gebe
  1. nisan

    nisan Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    5 Ocak 2008
    Mesajlar:
    5.707
    Beğenilen Mesajlar:
    15
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    isvicre

    türkiyede dansin tarihcesi

    Konu, 'Dans' kısmında nisan tarafından paylaşıldı.

    Türkiyede Dansın Tarihçesi
    Osmanlı toplumu, kadın ve erkeğin birlikte müzik eşliğindeki modern dansları ile 19.yüzyılın son çeyreğinde gayrimüslim burjuvası, levanten ve yabancı misyonlar kanalıyla tanışmıştır.

    Şüphesiz dans, Osmanlıdan günümüze geçen en çarpıcı modernleşme sembollerinden birisidir. Çengi ve köçek oynatan bir toplumdan vals yapan bir topluma geçiş, eğlence kültürünün içeriğini büyük ölçüde değiştirmiştir. Osmanlı insanı başkaları tarafından eğlendirilen edilgen bir karaktere sahip iken, Cumhuriyet insanı kendisinin katılımına imkan veren modern eğlence anlayışını benimsemiş ve dans pistine çıkma cesaretini göstermiştir.

    Cumhuriyet, eğlence hayatımıza kadın ve erkeğin aynı ortamda birlikte eğlenmesi ve eğlencenin çeşitlenip, kitleleşmesi gibi iki önemli değişikliği getirmiş ve bu eğlence tarzı meşrutiyetini Cumhuriyet Baloları ile ispatlamıştır.

    Cumhuriyet döneminde dans, batılılaşmanın önemli ölçütlerinden biri olarak kabul edilmiş, Atatürk’ün özel isteği ile Türk kadınlarının da dansetmesi hedeflenmiş, dansa adeta "devlet teşviki" uygulanmıştır.

    İlk dönemlerde, gelişmelere ayak uydurmakta güçlük çeken yüksek kademeli memurlar, rütbeli askerler eğlenceli balo öykülerine konu olmuşlardır. Frak giyip baloya giderken yumuşacık meslerini beline sokup frağın kuyruklarıyla gizleyenler, ilk dansı heyecandan kaskatı olan türbanlı ama dekolte yakalı eşiyle açıp birkaç kez pistte döndükten sonra rugan ayakkabılarını kimselere göstermeden çıkarıp meslerini giyen kaymakamlar, her baloda mutlaka hastalanan ve baloya katılamayan vali, kaymakam ve eşleri….

    Bu dönemin ilk yıllarında tango, resmi baloların, düğünlerin ve eğlencelerin asri dansı olmuştur. Kendine güvenen “monden” genç hanım ve beyler gösteri mahiyetinde fokstrot yapsalar da, balolar vals veya tango ile, düğünler ise mutlaka "La Comparsita" ile açılmıştır.

    1930’lu yıllara doğru bütün dünyayı saran çarliston salgını Beyoğlu’na kadar uzanmış, çeviklik isteyen bu yeni dans, kısa sürede genç, yaşlı herkes tarafından benimsenmiştir.

    Son yıllarda unutulan eski danslar yeniden gündeme gelmiştir. 1991 yılında Swissotel’de Viyana Opera Balosu Orkestrası eşliğinde, Viyana Balosu düzenlenmiştir. Altı haftalık vals dersi alan çiftlerin katılımıyla gerçekleştirilen balo, 1996 yılına kadar her yıl düzenli olarak, daha sonraları ise aralıklarla gerçekleştirilmektedir. Tango Dostları Derneği’nin yaptığı dans gösterili konserlerle başlayan tango geceleri, yerini öncelikle 1994 yılından itibaren Armada Otel’de süregelen "Tangolu Pazar Geceleri" ne bırakmıştır.

    Günümüzde dansa yönelik ilgi yeniden canlanmıştır. Çok sayıda dans aktivite ve geceleri düzenli olarak gerçekleştirilirken, sıklıkla yurtdışından yabancı dans eğitmenleri atölye çalışmaları için gelmekte, çeşitli organizasyon, kurum ve kuruluşlar faaliyete geçmektedir.

