gebe
  1. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    34.164
    Beğenilen Mesajlar:
    2.213
    Ödül Puanları:
    113

    Sinop Gelenek ve Görenekleri

    Konu, 'Örf ve Adetlerimiz' kısmında MaWiM tarafından paylaşıldı.

    çoçuğu olana ne denir yeni çoçuğu olana ne denir bebeği yeni bebeği sinop yöresi gelenek ve görenekleri


    Âdet, gelenek ve töreler bir toplumun kültürünü oluşturan önemli yapı taşlarıdır.
    Kültürel yapı içinde geçiş dönemleri önemli bir yer tutar. Doğum, evlenme ve
    ölüm üç önemli geçiş dönemidir. Sinop'ta yapılan derlemeler sonucunda bu geçiş
    dönemleri çevresinde oluşmuş pek çok gelenek tespit edilmiştir.

    Doğum Âdetleri :

    Doğum geçiş dönemlerinin birincisidir. Sinop'ta doğum âdetleri genel hatlarıyla
    şöyledir:

    Yörede bebek bekleyen kadına "yüklü", "gebe" veya "hamile" denir. Çocuğu
    olmayan kadın ve erkeğe ise "kodaksız" ya da "kısır" denilmektedir.

    Her yörede olduğu gibi Sinop'ta da ailelerin çocuğunun olması önemli bir olaydır
    ve evliliğin ilk gününden itibaren çiftlerin bir an evvel çocuğu olması için
    geleneksel bazı yöntemler uygulanır. Örneğin ilk çocuğun erkek olması için yeni
    gelinin kucağına erkek çocuk verilir, yatağında erkek çocuk yuvarlanır.

    Çiftlerin uzun süre çocuğu olmadığında çocuk olması için uygulan pratikler de
    şunlardır :
    - Yatıra, türbeye gidilir, adak adanır. Türbe etrafında namaz kılınır.
    - Doğuma engel olduğu düşünülen rahim eğriliğini gidermek için kadın baş
    aşağı tutulur.
    - Gebe kalınması için rahime kirli koyun yapağından yapılan ilaç, çıra ya da
    menekşe kökü konur. Çıranın meziri burnundan çıkarsa bir kusur olmadığı
    anlaşılır.
    - Tavuk gübresi kaynatılıp kadın onun buğusuna oturtulur.
    - Kadının uşaklığına (rahime) ebegümeci konur.
    - Kadının üç kere beli çekilir, kasıkları bağlanır.
    - Rahim kapalıysa şiş salınır.
    - Çocuğu olmayan kadına hacdan getirilen deve eti yedirilir.
    - Hacda tavaf yapılırken okuya okuya bir ipe düğüm atılır. O ip de çocuğu
    olmayan kadının beline bağlanırsa kadının çocuğu olacağına inanılır.
    - Kadın yıkadığı giysinin buğusuna oturur.
    - İncir yaprağının buğusuna oturur.

    Bunun dışında kadın sık sık ölü doğum yapıyorsa doğacak çocuğun yaşaması
    için hamileyken çocuk türbeye satılır. Çocuk doğduğunda erkek olursa "Satılmış",
    kız olursa "Satı" ismi verilir.

    Düşük olmasının nedeni ise kadının sütünde "südümiyen" olmasına bağlanır ve
    buna inanılır. Böyle durumlarda ise çocuk için boy hamaylısı yapılır.
    Bu yapıldığında "ümmü sübyan"ın çocuğu boğmayacağına inanılır. Çocuk doğana
    kadar boy hamaylısı kadının üzerinde durur. Doğduktan sonra çocuğun yastığının
    altına konur.

    Kadın gebeliğini yaşıtları arkadaşlarına söyler. Ailedekiler ise gebeliği ancak
    kadının karnı büyümeye başladığında anlarlar.

    Yörede aşerme "aşyerme" olarak adlandırılıyor ve gebelik sırasında kadının
    canının bir şeyler istemesi olarak tanımlanıyor. Bu dönemde gebe kadının canının
    istediği şeyi mutlaka yemesi gerekir. Yemediği ya da yedirilmediği takdirde
    doğacak çocuğun bir yerinin eksik olacağına inanılır.

    Ayrıca gebe kadın aşerme sırasında gizli olarak kiren (kızılcık) ve elma yerse
    veya onları saklarsa, bunlarla vücudunun neresine dokunursa doğacak çocuğun
    vücudunun o kısmında bunların izi olacağına inanılır.

    Gebelik sırasında doğacak çocuğun dış görünüşünün oluşturulması anlamında da
    bazı pratikler uygulanır. Örneğin, gebe kadın çocuğunun kime benzemesini
    istiyorsa ona bakar. Gökyüzüne bakan kadının çocuğunun gözünün mavi, gök
    üzüm ya da gök bir şey yenirse gözlerinin yeşil olacağına inanılır. Gebe kadın
    kocasını çok severse çocuk kocasına, annesini çok severse annesine
    benzeyeceği inancı vardır.

