gebe
  1. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.022
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0

    Thomas Hobbes

    Konu, 'Biyografi' kısmında Bilge Gökçen tarafından paylaşıldı.

    Thomas Hobbes

    1588 yılında İngiltere'de Malmesbury'de bir köy papazının oğlu olarak dünyaya gelen Hobbes, Oxford üniversitesinde okudu. Burada skolastik felsefeyi öğrendi. Öğrenimini ilerletmek için yeterli parası olmadığından oğluna ders vermek konağını yönetmek üzere bir baronun yanına girdi. Sonra öğrencisi ile yolculuğa çıkıp, üç yıl Fransa ve İtalya'da dolaştı. Buralarda Hobbes yeni düşüncelerin temsilcileriyle tanıştı. İngiltere'ye döndüğünde Francis Bacon ile tanışıp bir zaman onun sekreterliğini yaptı ve çok etkisinde kaldı. Bacon'ın öğretisi, Hobbes'un sistemini oluşturan başlaca kaynaklardan biri olacaktır. Bundan sonra her birinde uzun zaman kalmak üzere üç defa daha Paris'e gidecek hayatının hemen hemen 20 yılını o sıralar avrupa'nın düşünce merkezi gibi olan bu şehirde geçirecektir. Paris'te Hobbes matematiğin değerini öğrenmiş antikçağ atomizmini yeniden dirilten Gassendi ile tanışmasının doğa anlayışına biçim kazandırmada kesin rolü olmuştur. Paris'te birde Descartes'ın yakın arkadaşı Mersenne ile tanışması, ona Descartes'ın düşünceleri ile karşılaşmayı sağladı. Descartes'ın kendisini tanıyıp tanımadığı bilinmiyor. Öldüğü yıl olan 1679 yılına kadar Hobbes kısmen İngiltere'de kısmen de Paris'te yaşadı. İngiltere o aralar sarsıntılı devrimler geçirmektedir. bilimsel çalışmalar için gerekli huzuru ve verimli çerçeveyi bundan dolayı Hobbes ancak Paris'te bulabilmiştir.

    Hobbes'un ilk yayınladığı yapıt büyük Yunan yazarı Thukydides'ten yaptığı bir çeviridir (1628). Daha sonra bu çevirinin ön sözünde Hobbes'un felsefesi için önemli sayılabilecek ip uçları ile karşılaşırız. Hobbes'a göre tarihi inceleyip araştırmanın değeri, bugün ve gelecek için geçmişten bir çok şeyler öğrenebilmemizdedir. Tarihi araştırmada amaç kanlı savaşların anlatılması olmayıp bu kanlı savaşları yapan orduların, devletlerin kaderini belirleyen etkenlerin anlaşılmasıdır. Bu sözler başlıca kaygısı modern bir devlet öğretisini geliştirmek olan Hobbes'un bütün felsefesine bundan böyle temel olacak bir anlayışı ortaya koymaktadır.

    Bacon'ın "bilmek, egemen olmaktır" görüşüne çok yakın olan bu anlayışa göre yapılacak şey: insanlanın eylemlerini, dolayısıyla devletlerin kadeni belirleyen güdücü nedenleri eninde sonunda her yerde hep aynı olan bu nedenleri kavramaktır. bu nedenleri bilirsek, tarihe dayanarak geleceğe egemen olmayı, geleceği isteklerimize göre yönetmeyi de öğrenmiş oluruz. Bacon gibi düşünen Hobbes, önemli bir noktadan daha baştan beri ondan ileri gider. çünkü Hobbes'a göre, herşey -somut ve soyut olan herşey- doğal nedenlerle bağlıdırlar ve "doğal nedenler" tarafından tek anlamlı ve zorunlu olarak belirlenmişlerdir, "doğal nedenler" de her erde -canlı doğada da cansız doğada da- hep birdirler ve hep aynıdırlar. Hobbes'tan ne önce nede sonra bütün olayların hiç ayrısız doğal nedenlerle bağlı olduklarını böylesine bir tutarlılıkla ileri sürmemiştir. Bu yönü ile Hobbes'un sistemi çok tutarlı bir naturalizmdir.

