gebe
  1. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    34.164
    Beğenilen Mesajlar:
    2.213
    Ödül Puanları:
    113

    Türklüğün ongunu Bozkurt!

    Konu, 'Genel Türk Tarihi' kısmında MaWiM tarafından paylaşıldı.

    [​IMG] KURT CİNSLERİNİN AVLANMA BİÇİMLERİ ve TÖRELERİ

    Kurtlar, cins cinstir. Bu cinsler, karakter ve yaşayış biçimlerine göre birbirlerinden ayrılırlar. Bozkurt, kurt türleri arasında üstün nitelik ve özellikleri olan bir kurt cinsidir. Onu, Karakurt denilen bir başka kurt cinsi ile Canavar adıyla adlandırılan bir başka kurt cinsi izler.

    CANAVAR: Canavar denilen kurt, bir sürüye daldığında sürünün tümünü telef eder ancak, içinden yalnızca birini kendisine yem yapar. Canavar diye adlandırılan kurtların belli bir töresi yoktur.

    KARAKURT: Karakurt, bir sürüye daldığında sürünün yarısını telef eder, bu telefatın içinden de tek bir tanesini kendine yem yapar. Karakurtlar, kısmen törelidirler.

    BOZKURT: Bozkurt, bir sürüye daldığında yalnızca bir hayvanı telef eder ve bunun da yarısını kendisine yem yapar; öteki yarısını ise varsa ailesine, yoksa avlanamayacak denli yaşlı bozkurtlara taşır. Bozkurtlar, töreli yaratıklardır.

    GÖK BÖRÜ: Bir de Bozkurt ile aynı cüsse ve karakterde olan ve adına Gökbörü denilen bir kurt vardır. Gökbörü, Bozkurt'un tüyü gök renginde (açık mavi) olanıdır. Türk efsane ve destanlarına göre Gökbörü, 100 yılda 1 ya da 2 kez görünür. Oğuz Kagan Destanı'ndaki kurt, işte bu gökbörülerden biridir.


    KURT'UN GENEL ÖZELLİKLERİ

    Kurt, yalnızca kuzey yarımkürede yaşar. Postunun rengi, yaşadığı bölge ve yaşına göre değişiklikler gösterip kara-kahverengi-ak arasında değişirse de genel olaraz boz sarı renktedir. Seyrek olarak ak renkli ve kızıla çalan renkli kurtlara da rastlanır.

    Kurt, yırtıcı ve etçildir. Kulakları sivri uçlu, bacakları uzundur. Yaklaşık 122 sm uzunluğu ve 45 sm'e yaklaşan kuyruğu ile iri ve güçlü bir hayvandır. Ağırlığı 25-55 kg arasında değişir. Göğüsünde krem; omuz, kuyruk ucu ve dilinde ise kara benekler bulunur.

    Kurt, genellikle geceleri avlanır. Kışın sürüler halinde dolaşır. Issız yerlerde dolaşmayı sever. Tavşan, geyik vb yabani hayvanları yediği gibi koyun, keçi türündeki evcil hayvanlar da avları arasında yer alır. Dağlık yörelerde yaşayan evcil hayvanlar için en büyük tehlike kurttur.

    Kurt yılda bir kez doğurur ve bir kerede 5-6 yavru yapar. Çiftleşme mevsimi dışında tek başına yaşar (Bozkurt hariç).


    KURT OYUNU - TURAN TAKTİĞİ

    Kurtların kışın aç kaldıklarında uyguladıkları bir avlanma taktikleri vardır.

    Bu taktiğe göre kurt sürüsü iki kümeye ayrılır. Birinci küme fedai kümesidir; ikinci küme ise pusu kümesi. Fedai kümesi köppeklerin bulunduğu yerleşim yerine girer ve köppeklere saldırır. Biraz mücadele verdikten sonra fedai kümesi, yenilmiş gibi davranıp köppeklerden kaçmağa başlar; tabiki köppekler de kurtların ardından onları kovalamağa başlarlar. Ama köppekleri bir sürpriz beklemektedir. Çünkü asıl ve kalabalık topluluk olan pusu kümesi, onları yerleşim yerinin dışında beklemektedir. Pusu kümesi hilal biçiminde dizilmiş ve iyice gizlenmiştir. Fedai kurtlar, köppekleri kurnazca bu hilalin ortasına çekerler. Köppekler hilalin içine tümüyle girince, pusu kümesi, hilali uçlarından kapatır ve köppekler bir çember içine alınmış olur. Artık köppeklerin kurtuluş umudu yoktur; zafer kurtlarındır ve karınlarını doyurmak için avlarını parçalarlar.

    Eski Türkler, kurtlarda gördükleri bu oyunu bir savaş manevrası durumuna getirmişler ve yaptıkları birçok savaşta kullanagelmişlerdir. Bu savaş manevrasına ''Kurt Oyunu'', ''Hilal Taktiği'', ''Turan Taktiği'' gibi adlar verilir.

    Tarihi kayıtlar incelendiğinde, Roma imparatoru Sezar'ın, sahte geri çekilme ve pusuya dayalı Kurt Oyunu'nu Asya'lı göçebe savaşçılardan öğrenip uygulamağa çalıştığı anlaşılmaktadır. Fakat Roma ordusunun, Türk ordusu gibi süvariliğe dayanmayıp piyade ağırlıklı olmasından ve Roma ordusunda okçuluğa verilen önemin az olmasından ötürü, Roma ordusu Kurt Oyunu'nu uygulamakta yetersiz kalmıştır. Çünkü Kurt Oyunu hızlı bir manevra yeteneği ve yüksek okçuluk kabiliyeti gerektirir ki bu da o zamanlar ancak atlı birliklerle sağlanabilirdi.

    Türkler, zamanımıza kadar birçok savaşta (mesela Mohaç Meydan Savaşı, Malazgirt Meydan Savaşı, Kurtuluş Savaşı'ndaki birçok çarpışma; Hun, Kök-Türk, Avar ordularının yaptıkları savaşlar...vb) bu taktiği maharetle uygulamışlardır. Zaten Türkler, yaptıkları savaşların hemen hemen tümünde düşmandan sayıca az bulunmuşlardır. İşte sayıca az Türk ordusunun kalabalık düşman ordularını alt etmesinin arkasında yatan sırlardan biri kurtlardan alıp uyguladıkları bu savaş taktiğidir.


    BOZKURT'UN YAPISI

    Bozkurt, adını tüyünün boz (gri) olmasından alır. Öteki kurt türleri arasında boz renkte olanlar bulunsa da Bozkurt, onlardan boy pos bakımından ayrılır. Bozkurt, burnunun ucundan kuyruğunun sonuna dek yaklaşık 1.65 m boyundadır. Omuz başları yerden 0.80 m yüksekliktedir. Başka kurt cinslerinde bu azamet yoktur. Bozkurt'un ömrü ortalama olarak 15 yıldır. 2 yaşına değin yavru olan Bozkurt, 8-10 yaşlarından sonra yaşlı bozkurt olur.

    Bozkurt özgürlüğüne son derece düşkündür. Onu bir hayvanat bahçesinde, kafes arkasında ya da bir sirkte maskaralık yaparken göremezsiniz.


    GÖK BÖRÜ (KÖK BÖRİ): Bir de Bozkurt ile aynı cüsse ve karakterde olan ve adına Gökbörü denilen bir kurt vardır. Gökbörü, Bozkurt'un tüyü gök renginde (açık mavi) olanıdır. Türk efsane ve destanlarına göre Gökbörü, 100 yılda bir ya da iki kez görünür. Oguz Kagan Destanı'ndaki kurt, işte bu gökbörülerden biridir.


    BOZKURT'UN TÖRESİ

    Bozkurt, fevkalade töreli bir varlıktır. Bir Bozkurt ailesi, bir başka Bozkurt'un kendilerine katılma isteğini, birtakım sınavlar uygulayarak kabul eder. Yuvadan ayrılmak isteyen bir bozkurt, aileden izin almak zorundadır. Her Bozkurt ailesinin ve ortak hareketlere katılan bozkurtların bir başkanı vardır ve buna EKE adı verilir.

    TÖREDEN AYRILAN BOZKURTLAR: Bazan, seyrek de olsa, Bozkurtlar'ın içinden töreyi hiçe sayarak ayrılanlar olabilir. Bu ayrılanlar, Bozkurt'un yalnız yaşayamama özelliğine uygun olarak Karakurt, Canavar gibi alt kurt cinslerinin, hatta çakal, tilki, köpek gibi hayvanların sürülerine karışırlar. Genelde böyle bir durumda o Bozkurt, yeni katıldığı bu alt düzeyden sürü içinde yüksek bir mevkide bulunur.

    Bozkurt topluluğu dağda, ormanda, bozkırda zaman zaman alt tabaka sürüleri ile karşılaşırlar. Karşılaştıkları alt tabaka sürüde eğer bir bozkurt varsa, onu hemen hissederler. Yavru Bozkurtlar, kendilerinden olan bu yaratığın neden yabancı bir sürü içinde olduğunu anlayamazlar; hatta onu, hala kendi topluluklarının bir ferdi olarak algılarlar ve o bozkurdu kendi topluluklarına çağıran kimi sesler çıkarırlar. Bu sesler, bozkurtluk niteliğini yitirmiş olan yaratığa kıvanç verir. Öylesine gururlanır ki, içinde bulunduğu sürünün üyelerine, ne denli önemli bir yaratık olduğunu hareketleriyle anlatmak ister gibidir. Bazen geri dönmek ve Bozkurt sürüsüne yeniden katılmak ister. Ama yavru bozkurtları kandırabilse de, yetişkin ve yaşlı bozkurtları kandıramaz ve genelde sınavları geçemediği için de yuvaya geri dönemez.


    YALNIZ BOZKURTLAR: Bozkurt topluluğundan ayrılıp da başka bir sürüye katılmayan, dağa çıkan Bozkurtlar ise sınavları başarıyla verirlerse, yeniden yuvaya kabul edilirler.


