercümeleri merkezi durumuna geldi.
    Emevi Halifesi II. Mervan Harran'ı başkent yapınca (744-750) buradaki bilimsel çalışmalar daha da ağırlık kazandı.
    Harran Okulunda sürdürülen bilimsel çalışmalar din, astronomi, tıp, matematik ve felsefe olmak üzere beş bölüme ayrılıyordu.
    1260 yılı başlarında Moğollar tarafından istila edildi. Moğollar kenti ellerinde tutamayacaklarını anlayınca 1271 yılında Harran'ın camiini, surlarını, kalesini yakıp yıkarak kenti tahrip ettiler. Bundan sonra Osmanlı döneminde dahi Harran eski parlak günlerine bir daha dönemedi.

    HARRAN ÜNİVERSİTESİ'NİN KURULUŞU

    Harran Üniversitesi'nin 09.07.1992 tarih ve 3837 sayılı kuruluş kanunu, Resmi Gazetenin 11.7.1992 gün ve 21281 sayılı nüshasında yayınlanmıştır. Bu kanuna göre Şanlıurfa'da bulunan Gaziantep Üniversitesine bağlı İlahiyat Fakültesi ile, Dicle Üniversitesine bağlı Ziraat Fakültesi ve Şanlıurfa Meslek Yüksekokulu Üniversitemize bağlanmıştır. Fen-Edebiyat Fakültesi, Tıp Fakültesi, Mühendislik Fakültesi ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek okulu, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Fen Bilimleri Enstitüsü ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü kuruluş kanununda yer almıştır. 1994 yılında bu birimlere Siverek, Hilvan, Suruç, Birecik, Viranşehir ve Bozova Meslek yüksekokulları, 1995 yılında Veteriner Fakültesi, İktisadi ve İdari İlimler Fakültesi, Akçakale Meslek Yüksekokulu ve Ceylanpınar Meslek Yüksekokulu 1997 yılında Kahta Meslek Yüksekokulu eklenmiştir.

    YERLEŞİM VE YATIRIMLAR


    Yenişehir Kampüsü: Şanlıurfa merkezinde bulunan 48.000 m² lik Yenişehir Kampüsünde; Rektörlük Hizmet Binası, Mühendislik Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, İlahiyat Fakültesi, Veteriner Fakültesi, Tıp Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri bulunmaktadır. Ayrıca bu kampüste Kapalı Spor Salonu, öğrenci ve personel yemekhanesi ile çay bahçesi bulunmaktadır. Bu kampüs içinde Morfoloji merkez binası inşaatı ve Açık Spor Tesisi yapımı ile çevre düzenlemesi çalışmaları tamamlanmıştır.

    Eyyubiye Kampüsü: Şanlıurfa-Akçakale karayolunun 5. Km'sinde 982 dönümlük bir arazi üzerine kurulu bulunan Eyyubiye Kampüsünde; Ziraat Fakültesi, Şanlıurfa Meslek Yüksekokulu, Merkezi Kütüphane, Öğrenci Kafeteryası, Kredi Yurtlar Kurumu Erkek ve kız Öğrenci Yurtları ve Lojmanlar bulunmaktadır. Daha önce sulama amaçlı yapılmış bulunan havuz çevresinde; sosyal tesis olarak kullanılmak üzere düzenlemeler yapılmaktadır. Kampüste ağaçlandırma çalışmaları sürmekte olup yol, su ve elektrik ile ısı kanalları ıslah çalışmalar yapılmaktadır. TEMAV (Tarımsal Enerji ve Mekanizasyon Araştırma ve Eğitim Vakfı)'na tahsis edilen 30 dekar alanda daimi fuar ve eğitim merkezi kurulmuştur. Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ile imzalanan protokol çerçevesinde futbol sahası yapılmıştır.

    Ana Kampüs: Şanlıurfa - Viranşehir karayolunun 18. kilometresinde 27000 dönümlük bir arazi üniversitemize tahsis edilmiş olup bu arazi üzerinde GAP idaresi tarafından inşa edilen Rektörlük Hizmet Binasının kaba inşaatı tamamlanmıştır. Ayrıca Ana Kampüs Mimari Proje yarışması neticelenmiştir. 1997 yatırım programında bu kampüste Ziraat Fakültesi, İlahiyat Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Mühendislik Fakültesi binaları ile Tıp Fakültesi Morfoloji Binası, Merkezi Kafeterya Binası, Lojmanlar ve Kampüs altyapı inşaatlarına başlanmıştır. Ağaçlandırma çalışmaları devam etmekte olup bugüne kadar 10.000 fidan dikilmiştir.

    Diğer Tesisler: Üniversitemiz Araştırma ve Uygulama Hastahanesi yatakta tedavi hizmetine başlamış olup Devlet Hastahanesi ek binasında poliklinik ve laboratuarlarıyla hizmet vermektedir. Ayrıca Araştırma ve Uygulama Hastahanesine 2000 m² 'lik ek bina inşaatı tamamlanmış ve yatak kapasitesi 200'e ulaşmıştır. Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Sağlık Bakanlığına bağlı Sağlık Meslek Lisesi'nden devralınan binada; Öğrenci İşleri Dairesi, Yapı İşleri ve Teknik Dairesi, Mediko-Sosyal Merkezi ise şehir merkezinde bulunan üniversitemize ait bir binada hizmet vermektedir

    HİZMETLER
    Kütüphane Hizmetleri Üniversitemizde kütüphane hizmetleri, Kütüphane ve Dökümantasyon Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülmektedir. Merkezi Kütüphanede 7000, İlahiyat Fakültesi kitaplığında 8000, Ziraat Fakültesi Kitaplığında 2500, Mühendislik Fakültesi Kitaplığında 2200 adet kitap bulunmaktadır. İlahiyat Fakültesi Kütüphanesi 68 kütüphane ile bilgisayar programına bağlanmıştır. Merkezi Kütüphane Eyyubiye Kampüsündeki yeni binasına taşınarak hizmet vermeye başlamıştır.