    Bacon " teolojik nedenleri" yalnız fizikten uzaklaştırmıştı. Oysa Hobbes için Tanrı ile böyle maddi nitelikte " doğal" bir nedendir, doğal nedenlerin en üstünüdür. Bunun ile ilgili olarak Hobbes , bir de istenç özgürlüğü ve Descartes' ın "maddi olmayan ruh " anlayışını da şiddetle reddeder. Bundan dolayı o zamanın da ve sonraları, tehlikeli bir tanrı tanımaz "ateist" sayılmıştır. Hobbes'ta " tüm nedenlerin doğal olduğu " düşüncesine , bu nedenlerin cisimsel, maddi nitelikte oldukları düşüncesi de bağlıdır.Dolayısıyla onrda "tinsel olan " da doğaldır, yani maddidir. Bununla da Hobbes 'un felsefesi tam, tutarlı bir materyalizm de olmaktadır.nitemkim Hobbes'a göre, bizde "istenç özgünlüğü" ve "maddi olmayan ruh" gibi bir takım düşünceler var ; onun söyleyişi ile : insanda böyle bir takım önyargılar var. İnsanoğluna ve onun istencine bu dünyada böylesine ayrı bir yer veren bu önyargılar nereden geliyor? Bunlar , bizim insan ile ilgili olayları - bu olayların bir yandan karmaşık olmaları, öbür yandan onlara duygularımızı karıştırmamız yüzünden- sayılarda ya da üçgerlerde olduğu gibi açık ve aydınlık olarak kavrayamayışımızdan gelirler. bundan dolayı insan hayatının da olaylarını, matematikte olduğu gibi, duygulardan sıyrılarak yalın şemalara bağlamak bilimin ödevi ve amacı olmalıdır. sağlam tanıtlarıyla matematiğin nasıl bir bilgi öğrneği olabileceğini Hobbes, euklides geometrisi üzerinde ki incelemelerinden anlamıştı. İlk yapıtlarından biri olan "short tract on first principles" ( ilk ilkeler üzerine kısa araştırma) da metafiziğin temel sorunlarını, sonraları Spinoza'nın "ethica" sında yaptığı gibi, geometrik yöntemle incelemeyi dener, yani önden ileri sürülmüş bir takım tanım ve çıkarımlardan tezler türetilip tanıtlanır.

    De corpore'nin ilk bölümü olan "Logica" (mantık) da Hobbes felsefeyi şöyle tanımlar: Felsefe, geometrideki çizimler gibi bir hesa ve yapısal olmalı , nesnelerin oluşturulmasının bir tekrarı olmalıdır. Felsefenin amacı, etkileri önceden görebilme ve önceden görmeyi yaşamda kullanabilmedir; konusu da oluşu kavrayabilen ve zekice yapı kurabilen her cisimdir.Bu nedenle felsefeye cisimler öğretisi de denebilir.bu tanıma göre, tanrı ile uğraşan teoloji ve kesin matematik - felsefi yöntemle işlemeyen tüm öteki alanlar kendiliklerinden felsefenin dışında kalırlar. cisimler de "doğal" ya da"yapma"dırlar. devlet, insanlar arasındaki anlaşma ve sözleşmelerle kurulduğu için yapma bir cisimdir. buna göre de felsefe iki bölüme ayrılır: doğa (philosophia naturalist) ile devlet felsefesi (philosophia civilis).böyle bir bilginin olabilirliği üzerinde yaptığı incelemelerle Hobbes , aşırı bir adcılık (nominalizm) ile tenselciliğe (maddi zevklere düşkünlüğe) (sensualizm) varır. Tümel kavramların, ona göre gerçek doğrular bakımından hiç bir anlamı yoktur; tümel kavramlar, gerçek bilgimizi sağlayantek tek deneyler arasındaki aracılardan,öznel geçitlerden başka bir şey değildirler.Bütün bilgimiz , nesnel duyu organlarımızın üzerindeki etkilerinden oluşur.bu etkiler, nesnelerin kendisinden büsbütün başka bir şeydir ve dolayısıyla bu etkileri nesnelerin yansısı saymaya hakkımız yoktur. Duyularımız , dış hareketler yüzünden oluşan öznel olaylarlardır. Bizim renk, sıcaklık, ses dediğimiz şeyler özneldir, çünkü renk , ses dediklerimizin temelinde , bunların nedeni olarak tamamen başka bir şey olan "hareketler " vardır. Bu hareketler renkli ve sesli cisimlerden çıkıp gözümüze, kulağımıza ulaşırlar ve bizde bir "algı görüntüsü"nün oluşmasına neden olurlar. Bu algı görüntüsü bir fantazi , bir tasarım , bir olgudur. Bu tasarım nesnenin kendisinden, algının dış nedeni olarak anladığımız gerçek cisimden başka bir şeydir. Bilimsel bilginin ödevi de, bize algıda verilmiş olan olgulardan etkilerden geri giderek bunların nedenlerini bulmaktadır. Duyu niteliklerinin öznel oldukları anlayışında Hobbes, Galilei, Gassendi ve Descartes ile birleşir. Bu anlayışı ona Descartes' ın yeni felsefeye getirmiş olduğu "bilinç" kavramını da benimsetir. Bizim doğrudan doğruya bildiklerimiz, bize doğrudan doğruya verilmiş olanlar bilinçte olup bitenlerdir: gördüğüm renk, işittiğim ses, duyduğum ya da yaşadığım duygudur. Bunların şüphe edilemeyecek varoluşları, görülmüş, işitilmiş, duyulmuş, düşünülmüş olmalarındadır; kısaca, bilinçte olmalarında, bilinçlerindedir. Bunların bilincinden, örneğin renkli şeyi ayırdederim; bu " renkli şey", ben kendisini görmesem de vardır; o , benim bilincimin dışında kalan,sürüp giden bir tözdür.