    TÜRKÇE'DE ''KURT'' SÖZCÜĞÜ

    Türkler kurda çok eskilerden beri ''böri'' ya da ''börü'' derlerdi. Bu sözcük Anadolu'da da söylenmekte ve yaşamaktadır. Ayrıca Anadolu'da, tek başına gezen azılı kurtlara ''yalınsak'' adı verilir. Fakat Oguz Türkleri'ne yani Türkmenlere geldiğimizde ise, onların ''börü'' sözcüğü yerine daha çok ''kurt'' sözcüğünü kullandığını görüyoruz.

    OGUZ TÜRKLERİ'NİN ''BÖRÜ'' YERİNE ''KURT'' KELİMESİNİ KULLANMASI

    Oguzlar, bugünkü Anadolu, Kerkük, Suriye, Irak, İran Türkleri'nin, Azeri Türkleri'nin, Orta Asya'nın çeşitli bölgelerinde yaşayan bugünkü Türkmenler'in, Karakalpak Türkleri'nin doğrudan atalarıdır. Yukarıda da belirtildiği üzere, Oguz Türkleri genelde ''börü'' yerine ''kurt'' sözünü kullanırlar. Türkologlarca bunun nedeni şudur:

    BÖRÜ YERİNE KURT SÖZCÜĞÜNÜN KULANILMASININ NEDENİ

    Türkler'de büyüklere adı ile değil de bir akrabalık kelimesi ile seslenilmesi gelenektir. Mesela bir kişi Oktay adını taşıyan amcasına ''Oktay'' diye hitap etmez, ona amca diye seslenir. Yine, bir çocuk babasına ''baba'' demez de adı ile seslenirse tokatı yiyiverir. İşte kurt da Eski Türk kültüründe ata olarak kabul edildiğinden, kurt için, esas adı olan ''börü'' değil, ''kurt'' kelimesi kullanılmıştır.

    ''KURT'' SÖZCÜĞÜNÜN ESAS ANLAMI

    Yukarıda, ''börü'' yerine ''kurt'' kelimesinin kullanılmasının nedeni anlatıldı. Peki öyleyse, ''kurt'' kelimesinin esas anlamı nedir ?

    Kurt sözcüğünün Türkçe'deki esas anlamı ''vahşi''dir. Örnek vermek gerekirse, eski bir Türk şiirinde şunlar söylenmektedir:


    Kurt kuş hepsi dirildi
    Erkek dişi derildi
    Bölük olup dağıldı
    İnlerine giremeyecekler.


    Dikkat edilirse bu eski Türk şiirinde ''kurt'' kelimesi, esas anlamı olan ''vahşi'' kavramını ifade etmekte ve ''Kurt kuş'' sözcükleri ile ''vahşi ve yırtıcı kuşlar'' anlatılmak istenmektedir.


    KURT'LA İLGİLİ TÜRK ATASÖZÜ ve DEYİMLERİ

    İtin sahibi varsa,kurtun tanrısı var.
    (Anonim)

    Böri koşnısın yimez.
    (Kurt komşusunu yemez.)

    (ESKİ TÜRK)

    El ile oyun olmaz, kurt ile koyun olmaz.

    (ANADOLU)

    Goyuna gurt gelende, bir geçilini tapar.

    (AZERİ)

    Gözüm görmedikten sonra, isterse götümü (kötümdü) kurt (börü) yesin.

    (KIRGIZ)

    Gurtdan gorhan, goyun sahlamasun.

    (Kurttan korkan, koyun saklamasın.)

    (AZERİ)

    İl ogrısız bolmaz, tag börisiz bolmaz.

    (İl uğrusuz [hırsızsız, haydutsuz] olmaz, dağ kurtsuz olmaz.)

    (ESKİ TÜRK)

    Kazak, Kırgız ve kurt kardeştirler.

    (KAZAK, KIRGIZ)

    Keçi kurttan kurtulursa gergedan olur.

    (ANADOLU)

    Keçiye rakı içirmişler, kurdun evini sormuş.

    (ANADOLU)

    Komşu kurt beni talasın.

    (ANADOLU)

    Koyun sürüsüne kurt dadanmış.

    (ANADOLU)

    Koyunu güden kurdu görür.

    (ANADOLU)

    Koyunu kurda ısmarlar.

    (ANADOLU)

    Koyunu kurta ısmarlırı.

    (Koyunu kurda ısmarlar.)

    (KERKÜK)

    Koyununu kurda kaptıran çobanın ağzını bıçak açmaz.

    (ANADOLU)

    Köyün itleri kendi aralarında düşman olsalar da, kurdu görünce birleşirler.

    (KIRGIZ)

    Kurda koyun sürüsü inanmak.

    (ANADOLU)

    Kurda varan.

    (Cesur kişi.)

    (ANADOLU)

    Cesur kişilere ''kurda varan'', korkaklara ise ''çömelip ürüyen'', yani kurttan korkan ve köpek gibi havlayan denilir.

    Kurdu koyunla barıştırır.

    (ANADOLU)

    Kurda ensen neden kalın demişler, kendi işimi kendim görürüm demiş.

    (ANADOLU)

    Kurt ağzından kuzu alınır mı ?

    (ANADOLU)

    Kurt ile koyun, ateş ile su.

    (ANADOLU)

    Kurt ile koyun dost olmaz.

    (ANADOLU)

    Kurt ile kuzuyu bir arada yürüttü.

    (ANADOLU)

    Kurt komşusunu talamaz.

    (ANADOLU)

    Kurt, koyunun pahalı olduğunu bilmez.

    (ANADOLU)

    Kurtla koyun olmaz, ciğerle (akrabayla) oyun olmaz.

    (ANADOLU)

    Kurtla koyun, kılıç ile oyun olmaz.

    (ANADOLU)

    Kurtla koyun, kılıçla oyun.

    (ANADOLU)

    Kurttan yer, koyunnan şivan eder.

    (Kurtlan yer, koyunlan matem eder.)

    (KERKÜK)

    Kurt yağmuru.

    (Güneşli havada yağan yağmur)

    (genel)

    İnanca göre, güneşli havada yağan yağmurda kurtlar doğar.

    Tilki mi togdı, azu böri mi ?

    (Tilki mi doğdu, yoksa kurt mu ?)

    (ESKİ TÜRK)

    Eski Türkler'de bir çocuk doğunca bu soru sorulur; tilki aldattığı için kızı, kurt da yiğitliğinden ötürü erkeği temsil ederdi.

    Tüklü koyunu kurt yemez.

    (Tüylü koyunu kurt yemez.)

    (KERKÜK)


    TÜRK'ÜN AĞLAMASI BİLE KURDA BENZER !

    Bozkurt, Türk kültüründe çok önemli bir yere sahiptir. Kurt ile ilgili efsane, inanış ve gelenekler, Türk kültüründe derin izler bırakmıştır. O derece ki, yabancı kaynaklar bile Kurt ile Türk arasında ilişki kurmuşlar, hatta Türkler'den bahsederken ''Kurttan Türeyenler'' deyimini kullanmışlardır. İşte yine buna benzer olarak, Türkler'in ağlaması bile Çin kaynaklarınca kurt sesine benzetilmiştir.

    Eski Çinli tarihçiler Töles Türkleri için şöyle der: ''Tölesler, kurttan türedikleri için, ağlamaları ve şarkıları da kurt sesine benzer.''
    (Töles, Hun Devleti ile Göktürk Devleti arasındaki zamanda Türkler'in genel adıdır; bütün Türkler'e ''Türk'' adının verilmesi, Göktürkler ile başlar).


    Benzer biçimde, Kaşgarlı Mahmud'un Divan-ı Lugaat-it Türk adlı eserinde kayıtlı bulunan eski bir Türk şiirinde, büyük Türk kahramanı ve hükümdarı Alp Er Tonga'nın yoğ (cenaze) töreninde bulunanların, ''kurt gibi uluduğu, gözyaşları döktüğü, haykırarak yakalarını yırttığı'' anlatılmaktadır.


    KUMAN BAŞBUĞU SAVAŞTAN ÖNCE BOZKURT GİBİ ULUDU

    Kuman Türkleri ile ilgili, Rus salnamelerine geçmiş, Bozkurt'la alakalı olan ilgi çekici bir rivayet vardır.

    Kuman Türkler'i 11.yy.da Doğu Avrupa bozkırlarında yaşıyorlardı. Bizans ve Rusya baş düşmanları idi. Macarlar'a karşı da savaşırlardı.

    Kuman başbuğu Bönek Han, Macarlar'la savaşmak zorundaydı. Ama durum umutsuz görünüyordu. Çünkü komutası altındaki küçük süvari ordusuna karşılık, karşısında büyük ve ağır silahlı bir ordu vardı. Bönek Han savaştan önceki gece çadırından çıktı. Bir kurt gibi ulumağa başladı. Bönek Han'ın ulumasına önce bir kurt yanıt verdi; sonra bir başkası. En sonunda bütün kurtlar ulumağa başladılar. Bu durum üzerine Bönek Han, yarınki savaşta üstün geleceğini anladı. Ve ertesi gün Kuman Türkleri'nin ordusu, kendisinden çok güçlü olan Macar ordusu karşısında parlak bir zafer kazandı.


    MİLLİ SEMBOLLER

    Millet halinde yaşamanın şartlarından biri de milli sembollere saygı göstermektir. İnsan, medenileştiği oranda hürriyetlerinden bir bölümünü fedaya ve bazı kaidelere saygı göstermeye mecburdur. Medenî insan, hayvan gibi rasgele yerde uzanıp uyuyamaz. Her istediği zaman bağıramaz veya türkü söyleyemez. Her istediği şeyi her zaman ve her yerde yapamaz.