    Sağlık Hizmetleri Üniversitemiz bünyesinde bulunan Rektörlüğe bağlı olarak kurulan Mediko-Sosyal Merkezinde 2 pratisyen doktor, 3 diş doktoru,1 laborant ve 4 memurdan oluşan personel, üniversite çalışanlarına ve öğrencilerimize hizmet vermektedir. Öğrenci ve personelin muayeneleri ile ayakta tedavileri ilgili servis doktoru tarafından yapılmakta ve gerekli görülenler hastahanelere sevk edilmektedir. Ayrıca Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Merkezi kurulmuş olup Mediko-sosyal bünyesinde hizmet vermektedir.

    Beslenme Hizmetleri Yenişehir Kampüsünde üniversitenin tüm personel ve öğrencileri için yemek çıkarılan bir mutfak bulunmaktadır. Yenişehir kampüsünde öğrenci ve personelin faydalanabileceği yaklaşık 500 kişilik bir yemekhane mevcuttur. Bunun yanı sıra, Eyyubiye Kampüsünde bulunan Ziraat Fakültesi ile Şanlıurfa Meslek Yüksekokulu öğrenci ve personeli için 200 kişilik bir yemekhane bulunmaktadır. Bunların dışında çeşitli birimlerde bulunan 7 yemekhanede öğlen yemekleri dağıtılmaktadır. Bu yemekhanelerde günde toplam 4000 öğrenci ve personele yemek servisi yapılmaktadır.

    Sosyal Faaliyetler Üniversitemiz Eyyubiye kampüsünde 60 adet lojman mevcuttur. Yenişehir semtinde satın alınan üç binadan ikisi lojman diğeri ise misafirhane ve personel lokali olarak kullanılmaktadır. Balıklıgöl civarında satın alınan tarihi Urfa evi ise restore edilip hizmete açılacaktır. Yenişehir kampüsünde lokanta ve kafeterya olarak hizmet veren bir çay bahçesi bulunmaktadır.

    Kültürel Faaliyetler Üniversitenin sosyal ve kültürel faaliyetleri Sağlık, Kültür ve Spor Dairesi Başkanlığı Kültür Şubesi tarafından yürütülmektedir. Halk Oyunları, Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği, Tasavvuf Müziği, Tiyatro, Resim, EI Sanatları, Fotoğrafçılık, Satranç, Şiir toplulukları faaliyetlerde bulunmaktadır. Yıl içinde çeşitli açık oturum, panel, forum, konferans ve konserler yapılmakta, ayrıca çeşitli teknik ve inceleme gezileri tertiplenmektedir.
    Sportif Faaliyetler Spor Şube Müdürlüğünce basketbol, futbol, voleybol kros, taekwon-do, masa tenisi, tenis, atletizm ve hentbol takımları oluşturulmuş olup bu dallarda üniversitelerarası yarışmalara iştirak edilmektedir. Öğrencilerin ve personelin kullanımına sunulmuş Yenişehir kampüsünde bir adet kapalı spor salonu ve futbol sahası ile Eyyubiye kampüsünde futbol ve basketbol sahaları mevcuttur.

    TÜRKİYE'DE BİR İLK (HÜ-İÜ ARASINDA SESLİ-GÖRÜNTÜLÜ EĞİTİM)

    "Eş zamanlı İnteraktif Uzaktan Eğitim "
    Ülkemizin en önemli sorunlarından birisi olan eğitimde fırsat eşitsizliğini azgariye indirmek ve bazı bölümlerde var olan öğretim elamanı açığını, azaltmaya yardımcı olmak amacıyla geliştirilen proje ile Türkiye'de ilk kez İstanbul Üniversitesi ile Harran Üniveristesi arasında "Eş zamanlı İnteraktif Uzaktan Eğitim " sistemi kurulmuştur. İÜ'nde Öğretim Üyesi özel bir tahtada dersi anlatırken; yazdıkları, sesi ve görüntüsü 'Frame Play' teknolojisiyle Üniversitemizde dersi izleyen öğrencilere de anında aktarılmaktadır.Öğrenciler dersi dinleyerek, derslere katılabiliyor. Öğretim Üyesi de öğrencileri takip edip sorularını yanıtlayabilmektedir.
    Bu sistem sayesinde Üniversitelerdeki Öğrenciler arasında eğitim farkı kalmadı. İstanbul Üniversitesinde okuyan bir öğrenci ile Harran Üniversitesinde okuyan bir öğrenci aynı anda aynı dersleri görmektedir. Şu an Fizik, Matematik ve İktisat bölümleri resmen interaktif eğitime başladı.

    INTERAKTİF DERS PROGRAMI
    PAZARTESİ




    Saat
    Dersin Adı
    Öğretim Üyesi

    9:30 - 12:30
    Kuantum Mekaniği I
    Prof. Dr. Şehsuvar ZEBİTAY (Ders)

    13:00 - 16:00
    Nükleer Fizik I
    Doç. Dr. Melih BOSTAN (Ders)

    16:00 - 18:00
    İşletme Finansmanı
    Prof. Dr. Hülya TALO (Ders)

    SALI




    10:30 - 12:30
    Teorik Mekanik I
    Prof. Dr. Şehsuvar ZEBİTAY (Ders)

    13:00 - 15:00
    Fizikte Kısmî Dif. Denk.
    Prof. Dr. Şehsuvar ZEBİTAY (Uyg)

    15:00 - 17:00
    Soyut Cebir I
    Prof. Dr. Erhan GÜZEL (Ders)

    ÇARŞAMBA




    09:30 - 10:30
    Soyut Cebir I
    Prof. Dr. Erhan GÜZEL (Uyg)

    10:30 - 12:30
    Nükleer Fizik I
    Doç. Dr. Melih BOSTAN (Uyg)