    Descartes'ın bilinç öğretisiyle buraya kadar anlaşan Hobbes, bundan sonra ondan ayrılıp eleştirmesine başlar. Onun bu öğretiye yaptığı eleştiri başlıca iki noktada toplanmaktadır. Descartes, biri maddesel diğeri de bilinçli olan iki töz ayırmıştı. bilinç, ona göre, maddesel olaylardan türetilemez, bunlarla açakılanamaz. maddesel bir şey olan "hareket" ile bir algının, bir duygunun oluşumunu nasıl anlayabilir, nasıl kavrayabiliriz? bundan dolayı bilincin "taşıyıcısı" ve düşünen nesne ( res cogitans) olan, algılarımızın, duygularımızın temelinde bulunan o sürüp giden ben, maddesel bir şey, yer kaplayan bir şey değildir. buna karşı Hobbes, algının veya duygunun maddesel olmayışından, yer kaplamayışından algılıyanın ya da duyanın (yani bilincin) cisimsel olmadığını sonuç olarak çıkarmaya hakkımız yoktur der. Hobbes tam tersini düşünmektedir. ona göre töz, nesne niteliğinde olan kendi kendine dayanan herşey, ancak bir cisim olarak düşünülebilir.töz niteliğinde olan şey bilinç dışında bulunan şeydir. ama "dışında bulunmak" kavramının içinde artık maddesel olmak, uzayda bulunmak anlamıda vardır; dolayısıyla her töz bir cisimdir ve her olayda bir harekettir. çünkü tüm değişiklikler hareketler yüzünden olur. bilgi de, algıların,cisimlerin, uzay içindeki hareketlerine göre görüntülenmesi demektir. Bilim, olgulardan bunların nedenlerini, nedenlerden de bunların etkilerini çıkarmalıdır. Ama olgular özleri bakımından harekettirler. nedenleri de yalın hareket ögeleridir. Ve etkiler de yine harekettirler. Felsefe, cisimlerin hareketlerinin öğretisidir. Cisimler dünyadasındaki olayların hareketlerle açıklanması gerektiğinde Hobbes, Descartes ile birleşmektedir. Ancak, bu düşüncesini tin (ruh) alanına da genişletmekle ondan ayrılır. Hobbes ' a göre bilinçteki olgular birer bilinç olgusu olarak elbette maddi hareketler değildirler. Ama bunların temelinde bu gibi hareketler bulunabilir. Bunlar maddi koşullara bağlı olabilirler. Maddi olmayan tin tasarım olanağı olmayan bir şeydir; töz niteliğinde olan her şeyi ancak cisim diye düşünebiliriz. Natüralist (doğacı) empirisist (deneyci) yaklaşımının yanı sıra Hobbes'un tutarlı bir materyalist (maddeci) olduğunu görüyoruz.