    Medenî insan milletçe kutlu sayılan canlı veya cansız varlıklara da saygılı davranır. Kutlu sayılan nesneler bayrak gibi, arma gibi, millî marş; gibi, şeref ve namus gibi şeylerdir. Hayvan için bütün bunlar, bu arada bayrak da değersiz bir şeydir. Çünkü yetmez. Şeref ve namus diye bir duygu veya içgüdünün hayvanda bulunmasına imkan yoktur. Hayvan milli sembolü de bilmez. Çünkü hem millet değildir, hem de millî sembol onun için taş ve ağaç gibisinden herhangi bir nesnedir.

    Milleti millet yapan kaidelerin içinde millî semboller de bulunduğu için bir milleti yıkmak isteyenler onun millî sembollerine de hücum ederler.

    Bir toplumun millî sembolleri olmadı mı artık sürüleşmiş demektir. Bilginlerine, profesörlerine ve her şeyine rağmen onun koyun sürüsünden veya karınca yuvasından farkı yoktur.

    Millî sembollere saldıranlara dikkat edilmelidir: bunu cehalet veya hamakatlarından mi, yoksa gizli maksatlarından mı yapıyorlar?

    Millî sembol olan Oğuz Han'a dil uzatıldı mı, biliniz ki, o, bilerek veya bilmeyerek düşman için çalışıyor demektir.

    Millî sembol olan Bozkurt'a köpek diyenler için de durum aynıdır. Üstelik onlar aynada kendilerini görmektedir.


    TANRIKUT HÜSEYİN NİHAL ATSIZ


    BOZKURT BİR TOTEM YA DA PUT MUDUR ?

    Totemcilik anaerkil düzene dayalı olmasına karşın, Eski Türkler'de ataerkillik vardır. Bir klan dini olan totemcilikte mülkiyet ortaklığı olduğu halde, Türkler'de özel mülkiyet vardı. Totem inacında aynı toteme bağlı olanlar birbirleri ile akraba sayılırken Türkler'de kan akrabalığı geçerlidir. Totemcilik daha çok asalak ekonomiye (avcılık ve devşirmecilik) dayanırken, Türk ekonomisi hayvan yetiştiriciliği üzerine kurulu idi. Totemci topluluklarda her klanın, ata olarak tanıdığı ayrı bir totemi bulunur; Türkler'de ise, bütün bir ulusun kutlu saydığı yalnızca tek bir hayvan vardır. Kurt efsanesinin toplayıcı bir vasfının bulunması, klanları birbirinden ayıran ve karşı karşıya koyan totemcilik düşüncesine aykırı düşmektedir. Klanların bireyleri totemlerinin adı ile anılırlar; Türkler'de ise her bireyin, her ailenin ayrı adı vardır. Klan, totemine taptığı halde, Türkler'de kurda tapılmaz. Totemcilikte ruhun ölmezliğine inanılmamasına karşın, evreni bile ruhlar dünyası olarak gören Eski Türkler'de dini inancın temellerinden birini ruhun ebediliği teşkil eder.

    Dilbilim araştırmaları da Türkler'de totemciliğin olmadığını kanıtlamaktadır. Türkçe'de totem kavramını ifade edebilecek bir sözcük yoktur. Çünkü Türkler'de totem kavramı yoktur ve bir dilde, olmayan bir kavramın karşılığı bir sözcük bulunamaz (totem kelimesi, Türkçe'ye ingilizceden geçmiş bir kelime olup, Kızılderili dillerinden [Algonqin kızılderilileri] alınmıştır).

    Sonuç olarak: Eski Türkler'de kurdun totem, put ya da ilah olması diye bir durum söz konusu değidir. Kurt, Türkler'de yalnızca özgürlük ve bağımsızlığın timsali olarak kullanılmış bir simgedir.


    TÜRK DESTAN ve EFSANELERİNDE KURT

    Kurt, Türk efsanelerinde merkezi bir konumdadır. Kök-Türk kagan sülalesi olan Aşına ailesinin atası bir dişi kurt idi. Kök-Türk kaganları, atalarının anısına saygı olarak, otağlarının önüne altından kurt başlı bir tuğ dikerlerdi. Böylece kurt başlı sancak, Türkler'de kaganlık (hakanlık) alameti olmuştur. Ancak bu gelenek yalnızca Kök-Türkler'e özgü olmayıp, kökeni Asya Hun Türkleri'ne ve Türkler'in eski atalarına değin gider. MÖ'ki Asya Hunları'nda ve hatta o çağlarda Batı Türkistan'da yaşayan U-sun (Wu-sun) Türkleri'nde, tıpkı bildiğimiz Bozkurt Destanı'nda olduğu gibi, kurttan türeme efsanesi ve dişi kurdun verdiği süt ile beslenme inancı yaşıyordu. Aynı efsane Tabgaç Türkleri'nde de vardı; Tabgaç ülkesinde ''kurt dağları'', ''kurt ırmakları'' bulunmaktaydı. Uygur Türkleri'nin kökenlerine ilişkin bir efsane de onları kurda bağlıyordu (Uygur Kaganlığı, Kök-Türk Kaganlığı'nı takiben kurulan bir Türk devleti olup, Kök-Türk Kaganlığı'nın devamıdır).

    Kurt, eski Türk kültüründe ''at'' ile birlikte en önemli yeri tutan hayvandır. Türkler kendilerinin kurt soyundan indiklerine, seferlerde kendilerine kurdun yol gösterdiğine inanmışlardır. Türkler, güçlü ve saldırgan bir hayvan olan kurdu kendilerine simge olarak seçtikleri gibi, komşuları da onları kurttan türemiş saldırgan karakterli insanlar olarak tanımışlardır. Eski bir Arap şairi Türkler'i şöyle anmaktadır: ''Nasl ibn-i dabbat-a bâsil'' yani
    ''YIRTICI KURDUN OĞULLARI''.

    Kök-Türkler'e göre dişi kurt ''ulu ana'', Uygur Türkleri'ne göre de erkek kurt ''ulu ata''dır. Oguz Kagan Destanı'nda, Oguz'a her sefere çıkışında gök bir kurt öncülük eder. Çingizname'de Alanguva, gökten inen bir kurttan gebe kalır ve doğan çocuğun soyundan da Cengiz Han gelir.

    Dede Korkut Öyküleri'nde kurt yüzünün mübarek olduğu belirtilir. Yine Dede Korkut Öyküleri'nden birinde Salur Kazan, kurtla haberleşir, kendisine yurdundan haber vermesini ister.

    Türkler ile kurdun arasında olan efsanevi ilgi, İslam ve Süryani kaynaklarında da yer almıştır. Kaynaklarda Avrupa Hun Türkleri'nden ''Kuzey Kurtları'' olarak söz edilmesi ve Avrupa Hun Türkleri'nin ''Hun-Wulf'' (Hun-Kurt) gibi adlarla anılması da Batı Hunları'ndaki kurt geleneğini göstermektedir.

    Türkler arasında kurda verilen büyük önem yüzyılımıza değin süregelmiş ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ulu önder Atatürk'te de yankısını bulmuştur. (Atatürk'ün Bozkurt'a olan sevgisi, ilgili bölümde anlatılmaktadır.)

    Etnoloji bilimine göre, kurt motifi Türkler için ''tipik''tir; yani, başka kavimlerde görülmeyen etnografik bir belirtidir. Eski Çin kaynaklarında bile Türk soyundan olan kavimler
    ''Kurt'tan Türeyenler'' olarak tanımlanırken, Türk soyundan olmayan kavimler ''Kurt'tan Türeyenlerden Değildirler'' biçiminde ayırdedilmiştir.

    Türk destanlarında kurt yol gösteren, sıkıntılı anlarda yardıma yetişen bir varlıktır. Uygur Türkleri'nin Kutlu Dağ Destanı'nda kurt, ülkeye bolluk ve mutluluk getirdiğine inanılan kutlu bir kayanın Çinliler'e verilmesinden sonra, üzerine uğursuzluk çöken ülkenin açlığa mahkum olması üzerine kendilerine yeni bir yurt arayan Türkler'e kılavuzluk etmişti.

    Batıda (11.yy.ın sonu) Kuman Türkleri'nde yardımına başvurulduğuna ilişkin kayıtlar bulunan kurdun kılavuzluk işlevi, 2.yy.ın ortalarına değin gitmektedir. 160-170 yılları arasında topraklarından ayrılmak zorunda kalan Tabgaç Türkleri'nin ataları (yani Hun Türkleri) bir Bozkurt'un önderliğinde yolsuz dağlardan aşabilmişlerdi.

    Yapılan araştırmalarda, bütün Avrupa, Amerika, Hindistan masal ve öykülerinde yer alan kurt motiflerinin prehistorik çağlarda Orta Asya'dan dünya yayıldığı sonucuna varılmıştır. Başta eski Roma kültüründe olmak üzere dünyadaki kurt mitolojisini ayrıntılı bir biçimde inceleyen A.Alföldi, Roma'daki dişi kurt efsanesi ve Luperkale (ata mağarası) törenlerinin Asya bozkırları (Türkler'in ana yurdu) kökenli olduğunu ve Savaşçı Çobanlar'dan (Türkler'in atalarından) -Etrüskler aracılığı ile- batıya intikal ettiğini ortaya koymuştur.

    En büyük ve en eski Türk destanı olan Oguz Kagan Destanı'nda Oguz Kagan, gün ışığının içinden çıkan bir Bozkurt'un öncülüğünde dünyayı fethetmiştir. Şimdiki Bulgaristan topraklarında bulunan Madara'daki kaya kabartmasında görkemli bir atlı biçiminde gösterilen Kurum Han'ın yanındaki kurt tasviri de, Türk bozkurt geleneğinin taşa işlenmiş örneklerinden biridir. Kurt motifi, çobancılık ve besicilikle (Eski Türkler'in ekonomisi hayvan besiciliğine dayanır) olan sıkı ilgisinden ötürü bozkırlı ve doğrudan doğruya Türk'tür. Bundan dolayı, bugün dahi dünya Türkleri arasında söylenen masal ve halk öykülerinde hem ata, hem de kurtarıcı-kılavuz nitelikleri ile Bozkurt, bütün Türkler'ce kutlu sayılmış ve Türklüğün milli simgesi olmuştur.