    Cumhuriyet Baloları

    19. yüzyılın sonlarında, İstanbul, İzmir gibi levantenlerin yoğun yaşadıkları büyük merkezlerde düzenlenen balolar, Türk Ocağı�nın kültürel faaliyetleri ile ivme kazanmış, Cumhuriyetin ilanından sonra ise resmiyet kazanarak, sosyal yaşamın önemli bir parçası durumuna gelmiştir.

    Cumhuriyetin kuruluşundan sonra ilk balo, Eylül 1925'te İzmir�de düzenlenmiştir. Atatürk�ün isteği ile sadece Müslüman erkek ve kadınların bulunduğu bu eğlence, aslında kadın ve erkeğin aynı ortamda bulunması ve eğlenmesi adına büyük bir devrimdir.

    29 Ekim 1925 tarihinde ise, ilk resmi Cumhuriyet Balosu, Ankara�-'da Türk Ocağı'nda, başta Cumhurbaşkanı Atatürk olmak üzere; başbakan, bakanlar, büyükelçiler, ordu komutanları ve basının ileri gelenlerinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Bu tarihten itibaren, Ankara�da düzenlenen Cumhuriyet balosuna katılmak üzere her yıl İstanbul, İzmir ve diğer büyük illerden birçok yerli ve yabancı konuk davet edilmiştir.

    "Türk Ocağı o zamanlar, Hamamönü semtindeki Şengül Hamamı'nın yanındaki eski Ermeni mektebinin binasında çalışmaktadır. Balo gecesi bu harap binanın salonunda, duvar diplerine sandalyeler dizilmiştir. Herkesin sus pus sıralanıp oturduğu, sessiz hareketsiz, hatta kadınsız; benzetme garip kaçmazsa adeta bir mevlit toplantısıdır bu. Süreyya Ağaoğlu bu ilk baloya katılan birkaç Türk kadınından biridir. Anılarında kısaca şunları aktarır: Büyük bir heyecanla hazırlanmış, yüzüme de pudra sürmüştüm. Girişteki aynada yüzümü görünce hiç beğenmeyip mendille sildim. O günlerde o küçücük bina bizim için sanki bir saraydı" (Unutma Beni - Gökhan Akçura, 2001)

    Cumhuriyet Baloları toplum için bir örnek oluşturmuş ve kısa zamanda müzikli, danslı eğlenceler sıklıkla düzenlenmeye başlamıştır. Başta çeşitli kurumlar yararına olmak üzere Türk Ocağı, Hilal-i Ahmer, Himaye-i Etfal ve buna benzer birçok kurum birbiri ardına balolar düzenlemişlerdir. Artan ilgi karşısında özel dans okulları kurulup, dans dersleri verilmeye başlanmıştır.

    Dans muallimi İsmail Ruhi Bey tarafından perşembe, cumartesi günleri gecesi, cuma pazar günleri gündüz istenilen saatte ders verebileceğinden heveskaranın şeraiti anlamak ve kaydını icra ettirmek üzere Karşıyaka Belediye bahçesine müracaatları�� (Hizmet, 3 Ağustos 1926)

    Cumhuriyetin ilk yıllarında, küçük bir taşra kasabası görüntüsü veren başkent Ankara'yı canlandırmak, siyaset, ticaret, kültür ve eğlence merkezi yapmak amacıyla özel balolar sıkça düzenlenmiştir. Örneğin, Şubat 1927�de Başbakan İsmet Paşa�nın ev sahipliğini yaptığı ve Bakanlar Kurulu, İstiklal Mahkemesi üyeleri, yabancı büyükelçiler ve işadamlarının katıldığı yaklaşık iki yüz kişilik bir balo düzenlenirken, iki gün sonra yine Ankara�da, Cumhurbaşkanı M. Kemal Paşa�nın katıldığı bir Himaye-i Etfal Balosu düzenlenmiş, baloya birçok seçkin yerli ve yabancı konuk katılmıştır.