    Hobbes'un sisteminin en tanınmış etkisi en büyük olmuş bölümü devlet felsefesidir. Rönesanstan beri tipik bir geliş olan "skolastik felsefe ile her türlü bağlantıyı kesmek" bakımından ele alınırsa onun bu alanda başardığını Copernicus'un astronomide, Galileo'nin fizikte, Harvey'in fizyolojide yapmış olduğuna benzetenler olmuştur. Hobbes'un kendiside "devlet felsefesinin " de cive" (yurttaş üzerine) adlı yapıkından daha eki olmadığını" söylemekle, kendini bunların yanına koyar. gerçekten de Hobbes, ahlâkı ve devleti naturalist bir görüşle temellendirmesiyle öyle bir akım yaratmaktadır ki, bunu haklı olarak 19. yüzyılda Darwin'in açtığı çığıra benzetenler olmuştur. Hobbes'un keskin bir kavrayış ile pek tutarlı bir öğreti olarak geliştirilmiş olan devlet felsefesini bu en önemli yönünü sisteminin bütünü içinde anlayıp değerlendirmek gerekir. Hobbes'un devlet kavramı cisim anlayışına dayanır. Ona göre bir cisimdir, hemde yapma bir cisim, yapma bir yaratıdır. İnsanlar daha önceleri toplum halinde yaşamamışlardı dolayısıyla devlet yoktu. devletin "yapma"olduğu gerçek bir şey olmadığından da anlaşılır. Nasıl ki doğada asıl gerçek olan tek tek cisimler ise nasıl bütün geri kalan herşey bu tek tek cisimlerin bir araya gelip etkilenmelerinden oluşuyorsa bunun gibi insanların bir araya gelmelerinden de toplum oluşur. Ancak gerçek olan bireylerdir. dolayısıyla da devlet, bireylerin bir araya gelip etkilenmelerinden oluşan kurumların toplamından başka bir şey olamaz. Onun için "birtek insan var, bunun yanında onun gibi gerçek olan, hatta gerçeklik derecesi daha yüksek olan birde devlet var" denemez. Gerçek olan, yanlız, bir bağ ile bağlı olmayan "doğa insanı" ve aslında kendisinin koymuş olduğu belli yasalarla eylemleri daraltıp sınırlandırmış olan "yurttaş" tır. ancak devletin yapma bir şey olması, onun zorunlu olmadığı, bir nedeni olmadığı anlamına gelmez. insanın bütün eylemleri zorunlu olan nedenlerle belirlenmiştir. Bundan dolayı da devletin doğuşunu ve yapısını (özünü), hep nedenleri arayıp bulan bilim ile kavrayabiliriz.

    Hobbes, "devletin kuruluş ve işleyiş nedenini aramaya" da bir insan öğretisi ile -elbette naturalist bir antropoloji ile- girişir. Bu öğretiye göre, insan, her şeyden önce, kendi varlığını ayakta tutmaya koruyup sürdürmeye çalışır; bu, onun anagüdüsüdür; onun bütün eylemlerini belirleyen bu güdüdür. bu da insanı doğa nimetlerinden elden geldiğince çok yararlanmaya sürükler. Ama bu yüzden de herkes, ister istemez, birbirinin düşmanı olur ve " herkesin herkese karşı savaşı" durumu (bellum omnium contra omnes) başlar. Bu durumda "insan, insanın kurdudur" (homo homini lupus). ancak genel bir güvensizlik yaratan bu durum insanın anagüdüsü olan kendi varlığını korumayı istemesine aykırıdır, bu bakımdan çok tehlikelidir. İşte yine o "varlığını korumak" güdüsü, bu durumdan kurtulup herkesin güvenliğini sağlayan bir duruma bulmaya insanı zorlamıştır. Bu da ancak, dünya nimetlerini edinmede kullandıkları kuvvet araçlarına başvurmaktan vazgeçeceklerine, insanların aralarında birbirlerine söz vermesiyle ve bu kuvvet araçlarnın kendisine hep birlikte itaat edecekleri bir kişiye devretmek için aralarında anlaşmalarıyla bulunabilir. Bu "sözleşme", bu "anlaşma" ile de devlet kurulmuş "doğa durumu"ndan (status naturalis) "yurttaş durumu"na (status civilis) geçilmiş olur. yurtaşlık durumunun özelliği, bireylerin birbirine aykırı olan bir çok istençleri yerine birliği olan tek bir istencin geçmiş olmasıdır.