    Bozkurt, destanlarda Türk'ün yaşam ve savaş gücünü temsil eder. Türkler, onun soyundan geldiklerine inanmışlardır. Türkler, birçok kutsal varlığa verdikleri gibi kurda da ''Kök Böri'' (Gök Kurt) adını vermişlerdir. Gök renk, Eski Türkler'de kutsallığın, ululuğun simgesi idi; bir şeyi gök rengine büründürmek ya da o şeyin adını ''gök'' sözü ile birlikte söylemek, o şeyi kutsal ya da ulu saymak anlamına gelirdi (örnek: Gök Tanrı, Gök Börü, Gök Bayrak, Gök Kılıç...).

    Türkler kahramanlarını gök kurtlara benzetmiş, kaganlarının gövde yapılarına bile kurt çizgisini işlemişlerdir. Oguz Kagan Destanı'nda Oguz'un beli kurt beline benzetilir. Aynı destanda Oguz Kagan, hükümdarlığını halka bildirdiğinde ''Kök Böri bolsungıl uran'' (Gök Börü olsun savaş narası/parolası) demiştir. Yine Oguz Destanı'nda, Türk ordularına gök tüylü, gök yeleli bir erkek kurt yol gösterir.

    Türkler Ergenekon'dan çıkarken de kaganlarının adı ''Börte Çine'' yani Boz Kurt idi. Ergenekon Destanı'na göre Türkler'e, Ergenekon'dan çıkış yolunu Bozkurt göstermiştir.

    Kırgız Türkleri'nin büyük destanı Manas Destanı'nda kurt, bir düş yorumu olarak karşımıza çıkar. Destana göre Manas Han'ın karısı Kanıkey Hatun düşünde bir eğe görür ve eğeyi alıp saklar. Ertesi gün uyanınca ülkenin deneyimli yaşlı kişilerine düşünü anlatır. Yaşlı kişiler bu düşü duyunca sevinip Kanıkey Hatun'a şöyle derler: ''Senin çocuğun, gök yeleli korkunç bir kurt gibi olacak...'' Kırgız Türkleri, cins ve güzel atlara da ''Kök Börü'' (Gök Kurt, Boz Kurt) adını verirlerdi.

    Günümüz Anadolu folklorunda görülen kurtla ilgili inançlar, yukarıda anlatılanların bir birikimidir. Türkçe'de kurdun özelliklerine ilişkin çok sayıda atasözü ve deyim vardır. Şiire de yansımıştır. İşte birkaç örnek:
    Demişler kurda boynun nite yoğun
    Eyitmiş işlerimin az u çoğun
    Dahi inandığım yok kimseye hiç
    Kamu kendim tutarım er eğer geç

    (GÜVAHİ)

    Mesel-i rastdır cihanda bu söz
    Baş keser tilki kurdun adı var

    (HAMDİ)

    Şahin kocasa da vermez avını
    Ta ezelden kurt eniği kurt olur

    (KARACAOĞLAN)

    Puslu havayı sever kurt
    Kaplamakta gökyüzünü
    Kurşundan ağır bir bulut

    (A.M.DRANAS)


     
  2. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    34.164
    Beğenilen Mesajlar:
    2.213
    Ödül Puanları:
    113
    Cevap: Türklüğün ongunu Bozkurt!
    ERGENEKON DESTANI

    Ergenekon Destanı, Büyük Türk Destanı'nın bir parçasıdır. Kök-Türkler çağını konu alır. Ergenekon Destanı'nın, Türk destanlarının içinde ayrı ve seçkin bir yeri olup, en büyük Türk destanlarından biridir. Ergenekon Destanı'nın, Türk toplum yaşamında yüzyıllarca etkisi olduğu gibi, bugün bile Anadolu'nun dağlık köylerinde, birtakım gelenek ve göreneklerde etkisi görülmektedir.

    Ergenekon Destanı, Bozkurt Destanı'nın ana çizgileri üzerine kurulmuş olup, bu destanın serbestçe genişletilmiş biçimidir diyebiliriz. Daha doğrusu Bozkurt Destanı ile kaynağını belirleyen Türk soyu, Ergenekon Destanı ile de gelişip güçlenmesini, yayılış ve büyüyüş dönemlerini anlatmıştır. Çin tarihlerinin de yazmış olduğu Bozkurt Destanı'nın bittiği yerde, Ergenekon Destanı başlar. Bozkurt Efsanesi'nin devamı, Ergenekon destanı'dır. Ergenekon Destanı, Cengiz Han çağında moğollaştırılmıştır. Ancak bu efsanenin kökleri ve ana motifleri, açıkça Kök Türkler ile ilgilidir. Kök Türk Devleti, MS 6.yy.dan itibaren bir cihan imparatorluğu olmuş ve 200 yıl yaşamıştır. Böyle büyük ve güçlü bir devletin, ilkel Moğollar'dan bir efsane alıp kökenlerini ona dayandırması mümkün değildir. Ayrıca, Ergenekon Destanı'nın ana motiflerinden biri, Demirci'dir. Destanda demirci, dağda demir madeni bulur ve Türkler bu demir madenini eriterek Bozkurt'un önderliğinde Ergenekon'dan çıkarlar. Unutmamak gerekir ki, Göktürkler'in ataları da demirci idiler. Onlar en iyi çelikleri işler, başka devletlere silah olarak satarlardı. Göktürkler'in ataları, demir cevherleriyle dolu dağların eteklerinde türemişler, demirleri eriterek yeryüzüne çıkmışlardı. Sonradan kendilerinin de demirci olmaları bundan ileri gelmektedir. Göktürkler'in temel toprakları olan Altay ve Sayan dağları, zengin demir madenlerinin bulunduğu bir yerdi. Burada çıkan demirin yüksek cevherli olması ve Türkler tarafından mükemmel bir biçimde işlenmesi, çağın Türk savaş endüstrisinin en önemli özelliği idi. Göktürkler çağında Türkler'in işlettikleri demir ocakları ve dökümhaneleri bulunmuştur. Göktürkler demirden ürettikleri kılıç, kargı, bıçak gibi savaş araçlarının yanında yine demirden saban, kürek, orak gibi tarım araçlarını yapmakta da usta idiler. Oysa, Göktürklerden tam beş yüzyıl sonra, yine Türklerle birlikte olmak üzere bir devlet kuran Moğollar, demirciliği bilmezlerdi. Cengiz Han zamanında Moğollar'a elçi olarak gönderilen Çin'deki Sung sülalesinin generali Men Hung, yazmış olduğu ''Meng-Ta Pei-lu'' adlı ünlü seyahatnamesinde, Moğollar'ın Cengiz Han'dan önce maden işlemeyi bilmediklerini, ok uçlarını bile kemikten yaptıklarını, Moğollar'a demir silahların Uygur Türkleri'nden geldiğini anlatmaktadır. Zaten Moğollar, demirciliği Uygur Türkleri'nden öğrenmişlerdir. Aslında demircilik, o çağın Moğol düşüncesine göre büyücülere özgü ve korkunç bir sanattı. Ayrıca Bozkurt, Türkler'in kutsal hayvanıdır. Moğollar'ın kutsal hayvanı köppektir.

    Ergenekon Destanı'nda Türkler, Ergenekon ovasından çıkmak istediklerinde yol bulamazlar. Çare olarak da dağların demir madeni içeren bölümlerini eritip bir geçenek açmayı düşünürler. Demir madenini eritmek için dağların çevresine odun-kömür dizilir ve yetmiş deriden yetmiş körük yapılıp yetmiş yere konulur. Yedi ve yetmiş sayıları, dokuzve katları ile birlikte, Türkler'in mitolojik sayılarındandır. Moğollar'ın mitolojik sayıları ise altı ve altmıştır. Destanda altmış yerine yetmiş sayısına yer verilmesi, bu efsanenin Moğolca bir metinden öğrenilmemiş olduğunu, Türkler'e at olduğunu gösterir.

    Mağaralar, Türk mitolojisinde ve Türk halk düşüncesinde önemli bir yer tutarlar. Bu, yalnızca Göktürk efsanelerinde, Bozkurt ve Ergenekon destanlarında değil, Anadolu'daki masallarda da böyledir. Göktürk efsanelerinin, Bozkurt ve Ergenekon destanlarındaki motiflerin ufak değişikliklere uğramış örneklerini, Anadolu efsanelerinde de bulabiliriz.