    13:00 - 16:00
    Teorik Mekanik I
    Prof. Dr. Şehsuvar ZEBİTAY (Ders)

    16:00 - 18:00
    İşletme Finansmanı
    Prof. Dr. Hülya TALO (Ders)

    PERŞEMBE




    10:30 - 12:30
    Kuantum Mekaniği I
    Prof. Dr. Şehsuvar ZEBİTAY (Uyg)

    13:00 - 15:00
    Fizikte Kısmî Dif. Denk.
    Prof. Dr. Şehsuvar ZEBİTAY (Ders)

    15:00 - 17:00
    Soyut Cebir I
    Prof. Dr. Erhan GÜZEL (Ders)

    CUMA




    14:00 - 17:00
    Envanter Bilançosu
    Doç. Dr. Dursun ARIKBOĞA (Ders)




    Harran Üniversitesine Bağlı Fakülte, Yükseokul ve Enstitüler

    FAKÜLTELER
    YÜKSEKOKULLAR
    ENSTİTÜLER

    1- Fen Edebiyat Fakültesi
    2- İktisadi ve İdari Bil.Fak.
    3- İlahiyat Fakültesi
    4- Mühendislik Fakültesi
    5- Tıp Fakültesi
    6- Veteriner Fakültesi
    7- Ziraat Fakültesi
    1- Sağlık Hiz. MYO
    2- Sağlık Yüksekokulu
    3- Şanlıurfa MYO
    4- Akçakale MYO
    5- Birecik MYO
    6- Bozova MYO
    7- Ceylanpınar MYO
    8- Hilvan MYO
    9- Kahta MYO
    10- Siverek MYO
    11- Suruç MYO
    12- Viranşehir MYO
    1- Fen Bilimleri Ens.
    2- Sosyal Bilimler Ens.
    3- Sağlık Bilimleri Ens.






    Rakamlarla Harran Üniversitesi

    Öğrenci Sayısı
    7581

    Akademik Personel
    Profesör
    30

    Doçent
    27

    Yrd. Doçent
    156

    Araştırma Görevlisi
    311

    Öğretim Görevlisi
    123

    Diğer
    74

    Yurtdışı Arş. Gör. Sayısı
    (16)

    İdari Personel
    737

    Lojman Sayısı
    116






    AKADEMİK BİRİMLER

    Fen-Edebiyat Fakültesi :

    Matematik
    Kimya
    Fizik
    Biyoloji
    Türk Dili Ve Edebiyatı
    Tarih
    Müzik Öğretmenliği
    Beden Eğitimi Ve Spor Öğretmenliği

    Mühendislik Fakültesi :

    Makina Mühendisliği
    İnşaat Mühendisliği
    Çevre Mühendisliği
    Elektrik Ve Elektronik Mühendisliği


    İKTİSAT FAKÜLTESİ

    İLAHİYAT FAKÜLTESİ

    TIP FAKÜLTESİ

    VETERİNER FAKÜLTESİ

    ZİRAAT FAKÜLTESİ

    Bahçe Bitkileri
    Bitki Koruma
    Toprak
    Tarım Ekonomisi
    Tarla Bitkileri
    Tarım Makinaları
    Tarımsal Yapılar Ve Sulama
    Gıda Bilmi Ve Teknolojisi
    Zooteknik

    SAĞLIK YÜKSEK OKULU

    ENSTİTÜLER

    Fen Bilimleri Enstitüsü Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sosyal Bilimler Enstitüsü

    MESLEK YÜKSEK OKULLARI

    Akçakale Meslek Yüksekokulu
    Birecik Meslek Yüksekokulu
    Bozova Meslek Yüksekokulu
    Hilvan Meslek Yüksekokulu
    Şanlıurfa Meslek Yüksekokulu
    Siverek Meslek Yüksekokulu
    Suruç Meslek Yüksekokulu
    Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Viranşehir Meslek Yüksek Okulu Kahta Meslek Yüksekokulu

    ARAŞTIRMA VE UYGULAMA MERKEZLERİ

    Bilim Ve Teknoloji Araştırma Merkeze (HÜBİTAM)
    Bilgi İşlem Araştırma Ve Uyg. Merkezi (HÜBİM)
    Gap Uygulama Ve Araştırma Merkezi (HÜGAP)
    Sağlık Uygulama Ve Araştırma Merkezi (SAĞUMER)
    Gap Bölgesi El Sanatları Araştırma Merkezi
    Türk Dünyası Ve Stratejik Araştırma Merkezi
    Fıstık Araştırma Ve Uygulama Merkezi
     
  4. KızılÖtesi

    KızılÖtesi Aktif Üye Üye

    Kayıt:
    28 Nisan 2008
    Mesajlar:
    3.580
    Beğenilen Mesajlar:
    9
    Ödül Puanları:
    38
    Şanlıurfa Önemli ve Gerekli Telefonlar

