gebe
  1. esena

    esena Aktif Üye Üye

    Kayıt:
    14 Ocak 2008
    Mesajlar:
    4.074
    Beğenilen Mesajlar:
    5
    Ödül Puanları:
    38
    Şehir:
    TRABZON

    Sen olmasaydın Yâ Muhammed, Sen olmasaydın kainatı yaratmazdım"

    Konu, 'Dini Hikayeler ve Şiirler' kısmında esena tarafından paylaşıldı.

    sen olmasaydın kainatı yaratmazdım ayeti Sen olmasaydın Yâ Muhammed, Sen olmasaydın kainatı yaratmazdım"
    Bin dört yüz yıl öncesiydi. Yağmurlar
    bitkilere küsmüş gibiydi. Güneş olabildiğince kavuruyordu
    Mekke Sokaklarını. Sanki intikam alıyordu beşerden. Ve diyordu ki;
    beni müzeyyen bir şekilde süsleyip, semâya ziyalı bir ışık yaparak,
    istifadenize sunan Hâlıkımızı niçin tanımaz, görmezsiniz,
    şükretmezsiniz?” ama cahilolan insanın ne gözünde
    o hitâbı anlayacak bakış, ne de kalbinde o mânâyı sezecek
    his kalmıştı. Adetâ yaşayan cenazeye dönmüştü insanoğlu.
    İşte böyle bir zamandı cahiliyet devri.

    Derken, bir gece semâvat ve arz büyük bir sarsıntıyla uyandı.
    Nihayet beklenen an gelmişti. Her şey anlam kazanmaya
    başlamıştı. Dünya kendi mevcûdiyetinin asıl sebebi olan,
    bununla da “sen olmasaydın
    Yâ Muhammed, sen olmasaydın kainatı yaratmazdım.”ilâhî hitabına
    mazhar olan, Kainatın Reis’i, Fahr’i, Nur’u Muhammed Mustafa
    teşrif etmişti.

    Her şeyi gibi dünyaya gelişi de büyük bir mucize olmuştu.
    Ve tenindeki gül kokusunu sunmaya başlamıştı daha ilk anda.
    Evet, harikalar içerisinde gelmişti, öyle bir gelişti ki bu...
    o doğduğunda zuhur eden nur, kıyamete kadar kainatı
    ışıklandıracaktı.
    Bin yıldan beri yanan Mecûsilerin ateşini söndüren
    o “nur” bin üçyüz elli sene sonra dinsizliğin manevî
    ateşini söndürmüştü.
    Güneş bile sıcaklığını onun nurundan alıyordu bu zamana kadar.

    Çocukluğundaki harika halleriyle de insanları şaşkınlık içerisinde
    bırakıyor, kendisine teveccüh ettiriyordu. Ve bin dört yüz sene
    sonra da sosyologların psikologların akıllarını hayrette bırakıyor,
    kendine hayran ettiriyordu o “nur” çocuk.
    Ve nihayet o an gelmişti. Nübüvvet mührünün farklılığını
    farketme ve Risalet tâcını giymek zamanıydı. Hira mağarasında
    Cebrail(as) isimli meleğin kendisini üç defa sıkıştırarak,
    “oku, Rabb’inin adıyla oku” demesiyle, kendisini, kainatı,
    Kur’an-Hakîm’i okuması istenmişti daha ilk vahiyle birlikte.
    O Şefkatli Nebî , o mübarek insan, ürkmüş ve korkmuş bir halde
    zevcesinin yanına geldi. “Beni örtünüz , beni örtünüz”dedi.
    Onu bu derece titreten “oku” emri, bizi neden hiç sarsmıyordu?
    Yoksa önemsiz miydi “ben”i, kainatı, Kur’an-ı Kerîm’i okumak?

    Zât-ı Zülcelâl, irşad etme vazifesiyle görevlendirdiği sevgilisine
    önce “oku” demişti, “Alîm” isminin tecellisiyle ona ilminin
    kapısını açmıştı.
    Zât-ı Zülcelâl kainat kitabına yazdığı Tekvîni Ayetleri
    Kur’an-ı Hakîm’inde tercüme etmiş, o Kelâm-ı Ezelîyi de
    Resûlünün şahsında bütün insanlığa göndermişti.