    Altay Türkleri'nin efsanelerinde de Bozkurt ve Ergenekon destanlarının izlerini görmek mümkündür. Bir Altay efsanesinde, bir bahadır avlanırken karşısına çıkan geyiği kovalamağa başlar. En sonunda bir Bakır-Dağ'ın önüne gelirler. Baştan başa bakırdan yapılmış olan dağ birden açılır ve geyik açılan delikten içeri girer. Genç bahadır da geyiği izler. Az sonra geyik kaybolur. Efsanenin devamında bahadır türlü canavarla, iyi yürekli yaşlı kişilerle, çok güzel kızlarla karşılaşır. Bu Altay efsanesinde de aynı mağara ve mağaradan geçilerek ulaşılan ova motifleri vardır ve bu Altay efsanesi, Muhammed Hanefi'nin efsanesine belirgin bir biçimde benzemektedir. Altay masal ve efsanelerinde bu tür öykülerin daha mitolojik biçimde olanları da vardır.
    Asya Büyük Hun Devleti'nde, bizzat Hun hakanının başkanlık ettiği törenler vardır. Bu törenlerden en önemlisinde, devletin ileri gelenleri toplanarak Ata Mağarası'na giderler ve orada, hakanın başkanlığında dini törenler yapılır, atalara saygı gösterilir. Aynı törenler, Göktürk Devleti'nde de yapılagelmiştir. Bu adı geçen Ata Mağarası, Bozkurt'un Türk gencini düşmandan kaçırıp sakladığı ve Ergenekon'a ulaştırdığı mağaradır. Ancak bugün, bu mağaranın yeri bilinmiyor. Tabgaçlar da kayaları mağara biçiminde oyarlar ve burada yere, göğe, ata ruhlarına kurban sunarlardı. Bu kurban töreninden sonra da, çevreye kayın ağaçları dikilir, o bölgede kutsal bir orman oluşturulurdu. Asıl önemli olan nokta ise, bütün milletçe bunlara inanılması ve devletin de bu efsaneye saygı göstermesidir. Ayrıca, Aybek üd-Devâdârî'nin anlattığı, Türkler'in kökenine ilişkin ''Ay Ata Efsanesi''nde de mağara ve mağarada türeme motifi vardır. Bu efsanede de, Türkler'in ilk atası olan Ay Ata, bir mağarada meydana gelir. Ay Ata Efsanesi'ndeki mağara, ilk ataya bir ana rahmi görevi görmüştür.
    Ergenekon Destan'ı, Türkler'in yüzyıllarca çift sürerek, av avlayarak, maden işleyerek yaşayıp çoğaldıkları etrafı aşılmaz dağlarla çevrili kutsal toprakların öyküsüdür. Ergenekon Destanı'nın önemli bir çizgisi, Türkler'in demircilik geleneğidir. Maden işlemek, demirden ve en iyi çelikten silahlar yapmak, Eski Türkler'in doğal sanatı ve övüncü idi. Ergenekon Destanı'nda Türkler, demirden bir dağı eritmiş ve bunu yapan kahramanlarını da ölümsüzleştirmişlerdir.
    Ergenekon Destanı ilk kez, Cengiz Han'ın kurmuş olduğu Türk-Moğol Devleti'nin tarihçisi Reşideddin tarafından saptanmıştır. Reşideddin, ''Câmi üt-Tevârih'' adlı eserinde Ergenekon Destanı ile ilgili geniş bilgiler vermektedir. Fakat Reşideddin, -yukarıda da değinildiği gibi- bir Türk destanı olan Ergenekon Destanı'nı moğollaştırmıştır (Ergenekon Destanı'nın nasıl moğollaştırıldığı hakkında Prof.Dr.Bahaeddin Ögel'in, Türk Mitolojisi [1.cilt, 59-71. sayfalar] adlı yapıtında geniş bilgiler vardır).
    Ergenekon Destanı, Hıve hanı Ebulgazi Bahadır Han'ın 17.yy.da yazmış bulunduğu ''Şecere-Türk'' (Türkler'in Soy Kütüğü) adlı esere de kaydedilmiştir.

    Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Kurtuluş Savaşında'ki Anadolu'yu, Ergenekon'a benzeterek aynı adı taşıyan bir kitap yazmıştır.
    Ergenekon Destanı'nda Bozkurt, öteki Türk destanlarında da olduğu gibi, ön planda ve baş roldedir. Bu kez Türkler'e yol göstericilik, kılavuzluk yapmaktadır.
    Bir rivayete göre Türkler, Ergenekon'dan 9 Martta çıkmışlardır. Başka bir rivayet ise bu tarihi 21 Mart (Nevruz Bayramı) olarak verir. Öyle anlaşılıyor ki, Ergenekon'dan çıkış işlemleri 9 Martta başlamış, 21 Martta da tamamlanmıştır.


    ERGENEKON

    Türk illerinde Türk oku ötmeyen, Türk kolu yetmeyen, Türk'e boyun eğmeyen bir yer yoktu. Bu durum yabancı kavimleri kıskandırıyordu. Yabancı kavimler birleştiler, Türkler'in üzerine yürüdüler. Bunun üzerine Türkler çadırlarını, sürülerini bir araya topladılar; çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince vuruşma da başladı. On gün savaştılar. Sonuçta Türkler üstün geldi.

    Bu yenilgileri üzerine düşman kavimlerin hanları, beğleri av yerinde toplanıp konuştular. Dediler ki: ''Türkler'e hile yapmazsak halimiz yaman olur !''
    Tan ağaranda, baskına uğramış gibi, ağırlıklarını bırakıp kaçtılar. Türkler, ''Bunların gücü tükendi, kaçıyorlar'' deyip artlarına düştüler. Düşman, Türkler'i görünce birden döndü. Vuruşma başladı. Türkler yenildi. Düşman, Türkler'i öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını, mallarını öyle bir yağmaladılar ki tek kara kıl çadır bile kalmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler, küçükleri tutsak ettiler.
    O çağda Türkler'in başında İl Kagan vardı. İl Kagan'ın da birçok oğlu vardı. Ancak, bu savaşta biri dışında tüm çocukları öldü. Kayı (Kayan) adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. İl Kagan'ın bir de Tokuz Oguz (Dokuz Oğuz) adlı bir yeğeni vardı; o da sağ kalmıştı. Kayı ile Tokuz Oguz tutsak olmuşlardı. On gün sonra ikisi de karılarını aldılar, atlarına atlayarak kaçtılar. Türk yurduna döndüler. Burada düşmandan kaçıp gelen develer, atlar, öküzler, koyunlar buldular. Oturup düşündüler: ''Dörtbir yan düşman dolu. Dağların içinde kişi yolu düşmez bir yer izleyip yurt tutalım, oturalım.'' Sürülerini alıp dağa doğru göç ettiler.
    Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine sarp bir yoldu ki deve olsun, at olsun güçlükle yürürdü; ayağını yanlış yere bassa, yuvarlanıp paramparça olurdu.
    Türkler'in vardıkları ülkede akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, yemişler, avlar vardı. Böyle bir yeri görünce, ulu Tanrı'ya şükrettiler. Kışın hayvanlarının etini yediler, yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler. Bu ülkeye ''Ergenekon'' dediler.
    Zaman geçti, çağlar aktı; Kayı ile Tokuz Oguz'un birçok çocukları oldu. Kayı'nın çok çocuğu oldu, Tokuz Oguz'un daha az oldu. Kayı'dan olma çocuklara Kayat dediler. Tokuz'dan olma çocukların bir bölümüne Tokuzlar dediler, bir bölümüne de Türülken. Yıllar yılı bu iki yiğidin çocukları Ergenekon'da kaldılar; çoğaldılar, çoğaldılar, çoğaldılar. Aradan dört yüz yıl geçti.
    Dört yüz yıl sonra kendileri ve süreleri o denli çoğaldı ki Ergenekon'a sığamaz oldular. Çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki: ''Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtla varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasını araştırıp yol bulalım. Göçüp Ergenekon'dan çıkalım. Ergenekon dışında kim bize dost olursa biz de onunla dost olalım, kim bize düşman olursa biz de onunla düşman olalım.''
    Türkler, kurultayın bu kararı üzerine, Ergenekon'dan çıkmak için yol aradılar; bulamadılar. O zaman bir demirci dedi ki: ''Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat demire benzer. Demirini eritsek, belki dağ bize geçit verir. Gidip demir madenini gördüler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın altını, üstünü, yanını, yönünü odun-kömürle doldurdular. Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapıp, yetmiş yere koydular. Odun kömürü ateşleyip körüklediler. Tanrı'nın yardımıyla demir dağ kızdı, eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak denli yol oldu.
    Sonra gök yeleli bir Bozkurt çıktı ortaya; nereden geldiği bilinmeyen. Bozkurt geldi, Türk'ün önünde dikildi, durdu. Herkes anladı ki yolu o gösterecek. Bozkurt yürüdü; ardından da Türk milleti. Ve Türkler, Bozkurt'un önderliğinde, o kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününde Ergenekon'dan çıktılar.
    Türkler o günü, o saati iyi bellediler. Bu kutsal gün, Türkler'in bayramı oldu. Her yıl o gün büyük törenler yapılır. Bir parça demir ateşte kızdırılır. Bu demiri önce Türk kaganı kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Sonra öteki Türk beğleri de aynı işi yaparak bayramı kutlarlar.
    Ergenekon'dan çıktıklarında Türkler'in kaganı, Kayı Han soyundan gelen Börteçine (Bozkurt) idi. Börteçine bütün illere elçiler göderdi; Türkler'in Ergenekon'dan çıktıklarını bildirdi. Ta ki, eskisi gibi, bütün iller Türkler'in buyruğu altına gire. Bunu kimi iyi karşıladı, Börteçine'yi kagan bildi; kimi iyi karşılamadı, karşı çıktı. Karşı çıkanlarla savaşıldı ve Türkler hepsini yendiler. Türk Devleti'ni dört bir yana egemen kıldılar.


    DEDE KORKUT KİTABI'NDA KURT

    Oguz Türkleri'nin destani hikayeleri olan ve özgün adı ''KİTÂB-I DEDE KORKUT ALÂ LİSÂN-I TÂİFE-İ OĞUZAN'' olan Dede Korkut Kitabı'nda (Türkler'in hemen hemen tüm destanlarında olduğu gibi) kurt yer almaktadır. Dede Korkut Kİtabı'ndan kurt ile ilgili bölümlerin bazıları aşağıya alınmıştır:

    KURT KÖKENİNDEN OLMA:

    ''... Azvay (azman ?) kurt enüği erkeğinden köküm var ! Ağca yünlü tümen (on bin) koyunun gezdürmeye !...''

    BAYIRIN KURDUNA BENZEME:

    ''... Yengi (yeni) bayırın kurduna benzer idi yiğitlerim ! Yedi kişi ile kurulurdu, benim yayım !...''

    ISSIZ YERİN KURDU GİBİ ULUMA:

    ''... Babası ile Yigenek, ... İki hasret birbirine buluştular ! Issız yerin kurdu gibi uluştular !...''

    KURT YÜZÜNÜN MÜBAREK OLMASI:

    ''... Kazan ... Kurd yüzü mubarekdür ! Kurd ilen bir haberleşeyim dedi. Görelim Hânım, ne haberleşti:

    Karangu (karanlık) akşam olanda, günü doğan !

    Kar ile yağmur yağanda, er gibi duran !