    Şanlıurfa Önemli ve Gerekli Telefonlar


    1.Bölge Tapu Sicil Müdürlüğü
    3135359-3135358
    1.İcra Müdürlüğü
    3131025-121-
    2. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğü
    3120772-3131829
    2. İcra Müdürlüğü
    3131025-122
    3. Hudut Alay Komutanlığı
    3131335-3131164-3131087-3126276
    Adalet Komisyon başkanlığı
    3134843
    Askerlik Şube Başkanlığı
    3131530-
    Bağ-Kur İl Müdürlüğü
    3120523-3132486
    Basın ve Halkla ilişkiler Müdürlüğü
    3143470-3142674-3148299 (Fax)
    Belediye Başkanlığı
    3131040-3132888-89-90-3131634 (Sant)
    Cumhuriyet Başsavcılığı
    3131343-3131025-3131669
    Çevre Koruma Vakfı Müdürlüğü
    2163077-2167760-
    Defterdarlık
    3131954-3132923-3149425-3131537-3133551 (Sant)
    Devlet Hastanesi Baştabipliği
    3131928-3132479-3131220-3135352-54
    Dış Ticaret Denetmenleri Grup Başkanlığı
    3141447
    Doğumevi-Çocuk Has. Baştabipliği
    3513290-3513284 (Sant)
    DSİ 15. Bölge Müdürlüğü
    3132911-19-3136332-33-
    DSİ 152.Şube Müdürlüğü.
    7212101-2
    Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı
    3440020
    Galerii Müdürlüğü
    2155128
    GAP Bölge Kalkınma İd.Böl.Müdürlüğü
    3152190-3141750-4
    Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü
    3135134-3132471-
    Gümrük Muhafaza Müdürlüğü.
    31335125
    Gümrük Müdürlüğü
    3131992-3127583-3124033-
    H.Ü. Araş. Has. Baştabipliği
    3148409-3141170-3165523-27-
    Harran Üniversitesi
    3146997-3128456-57-3128142-43
    Hava Meydanları Müdürlüğü
    2470343-6
    İktisadi ve İd.Bil.Fakültesi Dekanlığı
    3154877-3137307-
    İl Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü
    3132606-3131790-3151286
    İl Çevre Müdürlüğü
    3145138-3151623
    İl Emniyet Müdürlüğü
    3135641-3121166-3148297-3130000-4
    İl Halk Kütüphanesi Müdürlüğü
    3129023-3131165
    İl İdare Kurulu Müdürlüğü
    3143992
    İl Jandarma Komutanlığı
    3131536-3126984-8000-06
    İl Kültür Müdürlüğü
    3120818-3125332
    İl Mahalli İdareler Müdürlüğü
    3122603
    İl Milli Eğitim Müdürlüğü
    3122598-3131559-3133815-3123084
    İl Müftülüğü
    3131371-3140666-3131353
    İl Planlama ve Koordinasyon Müdürlüğü
    3133708-3154317-3158962
    İl Sağlık Müdürlüğü
    3141985-
    İl Sivil Savunma Müdürlüğü
    3133586-3132464
    İl Turizm Müdürlüğü
    2152467-2157610-2160170
    İl Yazı İşleri Müdürlüğü
    3131843-3161034
    İlahiyat Fakültesi Dekanlığı
    3128140-3128456-57 (Sant)
    Karayolları 91. Şube Şefiliği
    3131528-3131905-
    Köy Hiz. Arş. Ens. Müdürlüğü
    3132883-3135790-1-3135789
    Köy Hizmetleri Bölge Müdürlüğü
    3133440-3131961
    Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü
    3123708-3133443 (Sant)
    Meteoroloji Bölge Müdürlüğü
    3131594
    Mühendislik Fakültesi Dekanlığı
    3135124-3131552
    Müze Müdürlüğü
    3141642-3131588
    Nüfus ve Vatan İl Müdürlüğü
    3132459-3132019
    O.S.B. Müdürlüğü
    3128340-3123332-Şantiye- 3691035
    Orman Bölge Müdürlüğü
    3163656-3163657-8-3167152-53 (Sant)
    Özel İdare Müdürlüğü
    3132297-3140068-3122171-3145795
    Özel Kalem Müdürlüğü
    3137944
    PTT Başmüdürlüğü
    3136600-3136666-3136688
    Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü
    3133407-3134098
    Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü
    3129486-3131161
    SSK Hastanesi Baştabipliği
    3512576-3512562-13 Pbx
    SSK Müdürlüğü
    3144570-3144574
    Şanlıurfa Valiliği
    3131525-3131298-3131968
    T.H.M Koro Müdürlüğü
    2156990
    Tapu ve Kadastro Bölge Müdürlüğü
    3133704-3132650-3162026-3160778
    Tarım İl Müdürlüğü
    3131223-3138699-3142217-3132711
    Tarım Reformu Bölge Müdürlüğü
    3127002-3132034-3132941-3132380-3126706-3132034
    TEDAŞ Elek. Dağ. Mües. Müdürlüğü
    2472336-2471851-2470717-2471786
     
  5. KızılÖtesi

    KızılÖtesi Aktif Üye Üye

    Kayıt:
    28 Nisan 2008
    Mesajlar:
    3.580
    Beğenilen Mesajlar:
    9
    Ödül Puanları:
    38
    Mimari Eserleri

    İL MERKEZİNDEKİ ÖNEMLİ MİMARİ ESERLER VE GÖRÜLMEYE DEĞER YERLER

    ULU CAMİİ : Urfa merkezindeki camilerin en eskilerindendir. Ulu Cami, bazı kaynaklardan anladığımıza göre eski bir sinagog iken M.S. V. yüzyıl başlarında St. Stephan Kilisesi adını alan ve kırmızı renkteki mermer sütunlarının çokluğu nedeniyle "Kızıl Kilise" olarak da adlandırılan bir Hristiyan kilisesinin yerine inşa edilmiştir. Bu kilisenin avlusuna ait duvarlar, bazı sütun ve sütun başlıkları ile halen minare olarak kullanılan sekizgen gövdeli çan kulesi bugün ayaktadır. İnşa kitabesi bulunmadığından caminin ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Camideki mevcut kitabeler onarım devirlerine ait olup inşa tarihi hakkında fikir vermemektedir. Nurettin Zengi tarafından tamir ettirilerek bugünkü şeklini alan, Halep Ulu Camii ile benzer bir plan gösteren Urfa Ulu Camii'nin Zengiler zamanında 1170-1175 yılları arasında yaptırılmış olabileceği tahmin edilmektedir.


