gebe
  1. yorgunbıkkın

    yorgunbıkkın Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    12 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    19
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    susarız...

    Konu, 'Duygu Yüklü Yazılar' kısmında yorgunbıkkın tarafından paylaşıldı.

    [​IMG]
    Bunlar doğru değil diye bağırmak, hatta karşısındaki adamı parçalamak istedi,
    hem de tek tek her zerresine ayırarak..
    olmazdı ama yapamazdı ki…
    Salon etrafında döndü, döndü, döndü…
    Başka biri vardı demek, bunca yıllık emek başka tenin çekiciliğine kurban
    edilmişti demek…
    Ya benim sevgim, ya benim aldanmışlığım…
    Çok güvendiği adam ne kadar kolay unutmuştu demek tüm
    yaşanmışlığı…Hiçbirşey söylemedi, söyleyemedi, boğulduğunu hissetti.
    Afallamıştı, şaşkındı çok; bağırarak ağlamak, isyan etmek g
    eliyordu içinden ama bir yumruk gelip oturmuştu işte boğazına, yapamadı. Kalktı usulca, farkında olmadan balkona çıktı, beyaz taşların üzerine oturdu, kolları iki yanda başını kaldırdı yıldızlara baktı uzun uzun…
    Orda olmak istedi, o kadar uzakta, olamadı…
    Gece ne zaman şafağa söktü, serinlemiş hava da…
    Kalktı yatağına gitti, hiçbirşey olmamış gibi uyuyan adamın yüzüne bir tokat almak geldi içinden ama yine kendini tuttu.
    Gitti kanepeye uzandı, yumdu gözlerini, uyumak istedi, uyanınca herşey bir rüyaymış çok şükür demek istedi, bunu tüm hücreleriyle istedi… Uyandı, herşey aynıydı. Sıkı sıkı yumdu gözlerini, tekrar açtı…
    Yok, kahretsin değişen hiçbir şey yok!
    Yokoluştuysa o günler, ilk günü başlamıştı işte…
    Sorunu olan kadınlar ilk iş kuaföre gider, demişti biri geçen gün.
    Aniden fırladı bir yere yetişircesine koşar adımlarla kuaförüne gitti… Saçımı değiştir kes, boya…
    Yap birşeyler ama kalktığımda bu ben olmayayım dedi. Saçları kesildi, boyandı, fönlendi. Güzel oldum dedi içinden. Ama ya gözlerim, bu hüzün kaç saç bakımında silinir ki…
    Eve gitti alışık adımlarla..
    Kapıya anahtarı soktu, açıldı kapı, yüzüne başka tenlerin kokusu vurdu, midesi bulandı. Tuvalete koştu çıkardı içindekileri tüm yaşanmışlığı temizleyecekmiş gibi…Ah aptal kadın! En kötüsü belirsizlikmiş, dedi, ne yapacağını bilmiyordu. Filmlerdeki onurlu kadın tavrıyla kapıyı çarpıp gitmek istiyordu, adamın yine filmlerdeki gibi pişmanca yalvaracağını umarak…
    Ama gidemiyordu çok emek verilmiş bu sevgiye bir şans tanımak istiyordu. Ondan şans isteyen bile yokken üstelik…