    Şüphesiz Cumhuriyet baloları batılı yaşam tarzının topluma empoze edilmesinde etkin bir araç olması nedeniyle önem taşımaktadır.


    Bir Zamanlar Dans Dersleri

    "Dansing"ler

    İstanbul'da "dansing"lerin ortaya çıkışı, şüphesiz Beyaz Rus göçmenlerin savaş sonrası kente yerleşmeleri ile başlamıştır. 1920 yılında Rusya'dan gelen zenci Thomas, Şişli'de "Hospital de la Paix" Akıl Hastalıkları Hastanesi'nin hemen yanındaki Stella bahçesinde İstanbul'un ilk dansingini açmış ve daha çok subayların tercih ettiği seçkin bir mekan olmuştur. Kiev'li bir Yahudi olan Mösyö Weinbaum, Cercle d'Orient'in karşısındaki binanın zemin katında, "La Nose Noire (Siyah Gül)" adında başka bir Rus dansingini işletmiştir. M. Lehmann'ın işlettiği varyete tiyatrosu "Garden Bar" ise, zamanla bir Rus dansingi haline dönüşmüştür.

    Rus dansinglerinin yanısıra, Tokatlıyan, Pera Palas gibi dönemin rağbet gören otellerinin de dansingleri olup, pek çok danslı çay partisine ev sahipliği yapmış, pek çok gönül ilişkisinin başlamasına ya da bitmesine vesile olmuştur.

    Bu salonlarda kendine özgü disiplin ve nezaket hakim olup, herkes bu kurallara uymuştur. Örneğin, dansa kalkmayan dam zorlanmamış, "angajeyim" diyen dama karşı ısrar edilmemiştir.


    Dans Dersleri ve Eğitmenleri

    Araştırmacı yazar Gökhan Akçura, dönemin dans derslerini şu şekilde aktarmaktadır:

    "Üzerinde dans muallimi" yazılı kapıdan içeri girip merdivenleri çıkıyoruz. Sonunda, sandalyelerin duvar diplerine dizildiği büyük bir salona ulaşıyoruz. Biz vardığımızda galiba dans yeni bitmiş ki; herkes yerine oturuyor. Bu sırada yanımıza gelen kısa boylu adam cebinden bir fiş çıkarıp uzatıyor. Fişin üstünde dershane ile ilgili temel bilgiler yeralmakta. Bunların en önemlisi dans saatlerinin düzenlenişi ile ilgili olanı:

    Ders Saatleri;
    10:00 - 12:00
    13:00 - 17:00
    19:00 - 21:00
    22:00 - 24:00

    Gramofonun karşısındaki boş sandalyelere oturtuluyoruz. Hemen bir matmazel gelerek karşımıza dikiliyor. Acemi olduğumuzu anlayınca söz konusu fiş karşılığı, kişi başına 15 kuruş vereceğimizi söylüyor. Karşımızdaki gramofonun yanında beş altı kız oturuyor. Bunlar günde elli ila yetmiş kuruş yevmiye alan "muavinler". Sabahtan akşama kadar çalışıyor ve gelen erkeklerin damları olarak görev yapıyorlar. Bizim oturduğumuz tarafta da on onbeş kadar erkek var. Rum aksanıyla konuşan dans profesörü, önce danslar hakkında açıklamalar yapıyor. Sonra erkekler kızların önüne giderek kızları revaransla dansa kaldırıyorlar. Gramafona konan tango çalmaya başlıyor. Bunu daha sonra vals ve paso doble takip ediyor."

    Dans dershanelerine giriş (duhuliye) ücreti, Fener'de, İstanbul yakasının ilk dans salonunda 25 kuruş iken, Beyoğlu'nda başta Haçopulo Hanı'ndaki Mösyö Yani'nin salonu olmak üzere yalnız kavalyeden alınan giriş ücreti 30 kuruş ve üstüne çıkmaktadır.