    HASAN PADİŞAH CAMİİ : Eş değerde çok kubbeli camiler grubuna giren Hasan Padişah Camii 15. yüzyılın ikinci yarısında Akkoyunlu Devleti Sultanı Uzun Hasan tarafından Toktemur Mescidi'nin batısına bitişik olarak yaptırılmıştır. Cami, kıble duvarı boyunca sıralanmış tromplu üç büyük kubbe ile örtülü dikdörtgen bir plana sahiptir. Kubbeler orta bölümde dört bağımsız payeye, doğu ve batıda ikişer duvar payesine, kuzey ve güneyde ise duvarlara otururlar. Son cemaat yeri, önde payeler üzerine oturan çapraz tonozlarla örtülü sekiz gözlüdür. Doğu baştaki göz Toktemur Mescidi önüne rastlamaktadır. Avlunun kuzeyinde yer alan tek şerefeli ve poligonal gövdeli minare 1859 tarihinde Halil Bey tarafından tamir ettirilmiştir.

    RIZVANİYE CAMİİ: Halil-ür Rahman Gölünün kuzey kenarı boyunca yer alan bu cami, Osmanlılar'ın Rakka Valisi Rızvan Ahmet Paşa tarafından 1716 yılında yaptırılmıştır. Cami avlusunun üç tarafı, medrese odaları ile çevrilmiştir. Rızvaniye Camii, mihrap duvarı boyunca sıralanmış üç kubbesiyle dikdörtgen bir plana sahiptir. Üç gözlü son cemaat yerinin üzeri üç kubbe ile örtülü olup, doğu ve batıdaki kubbeler yanlara doğru yarım kubbelerle genişletilmiştir. Caminin inşa tarihinden kalma ahşap kapısı zengin bitkisel süslemelidir.

    HALİL-ÜR RAHMAN CAMİİ: Halil-ür Rahman Gölü'nün güneybatı köşesinde yer alan bu camii medrese, mezarlık ve Hz. İbrahim'in ateşe atıldığında düştüğü makamdan meydana gelmiş bir külliye halindedir. Caminin güneydoğu köşesine bitişik kare gövdeli kesme taş minarenin batı cephesindeki kitabede, Eyyübiler'den Melik Eşref Muzeffereddin Musa'nın emriyle 1211 yılında yaptırıldığı yazılıdır. Halk arasında Döşeme Camii veya Makam Camii olarak da adlandırılan Halil-ür Rahman Camii'nin Bizans devrine ait Meryem Ana kilisesi'nin yerinde inşa edildiği tahmin edilmektedir. Bir görüşe göre de şehirdeki en eski camilerdendir. Halife Me'mun zamanında Hz. İbrahim Makamı'na inşa edilmiştir.

    URFA KALESİ VE ŞEHİR SURLARI: Kentin güneybatı kesiminde, Halil-ür Rahman ve Ayn-ı Zeliha göllerinin güneyindeki Damlacık Dağı üzerindedir. Doğu, batı ve güney tarafı kayadan oyma derin savunma hendeği ile çevrili, kuzey tarafı ise sarp kayalıktır. 814 yılında (Abbasiler Dönemi) şehir sularının yeniden inşa edilmesi sırasında kalenin de Seleukoslar dönemine ait eski kalıntılar üzerine yeniden inşa edildiği kuvvetle muhtemeldir. Güneydeki kayadan oyma hendeğin M.S. III. yüzyıla ait kaya mezarlarının üzerine yapıldığı kesilmiş kaya mezarlarından anlaşılmaktadır. Kale üzerindeki Korinth başlıklı iki sütunun arası 14 m. olup yükseklikleri 17.25 ve çapları 4.60 metredir. Doğudaki sütunun kente bakan yüzünün 3 metre yukarısında Estrangela türündeki Süryanice kitabede: "Ben askeri ko[mutan] BARŞ[AMAŞ] (iGüneşin Oğlu)'ın oğlu AFTUHA. Bu sütunu ve üzerindeki heykeli başbakan MA'NU kızı, [kral MA'NU] eşi, hanımefendim ve [velinimetim] kraliçe ŞALMETH için yaptım." yazılıdır. Kitabede adı geçen Edessa kralı Iİ. MA'NU (240-242)'dur. Saltanat tarihleri dikkate alınırsa, bu sütunların 814 yılındaki surlar ve kalenin esas inşa tarihinden önce buraya birer anıt sütun olarak dikildikleri ortaya çıkar.
     
  6. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.238
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    şanlıurfa el sanatları

    EL SANATLARI

    Şanlıurfa'nın geleneksel el sanatları Gümrük Hanı ve çevresindeki tarihi han ve çarşılarda icra edilmektedir. Bu sanatlardan önemli bir kısmı halen yaşatılmaktadır. Bir kısım sanatlar ise fabrikasyon üretime geçilmesi yada talep olmayışı nedeniyle günümüzde terk edilmiş durumdadır.
    ABACILIK
    Aba[​IMG] el mekikli cülha ¤¤¤gâhında deve yünün*den dokunan ve elbise üzerine giyilen bol bir giysi*dir. Aba[​IMG] biçim olarak kürkü andırmaktadır. Erkek ve kadınlar için ayrı modellerde olan bu giysiler günümüzde kullanılmadığından dokunması da terk edilmiştir.
    [​IMG]