    Anadolu'nun genelinde olduğu gibi Sinop'ta da erkek çocuk aileler için önemlidir.
    Bu nedenle doğumdan önce çocuğun cinsiyeti merak edilir. Gebe kadının dış
    görünüşünden ve yapılan bir takım pratiklerle çocuğun cinsiyeti öğrenilmeye
    çalışılır. Bunlardan bazıları şunlardır :

    - Gebe kadına elini uzat dendiğinde elinin içi yere bakarsa çocuk oğlan,
    yukarı bakarsa kız olur.
    - Kadının karnı sivri olursa çocuk oğlan, yayvan olursa kız olur.
    - Bebek sağ tarafta olursa oğlan, sol tarafta olursa kızdır.
    - Doğacak çocuk kızsa kadın zayıflamaz, oğlan taşıması zor olduğu için
    zayıflar.
    - Doğacak çocuğun erkek olması için kocasının uçkuru kadının beline bağlanır.
    - Gebe kadının haberi olmadan odadaki minderlerin birinin altına makas,
    diğerinin altına bıçak konur.
    Makas olana oturursa çocuk kız, bıçak olana oturursa oğlan olur.
    - Doğacak çocuğun erkek olması için horoz kesilip sıcakken ödü yutulur.

    Doğum eskiden ve kısmen günümüzde de köy ebeleri tarafından yaptırılır.
    Evin bir odasında doğuma yardım edecek birkaç kişiyle birlikte köy ebesi
    doğumu yaptırır. Ancak zaman zaman doğum zorlaşır. Gebelik sırasında yatakta
    kocanın kadının üzerinden geçmesinin ya da kadının gebelik sırasında kapı
    eşiğine oturmasının doğumu zorlaştıran nedenler olduğuna inanılır.

    Bu durumlarda doğumu kolaylaştırmak için şu pratikler uygulanır :
    - Kadın odada gezdirilir.
    - Çarşaf, yorgan, battaniye gibi şeyler içinde sallanır.
    - Su üzerinden, küfe üzerinden, eşikten atlatılır.
    - Makas ağzı açılır. Ebe kadın saç bağını, saç örgüsünü açar, düğmeler çözülür.
    - Kocasının avucundan ya da ayakkabısının içinden Fatma ana denilen otun bekletildiği su içirilir.
    - Doğum odasına giren kadınlar gebe kadının sırtını sıvazlar, "köy göçtü
    sen de göç" diyerek doğumun kolay olmasını dilerler.
    - Odaya giren kişi bir şeyin dikişini söker ve "ben geldim sen de gel" der.
    - Gebe kadın gebeliği sırasında dikiş dikmişse doğum yaparken eteği sökülür.
    - Kadının kocası çağırılır ve kadının üzerinden üç kere geçirilir.
    - Kadının saçında iğne, toka varsa açılır, yakasındaki ip çözülür.
    - Sandıkların kilitleri açılır.

    Bebek doğduktan sonra yıkanır ve tuzlanır. Doğumdan sonraki en önemli işlem
    bebeğin göbeğinin kesilmesidir. Göbek pamuk ipliğiyle bağlanır.
    Bir ayakkabı ya da lastiğin (ayağa giyilen) üzerinde jiletle kesilir. Göbeğin
    üzerine kurumaması için anne sütü damlatılır ve "goğorsu" denilen yakılmış
    beyaz bezin külü konur. İki günde bir ya da her gün göbek düşene kadar bu
    işlem tekrarlanır.

    Göbeğin kesildiği makas çocuk erkekse, kalbi askılı olsun, çalışkan olsun diyerek
    duvara asılır. Çocuk kızsa makas, gezgin olmaması, eve bağlı olması için minder
    altına konur.

    Doğumu yaptıran ebeye doğumdan sonra kibrit ve sabun verilir. Çocuğun kırkı
    çıktıktan sonra da para verilir.

    Doğum sonrası loğusayı ziyarete gelenlere ikram etmek için bebek kız olmuşsa
    katlama yapılır, erkek olmuşsa çörek gömülür. Küle gömülen çörek
    "oğlan çöreği" diye dağıtılır.

    Uzun yıllar çocuğu olmayan ya da ilk erkek çocukları dünyaya gelen aileler,
    çocukları olduğunda yaşlı kadınları toplayarak "beşik düğünü" yaparlar.
    Kadınlar beşiği düzerler. Bebek uykulu olsun, uyusun diyerek kadınlardan çok
    uykulu olan birisi bebeği beşiğe yatırır.

    Loğusa kadın ve bebek kırkları çıkana kadar yalnız bırakılmazlar. Bunun nedeni
    bu dönemde anne ve bebeğe şeytanın çok ilişeceği ve doğum yapan kadının
    mezarının kırk gün açık olduğu inancıdır.