    Beynindeki yanılsamalar işte tam da bu an başladı.
    Kocası bir çeşit hastaydı, yanında olmalıydı ona yardım etmeliydi, birşeyler yapmalıydı. Yoksa kadınca bir kaybetme korkusuyla istemdışı bir mücadele miydi , anlamadı hiç bunu. Şaşılası bir hızla tüm tavırlarını “hiçbirşey olmamış” a çevirdi, mutfağa gitti yemek yapmaya başladı, özenerek, tek tek severek her sebzeyi…
    Lanet olsun neden lezzetli olmuyor ki bu!
    Elimdeki mutluluk gitti ondan mı diye düşündü , düşünmesiyle de hemen hep yaptığı gibi bilinçaltına itti bunu da. Yok canım domatesler sera domatesi , hiç benzer mi bahçe domatesine. Hah, kokusu bile yok ki tadı olsun…
    Unuttu tencereyi ocakta, salona gitti…
    Kokusuz domatesler, soğanlar da karardı kaldı ocakta, tıpkı içi gibi… Olağanüstü bir enerjiyle koltukların yerini değiştirdi tam üç kez, sırtından terler akıyordu, kolları ağrıdı…
    Ağrıdıkça unuttu, ağrıdıkça daha büyük bir gayretle çalıştı.
    Koskoca halıyı sildi büyük bir hırsla defalarca…
    Camları ovaladı, p!
    arlattı, vitrinin örtülerini değiştirdi, içindekileri tek tek okşarcasına sildi. Çok güzel olmuştu, işte bu benim yuvam, dedi, gururla. Kapının eşiğine oturup eserini keyifli gözlerle izlemeye başladı, bir de sigara yaktı, uzattı ayaklarını…. Vitrindeki çiziğe takıldı gözü, ilk evimizi yerleştirirken olmuştu, kapıya sürtünmüştü taşırken, nasıl üzülmüşlerdi, daha taksitleri bile bitmedi diye. Üzülme demişti, kocası, üzülme…
    Bizim mutluluğumuz minicik bir çiziği görmeyecek bu evde…
    Hep mutlu olacağız hep!!! Şu küçük hurda televizyonu da atmaya kıyamadılar hiç, oysa şimdi kocaman ekranlı bir tane varken..Ama onu ikinci el eşya satan bir dükkandan alıp koymamışlar mıydı başköşeye, atmaya kıyamadılar anıların hatırına … En güzel örtülerle süsledi onu hep, üstünde de mutlu fotoğrafları… Hayvannn diye haykırdı, hayvansın, nasıl yaptın, nasıl unuttun? Böğürerek ağladığının ayırdına vardığında kendini durdurması imkansızdı. Günlerdir biriken ne varsa kusuyordu, sefilce ağlıy!
    ordu, evin salonunda mutfağında yankılandı ağlaması, hıçkırıkları,.. Duvarlar sustu, vitrin sustu, televizyon sustu…
    Hepsi dinlediler…
    Sonra sesi yavaş yavaş küçük iç çekişlere kaldı. Kendini sürükleyerek banyoya attı, suyun altına girdi, hiç kıpırdamadan gözlerinden sicim gibi yaşlar inerek ne kadar kaldı suyun altında farkına bile varmadı. Uyumak istiyordu, uyumak… Uyandığında tüm belirsizliğin dağıldığını görmek, hayat onu uykudayken nereye bırakmışsa, kalkıp ordan devam etmek istiyordu. Birileri birşeyler yapsa, uyutsalar onu…

    Zaman neyi çözmemiş ki, hangi acı sonsuza kadar sürmüş ki? Sonraki günler, içinde büyük bir sessizlikle, büyük bir kurulukla geçti, sadece nefes alıyordu, çok sevdiği kahvenin bile tadı, kokusu eskisi gibi değildi… Ağlamak bile zor geliyordu ona, parmağını dahi kıpırdatmadan içine gömülü günler, aylar geçirdi. Ve birgün diğer kadından gelen mesajı gördü telefonda, sadece git dedi adama, haketmiyorsun hiçbirşeyi, git… Adam gitti. Kapıyı kapattı ardından, mekanik adımlarla mutfağa gitti, içecek bişeyler hazırladı, televizyonu, ama büyük ekran olanı, açtı. Kendini de şaşırtan bir ilgiyle izledi filmi, film çok acıklı geldi ona nedense, gözyaşlarıyla oyuncuların gerçekliğini kutladı. Sonra sildi gözlerini, ertesi gün giyeceği kıyafetleri çıkardı dolaptan tek tek…
    Yattı, uyudu…

    Her geçen gün aşk sandığı duyguyla hesaplaşmasını sürdürdü.
    Meğer ne çok dibe saklamış kendini yıllarca, dehşetle farketti. Sanki kendi kendine bir evlilik masalı yaratmıştı da onunla mutlu oluyormuş, adamla paylaşamadığı ne çok şey varmış içinde kalan. Şaşırdı, afalladı…Şaşırdıkça netleşti herşey…Beyni sanki bilinçaltına ittiği ne varsa dışarı kusuyordu tek tek. Bu adam mıydı sevdiği, kendine inanamadı, hayatındaki en önemli tutkularını bile paylaşamadığı bu adam mıydı hayatını bu hale getiren. Buna nasıl izin verdiğine inanamadı, bu kadar acıyı çekmesine anlam veremedi. Acımı çektim bitti artık, ben bunları haketmiyorum dedi tüm inancıyla. Aynanın karşısına geçti. Düzelecek herşey eskisinden güzel bir hayatın olacak, az güven, az cesaret, az onur, az kendinin farkında ol, silkelen bitsin artık….
    Balkona çıktı, yağmur yağmış! Yıkanmış çamlarla karışık toprak
    kokusunu ciğerlerine çekti keyifle. Orta şekerli bir türk
    kahvesi yaptı sonra kendine. Kahve yudumunu ağzında !
    tuttu, kokusunu tadını hissetti, hissedebilmenin keyfini sürdü, aylar sonra…