    Kara koç atlar görende, kişneşdüren !

    Kızıl deve gördüğünde, bozlaşduran !

    Ağca koyun gördüğünde, kuyruk çarpıp kamçılayan !

    Arkasını vurup, berk ağılın kapısını söken !

    Karma ögeç (2 yaşında koyun) semizin alıp tutan !

    Kanlı kuyruk üzüp, çap çap yutan !

    Avazı, kaba köpeklere kavga salan !

    Çakmaklıca çobanları, dünle (gece) koyturan (yürüten) !

    Ordumun haberin bilir misin, degil (de) manga (bana) !

    Kara başım kurban olsun, kurdum sana !''


    KURT İLE KOYUN :

    ''... Semiz koyun, aruk (zayıf) toklu bayırda kalsa, kurt gelip yemez idi ! Karaça Çoban'ın sapanının korkusundan !...''


    OĞUZ KAĞAN'A YOL GÖSTEREN ''GÖK KURT''

    ÖZGÜN UYGURCA METİN (sayfa: 15-19; satır: 133-168)

    Kırk kündün song Muz Tag tegen tagnung adakıga keldi. Kurıkanın tüşkürdi. Şük bolup uyup turdı. Çang, irte boldukda, Oguz Kagan'nung kurıkanıga kün teg bir çaruk kirdi. Ol çarukdun kök tülüklüg, kök çallug bedik bir irkek böri çıkdı. Oşul böri, Oguz Kagan'ga söz birip turur irdi. Takı dedi kim: ''Ay ay Oguz ! Urum üstige sen, atlar bola sen. Ay ay Oguz ! Tapukunglarga men yürür bola men'' tep tedi. Kene andın song Oguz Kagan, kurıkannı türtürdi, kitdi. Kördi kim, çerigning tapuklarıda kök tülüklüg, kök çallug bedik bir irkek böri yürügüde turur. Ol börining artların kadaglap yürügüde turur irdiler irdi. Bir neçe künlerdin song, kök tülüklüg, kök çallug bu bedik irkek böri turup turdı. Oguz takı çerig birle turup turdı. Munda İtil Müren tegen bir talay bar irdi. İtil Müren'ning kudugıda bir kara tag tapıkıda uruşgu tutuldu...Oguz Kagan başadı, Urum Kagan kaçdı...

    ...Kırk günden sonra Buz Dağ denen dağın ayağına geldi. Çadırını kurdurdu. Sessiz olup uyudu. Tan, sabah oldukta, Oguz Kagan'ın çadırına gün gibi bir ışık girdi. O ışıktan gök tüylü, gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı. Bu kurt, Oguz Kagan'a söz söyleyip durur idi. Dahi dedi ki: ''Ey ey Oguz ! Urum üstüne sen, atlar (yürür) oluyorsun. Ey ey Oguz ! Önlerde ben yürür olacağım'' diye dedi. Gene ondan sonra Oguz Kagan, çadırını dürdürdü, gitti. Gördü ki, çerinin (ordunun) önlerinde gök tüylü, gök yeleli büyük bir erkek kurt yürüye durur. O kurdun artlarından yürüye durur idiler idi. Bir nice günlerden sonra, gök tüylü, gök yeleli bu büyük erkek kurt durdu. Oguz dahi çeri ile durdu. Bunda İtil Müren denen bir deniz var idi. İtil Müren'in kıyısında, bir kara dağ önünde vuruşma tutuldu...Oguz Kagan yendi, Urum Kagan kaçtı...

    Destanda anlatıldığı üzre, ''gök tüylü, gök yeleli erkek kurt'', bir ışık içinde görünmektedir. Oguz Kagan'ın ilk karısı da bir ışık içinde yeryüzüne inmiştir. Bu kutsal ışık, Türk mitolojisinde yaygın olarak görülen bir motiftir. Fakat destandaki en önemli motif, kurdun konuşması ve Oguz Kagan'a yol göstermesidir. Bu motif, üç kıta üzerine yayılan Türkler arasında uzun yıllar unutulmamış, devam edegelmiştir. Hatta, Süryani tarihçilerin anlattıklarına göre. ''Anadolu'yu ele geçiren Türkler, köpeğe benzer bir hayvanın (yani Bozkurt'un) ardından gelmişler ve Bozkurt Anadolu'da kaybolunca, Türkler bu ülkeyi yurt tutmuşlardır.''
    Oguz Kagan Destanı, Oguz Kagan'ın Kıpçak Beg'e ad vermesinden sonra Gökkurt'un Oguz'un karşısına çıkmasını ve onunla konuşmasını şöyle anlatır:


    ÖZGÜN UYGURCA METİN (sayfa: 24-25; satır: 215-225)

    ...Takı ilgerü kitdiler. Andın song Oguz Kagan kene kök tülüklüg, kök çallug irkek böri kördi. Uşbu Kök Böri, Oguz Kagan'ga aytdı kim: ''Amtı çerig birle mundun atlang Oguz. Atlap il künlerni, beglerni kiltürgil. Men senge başlap yolnı körgürür men'' tep tedi. Tan, irte boldukda Oguz Kagan kördi kim, irkek böri çerigning tapuklarıda yürüge turur. Sevindi, ilgerü kitdi...


    ...Dahi ileri gittiler. Ondan sonra Oguz Kagan gene gök tüylü, gök yeleli erkek kurt gördü. İşbu Gök Kurt, Oguz Kagana dedi ki: ''İmdi çeri ile buradan atlan Oguz. Atlanıp il gününü (halkını), beglerini götür. Ben sana başta yolu gösteririm'' diye dedi. Tan, sabah oldukta Oguz Kagan gördü ki, erkek kurt çerinin önlerinde yürüye durur. Sevindi ileri gitti...

    Kesik kesik parçalar halinde aktardığımız Oguz Kagan Destanı'nın bu bölümünde artık kurdun bir ışık içinde görünmesinden söz edilmez. Çünkü destan, daha önce Bozkurt'un nasıl bir ışıkla göründüğünü, yürüdüğünü ve bu ışıkla birlikte nasıl kaybolduğunu anlatmıştır. Oguz Kagan, Çürçet ülkesi üzerine yürürken de Türk'e bozkurt yol göstermektedir. Destan, anlatır:

    ÖZGÜN UYGURCA METİN (sayfa: 29-30; satır: 257-269)

    ...Kene bir kün kök tülüklüg, kök çallug irkek böri yürümeyin turdı. Oguz Kagan takı turdı. Kurıkan tüşküre turgan turdı. Tarlagusız bir yazı yir irdi. Munga, Çürçet tetürürler irdi...Uruş tokuş başladı...Oguz Kagan başadı. Çürçet Kagan'nı basdı, öltürdi, başın kesdi...


    ...Gene bir gün gök tüylü, gök yeleli erkek kurt yürümeyip durdu. Oguz Kagan dahi durdu. Çadır düşürüp kurdurdu. Tarlasız bir yazı yer idi. Buna, Çürçet dedirirler idi...Vuruş tokuş başladı...Oguz Kagan yendi. Çürçet Kağan'ı basdı, öldürdü, başını kesti...

    Destanda, bütün seferlerinde olduğu gibi son seferlerinde de Oguz Kagan'a gök tüylü, gök yeleli Gök Börü (Boz Kurt) kılavuzluk etmektedir. Bakalım destan ne diyor:

    ÖZGÜN UYGURCA METİN (sayfa: 32-33; satır: 288-294)

    ...Andın song kene bu kök tülüklüg, kök çallug irkek böri birle Sındu, takı Tanggud, takı Şagam yınggaklarıga atlap kitdi. Köp uruşgudın, köp tokuşgudun song anlarnı aldı. Öz yurtıga birledi,başadı, basdı...


    ...Ondan sonra gene bu gök tüylü, gök yeleli erkek kurt ile Hint, dahi Tangut, dahi Suriye yanlarına atlayıp gitti. Çok vuruşmadan, çok tokuşmadan sonra onları aldı. Öz yurduna birledi (kattı), yendi, bastı...

    Oguz Kagan Destanı'nda Bozkurt'la ilgili iki bölüm daha vardır. Birincisinde Oguz Kagan'ın çocukluk dönemi anlatılırken beli, kurt beline benzetilir. Destan şöyle der:

    ÖZGÜN UYGURCA METİN (sayfa: 2; satır: 11-14)

    ..Kırk kündin song bedükledi, yüridi,oynadı. Adakı ud adakı teg, billeri böri billeri teg, kögüzü adug kögüzü teg irdi...


    ...Kırk gün sonra büyüdü, yürüdü, oynadı. Ayağı öküz ayağı gibi, belleri kurt belleri gibi, göğüsü ayı göğüsü gibi idi...

    Öteki bölümde ise Oguz Kagan, beğlere ve halka hitaben şöyle demektedir:

    ÖZGÜN UYGURCA METİN (sayfa: 11; satır: 96-99)

    Men sizlerge boldum kagan,
    Alalıng ya takı kalkan;
    Tamga bizge bolsun buyan,
    Kök Böri bolsungıl uran.


    Ben sizlere oldum kagan,
    Alalım yay ve kalkan;
    Damga bize olsun buyan,
    Gök Börü olsun uran.


    Yukarıdaki dörtlüklerde geçen buyan kelimesi uğur, uran kelimesi de savaş çığlığı anlamına gelir. Gök Börü'nün anlamının Boz Kurt olduğunu söylemeğe gerek yok sanırım.