    Harran Kapısı[​IMG] Kaleboynu[​IMG] Eyyûbiye mahallelerindeki ¤¤¤gâhlarda icra edilen bu sanatın en eski ustaları Abacı Mustafa[​IMG] Abacı İbrahim[​IMG] Halil Yücetepe[​IMG] Bakır Yücetepe[​IMG] Said Baba[​IMG] Bakır Bostancı[​IMG] Mehmet Boz ve Mehmet Apaydın'dır.
    AĞAÇ OYMACILIĞI
    Evlerdeki ve Şanlıurfa Müzesi'ndeki kapı[​IMG] pen*cere[​IMG] dolap kanatlarına[​IMG] sandık ve ayna gibi diğer ahşap eserlere bakıldığında ağaç oymacılığın Şanlıurfa'da çok eski ve parlak bir geçmişe sahip olduğu anlaşılmaktadır.
    Marangozluk sanatı Urfa'da "İnce Neccârlar" ve "Kaba Neccârlar" olmak üzere iki ayrı gruptaki us*talar tarafından sürdürülmektedir. Kaba neccârlar bugünkü Neccâr Pazarı denilen çarşıda halen sanat*larını sürdürmekte[​IMG] ince Neccârlar ise[​IMG] Karameydan mevkiinde bugünkü Postanenin ye*rinde bulunan Halkevi ile Yusuf Paşa Camii arasın*daki dükkânlarda çalışırlardı. Buradaki dükkanlar zamanla kapatılmışlardır.
    Bugün tamamen terkedilmiş olan ağaç oymacı*lığı sanatından günümüze kalan ve eski Urfa evle*rini süsleyen değerli birer tablo güzelliğindeki süs*lemeli kapı ve pencere kanatlarını[​IMG] Şanlıurfa Müzesi'nin toplama çalışmaları olumlu sonuçlar vermiş[​IMG] ata yadigârı bu eserlerin en güzel örnekleri müzede toplanmıştır.
    BAKIRCILIK
    Urfa'daki tarihi geçmişi M.Ö. III. VE IV. yy. a kadar eskilere daya*nan bakırcılık sanatı 1960'lı yıllara kadar önemini korumuş[​IMG] Kazancı Pazarı ve Hüseyniye Çarşıları'ndaki dükkânlarda çok sayıda usta tara*fından sürdürülmüştür. 1960'lı yıllarda alüminyum[​IMG] plastik ve daha sonraları çelikten imal edilmiş fab*rikasyon türü mutfak gereçlerinin piyasaya hakim olması ile bu sanat önemini yitirmiştir.
    1950'li yıllarda 100 iş yerinde 300 usta ve kalfa ile sürdürülen bakırcılık sanatı günümüzde 10 iş*yeri ve 30 civarında usta ile sürdürülmeye çalışıl*maktadır.
    Şanlıurfa bakır işleri "dövme çekiç" tekniğiyle ün salmıştır. Urfalı bakırcı ustalarının bu teknikteki maharetlerinin tartışılmaz olduğu söylenmektedir. Son zamanlarda bazı genç ustalar tarafından "Kabartma Çekiç" tekniğine yönelinerek turistik amaçlı[​IMG] tarihi yerleri ve özel amblemleri konu alan kabartmalı tepsiler[​IMG] cezveler yapılmaya başlanmış*tır.
    Eski bakırcı ustala*rının büyük bir kısmı Bakırcılık sanatı ile ilgili "Kazancı"[​IMG] "Kalaycı"[​IMG] "Bakır"[​IMG] "Bakırcı"[​IMG] "Örs"[​IMG] "Demirözü" ve "Döğücü" soyadlarını almışlardır.
    CÜLHACILIK (BEZ DOKUMACILIĞI)
    [​IMG]

    Yün ipliği[​IMG] pamuk ipliği ve floş'un kamçılı ¤¤¤*gâhın tek ayakla çalışan çeşidi olan "cakarlı" ve 2-4 ayakla çalışan çeşidi olan "çekmeli" ¤¤¤gâhlarda do*kunarak "Yamşah" ("Neçek"-"Çefiye") ve "Puşu" gibi baş örtüsü[​IMG] "Ehram" gibi kadın boy örtüsü ha*line getirilmesi sanatına Urfa'da "Cülhacılık" denil*mektedir.
    Cülha ¤¤¤gâhlarının kamçılı olmayan[​IMG] yani me*kiği el ile atılan çeşitlerinde "Aba" (kadın ve erkek boy örtüsü) ve "Çaput Çul" (Kilim) dokunmaktadır. 30-40 yıl öncesine kadar Kamberiye Mahallesi'nde 100'e yakın kamçılı ¤¤¤gâhta icra edilen Yamşah ve Neçek dokumacılığı (Cülhacılık) son zamanlarda önemini yitirmiş[​IMG] ¤¤¤gâh sayısı 5-6'ya düşmüştür.
    1650 yıllarında Urfa'yı ziyaret eden Evliya Çelebi[​IMG] Urfa'da pamuk ipliğinden kapı gibi sağlam bez dokunduğunu[​IMG] bunun Musul bezinden daha güzel ve temiz olduğunu söylemektedir. Evliya Çelebi'nin sözünü ettiği bu bez[​IMG] Urfalılar'ın "Kâhke Bezi" dedikleri bez olmalıdır.
    1883 tarihli Halep Vilâyet Salnâmesi'nde Urfa'da 221 adet kumaş ¤¤¤gâhının varlığından söz edilmiş olması dokumacılığın bu ilde çok önemli bir sektör olduğunu vurgulamaktadır.
    ÇULCULUK (SEMERCİLİK-PALANCILIK)
    At ve merkep gibi binek hayvanları üzerine atı*lan semerlere Urfa'da "Palan"[​IMG] bu sanatla uğraşan*lara da "Çulcu" (Palancı) denilmektedir. Eskiden deve üzerine atılan ve "Havut" denilen deve palan*ları da bu sanat koluna girmekte[​IMG] bu işle uğraşan*lara "Havutçu" denilmekteydi. Deve neslinin git*tikçe tükenmekte olması[​IMG] Havutçuluk sanatının gü*nümüzde tamamen kaybolmasına neden olmuştur.
    Mevlevihâne'nin doğusunda yer alan ve "Çulcu Pazarı" denilen çarşıdaki 25-30 dükkânda çalışan çulcu esnafı 30-40 yıl önce çarşıyı tamamen terkede*rek "Kürkçü Pazarı" na taşınmıştır. Bu sanat günü*müzde Çulcu Pazarı'ndaki 3-5 dükkânda yaşatıl*maktadır.
    DEBBAĞLIK
    Büyükbaş hayvancılığın yaygın olduğu Şanlıurfa'da[​IMG] Debbağlık sanatının geçmişi çok eski*lere dayanmaktadır. Bu sanat günümüzde fabrika türü derilere yenik düşerek tamamen terkedilmiş bir durumdadır.
    Gön debbağlığı ve deri debbağlığı olmak üzere iki bölüme ayrılan bu zenaatın her bölümü ayrı debbağhânelerde ve ayrı ustalar tarafından icra edi*lirdi.
    [​IMG]