    Artık semâvat ve arz Muhammed-ül Emin olan Resûl-ü
    Ekrem’i miraçtaki Risaletiyle beraber kendi üzerinde
    taşımaktan son derece
    mes’ud ve müsterih olup, her daim ona salât ve selâm getirmişlerdi.
    Çünkü O,Hâlıklarının en sevgilisiydi. Onun Risaletiyle suların
    akışı daha bir canlı, güneşin ziyası daha bir aydınlıktı. Kuşların,
    böceklerin mânidar ötüşlerinde, güllerin açılışında onun
    nurunun tecellisi vardı.

    Karanlık nura, cehalet ilme, sefalet safahata döndüğü o zaman asr-ı saadetti artık. Cehaletin kilit vurduğu
    kalpler, iman hakikatleriyle, “sohbet-i nebevî” ile bir bir açılarak
    ilim meyvelerini vermeye başlamıştı. İlk meyveydi hanımı ve
    sevgili dostu Hz. Ebûbekir. Ahir olan bu zamanda da
    sohbet-i Nebevîye
    mazhar olmak, Sünnet-i Seniyye’ye kemâl-i ittibâ ile olabilirdi.
    İşte o zaman, her duamızda mânen yanımızda olurdu
    Resûl-ü Ekrem (asm). Ziyası öyle bir ışıktı ki; Arabistan
    yarımadasından dünyaya, dünyadan kainata ulaşacak kadar etkiliydi.
    Çünkü O, kainatın “Hakikat Güneşi”ydi. Ve O zamanın ve tüm
    zamanların en Bedîsiydi.

    Belki bin dört yüz sene geçmişti O En Sevgilinin devri
    üzerinden, ama Hadisleri, Sünnetleri değişmemişti. O zaman
    “çölde açan bir gül” idi. Şimdi ise, “karla kaplanmış gönül yollarında
    açan bir kardelen.” Onun ismi gökte hâlâ “Ahmet”,
    yerde “Muhammed”di. Almalıydık o Nur’u tarihin tozlu raflarından.
    Yaşantımızı o nurun ziyasıyla ışıklandırmalıydık. İç dünyamızı
    Risâlet gülleriyle süslemeliydik.
    Çünkü; kalpler ancak onun sohbetiyle aydınlanırdı.

     
  2. Ayışık

    Ayışık Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    15 Eylül 2008
    Mesajlar:
    2.424
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    adana
    Cevap: Sen olmasaydın Yâ Muhammed, Sen olmasaydın kainatı yaratmazdım"
    emeğine sağlık
     
Sen olmasaydın Yâ Muhammed, Sen olmasaydın kainatı yaratmazdım" konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Sen......

    Sen......

    Sen...Gittin ben seninie yalnız kaldım çok güzel bir şiir.:hasta: Gittin.. Bu gidiş hiçbir kelimeye yakışmadı... Binlerce hece yokluğunla düş kırıklıgında..!!! Yoksun!! Zaman hep isyankâr yüreğimde… An be an aklındasın yüreğimin… Hayat hep seni sen geçiyor buralarda... Buralar… Buralarsa sessiz ve hasret varlıgına... Varlığınsa musalla yokluğuma... Yokluğum!! Varlığınla anlamda… Bütün...
  2. İpek Ongun-Ya sen olmasaydın

    İpek Ongun-Ya sen olmasaydın

    ipek ongun ya sen olmasaydın e kitap ya sen olmasaydın ipek ongun oku e book oku İpek Ongun'u severek okuyan birisiyim halada okurum çok şey öğrendim kitaplarında kesinlikle melekler kız yada erkek çocuğu farketmez çocuklarınız ergenlik dönemlerinde bu seriyi okumalı bilincleniyorlar .sadece bu seri değil İpek ongun'un diğer kitaplarıda cok faydalı zevk alarak okuyan birsürü kisi var tavsiye...
  3. GRUP GÜL-SEN MUHAMMED MUSTAFA'SIN (S.A.V)

    GRUP GÜL-SEN MUHAMMED MUSTAFA'SIN (S.A.V)

    [media] Seni görmedim dünyada. Bir görüşe bin can feda. Lütfeyle düşte rüyada. Bir kere göster yüzünü. Sen Muhammed Mustafa’sın. Sen ki nur-i dilarasın. Gözler cemaline kansın. Bir kere göster yüzünü. Mahrum etmesin Yaradan Bizleri senin nurundan Kaldır perdeyi aradan Bir kere göster yüzünü. Sen Muhammed Mustafa’sın. Sen ki nur-i dilarasın. Gözler cemaline kansın. Bir kere...

Sayfayı Paylaş