    GÖKLE İLGİLİ İNANÇLARDA KURT

    Kurt, Türk efsanelerinde merkezi bir rol oynar. Kurt'la ilgili Türk inançları gökcisimlerine de yansımıştır.
    İşte örnekler:


    AY'I YİYİP BİTİREN KURTLAR

    Ay bazan dolunay olur, bazan küçülüp donuklaşır. Eski insanlar, bu konu üzerine düşünüp kafa yormuşlar ve kimi efsaneler ortaya çıkarmışlardır. Çeşitli kültürlerde, Ay'ın dolunay durumundan sonra küçülmesi, onu bir şeylerin yemesine bağlanmıştır. Türk kültüründe, Ay'ı yiyebilecek güçler, kurtlardan başka bir şey olamazdı. Eski bir Yakut masalı şöyle der:

    ...Ay, göklerde dolunlaşıp bir tepsi gibi olduğunda, kurtlar hemen koşarlar, ondan bir parça koparıp yerler, böylece ay'ı küçültürlermiş. Ay üzgün ve yaralı olarak kaybolurmuş. Sonradan yaralarını sarıp iyileşir, yeniden dolunlaşıp gökde görünürmüş. Kurtlar dolunayı görünce, birer parça kopararak ay'ı yeniden küçültürlermiş. Ay'ın küçülüp büyümesi, kaybolup yeniden görünmesi bundan ileri gelirmiş...

    Ay'ın bu yolla küçülüp büyümesinin hikayesi birçok kültürde bulunur. Ama Ay'ın kurtlar tarafından yenmesi düşüncesi Türkler'e özgüdür. Çünkü Türk mitolojisinde önemli olan hayvan, Kurt'tur. Bundan ötürü, Yakut Türkleri yukarıdaki masalda Ay'ı kurtlara yedirmişlerdir.

     
  3. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    34.164
    Beğenilen Mesajlar:
    2.213
    Ödül Puanları:
    113
    Cevap: Türklüğün ongunu Bozkurt!

    BÜYÜK AYI BURCU İLE KÜÇÜK AYI BURCU

    Bir Kırgız inanışında şöyle denir:

    ...Küçükayı burcunun arabası, öndeki iki yıldız yani ak ve kır atlar tarafından, Kutup yıldızının çevresinde çekilirler. Büyükayı burcu yani ''Yedi Kardeşler'', Küçükayı burcunun yedi bekçisidirler. Arkalarından gider, onları kollarlar. Gökteki kurtlar ise, atları yemek isterler. Atları yedikleri gün, kıyamet kopacaktır...

    Başka bir Türk efsanesi ise şöyle der:

    ...Büyükayı burcu, Kutup yıldızına zincirlerle bağlı olan yedi kurttur. Küçükayı burcunun atlarını kovalarlar. Zincirlerin koptuğu gün, kıyamet de kopacaktır...

    Bir başka efsane de ise ''Yedi kurt, bir kısrağı kovalamaktadır.''


    GÖK KUŞAĞI

    Kırgız Türkler'i, gökkuşağına Kök Cele yani Gök Yele derler. Gök Yele, aynı zamanda Gök Kurt, Gök Börü anlamındadır. Çünkü, Eski Türk düşüncesinde kurt, adı ile anılmazdı. Atların ve kurtların gök yeleleri atlı ve hayvancı Türkler'in düşüncelerinde çok önemli bir yer tutar.


    KURT'LA İLGİLİ FOLKLORİK İNANÇLAR

    * Albasmaması için, lohusaların yastığının altına bir parça kurt derisi konulur.

    * Bir kişi kurdun böbreğini ve yüreğini yiyip de memesi şişmiş bir koyunun memesine dokunursa koyun hemen iyileşir.

    * Çocuğu yaşamayan kadınlar, bir kurt derisini ortasından delip çocuğu oradan geçirirlerse çocuk yaşar ve uzun ömürlü olur.

    * Çok uyuyanlar, ceplerinde bir kurt gözü bulundurdukları müddetçe az uyurlar.

    * Kurdun aşığı delinir de küçük bir çocuğun beşiğine asılırsa o çocuğa nazar değmez.

    * Bir kişi kurdun etini kebap edip yerse cesur olur.

    * İnsan, kurdun herhangi bir işaretini üzerinde taşırsa heybetli görünür.


    KURT'LARLA İLGİLİ ÖYKÜLER

    Aşağıda yer alan ve kurtlarla ilgili olan yazı, Fransız şair Alfred de Vigny'nin ''Kurdun Ölümü'' adlı eserinden alınmıştır. Alfred de Vigny, Türk değildir. Ama, okuyunca da anlayacağınız gibi, ''Kurdun Ölümü'' adlı hikayemsi şiirinde şair, kurtların özgürlük ve aile yaşamı uğruna nasıl kendilerini feda ettiklerini dramatik bir biçimde dile getirmektedir. Bu dramatik dile getiriş de bizi, Türkler'in niçin Bozkurdu kendilerine simge olarak seçtiklerini açıklayan yanıtlara ulaştırmaktadır. Eğer ki düşünebilirsek...


    KURDUN ÖLÜMÜ

    Şair Vigny, dosları olan soylularla birlikte dağlarda kurt avına çıkar. Vakit gecedir. Issız bir Ay aydınlığı vardır. Alevlenmiş gibi yanan Ay'ın üzerinden bulutlar geçmektedir. Kara ormanlar ufuğa dek dayanmakta, avcılar tüfekleri ile birlikte art arda yürümektedirler. Bir ara, avcıların en deneyimlisi yerde taze pençe izleri görür. Bu izler, oradan az önce geçmiş olan iki kurt ile iki yavrusunun izleridir. Avcılar bıçaklarını hazırlarlar, tüfeklerinin parıltılarını saklarlar. O arada üç avcı durur. Karşılarında alev saçan gözleri ile bir kurt durmaktadır. Biraz ötede, kurdun yavruları sessiz sessiz oynamaktadırlar. Kurdun dişisi tehlike karşısında dimdik durmaktadır.
    Erkek kurt, bütün kaçış yollarının kapalı olduğunu anlar. Ön pençelerini kumlu toprağa saplayarak çömelir ve avcıların köppeklerinin en iri ve saldırgan olanına saldırır. Köppeğin gırtlağına dişlerini geçirir ve bırakmaz. Avcılar üst üste ateş ederler, erkek kurdun gövdesini delik deşik ederler, bıçaklamadık yerini bırakmazlar; ama kurt, köppeğin gırtlağındaki dişlerini biraz olsun gevşetmez. Sonunda da köppeği gebertir.
    Erkek kurt çömelmiş, gövdesine saplı bıçaklarla avcılara bakmaktadır. Avcılar ellerinde tüfeklerle çevresini sarmıştır. Kurt, ağzından akan kanları dili ile yalayarak avcılara son bir kez bakar. Sonunda gözlerini kapar ve ses çıkarmadan son soluğunu verir.
    Dişi kurt ile yavrular ise kaçıp kurtulmuşlardır.
    Bu öyküde erkek kurt, yavruları ve onların özgürlüğü için kendini feda etmiştir. Eğer iki yavru olmasa idi, dişi kurt da erkeği ile birlikte döğüşecekti. Ancak, onun bir görevi vardı: O iki yavruyu dağlara kaçırmak, onlara açlığa dayanmayı ve insanların yanında bir lokma ekmek ve yatacak yere karşılık özgürlüklerini feda eden köppekler gibi olmamayı öğretmek...
    Erkek kurt ölmeden önceki son bakışlarında belli ki avcılara şunu demek istemiştir.
    ''İnlemek, ağlamak, yalvarmak; bunların hepsi onur kırıcıdır. Alın yazının seni sürüklediği yolda, uzun ve ağır görevini yerine getir. Sonra da benim gibi ses çıkarmaksızın acı çek ve öl. Ama başın dimdik, özgürce ve yiğitçe !''


    CESETLERİMİZİN TÜRKLÜĞÜNÜN KANITI BOZKURT

    1974 Kıbrıs Barış Harekatı'nın yapılmasının en büyük nedeni, Rum militanların Türkler'e karşı yaptıkları mezalim ve katliamlardır.
    Rumlar, savunmasız ve silahsız Kıbrıslı Türkler'e, kuduz itler gibi saldırıyorlardı. Gördükleri savunmasız Türkler'i (özellikle kadın ve çocukları) acımadan katlediyorlardı. Rumlar birçok Türk yerleşme merkezine baskın düzenlediler. Baskına uğrayan yerlerden Atlılar, Muratağa ve Sandallar köylerinde, bozkurdun Türk kültüründeki önemini gözler önüne seren bir olay cereyan etmiştir.
    Adı geçen Atlılar, Muratağa ve Sandallar köylerindeki Türk cesetleri tanınmaz durumdaydı. Cesetlerin Türkler'e ait olup olmadığı belirlenemiyordu. Birleşmiş Milletler'in yetkilileri, cesetler kısmen çürümüş ve bozulmuş olduğu için, sünnetli olmalarını Türk olmalarının kanıtı olarak kabul etmedi. Ama çocuk cesetlerinin kemer tokalarında bozkurt tasviri vardı. İşte bu bozkurtlu kemer tokalarını gören Birleşmiş Milletler'in yetkilileri hemen cesetlerin Türk cesedi olduğu raporunu verdiler.


    Dikkat edin ! Bizim kanımızdan, kültürümüzden olmayan kişiler bile Türklüğün en büyük kanıtı olarak Bozkurt'u görüyorlar. Sünnetli olmak bile Türklük için yeterli bir belirti sayılmazken Bozkurt, Türk olmanın birinci kanıtı derecesine yükseliyor.

    ATATÜRK ve BOZKURT
    ATATÜRK'E ARMAĞAN EDİLEN BOZKURT HEYKELİ


    HEYKEL'İN ATATÜRK'E HEDİYE EDİLMESİ

    2 Ağustos 1926 gecesi Türkiye'nin ''Bozkurt'' adlı yolcu gemisi, Fransız ''Lotus'' gemisi ile Ege Denizi'nde çarpışır. Bozkurt gemisi batar ve 8 Türk denizcisi boğularak ölür. Ertesi gün, İstanbul'a gelen Lotus gemisinin kaptanı tutuklanır ve Türk mahkemelerince 80 gün hapis cezasına çarptırılır. Lotus gemisinin kaptanının karşı çıkışları sonucu dava, Lahey Sürekli Adalet Divanı'na intikal eder. Lahey Sürekli Adalet Divanı, 7 Eylül 1927'de, Türkiye'nin hukuka aykırı davranmadığına karar verir. Bu kararla birlikte ''Geminin adı ve Türk milletinin milli simgesi, Türk özgürlük ve bağımsızlığının timsali olmasından ötürü'', Türk heyetine, Atatürk'e verilmek üzere tunçtan bir Bozkurt heykeli armağan edilir. Bu davadan dolayı, dönemin adalet bakanı Mahmut Esat'a, Atatürk tarafından Bozkurt soyadı verilmiştir.