    I- Gön Debbağlığı: Eski Et ve Balık Kurumu'nun batısındaki Aşağı Debbağhâne (Ahırvan) denilen yerde yapı*lırdı. Bu debbağhâne[​IMG] halen muhafaza edilmektedir.
    Öküz[​IMG] İnek ve Deve gibi büyükbaş hayvanların derilerinin işlenmesine "Gön Debbağlığı"[​IMG] bu sanatı yapanlara da "Göncü" denilmektedir. Buradaki gön kelimesi kösele anlamında olmayıp[​IMG] kalın deri an*lamındadır. Bu deri[​IMG] postallarda yüz ve astar olarak kullanıldığı gibi sarraçlıkta da kullanılmaktadır.
    II- Deri Debbağlığı: Çakeri Camii'nin doğusunda yer alan ve günü*müzde gecekondularla işgal edilmiş olan "Yukarı Debbağhâne" denilen yerde yapılırdı.
    Koyun ve keçi gibi küçük baş hayvanların deri*lerinin işlenmesine "Deri Debbağlığı"[​IMG] bunları işle*yenlere de "Debbağ" denilmektedir. Gön denilen kalın derilere nazaran daha ince olan bu deriler postal ve ayakkabılarda astarlık deri olarak kulla*nılmaktaydı.
    KAZZAZLIK
    İpek ipliğin el ile bükülerek işlenmesine "Kazzazlık" denilmektedir. "Kazzaz Pazarı" denilen kapalı çarşıda (Bedesten) eskiden 30-40 dükkânda sürdürülen bu tarihi sanat günümüzde aynı çarşı*daki bir iki usta tarafından yaşatılmaya çalışılmak*tadır.
    100-150 yıl kadar önce ipekçilik Urfa'da önemli bir sektör durumundaydı. Bugün Urfa bahçelerinde görülen çok sayıdaki dut ağacının zamanında ipek böcekçiliğinde kullanıldığı[​IMG] yaşlılar tarafından söylenilmek*tedir.
    KEÇECİLİK
    Bu tarihi ata sanatı[​IMG] Şanlıurfa'da Keçeci Pazarı denilen eski çarşıda ve çevresindeki hanlarda sür*dürülmektedir.
    Eyvana serdim keçe
    Nêçe bir ömrüm geçe
    Acep o gün olur mu
    Yarim elime geçe[​IMG]

    dizeleriyle Şanlıurfa türküle*rine konu olan keçe[​IMG] çocuk oyunlarına da "Ya şun*dadır[​IMG] ya bundadır[​IMG] keçe külah şunun bunun başın*dadır" tekerlemesiyle geçmiştir.
    Fakçı Mustafa[​IMG] Deveci Abo[​IMG] Deveci ısa[​IMG] ısa Karcı adları bilinen ve bugün hayatta olmayan en eski ke*çeci ustalarıdır. Horasanlı Hacı[​IMG] Hayati Usta ve Hacı Osman günümüzün yaşlı ustalarıdır.
    Keçenin Doğuş Öyküsü
    Şanlıurfalı genç keçeci ustalarından Salih Karcı[​IMG] bu sanatın mucidinin Ebu Said Libabid (Libabid: Arapça Keçenin çoğuludur) adında bir zat oldu*ğunu ve keçeyi nasıl icad ettiğini şöyle anlatmakta*dır.
    "Ebu Said Libabid bugün bizim yaptığımız gibi keçeciliğin bütün işlemlerini yerine getirmiş[​IMG] ayakla tepme işleminden sonra açtığı keçenin yünlerinin biribirine kaynaşmadığını ve çabuk dağıldığını görmüş. Tepme süresinin az olduğu kanaaatine va*rarak tepmeye devam etmiş. Ancak bir daha açtı*ğında yünlerin kaynaşmadığını yeniden gözlemiş*tir. Tepme işine 40 gün devam eden Ebu Said[​IMG] yine başaramayınca üzüntüsünden ağlamaya başlamış. Hem ağlayıp hem tepmeye devam ediyormuş. Keçeyi açtığında göz yaşlarının düştüğü yerlerdeki yünlerin kaynaştığını büyük bir sevinçle farketmiş ve böylece tepme işlemi sırasında yüne su vermek gerektiğini öğrenmiştir."
    KÜRKÇÜLÜK
    Hayvan kürklerinin işlenerek giysi haline geti*rilmesi insanlık tarihinin en eski sanatlarından bi*ridir. Ana rahminde ölen[​IMG] ya da en fazla 5 aylık iken ölen kuzuların tüylü derilerinden yapılan düz ya*kalı (yakasız)[​IMG] dış kısmı "Şakaf" denilen siyah ku*maşla kaplı aba gibi bolca giysiye Urfa'da Kürk denilmektedir. Urfa'ya has olan bu giysi[​IMG] Anadolu'da Urfa dışında başka bir yerde yapılma*maktadır. Bilhassa kış aylarında yaşlı ve orta yaşlı kimseler tarafından giyilir. Dükkânlarında camekân bulunmayan esnafın büyük bir kısmı kürklerine sarılarak soğuktan korunmaktadırlar.
    SARAÇLIK
    "Kösele" denilen kalın deri ve normal ince deri ile hayvan koşum takımları[​IMG] kemer[​IMG] silah kılıfı[​IMG] mermi kılıfı[​IMG] çanta gibi avcı gereçlerinin yapıldığı sanata Saraçlık[​IMG] bu işle uğraşanlara da Saraç denil*mektedir.
    [​IMG]