    Bazı dans dershanelerinin hemen yanında "kafeşantan"lar yeralmakta olup, giriş ücreti erkekler için 25 kuruş, bayanları teşvik etmek için ise 10 kuruştur. Amaç dansetmek için gelen erkek ve kadınları biraraya getirmektir.
    Dönemin dans eğitmenlerinden ilk akla gelenler;

    * Yüksekkaldırım'da Madam Sari
    * Galatasaray'da Şahinyan
    * Tokatlıyan Oteli'nin arkasında Yorgo
    * İpek Sineması karşısında Hanımyan
    * Sakelaridis
    * Taksim'de Lukas
    * Fener'de Halid ve Halide Armanlı
    * Bahri Bey
    * Haçopulo Hanı'nda Mösyö Yani
    * Madam Salaha


    Mösyö Yani'nin dans salonunun kavalye müşterileri daha çok banka, büro ve büyük mağazalarda çalışıp, salona yakın semtlerden gelen öğrenci ve gençlerden oluşurken, damlar ağırlıklı olarak Fener, Balat, Hasköy, Cibali, Kuledibi, Tarlabaşı, Feriköy ve Beşiktaş'tan gelmektedirler

    __________________alinti

     
türkiyede dansin tarihcesi konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Türkiyeden

    Türkiyeden

    Merhabalar degerli misafirimiz, sitemizde toplu bir temizlik yapmak zorunda kaldik. Su anda gormek istediginiz konuyu maalesef sizlere sunamiyoruz. ilgili sayfamizin google siralamalarindan dusmesi icin gerekli algoritmik degerleri sitemize verdik. Verdigimiz rahatsizlik icin sizlerden ozur dileriz. Dilerseniz yukaridan sitemizin logosuna tiklayarak anasayfamiza gidebilir, Ya da ust sag...
  2. Türkiyem:)))

    Türkiyem:)))

    Merhabalar degerli misafirimiz, sitemizde toplu bir temizlik yapmak zorunda kaldik. Su anda gormek istediginiz konuyu maalesef sizlere sunamiyoruz. ilgili sayfamizin google siralamalarindan dusmesi icin gerekli algoritmik degerleri sitemize verdik. Verdigimiz rahatsizlik icin sizlerden ozur dileriz. Dilerseniz yukaridan sitemizin logosuna tiklayarak anasayfamiza gidebilir, Ya da ust sag...
  3. Dans

    Dans

    kişinin ve ev halkının ev içinde dans etmesi sevinç ve neşeye, Dans pistinde yahut başka insanların bulunduğu yerlerde eşiyle, yalnız yahut başkası ile dans etmek musibet ve hayasızlığa, Dans yorgun kimse için rahatlamaya delalet eder. (Ayrıca Bakınız; EEğlence, Oyun.)Bu rüyalar iyi yorulmazlar. Ancak rüyasında güzel bir yerde, çok tatlı bir müzik duyarak dans edenleri seyreden insan için bir...
  4. ***türkiyeme***

    ***türkiyeme***

    Türkiye’me… Nerden baslasam… nasil baslasam… bilmiyorum… Icim icime sigmiyor seni düsündügümde… Her an isyan ediyorum senden uzak kalislarima.. Senden uzak hergün büyüyor icimdeki sizi Seninle olsam daha iyi olurmu.. Olur.. eminim.. cünkü sen varsin.. Cennet kokun saracak bedenimi.. Her sene sardigi gibi Ama beni yikan.. o gidislerim.. Seni mecbur terkedisilerim.. senden ayriliga mahkum eden...
  5. Zeugma'nın Tarihcesi

    Zeugma'nın Tarihcesi

    Belkıs/Zeugma Antik Kenti , Gaziantep ili, Nizip İlçesi , Belkıs Köyü sınırları içerisinde Fırat Nehri'nin kıyısında yer alır. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olan Belkıs/Zeugma Antik Kenti; Fırat'ın geçilebilir en sığ yerinde olması, askeri ve ticari bakımdan çok stratejik bir bölge olması nedeniyle tarihin her döneminde önemini korumuştur.80 bin nüfusu ile döneminin en...

Sayfayı Paylaş