    15 gün sonra adama bir mahkeme celbi ulaştı.
    Hakedemediği hayattan çıkarılışını bildiren celbi okurken onun da aklına geldi vitrindeki çizik…


     
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 5 Kasım 2010
  2. sevil-78

    sevil-78 Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    5 Haziran 2009
    Mesajlar:
    592
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    niyeyse hep susarız belkide söylediklerimizde pişmanlık duymamak karşımızdakini kırmaktan korktuğumuz içindir bu susuş... çok hoş bir yazıydı tşkler.......
     
  3. '' мάﮒάŁ ''

    '' мάﮒάŁ '' Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ekim 2010
    Mesajlar:
    498
    Beğenilen Mesajlar:
    4
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    hüzünler şehri
susarız... konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Susarız…

    Susarız…

    Susarız… Konuşulan konuyu boş, basit ve anlamsız buluyoruzdur, konuşmayı da gereksiz ve anlamsız buluruz… Susarız… Konuşulanlar öyle abes ve mantık dışıdır ki sadece hayretle dinler ve sessiz bir tepkiyle belli ederiz duruşumuzu… Susarız… Sessiz bir onaydır susuşumuz…Biraz utangaçlık belki ama içten bir katılıştır söylenenlere… Susarız… Sessiz bir bekleyiş olur...
  2. bir susarsam hic konusmuyacagim

    bir susarsam hic konusmuyacagim

    BİR SUSARSAM, HİÇ KONUŞMAYACAĞIM.. Evet çok özledim. Bir bakışını bile özledim. Tadım yok, ne kadar uğraşsam da tadım yok işte. Klavyenin hangi tuşuna bassam özlemim çığlık çığlığa, tutamıyorum ki kendimi,harfler ‘toparla bizi’ diye tehditlerde .. Susarsam, biliyorum ki hiç konuşmayacağım.Kaç mevsim geçti oysa..Kaç mevsim başlarken ‘bu seferkini kaldıramayacağım artık! ‘ dedim, hepsini...
  3. Neden Susarız

    Neden Susarız

    . Susarız… Konuşulan konuyu boş, basit ve anlamsız buluyoruzdur, konuşmayı da gereksiz ve anlamsız buluruz… Susarız… Konuşulanlar öyle abes ve mantık dışıdır ki sadece hayretle dinler ve sessiz bir tepkiyle belli ederiz duruşumuzu… Susarız… Sessiz bir onaydır susuşumuz… Biraz utangaçlık belki ama içten bir katılıştır söylenenlere… Susarız… Sessiz bir bekleyiş...
  4. Gidersen temelli susarım gülüm...

    Gidersen temelli susarım gülüm...

    Yaralanmış bir akşam vakti gönlüm Beni geceler bile anlar oldu Bütün ezgilerin sustuğu duraktayım Sen anlamadın gülüm suskunluğumu Varsın yokluğun zehir gibi yaşansın Düşte git yüreğimden sessizce İçimdeki çocuk öksüz kalsın Yorgunum gitmelerin tümüne Hadi git yangın yemiş türküler gibi git Kalmasın gökmavisi ezgimde Su yeşil akmasın yüreğimde Bir solukta sussun ayrılık gülüm Yıldızların en...
  5. susarız .....çünkü....

    susarız .....çünkü....

    Herkes zaman zaman susar... Bakalım siz ne zamanlar susuyorsunuz:puf: susarız...çünkü... Konuşulan konuyu boş, basit ve anlamsız buluyoruzdur, konuşmayı da gereksiz ve anlamsız buluruz… Susarız.. Konuşulanlar öyle abes ve mantık dışıdır ki sadece hayretle dinler ve sessiz bir tepkiyle belli ederiz duruşumuzu… Susarız Sessiz bir onaydır susuşumuz…Biraz utangaçlık belki ama...

Sayfayı Paylaş