    HEYKEL GÖZDEN UZAKLAŞTIRILIYOR

    Adı geçen Bozkurt heykeli 1968 yılına değin Anıtkabir'de sergilenmiş, 1968'de Samsun'da Gazi Müzesi'nin açılmasıyla Atatürk'ün birçok özel eşyası ile birlikte Samsun'a yollanmıştır. Bu Bozkurt heykeli 1978 yılına dek Samsun Müzesi'nde sergilenmiş, fakat CHP iktidarının baskıları sonucu (bu baskıda devrin imar ve iskan bakanı Ali Topuz hayli etkin olmuştur) müzenin deposuna atılmıştır. O günden sonra da heykeli bir daha gören olmamıştır.

    VE HEYKEL YENİDEN KEŞFEDİLİYOR

    Konu hakkında araştırmalar yapan Türkiye Gazetesi muhabiri Kemal Çapraz, heykelin izini sürer ve Samsun'daki Gazi Müzesi'nde bulunduğunu öğrenir. Müze müdürü Mustafa Akkaya'dan bilgi almak ister. Müdür böyle bir heykelin bulunmadığını söyler. Kemal Çapraz, bozkurt heykelinin müzenin deposunda olduğunda ısrar eder ve nihayet heykel depoda bulunup gün ışığına çıkarılır. Fakat müdür bey, akmazsa damlar misali yine zorluk çıkarmak ister ve heykelin fotoğraflarının çekilmesine izin vermez. Lakin acar gazeteci Kemal Çapraz bakanlıktan aldığı yazılı izinle heykelin fotoğraflarını çeker.

    HEYKELİN BOYUTLARI

    Lahey Sürekli Adalet Divanı'nca Atatürk'e armağan edilen bozkurt heykeli kaidesiyle birlikte 29 sm yüksekliğinde, 34 sm uzunluğunda olup, kaidesi 30-12'dir.

    [​IMG]

    ATATÜRK'ÜN ÇALIŞMA MASASINDAKİ BOZKURT

    Atatürk'ün çalışma masasında çağırma zili olarak kullandığı küçük bir bozkurt heykeli daha vardır. Yine tuçtan olan bu heykel kaidesiyle birlikte 8 sm yüksekliğinde ve 9 sm uzunluğundadır.

    Bu heykel de gazeteci Kemal Çapraz'ın girişimleriyle Samsun Gazi Müzesi'nde bulunmuştur.


    ATATÜRK ZAMANI PARALARINDA BOZKURT

    Atatürk döneminde 1927 yılında basılan kağıt 5 ve 10 liralarda Bozkurt resmi kullanılmıştır. Burada Bozkurt, ay-yıldızın içinde koşar durumda tasvir edilmiştir.

    [​IMG]

    DEVLET ARMASI SEÇİLEN BOZKURT

    1925 yılında Türkiye Cumhuriyeti Maarif Vekaleti, Türkiye Cumhuriyeti devlet armasının yapılması için Mustafa Kemal Atatürk'ün direktifleriyle bir yarışma açmıştır. Bu yarışmanın sonunda Namık İsmail'in bozkurtlu arması birinci seçilmiştir. Fakat yarışmaya katılan armalar yeterince görkemli olmadığından kullanılmamışlardır.

    [​IMG]

    BOZKURTLU SİGARA

    Atatürk döneminde, 1935 yılında piyasaya çıkarılan Bozkurt adlı sigaralar vardır. Bozkurt sigarasının üzerinde de bir bozkurt tasviri yer almaktadır.

    [​IMG]

    PULLARDA DA BOZKURT VARDI

    Atatürk'ün ölümünden sonra, 27 Mayıs 1960 ihtilalinde bozkurda ilgi yeniden canlandı. İhtilalin birinci yıldönümünde bastırılan 40 kuruşluk posta pulunda, bozkurt figürlü Ergenekon'dan çıkış sahnesi yer almaktadır.

    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]

    ATATÜRK'E SUNULAN BOZKURT MARŞI

    1935 yılında, Abbas Hilmi Beğ tarafından bir ''BOZKURT MARŞI'' yazılıp Atatürk'e sunulmuştur. Bu marştan kısa bir bölüm:

    Bozkurtlara örnektir, dernektir Gazimiz,
    Karanlıktan kurtulduk, aydınlığa azimiz.

    Türkler bugün cumhuriyet temelini kurdular
    Bu temelin çamurunu kan ile yoğurdular.

    Kutlu olsun ey millet, varlık bayramımız bugün
    Tarihte yoktur böyle gün, en büyük bayram bugün.


    ...VE ÖTEKİLER

    1924 yılında Edebiyat Fakültesi yapısında Atatürk'ün emriyle Fuad Köprülü tarafından kurulan Türkiyat araştırmaları enstitüsünün simgesi meşale tutan bir bozkurttur. Yine, Türk Ocakları'nın, Milli Türk Talebe Birliği'nin, Yavrukurt Teşkilatı'nın, ilk milli petrol şirketimiz olan Petrol Ofisi'nin simgeleri de bozkurttur. Yine, Atatürk zamanında devlet okullarında okuyan öğrencilerin başlıklarında bozkurt yer almıştır.


    KURTULUŞ SAVAŞI, ATATÜRK ve BOZKURT

    Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Türk topraklarının işgaline karşı yapılan Kurtuluş Savaşı, destan çağlarında cereyan etmiş olsa idi, bir Kurtuluş Destanı ortaya çıkacak ve bu destanda da mutlaka bir ''Bozkurt motifi'' bulunacaktı. Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Savaşı'nın öncüsü ve en baştaki teşkilatçısı olmuş, bu niteliği ile (tıpkı Bozkurt gibi) bir kılavuz vazifesi görmüştür. Daha sonra da, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması ile (yine Bozkurt gibi) kurtarıcı durumuna yükselmiştir. Son olarak, devrimleri ile çağdaş, ileri ve milliyetçi Türk nesilleri yetiştirme çabası, onun Türk milletinin bekasını sağlamağa yönelik amacını göstermektedir. Kendisine önerilen soyadları arasından Atatürk'ü seçmesi ise, onun gelecekteki Türk nesillerince ata olarak anılma isteğinin belirtisidir. Böylece kılavuz, kurtarıcı ve ata niteliklerini kendisinde birleştirmiştir. Atatürk bundan ötürü yabancı yazarlarca -derin bir sezgi ile-Bozkurt olarak adlandırılmıştır
     
Türklüğün ongunu Bozkurt! konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Ata'nın TÜRKLÜK görüşleri

    Ata'nın TÜRKLÜK görüşleri

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Türklük ile ilgili görüş ve düşünceleri. Lütfen her kes beynine kazısın. Bunları her yerde anlatsın Türkiye Türklerindir, Dünya yüzünde, Türkten daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlık tarihinde görülmemiştir. Birgün,ressamlar Türk"ün simasını kaybederlerse, yıldırımı alsınlar, yapıversinler...
  2. bozkurt resimleri

    bozkurt resimleri

    Merhabalar degerli misafirimiz, sitemizde toplu bir temizlik yapmak zorunda kaldik. Su anda gormek istediginiz konuyu maalesef sizlere sunamiyoruz. ilgili sayfamizin google siralamalarindan dusmesi icin gerekli algoritmik degerleri sitemize verdik. Verdigimiz rahatsizlik icin sizlerden ozur dileriz. Dilerseniz yukaridan sitemizin logosuna tiklayarak anasayfamiza gidebilir, Ya da ust sag...
  3. Bozkurt Efsanesi

    Bozkurt Efsanesi

    bozkurt efsanesi bozkurt efsaneleri türk efsane özetleri boz kurt efsanesi ilk dünya güzelimiz Bozkurt Destanı, bilinen en önemli iki Kök-Türk destanından biridir (ötekisi Ergenekon Destanı'dır; ayrıca Ergenekon Destanı'nın, Bozkurt Destanı'nın devamı olması güçlü bir olasılıktır). Bu destan bir bakıma Türkler'in soy kütüğü ve var olma öyküsüdür. Ayrıca, Türk ırkının yeni bir var oluş...
  4. Yaş 17-ipek ongun

    Yaş 17-ipek ongun

    yaş on yedi kitabının ana fikri ipek ongun yaş on yedi kahramanları ipek ongun 17 kitapları serisi GENÇLERİN SORUNLARINA HAYATLARINA HİTAP EDEN KİTAPLAR VE GÜZEL ANLATIM BİÇİMİYLE İPEK ONGUNUN KİTAPLARINI ÇOGUMUZ OKUYORUZ YİNE BU KİTABIDA DİĞERLERİ GİBİ ÇOK GÜZEL GERCEKTEN..... KİTAP ADI: YAŞ 17 YAZARI: İPEK ONGUN SAYFA: 176 TÜRÜ: ROMAN YAYINEVİ: EPSİLON Yaş On Yedi bir...
  5. Işte hayat-ipek ongun

    Işte hayat-ipek ongun

    ipek ongun işte hayat ipek ongun işte hayat oku oku kitabını kitapları KİTAP ADI: İŞTE HAYAT YAZARI:İPEK ONGUN SAYFA: 447 TÜRÜ: ROMAN YAYINEVİ: EPSİLON Bir Genç Kızın Gizli Defteri" serisinin beşinci ve son kitabında İpek Ongun hayatla yüzyüze gelen gençleri anlatıyor. Üniversitenin son yılında Serra ve arkadaşları günümüzün zor koşullarıyla baş etmeye...

Sayfayı Paylaş