    Loğusa kadın ve bebek yalnız bırakılmaları gerektiğinde yanlarına su ve süpürge
    konur. Bebek yalnız bırakılacaksa beşiğine süpürge dayanır, başının altına
    süpürge teli konur, beşiğin altına ekmek konur. Çocuk mama, yemek yiyene
    kadar da o ekmek oradan alınmaz.

    Kırk içinde çocuğun üzerine âdetli kadın gelirse "ürfiye", "urufe" olur. Buna
    "kabar" da denilir. Çocuğun vücudunda kızarıklıklar olur, darı gibi lekeler çıkar.
    Bu durumda çocuğun yıkanacağı suya darı atılır ve çocuk bu suyla yıkanır.
    Bunun dışında çocuğun vücuduna katran sürülür ya da buğday anızının külü
    vücuda serpilir.

    Çocuk doğduktan kırk gün sonra loğusa da bebek de kırklanır. Ancak kırklama
    yapılana kadar bebek ve kadın sık sık yıkanır.

    Kadın bu kırk gün boyunca âdet görür. Buna "çocuk âdeti" denir. Kırk gün
    dolunca "kırk kazanı" konur. Kazanın içine kırk taş atılır. Buna "kırk taşı" denir.
    Aynı zamanda kırklama suyuna gümüş yüzük, para, iğne atılır. Bunu yaşlı bir
    kadın yapar, para ve iğne kırklamdan sonra bu kadına verilir. Bu su elekten
    geçirilir ve kırk kaşık su konur. Artan su loğusanın ve bebeğin gittiği her yere
    serpilir.

    İki kırklı kadın bir araya geldiğinde "kırk baskını" olacağı inancı vardır.
    Bu durumda çocuk ilerlemez. Kırk baskını olmaması için bebeklerin iç göynekleri
    değiştirilir, iki kadın birbiriyle öpüşür ve iğne değiştirirler. Baskın durumunda ise
    kadınlar birbirlerinin çocuklarını emzirirler.


     
Sinop Gelenek ve Görenekleri konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. samsun gelenek ve görenekleri

    samsun gelenek ve görenekleri

    samsun adetleri samsun düğün adetleri samsunun samsunun gelenek görenekleri düğün gelenekleri SAMSUN HALK OYUNLARI VE FOLKLOR: Doğu ve Batı Karadeniz'in kesiştiği noktada kalan Samsun'un çok eski bir medeniyete sahip olması, XIX yy. ve XX yy. başlarında gelen göçlerle çok değişken bir yapıda bulunması, kültürel açıdan farklılıklar göstermektedir. Samsun'da...
  2. sinop gelenek ve görenekleri

    sinop gelenek ve görenekleri

    sinop gelenek ve görenekleri sinop gelenekleri un gelenek ve görenekleri sinopun düğünleri SİNOP ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ Sinop, Orta Karadeniz Bölgesi'nde, Anadolu'nun en kuzey ucunu oluşturan bir yarımada üzerinde bulunmaktadır. Geçiş yolu olmaması nedeniyle ilin kıyı kesimlerinde başka kültürlerle çok fazla etkileşim olmamasına...
  3. aydın gelenek ve görenekleri

    aydın gelenek ve görenekleri

    aydın gelenek ve görenekleri aydın yöresinin yemekleri yöresine ait yemekler aydının gelenek ve görenekleri ilinin AYDIN ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ YÖRESEL YEMEKLER: Aydın mutfağı, Türkiye'nin çok zengin, çeşidi bol ve lezzetli mutfakları arasındadır. Yörenin zeytinyağlı yemekleri, incir,üzüm ve bunlardan yapılan şaraplar,...
  4. uşak gelenek ve görenekleri

    uşak gelenek ve görenekleri

    uşak düğünleri uşak gelenek ve görenekleri gelenekleri uşağın gelenek ve görenekleri ilinin UŞAK ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ Târih boyunca çeşitli medeniyetler ve milletler bu bölgeden gelip geçmiştir. 1071�den beri her bakımdan Türk olan bu bölgede Türk-İslâm kültürü örf ve âdetleri tam olarak yerleşmiştir. DOĞUM :...
  5. kocaeli gelenek ve görenekleri

    kocaeli gelenek ve görenekleri

    kocaeli gelenek ve görenekleri kocaelinin gelenekleri kocaeli nin gelenek ve görenekleri gelenekleri kocaelinin KOCAELİ ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ Düğün Yörede genellikle söz kesimi için kız evine giden damat anası gelinimi getirin diye seslendikten sonra yere kumaş serer ve kız bunun üstünden yürüyerek kaynanasının önünde oturur. Kıza takılar...

Sayfayı Paylaş