    Atçılık ve At'a verilen önem dolayısıyla Saraçlığın eski Türk sanatları arasında önemli bir yeri vardır. Şanlıurfa'da ünlü Arap atlarının yetiş*tirilmiş olması[​IMG] saraçlık sanatının önemini arttırmış ve bu sanata büyük ilgi duyulmasına sebep olmuş*tur.
    1650 yıllarında Urfa'yı ziyaret eden Evliya Çelebi[​IMG] Urfa'daki saraçlıktan bahsederek saraçhane*sini şu cümlelerle anlatmaktadır: " .... Saraçhanesi İbrahim Halil Irmağı kıyısındadır. Onun için Bağdat serdabı gibi soğuk su ile sulanmış anayolun iki tarafı ma‘mur ve güzel[​IMG] mevsiminde türlü çiçek*lerle süslü olup geçenlerin içini açar. Oralarda bü*tün bilgi sahiplerinin toplandığı[​IMG] dinlendiği yerler vardır."
    Evliya Çelebi'nin sözünü ettiği saraçhânenin yeri kesin olarak bilinmemektedir. Bu sanat[​IMG] günümüzde Hüseyniye Çarşıları yakınındaki "Saraç Pazarı" de*nilen çarşıda sürdürülmektedir. Eskiden 15-20 dük*kânın yer aldığı bu çarşıda günümüzde 3-4 dükkân bulunmaktadır. Bilhassa At'ın toplum hayatındaki yerini kaybetmiş olması Saraçlık sanatının gerile*mesine neden olmuştur.
    TARAKÇILIK
    Şanlıurfa'nın geleneksel el sanatlarından olan ta*rakçılık[​IMG] günümüzden 50-60 yıl öncesine kadar Eski Arasa Hamamı ile Hoca Abdülvahit Camii arasında kalan çarşıdaki 20 kadar dükkânda icra edilirdi. Fabrika türü plastik tarakların imal edilmesiyle önemini yitiren bu sanatın son ustası Şıh Müslüm Özbal'dır.
    Tarakçı Bakır[​IMG] Tarakçı Mehmet ve Tarakçı ımam[​IMG] bu sanatın 30-40 yıl öncesinin tanınmış ustalarından idi.
    Şanlıurfa'da tarak; deve'nin bacak kemiğinden[​IMG] annep[​IMG] armut ve iyi cins ceviz ağacından yapıl*maktadır.
     
Şanlıurfa Tanıtım konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Şanlıurfa Mutfağı

    Şanlıurfa Mutfağı

    şanlıurfa mutfağı urfa mutfağı Şanlıurfa'lılar asırlardan bu yana damak zevkinin en güzel örneklerini veren zengin çeşitte yemeklerle beslenmesini bilmişlerdir. Yöre yemeklerinin lezzetleri yanında besin değerleri de çok yüksektir. Ayran çorbası, hamurlu, pıt pıt, sarı çorba, Çağala aşı, pakla aşı, hıttı bastırması, soğan tavası, su kabağı, bütün balcan, sarımsak aşı, kaburga, isot...
  2. şanlıurfa

    şanlıurfa

    GENEL BİLGİLER Yüzölçümü: 18.584 km² Nüfus: 1.001.455 (1990) İl Trafik No: 63 350anlıurfa, tarihi geçmişi 9 bin yıl öncesine dayanan, Hz. İbrahim'in doğduğu, Hz. Eyyüb'ün yaşadığı, Hz. İsa tarafından kutsanan kent adeta bir müze şehir görünümündedir. Harran' ı gezerken 4000 yıl öncesinin solunduğunu hissetmemek, Atatürk Barajının suladığı Harran Ovası'nda ise yaratılan bolluk ve...
  3. Şanlıurfa

    Şanlıurfa

    şanlıurfa dsi misafirhanesi urfa dsi misafirhanesi Şanlıurfa Şanlıurfa’nın Göbeklitepe mevkiinde yapılan Kazılarda Şanlıurfa Tarihinin M.Ö. 11.500 Tarihine kadar dayandığına dair bulgular ve tapınak bulunmuştur. 1884 yılında Fransız araştırmacı Gautier’in başlattığı ve 1946’dan sonra Prof. Kılıç Kökten’in sürdürdüğü yüzeysel araştırmalardaki buluntular, Şanlıurfa ve çevresinin Paleotik...
  4. Şanlıurfa Tarihi

    Şanlıurfa Tarihi

    şanlıurfa Peygamberler şehri olarak bilinen Şanlıurfa Tarihini öğrenmek istermisiniz meleklerim :tik: ESKİ ÇAĞLARDA ŞANLIURFA Şanlıurfa'nın bilinen belgesel tarihi M.Ö. 2000 yıllarında Hurri-Mitanni ile başlar. Bu devletin başkenti Vaşugan (Resul Ayn)'di. Bu dönemde Şanlıurfa büyük bir kültür merkezi olmuştur. Daha sonra büyük tarihi göçlerle bu bölgeye Sümerler ve Sümer Uygarlığı hakim...
  5. ŞANLIURFA- kayıp

    ŞANLIURFA- kayıp

    Alinan bilgiye göre, bir seramik fabrikasinda işçi olarak çalişan Kemal Şihanli'nin tek çocuğu 2 yaşindaki Uğur Samet, 5 gün önce Bağlarbaşi Mahallesi'ndeki evlerine misafirliğe gelen komşularinin çocuklariyla oynamak için kapinin önüne çikti. Bir süre sonra çocuğunun evin önünde olmadiğini fark eden anne, eşine haber verdi. Uğur Samet'i bulmak için mahallede ve çevrede araştirma...

Sayfayı Paylaş