    Hobbes, hukuk ve ahlak gibi dini de devlete bağlar. Dinler, doğanın hesap edilemeyen güçleri karşısında duyulan korkudan (çok tanrıcılık, perilere, cinlere inanış) ve en yüksek neden üzerindeki düşünmelerden (tek tanrıcılık) doğmuşlardır ve çok çeşitlidirler. Herbirine göre de kendi inancı doğru, ötekilerin ki yanlış ve boştur. ama doğru inanç ile yanlış inanç arasındaki bu ayırma, raslantıya, tek kişinin keyfine bağlı olmaktan kurtularak değişmez, belli anlamını yine devlette kazanır. Din devletçe meşru sayılan bir inançtır.

    Hobbes'un yaşadığı yıllar yurdu İngiltere için bir tedirginlik, bir anarşi dönemiydi. Bilimsel çalışmalarını huzur içinde yürütebilmek için Hobbes, ömrünün hemen hemen 20 yılını Fransa'da geçirmişti. Onun anarşiyi önleyebilmek, yurdunda eksik olan bir şeyi, genel güvenliği sağlayabilmek için, devleti dev gibi güçlü görmek istemesini kendi hayatının yaşantalarıyla açıklayabiliriz. Esasen hayata yakın olma, düşüncelerini yaşamlarından çıkarma, İngiliz düşünürlerinin çoğunun bir özelliğidir.

    alıntı

     
Thomas Hobbes konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Thomas temizlik robotu

    Thomas temizlik robotu

    thomas robot thomas temizlik robotu temizlik robotu forum çeşitleri şikayet Evlerin içindeki toz, bakteri gibi gözle görülemeyen zararlı maddelere karşı insanları ve özellikle küçük çocukları korumak ve hijyenik ortamlar oluşturmak çok önemli bir gereklilik. Yaşam alanlarında sağlıklı ortamlar hazırlamak için derinlemesine hijyen sağlayan Thomas temizlik robotu'nun sunmuş...
  2. Thomas Watson

    Thomas Watson

    thomas watson hayatı Thomas Watson (1874 - 1956) Amerikali Watson IBM (Industrial Business Machines) (Endüstriyel Büro Makineleri) adli sirketin EDV (Elektronik Bilgi Islem) tesisleri alaninda dünya genelinde basta gelen üretici durumuna gelmesini sagladi. Uzun zaman karsi koyduktan sonra, 50'li yillarin ortasinda bilgisayar isine girdi ve ilk program dillerinin (FORTRAN) gelistirilmesi için...
  3. Thomas Edison

    Thomas Edison

    Thomas Edison Thomas Edison 1847'de Amerikanın Ohio kentinde doğmuştur. Son yüz yılın en büyük bilim adamlarından biridir. Binlerce icadı vardır. Ailesi Edison yedi yaşındayken Michigan’a taşındı. Buradaki ilkokul öğretmeninin okuyamayacak kadar aptal demesiyle okuldan alındı. Edison 12 yaşında para kazanmak için tren yollarında gazete satmaya başladı. Ancak kendisi Port Huron Detroit demir...
  4. güzeller güzeli Natasha Thomas

    güzeller güzeli Natasha Thomas

    güzeller nataşa resimleri nataşa güzelleri güzel resimleri natascha thomas
  5. Robert Thomas-Pattinson

    Robert Thomas-Pattinson

    robert thomas pattinson resimleri robert thomas pattinson

Sayfayı Paylaş